-A d, (-s) a, a harfi, van - tot z a) adan zye, b) baştan sona, wie - zegt moet ook b zeggen hamama giren terler, başlayan bitirmelidir, hij/zij kent geen - voor een B Adan Bden çakmaz, elifi görse mertek sanır, -A ilg, 1) 3 - 8 3 ile 8 arası, 2) tanesi, parça bana, vijf flesjes bier - fl - beş şişe bira tanesi bir guldenden -AA (op recepten) dezelfde hoeveelheid als boven yukarıda anılan miktarda -AAGJE nieuwsgierig - merak hastası, meraklı Melahat -AAI d, (- en) okşama, sıvazlama. -AAIEN f, g, (aaide, h, geaaid) okşamak, sıvazlamak, de poes - kediyi okşamak, zij aaide het kind over het haar çocuğun saçlarını okşadı -AAK d, (aken) scheep/den mavna, yük teknesi, -AAL d, (alen) zo, yılanbalığı, fig/mec hij is zo glad als een - kurnaz biridir, anasının gözü -AALBES d, (- sen) bot, 1 frenküzümü, 2 (struik) frenküzümü ağacı, -AALMOES d, (...moezen) sadaka, zekat, fıtre, ( om) een - vragen sadaka istemek -AALMOEZENIER d, (-s) askeri papaz, ordu papazı, -AALSCHOLVER d, (-s) zo, karabatak, -AAMBEELD h, (- en) 1 örs, 2 anat, örs kemiği, hij slaat/hamert altijd op het zelfde - hep aynı davulu çalar, ayının kırk türküsü var kırkı da ahlat üstüne, -AAMBEIEN d, mv/çoğ basur, emoroid, hemoroit, -AAN I ilg, 1 -(y)a/e, - de muur opgehangen duvara asılı, - tafel! sofraya! sofra başına! ik stuur dit - u bunu size gönderiyorum, verwant zijn - iemand birine akraba olmak, 2 - da/de, üstünde, yakınında, başında, kenarına, civarında, dolayında, er hangt een foto - de muur duvarda bir resim var, er is iemand - de deur kapıda biri var, zij wonen - de haven liman civarında oturuyorlar, wij zitten - (tafel) sofradayız, - boord gemide, uçakta, 3 - ca/ce, bakımından, hij was blind - een oog bir gözü kördü, bir gözce kördü, gebrek - noksanlığı, sıkıntısı, - ca/ce eksiklik, gebrek - geld para sıkıntısı/darlığı, gebrek - kennis bilgi noksanlığı, 4 (door) - dan/den, - dan/den dolayı, sterven - een ziekte bir hastalıktan ölmek, 5 - het ... - makta/mekte, -(i)yor, ile meşgul, hij is een brief - het schrijven o bir mektup yazıyor, yazmaktadır, de economie is zich weer - het herstellen ekonomi yeniden düzeliyor, zij is het werk - çalışmaktadır, iştedir, 6 -(y) ı/i/u/ü, denken - iets bir şeyi düşünmek, denken - iemand birini düşünmek, 7 - dan/den - a/e dag - dag günden güne, huis - huis ev ev, schouder - schouder omuz omuza, twee - twee ikişer ikişer, 8 - de kook brengen kaynatmak, dat ligt - u zelf size bağlı, - iets toe zijn a) (iets nodig hebben) bir şeye gereksinimi olmak, bir şeye ihtiyaç duymak, b) (rijp zijn) hazır olmak, uygun olmak, ik weet niet waar ik - toe ben ne olacak bilmiyorum, er slecht - toe zijn kötü durumda olmak, (ziek) çok hasta olmak, II z, 1 (v, kleding) zij heeft haar trui - kazağını giymiş, kazağı sırtında, 2 - zijn (staan) açık olmak, açık durmak, de radio staat - radyo açık, het licht is - ışık açık, ışık yanıyor, 3 daar is niets van - o doğru değil, yalandır, er is niets - a) (onbeschadigd) hasar görmemiş, önemli bir durum yok, b) (niet moeilijk) kolay bir iş, c) (niet aantrekkelijk) güzel değil, bana çekici gelmiyor, het is net - kıl payı, het zit er bij hem niet - kesesi elvermiyor, parasal durumu buna yetmiyor, (v,liefde) het is weer - (tussen) sevgi yeniden başladı, -AANBESTEDEN f, g, (besteedde aan, h, aanbesteed) ihale etmek -AANBESTEDING d, (- en) ihale, -AANBETALING d, (- en) peşinat, ilk ödeme, -AANBEVELEN f, g, (beval aan, h, aanbevolen) tavsiye etmek, salık vermek, önermek, iemand bij een vriend - birini bir arkadaşa tavsiye etmek, een bepaald merk - belli bir markayı tavsiye etmek, iemand een advocaat - birine bir avukat tavsiye etmek, zich aanbevolen houden (voor) bir şeye her zaman hazır olmak, -AANBEVELENSWAARDIG s, tavsiyeye değer, -AANBEVELING d, (- en) tavsiye, op - van - nin tavsiyesi üzerine -AANBEVELINGSBRIEF d, (...brieven) tavsiye mektubu -AANBIDDEN f, g, (aanbad, h, aanbeden) 1 tapmak, tapınmak, ibadet etmek, 2 fig/mec ulu görmek, çok sevmek, hayran olmak -AANBIDDER d, (-s) 1 tapan, 2 (bewonderaar) hayran, - s van - nin hayranları, -(y)a/e hayran, zij zijn - s van Ayşe Ayşeye hayranlar, Ayşenin hayranları -AANBIDDING d, 1 tapınma, tapınış, ibadet, tapma, 2 (bewondering) hayranlık -AANBIEDEN f, g, (bood aan, h, aangeboden) sunmak, arz etmek, ikram etmek, kan ik u een kopje thee -? çay içer miydiniz? size çay ikram edebilir miyim? iemand zijn geluk wensen - birine tebriklerini sunmak, zich - a) (persoon) gönüllü kendi hizmetini sunmak, b) (gelegenheid) kendini göstermek, görünmek, düşmek -AANBIEDING d, (- en) 1 hand,/tic, ucuzluk, indirim, tenzilat, iskonto, 2 sunu, teklif, takdim, sunma, 3 (artikel) ucuz mal -AANBINDEN f, g, (bond aan, h, aangebonden) 1 bağlamak, tokalamak, 2 de strijd - tegen ,, ...karşı mücadeleyi başlatmak, 3 kort aangebonden zijn kestirmeci olmak, sert olmak -AANBLAZEN f, g, (blies aan, h, aangeblazen) 1 (vuur) üfleyerek yakmak, 2 fig/mec (hartstocht) tahrik etmek, şiddetlendirmek, 3 (fluit) üflemek -AANBLIJVEN f, gs, (bleef aan, is aangebleven) (in functie) görevde kalmak, çekilmemek, ayrılmamak, (görevini) sürdürmek -AANBLIK d, (- ken) 1 bakış, görüş, bij de eerste - ilk bakışta, 2 (uiterlijk) görünüş, manzara -AANBOD h, teklif, (het aanbieden) sunuluş, sunulma, sunma, een - doen teklif yapmak, sunmak, een voordelig - krijgen yararlı bir teklif almak, vraag en - sunu ve istem, arz ve talep -AANBOREN f, g, (boorde aan, h, aangeboord) 1 delmek, delik açmak, 2 (bronnen) açmak, 3 (mineralen) delerek bulmak, delerken rastlamak -AANBOUW d, 1 (ek) inşa, ek yapı, ek bina, 2 inşaat, ek bina yapma, ilave yapma, in - inşa halinde, yapımda, 3 (v, gewassen) tarım, ziraat, (v, grond) toprağı işleme, sürme -AANBOUWEN f, g, (bouwde aan, h, aangebouwd) 1 ek bina yapmak, 2 yanına inşa etmek, een garage bij het huis - evin yanına bir garaj yapmak, (gewassen) ürün yetiştirmek, (toprağa) ekmek, -AANBRANDEN f, I, gs, (brandde aan, is aangebrand) 1 dibi yanmak, yanıp dibi tutmak, yanıp yapışmak, de aardappels zijn aangebrand patatesin dibi tuttu, patatesin dibi yandı, de melk is aangebrand sütün dibi tuttu, 2 fig/mec kötü sonuçlanmak, gauw aangebrand zijn çabuk tepesi atmak, II g, (- -, h, -) yakmak, tutuşturmak, (hafif) kızartmak, kavurmak -AANBREIEN f, g, (breide aan, h, aangebreid) örerek birleştirmek, eklemek, parçaları örmek -AANBREKEN f, I g, (brak aan, h, aangebroken) 1 açmak, harcamak, harcamaya başlamak, eenfles wijn - bir şişe şarap açmak, u moet voor mij geen nieuwe fles - benim için yeni bir şişe açmayınız, 2 kullanmaya başlamak, kullanıp azaltmak, de voorraad - erzakı kullanmaya başlamak, II gs, (- -, is -) (dag) ağarmak, doğmak, başlamak, de dag brak aan gün ağardı, (nacht) kararmak, kararmaya başlamak, III h, bij het - van de dag şafakta, gün doğarken -AANBRENGEN f, g, (bracht aan, h, aangebracht) 1 taşımak, getirmek, götürmek, 2 (bij huwelijk) çeyiz getirmek, 3 (geluk) getirmek, (iyi şansa) neden olmak, 4 (bij politie) bildirmek, ihbar etmek, 5 (leden) kaydetmek, tescil ettirmek, 6 (veranderingen) iets - bir şey değiştirmek, değişiklik yapmak, -AANBRENGER d, (-s) (verklikker) muhbir, ihbarcı, jurnalcı, -AANBRENGPREMIE d, (-s) teşvik pirimi, özendirme ödülü, -AANDACHT d, dikkat, ilgi, alaka, de - trekken ilgi çekmek, dikkati çekmek, - besteden aan -(y)a/e ilgi göstermek, geen - schenken aan -(y)a/e ilgi göstermemek, iets met - volgen bir şeyi dikkatle izlemek, met grote - pür dikkat, büyük bir dikkatle, iemands - vragen birinden ilgi rica etmek, birinden dikkat göstermesini istemek, -AANDACHTIG I s, dikkatli, II z, dikkatle, ilgiyle, - luisteren dikkatle dinlemek, ilgiyle dinlemek -AANDEEL h, (...delen) 1 hisse, pay, üleş, 2 (bewijs) hisse senedi, aandelen hebben aan (in) een fabriek fabrikada hissesi olmak, fabrikanın kuruluşunda payı olmak, kuruluşuna katılmak, aandelen hebben aan een erfenis bir mirasta hakkı olmak, - hebben aan een misdaad cinayette payı olmak, - aan toonder hamiline yazılı hisse senedi, - op naam isime yazılı hisse senedi, gewoon - adi hisse senedi, preferent - tercihli hisse senedi, rüçhanlı hisse senedi, -AANDEELHOUDER d, (-s) hissedar, ortak, paydaş, -AANDELENKAPITAAL h, (...kapitalen) hisselere bölünmüş sermaye, hisse senedi sermayesi, -AANDENKEN h, (-s) (voorwerp) hatıra, -AANDIENEN f, g, (diende aan, h, aangediend) iemand - birinin geldiğini bildirmek, haber vermek, -AANDIKKEN f, g, (dikte aan, h, aangedikt) 1 koyulaştırmak, 2 fig/mec abartmak, güzelleştirmek, -AANDOEN f, g, (deed aan, h, aangedaan) 1 giymek, giyinmek, 2 (veroorzaken) neden olmak, meydan vermek, 3 (aantasten) etkilemek, zijn gedrag deed ons onaangenaam aan davranışı bize kötü etki yaptı, davranışından hoşlanmadık, davranışını beğenmedik, 4 een haven - limana uğramak, 5 (licht, lamp) açmak, yakmak, 6 iemand een proces - biri aleyhinde dava açmak, birini mahkemeye vermek, -AANDOENING d, (- en) 1 (lichamelijk) hastalık, yangı, 2 (emotie) duygu, -AANDOENLIJK s, z, etkili, etkileyen, etkileyici, -AANDRAAIEN f, g, (draaide aan, h, aangedraaid) 1 (schroef) çevirerek sıkıştırmak, 2 (licht, motor) çevirip açmak, -AANDRAGEN f, g, (droeg aan, h, aangedragen) 1 taşımak, getirmek, 2 (voorstel) getirmek, ileri sürmek, -AANDRANG d, 1 ısrar, met - verzoeken ısrarla rica etmek, op - van - nin ısrarı üzerine, ısrarı ile, op - van mijn vader doe ik het babamın ısrarı üzerine onu yapıyorum, 2 dürtü, tahrik, teşvik, sevk - hebben (w,c,) sıkışmak, tuvaleti gelmek, -AANDRIJVEN I f, g, (dreef aan, h, aangedreven) 1 (aansporen) harekete geçirmek, teşvik etmek, 2 dehlemek, hızla ilerletmek, de koeien - inekleri sürmek, 3 (machine) işletmek, çalıştırmak, II gs, (- -, is -) sahile atılmak, sürüklenerek yanaşmak, -AANDRIJVER d, (-s) harekete geçiren, teşvik eden kimse/şey, -AANDRIJVING d, (- en) tech/tek işletme sistemi, een auto met voorwiel(achterwiel) - öntekerlerden (arkadan) çekişli araba, -AANDRINGEN I f, gs, (drong aan, h, aangedrongen) (birine) yüklenmek, (birini) zorlamak, diretmek, sıkıştırmak, ısrar etmek, dring niet aan, ik kan dit niet bana yüklenmeyin, bunu yapamam, bij de regering op iets - hükümeti bir şeye sıkıştırmak, bij iemand op betaling - birini ödemeye zorlamak, ödemesini ısrarla istemek, hij drong er bij zijn vrouw op aan, dat zij meeging eşini gelmeye zorladı, II h, op - van mijn vader babamın ısrarı üzerine, -AANDRUKKEN f, g, (drukte aan, h, aangedrukt) iyice bastırmak, sıkıştırmak, (koyup) bastırmak, je moet de kurk stevig - mantarı iyice bastırmalısın, mantarı iyice sıkıştırmalısın, -AANDUIDEN f, g, (duidde aan, h, aangeduid) işaret etmek, göstermek, ifade etmek, ima etmek, -AANDUIDEN d, (- en) im, işaret, -AANDURVEN f, g, (durfde