-K: d, (-s) k, k harfi -K: scheik/kim kalium potasyum -KA: d, (-s) kaynana, patronluk taslayan kadın , -KAáBA: d, Kabe -KAAIEN: f, g, (kaaide, h, gekaaid) 1 spreekt/kd (stelen) aşırmak, çalmak, 2 (smijten) fırlatmak, atmak, -KAAIMAN: d, (- s, - nen) zo, kayman, bir tür timsah, -KAAK: I d, (kaken) 1 anat, çene, çene kemiği, met beschaamde kaken utançtan kızarmış bir yüzle, 2 (v, vissen) solungaç II d, (kaken) teşhir diregi, iets aan de - stellen bir şeyi teşhir etmek, birinin kirli çamaşırlarını ortaya dökmek -KAAKBEEN: h, (...deren) çene kemiği -KAAKCHIRURG: d, (- en) çene operatörü/cerrahı -KAAKFRACTUUR: d, (...turen) çene kırığı, çene çatlağı -KAAKJE: h, (-s) bisküvit -KAAKONTSTEKING: d, (- en) çene iltihabı -KAAKSLAG: d, (- en) fig/mec yüze vurma -KAAL: s, (kaler, - st) 1 (v, mensen) kel, saçsız, dazlak, 2 (zonder veren) tüysüz, kılsız, çıplak, een - schaap tüysüz bir koyun, 3 (zonder bladeren) yapraksız, kuru, een kale boom kuru agaç, 4 (v, land) kır, kıraç, örtüsüz, een - veld kıraç saha, 5 yavan, katıksız: een kale boterham yavan ekmek, 6 (zonder versieringen) süssüz, sade, een kale kamer süssüz bir oda, 7 çıplak, tek, yalın, kale huur çıplak kira, sırf kira, 8 iemand - plukken birini soyup soğana çevirmek, 9 er - afkomen kupkuru çikmak, bir yarar görememek 10 (afgesleten) (elbise) yıpranmış, -KAALHEID: d, 1 (zonder haar) kellik, dazlaklık, 2 (bladerloosheid) yapraksızlık, kuruluk -KAALHOOFDIG: s, kel, dazlak, kel kafalı -KAALHOOFDIGHEID: d, dazlaklık, kellik, kel kafalılık -KAAN: d, (kanen) scheep/den sandal, barka -KAANTJES: d, mv/çog don yagı tortusu -KAAP: I d, (kapen) 1 aardr/coğr burun, II de Goede Hoop Ümit Burnu -KAAPVAART: d, korsanlık -KAAR: d, h, (karen) scheep/den livar, küfe -KAARDE: d, (kaarden) bot, fırçaotu, devedikeni -KAARDENBOL: d, (- len) bot, tarakotu -KAARDEN: f, g, (kaardde, h, gekaard) ditmek, taramak, yün atmak, taraklamak -KAARS: d, (- en) mum -KAARSENHOUDER: d, (-s) mumluk, şamdan -KAARSENMAKER: d, (-s) mumcu -KAARSENPIT: d, (- ten) mum fitili -KAARSENSNUITER: d, (-s) mum makası -KAARSLANTAARN: d, (-s) mum feneri, kandil -KAARSLICHT: h, mum ışıgı -KAARSRECHT: s, z, dimdik, dosdogru, - staan dimdik durmak -KAARSVET: h, 1 mum yagı, 2 (grondstof voor kaars) ispermeçet -KAART: d, (- en) 1 - en van een zelfde kleur aynı renk kağıtlar, dat is doorgestoken - kararlaştırılmış bir iştir, bu tesadüf bir şey degildir, iemand in de - kijken birinin niyet ve planlannı anlamak, van de - zijn tamamen kafası karışmak, de - en zijn geschud iş kesinleşti, iş kararlaştırıldı, sterke - en in handen hebben çok iyi kozları olmak, zo liggen de - en durum bu/böyle, işler böyle, een goede - hebben iyi eli olmak, open - spelen a) açık oynamak, b) fig/mec bir şey saklamamak, iemand de - leggen birinin kağıt falına bakmak, niet alles op een - zetten yumurtaların hepsini bir sepete koymamak, 2 (ansicht) kart, kartpostal, iemand een - sturen birine kart yollamak, 3 kart, visite- kartvizit, trouw- evlilik kartı, düğün kartı, 4 (landkaart) harita, een - van Turkiye Türkiye haritası, blinde - isimsiz harita, een stad in - brengen haritasını yapmak, 5 (toegangskaart) kart, giriş kartı, bilet, sp, gele - sarı kart, rode - kırmızı kart, de groene - uluslararası sigorta kartı, yeşil kart -KAARTAVONDJE: h, (-s) iskambil akşamı -KAARTCLUB: d, (-s) iskambil kulübü -KAARTEN: f, gs, (kaartte, h, gekaart) kağıt oynamak, iskambil çevirmek, el atmak -KAARTENBAK: d, (- ken) fiş kutusu, kartotek -KAARTENHUIS: h, (...huizen) karttan ev, karton evcik -KAARTENKAMER: d, (-s) scheep/den harita odası -KAARTENKASTJE: h, (-s) kartotek, fiş dolabı, fış kutusu -KAARTHOUDER: d, (-s) abone(kartı) sahibi, bilet sahibi -KAARTJE: h, (-s) 1 bilet, tram- tramvay bileti, trein- tren bileti, 2 (visitekaart) kartvizit, 3 een - leggen oyun oynamak, el atmak, el çevirmek, -KAARTJESAUTOMAAT: d, (...maten) bilet otomatı -KAARTLEGGER: d, (-s) kagıt falcısı -KAARTLEZEN: h, mil/ask harita okuma -KAARTSPEL: h, 1 (- en) iskambil, 2 (...spellen) oyun kağıdı -KAARTSPELEN: f, gs, (speelde kaart, h, kaartgespeeld) iskambil oynamak, el çevirmek -KAARTSYSTEEM: h, (...systemen) kartotek sistemi -KAARTVERKOOP: d, bilet satışı, - aan de zaal bilet satışları salonda, salonda bilet satışı -KAAS: d, (kazen) peynir, magere - yağsız peynir, vette - yaglı peynir, witte - beyaz peynir, hij heeft er geen - van gegeten o konuda peynir ekmek yemiş, o konudan çakmaz, zich de - niet van het brood laten eten ekmeğini elinden aldırmamak, haklarına sahip çıkmak -KAASBEREIDING: d, (- en) peynir yapma -KAASBOER: d, (- en) peynirci -KAASDOEK: d, (- en) şile bezi -KAASFONDUE: d, (-s) peynirli fondü -KAASHANDELAAR: d, (- s, ...laren) peynir tüccarı, peynirci -KAASJESKRUID: h, bot, ebegümeci -KAASKOP: d, (- pen) (plat/argo) peynir kafalı -KAASKORST: d, (- en) peynir kabuğu -KAASMAKER: d, (-s) peynir yapımcısı -KAASMARKT: d, (- en) peynir pazarı, peynir çarşısı -KAASMES: h, (- sen) peynir bıçağı -KAASSCHAAF: d, (...schaven) peynir bıçağı/keseceği -KAATSEN: I f, gs, (kaatste, h, gekaatst) 1 bir çeşit eltopu oynamak, 2 (terugstuiten) sıçramak, II g, (-, h, -) (geluid, licht) yansıtmak, wie kaatst, moet de bal verwachten eden bulur dünyası, herkes yaptığı kötülügün karşılığını görür, etme bulursun (inileme ölürsün) -KABAAL: h, gürültü, patırtı, yaygara, şamata, - maken gürültü yapmak -KABARET: h, (-s) 1 kabaret, 2 (kunst) kabare sanatı, 3 (gezelschap) kabare grubu -KABBELEN: f, gs, (kabbelde, h, gekabbeld) (şırıltı ile) dalgalanmak, çalkalanmak -KABEL: d, (-s) 1 tech/tek kablo, 2 scheep/den halat, palamar, urgan, 3 (t,v,) kablo yayınlı televizyon -KABELBAAN: d, (...banen) teleferik -KABELBALLON: d, (-s) (sabit) meteoroloji balonu -KABELBERICHT: h, (- en) kablo telgrafı -KABELEN: f, g, (kabelde, h, gekabeld) kablo telgraf çekmek -KABELGAREN: h, (-s) scheep/densicim -KABELJAUW: d, (- en) morina balığı -KABELKRANT: d, (- en) kablolu televizyon bilgi servisi -KABELNET: h, (- ten) 1 kablolu televizyon şebekesi, 2 elek, kablo ağı -KABELSCHIP: h, (...schepen) kablo döşeme gemisi -KABELTELEVISIE: d, kablolu televizyon -KABELTOUW: h, (- en) scheep/den halat, palamar, urgan -KABINE: d, (-s) 1 (v, schip) kabin, kamara, (v, vrachtwagen) şoför mevki, 2 film/sin makine dairesi, 3 sp, kabin, soyunma odası -KABINET: h, (- ten) kabine, bakanlar kurulu -KABINETSFORMAAT: h, foto, 16- ll cmlik boy -KABINETSBERAAD: h, kabine toplantısı -KABINETSCRISIS: d, (- sen, ...crises) kabine krizi, bakanlar kurulu bunalımı -KABINETSFORMATEUR: d, (-s) kabine kurmakla görevli bakan -KABINETSKWESTIE: d, (-s) güvenoyu, de - stellen güvenoyu istemek -KABINETSRAAD: d, bakanlar kurulu, kabine heyeti, kabine -KABINETSZITTING: d, (- en) kabine oturumu, bakanlar kurulu toplantısı -KABOUTER: d, (-s) cüce, peri -KACHEL: I d, (-s) soba, II s, - zijn çakırkeyf olmak, de - met iemand aanmaken a) biriyle alay etmek, birini aşagılamak, b) (overwinnen) birini kolayca alt etmek, yenmek -KACHELPIJP: d, (- en) soba borusu -KACHELSMID: d, (...smeden) sobacı -KADASTER: h, kadastro, yeryazım -KADASTRAAL: s, kadastroya ait, tapulamaya uygun -KADASTREREN: f, g, (kadastreerde, h, gekadastreerd) kadastrosunu yapmak, kadastroya geçmek -KADAVER: h, (-s) leş, kadavra, hayvan cesedi -KADAVERDISCIPLINE: d, zoraki disiplin -KADE: d, (-n) rıhtım, rıhtım yolu -KADER: h, (-s) 1 çerçeve, in het - van çerçevesinde, in het - van culturele betrekkingen kültürel ilişkiler çerçevesinde, 2 mil/ask kadro, 3 (v, partij, bedrijf) yönetici, yürütme kadrosu, yönetim kurulu -KADERCURSUS: d, (- sen) hizmet içi egitim, kadro kursu -KADERFUNCTIE: d, (-s) kadro işlevi, yönetim fonksiyonu -KADERLID: h, (...leden) yönetici üye -KADEROPLEIDING: d, (- en) yönetici yetiştirme -KADERWET: d, (- ten) genel yasa -KADET: zie/bkz cadet -KADI: d, (-s) kadı -KADO: h, (-s) hediye, armağan, iemand iets - geven birine bir şey hediye vermek/etmek, iets - krijgen bir şeyi hediye almak, ik zou het niet - willen hebben onu hediye olarak bile kabul etmem -KADUUK: s, 1 (kapot) bozuk, çökük, harabe, 2 fig/mec düşkün, yaşlı ve çelimsiz -KAF: h, kabuk, (afval) saman, geen koren zonder - hatasız kul olmaz, kusursuz iş olmaz, het - van het koren scheiden iyiyi kötüden ayırmak -KAFFER: d, (-s) kaba, görgüsüz kimse -KAFT: d, h, (- en) (kitap) kapak -KAFTAN: d, (-s) kaftan -KAFTEN: f, g, (kaftte, h, gekaft) (kitap) kaplamak, kap geçirmek, kapak geçirmek, een boek - kitap kaplamak -KAFTPAPIER: h, (- en) kapak kağıdı -KAJAK: d, (- s, - ken) Eskimo kayagı -KAJUIT: d, (- en) seheep/den 1 kamara, kabin, 2 (kapiteinskamer) kaptan köşkü -KAJUITSJONGEN: d, (-s) muçu, tayfalardan biri -KAK: d, spreekt/kd kaka, bok, wat een kouwe/kale kak! kendini bir bok sanıyor! -KAKEL: d, (-s) (kletskous) çalçene, çenesi düşük -KAKELAAR: d, (-s) çenesi düşük, çenebaz, geveze, boşboğaz -KAKELBONT: s, alaca, karışık kuruşuk, renkli, allı güllü -KAKELEN: f, gs, (kakelde, h, gekakeld) 1 (v, kippen) gıdaklamak, 2 (babbelen) gevezelik etmek, çan çan etmek, çene çalmak, kaynatmak -KAKEMENT: h, (- en) (plat/argo) çene, ağız -KAKEN: f, g, (kaakte, h, gekaakt) (balık) temizlemek, içini ayıklamak -KAKETOE: d, (-s) zo, ibikli papağan -KAKI: h, haki (kumaş) -KAKKEN: f, g, (kakte, h, gekakt) (plat/argo) kakasını yapmak, işemek, iemand te - zetten birini gülünç duruma düşürmek/sokmak -KAKKERLAK: d, (- ken) zo, hamamböceği -KAKMADAM: d, (- men, - s) (plat/argo) kendini beğenmiş kadın -KAKOFONIE: d, (- en) gürültü, uğultu -KALEBAS: d, (- sen) bot, sukabağı -KALEIDOSKOOP: d, zie/bkz caleidoscoop -KALEN: I f, gs, (kaalde, h, gekaald) (kaal beginnen te worden) dazlaklaşmak, saçları dökülmek, II g, scheep/den donanımı sökmek -KALENDER: d, (-s) takvim, -KALENDERJAAR: h, (...jaren) takvim yılı -KALF: h, (kalveren) 1 dana, buzağı, sığır yavrusu, als het - verdronken is, dempt men de put at çalındıktan sonra ahırın kapısı kapatılır, balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir, eve hırsız girdikten sonra kapıya kilit vurulur, 2 fig/mec ahmak -KALFSBIEFSTUK: d, (- ken) dana bifteği -KALFSBORST: d, (- en) dana döşü, dana göğsü eti -KALFSGEHAKT: h, dana kıyması -KALFSKARBONADE: d, (- s, - n) dana pirzolası -KALFSKOP: d, (- pen) 1 dana kafası, 2 fig/mec dangalak, mankafa, öküz -KALFSKOTELET: d, (- ten) dana pirzolası -KALFSLAPJES: d, mv/çoğ dana eti dilimleri -KALFSLEDER: h, dana derisi, dana gönü -KALFSLEVER: d, (-s) dana ciğeri -KALFSNIER: d, (- en) dana böbreği -KALFSVEL: h, (- len) dana derisi -KALFSVLEES: h, dana eti -KALFSZWEZERIK: d, (- ken) anat, dana uykuluğu -KALI: d, scheik/kim potasyum -KALIBER: h, (-s) 1 çap, kalibre, 2 fig/mec een man van jouw - senin çapında bir adam -KALIEF: d, (- en) halife -KALIFAAT: h, (...faten) halifelik -KALIUM: h, scheik/kim potasyum -KALK: d, 1 scheik/kim kireç, 2 (metselspecie) kireçli sıva harcı, 3 zie/bkz krijt -KALKAANSLAG: d, kireçlenme -KALKACHTIG: s, 1 kirece benzer, 2 (kalkhoudend) kireçli -KALKARM: s, kireçsiz, az kireçli -KALKEN: I f, g, (kalkte, h, gekalkt) 1 sıvamak, badanalamak, kireçlemek, een muur - bir duvarı badanalamak, beyazlatmak, 2 iets ergens op - bir şeyi bir yere çabuk ve kötü yazmak II s, kireçten, lületaşından -KALKHOUDEND: s, kireçli -KALKOEN: d, (- en) zo, hindi -KALKOENBORST: d, (- en) hindi göğsü -KALKOENEEI: h, (...eieren) hindi yumurtası -KALKOENVLEES: h, hindi eti -KALKOVEN: d, (-s) kireç ocağı -KALKPUT: d, (- ten) kireç kuyusu, kireç çukuru -KALKSTEEN: h, d, (...stenen) kireçtaşı -KALLIGRAFIE: d, kaligrafi, güzel yazı sanatı -KALM: s, z, 1 (niet in beroering) durgun, dalgasız, sakin, hareketsiz, een - e zee durgun deniz, een - leventje sakin bir yaşam, 2 (v, het weer) durgun, sakin, rüzgârsız, - weer rüzgârsız bir hava, 3 (persoon) sakin, durgun, ağırbaşlı, sessiz, sedasız, serinkanlı, sükünetli, rahat, ferah, ehlem sehlem, asude, 4 hand/tic durgun, ölü, hareketsiz, (v, prijzen) dengeli -KALMEREN: I f, g, (kalmeerde, h, gekalmeerd) sakinleştirmek, rahatlatmak, yatıştırmak, II gs, (-, is -) yatışmak, sakinleşmek, rahatlamak -KALMOES: d, bot, azakeyeri -KALMPJES: z, sakince, rahatça -KALMTE: d, (bedaardheid) serinkanlılık, soğukkanlılık, (toestand v, rust/stilte) sakinlik, durgunluk, zijn - verliezen serinkanlılığını yitirmek soğukkanlılığını kaybetmek, tepesi atmak -KALOTJE: h, (-s) takke, fes, kalot -KALVEN: f, gs, (kalfde, h, gekalfd) 1buzağılamak, buzağı kunnamak, 2 (inzakken) çökmek -KALVERACHTIG: s, z, 1 dana gibi, 2 fig/mec çocuksu -KALVERLIEFDE: d, (- s, - n) çocukluk aşkı -KAM: d, (- men) 1 tarak, 2 (v, vogel) ibik, taç, sorguç, 3 (v, muziekinstrumenten) eşik, köprü, 4 (v, bergen) dağ sırtı, 5 alles over een - scheren ayrım gözetmemek, her sakala aynı tarağı vurmak, hepsini bir tutmak, (hepsini) aynı kefeye koymak, farklılık gözetmemek, herkesi/her şeyi bir görmek -KAMEE: zie/bkz camee -KAMEEL: d, (kamelen) zo, deve, -KAMEELHAAR: h, deve kılı, deve tüyü -KAMELEON: h, (-s) zo, 1 bukalemun, 2 fig/mec dönek, bukalemun, sık sık düşünce değiştiren kimse -KAMELEONTISCH: s, z, güvenilmez, dönek, değişken -KAMENIER: d, (-s) bayanın bayan hizmetçisi -KAMER: d, (-s) 1 oda, gemeubileerde - dayalı döşeli oda, hotel- otel odası, slaap- yatak odası, wacht- bekleme odası, 2 foto, donkere - karanlık oda, 3 anat, karıncık, de - van het hart zie/bkz hartkamer, 4 de Kamer van Koophandel en Fabrieken Ticaret ve Sanayi Odası, de Eerste Kamer Senato, de Tweede Kamer Millet Meclisi -KAMERAAD: d, (...raden) arkadaş, dost, yoldaş -KAMERAADSCHAP: d, yoldaşlık, dostluk -KAMERAADSCHAPPELIJK: s, z, yoldaşça, arkadaşça -KAMERARREST: h, mil/ask hücre hapsi -KAMERBEWONER: d, (-s) oda kiracısı -KAMERBREED: s, 1 duvardan duvara, 2 fig/mec een kamerbrede meerderheid ezici çoğunluk -KAMERCOMMISSIE: d, (-s) parlamento komisyonu, meclis veya senato komisyonu -KAMERDEBAT: h, (- ten) meclis tartışması, meclis müzakeresi -KAMERFRACTIE: d, (-s) parlamentoda grubu bulunan parti -KAMERGELEERDE: d, (-n) münzevi alim, fildişi kulesi alimi -KAMERGYMNASTIEK: d, oda cimnastiği, hafif cimnastik -KAMERHUUR: d, (...huren) (huurprijs) oda kirası -KAMERLID: h, (...leden) meclis üyesi, milletvekili, mebus -KAMERMEISJE: h, (-s) oda hizmetçisi kız -KAMERMUZIEK: d, oda müziği -KAMERONTBINDING: d, (- en) meclisin dağılması -KAMERORKEST: d, (- en) oda müziği orkestrası -KAMERPLANT: d, (- en) ev çiçeği (bitkisi) süs bitkisi -KAMERPOT: d, (- ten) lazımlık, küvet, oturak -KAMERSCHERM: h, (- en) paravana, soyunma yeri perdesi -KAMERSCHUT: h, (- ten) paravana, soyunma yeri perdesi -KAMERTEMPERATUUR: d, oda ısısı -KAMERVERHUUR: d, oda kiralama -KAMERVERHUURBUREAU: h, (-s) oda kiralama bürosu -KAMERVERKIEZING: d, (- en) parlamento seçimi, meclis seçimi -KAMERVERSLAG: h, (- en) meclis raporu -KAMERVOORZITTER: d, (-s) meclis başkanı -KAMERZETEL: d, (-s) meclis sandalyesi, parlamento üyeliği -KAMERZITTING: d, (- en) meclis oturumu, meclis toplantısı -KAMFER: d, kafur, ıtırlı bir madde -KAMFERSPIRITUS: d, kafur özü, kafur ruhu -KAMGAREN: I s, kamgardan, bükme yünden, II h, (-s) bükme yün -KAMIKAZE: d, (-s) Japon intihar pilotu -KAMILLE: d, (-n) bot, papatya -KAMILLETHEE: d, papatya çayı -KAMIZOOL: h, (...zolen) kaşkorse, kadın iç gömleği -KAMMEN: f, g, (kamde, h, gekamd) taramak, taraklamak, zijn haren - saçlannı taramak, wol - yünü taraklamak, yün taramak, zich - taranmak, -KAMP: I h, (- en) 1 kamp, vluchtelingen- ilticacılar kampı, gevangenen- tutuklu kampı, vakantie- tatil kampı, 2 mil/ask askeri kamp, ordugâh II d, (strijd) mücadele -KAMPANJE: d, (-s) scheep/den pupa, geminin kıçı -KAMPBEUL: d, (- en) kamp celladı, toplama kampı celladı -KAMPBEWONER: d, (-s) kampçı -KAMPEERAUTO: d, (-s) kamp arabası/otosu -KAMPEERBOERDERIJ: d, (- en) kamp çiftliği -KAMPEERBUS: d, (- sen) kamp otobüsü -KAMPEERCENTRUM: h, (...tra, - s) kamp merkezi -KAMPEERDER: d, (-s) kampçı, kamp yapan kimse, kamp konuğu -KAMPEERPLAATS: d, (- en) kamp yeri -KAMPEERTENT: d, (- en) kamp çadırı -KAMPEERTERREIN: h, (- en) kamp sahası -KAMPEERUITRUSTING: d, (- en) kamp teçhizatı/malzemeleri -KAMPEERWAGEN: d, (-s) kamp arabası/otosu -KAMPEMENT: h, (- en) mil/ask kamp -KAMPEN: f, gs, (kampte, h, gekampt) 1 mücadele etmek, boğuşmak, savaşmak, çarpışmak, 2 (wedijveren) yarışmak, rekabet etmek, met iemand - biri ile yarışmak -KAMPEREN: f, gs, (kampeerde, h, gekampeerd) kamp kurmak, konaklamak, kamp yapmak, dışarıda gecelemek -KAMPERFOELIE: d, (-s) bot, hanımeli, wilde - yabani hanımeli -KAMPIOEN: d, (- en) 1 sp, şampiyon, nationaal - milli şampiyon, 2 (verdediger) fig/mec savunucu, mücadcleci, destekçi -KANDIDATUUR: d, (...turen) adaylık, -KAMPIOENSCHAP: h, (- pen) şampiyonluk namzetlik -KAMPIOENSKANDIDAAT: d, (...daten) şampiyon aday, şampiyonluk adayı -KAMPLEIDING: d, (- en) kamp idaresi aday göstermek -KAMPLIED: h, (- eren) kamp şarkısı -KAMPRECHTER: d, (-s) hakem -KAMPVECHTER: d, (-s) savunucu, destekçi, -KAMPVUUR: h, (...vuren) kamp ateşi -KAMPWINKEL: d, (-s) kamp dükkanı -KAMRAD: h, (- eren) dişli çark -KAMWOL: d, tarak yünü, taraklanmış yün -KAN: d, (- nen) (vaatwerk) testi, güğüm, het is in - nen en kruiken hazır, mesele halloldu, dörtbaşı mamur hazır olmak -KANAAL: I h, (kanalen) 1 kanal, ark, suyolu, 2 fig/mec yol, kaynak, kanal, uit welk - komt dat? hangi kaynaktan geliyor? diplomatieke kanalen diplomatik yollar, 3 (v, televisie) kanal II h, Manş Denizi -KANAALVERBINDING: d, (- en) kanal bağlantısı, -KANALISATIE: d, (-s) kanalizasyon, -KANALISEREN: f, g, (kanaliseerde, h, gekanaliseerd) kanal yapmak, fig/mec kanalize etmek -KANARIE: d, (-s) zo, kanarya -KANARIEGEEL: s, kanarya sarısı -KANARIEVOGEL: d, (-s) kanarya kuşu -KAND: kandidaat aday, namzet -KANDEEL: d, bir tür şerbet -KANDELAAR: d, (- s, ...laren) şamdan, mumluk -KANDELABER: d, (-s) ayaklı şamdan, -KANDIDAAT: d, (...daten) 1 aday, talip, namzet, başvuran kimse, iemand - stellen birini aday göstermek, 2 (examinandus) fakülteli, fakülte öğrencisi, üniversiteli, - in de letteren edebiyatfakültesı öğrencisi, -KANDIDAAT-NOTARIS: d, (- sen) noter adayı -KANDIDAATSEXAMEN: d, (- s, ...examina) mezuniyet sınavı, -KANDIDAATSTELLING: d, (- en) aday gösterme, -KANDIDATENLIJST: d, (- en) aday listesi, -KANDIDATUUR: d, (,,turen) adaylık, namzetlik, -KANDIDEREN: f, gs, (kandideerde, h, gekandideerd) aday olmak, kendini aday göstermek, -KANDIJ: d, şeker -KANDIJSUIKER: d, akide şekeri, -KANEEL: d, tarçın savaşçı, -KANEELBOOM: d, bot, (...bomen) tarçın, -KANEN: h, (plat/argo) (yemek) tıkıştırma, iştahla yeme, -KANGOEROE: d, (-s) zo, kanguru -KANIS: d, (- sen) balık sepeti, -KANJER: d, (-s) (persoon, işinde) usta, üstat, başarılı kimse, çam yarması, dev, kocaman/koskoca bir şey, een - van een vis kocaman bir balık, -KANKER: d, med/tıb kanser, volkst/hd incitme beni, -KANKERAAR: d, (-s) mızmız, homurdak, homurdanan, vırvırcı, -KANKERBESTRIJDING: d, kanserle mücadele, kanserle savaş, -KANKEREN: f, gs, (kankerde h, gekankerd) (mopperen) homurdanmak, mızmızlanmak, söylenmek, - op (over) iets (iemand) birşeye (birine) homurdanmak, -KANKERGEZWEL: h, (- len) kanser uru, kanser tümoru, -KANKERLIJDER: d, (-s) (plat/argo) piç kurusu, hıyar, -KANKERONDERZOEK: h, kanser araştırması, -KANKERPATIENT: d, (- en) kanserli hasta, kanser hastası, -KANKERPIT: d, (- ten) homurdak, karın ağrısı, söylenen kimse, -KANKERVERWEKKEND: s, kanser yapıcı, kansere neden olan, -KANNIBAAL: d, (,,balen) yamyam, -KANNIBALISME: h, yamyamlık, -KANO: d, (-s) scheep/den hafif sandal, kano -KANOEN: f, gs, (kanode, h, gekanood) kano ile seyretmek/gezmek, -KANON: h, (- nen, - s) 1 mil/ask top, 2 fig/mec ağır top, sözü geçen, politieke - nen politik toplar, politikada ileri gelenler, zo dronken als een - zilzurn sarhoş olmak, pilot olmak, leyla olmak, kör kötük şarhoş olmak -KANONGEDONDER: h, top gürlemesi -KANONNADE: d, (-s) top ateşi, bombardıman, sürekli ateş -KANONNEERBOOT: d, (...boten) topçeker, gambot -KANONNEREN: f, g, (kannoneerde, h, gekanonneerd) topa tutmak -KANONNIER: d, (-s) mil/ask topçu -KANONSCHOT: h, (- en) 1 (schot) top atışı, 2 (afstand) top menzili, top erimi -KANONSKOGEL: d, (-s) gülle, top mermisi -KANONVUUR: h, top ateşi -KANOSPORT: d, sandal sporu -KANOVAARDER: d, (-s) sandalcı, kanoncu -KANS: d, (- en) 1 şans, talih, kısmet, (gunstige gelegenheid) fırsat, imkan, 2 (mogelijkheid) mümkünat, imkan, een goede - iyi bir şans/imkan/fırsat, iemand een - geven birine şans tanımak, - hebben şansı olmak, een - wagen şansını denemek, een - spel şans oyunu, de - en keren şans döner, de - schoon zien fırsat bu fırsat demek, fırsatı ganimet bilmek, imkanı kaçırmamak -KANSARM: s, (toplumdaki gruplar için) şansız, sosyal gelişme imkanı zayıf -KANSBEREKENING: d, (- en) ihtimal hesabı -KANSEL: d, (-s) 1 mimber, kürsü, 2 (predikant) vaizlik -KANSELARIJ: d, (- en) kançılarlık, kançılarya, konsolosluklarda yazı işlerine bakan kısım, -KANSELIER: d, (-s) şansölye, başkan -KANSELREDE: d, (-s) vaaz, -KANSELREDENAAR: d, (-s) vaiz, -KANSELSTIJL: d, ağdalı dil, süslü üslup -KANSHEBBER: d, (-s) şanslı kimse -KANSLOOS: s, şanssız -KANSRIJK: s, şanslı, (toplumsal) imkanlı, sosyal gelişme imkanı olan -KANSSPEL: h, (- en) şans oyunu, talih oyunu -KANT: zie/bkz kantoor, -KANT: I d, (- en) 1 (zijdestrook) kenar, kıyı, (zijde) yan, yaka, yüz, aan de - van de weg yol kenarında, aan iemands - staan birinin tarafinda olmak, birinin tarafını tutmak, de - van de tafel masanın kenarı, is de kamer aan -? oda halledildi mi? van mijn - benim tarafımdan, kendi adıma, benden, benim açımdan, van vaders - baba tarafından, van alle - en her taraftan, bütün yönleriyle, van welke - komt hij? ne taraftan geliyor? de liefde kan niet van een - komen sevgi tek taraflı olmaz, dat raakt - noch wal şaçma anlamsız, zırva, een zaak aan - zetten işi satmak, zich van - maken intihar etmek, canına kıymak, 2 (richting) yön, taraf, yan, * aan de ene -... aan de andere -... bir yandan ... diğer yandansa ... bir taraftan ... diğer taraftan da ... er de - jes van aflopen işine özen göstermemek, işi baştan savma yapmak, er de scherpe - jes van afhalen (kötü şeyleri) yumuşatmak, hafifletmek, - je boord kıl payı, neredeyse, hemen hemen, zar zor, het is een dubbeltje op zijn - sallantıda, şüpheli, het glaasje op zijn - zetten bardağı dikmek, içip boşalımak, iemand van - maken birini temizlemek, öldürmek, birinin defterini dürmek, op het - tje kıl payı, atbaşı, iets over zijn - laten gaan bir şeye karşı koymamak, bir şeye tolerans göstermek, hij is van de verkeerde - homodur/ipnedir, II s, 1 keskin kenarlı, 2 - en klaar tamamen hazır, tastamam -KANTEEL: d, (...telen) (duvarda) mazgal dişi, mazgalı siper -KANTELEN: I f, g, (kantelde, h, gekanteld) öbür kenarına çevirmek, altüst etmek, II gs, (-, is -) 1 öbür kenarına düşmek, devrilmek, 2 scheep/den alabora olmak -KANTELRAAM: h, (...ramen) yatar/döner pencere, dirsekli pencere, -KANTEN: I f, g (kantte, h, gekant) zich tegen iemand/iets - birine /bir şeye şiddetle karşı koymak, direnmek II s, dantelli -KANT-EN-KLAAR: s, tamamen hazır, tastamam, -KANT-EN-KLAAR MAALTIJDEN: d, mv/çoğ hazır yemekler, -KANTIG: s, köşeli, sivri kenarlı -KANTINE: d, (-s) kantin -KANTINEBEHEERDER: d, (-s) kantin yöneticisi -KANTJE: h, (-s) 1 kenar, 2 (bladzijde) sahife, sayfa, op het - tje kıl payı, atbaşı -KANTKLOSSEN: f, g, (kantkloste, h, gekantklost) makara ile dantela yapmak -KANTKLOSSTER: d, (-s) dantelacı -KANTLIJN: d, (- en) 1 kenar çizgisi, 2 geom, ayrıt -KANTON: h, (-s) 1 kanton, eyalet, 2 (v, weg) bakım altında olan yol -KANTONGERECHT: h, (- en) sulh mahkemesi -KANTONAAL: s, kantona ait -KANTONNEMENT: h, (- en) mil/ask konaklama yeri, büyük kamp, kışla -KANTONNEREN: I f, g, (kantonneerde, h, gekantonneerd) mil/ask konaklatmak, II gs, konaklamak -KANTONRECHTER: d, (-s) sulh hakimi -KANTOOR: h, (...toren) daire, büro, ofis, yazıhane, op zijn - ofisinde, bürosunda -KANTOORBAAN: d, (...banen) büro işi, memurluk -KANTOORBEHOEFTEN: d, mv/çoğ büro malzemeleri, kırtasiye -KANTOORBOEKHANDEL: d, (-s) kırtasiyeci -KANTOORERVARING: d, (- en) büro deneyimi/tecrübesi -KANTOORKLERK: d, (- en) büro katibi -KANTOORMACHINE: d, (-s) büro makinası -KANTOORPAND: h, (- en) büro/daire binası -KANTOORPERSONEEL: h, büro personeli -KANTOORTIJD: in - büro saatinde, çalışma saatleri dahilinde -KANTOORTUIN: d, (- en) büro bahçesi -KANTOORUREN: d, mv/çoğ çalışma saatleri, mesai saatleri, tijdens de - mesai/çalışma saatlerinde/dahilinde, -KANTTEKENING: d, (- en) çıkma, dipnot -KANTWERK: h, (- en) dantel işi -KANTWERKSTER: d, (-s) (bayan) dantelci -KANUNNIK: d, (- en) katedral azizi, katedral üyesi -KAP: d, (- pen) 1 takke, başlık, bone, kep, kasket, miğfer, gelijke monniken, gelijke - pen aynı tür insanlar aynı özelliklere sahiptirler, 2 de - van een auto motor kapağı, 3 (v, huis) çatı gövdesi, 4 lampe- abajur, -KAPEL: I d, (- len) 1 küçük kilise, ibadet yeri, alle - letjes aandoen yol boyu bütün kahvelere uğramak, 2 muz/müz mızıka, bando, orkestra II d, (- len) zie/bkz vlinder -KAPELAAN: d, (-s) papaz yardımcısı -KAPELMEESTER: d, (-s) bando şefi -KAPEN: I f, gs, (kaapte, h, gekaapt) hist/tar korsanlık yapmak, II g, 1 zapt etmek, kaçınmak, el koymak, 2 (stelen) aşınmak, çalmak -KAPER: d, (-s) korsan, vliegtuig- uçak korsanı, er zijn - s op de kust aynı şeye konmak isteyen bir çok insan vardır, fırsat kollayan birçok insan vardır -KAPERSCHIP: h, (...schepen) korsan gemisi -KAPERSNEST: h, (- en) korsan yuvası, korsan yatağı -KAPING: d, (- en) korsanlık, (uçak vb,) kaçınma, (het gekaapt worden) kaçırılma, -KAPITAAL: d, (...talen) (hoofdletter) büyük harf II h, (...talen) 1 sermaye, kapital, anamal, anapara, - en interest kapital ve faiz, 2 (groot bedrag) büyük miktarda para, 3 yatırım, dood - ölü yatırım, ölü sermaye, III s, z,(,,taler, - st) 1 baş, başlı, ana, önemli, ağırlıklı, mühim, een kapitale fout mühim bir hata, een kapitale letter büyük harf, een kapitale villa dev villa, 2 - liegen utanmadan yalan söylemek, -KAPITAALBELEGGING: d, (- en) sermaye yatırımı, yatırım, -KAPITAALGOEDEREN: d, mv/çoğ sermaye malları -KAPITAALINTENSIEF: s, sermaye gerektiren -KAPITAALKRACHTIG: s, sermayedar, sermayeli -KAPITAALMARKT: d, sermaye piyasası, para piyasası -KAPITAALVLUCHT: d, yurtdışına para çıkarma, para kaçırma -KAPITAALVORMING: d, sermaye teşekkülü, sermaye oluşumu -KAPITALISATIE: d, sermayeye katma, sermayeye dönüştürme -KAPITALISEREN: f, g, (kapitaliseerde, h, gekapitaliseerd) sermayeye katmak, sermayeye dönüştürmek, sermaye oluşturmak -KAPITALISME: h, kapitalizm, kapitalist sistem -KAPITALIST: d, (- en) 1 kapitalist, kapitalist yanlısı, 2 (rijk man) para babası, -KAPITALISTISCH: s, z, kapitalist, kapitalizme ait, kapitalistçe, de - e staat kapitalist devlet -KAPITEEL: h, (...telen) bouwk/mim sütun başlığı -KAPITEIN: d, (-s) 1 mil/ask yüzbaşı, batarya komutanı, 2 scheep/den kaptan, er kunnen geen twee - s op een schip zijn iki kaptan bir gemiyi batırır -KAPITTEL: h, (-s) 1 katedral heyeti toplantısı, 2 (v, boeken) bölüm, fasıl -KAPITTELEN: f, g, (kapittelde, h, gekapitteld) dersini vermek, paylamak, azarlamak, iemand - birine iyi bir ders vermek, birini terslemek -KAPITTELHEER: d, (...heren) aziz, katedral üyesi -KAPJE: h, (-s) 1 küçük takke, takkecik, 2 taalk/dilb şapka, inceltme işareti -KAPLAARS: d, (...laarzen) uzun çizme, potin -KAPLAKEN: h, (-s) scheep/den tayfa primi -KAPMANTEL: d, (-s) başlıklı manto, -KAPMES: h, (- sen) satır, balta -KAPOEN: d, (- en) iğdiş horoz -KAPOK: d, kapok, hintpamuğu, pamuğa benzer lif -KAPOT: s, 1 (gebroken) bozuk, kırık, sakat, mijn auto is - arabam bozuk, - maken kırmak, bozmak, hurdaya çevirmek, 2 (v, kledingstuk) yırtık, delik, 3 (doodmoe) yorgun, bitkin, ölesiye halsiz, takatsiz, gisteren was ik - dün ölesiye halsizdim, çok yorgundum, 4 ergens niet - van zijn bir şeyden pek etkilenmemek, ik ben er helemaal van - ondan çok etkilendim -KAPOTGAAN: f, gs, (ging kapot, is kapotgegaan) 1 kırılmak, parçalanmak, bozulmak, 2 (plat/argo) (v, dieren) ölmek, zıbarmak, nalları dikmek -KAPOTGOOIEN: f, g, (gooide kapot, h, kapotgegooid) atıp kırmak -KAPOTJE: h, (-s) (condoom) prezervatif, kondom -KAPOTMAKEN: f, g, (maakte kapot, h, kapotgemaakt) 1 kırmak, 2 (plat/argo) (doodmaken) kanına girmek, öldürmek -KAPOTSLAAN: f, g, (sloeg kapot, h, kapotgeslagen) 1 vurup kırmak, 2 (doodslaan) vurup öldürmek -KAPPEN: I f, g, (kapte, h, gekapt) 1 (odun, ağaç) kesmek, yarmak, parçalamak, kıymak, budamak, tepesini kesmek, bomen - ağaçları kesmek, budamak, kırpmak, 2 (v, uitgaven) kesmek, kısmak, kırpmak, met iemand - biri ile ilişkiyi kesmek, met iets - bir şeyi bırakmak, bir şeyle ilişkisini kesmek, II gs, (het haar opmaken) saç yapmak, saç kesmek, -KAPPER: d, (-s) (erkek) berber, kuaför II d, (-s) bot, 1 kepere, 2 d, mv/çoğ kepere meyvesi -KAPPERSZAAK: d, (...zaken) kuaför salonu, berber salonu, kuaförcü -KAPRIOOL: d, (kapriolen) zie/bkz capriool -KAPSALON: d, (-s) kuaför salonu, berber salonu, -KAPSEIZEN: f, gs, (kapseisde, is gekapseisd) scheep/den alabora olmak, devrilmek -KAPSEL: h, (-s) 1 saç modeli, saç tuvaleti, 2 (hoofdtooi) taç, süs -KAPSONES: veel - hebben/maken kendini bir şey sanmak -KAPSPIEGEL: d, (-s) tuvalet aynası -KAPSTER: d, (-s) (bayan) kuaför, berber -KAPSTOK: d, (- ken) (elbise) askı, portmanto -KAPUCIJNERS: d, mv/çoğ bir çeşit bezelye -KAPVERBOD: h, (- en) ağaç kesme yasağı -KAR: d, (- ren) (at vb, için) araba -KARAAT: h (-s) 1 kırat, ağırlık birimi, 2 (v, goud) ayar, 12 - s goud 12 ayar altın -KARABIJN: d, (- en) filinta, karabine, kısa tüfek -KARAF: d, (- fen) sürahi, karafa -KARAKTER: h, (-s) 1 karakter, kişilik, huy, mizaç, tabiat, mahiyet, sıfat, nitelik, özellik, 2 (letter) harf tipi, 3 (rol) tip, rol, in het - van - nin rolünde -KARAKTEREIGENSCHAP: d, (- pen) kişilik özelliği, -KARAKTERFOUT: d, (- en) kişilik bozukluğu -KARAKTERISEREN: f, g, (karakteriseerde, h, gekarakteriseerd) karakterize etmek, ayırt etmek, iets - bir şeyi ayırt etmek -KARAKTERISTIEK: I s, karakteristik, tipik, kendine özgü, II d, (- en) tasvir, betim, tarif -KARAKTERLOOS: s, z, (...lozer, - t) karaktersiz -KARAKTERSCHETS: d, (- en) karakter taslağı, profil -KARAKTERTREK: d, (- ken) özellik, nitelik, karakteristik özellik -KARAMEL: d, (- s, - len) karamela, bir tür şekerleme -KARATE: h, sp, karate -KARATEKA: d, (-s) karateci -KARAVAAN: d, (...vanen) kervan, kafile -KARBONADE: d, (- s, - n) (pişmiş) pirzola -KARBONKEL: d, h, (-s) 1 (kızıl) yakut, lâl taşı, 2 med/tıb şirpençe, kızılyara, kan çıbanı, -KARBONPAPIER: zie/bkz carbonpapier -KARBOUW: d, (- en) zo, susığırı, manda, camıs -KARDINAAL: I d, (...nalen) 1 kardinal, 2 zo, kardinal kuşu, II s, asıl, esas, esaslı, temel, het kardinale punt esas nokta, een kardinale fout büyük hata, esas yanlış -KARDINAALSCHAP: h, kardinallık -KARDINAALSHOED: d, (- en) kardinal şapkası, barata -KARDINAALSMUTS: d, (- en) bot, barata, lüle türünden bir çiçek -KARDOEN: d, (- en, - s) bot, kenger, kengel, yabanenginarı -KARDOES: d, (...doezen) kartuş, hartuş, kovan, kapçık -KAREKIET: d, zo, grote - çil ardıcı, kleine - sazlık ardıcı, saz bülbülü -KARIG: s, z, 1 cimri, elisıkı, idareli, pinti, niet - zijn met elisıkı olmamak, eli açık olmak, 2 (weinig) az, yetersiz, kıt, dar, sınırlı, een - loon az bir maaş -KARIKATURISEREN: f, g, (karikaturiseerde, h, gekarikaturiseerd) karikatürize etmek, karikatürünü yapmak, karikatürleştirmek -KARIKATUUR: d, (...turen) karikatur -KARKAS: h, d, (- sen) (v, dieren) iskelet, kaburga -KARMIJN: h, kızıl renk maddesi -KARMOZIJN: h, koyu kırmızı -KARN: d, (- en) yayık, atık -KARNAVAL: zie/bkz carnaval -KARNEMELK: d, ayran -KARNEN: f, g, (karnde, h, gekarnd) yağ çıkarmak, yağını ayırmak -KAROS: d, (- sen) payton, saltanat arabası -KARPER: d, (-s) zo, sazan, tatlısu balığı -KARPET: h, (- ten) halı -KARREN: f, gs, (karde, h, gekard) (araba) sürmek -KARTEL: I h, (-s) 1 (bij oorlog) tutsak değişim anlaşması, 2 econ/ekon kartel, ticari birlik, 3 econ/ekon (overeenkomst) rekabeti önleme anlaşması II d, (-s) çentik, kertik, kesik -KARTELDARM: d, (- en) anat, kolon -KARTELEN: f, g, (kartelde, h, gekarteld) tırtıllamak, çentmek, diş diş etmek, çentiklemek, çentik açmak -KARTELMES: h, (- sen) çentikli bıçak -KARTELRAND: d, (- en) çentikli kenar -KARTELVORMING: d, (- en) kartelleşme -KARTEREN: f, g, (karteerde, h, gekarteerd) harita haline getirmek -KARTERING: d, haritalama, harita haline