aan, h, aangedurfd) cesaret göstermek, cesaret etmek, kalkışmak, çekinmemek, (sorumluluğa) girişmek, (iets) niet - (bir şeye) cesaret edememek, yapmaya çekinmek, -AANDUWEN f, g, (duwde aan, h, aangeduwd) 1 (vooruit) itmek, een auto - bir arabayı itmek, 2 (vast) daha sıkı bastırmak, het deksel van de kist - sandığın kapağını bastırmak, -AANDWEILEN f, g, (dweilde aan, h, aangedweild) (ıslak bezle) silmek, temizlemek, de vloer - döşemeyi silmek, -AANEEN z, aralıksız, peş peşe, yan yana, -AANEENBINDEN f, g, (bond aaneen, h, aaneengebonden) (birbirine) bağlayarak birleştirmek, -AANEENGESLOTEN s, birleşmiş, birleştirilmiş, aralıksız bütün oluşturan, (birlik halinde) dizilmiş, -AANEENHECHTEN f, g, (hechtte aaneen, h, aaneengehecht) birbirine birleştirmek, teyellemek, birbirine dikmek, -AANEENSCHAKELEN f, g, (schakelde aaneen, h, aaneengeschakeld) birbirine zincirlemek, bağlamak, birleştirmek, -AANEENSCHAKELING d, (- en) dizi, sıra, zincirleme, een - van ongelukken bir dizi kaza, -AANEENSLUITEN f, I g, (sloot aaneen, h, aaneengesloten) 1 birbirine birleştirmek, birleştirip kapamak, 2 zich - bağlaşmak, ittifak etmek, birleşmek, de arbeiders hebben zich tot een vakbond aaneengesloten işçiler sendikalaştılar, II gs, (- -, is -) uymak, yan yana olmak, denk gelmek, -AANFLUITING d, (- en) maskaralık, yüzkarası, kepazelik, -AANGAAN I f, gs, (ging aan, is aangegaan) 1 - op -(y)a/e doğru gitmek, yönüne gitmek, op huis - eve doğru gitmek, 2 bij iemand - geçerken birine uğramak, 3 (mogelijk, behoorlijk zijn) uygun olmak, yakışmak, mümkün olmak, het gaat niet aan dat ... yakışmaz ki... 4 (beginnen) başlamak, 5 (vuur) ateş almak, tutuşmak, II g, 1 (sluiten) yapmak, een contract - sözleşme yapmak, (ondernemen) girişmek, werk - işe girişmek, 2 dat gaat mij niets aan beni ilgilendirmez, dat gaat u niet aan o sizi ilgilendirmez, wat mij aangaat ... benim açımdan ... bana gelince ... bence, bana kalirsa, bana göre, allen die het aangaat bütün ilgililer, -AANGAANDE ilg, ... ile ilgili, hakkında, konusunda, -(y)a/e dair, -AANGAPEN f, g, (gaapte aan, h, aangegaapt) iemand (ağzı açıkça, şaşkınca, aptalca) birine bakmak, -AANGEBONDEN s, kort - zijn kestirmeci olmak, sert olmak -AANGEBOREN s, l doğuştan, yaratılıştan, een - gebrek doğuştan sakatlık, 2 var olmakla (doğuşla) kazanılmış, -AANGEBRAND gauw aangebrand zijn çabuk tepesi atmak, -AANGEDAAN s, etkilenmiş, etki altında kalmış, ik was ervan - ondan etkilendim, -AANGELEERD s, öğrenilmiş, doğuştan olmayan, (yetenek, alışkanlık) sonradan kazanılmış, -AANGELEGEN s, bitişik, hemsınır, hemhudut, sınır sınıra olan, -AANGELEGENHEID d, (...heden) önemli iş, konu, staatsaangelegenheden devlet işleri, -AANGELIJND (köpek) bağlı, boş değil, -AANGENAAM s, z, (...genamer, - st) 1 hoş, sevimli, sempatik, cana yakın, een - mens sempatik bir kişi, 2 (lucht, wind) hoş, ılık, güzel, tatlı, het is - weer hava güzeldir, 3 ünl, -! memnun oldum! -AANGENOMEN I s, (işe) kabul edilmiş, istenerek alınmış, üstlenilmiş, - werk kesime alınmış iş, het is geen - werk kesime alınmış iş değildir, götürü iş değildir, een - kind evlatlık, evlat edinilmiş çocuk, II bağ, - dat ...varsayalım ... farzedelim ki, şayet, diyelim ki, -AANGEPAST s, l uyarlanmış, ayarlanmış, uydurulmuş, 2 (topluma) uymuş, ayak uydurmuş, intibak etmiş, -AANGESCHOTEN s, l vurularak yaralanmış, hafif yaralı, kurşunlanmış, 2 fig/mec çakırkeyf, hafif sarhoş, kafası dumanlı, -AANGESLAGEN s, dengesi bozulmuş, dengesini kaybetmiş, - zijn ruhsal dengesi bozulmak, sarsılmak, -AANGETEKEND s, een - e brief taahhütlü mektup, -AANGETROUWD s, evlilikle akraba olan, -AANGEVEN f, g, (gaf aan, h, aangegeven) 1 (aanreiken) (elden ele) vermek, 2 (bekendmaken) ihbar etmek, iletmek bildirmek, haber vermek, een diefstal - bir hırsızlığı bildirmek, 3 een geboorte - bir doğumu nüfusa bildirmek, (aan de douane) beyan etmek, bildirmek, hebt u iets aan te geven? gümrüğe bildirecek bir şeyiniz var mı? 4 (aanwijzen) göstermek, işaret etmek, 5 muz/müz de toon - ana sesi verm fig/mec yol göstermek, -AANGEWEZEN s, op iets - zijn bir şeyle yetinmek zorunda olmak, başka çare olmamak, seçeneksiz olmak, de - persoon en uygun kimse, -AANGEZICHT h, (- en) görünüş, manzara, görüntü van - tot - yüz yüze, -AANGEZIEN bağ, mademki, çünkü, ... - dığından dolayı, - dığı için zira, değil mi ki, için, ...görerek, - het al negen uur is, moet ik gaan saat dokuz (olduğundan) gitmem gerekir, -AANGIFTE d, (-n) (yazılı) beyan, bildirim belasting- vergi beyanı, fişi, - doen beyan etmek, bildirimde bulunmak, -AANGERENZEND s, -(y)a/e bitişik, sınır sınıra, yanında olan, de - e landen sınırdaş/komşu ülkeler, -AANGRIJNZEN f, g, (grijnsde aan, h, aangegrijnsd) -(y)a/e sırıtmak, sırıtarak bakmak, -AANGRIJPEN f, g, (greep aan, h, aangegrepen) 1 (beetpakken) tutmak kavramak, yakalamak, een strohalm - denize düşüp yılana sarılmak, een kans - şansı yakalamak, şansı kaçırmak 2 (indruk maken) etkilemek, etki yapmak, -AANGRIJPEND s, z, etkileyen, dokunaklı, benliği saran, etkili, tesirli, -AANGROEIEN f, gs, (groeide aan, is aangegroeid) 1 gelişerek büyümek, yükselmek, çoğalmak, de - de bevolking artan nüfus, 2 (nagel, plant) yeniden büyümek, yenilenmek, gelişerek daha büyümek, -AANHAKEN f, g, (haakte aan, h, aangehaakt) (çengel) birleştirmek, bağlamak, tutturmak, de wagons - vagonları takmak, birleştirmek, -AANHALEN f, g, (haalde aan, h, aangehaald) I 1 (naar zich toe trekken) kendine çekmek, (ayakkabı ipini) çekip sıkıştırmak, 2 scheep/den ispasa etmek, (çekerek) yakına getirmek, yakınlaştırmak, 3 (citeren) alıntı yapmak, tekrarlamak, een schrijver - bir yazardan alıntı yapmak, 4 (strelen) okşamak, een kind - bir çocuğu okşamak, okşayıp sevmek, 5 girişmek, üzerine almak, veel werk - birçok işi üzerine almak, II gs, (wind enz,) şiddetlenmek, -AANHALING d, (- en) alıntı, -AANHALINGSTEKEN h, (-s) tırnak işareti, alıntı işareti, tussen - s plaatsen tırnak içine almak, -AANHANG d, taraftarlar, tarafolan grup, (birini) izleyenler, yandaşlar, maiyet, de president met zijn - Cumhurbaşkanı ve maiyeti, -AANHANGEN f, gs, (hing aan, h, aangehangen) 1 iemand - birine tutkun olmak, bağlı olmak, bağlanmak, taraftarı olmak, 2 (vastkleven aan) yapışmak, tutmak, yapışık olmak, -AANHANGER d, (-s) 1 (persoon) taraftar, yandaş, yanlı, een - van Galatasaray Galatasarayli, 2 (aanhangwagen) römork, -AANHANGIG s, 1 muallakta, henüz kararlaştırılmamış, askıda, 2 een voorstel - maken bir teklifi gündeme getirmek, een zaak - maken bir davayı mahkemeye sunmak, de zaak is - iş muallakta, karara bağlanmamıştır, -AANHANGSEL h, (- s, - en) (bir kitapta) ek, ilave, med/tıb het wormvormig - apandis, -AANHANGWAGEN d, (-s) römork, -AANHANKELIJK s, bağlı, vefalı, sadık, (sevgi ile) bağlanma eğiliminde, vefakarca, -AANHANKELIJKHEID d, bağlılık, tutkunluk, sadakat, -AANHARKEN f, g, (harkte aan, h, aangeharkt) tarayarak toplamak, de tuin - bahçeyi tırmıklayıp toplamak, -AANHECHTEN f, g, (hechtte aan, h, aangehecht) (teyelleyip) tutturmak, bağlayarak eklemek, iliştirmek, -AANHEF d, 1 giriş, başlangıç, hitap sözcüğü, 2 muz/müz giriş taksimi, -AANHEFFEN f, g, (hief aan, h, aangeheven) (söylemeye, çalmaya) başlamak, muz/müz çalmaya başlamak, açılış taksimi yapmak, een lied - şarkı söylemeye başlamak, -AANHIKKEN f, gs, (hikte aan, h, aangehikt) - tegen başlamakta zorluk çekmek, - meye/- maya karara varamamak, -AANHOREN f, g, (hoorde aan, h, aangehoord) 1 (aandachtig luisteren) dikkatle dinlemek, ilgiyle dinlemek, het is niet om aan te horen o dinlenilecek gibi değil, ten - van - nin huzurunda, 2 (merkbaar zijn uit iemands taal enz,) konuşmasından/sesinden vb, anlaşılmak, hissedilmek, -AANHOUDEND I f, g, (hield aan, h, aangehouden) 1 tutmak, durdurmak, iemand op straat - om de weg te vragen yolu sormak için birini sokakta durdurmak, birini yolundan alıkoymak, 2 (arresteren) tutuklamak, tutmak, yakalamak, 3 (uitstellen) ertelemek, tehir etmek, karar verememek, 4 jur/huk (in beslag nemen) el koymak, engellemek, alıkoymak, 5 durdurmak, de politie hield alle autos aan polis bütün arabaları durdurdu, 6 (laten branden) söndürmemek, (laten blijven) sürdürmek, devam ettirmek, een abonnement - bir aboneyi devam ettirmek, 7 (niet uittrekken) (elbise) çıkarmamak, üstünde tutmak, (behouden) tutmak, işten çıkarmamak, werkvolk - işçileri işten çıkarmamak, çalıştırmaya devam etmek, vee - sığırları satmamak, II gs, 1 (volhouden) sabır ve sebat etmek, dayanmak, (bir konuda) ısrar etmek, 2 scheep/den op de kust - sahile doğru gitmek, 3 (voortduren) devam etmek, sürmek, -AANHOUDEND s, z, sürekli, aralıksız, mütemadiyen, devamlı, durmadan, durmaksızın, het regent - sürekli yağmur yağıyor, yağmur yağmaya devam ediyor, -AANHOUDER d, (-s) ısrarcı, de - wint sabrın sonu selamettir, sabreden derviş muradına ermiş, -AANHOUDING d, (- en) 1 (arrestatie) tutuklama, 2 (uitstel) erteleme, tehir, -AANJAGEN f, g, (jaagde/joeg aan, h, aangejaagd) 1 iemand schrik - birini korkutmak, 2 (machine enz,) hızlı çalıştırmak, 3 (v, vuur, ateş) gürleştirmek, daha gür yakmak, -AANJAGER d, (-s) kompresör, (v, auto) starter, marş motoru, -AANKAARTEN f, g, (kaartte aan, h, aangekaart) iets - gündeme getirmek, konu açmak, -AANKAP d, 1 ağaç kesme, 2 (plaats) ağaç kesilen yer, 3 (het gekapte hout) kesilmiş ağaç(lar), -AANKIJKEN f, g, (keek aan, h, aangekeken) 1 -(y)a/e bakmak, 2 gelişmeyi beklemek, ik wil de zaak nog eens - bu konuyu biraz daha düşünmek istiyorum, het - niet waard bakmaya değmemek, 3 iemand op iets - birine bir şeyin suçlusu gözüyle bakmak, -AANKLACHT d, (- en) 1 şikayet, suçlama, itham, suç iddiası, 2 jur/huk iddianame, suçlama yazısı, -AANKLAGEN f, g, (klaagde aan, h, aangeklaagd) şikayet etmek, suçlamak, suçlandırmak, itham etmek, iemand wegens diefstal - birini hırslzlıkla suçlamak, iemand bij het gerecht - birini mahkemeye vermek, - welgens ile suçlamak, -AANKLAGER d, (-s) davacı, suçlayan kimse, openbare - savcı, -AANKLAMPEN f, g, (klampte aan, h, aangeklampt) 1 scheep/den (mandal ile başka gemiye) bağlamak, 2 fig/mec iemand - ayak üstü birine bir şey sormak/söylemek, onderweg heb ik een voorbijganger aangeklampt om de weg te vragen giderken yolu sormak için bir yayayı durdurdum, -AANKLEDEN f, g, (kleedde aan, h, aangekleed) 1 (çocuk) giydirmek, zich - giyinmek, 2 döşemek, een kamer - oda döşemek, -AANKLEDING d, giyiniş, -AANKLEVEN f, gs, (kleefde aan, h/is aangekleefd) yapışmak, yapışıp kalmak, -AANKLOPPEN f, g, (klopte aan, h, aangeklopt) kapıyı vurmak/çalmak, fig/mec bij iemand om geld - birine para yardımı için başvurmak, para için birinin kapısını çalmak, -AANKNOPEN f, g, (knoopte aan, h, aangeknoopt) düğümlemek, bağlamak, fig/mec (bir müddet) uzatmak, met iemand een gesprek - biri ile konuşmaya başlamak, onderhandelingen - müzakereye başlamak, -AANKNOPINGSPUNT h, (- en) söz ucu, ilişki aracı, een - voor een gesprek konuşmaya başlama noktası, -AANKOMEN f, gs, (kwam aan, is aangekomen) 1 varmak, ulaşmak, erişmek, in Ankara - Ankaraya varmak, de brief is niet aangekomen mektup elime geçmedi, onze brief is niet aangekomen mektubumuz gitmemiş, mektubumuz varmamış, mektubumuz el(ler)ine geçmemiş, 2 bij iemand - birine kısa süre uğramak, je moet eens - bir uğrayıver, 3 (zwaarder worden) kilo almak, şişmanlamak, hij is twee kilo aangekomen iki kilo şişmanladı, 4 (groeien) büyüyüp gelişmek, 5 (el ile) dokunmak, je moet er niet - ona dokunmamalısın, 6 hard - sarsmak, üzmek, sert gelmek, derin etki yapmak, de klap kwam hard aan tokat ona sert geldi, zijn ontslag is hard aangekomen çıkışı onu sarstı, 7 het komt hier op geld aan burada para önemlidir, burada her şey paraya bağlıdır, burada para konuşur, het komt er niet op aan hiçbir önemi yoktur, sorun değil, met iets - bir şeyle gelmek, bir şeyle ortaya çıkmak, met een voorstel - bir öneri ile gelmek, als het er op aankomt om te betalen... ödemeye gelince... het er maar op laten - işi şansa bırakmak, het laten op het laatste ogenblik bir şeyi son ana bırakrnak, nu komt het er op aan kararlaştırılan an geliyor, tegen de muur - duvara çarpmak, iets zien - bir şeyin olacağını ümit etmek, birşeyin olacağını tahmin etmek, ik zie - dat... tahmin/ümit ediyorum ki... -AANKOMEND s, 1 genç, yetişkin, ergen, (bijna volwassen) delikanlı, 2 gelecek, ilerideki, - e week gelecek hafta, 3 een - arts doktor adayı, -AANKOMST d, 1 geliş, varış, 2 (finish) bitiş, -AANKONDIGEN f, g, (kondigde aan, h, aangekondigd) 1 (schriftelijk) resmen bildirmek, beyan etmek, (mondeling) anons etmek, duyurmak, 2 ilan etmek, takdim etmek, tanıtmak, een boek - kitap tanıtmak, een programma - program bildirmek, anons etmek, 3 işaret etmek, önceden bildirmek, kehanette bulunmak, müjdelemek, de bloemen kondigen de lente aan çiçekler baharı müjdeliyor, -AANKONDIGEN d, (- en) 1 anons, ilan, duyuru, sunu, takdim, 2 tot nadere - ikinci bir emre (habere) kadar, -AANKOOP d, (...kopen) satın alınan şey, mal, grote aankopen doen büyük (pahalı) şeyler satın almak, -AANKOPEN f, g, (kocht aan, h, aangekocht) satın almak, almak, -AANKOPPELEN f, g, (koppelde aan, h, aangekoppeld) birbirine bağlamak, çengelle takmak, spoorwagons - vagonları takmak, -AANKUNNEN f, g, (kon aan, h, aangekund) ...hakkından gelmek, ile başedebilmek, dengi olmak, iemand - biriyle başedebilmek, veel geld - çok paraya ihtiyacı olmak, zij kan die taak niet aan o işin dengi değildir, (v, kleren) niet - dar gelmek, die kleren kunje niet meer aan artık o elbiseleri giyemezsin, ik kan de kleren niet aan elbiseler dar geliyor, -AANKWEKEN f, g, (kweekte aan, h, aangekweekt) 1 ekip büyütmek, dikip yetiştirmek, 2 özenle geliştirmek, artırmak, fig/mec (his, arkadaşlık) beslemek, -AANLASSEN f, g, (laste aan, h, aangelast) kaynatmak, kaynakla birleştirmek, -AANLATEN f, g, (liet aan, h, aangelaten) kızdırıp ve soğutup yumuşatmak, -AANLEG d, 1 (demir yolu, park, yol) yapma, inşa etme, düzenleme, 2 (talent) yetenek, eğilim, meyil, yatkınlık, hebben voor - - (y)a/e eğilimi olmak, 3 (park) park, dinlenme yeri, 4 (v, een geweer) nişan alma, nişan hali, 5 jur/huk Rechtbank van eerste Aanleg Asliye Hukuk/ Ceza Mahkemesi, Bidayet Mahkemesi, in - aanwezig zijn yapılışında/yapısında hazır olmak, içinde/özünde bulunmak, -AANLEGGEN I f, g, (legde aan, h, aangelegd) 1 (spoorweg, park, enz,) yapmak, inşa etmek, (kanaal enz,) yapmak, açmak, een kanaal - kanal kazmak, açmak, een tuin - bahçe hazırlamak, yapmak, 2 een schip - gemiyi rıhtıma bağlamak, 3 verband - sargı koymak, sargılamak 4 een geweer - silahı hedefe doğrultmak, nişan almak, 5 het met iemand proberen aan te leggen biriyle ilişki çıkarmaya çalışmak, 6 het erop - dat ... ... (yapmaya vb,) çalışmak/uğraşmak, II gs, scheep/den 1 rıhtıma yanaşmak, 2 (yolda) mola vermek, durmak, daar leggen wij niet aan orada durmayız, -AANLEGSTEIGER d, (-s) scheep/den iskele, -AANLEIDING d, (- en) vesile, sebep, neden, fırsat, - geven tot -(y)a/e neden olmak, kapı açmak, yer vermek, çanak açmak, naar - van... ...ile ilgili olarak, gereğince, - dan/den dolayı, zonder de minste - herhangi bir neden olmaksızın, sebepsiz, nedensizce, -AANLENGEN f, g, (lengde aan, h, aangelengd) sulandınnak, su katmak, (çay) demsizleştirmek, (v, vloeistoffen) inceltmek, -AANLEREN f, g, (leerde aan, h, aangeleerd) 1 (öğrenerek) edinmek, öğrenmek, 2 (gewoonte enz,) kazanmak, geliştirmek, -AANLEUNEN f, gs, (leunde aan, h, aangeleund) 1 dayanmak, tegen de kast - dolaba yaslanmak, 2 fig/mec zich iets laten - karşı koymamak, direnmemek, rıza göstermek, istemeyerek kabul etmek, -AANLEUNWONING d, (- en) bakımevi destekli ikamet, -AANLIGGEN f, gs, (lag aan, h, aangelegen) 1 yatarcasına yakın olmak, aan tafel - sofraya uzanıp oturmak, 2 yakın olmak, bitişik olmak, Nederland ligt tegen Belgie aan Hollanda Belçikaya bitişiktir, -AANLIGGEND s, (birbirine) bitişik, sınır sınıra, yan yana, -AANLIJMEN f, g, (lijmde aan, h, aangelijmd) tutturmak, yapıştırmak, -AANLIJNEN f, g, (lijnde aan, h, aangelijnd) (köpek) ipe bağlamak, -AANLOKKELIJK s, z, çekici, cazip, uygun, een - voorstel cazip bir teklif, uygun teklif, -AANLOKKELIJKHEID d, çekicilik, caziplik, cazibe, -AANLOKKEN f, g, (lokte aan, h, aangelokt) cezbetmek, kendine çekmek, dadandırmak, -AANLOOP d, (...lopen) 1 hamle, hamle koşusu, 2 (bezoek) konuk, ziyaretçi, gelen giden, veel - hebben çok ziyaretçisi olmak, ik had gisteren veel - dün çok gelen gidenim vardı, 3 (inleiding) önsöz, giriş, met een - tot de zaak komen bir önsözle konuya girmek, -AANLOOPHAVEN d, (-s) uğrak limanı, -AANLOPEN f, gs, (liep aan, is aangelopen) 1 - op -(y)a/e doğru yürümek, gitmek, 2 kısa ziyaret etmek, geçerken uğramak, bij iemand - birine uğrayıvermek, 3 (aanraken) çarpmak, 4 (v, een werktuig) sürtünmek, 5 hij liep rood (blauw) aan o kızardı, morardı, 6 (duren) sürmek, devam etmek, het zal wel even - biraz daha sürecek, 7 (motor) işlemek, çalışmaya başlarnak, - tegen a) tesadüfen karşılaşmak, b) çarpmak, -AANMAAK d, imalat, imal, yapım, -AANMAAKHOUT h, çıra, -AANMAKEN f, g, (maakte aan, h, aangemaakt) 1 hazırlamak, yapmak, beton - beton hazırlamak, sla - salata hazırlamak, 2 de kachel - sobayı yakmak, 3 (verf enz,) su koymak, su katmak, sulandırmak, -AANMANEN f, g, (maande aan, h, aangemaand) (ısrarla) öğütlemek, ihtar etmek, tembih etmek, zorlamak, ikaz etmek, uyarmak, iemand tot betaling - birini ödemeye zorlamak, -AANMANING d, (- en) 1 uyarı, ihtar, 2 uyarı mektubu, hij heeft van de belastingen weer een - ontvangen vergi dairesinden yine ödeme ihtarı aldı, -AANMATIGEN f, (matigde zich aan, h, zich aangematigd) zich - 1 haksız olarak talep etmek, iddia etmek, 2 (onbevoegd iets doen) yetkisi dışına çıkmak, haddini aşmak, zich een oordeel - over iets haddini aşarak bir şey hakkında hüküm yürütmek, -AANMATIGEN s, kurumlu, kibirli, kendini begenmiş, küstahça, -AANMELDEN f, g, (meldde aan, h, aangemeld) 1 (aandienen) bildirmek, haber vermek, 2 zich - başvurmak, müracaat etmek, kayıt olmak, zich als nieuw lid - üyeliğini talep etmek, zich als de schilder - kendini ressam olarak tanıtmak, -AANMELDEN d, (- en) 1 beyan, bildiri, 2 (voor betrekking) başvuru, (voor cursus) yazılma, -AANMENGEN f, g, (mengde aan, h, aangemengd) (karıştırarak) hazırlamak, karmak, karıştırmak, karışım yapmak, -AANMEREN f, g, (meerde aan, h, aangemeerd) scheep/den gemiyi önden ve arkadan bağlamak, -AANMERKELIJK s, z, epey, oldukça, hayli, önemli, epeyce, büyük ölçüde, - e voordelen önemli yararlar, -AANMERKEN f, g, (merkte aan, h, aangemerkt) 1 - als... ... olarak göz önüne almak, ...olarak görmek, bilmek, dikkate almak, telakki etmek, 2 (afkeuren) onamamak, kusur bulmak, olumsuz görüş bildirmek, tasvip etmemek, ik heb er niets op aan te merken karşı çıkacak bir şeyim yok, -AANMERKING d, (- en) 1 göz önüne alma, dikkate alma, zijn leeftijd in - genomen yaşı göz önüne alındıgında, niet in - komen göz önüne alınmamak, nazarı itibare alınmamak, hij komt niet voor de betrekking in - o iş için uygun görülmüyor, iets in - nemen bir şeyi göz önüne almak, bir şeyi hesaba katmak, 2 eleştiri, kritik, tenkit, kusur, geen - en! olumsuz gözlem/olumsuz yorum yok! een - krijgen kınanma almak, - maken op kusur bulmak, -AANMETEN f, g, (mat aan, h, aangemeten) (elbise) ölçüsünü almak, ölçmek, zich een pak (laten) - kendine elbise yaptırtmak, elbise biçtirmek, zich een huis (laten) - kendine bir ev satın almak, -AANMODDEREN f, gs, (modderde aan, h, aangemodderd) plansız programsız çalışmak, dağınık çalışmak, -AANMOEDIGEN f, g, (moedigde aan, h, aangemoedigd) teşvik etmek, cesaret vermek, yüreklendirmek, coşturmak, iemand tot iets - birini bir şeye yüreklendirmek, -AANMOEDIGING d, (- en) teşvik, -AANMOEDIGINGSPRIJS d, (...prijzen) teşvik ödülü, -AANMONSTEREN I f, g, (monsterde aan, h, aangemonsterd) scheep/den tayfa almak, II gs, tayfa olmak/yazılmak, hij heeft bij een schip aangemonsterd gemide tayfa oldu, -AANNAAIEN f,g, (naaide aan, h aangenaaid) dikip tutturmak, iemand een oor - birini aldatmak, kandırmak, -AANNEMELIJK s, z, 1 kabul görür, makul, uygun, op - e voorwaarden kabul edilebilir şartlar altında, 2 (geloofwaardig) inanılır, een - verhaal inanılır bir hikaye, fig/mec inandırıcı, güvenilir, -AANNEMEN f, g, (nam aan, h, aangenomen) 1 kabul etmek, almak, een boodschap - bir mesaj almak, de telefoon - telefonu almak, telefona bakmak, 2 kabul etmek, iemand als - lid birini üyeliğe kabul etmek, een vorstel - bir öneriyi kabul etmek, 3 (geloven) inanmak, 4 (goedkeuren) onamak, onaylamak, kabul etmek, als( tot) kind - evlat edinmek, 6 (veronderstellen) farz etmek, varsaymak, aangenomen, dat hij niet komt gelmeyeceğini farz edelim, 7 üzerine almak, kesime almak, üstlenmek, götürü almak, het is geen aangenomen werk kesime alınmış iş değildir, 8 (in dienst nemen) işe almak, ben je aangenomen voor dat werk? o işe alınmış mıydın? alındın mı? -AANNEMER d, (-s) 1 müteahhit, götürücü, 2 (acceptant) kabul eden kimse, muhatap, -AANNEMERSFIRMA d, (-s) müteahhit şirket, müteahhitlik firması, -AANNEMING d, (- en) (iş) üstlenme, kesime alma, -AANPAK d, yöntem, yol, ele alış biçimi, yaklaşım, çalışma şekli, -AANPAKKEN f, g, (pakte aan, h, aangepakt) 1 (vastpakken) yakalamak, tutmak, kavramak, ze is geen katje om zonder handschoenen aan te pakken şirret biridir, pak eens aan! yakala! tut! al! 2 (beginnen) ele almak, halletmek, hij weet van - o çalışkandır, 3 (üzerinde) derin etki yapmak, die woorden pakken hem aan o sözler onu çok etkiliyor, 4 (schaden) zarar vermek, sarsmak, dokunmak, die ziekte heeft hem erg aangepakt hastalık onu sarstı, 5 (behandelen) muamele etmek, davranmak, iemand ruw - birine kötü davranmak, van - weten işe sarılmasını bilmek, işe iyi sarılmak, -AANPAPPEN f, gs, (papte aan, h, aangepapt) met iemand - biriyle ilişki çıkarmaya çalışmak, -AANPASSEN f, g, (paste aan, h, aangepast) 1 (kleding) giyip denemek, denemek için giymek, 2 (passend maken) uydurmak, uyarlamak, 3 zich - aan -(y)a/e uymak, uyum sağlamak, zich aan de omstandigheden - kendini ortama uydurmak, şartlara uymak, -AANPASSING d, (- en) uyum, uyma, uyum sağlama, -AANPASSINGSVERMOGEN h, uyum yeteneği, uyma yeteneği, -AANPLAKBILJET h, (- ten) afiş, poster, duvar ilanı, -AANPLAKBORD h, (- en) ilan tahtası, pano, -AANPLAKKEN f, g, (plakte aan, h, aangeplakt) yapıştırıp asmak, yapıştırmak, verboden aan te plakken bir şey yapıştırmak yasaktır, -AANPLAKZUIL d, (- en) afiş direği, afiş sütunu, -AANPLANT d, 1 (çiçek) dikme, 2 (het aangeplante) dikilmiş bitki, 3 (grond) ekili toprak, dikili toprak, -AANPLANTEN f, g, (plantte aan, h, aangeplant) (yeni filiz, bitki) dikmek dikip büyütmek, -AANPOTEN I f, gs, (pootte aan, h, aangepoot) 1 (aanstappen) çabuk yürümek, daha hızlı yürümeye başlamak, ivmek, 2 fig/mec iyi çalışmak, ilerlemek, II g, (aanplanten) dikmek, -AANPRATEN f, g, (praatte aan, h, aangepraat) 1 iemand iets - birine bir şeyi yamamak, 2 (doen geloven) kandırmak, inandırmak, -AANPRIJZEN f, g, (prees aan, h, aangeprezen) tavsiye etmek, (satmak için) methetmek, reklamını yapmak, övmek, özendirmek, goede waar prijst zichzelf aan iyi mal kendini gösterir, iyi mal reklam istemez, -AANPRIKKEN f, g, (prikte aan, h, aangeprikt) batırıp delmek, delip asmak, -AANRADEN I f, g, (raadde aan, h, aangeraden) salık vermek, tavsiye etmek, öğütlemek, II h, op - van tavsiyesi üzerine, -AANRAKEN f, g, (raakte aan, h, aangeraakt) 1 dokunmak, değmek, fig/mec de fles niet meer - şişeye dokunmamak, artık içki içmemek, 2 fig/mec (aanstippen) geçerken değinmek, -AANRAKING d, (- en) ilişki, temas, iemand met een ander in - brengen birini bir başkası ile buluşturmak, ilişkiye geçirmek, tanıştırmak, in - zijn met ile ilişkide bulunmak, in - brengen ilişkiye geçirmek, temasa geçirmek, met de politie in - komen polisle başı derde girmek, karakolluk olmak, -AANRAKINGSPUNT h, (- en) 1 temas, kontak noktası, 2 fig/mec ilişki, -AANRANDEN f, g, (randde aan, h, aangerand) sarkıntılık etmek, tecavüze kalkışmak, tecavüz etmek, een meisje - bir kıza sarkıntılık etmek, -AANRANDER d, (-s) saldırgan, tecavüz eden kimse, -AANRANDING d, (- en) saldırı, tecavüz, sarkıntılık, -AANRECHT h, d, (- en) mutfak tezgahı, -AANREIKEN f, g, (reikte aan, h, aangereikt) 1 elle vermek, uzatmak, reik mij dat boek even aan şu kitabı bana ver, uzatıver 2 (terloops afgeven) teslim etmek, geçerken vermek, iets bij iemand - bir şeyi birine geçerken vermek, -AANREKENEN f, g, (rekende aan, h, aangerekend) 1 fig/mec sorumlu tutmak, suçlamak, sorumlu görmek, deftere yazmak, 2 zich iets als eer - bir şeyi kendine şeref saymak, -AANRICHTEN f, g, (richtte aan, h, aangericht) müm/mog meydan vermek, neden olmak, işlemek, schade - hasar vermek, zarar vermek, -AANRIJDEN I f, g, (reed aan, h, aangereden) 1 (tegen iets sloten) çarpmak, wij zijn aangereden biri bize arabasıyle çarptı, 2 sürerek getirmek, taşımak, mest - gübreyi araba ile getirmek, II gs, (- -, is -) - komen (araba) sürerek gelmek, sürerek yaklaşmak, yanaşmak, op iemand - birine doğru sürmek, -AANRIJDING d, (- en) çarpışma, kaza, -AANRIJGEN f, g, (reeg aan, h, aangeregen) 1 (parels enz,) dizmek, ipe geçirmek, sıralamak, 2 eğreti dikmek, teyelleyip dikmek, 3 schoenen - ayakkabıların ipini daha sıkıştırmak, -AANROEPEN f, g, (riep aan, h, aangeroepen) God - Allahtan yardım dilemek, -AANROEREN f, g, (roerde aan, h, aangeroerd) 1 (aanraken) bilerek dokunmak, el sürmek, Ellemek, 2 (roerende aanmengen) çalkalayıp karıştırmak, 3 fig/mec (geçerken) değinmek, kısaca temas etmek, door tijdgebrek konden zij dat onderwerp slechts even - zaman azlığından dolayı konuya sadece kısaca değinebildiler, -AANRUKKEN I f, g, (rukte aan, h, aangerukt) 1 (naar zich toe trekken) çekerek yaklaştırmak, yanaştırmak, 2 çekerek yerine koymak, 3 nog een fles laten - bir şişe daha getirmek, ısmarlamak, II gs (- -, is -) mil/ask çabuk yaklaşmak, -AANSCHAF d, satın alma, -AANSCHAFFEN f, g, (schafte aan, h, aangeschaft) satın almak, tedarik etmek, (zich) een auto - (kendine) bir araba satın almak, -AANSCHERPEN f, g, (scherpte aan, h, aangescherpt) 1 yontarak sivriltmek, 2 fig/mec een rekord - rekor kırmak, -AANSCHIETEN f, g, (schoot aan, h, aangeschoten) 1 (ateş edip) hafif yaralamak, 2 aceleyle giymek, een broek pantolonu - aceleyle giymek, 3 (geweer proberen) atıp denemek, 4 iemand - (yolda) birine bir şey sormak, fig/mec hij is aangeschoten o biraz çakırkeyiftir, -AANSCHIJN h, 1 görünüş, yüz, çehre, 2 in het - van de dood... ölüm göründüğünde... ölümün eşiğinde, -AANSCHIKKEN f, gs, (schikte aan, is aangeschikt) 1 yan yana sıkışık oturmak, 2 (aan tafel zitten) sofraya oturmak, de gasten schikten aan konuklar sofraya oturdular, -AANSCHOUWELIJK s, z, görülür, somut, - maken aydınlatmak, - onderwijs görsel eğitim, -AANSCHOUWEN I f, g, (aanschouwde, h, aanschouwd) görmek, tanık olmak, seyretmek, gözle algılamak, gözlemek, het levenslicht - hayat ışığını görmek, doğmak, II h, ten - van... ...huzurunda, gözleri önünde, -AANSCHOUWINGSVERMOGEN h, (gözleme) algılama yeteneği, algı kapasitesi, -AANSCHRAPPEN f, g (schrapte aan, h, aangeschrapt) işaretlemek, (kitabı) çizmek, çizerek işaretlemek, -AANSCHRIJVEN f, g, (schreef aan, h, aangeschreven) 1 (ambtelijk) yazılı bildirmek, tebliğ etmek, talimat vermek, 2 (in rekening brengen) üzerine yazmak, hesabına kaydetmek, fig/mec deftere yazmak, akılda tutmak, fig/mec bij iemand goed (slecht) aangeschreven staan birinin nazarında iyi (kötü) konumu olmak, -AANSCHRIJVING d, (- en) resmi tebliğ, talimat, yazılı emir, -AANSCHROEVEN f, g, (schroefde aan, h, aangeschroefd) vidalamak, vida ile sıkıştırmak, birleştirmek, vidalayıp iyice kapamak, vidalayıp bağlamak, tutturmak, -AANSCHUIVEN f, I g, (schoof aan, h, aangeschoven) iterek yaklaştırmak, een tafel - masayı iterek yaklaştırmak, II gs, aan tafel - (sandalye alıp) masaya oturmak, -AANSJORREN f, g, (sjorde aan, h, aangesjord) (urgan, ip çekerek) bağlamak, sıkıştırmak, de chauffeur sjorde de lading nog wat aan şoför yükü iyice bağladı, ipleri çekerek sıkıştırdı, -AANSLAAN I f, g, (sloeg aan, h, aangeslagen) 1 (treffen) vurmak, een toets - tuşa vurmak, 2 (vastspijkeren) çivilemek, mıhlamak, een huis - bir evi kiraya çıkarmak, satışa çıkarmak, 3 (taxeren) değer belirlemek/biçmek, iets te hoog - bir şeye fazla değer koymak/biçmek, 4 (in beslag nemen) el koymak, (polis) alıkoymak, 5 iemand - birini cezbetmek, II gs, (- -, is -) 1 (vastwortelen) kökleşmek, köklenmek, kök salmak, 2 (v, motor) çalışmak, işlemek, 3 (klok) çalmak, ses vermek, 4 mil/ask selam vermek, 5 (v, rook, beslagen raken) kaplamak, islenmek, buğulanmak, 6 etkilenmek, hij was door het bericht aangeslagen o haberden etkilenmişti, 7 (hond) havlamaya başlamak, 8 (bevallen) beğenilmek, -AANSLAG d, (- en) 1 muz/müz vuruş, (v, typist) tuş (vuruşu, 2 saldırı, suikast, bom- bombalı saldırı, 3 in de - brengen (silah) atışa hazır hale gerirmek, 4 (motor enz,) işleme, çalışma, işleyiş, 5 (v, rook, enz,) is, tortu, 6 (bedrag) vergi tutan, 7 (te betalen belastingsom) vergi borcu, ödenecek vergi, vergi tutarı, -AANSLAGBILJET h, (- ten) vergi tahakkuk formu, vergi ödeme belgesi, -AANSLEPEN I f, g, (sleepte aan, h, aangesleept) 1 (erbij halen) sürükleyerek getirmek, sürükleyerek yaklaştırmak, 2 het bier is niet aan te slepen bira taşımakla yetişmiyor, II gs, (blijven slepen) sürüncemede kalmak, de zaak sleepte maar aan zonder dat er een beslissing viel iş sürüncemede kaldı, -AANSLIBBEN f, gs, (slibde aan, is aangeslibd) alüvyonlanmak, -AANSLIBBING d, (- en) çamurlu toprak, alüvyon, -AANSLUITEN I f, g, (sloot aan, h, aangesloten) 1 bağlamak, telefoon - telefon bağlamak/takmak, hij is aangesloten telefonda, telefonu bağlandı, 2 sıraya koymak, sıra oluşturmak, sıra yapmak, 3 zich - bij (aan) (bir partiye, gruba) katılmak, yanaşmak, bağlanmak, sıra oluşturmak, de schoolkinderen sloten zich tot een lange rij aan okul çocukları uzun bir sıra oluşturdular, fig/mec zich bij de spreker - konuşmacı ile aynı görüşte olmak, II gs, (-, is -) 1 (v, wegen enz,) birleşmek, 2 (passen aan) oturmak, (vücudu) sarmak, -(y)a/e uymak, de treinen sluiten niet aan trenlerin saatleri birbirine uymuyor, 3 - bij uymak, denk düşmek, -AANSLUITING d, (- en) 1 birleşme, katılım (telefoon, trein-) bağlantı, irtibat, ik krijg geen - bağlantı kuramıyorum, 2 (contact) kontakt, ilişki, temas, in - aan (bij, op) ...ile ilgili (ilişik) olarak, fig/mec ik heb de - gemist treni kaçırdım, -AANSMEREN f, g, (smeerde aan, h, aangesmeerd) (üzerine) sürmek, sıvamak, sıvayarak birleştirmek, (delik) kapatmak, een muur - bir duvarı sıvamak, deliklerini kapatmak, fig/mec iemand iets - birine bir şeyi yamamak, kazıklamak, okutmak, -AANSNIJDEN f, g, (sneed aan, h, aangesneden) 1 kesmeye başlamak, ilk parçayı kesmek, ilk kesişi yapmak, een taart - pastanın ilk parçasını kesmek, 2 fig/mec een onderwerp - bir konu açmak, üzerinde konuşmaya başlamak, -AANSPANNEN I f, g, (spande aan, h, aangespannen) 1 boyunduruğa koşmak, 2 jur/huk een proces tegen iemand - birine karşı dava açmak, II gs, (sterker spannen) iyice germek, -AANSPELEN f, g, (speelde aan, h, aangespeeld) sp, iemand (de bal) - birine (topu) atmak, topu tekmelemek, pas vermek, -AANSPOELEN I f, g, (spoelde aan, h, aangespoeld) kıyıya atmak, yığmak, II gs, (- -, is -) kıyıya vurmak, -AANSPOREN f, g, (spoorde aan, h, aangespoord) teşvik etmek, sevk etmek, coşturmak, dürtmek, -AANSPORING d, (- en) 1 teşvik, op - van - nin teşviki üzerine, 2 dürtücü şey, teşvik edici şey, -AANSPRAAK d, (...spraken) 1 (biri ile) konuşma imkanı, we hebben hier weinig - burada az konuşma imkanımız var, az ziyaretçi var, konuşabildiğimiz çok az insan var, 2 talep, istem, istek, hak, talep etme hakkı, - hebben op iets bir şeye hakkı olmak, - maken op iets bir şeyde hak talep etmek, -AANSPRAKELIJK s, (zarardan) sorumlu, mesul, zich voor iets - stellen bir şeyin sorumluluğunu üzerine almak, kendini sorumlu tutmak, sorumluluğu kabul etmek, jij bent er - voor bunun sorumlusu sensin, -AANSPRAKELIJKHEID d, (...heden) 1 sorum, sorumluluk, mesuliyet, jur/huk kovuşturulabilme, 2 sorumlu