getirme -KARTON: h, (-s) 1 karton, mukavva, 2 (doos) karton kutu, melk in - karton kutuda süt -KARTONNAGE: d, (-s) 1 karton işi, 2 (v, boeken) kap geçirme, kartonaj, kartonlama -KARTONNAGEFABRIEK: d, (- en) karton işleri fabrikası -KARTONNEN: s, kartondan -KARTONNEREN: f, g, (kartonneerde, h, gekartonneerd) (kitabı) kartonlamak, karton geçirmek, kartonla ciltlemek -KARVEEL: d, h, (- s, ...velen) sürat gemisi -KARWATS: d, (- en) kırbaç, kamçı -KARWEI: d, h, 1 iş, een - tje voor de timmerman marangoz için iş, een heel - bir sürü iş, başını kaşıyamayacağın kadar iş, 2 (onbetaald werk) angarya, 3 dat is nu net een - tje voor hem tam ona göre bir iş, 4 (zwaar werk) ağır iş, sıkıcı iş -KARWIJ: d, bot, karaman kimyonu -KAS: d, (- sen) 1 kasa, kutu, çerçeve, sandık, de - van een horloge saatin çerçevesi, 2 (bitki) limonluk, ser, camekan, vitrin, - bloem sera çiçeği, - groente sera sebzesi, 3 (v, oog, tand) göz/diş yuvası, 4 (geld) nakit, kasadaki para, hazır para, kasa, peşin, de - van de stichting vakfın (nakit) parası, slecht bij - zijn nakit darlığı çekmek, geld in - eldeki para, nakit, 5 (kassa) kasa, vezne, aan de - betalen vezneye ödemek, kleine - küçük kasa, 6 fon, kasa: spaar- tasarruf fonu, werklozen- işsizlik fonu -KASBOEK: h, (- en) kasa defteri -KASCOMMISSIE: d, (-s) muhasebe kontrol komisyonu -KASCONTROLE: d, (-s) kasa kontrolü -KASDRUIF: d, (...druiven) sera üzümü, limonluk üzümü -KASGELD: h, nakit para, kasadaki para -KASGROENTE: d, (-n) sera sebzesi, limonluk sebzesi -KASKOMKOMMER: d, (-s) sera salatalığı, -KASMIDDELEN: d, mv/çoğ kasa mevcudu, para, nakit, kasadaki para ve çekler -KASPISCHE -ZEE: d, Hazar denizi -KASPLANT: d, (- en) sera bitkisi -KASREGISTER: h, (-s) otomatik kasa -KASSA: d, (-s) 1 kasa, vezne, (v, bioscoop) gişe, 2 hand/tic kasa mevcudu, eldeki nakit ve senet, 3 (telmachine) kasa, kasa hesap makinası -KASSABON: d, (- nen, - s) kasa fişi -KASSIER: d, (-s) kasiyer, kasadar, veznedar -KASSIEWIJLEN: s, spreekt/kd zıbarmış, ölmüş -KASSUCCES: h, (- sen) başarılı gösteri, gişe hasılatı kıran gösteri -KAST: d, (- en) 1 dolap, een boeken- kitaplık, kitap dolabı, (kleren-) elbise dolabı, iemand op de - jagen birini kızdırmak, birini çileden çıkarmak, alles uit de - halen her şeyi denemek, her yolu denemek, her çareye baş vurrnak, op de - zitten kızmak, öfkelenmek, 2 (plat/argo) (nor) kodes, cezaevi, hij is in de - cezaevindedir -KASTANJE: d, (-s) bot, kestane, wilde - at kestanesi, de - s voor een ander uit het vuur halen başkasına alet olmak, başkası için kendini tehlikeye atmak, başkasının hamallığını yapmak, -KASTANJEBOOM: d, (...bomen) kestane ağacı -KASTANJEBRUIN: s, kestane rengi, esmer -KASTANJEPUREE: d, kestane püresi -KASTE: d, (-n) kast, tabaka, katman, sınıf -KASTEEL: h, (...telen) 1 kale, şato, saray, hisar, 2 schaak/satr kale -KASTEELHEER: d, şato beyi/sahibi -KASTEELTUIN: d, (- en) şato bahçesi -KASTENGEEST: d, kast ruhu, kast güdüsü, grup güdüsü -KASTEKORT: h, (- en) kasa açığı -KASTELEIN: d, (-s) hancı, tavernacı, meyhaneci -KASTELOZE: d (-n) tolumsal bir yapıya uyumayan kimse -KASTENMAKER: d, (-s) dolapçı -KASTENSTELSEL: h, (-s) kast sistemi -KASTIJDEN: f, g, (kastijdde, h, gekastijd) vero/eski cezalandırmak -KASTJE: h, (-s) 1 küçük dolap, dolapçık, 2 (in meubelen) çekmece, van het - naar de muur sturen kapı kapı dolaştırmak -KASTOOR: I h, kunduz kürkü, II d, (kastoren) kastor şapka -KASTOREN: s, kastor, kunduz kürkünden -KASTPAPIER: h, raf kâğıdı, dolap kâğıdı -KASTUINBOUW: d, seracılık -KASUARIS: d, (- sen) zo, tepelidevekuşu -KAT: d, (- ten) (dişi) kedi, de - de bel aanbinden (başkası için) kendini tehlikeye atmak, rizikolu zor bir işe girişmek dat is - in t bakkie çantada keklik, de - uit de boom kijken işin ne şekil alacağını izlemek, dikkatli davranmak, işin nasıl gelişeceğini beklemek, de - in het donker knijpen gizli dolaplar çevirrnek, gizli işler yapmak, karanlık işler çevirrnek, leven als - en hond kediyle köpek gibi geçinmek, dalaşmadan edememek, als de - van huis is, dansen de muizen in het voorhuis (op tafel) kediler evde olmazsa, fareler cirit atar, - en muis spelen met iemand (patron vb,) getirmek, birini - komt altijd op zijn poten terecht kedi her zaman dört ayağının üstüne düşer, her iş sonunda düzene girer, de - op het spek binden kedinin boynuna ciğer asmak, birini baştan çıkaracak bir şey yapmak, maak dat de - wijs! yok devenin başı! (yok) devenin nalı! sen onu ebene anlat! zo nat als een - sırılsıklam, yamyaş, een - in de zak kopen bir şeyi görmeden satın almak -KATACHTIG: s, kedi cinsinden, kedi gibi -KATAFALK: d, (- en) katafalk -KATALYSATOR: d, (- s, ...toren) katalizör -KATALYSE: d, (-s) tezleştirrne -KATAPULT: d, (- en) sapan, mancınık, katapült -KATER: d, (-s) erkek kedi, een - hebben (içki sonrası) başına vurmak, başı ağrımak -KATERN: d, h, (- en) risale, cüz, broşür -KATH. zie/bkz katholiek -KATHEDER: d, (-s) 1 kürsü, ders kürsüsü, 2 (spreekstoel) mimber, hatip yeri -KATHEDRAAL: d, (...dralen) katedral -KATHODE: d, (- n, - s) katot, eksiuç, negatif elektrod -KATHODESTRALEN: d, mv/çoğ katot ışınları -KATHOLICISME: h, katoliklik, katolisizm, katolik dini -KATHOLIEK: I s, katolik, katoliğe ait, II d, (- en) katolik -KATJE: h, (-s) 1 küçük kedi, als - s muizen miauwen ze niet kediler fare yakalarken miyavlamazlar, yemek yerken konuşulmaz, in het donker zijn alle - s grauw karanlıkta güzellik fark edilmez, 2 bot, söğüt tırtılı, söğüt çiçeği -KATOEN: h, d, (- en) pamuk, iemand van - geven birinin kulağının tozunu almak -KATOENACHTIG: s, 1 pamuklu, 2 (lijkend op katoen) pamuğa benzer -KATOENBAAL: d, (...balen) pamuk balyası, pamuk topu -KATOENDRUKKER: d, (-s) pamuk basmacısı, pamuklu kumaş motifçisi, -KATOENDRUKKERIJ: d, 1 (- en) (werkplaats) pamuklu kumaş basma atölyesi, 2 pamuklu kumaş basma -KATOENEN: s, pamuk, pamuktan, - overhemden pamuk gömlekler, - stoffen pamuk kumaşlar -KATOENFABRIEK: d, (- en) pamuk dokuma ve işleme fabrikası -KATOENMARKT: d, (- en) pamuk pazarı -KATOENOLIE: d, pamuk yağı -KATOENSPINNERIJ: d, (- en) (de fabriek) pamuk eğirme fabrikası -KATROL: d, (- len) palanga, makara -KATTENBAK: d, (- ken) kedi lazımlığı -KATTENBELLETJE: h, (-s) not, pusula -KATTENGEJANK: h, 1 (kedi için) miyav, miyavlama, 2 kötü keman sesi, keman gıcırtısı -KATTENGESPIN: h, het eerste gewin is - başlangıçta kazanılan sonunda gider, oyunun başında kazanılan -KATTENKOP: d, (- pen) cadaloz, şirret kadın -KATTENKWAAD: h, yaramazlık, haylazlık, kabına sığmazlık, muziplik, şeytanlık, - uithalen yaramazlık yapmak, oyun etmek -KATTEN: f, gs, (katte, h, gekat) - tegen iemand birine köpek gibi hırlamak, çıkışmak -KATTENOOG: h, (...ogen) 1 kedi gözü, 2 (lichtreflector) (trafikte) katafot, ışık yansıtıcısı -KATTENPIS: d, kedi sidiği, dat is geen - ufak şey değil, azımsanacak şey değil, yabana atılacak cinsten değil -KATTERIG: s, 1 (sarhoşluktan) baş ağrılı, baş ağrısı olan, - zijn içki sersemi olmak, 2 (teleurgesteld) hayal kırıklığına uğramış -KATTENSTAART: d, (- en) bot, murdarağacı -KATTIG: s, z, kedi gibi, hırçın, azgın, kızgın -KATZWIJM: d, baygınlık, in - vallen bayılmak, bayılıp düşmek -KAUW: d, (- en) zo, küçük karga -KAUWEN: f, g, (kauwde, h, gekauwd) 1 çiğnemek, gevmek, dişlemek, dişle ezmek, dişle parçalamak, 2 woorden - sözücükleri gevelemek, lafı uzatrnak -KAUWGOM: d, h, sakız, çiklet -KAVEL: d, (- s, - en) 1 (toprak) parsel, 2 hand/tic satılık parça, grup, kısım -KAVELEN: f, g, (kavelde, h, gekaveld) parsellemek, parsellere ayırmak, parçalara ayırmak/bölmek -KAVIAAR: d, havyar -KAZACHISTAN: Kazakistan -KAZEMAT: d, (- ten) mil/ask kazamat -KAZEN: f, gs, (kaasde, is gekaasd) (süt) koyulaşmak, ekşimek, ekşiyip kesilmek, pıhtılaşmak -KAZERNE: d, (- s, - n) mil/ask kışla -KAZUIFEL: d, (-s) ayin cüppesi -K.B afk/kıs Koninklijk Besluit Kraliyet Kararı, Kraliyet Yönetmeliği -KEEL: d, (kelen) anat, boğaz, imik, gırtlak, gerdan, de baard in de - hebben zie/bkz baard, iemand (een dier) de - afsnijden birinin (bir hayvanın) boğazını kesmek, een droge - hebben boğazı kurumak, het hangt mij de - uit gırtlağıma kadar geldi bıktım, iemand het mes op de - zetten birinin gırtlağına bıçak dayamak, iemand bij de - grijpen birini gırtlaklamak, een brok in de - hebben (duygulanıp) boğazı düğümlenmek, een - opzetten bas bas bağırmak, bar bar bağırmak -KEELAANDOENING: d, (- en) gırtlak hastalığı, boğaz rahatsızlığı -KEELARTS: d, (- en) boğaz doktoru -KEELGAT: h, (...gaten) gırtlak (deliği), boğaz, het schoot mij in het verkeerde - fig/mec kafamı bozdu, canımı sıktı -KEELGELUID: h, (- en) gırtlak sesi -KEELHOLTE: d, (- n, - s) anat, yutak, belúm -KEELKLANK: d, (- en) gırtlak sesi, gırtlaksı ses -KEELONTSTEKING: d, (- en) boğaz iltihabı, gırtlak iltihabı -KEELPIJN: d, (- en) boğaz ağrısı -KEELSPIEGEL: d, (-s) boğaz muayene aynası, -KEEP: I d, (kepen) zo, dağ ispinozu II d, (kepen) kentik, tırtık, çentik, diş -KEEPEN: f, gs, (keepte, h, gekeept) kalecilik yapmak, -KEEPER: d, (-s) sp, kaleci -KEER: d, (keren) 1 dönüş, dönme, een onverwachte - nemen beklenmedik bir dönüş yapmak, gedane zaken hebben (nemen) geen - olanla ölmüşe çare yoktur, av avlanmış tav tavlanmış, te - gaan ortalığı yaygaraya vermek, gürültüye boğmak, gürültü yapmak, 2 sıra, - om - sırayla, 3 (maal) sefer, defa, kere, kez, twee - iki sefer, iki kez, deze/dit - bu defa, bu sefer, een andere - başka bir sefer, in een - bir defada, op - tekrar tekrar, een - tje bir kerecik, de eerste - ilk kez, (de) volgende - gelecek sefer -KEERDAM: d, (- men) su bendi, su seddi, su engeli -KEERDICHT: h, (- en) nakaratlı şiir -KEERKRING: d, (- en) aardr/coğr dönence, tropika -KEERPUNT: h, (- en) 1 dönüm noktası, een - in de economie ekonomide dönüm noktası, een - in de geschiedenis tarihte dönüm noktası, 2 sp, dönüş noktası -KEERVERS: h, (...verzen) nakarat, -KEERZIJDE: d, (...zijden) ters yan, ters taraf, ters yüz, öbür yan, öteki yüz, de - van de medaille madalyonun öbür yüzü -KEESHOND: d, (- en) Pomeranya köpeği -KEET: d, (keten) 1 baraka, kulübe, eğreti yapı, şantiye kulübesi, 2 (herrie) patırtı, gürültü, yaygara, curcuna, şamata, - maken/schoppen şamata/gürültü yapmak -KEFFEN: f, gs, (kefte, h, gekeft) 1 kesik kesik havlamak, 2 fig/mec çıkışmak -KEFFER: d, (-s) 1 cıylak köpek, cırtlak enik, 2 fig/mec cırtlak, yırtık, dalaşçı -KEG: kegge: d, (- gen) kıskı, kama, çivi -KEGEL: d, (-s) 1 koni, afgeknotte - kesik koni, 2 (adem) içki kokan nefes -KEGELAAR: d, (-s) kuka oyuncusu -KEGELBAAN: d, (...banen) kuka pasajı -KEGELCLUB: d, (-s) kuka kulübü -KEGELEN: f, gs, (kegelde, h, gekegeld) kuka oynamak -KEGELSPEL: h, (- en) kuka oyunu -KEGELVORMIG: s, koni şeklinde olan, konik -KEI: d, (- en) 1 iri taş, 2 (straatsteen) kaldırım taşı, parke taşı, iemand op de - en zetten birini işinden atmak, op de - en staan işsiz olmak, 3 (kraan) ehil, kompetan, usta -KEIHARD: s, z, çok sert, taş gibi -KEILEN: f, g, (keilde, h, gekeild) 1 (taş) su yüzünde sektirmek, 2 atmak, fırlatmak, iemand de deur uit - birini kapı dışarı etmek -KEISTEEN: d, (...stenen) 1 çakıl, yuvarlak taş, 2 parke taşı -KEIZER: d, (-s) imparator, kayser, geef den - wat des - s is Sezarın hakkını Sezara ver, waar niets is, verliest de - zijn recht bul da tut kelin perçeminden -KEIZERIN: d, (- nen) imparatoriçe -KEIZERLIJK: I s, imparatora ait, II z, imparator gibi -KEIZERRIJK: h, (- en) imparatorluk -KEIZERSKROON: d, (...kronen) taç, imparatorluk tacı -KEIZERSNEDE: d, (-n) med/tıb sezaryen -KEKER: d, (-s) nohut -KELDER: d, (-s) kiler, mahzen, depo, bodrum, wijn- şarap deposu, şarap kileri, naar de - gaan (v, schepen) batmak -KELDEREN: I f, g, (kelderde, h, gekelderd) 1 kilerde depolamak, saklamak, 2 scheep/den batırmak, II gs, (-, is -) 1 scheep/den batmak, 2 hand/tic düşmek, değer kaybetmek -KELDERGAT: h, (- en) kiler havalandırma deliği -KELDERLUIK: h, (- en) kiler kapağı -KELDERTRAP: d, (- pen) kiler merdiveni, bodrum merdiveni -KELEN: f, g, (keelde, h, gekeeld) (hayvan) kesmek, kesip öldürmek -KELIM: d, (-s) kilim -KELK: d, (- en) 1 kâse, maşrapa, tas, kadeh, - en van kristal kristal kadeh, 2 bot, çanak, kaliks, çiçek zarfı -KELKBLAD: h, (- en) bot, çanak yaprak, sepal -KELNER: d, (-s) garson -KELTEN: d, mv/çoğ Keltler -KELTISCH: I s, keltik, keltlere ait, II h, kelt dili -KEMPHAAN: d, (...hanen) 1 zo, dövüşken kuş, 2 fig/mec kavgacı, dalaşçı -KENAU: d, (-s) cadaloz, cadı, şirret/huysuz kadın -KENBAAR: s, (- der, - st) 1 tanınır, bilinir, tanınabilen, teşhisi mümkün, - zijn tanınabilir olmak, hij is - aan zijn stem o sesinden tanınır, 2 bilinen, tanınan, - worden bilinmek, iemand iets - maken bir şeyi birine açıkça belli etmek, hissettirmek -KENGETAL: h, (- len) (telefon) kod numarası -KENMERK: h, (- en) 1 marka, alameti farika, nişan, belirti, 2 (karaktertrek) özellik, hususiyet, ayırıcı nitelik, karakteristik, de - en van onze tijd çağımızın belirgin özelliği -KENMERKEN: f, g, (kenmerkte, h, gekenmerkt) 1 (karakterizeren) karakterize etmek, tammlamak, göstermek, ayırt etmek, ortaya koymak, 2 zich - door ile kendini belli etmek, kendini göstermek -KENMERKEND: s, z, ayırıcı, özgü, tipik, karakteristik, een - eigenschap ayırıcı bir özellik, -KENNEL: d, (-s) 1 köpek kulubesi, 2 (hondenfokkerij) kopek yetiştirme yeri -KENNELIJK: s, z, açik ki, belliki, besbelli, anlaşılıyorki, açikca kuşku götürmez, een - onderscheid belli bir ayrım, belli bir fark, -KENNEN: f, g, (kende, h, gekend) 1 (herkennen) tanimak, bilmek, iemand aan zijn stem - birini sesinden tanımak, geen vrees - korku tanımamak, korkmamak, kent u mij niet? beni tanımıyormusunuz? ons kent ons biz biliriz birbirimizi, zich doen - kendini tanıtmak, hij heeft zich als een politicus doen - kendini politikacı olarak tanıttı, 2 (bekend zijn) bilmek, Nederlands - Hollandaca bilmek, Turks - Türkçe bilmek, Türkçe konuşmak, 3 (achten) saymak, görmek, kabul etmek, iemand als zijn vriend - birini arkadaşı gibi görmek, 4 iemand (iets) leren - a) birini (bir şeyi) tanımak, birini (bir şeyi) anlamak, b) (kennismaking) biriyle (bir şeyle) tanışmak, 5 - te geven bildirmek, ifade etrnek, işaret etrnek, 6 dat - we biliyoruz, o tür şeyler hiç yabancı değil, betere dagen gekend hebben gün görmüş olmak, zich laten - kendi kişiliğini/gerçek yüzünü göstermek, laat je niet -! metin davran! -KENNER: d, (-s) ehil, erbap, uzman, mensen- insan sarrafı, kunst- sanat ehli, een - van computers bilgisayar uzmanı -KENNERSBLIK: d, (- ken) uzman gözü, met - uzman gözüyle -KENNIS: d, 1 bilgi, malumat, haber, dat is buiten mijn - gebeurd bilgim dışında oldu, benden habersiz oldu, 2 tanışma, - met iemand maken biriyle tanışmak, 3 (verstand) anlayış, kavrayış, havsala, dat gaat mijn - te boven havsalamı aşar, benim boyutlarımı aşar, anlayamam, - is macht bilgi güçtür 4 (- sen) (persoon) tanıdık, bildik, ahbab, dost, een oude - eski bir tanıdık, 5 weer bij - komen kendine gelmek -KENNISGEVING: d, (- en) bildiri, ilan, duyuru, teblig, iets voor - aannemen bir şeyi bir tür malumat olarak kabul etmek, bilgi mahiyetinde kabul etmek, voor - aangenomen malumat için -KENNISMAKEN: f, gs, (maakte kennis, h, kennisgemaakt) tanışmak, aangenaam kennis te maken! tanıştığımıza memnun oldum! iemand laten - met birini ... ile tanıştırmak, -KENNISMAKING: d, (- en) tanışma, op onze -! tanışmamıza! -KENNISNEMING: d, inceleme, teftiş -KENNISSENKRING: d, (- en) tanıdıklar, tanıdık çevre -KENSCHETS: d, (- en) betim, karakterize etme -KENSCHETSEN: f, g, (kenschetste, h, gekenschetst) betimlemek, tasvir etmek, tanımlamak, (karakteriseren) karakterize etmek -KENSCHETSEND: s, ayırıcı, karakteristik, tipik -KENSPREUK: d, (- en) şiar, slogan, parola -KENTEKEN: h, (- s, - en) 1 özellik, hususiyet, 2 (v, auto) plaka -KENTEKENBEWIJS: h, (...bewijzen) (oto) vergi kayıt belgesi -KENTEKENEN: f, g, (kentekende, h, gekentekend) tanımlamak, tasvir etmek, karakterize etmek -KENTEKENPLAAT: d, (...platen) plaka -KENTEREN: f, g, (kenterde, is gekenterd) devrilmek, alabora olmak, dönmek -KENTERING: d, (- en) değişim, degişme -KENIA: Kenya -KENIAAN: d, (Kenyanen) (erkek) Kenyalı -KENIAANSE: d, (-n) (bayan) Kenyalı -KEPEN: f, g, (keepte, h, gekeept) çentmek, çentik açmak, çentik yapmak, tırtıllamak, gedik açmak -KEPER: d, (-s) çapraz dokunmuş kumaş, fig/mec iets op de - beschouwen bir şeyi dikkatle incelemek -KEPEREN: f, g, (keperde, h, gekeperd) çapraz dokumak -KEPIE: d, (-s) mil/ask kep -KERAMIEK: d, seramik, çini -KERAMISCH: s, seramik -KEREL: d, (-s) adam, herif, hergele, delikanlı, een boom van een - çam yarması gibi adam, als je een - bent erkeksen -KEREN: I f, g, (keerde, h, gekeerd) 1 (omdraaien) ters çevirmek, tersine döndürmek, binnenste buiten - içini dışına çevirmek, 2 fig/mec zijn rokje - görüş değiştirmek, parti değiştirmek, gömlek değiştirmek, 3 (doen teruggaan) geri döndürmek, de rug naar iemand - birine sırtını dönmek, II gs, (-, is -) (wenden) tersine dönmek, değişmek, de kansen - şans döner, in zichzelf gekeerd zijn içe kapanık olmak, de wind is gekeerd rüzgâr döndü -KERF: d, (kerven) çentik, kertik, tırtıl, kesik -KERFSTOK: d, (- ken) iets op zijn - hebben çok yanlış yapmak, çok suç işlemiş olmak, çok aykırı hareketler yapmış olmak -KERK: d, (- en) kilise, de - in het midden laten al gülüm ver gülüm politikası izlemek, in de - trouwen kilisede evlenmek, ben je in de - geboren? kilise de mi doğdun? kapını kapatsana! naar de - gaan kiliseye gitmek, -KERKBANK: d, (- en) kilise sırası/bankı -KERKBESTUUR: h, (...sturen) kilise idaresi -KERKBEZOEK: h, kiliseye gidiş, kilise ziyareti -KERKBOEK: h, (- en) kilise kitabı, dua kitabı -KERKDIENST: d, (- en) kilise ibadeti -KERKELIJK: s, z, kiliseyle ilgili, kiliseye ait, kiliseye uygun, - e goederen kilise eşyaları, - e zaken kiliseye ait işler -KERKER: d, (-s) zindan, kodes, cezaevi -KERKENRAAD: d, (...raden) 1 (vergadering) kilise idaresi toplantısı, 2 kilise idare heyeti -KERKENZAKJE: zie/bkz kerkzakje -KERKGANG: d, (- en) kiliseye gidiş -KERKGENOOTSCHAP: h, (- pen) kilise birliği, dini cemaat -KERKGESCHIEDENIS: d, 1 kilise tarihi, 2 (- en) (boek) kilise tarihi kitabı -KERKGEZANG: h, (- en) kilise ilahisi -KERKHERVORMING: d, (- en) kilise reformu -KERKHOF: h, (...hoven) kabristan, mezarlık -KERKKLOK: d, (- ken) 1 kilise çanı, 2 (uurwerk) kilise duvar saati -KERKLEER: d, (...leren) kilise doktrini, kilise ögretisi -KERKMUZIEK: d, kilise müziği -KERKORGEL: h, (-s) kilise orgu -KERKRAT: d, (- ten) kilise faresi, zo arm als een - çok fakir, züğürt -KERKS: s, z, (- er, meest -) zij is niet - beynamaz, kiliseye istekli değildir, camiye gitmez -KERKTIJD: d, (- en) ayin zamanı -KERKTOREN: d, (-s) kilise kulesi -KERKUIL: d, (- en) zo, peçelibaykuş -KERKVERGADERING: d, (- en) sinod, din görevlileri toplantısı -KERKVERVOLGING: d, (- en) kilise baskısı -KERKVOOGD: d, (- en) piskopos -KERKVORST: d, (- en) kardinal -KERKZAKJE: h, (-s) sadaka kesesi -KERMEN: f, gs, (kermde, h, gekermd) inlemek, sızlanmak, acınmak -KERMIS: d, (- sen) 1 panayır, kermes, şenlik, festival, bayram, het is niet alle dagen - her gün bayram değil ya, van een koude - thuiskomen (beklentilerinde) hayal kırıklığına uğramak, beklentileri boşa çıkmak, 2 (plaats) kermes yeri, lunapark, şenlik yeri -KERMISBED: h, (- den) yer yatagı, portatif somya -KERMISEXPLOITANT: d, (- en) panayır/kermes işletmecisi -KERMISGELD: h, kermes harçlığı, panayır harçlıgı -KERMISTENT: d, (- en) panayır çadırı, şenlik çadırı -KERMISWEEK: d, (...weken) panayır haftası, şenlik haftası -KERN: d, (- en) 1 (v, zaad, pit) çekirdek, tohum içi, iç göbek, de - van een amandel badem içi, badem çekirdegi, 2 (atom) çekirdek, nüve, atoom- atom çekirdeği, 3 merkez, göbek, woon- ikamet merkezi, 4 (middelpunt) öz, esas çekirdek, asıl, de - van de zaak işin özü -KERNACHTIG: s, z, özlü, esaslı, veciz -KERNAFVAL: h, radyoaktif çöp, nükleer kalıntı -KERNBEGRIP: h, (- pen) ana kavram/anlayış/görüş -KERNBEWAPENING: d, nükleer silahlanma -KERNBOM: d, (- men) atom bombası -KERNCENTRALE: d, (-s) nükleer santral -KERNDELING: d, (- en) biol/biyo, hücre çekirdeği bölünmesi -KERNENERGIE: d, nükleer enerji -KERNEXPLOSIE: d, (-s) nükleer patlama -KERNFUSIE: d, (-s) nükleer birleşme -KERNFYSICA: d, nükleer fizik -KERNFYSICUS: d, (...fysici) atom rizikçisi, nükleer fizikçi -KERNGEDACHTE: d, (-n) ana/temel düşünce/fikir -KERNGEZOND: s, sapasağlam, sapsağlam, sağlıklı -KERNKOP: d, (- pen) nükleer raket başı -KERNLADING: d, (- en) nükleer şarj -KERNMACHT: d, (- en) nükleer güç -KERNONTWAPENING: d, (- en) nükleer silahları yok etme, -KERNOORLOG: d, (- en) nükleer savaş -KERNPROBLEEM: h, (...problemen) ana/temel sorun -KERNPROEF: d, (...proeven) nükleer deneme -KERNPUNT: h, (- en) asıl nokta -KERNRAKET: d, (- ten) nükleer raket -KERNRAMP: d, (- en) nükleer felaket -KERNREACTIE: d, (-s) nükleer reaksiyon/tepki -KERNREACTOR: d, (- s, - en) nükleer reaktör -KERNSPLITSING: d, nükleer dağılma, atom çekirdeğinin parçalanması -KERNSPREUK: d, (- en) vecize, özlü söz -KERNVRAAG: d, (...vragen) ana/temel soru -KERNWAPEN: h, (-s) nükleer silah -KEROSINE: d, kerosen, gaz yağı -KERRIE: d, bir tür baharat, -KERS: I d, (- en) bot, kiraz, (boom) kiraz ağacı, met hem is het kwaad - en eten onunla aynı harala girilmez, onunla bir alışverişin/ilişkin olmasa daha iyi olur II d, bot, tere, Oostindische - latin çiçeği -KERSENBLOESEM: d, (-s) kiraz çiçeği -KERSENBOOM: d, (...bomen) kiraz ağacı -KERSENMAND: d, (- en) kiraz sepetı -KERSENPLUK: d, kiraz toplama -KERSENPLUKKER: d, (-s) kiraz toplayıcı -KERSENPIT: d, (- ten) 1 kiraz çekirdeği, 2 fig/mec kafa, baş -KERSPEL: h, (- s, - en) 1 zie/bkz parochie, 2 köy -KERSROOD: s, kiraz kırmızısı -KERST: d, 1 Noel, Isa yortusu, 2 (vakantie) Noel tatili -KERSTAVOND: d, (- en) Noel arifesi akşamı -KERSTBOODSCHAP: d, Noel mesajı -KERSTBOOM: d, (...bomen) Noel ağacı -KERSTCONCERT: d, (- en) Noel konseri -KERSTDAG: d, (- en) Noel günü -KERSTDINER: d, (-s) Noel akşam yemeği -KERSTENEN: r, g, (kerstende, h, gekerstend) 1 zie/bkz dopen, 2 hıristiyanlaştırmak -KERSTFEEST: h, Noel eğlencesi/bayramı -KERSTGRATIFICATIE: d, (-s) Noel hediyesi -KERSTKAART: d, (- en) Noel kartı -KERSTKIND: h, (...deren) Noel çocuğu, Noelde doğan çocuk -KERSTKRANS: d, (- en) Noel pastası -KERSTLIED: h, (- eren) Noel şarkısı -KERSTMAN: d, (- nen) Noel baba -KERSTMENU: h, (-s) Noel yemeği -KERSTMIS: d, Noel, Isa yortusu -KERSTNACHT: d, (- en) Noel gecesi -KERSTPAKKET: h, (- ten) Noel hediyesi, Noel hediye paketi -KERSTROOS: d, (...rozen) bot, karaçöpleme -KERSTSTAL: d, (- len) Noel temsili ahır -KERSTSTER: d, (- ren) Noel yıldızı -KERSTSTUKJE: h, (-s) mumlu Noel süsü -KERSTTIJD: d, Noel zamanı -KERSTVAKANTIE: d, (-s) Noel tatili -KERSTVERSIERING: d, (- en) Noel süsü -KERSTVIERING: d, (- en) Noel kutlama -KERSTWEEK: d, (...weken) Noel haftası -KERSTZANG: d, (- en) Noel şarkısı -KERSVERS: s, z, 1 taptaze, çok taze, yepyeni, 2 fig/mec şimdi, yeni, ayağının çamuru kurumadan, wij komen - van school yeni okuldan geliyoruz -KERVEL: d, bot, frenkmaydanozu, dollelekeli baldıran -KERVEN: I f, g, (korflkerfde, h, gekorven/gekerfd) çentmek, kertmek, oymak, çentiklemek, kesmek, (v, tabak) ince kesmek, kıymak, II gs, (-, is -) ( v, stof) liflenmek -KETCHUP: d, ketçap -KETEL: d, (-s) kazan, (fluit-) çaydanlık, druk van de - halen dizginleri gevşetmek, yumuşamak -KETELBINK: d, güverte işçisi -KETELDAL: h, (- en) çukur vadi, havza -KETELHUIS: h, (...huizen) kazan dairesi -KETELLAPPER: d, (-s) kazan tamircisi -KETELMUZIEK: d, kap kacak tıngırtısı, uyumsuz müzik -KETELSTEEN: h, d, kazan taşı, kazan kireci -KETELTROM: d, (- men) muz/müz kös, nakkare, bir tür davul -KETEN: d, (- s, - en) 1 zincir, een gouden - altın zincir, de - s afschudden zincirleri atmak, özgürlüğe kavuşmak, kurtulmak, de - van gezag komuta zinciri, 2 een berg- sıradağ, dağ zinciri -KETENEN: f, g, (ketende, h, geketend) 1 zincirlemek, bağlamak, zincire vurmak, prangaya vurmak, 2 fig/mec de vrijheid - özgürlüğü kısıtlamak -KETJAP: d, soya sosu -KETSEN: I f, gs, (ketste, h, geketst) 1 (stoten) sertçe çarpmak, 2 bil, (isteka) sapmak, yanlış değmek, II g, (v, een voorstel) geri çevirmek, kabul etmemek, reddetmek -KETTER: d, (-s) dinsiz, zındık, kafir -KETTERGERICHT: h, (- en) engizisyon -KETTERIJ: d, (- en) dinsizlik, sapma -KETTERS: s, z, dönek, dinsiz, kafir -KETTING: d, (- en) zincir, fiets- bisiklet zinciri, aan de - leggen zincirlemek, een - is zo sterk als de zwakste schakel grup ilişkisinde savsakçı veya beceriksiz olan sorun olur -KETTINGBOTSING: d, (- en) zincirleme çarpışma -KETTINGBREUK: d, (- en) wisk/mat zincir kesir -KETTINGBRIEF: d, (...brieven) zincirleme mektup -KETTINGBRUG: d, (- gen) asma köprü -KETTINGHOND: d, (- en) (bir yere zincirli/bağlı) koruyucu köpek -KETTINGKAST: d, (- en) zincirlik, bisiklet zinciri muhafazası -KETTINGPAPIER: h, zincirleme kâğıt, (yandan delikli) yazıcı kâğıdı -KETTINGREACTIE: d, (-s) zincirleme reaksiyon/tepkime -KETTINGROKER: d, (-s) tiryaki, sigara tiryakisi -KETTINGSLOT: h, (- en) zincir kilidi -KETTINGZAAG: d, (...zagen) zincir testerere -KEU: d, (- s, - en) isteka, bilardo sopası -KEUKEN: d, (-s) mutfak, centrale- ana mutfak, gaar- aşhane, aşevi, 2 (kunst) yemek pişirme sanatı, aşçılık, ahçllık, de Turkse- Türk mutfağı, Türk aşçılığı, 3 (het eten) yemek, Turkse- Türk yemeği -KEUKENBLOK: h, (- ken) mutfak dolabı ve tezgâhı -KEUKENDEUR: d, (- en) mutfak kapısı -KEUKENDOEK: d, mutfak bezi -KEUKENGEREI: h, mutfak takımı, kapkacak -KEUKENKAST: d, (- en) mutfak dolabı -KEUKENMACHINE: d, (-s) mutfak aracı/makinası -KEUKENMEID: d, (- en) mutfak hizmetçisi -KEUKENPIET: d, (- en) mutfak işlerine burun sokan, kepçe, kaynana -KEUKENRAAM: h, (...ramen) mutfak penceresi -KEUKENROL: d, (- len) mutfak rulo kâğıdı -KEUKENTAFEL: d, (-s) mutfak masası -KEUKENZOUT: h, mutfak tuzu, sofra tuzu -KEULEN: Köln, - en Aken zijn niet op een dag gebouwd iş sabır ve zaman gerektirir, het in - horen donderen dünya başına yıkılmak, çok şaşırmak -KEULS: s, Kölne ait, - e pot Köln Saksısı -KEUR: d, 1 seçme, ayırma, 2 (keuze) tercih, seçme, te kust en te - bol bol, istenildiği kadar, 3 (het uitgezochte) en iyisi, seçme, een - van spijzen seçme yiyecekler, en iyi yiyecekler, -KEURDER: d, (-s) denetçi, kontrolcü, -KEUREN: f, g, (keurde, h, gekeurd) 1 (onderzoeken en stempelen) (altın, gümüş) damgalamak, ayar basmak, 2 (proeven) tadına bakmak, denemek, wijn - şarabın tadına bakmak, 3 (de hoedanigheid van iets onderzoeken) tahlil etmek, incelemek, kontrol etmek, kontrolden geçirmek, muayene etmek, sansürden geçirmek, films - filmi sansürden geçirmek, vlees - eti muayene etmek -KEURIG: I s, 1 (netjes) temiz ve düzgün, zarif, şık, een - handschrift düzgün elyazısı, er - uitzien temiz ve düzgün görünmek, 2 (smaakvol) hoş, enfes, nefis, 3 (zeer goed) ince, zevkli, II z, (fijntjes) mükemmel, III ünl, -! mükemmel! harika! -KEURIJZER: h, (-s) ayar damgası -KEURING: d, (- en) 1 kontrol, inceleme, muayene, tetkik, tahkik, 2 (plaats) kontrol yeri, muayene yeri -KEURINGSARTS: d, (- en) (askerlik, iş vb,için) sağlık tabibi, sağlık kontrol doktoru -KEURINGSDIENST: d, (- en) muayene dairesi, tetkik dairesi -KEURINGSRAAD: d, (...raden) muayene heyeti, muayene kurulu -KEURKORPS: h, (- en) mil/ask seçme birlik, seçme kıta -KEURMEESTER: d, (-s) kontrolör, denetçi -KEURMERK: h, (- en) muayene damgası, denetim damgası -KEURSLIJF: h, (...lijven) 1 korse, 2 fig/mec engel, köstek -KEURTEKEN: h, (-s) muayene işareti, ayar damgası -KEURTROEPEN: d, mv/çoğ seçme birlikler -KEURVORST: d, (- en) (eskiden) seçmen -KEUS: KEUZE: d, (keuzen) 1 seçme, seçim, tercih, een keuze doen seçmek, tercih etmek, de - op laten iemand vallen tercihi birine kullanmak, birini tercih etmek, naar - tercihe göre, seçmek üzere, 2 (recht om te kiezen) seçme hakkı, seçme imkanı, de - hebben seçme hakkı olmak, er is geen (andere) - (başka) seçenek yok, 3 çeşit, een grote - zengin bir çeşit -KEUTEL: d, (-s) fışkı, kaka, bok, pislik, gübre -KEUTELEN: f, gs, (keutelde, h, gekeuteld) ince şeylerle uğraşmak, oyalanmak -KEUTERBOER: d, (- en) küçük çiftçi, rençber -KEUVELAAR: d, (-s) hoşsohbet, geveze, laf ebesi -KEUVELEN: f, gs, (keuvelde, h, gekeuveld) hoş sohbet etmek, yarenlik etmek, çene çalmak, iki laf etmek -KEUZE: zie/bkz keus -KEUZECOMMISSIE: d, (-s) seçim komisyonu -KEUZEMOGELIJKHEID: d, (...heden) seçme imkânı -KEUZEPAKKET: h, (- ten) seçmeli dersler -KEUZESTOF: d, (- fen) seçmeli ders -KEUZEVAK: h, (- ken) seçmeli ders -KEVER: d, (-s) 1 kırkanatlılardan bir böcek, 2 fig/mec (platlargo) dangalak, ahmak ve beceriksiz kimse -KEYBOARD: h, (-s) bilgisayar klavyesi, kompütür klavyesi -KG: zie/bkz kilogram -KIBBELAAR: d, (-s) dalaşçı, hırgürcü, kavgacı -KIBBELARIJ: d, (- en) hırgür, dalaş, atışma, hırgür arama -KIBBELEN: f, gs, (kibbelde, h, gekibbeld) (ufak şeylere) hırgür çıkarrnak, münakaşa etmek -KICK: d, (-s) zevk, heyecan, heyecan verici his, een - geven zevk vermek een - krijgen zevk almak -KIDNAPPEN: f, g, (kidnapte, h, gekidnapt) kaçırmak, iemand - birini kaçırmak -KIDNAPPER: d, (-s) kaçıran kimse -KIDNAPPING: d, (-s) (insan) kaçırma -KIEK: d, (- en) zie/bkz kiekje -KIEKEBOE: ünl, (saklanılan yerden çıkarken söylenir) - spelen bir tür saklambaç oyunu oynamak -KIEKEN: f, g, (kiekte, h, gekiekt) fotoğrafını çekmek, iemand - birinin fotoğrafım çekmek -KIEKJE: h, (-s) fotoğraf, foto, poz, -KIEL: I d, (- en) iş gömleği, iş tulumu II d, (- en) (v, schepen) gemi omurgası, omurga altı kalası -KIELEKIELE: het was - kıl payı -KIELEN: f, g, (kielde, h, gekield) (gemiyi tamir için) karina etmek, yan yatırmak -KIELHALEN: f, g, (kielhaalde, h, gekielhaald) gemiyi karina etmek, yan yatırmak -KIELVLAK: h, (- ken) (havacılıkta) sabit dikey yüzey -KIELWATER: h, gemi izi, dümen suyu, in iemands - zeilen birinin dümen suyunda gitmek, birinin tuttuğu yolu izlemek -KIELZOG: h, gemi izi, in iemands - varen takip etmek, peşinden gitmek -KIEM: d, (- en) 1 bio/biyo embriyon, 2 med/tıb hastalık mikrobu, ziekte - en hastalık mikropları, 3 (grondbeginsel) prensip, ilke, 4 iets in de - smoren bir şeyi embriyon halinde bastırmak, kökünü kazımak, köküne kibrit suyu dökmek -KIEMEN: f, gs, (kiemde, is gekiemd) 1çimlenmek, filizlenmek, büyümeye başlamak, 2 (zich ontwikkelen) gelişmek -KIEMPLANT: d, (- en) embriyon bitki -KIEMVRIJ: s, mikropsuz, aseptik -KIEN: s, pratik, zeki -KIENEN: f, gs, (kiende, h, gekiend) loto/bingo oynamak -KIENHOUT: h, tahta- fosili -KIENSPEL: h, (- en) loto, bingo -KIEPEN: f, g, (kiepte, h, gekiept) devirmek, dökmek -KIEPEREN: I f, gs, (kieperde, is gekieperd) (tuimelen) devrilmek, II g, (-, h, -) (neergooien) devirmek -KIEPWAGEN: d, (-s) damperli araba/kamyon -KIER: d, (- en) aralık, açıklık, ara, delik, de deur staat op een - kapı biraz açık, door de - en van het gordijn gluren perde arasından dikizlemek -KIEREWIET: s, gerzek, kaçık, aptal, ahmak, -KIES: I d, (kiezen) azı, azı dişi, öğütücü diş, dat kan ik wel in mijn - holle stoppen dişimin kovuğunu bile doldurmaz, de kiezen stijf op elkaar houden dişini sıkmak, direnmek, iets achter de kiezen hebben yeni yemek, henüz yemek yemiş olmak II s, z, (- er, meest -) 1 (fijn gevoelig) ince ruhlu, hassas, duyarlı, nazik, çıtkırıldım, 2 (delicaat) hassas, nazik -KIESBAAR: s, seçilebilir, seçilir -KIESCOLLEGE: h, (-s) seçmenler kurulu, seçim kurumu -KIESDELER: d, (-s) kontenjan, (mecliste) sandalye hakkı veren oy miktarı -KIESDISTRICT: h, (- en) seçim bölgesi -KIESDREMPEL: d, (-s) seçim eşiği, seçilmek için minimum oy sayısı -KIESGERECHTIGD: s, oy hakkına sahip -KIESHEID: d, naziklik, incelik, hassaslık -KIESKAUWEN: f, gs, (kieskauwde, h, gekieskauwd) 1 iştahsız yemek, geveleye geveleye yemek, 2 fig/mec söyleyip durmak, aynı davulu çalmak -KIESKAUWER: d, (-s) iştahsız yemek yiyen -KIESKEURIG: s, z, titiz, kolay beğenmeyen, güç beğenen, tatmini zor -KIESKRING: d, (- en) seçim mahali -KIESMAN: d, (- nen) seçim kurulu üyesi -KIESPIJN: d, diş ağrısı, lachen als een boer, die - heeft ekşi ekşi gülmek, iemand/iets kunnen missen als - birini/birşeyi meclisinde istememek, birini/birşeyi tımağı kadar sevmemek -KIESRECHT: h, seçme hakkı, oy hakkı, passief - seçilme hakkı, actief - seçme hakkı -KIESSCHIJF: d, (...schijven) kadran, telefon numara düzlemi -KIESSTELSEL: h, (-s) seçim sistemi -KIESTOON: d, (telefonda) çevir/dikkat sesi -KIESWET: d, (- ten) seçim yasası, seçim kanunu -KIET: zie/bkz quitte -KIETELAAR: d, (-s) zie/bkz clitoris -KIETELEN: f, g, (kietelde, h, gekieteld) gıdıklamak, niet -! gıdıklamayın! -KIEUW: d, (- en) (v, vis) solungaç, galsame, solunum organı -KIEVIET: d, (- en) zo, kızkuşu -KIEVITSEI: d, (- eren) kızkuşu yumurtası -KIEZEL: h, d, 1 scheik/kim silisyum, 2 (-s) çakıl taşı -KIEZELBED: h, (- den) çakıl yatağı -KIEZELPAD: h, (- en) çakıl yol -KIEZEN: f, g, (koos, h, gekozen) 1 (uitzoeken, uitkiezen) seçmek, een beroep - bir meslek seçmek, een richting - yön seçmek, partij - taraf tutmak, 2 (verkiezen) seçmek, atamak, iemand tot voorzitter - birini başkanlığa seçmek, iemand in het bestuur - birini yönetime seçmek, wie is er tot penningmeester gekozen? kim muhasebeciliğe seçildi? 