olunan iş, wettelijke - yasal sorumluluk, de - opeisen voor een aanslag bir suikastın sorumluluğunu üzerine almak, -AANSPREKEN f, g, (sprak aan, h, aangesproken) 1 (beginnen te gebruiken) kullanmaya başlamak, voor die auto moet ik mijn spaargeld - o araba için biriktirdiğim parayı kullanmalıyım, 2 (toespreken) seslenmek, hitap etmek, iemand met u - birine siz diye hitap etmek, een meisje - bir kıza laf atmak, 3 iemand om een schuld - birini borcu ödemeye zorlamak, 4 iemand in rechte - birini mahkemeye vermek, birinden bir talepte bulunmak, 5 iemand over iets - bir şey üzerine biri ile konuşmak, 6 (bevallen) hoşa gitmek, hoş gelmek, deze muziek spreekt mij aan bu müzik hoşuma gidiyor, -AANSTAAN f, gs, (stond aan, h, aangestaan) 1 hoşnut etmek, hoşa gitmek, hoşa gelmek, het antwoord staat mij niet aan cevap beni tatmin etmiyor, cevaptan hoşlanmıyorum, het zal hem niet - o beğenmeyecek, 2 (op een kier staan) açık kalmak, açık olmak, aralık olmak, (motor) çalışıyor olmak, -AANSTAANDE s, I gelecek, ilk gelen, ilerideki, - maandag gelecek pazartesi, önümüzdeki pazartesi, de - verkiezingen gelecek seçimler, 2 müstakbel, - moeder hamile, müstakbel anne, II d, (-n) nişanlı, sevgili, müstakbel eş, -AANSTALTEN d, mv/çoğ hazırlık, - maken yolculuk hazırlıkları yapmak, hazırlık yapmak, hij maakte - om weg te gaan o gitmeye hazırlandı, -AANSTAMPEN f, g, (stampte aan, h, aangestampt) (ayakla) vurarak sıkıştırmak, bastırarak sıkıştırmak, de aarde - toprağı sıkıştırmak, -AANSTAMPEN f, gs, (stapte aan, h/is aangestapt) 1 biraz hızlı gitmek, adımları sıklaştırmak, adımlarını açmak, 2 (-, is -) op iets (op iemand) - bir şeye (birine) doğru gitmek, ilerlemek, adımlamak, -AANSTAREN f, g, (staarde aan, h, aangestaard) dik dik bakmak, iemand - birine dik dik bakmak, -AANSTEKELIJK s, z, bulaşıcı, bulaşkan, bulaşır, başkalarına kolay geçen, bulaşıcı bir şeklide, -AANSTEKEN I f, g, (stak aan, h, aangestoken) 1 (doen branden) yakmak, ateşlemek, (lamba) yakmak, een kaars - mum yakrnak, een sigaret - sigara yakmak, 2 (besmetten) bulaştırmak, başkalarına geçirmek, 3 (vastmaken) tutturmak, delip tutmak, II gs, (-, is -) (v, vruchten) çürümeye başlamak, -AANSTEKER d, (-s) çakmak, -AANSTELLEN f, g, (stelde aan, h, aangesteld) 1 atamak, işe koymak, tayin etmek, - (als) tot olarak atamak, görevlendirmek, 2 zich - naz yapmak, poz yapmak, zich belachelijk - gülünç davranmak, çalım satmak, çalımlanmak, -AANSTELLER d, (-s) (erkek) nazlı, -AANSTELLERIG s, nazlı, cilveli, -AANSTELLERIJ d, (- en) naz, cilve, -AANSTELLING d, (- en) 1 atama, tayin, 2 (akte) atama belgesi, görev belgesi, -AANSTERKEN f, gs, (sterkte aan, is aangesterkt) toparlanmak, gittikçe kuvvetlenmek, kuvvetini tekrar kazanmak, güçlenmek, de zieke is weer wat aangesterkt hasta yeniden birazcık iyileşti, -AANSTICHTEN f, g, (stichtte aan, h, aangesticht) meydan vermek, neden olmak, sebep olmak, işlemek, yapmak, -AANSTICHTER d, (-s) kışkırtıcı, parmakçı, provakatör, önayak, meydan veren kimse, -AANSTICHTING d, (- en) op - van - nin teşviki üzerine, insiyatifinden ötürü, -AANSTIPPEN f, g, (stipte aan, h, aangestipt) 1 (merken) işaretlemek, 2 fig/mec (terloops vermelden) değinmek, geçerken değinmek, 3 med/tıb (parmakla, aletle) dokunmak, tekrar tekrar yoklamak, -AANSTONDS z, derhal, hemen hemencik, şimdi, kısa süre içinde, bira sonra, -AANSTOOT d, fig/mec dargınlık, kırgınlık, - geven incitmek, gücendirmek, darıltmak, - nemen aan... -(y)a/e incinmek, gücenmek, darılmak, volkst/hd - dan/den gocunmak -AANSTOOTGEVEND s, gücendirici, çirkin, yakışmaz -AANSTOTEN I f, g, (stootte aan/stiet aan, h, aangestoten) (persoon) itmek, dürtmek, (deur enz,) iterek örtmek, II gs, tegen - (y)a/e çarpmak, (toosten) kadeh tokuşturmak, zullen we nog eens -? bir tek daha atalım mı? -AANSTREPEN f, g, (streepte aan, h, aangestreept) çizmek, işaretlemek, een plaats in een boek - kitapta bir yer çizmek/ işaretlemek, -AANSTRIJKEN f, g, (streek aan, h, aangestreken) 1 (doen branden) (sürtüp) yakmak, een lucifer - kibrit yakmak, 2 (muur) süre süre boyamak, badanalamak, kaplamak, 3 muz/müz (tele) sürtmek, sürterek ses verdirmek, -AANSTUREN f, gs, (stuurde aan, h, aangestuurd) 1 met het schip op de wal - rıhtıma yaklaşmak, 2 het op een ruzie - kavgaya yönelmek, op bezuinigingen - tutumluluğa yönelme, -AANTAL h, (- len) 1 birkaç, birkaç tane, bir kaç adet, een - mensen birkaç insan, een - boeken birkaç kitap, birkaç tane kitap, 2 miktar, sayı, het - leerlingen bedraagt 600 öğrencilerin sayısı 600dür, -AANTASTEN f, g, (tastte aan, h, aangetast) 1 (aanvreten) zarar vermek, etkilemek, dokunmak, zout tast ijzer aan tuz demiri etkiler, 2 zijn kapitaal - parasını kullanmak, -AANTEKENBLOKJE h, (-s) not defteri, -AANTEKENEN f, g, (tekende aan, h, aangetekend) 1 (met een teken merken) işaretlemek, (opschrijven) not etmek, kaydetmek, 2 taahhütlü göndermek, een brief laten - mektubu taahhütlü göndermek, 3 (nüfus dairesinde) nişan yapmak, nişanlanmak, zij tekenen morgen aan yarın nişanlanıyorlar, 4 jur/huk hoger beroep - temyiz etmek, davayı üst mahkemeye devrettirmek, istinaf mahkemesine başvurmak, -AANTEKENING d, (- en) 1 (notitie) not, yazı, - en maken not tutmak, 2 tescil, kayıt, 3 (afkeuring) eleştiri, olumsuz mütalaa, -AANTIJGEN d, (- en) (kanıtsız) suçlama, töhmet, suç atma, iftira, -AANTIKKEN I f, g, (tikte aan, h, aangetikt) 1 dokunmak, ellemek, değmek, 2 bij iemand - birinin kapısını vurmak, çalmak, yoklamak, II gs, 1 (oplopen) yükselmek, artmak, kazançlı olmak, 10% rente op de bank tikt lekker aan bankada %10 faiz (hesabı) güzel artıyor, 2 mil/ask şapka selamı vermek, de soldaat tikte aan asker selamladı, 3 (elle) dokunmak, değmek, de zwemmer tikte aan yüzücü kıyıya eli ile dokundu, -AANTOCHT d, (- en) yaklaşma, yolda olma, ilerleme, in - zijn yaklaşıyor olmak, yakında bekleniyor olmak, -AANTONEN f, g, (toonde aan, h, aangetoond) 1 (doen zien) göstermek, işaret etmek, 2 (bewijzen) ibraz etmek, 3 (aanduiden) ispatlamak, tanıtlamak, ispat etmek, -AANTOONBAAR s, z, gösterilebilir, ispatlanır, ispatı mümkün, -AANTRAPPEN I f, gs, (trapte aan, h, aangetrapt) (bisiklet) daha hızlı sürmek, II g, 1 (motor) ayakla çalıştırmak, 2 (vasttrappen) sıkıştırmak, bastırarak sağlamlaştırmak, -AANTREDEN I f, gs, (trad aan, is aangetreden) 1 yürüyerek gelmek, yaklaşmak, 2 mil/ask (safta) toplanmak, dizilmek, sıraya girmek, II g, (- -, h, -) ayakla (daha) sıkıştırmak, bastırarak sıkıştırmak, -AANTREFFEN f, g, (trof aan, h, aangetroffen) 1 (birine) rastlamak, karşılaşmak, iemand ergens - birine bir yerde rastlamak, 2 (vinden) bulmak, dat zul je er niet snel - onu orada bulamazsın, -AANTREKKELIJK s, çekici, cazip, alımlı, -AANTREKKELIJKHEID d, çekicilik, cazibe, -AANTREKKEN I f, g, (trok aan, h, aangetrokken) 1 (tot zich trekken) çekmek, 2 (iemand aanlokken) çekmek, cezbetmek, leden - üye çekmek, zich aangetrokken voelen tot - nin cazibesine kapılmak, 3 (aandoen) giymek, giyinmek, zich - alınmak, üstüne almak, 4 (çekerek) sıkıştırmak, kapatmak, een knoop - bir düğümü sıkıştırmak, 5 fig/mec de stoute schoenen - istenilmeyen bir şeyi yapmaya hazırlanmak, yapmaya karar vermek, zich iets - bir şeyi ağıra almak, ciddiye almak, bir şeyden dolayı kederlenmek, II gs, (- -, is -) (v,prijzen, koersen) düzelmek, iyiye gitmek, artmak, yükselmek, çıkmak, de economie trekt aan ekonomi düzeliyor, de prijzen trokken aan fiyatlar yükseldi, -AANTREKKINGSKRACHT d, çekim gücü, magnetische - manyetik çekim gücü, -AANVAARDBAAR s, (- der, - st) kabul edilebilir, makul, uygun, een - voorstel kabul edilebilir bir öneri, -AANVAARDEN f, g, (aanvaardde, h, aanvaard) 1 (accepteren) kabul etmek, dat argument kan ik niet - bu gerekçeyi kabul edemem, 2 (op zich nemen) üstlenmek, üzerine almak, verantwoordelijkheid - sorumluluk üstlenmek, 3 (in bezit nemen) mülkiyetine almak, 4 (ondernemen) girişmek, başlamak, een reis - seyahata çıkmak, gitmek, -AANVAARDING d, (- en) (iş) kabul, kabul edip başlama, üstlenme, - van een ambt bir görevi kabul edip başlama, -AANVAL d, (- len) 1 saldırı, hücum, saldırma, 2 med/tıb hastalık nöbeti, kriz, 3 sp, atak de - is de beste verdediging baskın basanındır, -AANVALLEN I f, g, (viel aan, h, aangevallen) saldırmak, hücum etmek, taarruz etmek, fig/mec (sözlü, yazılı) saldırmak, iemand - birine saldırmak, II gs, (- -, is -) op het eten - yemeğe saldırmak, -AANVALLEND s, z, saldırgan, saldıran, - verbond saldırı bağlaşımı, saldırı ittifakı, - te werk gaan saldırırcasına çalışmak, -AANVALLER d, (-s) 1 saldırgan, saldıran kimse, 2 sp, atakçı, -AANVALSOORLOG d, (- en) saldırı savaşı, -AANVANG d, başlangıç, başlama, een - nemen başlangıç yapmak, başlamak, van de - af başlangıçtan itibaren, in de - başlangıçta, -AANVANGEN I f, gs, (ving aan, is aangevangen) (beginnen) başlamak, girişmek, II g, (-, h, -) (doen) yapmak, baş etmek, başa çıkmak, ik weet niet wat ik met zon man moet - böyle bir adamla nasıl başedeceğimi bilemiyorum, -AANVANGSSALARIS h, (- sen) ilk maaş, -AANVANKELIJK I s, ilk, başlangıç, temel, II z, başlangıçta, - won hij başlangıçta o kazandı, -AANVAREN I f, gs, (voer aan, is aangevaren) zee/den, ilerlemek, yaklaşmak, gelmek, - op iets (yönüne) ilerlemek, II g, (- -, h, -) 1 (per schip aanbrengen) getirmek, 2 een ander schip - başka bir gemiye çarpmak, -AANVARING d, (- en) scheep/den çarpışma, çarpma, -AANVECHTBAAR s, tartışılır, tartışma götürür, itiraz edilebilir, eleştiriye gebe, -AANVECHTEN f, g, (vocht aan, h, aangevochten) (bestrijden) itiraz etmek, karşı gelmek/koymak, protesto etmek/çekmek, -AANVECHTING d, (- en) 1 bastırma, çökme, een - van slaap uyku çökmesi, 2 (lust) istek, arzu, şeytana uyma, -AANVERWANT I s, akraba, evlilikle akraba olan, 2 (dil) akraba, aynı dala ait, II d, (- en) (erkek) dünür, -AANVLIEGEN f, I g, (vloog aan, h/is aangevlogen) 1 iemand - fırlamak, üzerine atlamak, saldırmak, 2 (- -, h, -) uçakla getirmek, II gs, (- - is -) uçurarak yaklaşmak, gelmek, uçarak varmak, -AANVLIJEN f, (vlijde aan, h, aangevlijd) zich - tegen iemand birine sevimlice sokulmak, -AANVOEGEN f, g, (voegde aan, h, aangevoegd) eklemek, katmak, (aanhechten) bağlamak, -AANVOEGEND s, de - e wijs isteme kipi, -AANVOELEN I f, g, (voelde aan, h, aangevoeld) 1 (bevoelen) dokunup hissetmek, 2 (intuitief begrijpen) anlamak, sezinlemek, II gs, hissettirmek, hisse neden olmak, his vermek, zacht - yumuşak gelmek, het voelt koud aan soğuk hissi veriyor, -AANVOER d, (- en) 1 sevk, nakil, de - van levensmiddelen gıda maddeleri sevki, 2 (het aangevoerde) sevk edilen şey, 3 nakil borusu, -AANVOERBUIS d, (...buizen) nakil borusu, -AANVOERDER d, (-s) lider, kumandan, baş, -AANVOEREN f, g, (voerde