3 (stemmen) seçmek, 4 (het is)- of delen birini seçeceksin, ya onu ya bunu seçmek zorundasın, ya yardan ya serden geçeceksin -KIEZER: d, (-s) seçmen -KIFT: d, 1 kıskançlık, gıpta, dat is de kif kıskançlık bu, gıpta ediyorsun, 2 (herrie, ruzie) didiş, dalaş, münakaşa, velvele, yaygara, hırgür -KIFTEN: f, gs, (kifte, h, gekift) küfürleşmek, hırlaşmak, küfürleşerek kavga etmek -KIJF: d, buiten - su götürmez, şüphesiz, kuşku götürmez, şüphesiz -KIJK: d, 1 (het kijken) bakış, nazar, bakma,iemand te - zetten birini gülünç duruma düşürmek, birini rezil etmek, 2 (inzicht) görüş, bakış, anlayış, haar - op het leven (de toekomst) hayata (geleceğe) bakışı, een goede - op iets hebben bir şeyden iyi anlamak, 3 daar is geen - op umut yok, olacağa benzemiyor, 4 tot-! hoşça kal! görüşmek üzere! -KIJKBUIS:d, (...buizen) televizyon -KIJKCIJFER: h, (-s) televizyon seyirci sayısı -KIJKDAG:d, (- en) (satılık malların) sergi günü, satılık eşyalara bakma günü -KIJKDICHTHEID: d, televizyon yayını izleme yüzdesi -KIJKDOOS: d, (...dozen) 1 (çocuk oyuncağı) delikli karton kutu, 2 (t,v,) televizyon -KIJK-EN-LUISTERGELD: h, televizyon ve radyo vergisi -KIJKGEDRAG: h, televizyon seyretme davranışı/alışkanlığı -KIJKEN: f, gs, (keek, h, gekeken) 1 bakmak, boos - kızgın bakmak, verbaasd - şaşkın şaşkın bakmak, komen - bakmaya gelmek, naar buiten - dışan bakmak, op zijn horloge - saatine bakmak, 2 seyretmek, naar de televisie - televizyon seyrctmek, hij doet niets, hij staat maar te - bir şey yapmıyor, bakınıp duruyor, bakınıyor, 3 op een cent - bir kuruşun gözüne bakmak, bir kuruşun ardına bakmak, 4 ergens van staan te - bir şeye şaşırmak, bir şeye şaşırıp kalmak, daar sta ik van te -! hayret ettim! kijk uit je ogen dikkat et! gözünün önüne bak! gözünü aç (sana)! pas komen - çaylak olmak, toy olmak -KIJKER: d, (-s) 1 (persoon) seyirci, veel - s en geen kopers seyirci çok alıcı yok, 2 d, mv/çoğ (oog) gözler, 3 (verrekijker) dürbün, in de -(d) lopen ilgi çekmek -KIJKGAT: h, (- en) gözetleme deliği, seyir deliği -KIJKGELD: h, televizyon vergisi -KIJKGLAASJE: h, (-s) kijkglas: h, (...glazen) 1 (vergrootglas) büyüteç, lens, 2 (v, gevangeniscel) küçük pencere -KIJKJE: h, (-s) bakış, seyir, ergens een - nemen bir yeri dolaşmak, een - gaan nemen gidip bakmak -KIJKKAST: d, (- en) 1 (televisie) televizyon, 2 çok pencereli ev -KIJKSPEL: h, (- len) 1 çadır oyunu, 2 (spel voor televisie) televizyon oyunu -KIJVEN: f, gs, (keef, h, gekeven) çekişmek, ağız dalaşı etmek, bağırıp çağırmak, -KIK: d, gık, çıt, ınk, geen - geven gık dememek, sesi soluğu çıkmamak, ağzından çıt çıkmamak, hij gaf geen - gık demedi, çıt diyemedi -KIKKEN: f, gs, (kikte, h, gekikt) gık demek, ses çıkarmak, niet durven - çıt diyememek, çıt demeye cesaret edememek -KIKKER: d, (-s) kurbağa, van een kale - kunt je geen veren plukken kırpılmış koyundan yapağı çıkmaz, ik heb een - in mijn keel boğazım gıcıklandı, opgeblazen - tepesi atmış kimse -KIKKERBILLETJE: h, (-s) kurbağa bacağı/budu -KIKKERDRIL: h, kurbağa yumurtalan -KIKKERERWT: d, (- en) nohut -KIKKERLAND: h, Hollanda, yağmur ülkesi, kurbağa gölü -KIKKERVISJE: h, (-s) zo, iribaş, tetari -KIKVORS: d, (- en) kurbağa -KIKVORSMAN: d, (- nen) balık adam, dalgıç, -KIL: d, (- len) 1 kanal, ark, su yolu, 2 (mond v, baai) su ağzı, koy, körfez ağzı II s, z, (- ler, - st) 1 (koud) serin, soğuk, een - le kamer soğuk oda, 2 (niet vriendelijk) soğuk, sevimsiz, hissiz, kayıtsız, duvar gibi, een - le ontvanst soğuk karşılama, een - le lach soğuk bir gülüş -KILLEN: I f, g, (kilde, h, gekild) (doodmaken) katletmek, kesmek, öldürmek, II gs, (v, zeilen) çarpmak, çırpmak -KILO: h, (-s) kilo -KILOBYTE: d, (-s) kilobayt -KILOCALORIE: d, (- en) kilo kalori -KILOGRAM: d, (- men) kilogram -KILOLITER: d, (-s) kilo litre -KILOMETER: d, (-s) kilometre -KILOMETERPAAL: d, (...palen) kilometre kazığı -KILOMETERTELLER: d, (-s) kilometre sayacı -KILOMETERVRETER: d, (-s) hız manyağı, hız hastası -KILOPRIJS: d, (...prijzen) kilo fiyatı, -KILOWATT: d, (-s) kilovat -KILOWATTUUR: h, (...uren) kilovatsaat -KIM: d, (- men) 1 (v, vat) kasnak, kenar, çerçeve, 2 (horizon) ufuk, 3 scheep/den sintine, geminin alt bölümü -KIMONO: d, (-s) kimono, Japon entarisi -KIN: d, (- nen) çene -KINA: d, bot, kınakına -KINABOOM: d, (...bomen) kınakına ağacı -KINBAND: d, (- en) çene bandı -KIND: h, (- eren) 1 (jong mens) çocuk, 2 (dochter, zoon) çocuk, ze hebben vijf kinderen beş çocukları var, 3 (baby) bebek, een - verwachten bebek beklemek, hamile olmak, - eren en gekken zeggen de waarheid haberi çocukla deliden al, - aan huis zijn aileden/kendilerinden biri gibi olmak, hij is - aan huis bizden biri gibi, een - krijgen çocuğu olmak, - noch kraai hebben yapayalnız olmak, dünyada yalnız olmak, döner taşı öter kuşu olmamak, kimi kimsesi olmamak, het - bij de naam noemen eğriye eğri, doğruya doğru demek, kör kadıya körsün, het - moet een naam hebben bu işin adım koymak lazım, het - van de rekening worden faturasını çekmek, kurban gitmek, kabak başına patlamak, een - van zijn tijd zamane çocuğu, van - af aan çocukluktan beri, een - kan de was doen çocuk oyuncağı, çok kolay het - met het badwater weggooien pire için yorgan yakmak, gavura kızıp oruç bozmak, van vader op - babadan oğula, nesilden nesile, een - ter wereld brengen çocuk doğurmak, zo blij als een - çocuk gibi sevinçli, çok mutlu -KINDERACHTIG: s, z, çocuksu, çocukça, niet - in/met iets zijn bir şeyde çocuksu olmamak, darkafalı olmamak, -KINDERAFTREK: d, çocuktan dolayı vergi indirimi, -KINDERARBEID: d, çocuk işçiliği/emeği -KINDERARTS: d, (- en) çocuk doktoru, -KINDERBADJE: h, (-s) çocuk küveti -KINDERBED: h, (- den) 1 çocuk odası, 2 (kraambed) logusa yatağı -KINDERBEDTIJD: d, çocuk yatma saati -KINDERBESCHERMING: d, çocuk esirgeme/koruma -KINDERBIJSLAG: d, (- en) çocuk yardımı, çocuk parası -KINDERBOEK: h, (- en) çocuk kitabı -KINDERBOERDERIJ: d, (- en) küçük çiftlik, çocuk çiftligi -KINDERCRECHE: d, (-s) kreş -KINDERDAGVERBLIJF: h, (...verblijven) gündüzlü çocuk bakımevi -KINDERDOOP: d, çocuk vaftizi -KINDERFEEST: h, (- en) çocuk eğlencesi -KINDERFIETS: d, (- en) çocuk bisikleti -KINDERHAND: d, (- en) çocuk eli, een - is gauw gevuld çocuklar çabuk sevindirilir -KINDERHART: h, (- en) çocuk kalbi -KINDERJAREN: d, mv/çog çocukluk yılları -KINDERJUFFROUW: d, (- en) dadı, çocuk bakıcısı kadın -KINDERKAMER: d, (-s) çocuk odası -KINDERKOOR: h, (...koren) çocuk korosu -KINDERLECTUUR: d, çocuk edebiyatı -KINDERLIEDJE: h, (-s) çocuk şarkısı -KINDERLIJK: s, z, 1 çocukla ilgili, çocuga ait, çocuksu, çocukça, çocuk gibi, - e liefde çocuğun sevgisi, çocuk sevgisi, 2 (naief) saf, basit, sade, bozulmamış, - geloof çocuksu inanç -KINDERLOKKER: d, (-s) çocuk ayartıcısı, cinsel sapık -KINDERLOOS: s, çocuksuz, evlatsız, yavrusuz -KINDERLOOSHEID: d, çocuksuzluk, evlatsızlık -KINDERMEEL: h, çocuk maması -KINDERMEISJE: h, (-s) çocuk bakıcı kız -KINDERMISHANDELING: d, (- en) çocuklara kötü muamele, çocuk dövme -KINDEROPPAS: d, (- sen) çocuk bakıcısı, dadı -KINDEROPVANG: d, (kreş vb, yerlerde) çocuk bakımı -KINDERPRAAT: d, çocuk gevezeliği, (kinderachtig) çocuksu konuşma -KINDERPROGRAMMA: h, (-s) çocuk programı -KINDERPSYCHOLOGIE: d, çocuk psikolojisi -KINDERRECHTER: d, (-s) çocuk mahkemesi hakimi -KINDERSCHOEN: d, (- en) çocuk ayakkabısı, nog in de - en staan embriyon aşamasında olmak, başlangıç döneminde olmak, ilkel durumda olmak -KINDERSLOT: h, (- en) çocuk kilidi, çocuklardan engelleyici kilit -KINDERSPEELGOED: h, çocuk oyuncağı, oyuncak -KINDERSPEL: h, (- en) çocuk oyunu, dat is maar - voor hem onun için çocuk oyunudur -KINDERSTERFTE: d, çocuk ölümü -KINDERSTOEL: d, (- en) çocuk sandalyesi -KINDERTAAL: d, çocuk dili -KINDERTELEFOON: d, (-s) 1 oyuncak telefon, çocuk telefonu, 2 (hulpdienst) çocuklara telefonla yardım servisi -KINDERUURTJE: h, (-s) (radyoda) çocuk saati -KINDERVERLAMMING: d, çocuk felci -KINDERVERZORGING: d, (mesleki) çocuk bakımı -KINDERVERZORGSTER: d, (-s) (diplomalı) çocuk bakıcısı -KINDERVRIEND: d, (- en) çocuk sever, çocuk dostu kimse -KINDERWAGEN: d, (-s) çocuk arabası -KINDERWEEGSCHAAL: d, (...schalen) çocuk terazisi -KINDERWERELD: d, 1 (kinderen) çocuklar, çocuk alemi, 2 çocuk dünyası -KINDERWERK: h, çocuk işi/oyuncağı, dat is geen - o çocuk işi değil, o kadar basit iş değil -KINDERZEGEL: d, (-s) çocuk pulu -KINDERZIEKENHUIS: h ( ,,huizen) çocuk hastanesi -KINDERZIEKTE: d, (- n, - s) 1 çocuk hastalıgı, 2 fig/mec çocukluk hastalığı, - n van de organisatie kurumun çocukluk hastalığı, -KINDERZITJE: h, (-s) (arabada) çocuk koltuğu, (bisiklette) çocuk oturağı -KINDERZORG: d, çocuk bakımı -KINDS: s, z, çocuksu, bunak, budala, - worden (ihtiyarlayıp) çocuklaşmak, bunamak -KINDSBEEN: van - af çocukluktan beri -KINDSDEEL: h, (...delen) evlatlık hissesi -KINDSHEID: d, 1 çocukluk, çocukluk yılları, çocukluk dönemi, 2 (seniliteit) çocuklaşma, bunaklık, hafıza gerilemesi -KINDSKINDEREN: d, mv/çoğ torunlar -KINGSIZE: s, (sigara) uzun -KININE: d, med/tıb kinin, bir tür sıtma ilacı -KININEPIL: d, (- len) med/tıb kinin hapı -KINK: d, (- en) (kablo vb,) dolaşma, anza, volta, een - in de kabel beklenmedik bir mesele/aksilik, çapanoğlu -KINKEL: d, (-s) hödük, dağ ayısı, hergele, dangalak -KINKETTING: d, (- en) (altta) suluk zinciri -KINKHOEST: d, med/tıb boğmaca -KINNEBAK: d, (- ken) 1 alt çene, 2 d, mv/çog çene kemikleri -KINNESINNE: d, spreekt/kd kıskançlık, çekememe -KIOSK: d, (- en) 1 müzikçiler çadırı, 2 (winkeltje) büfe -KIP: d, (- pen) tavuk, piliç, er als de - pen bij zijn çıkar için bir yere anında yetişmek, çıkarı olan yere damlamak, de - met de gouden eieren slachten altın yumurtlayan tavugu öldürmek, als een - zonder kop aptal(ca), kafasız(ca), de vraag van de - en het ei çözümsüz soru, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar, geen - hiç kimse, er was geen - kimse yoktu, met de - pen op stok gaan tavuk gibi tünemek, erken yatrnak -KIPFILET: d, tavuk göğsü, tavuk filetosu -KIPKAR: d, (- ren) damperli araba -KIPLEKKER: s, z, pire gibi, dinç ve sağlıklı -KIPPENBORST: d, (- en) tavuk göğsü -KIPPENBOUT: d, (- en) tavuk bacağı şuracık, şurası -KIPPENGAAS: h, kümes tel örgüsü -KIPPEN: I f, g, (kipte, h, gekipt) devirmek II gs, (-, is -) devrilmek -KIPPENHOK: h, (- ken) kümes -KIPPENPOOT: d, (...poten) tavuk budu, tavuk bacağı -KIPPENSOEP: d, tavuk çorbası, piliç çorbası -KIPPER: d, (-s) damperli kamyon -KIPPETJE: h, (-s) piliç, ferik -KIPPENVEL: h, - (van iets) krijgen tüyleri diken diken olmak -KIPPENVOER: h, tavuk yemi -KIPPIG: s, miyop, uzagı görmeyen -KIPPIGHEID: d, miyopluk -KIRGIZIE: Kırgızistan -KIRREN: f, gs, (kirde, h, gekird) (güvercin) ötmek, kuğuldamak -KISSEBISSEN: f, gs, (kissebiste, h, gekissebist) (basit bir şey için) ağız dalaşı yapmak, hırgür etmek -KIST: d, (- en) 1 (büyük) sandık, kutu, kasa, 2 doods- tabut, 3 fig/mec potin, bot -KISTDAM: d, (- men) koferdam, batardo, su tutmalık -KISTEN: f, g, (kistte, h, gekist) ölüyü tabuta koymak, zich niet laten - alt olmamak, kendini ezdirmemek -KISTJE: h, (-s) kutucuk, küçük kutu -KISTKALF: h, (...kalveren) dar bölmelerde semirtilen dana -KIT: I d, (- ten) 1 gügüm, 2 (kolenkit) kömür kovası II d, h, macun, lökün -KITS: s, z, spreekt/kd yolunda, iyi, alles -? her şey yolunda mı? -KITSCH: d, ucuz/değersiz sanat, zevksizlik -KITSCHERIG: s, sanat degeri olmayan -KITTELEN: f, g, (kittelde, h, gekitteld) zie/bkz kietelen -KITTEN: f, g, (kitte, h, gekit) macunlamak, macunla tutturmak, tutkallamak -KITTIG: s, z, 1 dinç, enerjik, canlı, hayat dolu, ateşli, kıvıl kıvıl, 2 (v, meisjes, vrouwen) ateşli, kıvıl kıvıl, een - meisje ateşli bir kız -KIWI: d, (-s) kivi, -K.K: kosten voor koper satınalma harcı, -KLAAGDICHT: h, (- en) ağıt, mersiye -KLAAGLIED: h, (...eren) mersiye, ağıt -KLAAGLIJK: s, z, yakınan, sızlanan, met - e stem yakınan bir sesle -KLAAGSCHRIFT: h, (- en) dava arzuhali, şikayet yazısı, -KLAAGTOON: d, (...tonen) şikayeçi ton -KLAAGZANG: d, (- en) mersiye, ağıt, -KLAAR: I s, 1 açık, berrak, duru, arı, (v, het weer) bulutsuz, aydınlık, açık, - water duru su, berrak arı, 2 (duidelijk) belli, apaçık, aşikar, zo - als een klontje gün gibi açık, besbelli, gün gibi ortada, iemand klare wijn schenken birinden hiçbir şey saklamamak, biriyle içli dışlı olmak, 3 (zuiver) saf, katıksız, halis, sade, 4 (gereed) hazır, (voltooid) bitmiş, hazır, tamamlanmış, tastamam, het werk is - iş tastamam, iş hazır, is het eten -? yemek hazır mı? met tets - zijn bir şeyi bitirmiş olmak, tamamlamış olmak, - zijn voor een examen sınava hazır olmak, door zijn we mooi - mee bu iştende elimizi yıkadık, hapı yuttugumuzun resmidir, - is Kees bu iş bu kadar, bitti, II z, - wakker upuyanık, tamamen uyanık, -KLAARBLIJKELIJK: s, z, apaçık, besbelli, inkar edilmez, kuşkusuz -KLAARHEID: d, 1 (v, water) berraklık, parlaklık, duruluk, 2 (v, weer) açıklık, aydınlık, bulutsuzluk, iets tot - brengen bir şeye açıklık getirmek, bir şeyi açığa kavuşturmak -KLAARKOMEN: f, gs, (kwam klaar, is klaargekomen) 1 (orgasme hebben) orgazm olmak, boşalmak, beli gelmek 2 (gereedkomen) hazir olmak, bitirmiş olmak, bitmek, tamamlanmak, met zijn werk- işini bitirmek, de zaak komt op tijd klaar iş zamanında bitecek -KLAARKRIJGEN: f, gs, (kreeg klaar, h, klaargekregen) bitirmek, -KLAARLEGGEN: f, g, (legde klaar, h, klaargelegd) hazırlamak, hazır bulundurmak, düzenleyip bırakmak, -KLAARLICHT: s, açık, aydınlık, bulutsuz, op - e dag günlük güneşlik bir günde, güpegündüz, -KLAARLIGGEN: f, gs, (lag kaar, h, klaargelegd) hazur durmak -KLAARMAKEN: f g, (maakte klaar, h, klaargemaakt) 1 hazırlamak, düzenlemek, tertip etmek, 2 yetiştirmek, hazırlamak, iemand voor een examen - birini sınava hazırlamak, 3 zich - hazırlanmak, -KLAARSPELEN: f, g, (speelde klaar, h, klaargespeeld) het - başarmak, başa çıkmak, yoluna koymak, halletmek -KLAARSTAAN: f, gs, (stond klaar, h, klaargestaan) hazır durmak, voor iemand - birine yardıma hazır durmak, hizmete amade olmak, -KLAARSTOMEN: f, g, (stoomde klaar, h, klaargestoomd) iemand - voor een examen birini sınava hazırlamak, sınava yetiştirmek, -KLAARZETTEN: f, g, (zette klaar, h, klaargezet) (yemek, ray) hazırlayıp bırakmak, hazır bulundurmak, hazırlamak, yapmak, -KLAAS: I d, Nilcolas, Jan, Piet en - herkes II d, (klazen) een houten - kalas adam, hantal, bostan korkuluğu -KLABAK: d, (- ken) pej/aşağ polis -KLACHT: d, (- en) 1 (uiting v, smart) sızıltı, şikayet, yakınma, z, jur/huk şikayet, dava, een - tegen iemand indienen bij de politie biri aleyhinde polise şikayette bulunmak, 3 şikayet, dert, rahatsızlık, wat zijn uw - en? şikayetleriniz nedir? maag - en mide şikayeti, mide rahatsızlığı, -KLACHTENBOEK: h, (- en) şikayet defteri, -KLAD: I d, (- den) 1 leke, damga, een - op iemands naam werpen birinin adını lekelemek, 2 (smet) leke, benek, boya lekesi, 3 hand/tic bozma, düşürme, hij brengt er de - in fiyatları düşüyor, II h, (- den) karalama kâğıdı, müsvedde, taslak, karalama, een - maken van een brief bir mektubun karalamasını yapmak -KLADBLAADJE: h, (-s) karalama kâğıdı -KLADBLOK: h, (- ken) karalama kağıdı topu -KLADBOEK: h, (- en) 1 karalama defteri, 2 hand/tic, yevmiye defteri, -KLADDEN: f, g, (kladde, h, geklad) 1 lekelemek, leke yapmak, kirletmek, boyamak, 2 (schrijven) karalamak, kötü yazmak, -KLADDER: Kladderaar: d, (-s) 1 karalamacı, kötü yazan, kötü çizen, 2 hand/tic, piyasa kırıcı, ucuzcu -KLADDEREN: f, gs, (kladderde, h, gekladderd) kötü