aan, h, aangevoerd) 1 (leiden) kumandanlık etmek, sevk ve idare etmek, 2 (brengen) taşımak, nakletmek, 3 (argumenten) kanıt ileri sürmek, -AANVOERING d, kumandanlık, öncülük, liderlik, onder - van... - nın liderliğinde, -AANVRAAG d, (aanvragen) müracaat, başvuru, op - istek üzerine, müracaat üzerine, -AANVRAAGFORMULIER h, (- en) başvuru formu, müracaat formu, -AANVRAGEN f, g, (vroeg aan, h, aangevraagd) 1 başvurmak, müracaat etmek, (officieel) talep etmek, rica etmek, zijn ontslag - çıkışını istemek, çıkışına müracaat etmek, (bestellen) ısmarlamak, sipariş etmek, een boek - kitap ısmarlamak, 2 telefoon (gesprek) - telefon bağlantısı rica etmek, -AANVULLEN f, g, (vulde aan, h, aangevuld) (tamamen) doldurmak, tamamlamak, (eksikliği) gidermek, het bestuur moet met twee leden aangevuld worden meclisin iki üye ile tamamlanması gerekir, -AANVULLEND s, eklenen, ek, katılan, een - e overeenkomst ek anlaşma, ek protokol, jur/huk - recht örf hukuku, -AANVULLING d, (- en) 1 ilave, ek, een - op een woordenboek bir sözlüge ek, 2 tamamlama, -AANVUREN f, g, (vuurde aan, h, aangevuurd) fig/mec teşvik etmek, harekete geçirmek, istek uyandırmak, uyarmak, iemands ijver - birini gayretlendirmek, birini gayrete getirmek, de leerlingen - ögrencileri gayretlendirmek, -AANWAAIEN f, gs, (waaide/woei aan, h/is aangewaaid) 1 (rüzgar tarafından) sürüklenmek, yakına getirilmek, 2 (onverwachts komen) komen - gelivermek, beklenmedik yerde bulunmak, görünmek, hij is hier komen - uit Turkije Türkiyeden çıkıp geliverdi, 3 fig/mec kolay elde edilmek, de kennis zal je niet komen - ilim (bilgi) kolay elde edilmez, 4 (door wind branden) tutuşmak, ateş almak, -AANWAKKEREN I f, g, (wakkerde aan, h, aangewakkerd) 1 (feller doen branden) alevlendirmek, 2 een gevoel - bir hissi tahrik etmek, II gs, (- -,is -) (wind, hartstocht) şiddetlenmek, güçlenmek, ağırlaşmak, artmak, de wind is aangewakkerd rüzgar şiddetlendi, -AANWAS d, (- en) I (toename) artış, çoğalış, de - van de bevolking nüfusun artışı, 2 (aanslibbing) lığ, -AANWENDEN f, g, (wendde aan, h, aangewend) 1 (chemisch middel) kullanmak, 2 fig/mec zijn invloed - nüfuzunu kullanmak, zijn gezag - yetkisini kullanmak, moeite - zahmet etmek, -AANWENNEN f, (wende zich aan, h, zich aangewend) alışkanlığa kapılmak, alışmak, zich iets - bir şeye alışmak, -AANWENSEL h, (-s) kötü alışkanlık/adet, kötü huy, -AANWERVEN f, g, (wierf aan, h, aangeworven) (işe) almak, çalıştırmak, fig/mec (partiye üye) kazanmak, (askere) yazmak, -AANWEZIG s, 1 (persoon) bulunan, hazır, mevcut, de - e leerlingen hazır bulunan ögrenciler, 2 elde, mevcut, de - e voorraad stok, (levensmiddelen) eldeki erzak, -AANWEZIGE I h, stok, mevcut, II d, (-n) hazır bulunan kimse, de - n hazır bulunanlar, -AANWEZIGHEID d, 1 (bir yerde) hazır bulunma, hazır bulunuş, uw - is noodzakelijk sizin bulunmanız gereklidir, 2 varlık, var olma, de - van olie is aangetoond petrolün (burada) varlıgı gösterilmiştir, -AANWIJZEN f, g, (wees aan, h, aangewezen) 1 göstermek, işaret etmek, de winnaar - kazananı göstermek, een adres - bir adresi bildirmek, gasten hun plaats - konuklara yerlerini göstermek, iets als de oorzaak - bir şeyi neden olarak göstermek, aangewezen zijn op iets/iemand bir şeyle/biriyle yetinmek zorunda kalmak, seçenekleriyle sınırlı olmak, het aangewezen middel en uygun şey, de aangewezen persoon en uygun kimse, 2 (seçip) görevlendirmek, een opvolger - yerine geçeni seçmek, -AANWIJZEND s, taalk/dilb voornaamwoord işaret zamiri, -AANWIJZING d, (- en) 1 işaret, belirti, 2 önerge, talimat, gebruiks- kullanma kılavuzu/tarifesi, kullanım açıklaması, 3 jur/huk delil, -AANWINNEN I f, g, (won aan, h, aangewonnen) kazanmak, land - (bir yeri ekerek, kurutarak yeni) toprak kazanmak, II gs, (büyüklüğü, değeri) artmak, - in kracht kuvvet kazanmak, kuvveti artmak, -AANWINST d, (- en) kazanım, kazanılan şey, een nieuwe - voor het museum! müze için yeni bir kazanım, -AANWIPPEN f, gs, (wipte aan, is aangewipt) geçerken uğramak, ugrayıvermek, bij iemand - birine uğrayıvermek, birine damlamak, -AANZEGGEN f, g, (zegde aan, h, aangezegd) (vermelden) resmen duyurmak, bildirmek, ilan etmek, -AANZEGGING d, (- en) bildirim, duyuru, exploot van - bildirim belgesi, ilan, -AANZET d, (- ten) ilk hamle, başlatma hareketi, ilk hareket, -AANZETBUIS d, (,,buizen) ek boru, ekleme borusu, -AANZETRIEM d, (- en) bileği kayışı, ustura kayışı, -AANZETSEL h, (-s) 1 ek, ek parça, parça, 2 (bezinksel) tortu, çökelti, -AANZETTEN I f, g, (zette aan, h, aangezet) 1 (naast iets plaatsen) koymak, yerleştirmek, 2 (v, knoppen) iliştirmek, 3 (v, radio) açmak, 4 (motor) çalıştırmak, 5 (aansporen) - tot teşvik etmek, sıkıştırmak, 6 (scherpmaken) bilemek, keskinleştirmek, 7 (vaster draaien) sıkıştırmak, 8 (harç) koyulaştırmak, kalınlaştırmak, boyamak, lippen - dudak boyamak, II gs, (- -,is -) 1 komen - çıkıp gelivermek, türemek, 2 (v, paard) yürümeye başlamak, çekmeye başlamak, 3 (zich vastzetten) yapışmak, (kalksteen) bağlamak, bağlanmak, tutmak, -AANZICHT h, (- en) görünüş, biçim, form, şekil, een ander - krijgen başka şekil almak, başka şekle bürünmek, -AANZIEN I f, g, (zag aan, h, aangezien) 1 bakmak, bakakalmak, iemand met grote ogen - birine şaşkın şaşkın bakmak, iemand niet - birine bakmamak, iemand op iets - bir şey için birinden kuşku duymak, birini şuçlu sanmak, naar het zich laat -, zullen - slecht weer krijgen görünüşe bakılırsa kötü hava ile karşılaşacağız, iets nog wat - biraz daha sabır etmek, 2 iemand iets - birinde bir şey fark etmek, görmek, fig/mec yüzünden okumak, zie hem zijn geluk aan mutlulugu yüzünden okunuyor, II h, 1 (aanzicht) görünüş, zonder - des persoons itibarına/mevkiine bakılmaksızın, een ander - geven başka bir görünüş vermek, başka bir hava vermek, 2 fig/mec (achting) saygınlık, een man van - saygın bir adam, ileri gelen, itibarlı, * ten - van ile ilgili, ile ilgili olarak, -(y)a/e gelince, açısından, -AANZIENLIJK I s, ileri gelen, saygın, itibarlı, (belangrijk) önemli, büyük, kayda değer, II z, hayli, epeyce, oldukça, büyük (ölçüde), çok, -AANZITTEN f, gs, (zat aan, h, aangezeten) 1 masada (sofrada) oturmak, de - den, de aangezetenen konuklar, 2 (aankomen) dokunmak, kinderen mogen er niet - çocuklar buna dokunamazlar, -AANZOEK h, (- en) teklif, öneri, huwelijks - evlilik teklifi, een (huwelijks) - doen bij een meisje bir kıza evlilik teklifi yapmak, een - afwijzen teklifi geri çevirmek, bir rica kabul etmemek, -AANZOEKEN f, g, (zocht aan, h, aangezocht) 1 (ten huwelijk vragen) evlilik teklif etmek, 2 (voor betrekking) müracaat etmek, başvurmak, -AANZUIGEN f, g, (zoog aan, h, aangezogen) 1 sogurarak yapışmak 2 zich ergens - emerek bir yere yapışmak, -AANZUIVEREN f, g, (zuiverde aan, h, aangezuiverd) borcu silmek, kapatmak, -AANZUIVERING d, (- en) ödeme, temizleme, jur/huk borcun ödenip ödenmedigini araştırma, -AANZWELLEN f, gs, (zwol aan, is aangezwollen) 1 çok şişmek, 2 fig/mec (sterker worden) şiddetlenmek, artmak, yavaş yavaş büyümek, kuvvetleşmek, güçlenmek, kuvvetlenmek, -AAP d, (apen) 1 zo, maymun, 2 (persoon) kötü niyetli, şebek, maymun, de - komt uit de mouw dilinin altından baklayı çıkarmak, in de - gelogeerd zijn hapı yutmak, nu zijn wij in de - gelogeerd hapı yuttuk, yandık, buyurun cenaze namazına, voor - staan rezil olmak, gülünç duruma düşmek, zich een - schrikken çok ürkmek ödü kopmak/patlamak, een gezicht als een - maymun gibi çirkin surat, een - van een jongen yaramaz çocuk, şebek, -AAPACHTIG s, z, maymun gibi, maymuna benzer, maymunumsu, -AAR (aren) bot, başak, -AARD d, 1 dogal yapı, yapı, 2 (v,persoon) karakter, huy, damar, mizaç, goed van - iyi huylu, hij heeft een - je naar zijn vaartje huyu babasına benzer, hık demiş burnundan düşmüş, babasının huyunu kapmış, 3 tür, çeşit, van allerlei - her türden, * uit de - der zaak doğal olarak, tabiatiyle, -AARDAPPEL d, (- en, - s) patates, -AARDAPPELMEEL h, patates unu, -AARDAPPELPUREE d, püre, patates püresi, -AARDAPPELZIEKTE d, (- n, - s) bir tür patates hastalığı, -AARDAS d, dünyanın ekseni, -AARDBEI d, (- en) çilek, -AARDBEIENJAM d, çilek reçeli, -AARDBEVING d, (- en) deprem, zelzele, -AARDBEVINGSGEBIED h, (- en) deprem bölgesi, zelzele bölgesi, -AARDBEWONER d (-s) dünya sakini, insan, ademoğlu, -AARDBODEM d, yeryüzü, -AARDBOL d, (- len) 1 dünya, 2 (aardglobe) yerküre, -AARDE d, 1 dünya, 2 (grond) kara, toprak, yer, bitki yetişen toprak, hemel en - bewegen mümkün olan her şeyi denemek, her çareye başvurmak, iemand ter - bestellen birini defnetmek, birini toprağa vermek, onder de - zijn ( liggen) ölmüş olmak, 3 elek, topraklama, dat heeft veel voeten in de - bu iş çok zahmetli/müşkül oluyor, zor bir iştir, -AARDEN I s, topraktan, topraktan yapılmış II f, (aardde, h, geaard) gs, 1 - naar (birine) çekmek, benzemek, huyuna sahip olmak, aynı huyda olmak, hij aardt naar zijn vader babasına çekmiş, 2 (goed groeien) büyümek, yetişmek, gelişmek, 3 (zich thuis voelen) alışmak, kendini evinde gibi hissetmek, ik kon er niet - oraya alışamadım, III g, elek, topraklamak, toprağa bağlamak, de antenne moet geaard zijn anten toprağa bağlanmalı, -AARDEWERK h, çömlek (işi), toprak işi, -AARDGAS h, doğal gaz, -AARDIG I s, 1 (v, personen) hoş, sevimli, ince, güzel, zarif, nazik, een - meisje sevimli bir kız, dat is - van u çok naziksiniz, iets - vinden bir şeyi hoş bulmak, 2 (vrij groot) oldukça büyük, göze çarpacak kadar, een - bedrag büyük bir meblağ, II z, (tamelijk) oldukça, bir hayli, epeyce, het is - warm hava oldukça sıcak, -AARDIGHEID d, (...heden) 1 zevk, voor de - zevk için, 2 (grap) - je gırgır, şaka, 3 (geschenk) - je küçük bir hediye, -AARDKLUIT d, (- en) kesek, toprak parçası, -AARDKORST d, (- en) taşküre, lithosfer, yeryüzü kabuğu, -AARDKUNDE d, yerbilim, jeoloji, -AARDLAAG d, (...lagen) geol/jeol yer tabakası, toprak tabakası, -AARDLEIDING d, (- en) elek, toprak hattı, topraklama hattı, -AARDMANNETJE h, (-s) (masallarda) cüce, cin, -AARDNOOT d, (...noten) bot, yerfıstığı, araşit, arapfıstığı, -AARDOLIE d, (...olien) petrol, -AARDOPPERVLAK h, (- ken), dünyanın yüzeyi, -AARDOPPERVLAKTE d, (- n, - s) dünyanın yüzeyi, -AARDRIJK h, (bütün) dünya, fig/mec insanlık, -AARDIJKSKUNDE d, 1 coğrafya, 2 (les) coğrafya dersi, -AARDIJKSKUNDIGE d, (-n) coğrafyacı, -AARDS s, 1 dünya ile ilgili, dünyaya ait, 2 dünyevi, dünyalık, fig/mec het - e slijk para, -AARDSLAK d, (- ken) zo, Sümüklüböcek, -AARDVERSCHUIVING d, (- en) toprak kayması, -AARDWORM d, (- en) 1 yersolucanı, 2 fig/mec çelimsiz kimse, cılız kimse, -AARS d, (aarzen) 1 anüs, 2 (platlargo) popo, kıç, vulg/k göt, delik, -AARTSBISDOM h, (- men) başpiskoposluk bölgesi, -AARTSBISSCHOP d, (- pen) başpiskopos, -AARTSDOM