resim yapmak, (schrijven) karalamak, kötü yazmak -KLADDERIG: s, z, lekeli, benekli, boyalı, çirkin, een - schrift karalama yazı, çirkin yazı, -KLADPAPIER: h, (- en) karalama kâgıdı, -KLADSCHILDER: d, (-s) kötü ressam -KLADSCHRIFT: h, (- en) karalama defteri -KLADWERK: h, (- en) musvedde, karalama, taslak, -KLAGEN: f, gs, (klaagde, h, geklaagd) 1 yakınmak, sızlanmak, şikayet etmek, sızlamak, ahlayıp vahlamak, over iets (iemand) - bir şeyden (birinden) yakınmak, steen en been - dağı taşı inletmek, çok kötü ahlayıp vahlamak, niet mogen -/geen - hebben şikayeti/şikayet edecek bir şeyi olmamak, 2 jur/huk şikayet etmek, - bij iemand birine şikayet etmek, - over iets bir şey hakkında şikayette bulunmak, -KLAGER: d, (-s) şikayetçi, davacı -KLAGERIG: s, şikayetçi -KLAK: d, (- ken) şapka, kep -KLAKKELOOS: s, z, (onverhoeds) aniden, birden, beklenmeksizin, (zonder bedenken) düşünmeden, düşünüp taşınmadan, düşüncesizce, (ongemotiveerd) nedensiz, gerekesiz -KLAKKEN: f, gs, (klakte, h, geklakt) dil şaklatmak, dil şapırdatmak -KLAM: s, (- mer, - st) 1 (vochtig) nemli, ıslak, rutubetli, yaş, - me handen terli yapışkan eller 2 (kit) soğuk, het - me zweet soğuk ter, -KLAMBOE: d, (-s) cibinlik, sineklik -KLAMP: d, (- en) kenet, kelepçe, kıskaç, kanca, -KLAMPEN: f, g, (klampte, h, geklampt) (vastklemmen) sıkıştırmak, -KLANDIZIE: d, 1 müşterilik, 2 (klanten) müşteriler, veel - hebben çok müşterisi olmak -KLANK: d, (- en) 1 ses, seda, 2 d, mv/çoğ müzik, fig/mec een goede - hebben ünlü olmak, iyi tanınmak, -KLANKBEELD: h, (- en) ses imgesi, ses kompozisyonu, -KLANKBODEM: d, (- a) çalgı gövdesi, -KLANKBORD: h, (- en) (v, luidspreker) yankı ekranı, een - vormen fig/mec yankı ekranı gibi davranmak, -KLANKNABOOTSING: d, (- en) 1 (ses) yansıma, 2 (woord) yansımalı sözcük -KLANKLEER: d, fonetik, sesbilgisi -KLANKRIJK: s, tınlayan, yankılı, -KLANKVERSCHUIVING: d, (- en) ünsüz değişimi, -KLANKWET: d, (- ten) sesle ilgili yasa, fonetik yasası -KLANT: d, (- en) müşteri, alıcı, een vaste - sabit müşteri, de - is koning müşteri velinimetimizdir, -KLANTENBINDING: d, müşteri tutma, müşteri tutma önlemi, -KLANTENKRING: d, (- en) müşteri çevresi -KLANTENSERVICE: d, müşteri servisi -KLANTENWERVING: d, (- en) müşteri kazanma, -KLAP: d, (- pen) 1 hafif darbe sesi, vuruş sesi, 2 (slag) şamar, tokat, sille, een - in het gezicht yüze bir şamar, in één - bir çırpıda, bir anda/seferde, bir anda, birden, iemand - pen geven birinin kulağının tozunu almak, een - in zijn gezicht yüze bir şamar, hayal kırıklığı, - pen krijgen tokatı yemek, silleyi yemek, een - van de molen gehad hebben biraz üşütük olmak, deli olmak, kafayı üşütmek, hij heeft een - van de molen gehad kafayı üşüttü, bir tahtası eksik, geen klap hiç mi hiç, twee vliegen in een - slaan bir taşla iki kuş vurmak -KLAPBAND: d, (- en) patlak teker -KLAPBES: d, (- sen) bot, bektaşiüzümü -KLAPBRUG: d, (- gen) açılır köprü -KLAPCAMERA: d, (-s) körüklü fotoğraf makinası -KLAPLOPEN: h, başkasının cebinden geçinme, otlakçılık etme -KLAPLOPER: d, (-s) beleşçi, otlakçı, asalak, kene, parazit -KLAPLOPERIJ: d, beleşçilik, otlakçılık, asalaklık, parazitlik -KLAPPEN: f, gs, (klapte, h, geklapt) 1 şaklatmak, şakırdatmak, in de handen - el çırpmak, el vurmak, het - van de zweep kennen işini iyi bilmek, işinin ustası olmak, 2 (springen) patlamak, de band is geklapt teker patladı, 3 (babbelen) veriştirmek, çene çalmak, gevezelik etmek, iki lakırdı etmek, 4 (verklappen) duyurrnak, agzından kaçırmak, söylemek, çıtlatmak, uit de school - sırrı açıga vurmak, -KLAPPER: d, (-s) 1 taalk/dilb süreksiz ünsüz, 2 (vuurwerk) ard arda patlayan fişek II d, (-s) 1 fihrist, indeks, 2 hand/tic yevmiye defteri III d, (-s) 1 (boom) hindistancevizi agacı, 2 hindistancevizi -KLAPPERBOOM: d, (...bomen) hindistancevizi ağacı -KLAPPEREN: f, gs, (klapperde, h, geklapperd) çarpmak, çırpmak, kanat gibi vurrnak, (v, tand, diş) zangırdamak -KLAPPERNOOT: d, (...noten) hindistancevizi -KLAPPEROLIE: d, hindistancevizi yağı -KLAPPERPISTOOL: h, (...pistolen) patlama sesi çıkaran tabanca -KLAPPERTANDEN: f, gs, (klappertandde, h, geklappertand) diş gıcırdatmak, diş çatırdatmak, -KLAPPERTANDEND: z, zangır zangır -KLAPRAAM: h, (...ramen) dirsekli pencere, döner pencere -KLAPROOS: d, (...rozen) bot, gelincik -KLAPSIGAAR: d, (...sigaren) patlangaçlı sigara -KLAPSTOEL: d, (- en) katlanır sandalye -KLAPSTUK: h, (- ken) 1 kaburga eti, 2 (hoogtepunt) zirve/doruk -KLAPTAFEL: d, (-s) katlanır masa -KLAPWIEKEN: f, gs, (klapwiekte, h, geklapwiekt) kanat çırpmak -KLAPZOEN: d, (- en) şapırtılı öpücük, şapır şupur öpüş -KLARE: d, acısız cin, een glaasje - bir bardak cin -KLAREN: I f, g, (klaarde, h, geklaard) 1 (in orde brengen) halletmek, yoluna koymak, de zaken - işleri yoluna koymak, işleri halletmek, 2 (zuiveren) berraklaştırmak, 3 koopwaren - ithal veya ihraç vergilerini ödemek, II gs,(-, is -) 1 (şarap) durulmak, açılmak, berraklaşmak, anlaşmak, 2 (v, het weer) açılmak, het begint te - hava açılıyor -KLARINET: d, (- ten) klarnet -KLARINETTIST: d, (- en) klarnetçi -KLARING: d, hand/tic ithal veya ihracat vergisini ödeme -KLAROEN: d, (- en) (ince sesli) borazan, trompet -KLAS: d, (klassen) 1 (leerjaar) sınıf, derde - se üçüncü sınıf, 2 (klasselokaal) derslik, sınıf, dershane, 3 biol/biyo sınıf, 4 (v, treinen enz,) mevki, sınıf, tweede - ikinci mevki, 5 (klasse) sınıf, zümre, tabaka, toplumsal bir kesim, de arbeidende klasse işçi sınıfı, de bezittende klasse egemen sınıf, üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, 6 (rang) derece, mevki, 7 (kwaliteit) kalite, nitelik, dat is eerste - thee birinci kalite çay, -KLASGENOOT: d, (...genoten) (erkek) sınıf arkadaşı, -KLASGENOTE: d, (-n) (bayan) sınıf arkadaşı, -KLASLOKAAL: d, (...lokalen) derslik, sınıf, -KLASSENAVOND: d, (- en) okul akşamı, okul eglence akşamı -KLASSENBEWUST: s, sınıf bilinçli, -KLASSENBEWUSTZIJN: h, sınıf bilinci, sınıf bilincinde olma -KLASSENBOEK: h, (- en) sınıf defteri -KLASSENJUSTITIE: d, sınıf adaleti, taraflı adalet -KLASSENLERAAR: d, (...leraren) (erkek) sınıf ögretmeni, -KLASSENLERARES: d, (- sen) (bayan) sınıf ögretmeni -KLASSEMENT: h, sp, sınıflama -KLASSENMAATSCHAPPIJ: d, (- en) sınıflı toplum -KLASSENSTELSEL: h, (-s) sınıf sistemi -KLASSENSTRIJD: d, sınıf mücadelesi, sınıf kavgası, sınıf savaşı -KLASSENTEGENSTELLING: d, (- en) sınıf çelişkisi -KLASSENONDERWIJZER: d, (-s) (erkek) sınıf ögretmeni -KLASSENONDERWIJZERES: d, (- sen) (bayan) sınıf ögretmeni -KLASSEREN: f, g, (klasseerde, h, geklasseerd) sınıflamak, sınıflara ayırmak, gruplara bölmek, gruplamak, tasnif etmek, bölümlemek -KLASSENVERTEGENWOORDIGER: d, (-s) sınıf temsilcisi -KLASSIEK: s, 1 klasik, eski Yunan ve Roma tarzına uygun, de - e oudheid eski zamanlar, - e talen klasik diller, 2 (voorbeeldig) harika, şahane, türünde tek, klasik, - e auteurs klasik yazarlar, een - voorbeeld klasik bir örnek, 3 muz/müz de - e muziek klasik müzik -KLASSIEKEN: d, mv/çoğ klasikler, klasik sanatçılar -KLASSIEKER: d, (-s) (kitap vb) klasik eser -KLASSIKAAL: s, z, bütün sınıflarla ilgili, bütün sınıflara yönelik, - onderwijs sınıfa yönelik eğitim, iets - behandelen birşeyi bütün sınıfla ele almak -KLATEREN: f, gs, (klaterde, h, geklaterd) (su) fışkırmak, şarıldamak, şırıl şırıl akmak -KLATERGOUD: h, 1 sahte altın, gümüş pul, 2 fig/mec değersiz şey, göz aldatan şey -KLAUTEREN: f, gs, (klauterde, h/is geklauterd) tırmanmak -KLAUTERPARTIJ: d, tırmanma -KLAUW: d, (- en) 1 pençe, uit de - en lopen kontroldan çıkmak, 2 (voet v, dieren) ayak -KLAUWANKER: h, (-s) pençeli çapa -KLAUWEN: f, g, (klauwde, h, geklauwd) pençe atmak, pençelemek, tırnaklamak, pençeyle yaralamak, -KLAVECIMBEL: d, h, (-s) muz/müz harpsikord, klavsen -KLAVER: d, (-s) bot, yonca -KLAVERAAS: d, h, (...azen) kaartspel/isk sinek ası -KLAVERBLAD: h, (- en) 1 yonca yapragı, 2 (wegkruising) yonca yapragı kavşagı -KLAVEREN: d, kaartspel/isk sinek, yonca şekli -KLAVERENAAS: zie/bkz klaveraas -KLAVERJASSEN: f, gs, (klaverjaste, h, geklaverjast) bir tür iskambil oynamak -KLAVERVELD: h, (- en) yoncalık, yonca sahası -KLAVERVIER: d, (- en) sinek dörtlüsü, -KLAVIER: I h, (- en) (toetsenbord) klavye II d, (- en) (plat/argo) pençe, el -KLEDDEREN: f, gs, (kledderde, h, gekledderd) (morsen) dökmek, döküp saçmak -KLEDDERNAT: s, sırılsıklam, tepeden tırnağa ıslak, yamyaş -KLEDEN: I f, g, (kleedde, h, gekleed) giydirrnek, de kinderen - çocukları giydirmek, zich - giyinmek, II gs, gitmek, uymak, yakışmak, wit kleedt haar goed beyaz ona yakışıyor, beyaz ona iyi gidiyor -KLEDERDRACHT: d, (- en) giyiniş, giyim, kıyafet tarzı, giyiniş biçimi -KLEDIJ: d, 1 giyiniş, 2 (kleren) giysi, elbise -KLEDING: d, 1 giyiniş, giyim, giyinme, örtünme, 2 (kleren) giyim, giysi, elbise, kıyafet, üst baş, burgerlijke - sivil kıyafet -KLEDINGINDUSTRIE: d, giyim sanayi -KLEDINGMAGAZIJN: h, (- en) elbise dükkânı, konfeksiyon dükkânı -KLEDINGSTUK: h, (- ken) elbise, giysi -KLEDINGZAAK: d, (...zaken) giyim mağazası -KLEED: h, (kleden) 1 (tafel-) masa örtüsü, 2 (plaid) mobilya yüzü, 3 d mv/çoğ (kleren) elbise, giysi, -KLEEDCABINE: d, (-s) soyunma odası -KLEEDGELD: h, giyim parası -KLEEDHOKJE: h, (-s) soyunma odası/yeri -KLEEDJE: h, (-s) örtü, masa örtüsü -KLEEDKAMER: d, (-s) soyunma odası, giyinme odası -KLEEFKRUID: h, bot, çobansüzgeci, yoğurtotu -KLEEFMIDDEL: h, (- en) tutkal, zamk, yapıştırıcı -KLEEFPASTA: h, (-s) tutkal, zamk -KLEEFSTOF: d, (- fen) glüten, (tahıl unlarından nişastasının alınmasında sonra geriye kalan albüminli yapışkan madde) -KLEERBORSTEL: d, (-s) elbise fırçası -KLEERHAAK: d, (...haken) elbise kancası -KLEERHANGER: d, (-s) elbise askısı -KLEERKAST: d, (- en) elbise dolabı, gardrop -KLEERMAKER: d, (-s) terzi -KLEERMAKERIJ: d, 1 terzicilik, terzilik, 2 (- en) (werkplaats) terzi atölyesi -KLEERMAKERSZIT: d, bacak bacak üstüne atma, terzi oturuşu -KLEERMOT: d, (- ten) güve, elbise güvesi KLEERSCHEUREN: zonder - sağsalim, burnu kanamadan, er zonder - afkomen ucuz atlatmak, hafif atlatmak, -KLEF: s, (- fer, - st) 1 (klevend) yapışkan, 2 (v, brood) hamur gibi, cıvık, çiğ, - brood hamur gibi ekmek, 3 (klam) nemli, yaş, ıslak -KLEFFERIG: kleffig: s, cıvık, hamur gibi -KLEI: d, (- en) kil, lüleci çamuru, van (uit) dezelfde - gebakken zijn aynı çamurdan yoğrulmuş olmak -KLEIAARDE: d, killi toprak -KLEIACHTIG: s, kile benzer, -KLEIDUIF: d, (...duiven) (kilden yapılmış) nişangâh -KLEIDUIVENSCHIETEN: h, nişangâh atışı -KLEIEN: f, g, (kleide, h, gekleid) kille yapmak, kille şekil yapmak -KLEIGROND: d, (- en) killi toprak -KLEIIG: s, killi -KLEILAAG: d, (...lagen) kil katmanı, kil tabakası -KLEIN: I s, z, 1 (niet groot) küçük, ufak, een - huis küçük bir ev, 2 (persoon) küçük, kısa, ufak tefek, sıska, bodur, bacaksız, bücür, cüce, een - e man kısa adam, bodur adam, 3 (jong) genç, ufak, toen ik - was ... ben gençken,, 4 (niet groot in aantal) az, kıt, dar, sınırlı, een - verstand kıt bir anlayış, 5 az, cüzi, bir iki, birkaç, een - e groep birkaç kişilik grup, 6 (simpel) önemsiz, basit, ufak, küçük, kayda değmez, een - e fout önemsiz bir hata, - e uitgaven ufak masraflar, 7 (v, geld) ufak, bozuk, küçük, - geld bozuk para, II h, iets - s küçük bir şey, in het - verkopen perakende satmak, parça satmak, een - beetje birazcık, çok az, wie het - e niet eert, is het grote niet weerd azın değerini bilmeyen çoğu bulamaz, -KLEIN-AZIE: h, Anadolu -KLEINBEDRIJF: h, küçük sanayi, küçük firma -KLEINBEELDCAMERA: d, (-s) minyatür kamera -KLEINBURGERLIJK: s, z, dar kafalı -KLEINDOCHTER: d, (-s) kız torun -KLEINDUIMPJE: h, (-s) cüce, ufaklık -KLEINDUIMPJE: h, (-s) Cüce -KLEINE: d, (-n) ufaklık, yumurcak, küçük çocuk -KLEINEREN: f, g, (kleineerde, h, gekleineerd) küçümsemek, küçük görmek, hafife almak, değerini düşürmek -KLEINGEESTIG: s, z, dar kafalı, dar görüşlü, bağnaz, düşüncesi kıt -KLEINGELD: h, bozuk para, ufak para, -KLEINGELOVIG: s, inancı kıt, imanı zayıf, -KLEINSGELOVIGHEID: d, inanç zayıflığı, iman kıtlıgı -KLEINGOED: h, küçük bisküvi, kurabiye, pastacık -KLEINHANDEL: d, perakende ticaret, küçük ticaret -KLEINHANDELAAR: d, (-s) küçük esnaf, perakendeci -KLEINHARTIG: s, z, korkak, ödlek, ürkek, tabansız, cesaretsiz, zie/bkz kleinmoedig -KLEINHEID: d, 1 ufaklık, küçüklük, 2 (v, verstand) kıtlık, darlık, -KLEINIGHEID: d, (...heden) 1 ufak tefek şey, ıvır zıvır, ayrıntı, önemsiz şey, basit şey, 2 (geld) az bir para, sadaka -KLEINKIND: h, (- eren) torun, -KLEINKRIJGEN: f, g, (kreeg klein, h, kleingekregen) 1 küçültmek, ufalamak, ufaltmak, 2 (geld) bozuk paraya çevirmek, bozdurmak, 3 iemand - birinin burnunu sürtmek, sırtını yere getirmek, uslandırmak -KLEINKUNST: d, kabare, -KLEINMAKEN: f, g, (maakte klein, h, kleingemaakt) 1 küçültmek, ufalamak, parçalamak, parçalara bölmek, parça parça etmek, 2 (wisselen) bozmak, değiştirmek, 3 (verteren) harcamak, eritmek, 4 iemand - birini uslandırmak, birinin burnunu sürtmek -KLEINMETAAL: d, küçük metal sanayi -KLEINOOD: h, (...noden...,nodién) kıymetli küçük şey, mücevher, fig/mec inci -KLEINSCHALIG: s, z, küçük çaplı, küçük çapta -KLEINSTEEDS: s, z, kasabaya özgü, kasabaya ait, taşralıya uygun -KLEINTJE: h, (-s) 1 çocuk, bebek, sabi, 2 d, mv/çoğ çocuklar, yumurcaklar, 3 ufak bir şey, değersiz bir şey, vele - s maken een grote damlaya damlaya göl olur, voor geen - vervaard zijn gürültüye pabuç bırakmamak -KLEINZERIG: s, 1 hassas, duyarlı, acıya çok duyarlı, 2 fig/mec çıtkırıldım -KLEINZERIGHEID: d, hassaslık, çok duyarlılık -KLEINZIELIG: s, z, aşırı dar kafalı, bağnaz -KLEINZOON: d, (...zonen, - s) (erkek) torun -KLEIWEG: d, (- en) killi yol, oturmamış yol, çamurlu yol -KLEM: I d, 1 (- men) (voor dieren) tuzak, kapan, 2 (knijper) kıskaç, mandal, iemand de - op de neus zetten birini kıskaca almak, 3 fig/mec sıkıntı, darlık, in de - raken başı dara düşme in de - zitten sıkıntıda olmak, darda olmak, 4 (drang) ısrar, direti, baskı, met - iets eisen ısrarla bir şeyi istemek, iets met - beweren bir şeyi ısrarla iddia etmek, 5 met - spreken vurgulayarak konuşmak, zie/bkz klemtoon, II s, - zitten sıkışıp kalmak, kısılmak -KLEMMEN: I f, gs, (klemde, h, geklemd) sıkışmak, kısılmak, kısmak, de deur klemt kapı sıkışıyor, mijn schoenen - ayakkabılarım sıkıyor, II g, 1 sıkıştırmak, sıkmak, kıstırmak, kısmak, zijn vingers - parmaklarını sıkıştırmak, 2 (dwingen) zorlamak, sıkıştırmak, müşkül durumda bırakmak sıkmak -KLEMSCHROEF: d, (...schroeven) sıkmalı vida -KLEMTOON: d, (...tonen) vurgu -KLEMTOONTEKEN: h, (-s) vurgu işareti -KLEMVAST: s, sımsıkı, sıkıca -KLEP: d, (- pen) 1 kapak, tıpa, 2 tech/tek klape, supap, vana, 3 (v, pet) siper, 4 (v, tas) kapak, oor- şapka kulaklıgı -KLEPEL: d, (-s) 1 (saatte) çan tokmagı, çan dili, 2 fig/mec dil -KLEPPEN: f, gs, (klepte, h, geklept) 1 çatırdamak, takırdamak, 2 (kletsen) çene çalmak, gevezelik etmek, komen - çene çalmaya gelmek, 3 (v, klok) çalmak, ses vermek -KLEPPER: d, (-s) gece bekçisi -KLEPTOMAAN: d, (...manen) hırsızlık hastası, -KLEPTOMANIE: d, hırsızlık illeti, -KLERE: d, (plat/argo) krijg de -! canın cehenneme! -KOLERE: d, (plat/argo) krijg de -! canın cehenneme! -KLERELIJER: d, (-s) (plat/argo) piç, piç kurusu -KOLERELIJER: d, (-s) (plat/argo) piç, piç kurusu -KLEREN: d, mv/çoğ elbise, giysi, de - maken de man ye kürküm ye! insan çoğu kez dış görünüşü ile değerlendirilir, zoiets gaat je niet in de koude - zitten etkisinden kurtulman için biraz zaman gerekecek, duygusal acılan olacak -KLERENKAST: d, (- en) gardrop, elbise dolabı -KLERIKAAL: s, medresi -KLERIKALISME: h, dincilik, ümmetçilik, kilisecilik -KLERK: d, (- en) katip, yazıcı -KLESSEBESSEN: f, gs, (klessebeste, h, geklessebest) spreekt/kd çene yarıştırmak, çene çalmak, -KLETS: I d, çene çalma, çan çan, çekiştirme, II d, (- en) çenesi düşük, dedikoducu, çan çan III d, (- en) şakgadak vuruş, iemand een - om de oren geven birinin kulağının tozunu almak, birine şamar indirmek, -KLETSEN: I f, gs, (kletste, h, gekletst) 1 şaklamak, şaplamak, 2 (met een klets vallen) şakgadak düşmek, II g, iets in het water - bir şeyi suya atmak, suya fırlatmak III f, gs, (kletste, h, gekletst) 1 (babbelen) sohbet etmek, laf etmek, gevezelik etmek, çene çalmak, 2 (kwebbelen) dedikodu