s, (eşek gibi) aptal, budala, sersem, dangalak, patavatsız, öküz, -AARTSENGEL d, (- en) baş melek, -AARTSLUI s, son derece tembel, -AARTSVADER d, (- s, - en) 1 Israillilerin atası, 2 soy atası, -AARTSVIJAND d, (- en) 1 baş düşman, candüşmanı, 2 şeytan, - van het menselijk geslacht insanlığın düşmanı, -AARZELEN f, gs, (aarzelde, h, geaarzeld) tereddüt etmek, ikirciklenmek, çekinmek, kararsız olmak, zonder - tereddüt etmeksizin, duraksamaksızın, -AARZELING d, (- en) kararsızlık, tereddüt, -AAS I h, 1 yem, 2 (kreng) leş, hayvan cesedi, (v, mensen) ceset, II d, h, (azen) kaartspel/isk as, birli, harten- kupa birlisi, -AASVLIEG d, (- en) leş sinegi, iri mavim sinek, -AB 1 afk/kıs aan boord güvertede, 2 als boven, yukarıdaki gibi, -ABATTOIR h, (-s) kesimevi, kanara, mezbaha, -ABBREVIATIE d, (-s) kısaltma, -ABCES h, (- sen) çıban, apse, cerahat kesesi, -ABDICEREN f, gs, (abdiceerde, h, geabdiceerd) tahttan çekilmek, -ABDIJ d, (- en) manastır, -ABDIS d, (- sen) başrahibe, -ABDOMEN h, karın, batın, (v,insekten) gövde altı, -ABEEL d, (abelen) bot, Akçakavak, -ABLATIEF d, (...tieven) taalk/dilb ismin - den hali, -ABLAUT d, (- en) taalk/dilb sözcükte anlam ve ünlü değişimi, -ABN h, afk/kıs Algemeen (Beschaafd) Nederlands Genel Standart Hollandca, -ABNORMAAL s, z, (...maler, ...maalst) 1 anormal, kurala ters, kuraldışı, aykırı, normal olmayan, norma uymayan, een abnormale toestand anormal bir durum, het is - koud hava aşırı soğuk, 2 (v, mensen) anormal, dengesiz, -ABNORMALITEIT d, (- en) anormallik, anormalite, -ABONNEE d, (-s) abone, -ABONNEENUMMER h, (-s) abone numarası, -ABONNEMENT h, (- en) 1 abone, 2 (abonnementskaart) abone kartı, trein- tren abone kartı, 3 (abonnementsprijs) abone bedeli, abone fiyatı, -ABONNEMENTSKAART d, (- en) abone kartı, -ABONNEMENTSPRIJS d, (...prijzen) abone fiyatı, abone bedeli, -ABONNEMENTSTARIEF h, (...tarieven) abone bedeli, abone ücreti, -ABONNEREN f, (abonneerde zich, h, zich geabonneerd) zich op - (y)a/e abone olmak, hij heeft zich op een krant geabonneerd bir gazeteye abone olmak, hij is op deze krant geabonneerd o bu gazetenin abonesidir, -ABORTUS d, (- sen) kürtaj, (miskraam) düşük, - provocatus kürtaj, çocuk aldırma, -ABP h, afk/kıs Algemeen Burgerlijk Pensioenfonds Kamu Emeklilik Fonu, -ABRACADABRA h, anlamsız dil, dat is - voor hem o bunu hiç anlamaz, -ABRAHAM Ibrahim, weten waar - de mosterd haalt hayat tecrübesi olmak, görmüş geçirmiş olmak, - gezien hebben ellisine basmak, -ABRI d, (-s) kapalı durak, -ABRIKOOS d, (...kozen) 1 kayısı, zerdali, 2 (boom) kayısı ağacı, -ABRUPT s, z, (abrupter, abruptst) 1 (ineens) ani, ansızın, birdenbire, 2 (onsamenhangend) derli toplu olmayan, rabıtasız, -ABSENT s,1 hazır bulunmayan, gelmeyen, de - en hazır bulunmayan kişiler, mevcut olmayanlar, gelmeyenler, 2 (verstrooid) dalgın, -ABSENTEISME h, malın olduğu yerde bulunmama, iş başında olmama, -ABSENTENLIJST d, (- en) yoklama fişi, devam çizelgesi, devamsızlar listesi, -ABSENTIE d, (-s) 1 mevcut olmama, yokluk, 2 fig/mec dalgınlık, -ABSOLUTIE d, (dini) af, bağış, affetme, affedilme, -ABSOLUTISME h, saltçılık, mutlakçılık, mutlakiyet, -ABSOLUUT s, z, 1 kesin, mutlakm, 2 (volkomen) tümüyle, tamamen, tam, dat is - onmogelijk kesinlikle imkansızdır, - niet hayır, asla, hiç bir şekilde, kesinlikle değil, katiyyen, 3 (onbeperkt) kayıtsız şartsız, sınırsız, absolute macht sınırsız güç, - gezag sınırsız yetki, de absolute monarchie mutlak monarşi, 4 taalk/dilb gebruik van een - werkwoord geçişli fiilin nesnesiz kullanışı, - gebruik van een woord sözcüğün tümceden kopuk kullanışı, -ABSORBEREN f, g, (absorbeerde, h, geabsorbeerd) emmek, içine çekmek, -ABSORPTIE d, emme, emiş, soğuruş, soğurma, içine alma, -ABSTRACT s, soyut, een - zelfstandig naamwoord soyut isim, -ABSTRAHEREN f, g, (abstraheerde, h, geabstraheerd) soyutlamak, tecrit etmek, ayırmak, -ABSURD s, z, saçma, anlamsız, manasız, gülünç, mantığa aykırı, -ABSURDITEIT d, (- en) anlamsızlık, anlaşılmazlık, mantığa aykırılık, -ABT d, (- en) başrahip, manastır başrahibi, zo de -, zo de monniken böyle ustanın böyle çırağı olur, anasına bak kızını al kenarına bak bezini al, -ABUIS h, (abuizen) yanlışlık, yanılgı, per - yanlışlıkla, -ABUSIEVELIJK z, yanlışlıkla, yanılgıyla -ABW d, afk/kıs Algemene Bijstandswet Sosyal Yardım Fonu Yasası, -ACACIA d, (-s) bot, akasya, -ACADEMICA d, ( ...icas) (bayan) üniversite mezunu, -ACADEMICUS d, (...ci) (erkek) üniversite mezunu, -ACADEMIE d, (- s, ...mien) akademi, üniversite, sociale - sosyal akademi, het - leven akademi hayatı, -ACADEMISCH s, z, 1 akademik, akademiye ait, - ziekenhuis akademi hastanesi, 2 pratik olmayan, kuramsal, -ACC 1 afk/kıs accept kabul, 2 taalk/dilb ismin - i hali, -ACCELERATIE d, (-s) ivme, -ACCENT h, (- en) 1 aksan, söyleyiş tarzı, hij spreekt met een Duits - şivesi Almancaya çalıyor, Almanca aksanla konuşuyor, 2 (klemtoon) vurgu, het leggen op - (y)i vurgulamak, üzerinde durmak, 3 (klemtoonteken) vurgu işareti, - circonflexe/circumflex inceltme işareti, -ACCENTUEREN f, g, (accentueerde, h, geaccentueerd) 1 vurgulamak, önemle belirtmek, 2 (accent plaatsen) vurgu koymak, de ogen - gözlerini boyayarak güzelleştirmek, -ACCEPTATIE d, (-s) kabul, -ACCEPTEREN f, g, (accepteerde, h, geaccepteerd) kabul etmek, een uitnodiging - bir daveti kabul etmek, -ACCEPTGIROKAART d, (- en) havale kartı, havale formu, transfer kartı, -ACCESS h, (- sen) giriş, -ACCESSORIES d, mv/çoğ yedek parçalar, aksesuar, süsler, eklentiler, -ACCIJNS d, (...cijnzen) tüketim vergisi, alcohol - alkol vergisi, -ACCLAMATIE d, (-s) alkış, een voorstel bij - aannemen bir öneriyi alkışla kabul etmek, -ACCLIMATISEREN I f, g, (acclimatiseerde, h, geacclinıatiseerd) iklimine alıştırmak, II gs, (-, is -) iklime alışmak, -ACCLIMATISATIE d, havasına alışma, een - proces bir yerin havasına uyum süreci, -ACCOLADE d, (-s) (müzikte ve yazıda) parantez, -ACCOMMODATIE d, (-s) 1 yer, salon, tesis, barınacak yer, 2 (aanpassing) uyum, -ACCOUNTANT d, (-s) sayman, muhasebeci, -ACCREDITEREN f, g, (accrediteerde, h, geaccrediteerd) 1 (geld) kredi vermek, kredi açmak, 2 (diplomaat) görevlendirmek, tayin etmek, atamak, -ACCREDITIEF h, (...tieven) hand/tic 1 akreditif, bir bankanın başka bir bankaya biri için verdiği ödeme emri, 2 müşteriye açılmış kredi, -ACCU d, (-s) akü, -ACCUMULATOR d, (- s, - en) akü, -ACCUMULATIE d, (-s) 1 yığılma, yığışma, 2 econ/ekon faiz birikmesi, -ACCURAAT s, z, (accurater, - st) doğru, tam, hatasız, özenli, titiz, noktası noktasına, tamı tamına, -ACCURATESSE d, özenlilik, titizlik, hatasızlık, -ACCUSATIEF d, (...tieven) taalk/dilb ismin - i hali, -ACETYLEEN h, scheik/kim asetilen, -ACH ünl, ah! vah vah! ya! sahi mi? -ACHILLESPEES d, (...pezen) aşil kirişi, -ACHT I sa, Sekiz, les - ders sekiz, sekizinci ders, II d, (- en) (op rapport) sekiz, III d, dikkat, ilgi, özen, ihtimam, (geen) - slaan op -(y)a/e dikkat et(me)mek, itina göster(me)mek, zich in - nemen kendine dikkat etmek, kendine özen göstermek, in - nemen voor -(y)i dikkate almak, göz önüne almak, -(y)a/e riayet etmek, -ACHTBAAN d, (...banen) sekiz şeklinde raylı eğlence aracı, -ACHTBAAR s, (- der,- st) değerli, saygın, saygıdeğer, saygıya layık, muhterem, hatırı sayılır, edelachtbare (hakime hitap şekli) sayın, -ACHTELOOS s, z, (achtelozer, meest -) dikkatsiz, kayıtsız, ihmalkar, savsak, -ACHTELOOSHEID d, dikkatsizlik, kayıtsızlık mv/çoğ dikkatsizlik, dikkatsiz iş, -ACHTEN f, g, (achtte, h, geacht) 1 (denke) sanmak, zannetmek, düşünmek, ik acht het niet raadzaam tavsiyeye uygun görmüyorum, tavsiyeye değeceğini sanmıyorum, iets belangerijk - birşeyi önemli saymak, birşeyi önemli görmek, 2 (hoogachten) takdir etmek, saymak, geachte heer değerli bay, sayin bay, -ACHTENSWAARD hatırı sayılır, saygın, saygı değer, muhterem, -ACHTENSWAARDIG hatırı sayılır, saygın, saygı değer, muhterem, -ACHTER I ilg, 1 arkada, geride, - het huis evin arkasında, 2 - iemand staan birin desteklemek, birine arka çıkmak, II z, hij is - a) o arkada, b) derslerin gerisinde, mijn horloge is - saatim geridir, (ten) - bij zijn tijd zamanının gerisinde, * - iets komen bir şeyin farkına varmak, bir şeyi (araştırıp) öğrenmek, keşfetmek, - het net vissen bir yere geç varmak, het paard - de wagen spannen işe tersinden başlamak, işi yanlış bir şekilde çözmeye çalışmak, -ACHTERAAN z, arkaya, arkadan, geriye, arka tarafta, geride(n), wij wandelden - arkadan yürüyorduk, - in het boek kitabın arkasında, ergens - gaan bir şeyi gidip araştırmak, (te pakken krijgen) elde etmeye çalışmak, -ACHTERAANKOMEN f, gs, (kwam achteraan, is achteraangekomen) sonda gelmek, fig/mec sonuncu olmak, -ACHTERAF z, 1 arka tarafta, arka planda, sapa, zich - houden kendini arka planda tutmak, wij wonen - biz sapa bir yerde oturuyoruz, 2 (later) sonradan, ik hoorde het - sonradan duydum, -ACHTERBAKS s, z, (- er, meest-) sinsi, güvenilmez, (niet openlijk) gizli kapaklı, gizli, arkadan, -ACHTERBAN d, (- nen) destekleyen, yandaşlar, taraflar, taban, de - raadplegen üyelerin görüşünü almak, tabanın görüşünü almak, de - van een partij parti tabanı, parti taraftarı, -ACHTERBAND d, (- en) arka teker, arka lastik, -ACHTERBANK d, (- en) arka koltuk, -ACHTERBLIJVEN f, gs, (bleef achter, is achtergebleven) 1 geride kalmak, gelişmemek, fig/mec achtergebleven gebieden geri bıraktırılmış bölgeler, 2 (achter anderen) arkada kalmak, -ACHTERBOUT d, (- en) arka but, arka kaba et, -ACHTERBUMPER d, (-s) arka tampon, -ACHTERBUURT d, (- en) arka mahalle, fakir mahallesi, gecekondu mahallesi, -ACHTERDEEL h, (...delen) arka bölüm, arka kısım, hayvanın arka kaba eti, -ACHTERDEUR d, (- en) arka kapı, een - tje openhouden bir kaçamak yolu bırakmak, -ACHTERDOCHT d, kuşku, şüphe, - krijgen kuşkulanmak, - koesteren tegen -(y)a/e karşı kuşku beslemek, de - wegnemen kuşkuları savmak, kuşkuyu atmak, -ACHTERDOCHTIG s, şüpheci, kuşkucu, kuşku duyan, güvenmeyen, -ACHTEREEN z, peş peşe, aralıksız, drie maal - won hij de partij üç defa peş peşe oyunu kazandı, drie maanden - arka arkaya üç ay, -ACHTEREENVOLGEND s, aralıksız, birbirini izleyen, -ACHTEREENVOLGENS z, bir bir, bir biri ardından, düzenli, sıra halinde, sıra ile, -ACHTERELKAAR z, bir biri ardına, bir bir, teker teker, peş peşe, -ACHTEREN z, zij ging naar - evin arkasına gitti, van - naar voren arkadan öne, -ACHTERGROND d, (- en) 1 özgeçmiş, 2 foto arka plan, zemin, fon, fig/mec de - van een conflict bir çatışmanın arka sebebi, -ACHTERGRONDINFORMATIE d, özgeçmiş bilgisi, -ACHTERGRONDMUZIEK d, fon müziği, ACHTERHALEN f, g, (achterhaalde, h, achterhaald) 1 (ontdekken) sonradan farketmek, keşfetmek, meydana çıkarrnak, al is de leugen nog zo snel, de