yapmak, duyurmak, çıtlatmak, -KLETSKOEK: d, saçma, - verkopen saçmalamak -KLETSKOUS: d, (- en) çalçene, lafçı, çan çan, laf ebesi, konuşma düşkünü, lafazan, zevzek -KLETSMAJOOR: d, (-s) geveze, çalçene, çenesi düşük -KLETSMEIER: d, (-s) geveze, çalçene, çenesi düşük -KLETSNAT: s, ıpıslak, sırılsıklam, yamyaş, yaş, ıslak, şıpır şıpır yaş, -KLETSPRAAT: d, 1 (onzin) saçma, zırva, 2 (roddel) dedikodu -KLETSVERHAAL: h (...verhalen) (onzin) saçma hikaye -KLETTEREN: f, gs, (kletterde, h, gekletterd) pıtırdamak, çıtlamak, çıtırdamak, şakırdamak, -KLEUMEN: f, gs, (kleumde, h, gekleumd) üşüyüp kıvranmak, soğuktan kaskatı kesilmek, soğuktan büzülmek -KLEUNEN: f, gs, (kleunde, h gekleund) 1 (plat/argo) (hard slaan) sertçe vurmak, 2 ernaast - yanlış tahminde bulunmak, çok yanılmak -KLEUR: d, (- en) 1 renk, levendige - en canlı renkler, primaire - en ana renkler, 2 görüş, renk, van allerlei - her renkten, her görüşten, * iets in geuren en - en vertellen bir şeyi en ince ayrıntılarıyla anlatmak, hij weet aan alles een - tje te geven her şeyi tozpembe görüyor, her şeye bir renk veriyor, een - krijgen utançtan kızarmak, hij heeft een bleke - uçuk bir rengi var, sararmış, - bekennen rengini belli etmek, görüşünü belli etmek, 3 (kleurstof) boya, natuurlijke - en doğal boyalar -KLEURBAD: h, (- en) foto, renk banyosu -KLEURBOEK: h, (- en) resimli boyama defteri -KLEURCONTRAST: h, (- en) renk tezatı/kontrastı -KLEURDOOS: d, (...dozen) boya kutusu -KLEURECHT: s, solmaz, renk tutan, rengini atmaz, - e stoffen solmaz kumaşlar -KLEUREN: I f, g, (kleurde, h, gekleurd) 1 boyamak, renklendirmek, 2 (doen blozen) kızartmak, renk vermek, allamak, al yapmak, schaamte kleurt zijn wangen utançtan yüzü kızanyor, II gs, renklenmek, kızarmak, allanmak, al al olmak, kızıllaşmak, fig/mec iets te sterk - bir şeyi çok abartmak -KLEURENAFDRUK: d, (- ken) renkli fotoğraf -KLEURENBLIND: s, renkkörü, -KLEURENBLINDHEID: d, renkkörlüğü, daltonizm -KLEURENCOMBINATIE: d, (-s) renk uyuşumu -KLEURENDIA: d, (-s) renkli slayt -KLEURENDRUK: d, (- ken) renkli basım, kromotipografi -KLEURENFILM: d, (-s) renkli film -KLEURENFOTO: d, (-s) renkli fotoğraf -KLEURENFOTOGRAFIE: d, renkli fotoğrafçılık -KLEURENPRACHT: d, renklilik, renk harikalığı -KLEURENSPECTRUM: h, (- s, ...spectra) renk tayfı i -KLEURENSPEL: h, renk değişimi -KLEURENTELEVISIE: d, (-s) renkli televizyon -KLEURFILTER: d, h, (-s) renk ayrım filtresi -KLEURGEVOELIG: s, renge hassas, renge duyarlı, -KLEURHOUDEND: s, solmaz, renk atmaz, renk tutan, -KLEURIG: s, 1 renkli, boyalı, cicili bicili, alaca, er - uitzien renkli görünmek, 2 fig/mec canlı, süslü, zengin, - e taal süslü bir dil -KLEURKRIJT: h, renkli tebeşir -KLEURLING: d, (- en) melez -KLEURLOOS: s, 1 renksiz, 2 fig/mec renksiz, cansız, sıkıcı, sade, ölü, een kleurloze stijl ölü bir üslup, 3 (neutraal) tarafsız, ortada, renksiz, een - dagblad tarafsız bir gazete -KLEURPOTLOOD: h, (...loden) boya kalemi, boyalı kurşun kalem -KLEURRIJK: s, çok renkli, rengârenk -KLEURSCHAKERING: d, (- en) renk uyumu -KLEURSHAMPOO: d, (-s) renk şampuanı -KLEURSPOELING: d, (- en) saç boyası -KLEURSTOF: d, (- fen) boya, renk maddesi -KLEURWISSELING: d, (- en) renk değişimi -KLEUTER: d, (-s) (4-6yaş arası) çocuk -KLEUTERKLAS: d, (- sen) çocuk sınıfı -KLEUTERLEIDSTER: d, (-s) çocuk sınıfı ögretrneni -KLEUTERSCHOOL: d, (...scholen) anaokulu -KLEUTERTIJD: d, çocukluk zaman/dönemi -KLEVEN: I f, gs, (kleefde, h, gekleefd) yapışmak, yapışıp kalmak, tutmak, II g, yapıştırmak, tutturmak -KLEVERIG: s, 1 yapışkan, cıvık, vıcık vıcık, 2 (persoon) yapışkan, sırnaşık -KLIEDERBOEL: d, ıslak ve pis şeyler/yığın -KLIEDEREN: f, gs, (kliederde, h, geklieder) (sulu bir şeyi) döküp saçmak -KLIEK: d, (- en) 1 hizip, klik, 2 - je yemek artığı, artık -KLIEKJESDAG: d, (- en) artık yeme günü, -KLIER: d, (- en) 1 anat, bez, beze, gudde, kese, 2 fig/mec (persoon) sıkıcı ve işe yaramaz kimse -KLIERACHTIG: s, 1 beze benzer, 2 med/tıb sıracalı, köstebekli -KLIEREN: f, g, (klierde, h, geklierd) sıkma sıkıntı vermek, baş ağrıtmak, dır dır etmek -KLIERGEZWEL: h, (- len) med/tıb sıraca tümörü, köstebek, bez şişmesi -KLIEVEN: f, g, (kliefde, h, gekliefd) yarmak, yarıp geçmek, de golven - dalgaları yarıp geçmek -KLIF: h, (- fen) uçurum, sarp yer -KLIK: d, (- ken) çıtırtı, tıkılama, -KLIKKEN: f, g, (klikte, h, geklikt) 1 çıtlatmak, tıklamak, çıtırdatmak, 2 (verklikken) jurnallamak, gammazlamak, 3 (goed samengaan) iyi anlaşmak, het klikt tussen ons iyi anlaşıyoruz, kafa dengiyiz -KLIKSPAAN: d, (...spanen) jurnalcı, laf yetiştiren çocuk -KLIM: d, tırmanma, tırmanış -KLIMAAT: h, (...maten) 1 iklim, hava, een vochtig - nemli bir iklim, 2 (sfeer) hava, atmosfer -KLIMAATREGELING: d, (- en) ısı ayarlama, havalandırma -KLIMAATSCHOMMELING: d, (- en) iklim değişikliği -KLIMATOLOGIE: d, iklimbilim, klimatoloji -KLIMATOLOGISCH: s, z, iklimsel, iklimle ilgili -KLIMBEUGEL: d, (-s) tırmanma çengeli -KLIMMEN: f, gs, (klom, h/is geklommen) 1 tırmanmak, in een boom - bir ağaca tırmanmak, 2 yükselmek, yukarı çıkmak, 3 (toenemen) artmak, çoğalmak -KLIMMER: d, (-s) tırmanıcı, dağcı -KLIMOP: d, h, bot, sarmaşık -KLIMPARTIJ: d, (- en) tırmanma seansı -KLIMPLANT: d (- en) tırmanan bitki -KLIMREK: h (- ken) tırmanma rafı -KLIMROOS: d, (...rozen) çardakgülü, sarmaşık gülü -KLIMTOUW: h (- en) tırmanma ipi/halatı -KLING: d, (- en) kılıç ucu, de vijanden over de - jagen düşmanı kılıçtan geçirmek -KLINGELEN: f, gs, (klingelde, h, geklingeld) şangırdamak, şıngırdamak, tıngırdamak, çıngırdamak -KLINIEK: d, (- en) klinik -KLINISCH: s, klinik, klinikle ilgili -KLINK: d, (- en) 1 kapı mandalı, sürgü, 2 tech/tek kama -KLINKDICHT: h, (- en) sone -KLINKEN: I f, gs, (klonk, h, geklonken) 1 tınlamak, çınlamak, ses vermek, dat klinkt als een klok saat gibi ses veriyor, een naam die klinkt als een klok ünlü bir isim, dat klinkı goed fena değil, kulağa hoş geliyor, 2 (aanstoten) bardak tokuşturmak, met iemand - biriyle bardak tokuşturmak, II g, 1 buizen - boruları birbirine vurmak, 2 tech/tek perçinlemek, -KLINKER: d, (-s) 1 taalk/dilb ünlü, sesli harf, vokal, 2 (gebakken steen) tuğla, duvar taşı -KLINKERBESTRATING: d, (- en) (yola) taş döşeme -KLINKERRIJM: h, zie/bkz assonantie -KLINKERWEG: d, (- en) taş yol -KLINKHAMER: d, (-s) perçin çekici -KLINKKLAAR: s, tamamen saf, katıksız -KLINKNAGEL: d, (-s) perçin, perçin tırnağı -KLIP: d, (- pen) 1 aardr/coğr kayalık, kör kaya, tegen de - pen op liegen sıkılmadan yalan söylemek, 2 fig/mec tehlikeli engel, op de - pen lopen gemisi karaya oturmak, kötü sonuçlanmak, başarısızlığa uğramak, tegen de - pen op drinken enz, a) durmadan/aralıksız/devamlı içmek vb, b) (met alle macht) var gücüyle, -KLIPGEIT: d, (- en) zo, dağ keçisi -KLIPPER: d, (-s) scheep/den sürat teknesi -KLIS: d, (- sen) bot, 1 dulavratotu, 2 (knop v, klis) dulavratotu kozası, als een - aan iemand hangen sülük gibi birine yapışmak, -KLITTENBAND: h (- en) tırtıllı bant -KLITTEN: f, gs, (klitte, h, geklit) 1 dikenlenmek, tırtıllanmak, 2 fig/mec (kleven aan iemand/iets) (birine/bir şeye) yapışmak, -K.L.M afk/kıs Koninklijke Luchtvaart Maatschappij Hollanda Kraliyet Havayolları, -KLODDER: d, (-s) topak, damla, (kan) pıhtı, een - vet bir topak yağ -KLODDEREN: f, g, (klodderde, h, geklodderd) (boyayla) döküp lekelemek, kirletmek, -KLOEK: I d, (- en) anaç tavuk, civcivli tavuk II s, z, 1 (fors) heybetli, cüsseli, 2 (wakker) uyanık, zeki, 3 (groot) büyük, -KLOFFIE: h (-s) spreekt/kd elbise, giysi -KLOJO: d, (-s) spreekt/kd sakar, çolpa, hödük -KLOK: d, (- ken) 1 çan, büyük çangırdak, daar kun je de - op gelijk zetten saat gibi çok düzenli, iets aan de grote - hangen davul çalmak, çan çalmak, herkese duyurmak, hij heeft de - horen luiden, maar weet niet waar de klepel hangt çanı duymuş ama tokmağın nerede olduğunu bilmiyor, bir şeyler duymuş ama ayrıntıları bilmiyor, dat klinkt als een - dosdoğru, saat gibi, çok iyi, de - rond tam o saat de - rond slapen tam saat on ikide uyumak, het is allemaal/alles ... wat de - slaat ... - dan/- den başka bir şey değil, tegen de - werken zamana karşı yarışmak, zoals het - je thuis tikt, tikt het nergens bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş 2 (wand-) duvarsaati, (toren-) çan saati, hij is een man van de - dakik bir adamdır, saat gibi adam, dakik adam, -KLOKHUIS: h, (...huizen) (v, vruchten/meyvede) çekirdek yeri, göbek kısmı, nüve yeri -KLOKJE: h, (-s) 1 bot, çançiçeği, 2 (horloge) saat, kol saati, 3 het - van gehoorzaamheid çocukların yatma zamanı -KLOKKENLUIDER: d, (-s) çancı -KLOKKEN: I f, gs, (klokte, h, geklokt) 1 (tavuk) gurklamak, gıdaklamak, 2 (v,flessen) cumbuldamak, gul gul etmek, guk etmek II f, gs, (klokte, h, geklokt) sp, zamanı ölçmek -KLOKKENMAKER: d, (-s) saatçi -KLOKGIETERIJ: d, (- en) çan imalat atölyesi -KLOKKENSPEL: h, (- len) 1 tıngırtı, uğultu, çan, 2 (geluid) uğultu sesi, tıngırtı sesi -KLOKKENSTOEL: d, (- en) çanlık -KLOKKENTOREN: d, (-s) çan kulesi -KLOKKENTOUW: h, (- en) çan ipi -KLOKLUIDER: zie/bkz klokkeluider -KLOKROK: d, (- ken) çan etek -KLOKSLAG: d, (- en) saat vuruşu -KLOKSPIJS: d, çan dökümü metali -KLOMP: d, (- en) 1 külçe, topak, yığın, parça, kesek, blok, kütle, een - goud bir külçe altın, 2 (schoeisel) takunya, nalın, tahta terlik, tahta kundura, nu breekt mijn - nerdeyse küçük dilimi yutacaktım şaşıyorum, hafızama sığmıyor, dat kun je op je - en aanvoelen çok mantıklı, besbelli, izah gerektirmez -KLOMPENMAKER: d, (-s) takunyacı, nalıncı -KLONEN: f, gs, (kloonde, h, gekloond) tek hücreli organizma oluşturmak -KLONT: d, (- en) topak, kesek, parça, een - je suiker bir topak şeker -KLONTER: d, (-s) pıhtı, topak, in - s topak topak -KLONTEREN: f, gs, (klonterde, is geklonterd) -KLONTJE: h, (-s) 1 topakcık, kesekcik, 2 (suiker) topak şeker, kesme şeker, küp şeker, zo klaar als een - apaçık, besbelli, gün gibi açık, izah gerektim -KLOOF: d, (kloven) 1 çatlak, yarık, oyuk, çentik, yırtık, deşik, 2 fig/mec uçuru mesafe, de - tussen de klassen sınıflarası uçurum, de - verbreden arayı açmak -KLOOIEN: f, gs, (klooide, h geklooid) spreekt/kd 1 (vervelend doen) can sıkmak, kafa ütülemek, rahatsız etmek 2 (stuntelen) beceriksiz iş görmek -KLOON: d, (klonen) tek hücreden oluşan organizma -KLOOSTER: h, (-s) 1 manastır, 2 zie/bkz kloosterling(e), 3 (kloosterleven) keşişlik, manastır hayatı -KLOOSTERBROEDER: d, (-s) frer, rahip -KLOOSTERCEL: d, (- len) manastır odası -KLOOSTERGEMEENSCHAP: d, (- pen) manas topluluğu -KLOOSTERLEVEN: h, manastır yaşamı, keşişlik -KLOOSTERLING: d, (- en) keşiş, rahip -KLOOSTERLINGE: d, (-n) rahibe -KLOOSTERMOEDER: d, (-s) başrahibe -KLOOSTERORDE: d, (-n) manastır düzeni -KLOOSTERREGEL: d, (-s) manastır kuralı -KLOOSTERSCHOOL: d, (...scholen) manastır okulu -KLOOSTERVADER: d, (-s) başrahip -KLOOSTERZUSTER: d, (-s) rahibe -KLOOT: d, (kloten) (platlargo) 1 (testikel) testis, haya, 2 (kerel) hıyar, dangalak -KLOOTHOMMEL: d, (-s) (platlargo) hıyar, dalyarak -KLOOTJESVOLK: h, sürü, ayaktakımı, koyun sürüsü gibi kalabalık -KLOOTZAK: d, (- ken) (platlargo) hıyar, dalyarak -KLOP: d, (- pen) 1 vuruş, tık, een - op de deur geven kapıyı tıklamak, 2 (slag) sille, tokat, patak, - geven tokat atmak/pataklamak, 3 (hartslag) atış, nabız, çarpıntı, -KLOPBOOR: d, (...boren) şahmerdanlı matkap -KLOPGEEST: d, (- en) öcü, umacı -KLOPJACHT: d, (- en) sürgün avı, -KLOPPARTIJ: d, (- en) dövüş, dalaş, çarpışma, kavga -KLOPPEN: I f, gs, (klopte, h, geklopt) 1 vurmak, (kapı/deur) çalmak, (halı, tapijt enz,) dövmek, met een hamer - çekiçle dövmek, çekiçle vurmak, binnen zonder -! lütfen kapıyı vurmadan girin! iemand op de schouder - birinin omuzuna vurmak, op de deur - kapıyı çalmak, kapıya vurmak, 2 (v, hart) çarpmak, atmak, mijn hart klopt te snel kalbim çok hızlı çarpıyor, 3 - met -(y)a/e uymak, tutmak, aynı olmak, dat klopt niet met wat je gisteren gezegd hebt dün söylediğine uymuyor, dat klopt doğru, dat klopt als een bus tamamen doğru, gün gibi ortada, II g, 1 (elbise, halı) çırpmak, çubuklamak, dövmek, tapijten - halıları çırpmak, 2 (overwinnen) yenmek, haşlamak, iemand - birini haşlamak, de tegenpartij - karşı tarafı yenmek -KLOPPER: d, (-s) (werktuig) tokmak -KLOPTOR: d, (- ren) zo, ağaç kurdu -KLORIS: d, 1 (vrijer) oynaş, 2 (sukkel) dangalak, ahmak, bön, budala -KLOS: d, (- sen) 1 makara, sargı, bobin, inductie- induksiyon bobini, 2 (stuk hout) payanda, de - zijn kurban gitmek/olmak -KLOSKANT: d, kopanaki, bir tür tentene, kenar danteli, -KLOSSEN: I f, g, (kloste, h, geklost) makaraya sarmak, bobinlemek II f, gs, (kloste, h/is geklost) (lopen) ağır ağır yürümek -KLOTE: s, (plat/argo) Allahın belası şey, het is - n! bok! boktan! eften püften! naar de - n bozuk, çöpe, (plan vb,) suya düştü -KLOTEN: f, gs, (klootte, h, gekloot) (plat/argo) 1 (vervelend doen) can sıkmak, kafa ütülemek, rahatsız etmek, 2 (stuntelen) beceriksiz iş görmek -KLOTERIG: s, (plat/argo) 1 (onhandig) sakar, beceriksiz, 2 (lastig) sıkıcı, dırdırcı -KLOTEWEER: h, (plat/argo) boktan hava -KLOTSEN: f, gs, (klotste, h, geklotst) (dalga, top) çarpıp şaplamak, şap şap vurmak -KLOVEN: f, g, (kloofde, h, gekloofd) yarmak, kırmak, parçalamak, ayırmak -KLUCHT: d, (- en) 1 komedi, kısa güldürü, 2 (grap) komedi, saçmalık -KLUCHTIG: s, z, hoş, latif, güldürücü, gülünç -KLUCHTSPEL: h, (- en) zie/bkz klucht, -KLUIF: d, (kluiven) 1 (been met vlees) kemikli et, 2 zor iş, dat is een hele - zor bir iş -KLUIS: d, (kluizen) 1 hücre, kulübe, baraka, 2 (v, bank) kasa dairesi, emniyet yeri -KLUISGAT: h, (- en) scheep/den loça -KLUISTER: d, (-s) pranga, zincir, kelepçe, fig/mec boyunduruk -KLUISTEREN: f, g, (kluisterde, h, gekluisterd) zincirlemek, prangalamak, zincire vurmak, bağlamak -KLUIT: d, (- en) 1 yumak, topak, kesek, een - deeg bir tutam hamur, 2 een hele - geld bir yığın para, bir tomar para, uit de - en gewassen zijn cüsseli/iri yapılı olmak -KLUITJE: h, (-s) topakçık, yumakcık, kesecik, iemand met een - in het riet sturen güzel sözlerle sepetlemek, birini başından atmak/savmak, op een - zitten balık istifi gibi oturmak, sıkışık oturmak -KLUIVEN: f, g, (kloof, h, gekloven) kemirmek, çöplenmek -KLUIVER: d, (-s) scheep/den flok yelkeni -KLUIZENAAR: d, (- s, ...naren) inzivaya çekilmiş olan, yalnız başına yaşayan, kimseyle görüşüp konuşmayan, münzevi, -KLUIZENAARSBESTAAN: h, yalnız yaşam, -KLUIZENAARSLEVEN: h, yalnız yaşam -KLUNEN: f, gs, (kluunde, h, gekluund) (paten sahası dışında) patenle yürümek -KLUNGEL: d, (-s) sakar, çolpa, beceriksiz kimse, -KLUNGELAAR: d, (-s) sakar, çolpa, beceriksiz kimse -KLUNGELEN: f, gs, (klungelde, h, geklungeld) 1 aylaklık etmek, vakit öldürmek, 2 (prutsen) kötü iş yapmak, beceriksiz iş görmek -KLUNGELIG: sakar, şolpa -KLUNGELWERK: h, derme çatma iş, kötü iş, çolpa işi -KLUNS: d, (klunzen) sakar, beceriksiz kimse -KLUNZEN: f, gs, (klunsde, h, geklunsd) beceriksiz iş görmek -KLUNZIG: s, sakar, beceriksiz -KLUS: d, (- sen) (zor) iş, dat is een hele - bir sürü iş -KLUSJESMAN: d, (- nen) uz kimse, becerikli kimse, eli yatkın kimse -KLUSSEN: f, gs, (kluste, h, geklust) ıvır zıvır işleri halletmek, yoluna koymak, in het huis is nog wat te - halledilecek çok ıvır zıvır var -KLUTS: de - kwijt zijn kafa karışmak, zihni bulanmak, şaşırmak, aptallaşmak, şaşkına dönmek -KLUTSEN: f, g, (klutste, h, geklutst) çırpmak, çırparak karıştırmak, eieren - yumurta çırpmak -KLUUT: d, zo, kılıçgaga, avoset -KLUWEN: h, (-s) 1 yumak, een - garen bir yumak ip, 2 (v, personen, zaken) kütle, kitle, yığın -KM: afk/kıs kilometer kilometre -KNAAGDIER: h, (- en) kemirgen hayvan, kemirici -KNAAK: d, (knaken) (plat/argo) iki buçuk gulden -KNAAP: d, (knapen) 1 (jongen) delikanlı, erkek çocuk, 2 (vent) herif, adam, 3 (kanjer) büyük bir şey, een - van ... büyük bir ... -KNAAPJE: h, (-s) (klerenhanger) askı -KNABBELEN: f, gs, (knabbelde, h, geknabbeld) - aan dişlemek, kemirmek, kıtır kıtır yemek -KNACKEBROD: h, gevrek bir çörek -KNAGEN: f, gs, (knaagde, h, geknaagd) - aan kemirmek, dişlemek, de honger knaagt açlık midemi kemiriyor, een knagend geweten vicdani azap -KNAK: d, (- ken) 1 (geluid) çatırtı, çıtırtı, ça sesi, 2 (breuk) çatlak, yarık, 3 (nadeel) zarar, hasar, zijn gezondheid