waarheid achterhaalt haar wel yalancının mumu yatsıya kadar yanar, arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar, 2 achterhaald zijn geri (eskimiş) olmak, -ACHTERHOEDE d, (- n, - s) sp, artçı, arka saf, -ACHTERHOOFD h, (- en) med/tıb art kafa, kafanın arkası, niet op zijn - gevallen zijn her şeyi anlamak, her şeyi anlayacak kadar uyanık olmak, -ACHTERHOUDEN f, g, (hield achter, h, achtergehouden) 1 (yasal olmayan yolla) elinde bulundurmak, 2 gizli tutmak, saklamak, bildirrnemek, inkomsten - gelir kaçırmak, vergiye bildirrnemek, -ACHTERIN arka tarafta, arka tarafının içinde, een plaats - arka taraftaki bir yer, -ACHTERKANT d, (- en) arka taraf, arka yüz, -ACHTERKLAP d, dedikodu, çekiştirrne, -ACHTERLAND h, (- en) içbölge, -ACHTERLATEN f, g, (liet achter, h, achtergelaten) 1 geride bırakmak, arkada bırakmak, 2 geride bırakmak, bırakmak, schuld- (ölüp) borç bırakmak, borcunu ödemeden ölmek, -ACHTERLATING d, geride bırakma, terk, met - van -(y)i geride bırakarak, - yi geride bırakıp... -ACHTERLICHT h, (- en) arka lamba, -ACHTERLIJF h, (...lijven) (v, insekten) karın, batın, -ACHTERLIJK s, z, (lichamelijk) gelişmemiş, (geestelijk) gerzek, geri zekalı, geri kafalı, ahlaksız, -ACHTERLIJKHEID d, gerilik, -ACHTERLOPEN f, gs, (liep achter, h, achtergelopen) geri kalmak, (v, personen) geri kalmak, çağın gerisinde kalmak, -ACHTERNA z, arkasına, arkasında(n), arkadan, peşinden, izinden, sonradan, iemand - lopen birinin peşinden yürümek, -ACHTERNAAM d, (...namen) soyadı, -ACHTERNALOPEN f, g, (liep achterna, is achternagelopen) 1 peşinden gitmek, 2 fig/mec (- -,h-) (birine) kuyruk olmak, -ACHTERNAZITTEN f, g, (zat achterna, h, achternagezeten) 1 (achtervolgen) (yakalamak için) izlemek, peşini bırakmamak, 2 (controleren) sıkı denetlemek, başından ayrılmamak, -ACHTEROM z, arkadan, arkaya, geriye doğru, kom maar -! arkadan gelin! arkadan dolan! -ACHTEROP z, geride, arkada(n), arkasında, arkasına, - raken kötüleşmek, kötüye gitmek, hij nam haar - (bisikletin) arkasına aldı, terkisine bindirdi, -ACHTEROVER z, sırt üstü, arka üstü, geriye doğru, hij viel met het hoofd - sırt üstü düştü, -ACHTEROVERDRUKKEN f, g, (drukte achterover, h, achterovergedrukt) (plat/argo) zimmetine geçirrnek, çalmak, -ACHTERPLECHT d, (- en) scheep/den geminin arka pupası, -ACHTERPOOT d, (...poten) arka ayak, op zijn achterpoten gaan staan şiddetle karşı koymak, şahlanmak, hiddetlenmek, tepesi atmak, -ACHTERRAKEN f, gs, (raakte achter, is achtergeraakt) geride kalmak, gecikmek, yetişememek gerisinde kalmak, ik raak achter met mijn werk işlerime yetişemiyorum, -ACHTERRUIT d, (- en) (arabada) arka cam, -ACHTERST s, en arkadaki, arkaya konmuş fig/mec op zijn - e poten gaan staan şiddetle karşı koymak, şahlanmak, hiddetlenmek, tepesi atmak, -ACHTERSTAAN f, gs, (stond achter, h, achtergestaan) - bij (iemand) (birinden) daha aşağı seviyede olmak, arkada kalmak, (birinden) geride olmak, -ACHTERSTALLIG s, 1 (v, schuld) ödenmemiş, kalmış, - e huur ödenmemiş kira, 2 (niet uitgevoerd) kalmış, yapılmamış - onderhoud bakımı yapılmamış/kalmış, -ACHTERSTAND d, (- en) geri kalmışlık, een culturele - kültürel geri kalmışlık, -ACHTERSTE h, (-n) 1 arka kısım, 2 (zitvlak) kıç, popo, göt, niet het - van zijn tong laten zien aklındaki her şeyi söylememek, -ACHTERSTELLEN f, g, (stelde achter, h, achtergesteld) geri/ikinci plana atmak, önemsememek, ihmal etmek, iemand - bij een ander birini diğerine yeğlemek, birini diğeri göre arka planda tutmak, ik stel geld achter bij gezondheid sağlığı paraya yeğlerim, -ACHTERSTEVEN d, (-s) 1 kıç, 2 scheep/den geminin arka kısmı, -ACHTERSTEVOREN z, tersine, arkadan öne doğru, sondan başa doğru, de krant - lezen gazeteyi sondan başa doğru okumak, -ACHTERUIT I z, arkaya (doğru), geriye, II d, (v, auto) geri vites, de auto staat de - araba geri vitestedir III h, (- en) 1 arka bahçe, 2 (achterdeur) arka kapı, -ACHTERUITBOEREN f, gs, (boerde achteruit is/h, achteruitgeboerd) düşüş göstermek, bozulmak, kötüye gitmek, -ACHTERUITDEINZEN f, gs, (deinsde achteruit, is achteruitgedeinsd) ürkmek irkilmek, -ACHTERUITDUWEN f, g, (duwde achteruit, h, achteruitgeduwd) geriye itmek, -ACHTERUITGAAN f, gs (ging achteruit, is achteruitgegaan) gerilemek, geri gitmek, fig/mec çökmek, bozulmak, batmak, kötüye gitmek, kötüleşmek, vahimleşmek, de zieke gaat de laatste tijd sterk achteruit hastanın durumu son zamanlarda çok kötüleşiyor, -ACHTERUITGANG I d, (- en) arka kapı, arka çıkış, II d, gerileme, çöküş, düşüş, -ACHTERUITKIJKSPIEGEL d, (-s) dikiz aynası, -ACHTERUITKRABBELEN (krabbelde achteruit, is achteruitgekrabbeld) vazgeçmek, geri çekilmek, -ACHTERUITRIJDEN f, gs, (reed achteruit, is/h, achteruitgereden) (oto) geriye gitmek, geri geri sürmek, arka arka gitmek, -ACHTERUITSCHOPPEN I f, gs, (schopte achteruit, h, achteruitgeschopt) (vurmak için) ayağı geri çekmek, II g, ayakla arkaya vurmak, ayakla çarpmak, -ACHTERUITSLAAN I f gs, (sloeg achteruit, h achteruitgeslagen) arkaya çifte atmak, tekme atmak, II g, vurarak arkava itmek, -ACHTERUITWIJKEN f, gs, (week achteruit, is achteruitgeweken) geri irkilmek, -ACHTERUITZETTEN f, g, (zette achteruit, h achteruitgezet) 1 (stoel, auto) geri çekmek, geri itmek, (uurwerk) geri almak, 2 (bijanderen) arka plana atmak, ikinci plana atmak, -ACHTERVOEGSEL h, (-s) taalk/dilb sonek, -ACHTERVOLGEN f, g, (achtervolgde, h, achtervolgd) izini sürmek, peşinden gitmek, izlemek, takip etmek, peşini bırakmamak, -ACHTERVOLGING d, (- en) izleme, takip, arama, -ACHTERWAARTS I z, arkaya doğru, geriye, II s, geriye dönük, arkaya doğru olan, een - e beweging geriye doğru hareket, -ACHTERWEGE z, iets - laten bir şeyi yapmamak, ihmal etmek, - blijven yapılmamak, olmamak, geçiştirilmek, savsaklanmak, ihmal edilmek, -ACHTERWERK h, (- en) 1 (kont) kalça, kaba et, 2 (achterste deel) arka kısım/taraf, -ACHTERWIEL h, (- en) arka teker, -ACHTERZETSEL h, (-s) taalk/dilb sonek, -ACHTHOEK d, (- en) geom, sekizgen, sekiz köşeli şekil, -ACHTHOEKIG s, sekizgen, sekiz köşeli, -ACHTING d, saygı, hürmet, takdir, - voor iemand voelen birine saygı duymak, met de meeste - en derin saygılarımla, -ACHTPOTIG s, sekiz bacaklı, -ACHTSTE sı, sa, sekizinci, -ACHTTIEN sa, on sekiz, films voor boven de - jaar on sekiz yaşından büyükler için filim, les - ders on sekiz, -ACHTTIENDE sı, sa, on sekizinci, -ACHTTIENHONDERD sa, bin sekiz yüz, -ACHTURIG s, sekiz saat süren, sekiz saatlik, een - e werkdag sekiz saatlik çalışma günü, -ACHTVLAK h (- ken) geom, sekiz düzlemli ve üç boyutlu şekil, -ACHTVOUD I h, (- en) sekiz katı, sekiz misli, een kopie in - sekiz tane kopya, II z, sekiz katlı -ACQUISITEUR d, (-s) üye veya abone bulucu kimse, -ACROBAAT d, (...baten) (erkek) akrobat, ip cambazı, cambaz, -ACROBAT d (-s) (bayan) akrobat, cambaz, -ACROBATIC d, akrobatlık, cambazlık, akrobasi, -ACROBATISCH s, z, akrobatik, -ACRYL h, yünsü bir sentetik madde, -ACTE - de presence geven hazır bulunmak, -ACTEREN f, gs, (acteerde, h, geacteerd) rol yapmak, rolü oynamak, goed - iyi rol yapmak, -ACTEUR d, (-s) aktör, erkek oyuncu, -ACTIE d, (-s) 1 eylem, faaliyet, hareket, 2 jur/huk dava, şikayet, 3 hand/tic (actiën) hisse, 4 (gevecht) kavga, mücadele, - en reactie etki ve tepki, een - voor loonsverhoging ücret artışı için eylem, een - instellen tegen -(y)a/e karşı dava açmak, hij is altijd in - o her zaman hareketlidir, handtekeningen - imza kampanyası, hulp - yardım kampanyası, yardım faaliyeti, reclame - reklam kampanyası, sabotage - sabotaj eylemi, studenten - öğrenci hareketi, öğrenci eylemi, -ACTIEF s, 1 aktif, çalışkan, enerjik, hareketli, faal, etkin, 2 taalk/dilb etken, 3 hand/tic hareket gören, en passief hand/tic aktif ve pasif, alacak ve verecek hesabı, actieve handel ihraç, -ACTIERADIUS d, 1 (afstand) yakıtsız alınan mesafe, 2 tesir, -ACTIVEREN f, g, (activeerde, h, geactiveerd) harekete geçirmek, aktifleştirmek, -ACTIVIST d, (- en) eylemci, -ACTIVITEIT d, (- en) eylem, hareket, faaliyet, etkinlik, teşebbüs, çalışma, - aan de dag leggen faaliyet göstermek, -ACTRICE d, (-s) kadın oyuncu, aktris, -ACTUALISEREN f, g, (actualiseerde, h, geactualiseerd) gerçekleştirmek, hayata geçirmek, -ACTUALITEIT d, (- en) güncellik, aktüalite, günün olayı, -ACTUALITEITENPROGRAMMA h, (-s) aktüalite proğramı, -ACTUALITEITENRUBRIEK d, aktualite köşesi, -ACTUARIS d, (- sen) sigorta uzmanı, sigorta matematikçisi, -ACTUEEL s, güncel, şimdiki, een actuele kwestie güncel bir sorun, actuele berichten güncel haberler, -ACUPUNCTUUR d, (...uren) med/tıb akapuntur, -ACUUT s, z, (acuter, - st) 1 (dringend) acil, een - probleem acil sorun, 2 acute hartaanval ani kalp sektesi, -AD ilg, - dan/den, - lık/lik/luk/lük, - vier procent yüzde dörtten, yüzde dörtlük, - fundum (drinken) bardağı dibine kadar (içmek), - interim geçici, muvakkat, - fundum! şerefe! -AD afk/kıs, Anno Domini Milattan sonra, -ADAM Adem, -ADAMSAPPEL d, (-s) anat, ademelması gırtlak çıkıntısı, -ADAMSKOSTUUM in - çırılçıplak, anadan doğma, üryan, -ADAPTATIE d, (-s) uyarlama, adaptasyon, -ADAPTER d, (-s) tech/tek adaptör, -ADAT d, (-s) törel hukuk, adet, gelenek örf ve adet hukuku, -ADDER d, (- s, - en) zo, engerek yılanı, zehirli kara yılan, fig/mec er schuilt een - in (onder) het gras bu işte bi şeyler var, bu işin altında bir şeyler yatıyor, -ADEL d, asalet, soyluluk, -ADELAAR d, (- s...,laren) zo, kartal, -ADELAARSBLIK d, (- ken) kartal bakışı, keskin bakış, gururlu bakış, -ADELBORST d, (- en) scheep/den bahriyeli, -ADELDOM d, soyluluk, -ADELEN f, g, (adelde, h, geadeld) asal, vermek, yüceltmek, asilleştirmek, yükseltmek, arbeid adelt çalışmak insanı yüceltir, -ADELLIJK s, z, soylu, soyluca, -ADEM d, 1 nefes, soluk, in een - bir solukta, in een - iets vertellen bir solukta bir şeyi anlatmak, de - benemen nefes kesmek, soluk kesmek, buiten - soluk soluğa, de - inhouden nefesini tutmak, op - komen rahat nefes almak, kendine gelmek, 2 (şiir ilham) - van de lente ilkbahar rüzgarı, -ADEMBENEMEND s, z, heyecan verici nefes kesici,
-AANBIDDING d, 1 tapınma, tapınış, ibadet, tapma, 2 (bewondering)
-AANBIEDEN f, g, (bood aan, h, aangeboden) sunmak, arz etmek, ikram
-AANDEELHOUDER d, (-s) hissedar, ortak, paydaş,
-AANKLOPPEN f, g, (klopte aan, h, aangeklopt) kapıyı vurmak/çalmak,
-AANKOMEND s, 1 genç, yetişkin, ergen, (bijna volwassen) delikanlı, 2
-AANLATEN f, g, (liet aan, h, aangelaten) kızdırıp ve soğutup yumuşatmak,
-AANLEG d, 1 (demir yolu, park, yol) yapma, inşa etme, düzenleme, 2
-AANMATIGEN f, (matigde zich aan, h, zich aangematigd) zich - 1 haksız
-ACHTENSWAARD hatırı sayılır, saygın, saygı değer, muhterem,
-ACHTERUITGAAN f, gs (ging achteruit, is achteruitgegaan) gerilemek, geri