heeft een - gekregen sağlığı bozuldu -KNAKKEN: I f, gs, (knakte, h, geknakt) çatlamak, çıtlamak, çat diye ses vermek, zijn vingers laten - parmaklannı çıtlatmak, II g, 1 çatlatmak, çat diye kırmak, de wind heeft veel bomen geknakt rüzgâr birçok ağacı kırdı, 2 fig/mec (sağlığa) zarar vermek, bozmak, haşat etmek, sarsmak -KNAKKER: d, (-s) spreekt/kd acayip/garip kimse, tuhaf kimse -KNAKWORST: d, (- en) bir tür domuz sosisi -KNAL: I d, (- len) çatlama sesi, patlama sesi II s, z, 1 (geweldig goed) şahane, 2 (kleur, renk) cırtlak, koyu, göz alıcı -KNALBONBON: d, (-s) patlangaç, kamış veya bükülmüş kağıttan yapılan ve patlama sesi çıkaran oyuncak, -KNALEFFECT: h, (- en) şaşırtıcı etki, ani etki -KNALFUIF: d, (...fuiven) (plat/argo) cümbüş, şahane eğlenti -KNALGAS: h, patlayıcı gaz -KNALLEN: f, gs, (knalde, h, geknald) patlamak, şaklamak, gümlemek -KNALLER: d, (-s) büyük başarı, başarılı/şahane bir şey -KNALPOT: d, (- ten) tech/tek amortisör, susturucu, yumuşatmalık -KNALPRIJS: d, (...prijzen) çok ucuz fiyat, sudan ucuz fiyat, bedava -KNALROOD: s, kıpkırmızı, cırtlak kırmızı -KNAP: s, z, (- per, - st) 1 (mooi) güzel, yakışıklı, alımlı, sempatik, sevimli, een - gezicht sevimli bir yüz, een - meisje sempatik bir kız, 2 (vlug v, begrip) zeki akıllı, (bekwaam) yetenekli, hünerli, becerikli, een - pe leerling zeki bir ögrenci, 3 (nogal) çok, zij is - ziek geweest çok hastalandı -KNAPJES: z, 1 (bekwaam) beceriklice, hünerlice, 2 tertemiz, uygunca, güzel, zich - kleden tertemiz giyinmek, 3 (tamelijk) oldukça, iyice, adamakıllı, het wordt al - donker hava iyice karanyor -KNAPPEN: f, gs, (knapte, is geknapt) (breken, barsten) kopmak, çatlamak, çıtlamak, çatırdamak, kırılmak, -KNAPPERD: d, (-s) iron/aly zeki kimse -KNAPPEREN: f, gs, (knapperde, h, geknapperd) çıtırdamak, çatırdamak -KNAPPERIG: s, gevrek -KNAPZAK: d, (- ken) sırt çantası, erzak çantası -KNAR: d, (- ren) spreekt/kd 1 (hoofd) kafa, baş, 2 (oud mens) een oude - eski kulağı kesik -KNARSEN: f, gs, (knarste, h, geknarst) çıtırdamak, çatırdamak, gıcırdamak -KNARSETANDEN: f, gs, (knarsetandde, h, geknarsetand) (hınçtan, ağrıdan) diş gıcırdatmak, diş kütürdetmek -KNAUW: d, (- en) (sertçe) 1 ısırma, diş geçirme, 2 (nadeel) hasar, zarar, ziyan -KNAUWEN: I f, g, (knauwde, h, geknauwd) (kauwen) çiğnemek, II gs, (spreken) heceleri uzatarak konuşmak -KNECHT: d, (- en, - s) erkek hizmetçi, uşak, yanaşma -KNECHTEN: f, g, (knechtte, h, geknecht) köleleştirmek, uşaklaştırmak, boyunduruk altına almak -KNECHTSCHAP: h, uşaklık, kölelik -KNEDEN: f, g, (kneedde, h, gekneed) yoğurmak, yoğurarak şekillendirmek -KNEEDBAAR: s, (- der, - st) yogrulur, yoğrulmaya uygun -KNEEDBOM: d, (- men) plastik bomba -KNEEDMACHINE: d, (-s) yoğurma makinası -KNEEP: d, (knepen) 1 çimdik, 2 (spoor v, het knijpen) çimdik izi, 3 (kunstgreep) hile, incelik, püf noktası, marifet, hüner, daar zit m de - işin püf noktası burada, hij kent de knepen van het vak işin püf noktalarını biliyor -KNEL: I d, in de - zitten zor durumda olmak, çıkmazda olmak, başı dertte olmak, II z, - zitten zor durumda olmak, müşkül durumda olmak, paçası tutuşmak -KNELLEN: f, g, (knelde, h, gekneld) 1 sıkmak, de broek knelt pantolon sıkıyor, 2 (benauwen) fig/mec sıkıştırmak, zor durumda bırakmak -KNELPUNT: h, (- en) sorunlu nokta, engel, dar boğaz, bunalım noktası -KNERPEN: f, gs, (knerpte, h, geknerpt) çatırdamak -KNETTEREN: f, gs, (knetterde, h, geknetterd) (ateş) çıtırdamak, (kâğıt) hışırdamak -KNETTEREND: s, çatırdayan -KNETTERGEK: s, kafadan çatlak, zırdeli, zırtapoz -KNEU: d (- en) zo, ketenkuşu -KNEUS: d, (kneuzen) Kneusje: h, (-s) 1 (persoon) uyumsuz kimse, 2 (v, dingen) hasarlı şey -KNEUTERIG: s, z, uyumsuz ama hoş -KNEUZEN: f, g, (kneusde, h, gekneusd) 1 zedelemek, ezmek, kıstırıp zedelemek, ezip yaralamak, zijn vingers - parmaklarını zedelemek, 2 fig/mec (benadelen) zarar vermek, hasar vermek -KNEUZING: d, (- en) yara, bere, ezik -KNEVEL: d, (-s) 1 (snor) bıyık, 2 (v, deur enz) sürgü -KNEVELARIJ: d, (- en) (bir şeye) zorlama, şantaj -KNEVELEN: f, g, (knevelde, h, gekneveld) 1 (met koorden binden) bağlamak, zincirlemek, prangalamak, fig/mec (de vrijheid belemmeren v,) zincir vurmak, kısıtlamak, sınırlamak, zorla engellemek, ağzını kapamak, 2 (geld afpersen) şantaj yapmak, zorla para almak, haraç kesmek -KNIBBELEN: f, gs, (knibbelde, h, geknibbeld) pintilik yapmak, cimrilik yapmak, pintileşmek, sıkı pazarlık etmek, - op alle uitgaven bütün masrafları kısmak, -KNICKERBOCKER: d, (-s) dizden büzgülü kısa pantalon, -KNIE: d, (-ën) diz, de -ën buigen diz bükmek, diz çökmek, door de -ën gaan sonunda pes etmek, direnmekten vazgeçmek, teslim olmak, iets onder de - hebben bir şeyi bilmek, met knikkende -ën korkarak, çekinerek, dizleri titreyerek, onder de - krijgen (brengen) öğrenmek, üstesinden gelmek, hakkından gelmek, iemand over de - leggen birini dövmek, op zijn - schrijven diz üstünde yazmak, op iemands - zitten birinin dizinde oturmak, 2 (v, broek) diz, diz yeri -KNIEBANDEN: d, mv/çoğ 1 dizlik, 2 anat, diz bağı/kirişi -KNIEBROEK: d, (- en) kısa pantolon -KNIEBUIGING: d, (- en) diz çökme, diz bükme, çömelme -KNIEDIEP: s, z, diz boyu, diz boyu kadar derin -KNIEGEWRICHT: h, (- en) diz eklemi -KNIEHOLTE: d, (-n) diz çukuru, diz arkası -KNIEHOOGTE: d, (-n) diz boyu, tot op - diz boyuna kadar -KNIEKOUS: d, (- en) diz boyu çorap -KNIELEN: f, gs, (knielde, h/is geknield) diz çökmek, (v, kamelen) ıhmak -KNIELENGTE: d, (- n, - s) (elbise) diz uzunlugu, diz boyu -KNIELKUSSEN: h, (-s) diz minderi -KNIESCHIJF: d, (...schijven) anat, dizkapağı kemiği -KNIESOOR: d, (,,oren) homurdak, zırzırcı kimse, een - die daarop let üzerinde durmaya değmez, o kadar önemli değil, detay -KNIETJE: h (-s) 1 küçük diz, 2 (duw met knie) dizleme dizle itme, 3 sp, (geblesseerde knie) yaralı diz -KNIEVAL: d, (- len) yere kapanma, secde -KNIEZEN: f, gs, (kniesde, h, gekniesd) kederlenmek, içlenmek, kahırlanmak, gam çekmek, ergens over - bir şeyden dolayı kahırlanmak, üzülmek, zich dood - için için kendini yemek -KNIJPEN: f, g, (kneep, h, geknepen) (samendrukken) çimdiklemek, sıkmak, kıstırmak, m knijpen korkmak, ödü patlamak, hij knijpt hem flink korkuyor, çok ürküyor, de kat in het donker - gizli dolaplar çevirmek, gizli işler yapmak, karanlık işler çevirmek, er tussenuit - sıvışmak, çaktırmadan gitmek -KNIJPER: d, (-s) 1 çimdikçi, çimdik atan, 2 fig/mec (gierigaard) pinti, cimri, eli sıkı, kirli çıkı, 3 (was-) mandal, kıskaç -KNIK: d, (- ken) 1 kırık, yarık, 2 (bocht) keskin büklüm, viraj, dirsek, 3 (beweging met het hoofd) baş sallama, met een vriendelijke - groeten dostça baş eğerek selamlamak -KNIKKEBOLLEN: f, gs, (knikkebolde, h, geknikkebold) pineklemek, (uyuklarken) başı öne düşmek -KNIKKEN: I f, g, (knikte, h, geknikt) çatlatmak, kısmen kırmak, II gs, 1 başını eğmek, başını sallamak, başıyla tasdik etmek, hij knikte van ja evet diye başını eğdi, zij knikte tegen mij başıyla selamladı, 2 (als uiting v, slaperigheid) başı öne düşmek -KNIKKER: d, (-s) 1 bilye, zıpzıp, 2 een kale - kel kafa, dazlak baş, het gaat niet om de - s, maar orn het spel kazanmak değil, eğlenmek önemli -KNIKKEREN: f, gs, (knikkerde, h, geknikkerd) 1 bilye oynamak, 2 fig/mec iemand ergens uit - birini kapı dışarı etmek, birini işinden etmek -KNIP: d, (- pen) 1 (val) kapan, tuzak, kafes 2 (knipbeugel) çıtçıt, kopça, (v, deur) sürgü, fig/mec iemand een - op de neus zetten birine gem vurmak, özgürlüğünü kısıtlamak, 3 (makasla) kesme, kesiş, de hand op de - houden tutumlu olmak, idareli olmak, kesenin ağzını açmamak, dat (hij) ıs geen - voor de neus waard (ciğeri) beş para etmemek, değersiz olmak -KNIPKAART: d, (- en) (her seferinde delinen) abone kartı -KNIPMES: h, (- sen) sustalı, sustalı bıçak -KNIPOGEN: f, gs, (knipoogde, h, geknipoogd) göz kırpmak, tegen elkaar - birbirlerine göz kırpmak, -KNIPOOG: d, (...ogen) Knipoogje: h, (-s) göz kırpma -KNIPPATROON: h, (...tronen) kâğıt model -KNIPPEN: f, g, (knipte, h, geknipt) 1 kesmek, kırpmak, een stukje uit de krant - gazeteden bir parça kesmek, de nagels - tırnakları kesmek, haar - saç kesmek, gras - çimenleri biçmek, (v, bomen) budamak, kesip kısaltmak, 2 fig/mec (in hechtenis nemen) yakalamak, 3 (v, kaartjes, bilet) delmek, zımbalamak, kaartjes - biletleri zımbalamak -KNIPPERBOL: d, (- len) yaya geçidi lambası -KNIPPEREN: f, gs, (knipperde, h, geknipperd) 1 göz kırpmak, met de ogen - göz kırpmak, 2 (- met de koplichten) sinyal vermek -KNIPPERLICHT: h, (- en) uyarı lambası, (v, auto) sinyal lambası -KNIPPERLICHTSIGNAAL: h, (...signalen) uyan lambası sinyali -KNIPSEL: h, (-s) kırpıntı, kırpık kâğıt -KNIPSELDIENST: d, küpür kesme servisi -KNIPSELKRANT: d, (- en) küpür koleksiyonu -KNIPSLOT: h, (- en) yaylı kilit -KNIPTANG: d, (- en) pense, kablo pensesi -KNISPEREN: f, gs, (knisperde, h, geknisperd) hışırdamak -K.N.M.I afk/kıs Koninklijk Nederlands Meteorologisch Instituut Hollanda Meteoroloji Enstitüsü -K.N.O - arts d, (- en) afk/kıs dokter voor keel-, neus- en oorziekten Kulak, burun ve boğaz doktoru -KNOBBEL: d, (-s) 1 yumru, şiş, çıkıntı, boğum, düğüm, med/tıb ur, 2 een - voor iets hebben bir şeye yeteneği olmak -KNOBBELIG: s, yurnrulu, budaklı, çıkıntılı, boğumlu, düğümlü -KNOCK-OUT: s, sp, nakavt -KNOEDEL: d, (-s) 1 hamur yumağı, (in de soep) hamur köfte, hamur topağı, 2 (knot) topuz, saç dügümü -KNOEI: d, in de - zitten paçası tutuşmak, sıkışık durumda olmak, korku içinde olmak, zor durumda olmak, (geldelijk) mali sıkıntıda olmak -KNOEIBOEL: d, 1 karmakarışık iş, 2 (slordig werk) karmakanşıklık, 3 (bedrog) dolap, hile -KNOEIEN: f, gs, (knoeide, h, geknoeid) 1 (morsen) dökmek, saçmak, döküp saçmak, 2 (slordig werken) kötü iş görmek, (schrift) karalamak, 3 fig/mec hile yapmak, met melk - süte su katmak, - met boter yağı karıştırmak -KNOEIER: d, (-s) çolpa, sakar, beceriksiz, kötü iş gören kimse -KNOEIPOT: d, (- ten) çolpa, sakar, beceriksiz, kötü iş gören kimse -KNOEIERIJ: d, (- en) 1 kötü iş, 2 (bedrog) hile, dolap -KNOEIWERK: h, kötü iş, (schriftelijk werk) kötü ve çirkin yazı -KNOERT: d, (- en) spreekt/kd büyük bir şey, - en van fouten koskoca hata, een - van een huis dev gibi ev -KNOERTHARD: s, taş gibi, kaya gib sert -KNOEST: d, (- en) (ağaç) budak, boğum, budaklı çıkıntı -KNOESTIG: s, budaklı, yumrulu, boğumlu, - hout budaklı tahta -KNOET: I d, (- en) Rus kamçısı, kırbaç II d, (- en) (saç) topuz -KNOFLOOK: h, d, bot, sarmısak -KNOFLOOKPERS: d, (- en) sarımsak sıkacağı -KNOFLOOKSAUS: d, (...sauzen) sarımsaklı sos -KNOK: d, (- en, - ken) kemik, zie/bkz knook -KNOKIG: s, 1 kemikli, 2 fig/mec iri, güçlü -KNOKKEL: d, (-s) parmak eklemi, parmak kemiği -KNOKKEN: f, gs, (knokte, h, geknokt) dövüşmek, boguşmak, saç baş olmak, dalaşmak -KNOKPARTIJ: d, (- en) kavga -KNOKPLOEG: d, (- en) tasfiye grubu -KNOL: d, (- len) 1 yumru kök, 2 bot, şalgam, 3 (paard) yaşlı ve cılız at, beygir, iemand - len voor citroenen verkopen kargayı bülbül diye yutturmak, -KNOLGEWAS: h (- sen) yumrulu/köklü bitki -KNOLLENTUIN: d, (- en) in zijn - zijn keyfi/neşeşi yerinde olmak -KNOLRAAP: d, (...rapen) bot, büyük sarı şalgam -KNOLSELDERIJ: d, bot, (şalgam gibi köklü) kereviz -KNOOK: d, (knoken) 1 kemik, 2 d, mv/çoğ eller, yumruklar, 3 (lichaam) beden, vücut -KNOOP: d, (knopen) 1 düğme, 2 (in een touw enz,) düğüm, een - losmaken düğümü çözmek, een - leggen düğüm atmak, 3 (moeilijkheid) zorluk, engel, pürüz, daar zit hem de - zorluk orada, pürüz orada, de - doorhakken kördüğümü keserek işi halletmek, en zor kararı almak, in de - raken başı derde düşmek, birçok sorunu olmak, 4 bot, nod, boğum, düğüm, yumru, 5 (verbinding) bağ, ilişki -KNOOPPUNT: h, (- en) bitişme noktası, birleşme noktası, kesişme noktası -KNOOPSGAT: h, (...gaten) düğme deliği -KNOOPSLUITING: d, (- en) düğmeli, dügmeyle kapama -KNOP: d, (- pen) 1 (zil, elektrik) düğme, op de - drukken zile basmak, zilin düğmesine basmak, 2 bot, konca, tomurcuk, gonca, naar de - pen gaan hurdası çıkmak, bozulmak, tamir edilmez hale gelmek -KNOPEN: f, g, (knoopte, h, geknoopt) dügümlemek, dügüm atmak, dügmelemek, düğmelerle tutturmak, met moeite de eindjes aan elkaar kunnen - iki yakasını zor bir araya getirmek, kıt geçinmek, iets in zijn oren - bir şeyi kulağına küpe etmek, akılda tutmak -KNORHAAN: d, (...hanen) zo, kırlangıçbalıgı -KNORREN: f, gs, (knorde, h, geknord) (domuz) hırıldamak, hırlamak, horuldamak -KNORREPOT: d, (- ten) homurdak, homurdanan kimse -KNORRIG: s, ters, aksi, homurdanan, homurdak, somurtkan -KNOT: d, (- ten) (v, haar) topuz, (v,garen) yumak -KNOTS: I d, (- en) 1 çomak, tokmak, topuz 2 een - van ... kocaman bir: een - van een huis kocaman bir ev II s, z, spreekt/kd ahmak, aptal, gerzek, mal, öküz -KNOTSGEK: s, zırdeli, çatlak, zırtapot -KNOTTEN: f, g, (knotte, h, geknot) budamak, kırpmak, tepesini kesmek, bomen - ağaçları budamak -KNOTWILG: d, (- en) budanmış söğüt -KNOWHOW: d, meslek bilgisi, uzmanlık bilgisi, (pratik/teknik) bilgi birikimi -KNUDDE: s, değersiz, zırva, het is - (met een rietje) boktan bir şey, çok kötü ve değersiz bir şey, değersiz/zırva bir şey -KNUFFELDIER: h (- en) oyuncak hayvan -KNUFFELEN: f, g, (knuffelde, h, geknuffeld) okşamak, bağrına basmak, okşayıp sevmek -KNUIST: d, (- en) kaba el, yurnruk -KNUL: d, (- len) delikanlı, genç adam -KNULLIG: s, beceriksiz, çolpa, sakar -KNUPPEL: d, (-s) 1 kısa sopa, kalın degru 2 (v, vliegtuig) manevra kolu, 3 (onhandig mens) çolpa, beceriksiz kimse, de - in het hoenderhok gooien ortalığı karıştırmak, arının yuvasına çomak sokmak -KNUPPELEN: f, g, (knuppelde, h, geknuppeld) coplamak, sopa ile dövmek, ıslatmak -KNUS: Knussig: s, z, hoş, tatlı, huzurlu, rahat -KNUSJES: z, huzurlu, rahat -KNUTSELAAR: d, (-s) el işleri yapan, el işi amatörü -KNUTSELEN: f, gs, (knutselde, h, geknutseld) oyalanmak, amatör el işleri yapmak -KNUTSELWERK: h amatör işi, oyalanma iş -KOBALT: h, scheik/kim kobalt -KOBALTBLAUW: I h, kobalt mavisi renk, II s, kobalt mavisi, -KODDEBEIER: d, (-s) kolcu, kır bekçisi, orman bekçisi -KODDIG: s, z, güldürücü, komik, tuhaf -KOE: d, (koeien) 1 inek, men noemt geen - bont of er is een vlekje aan ateş olmayan yerden duman tütmez, je kunt niet weten, hoe een - een haas vangt belki de umulmadık bir şekilde başarıya ulaşır/oluverir, de - bij de horens vatten işi sağlam tutmak, eşeğini sağlam kazığa bağlamak, wie de - toekomt, vat hem bij de horens herkes kendi işini yapmak zorundadır, herkes kendi işine çeki düzen vermek zorundadır, oude - ien uit de sloot halen eski defterleri karıştırmak, maziyi karıştırmak, geen oude - ien uit de sloot halen geçmişe mazi demek, geçmişi karıştırmamak, een waarheid als een - besbelli bir gerçek, gün gibi ortada bir gerçek, 2 (plat/argo) inek herif, bön, ahmak, avanak -KOEHANDEL: d, dalavere, karşılıklı aşırı tavizli anlaşma -KOEIENHUID: d, (- en) inek derisi -KOEIENLETTER: d, (-s) çok büyük harf -KOEIENMEST: d, inek gübresi -KOEIENSTAL: d, (- len) inek ahırı -KOEIENTONG: d, (- en) inek dili -KOEIENVLAAI: d, (- en) inek boku -KOEIONEREN: f,g, (koeioneerde, h, gekoeioneerd) hayatını zehir etmek, eziyet etmek, azap vermek -KOEK: d, (- en) kurabiye, kuru pasta, dat gaat erin als (gesneden) - tereyağından kıl çeker gibi, çok kolay, iets voor zoete - aannemen gözünün üstünde kaşın var dememek, bir şeyi sineye çekmek, iets voor zoete koek slikken kan kusup kızılcık şerbeti içlim demek, (goedwillig geloven) safça bir şeye inanmak, öylesine inanmak, dat is oude - eski hikaye -KOEKDEEG: h, kurabiye hamuru -KOEKELOEREN: f, gs, (koekeloerde, h, gekoekeloerd) zitten te - bakınıp durmak -KOEKEN: f, gs, (koekte, h, gekoekt) çörekleşmek, topaklaşmak -KOEKENBAKKER: d, (-s) 1 kuru pastacı, 2 acemi, işini bilmeyen kimse -KOEKHAPPEN: gözü bağlı kek yeme oyunu -KOEKENPAN: d, (- nen) tava, kızartma tavası -KOEKJE: h, (-s) kurabiye, kek, kuru pasta, iemand een - van eigen deeg geven birine kendi silahı ile karşılık vermek, birine misliyle mukabele etmek -KOEKJESTROMMEL: d, (-s) kurabiye kutusu -KOEKOEK: d, (- en) 1 zo, guguk kuşu, 2 bouwk/mim çatı penceresi, tepecamı, dam penceresi, 3 dat dank je de -, sen onu ebene anlat! yeni yedim! ben yokum -KOEKOEKSBLOEM: d, (- en) bot gugukçiçeği -KOEKOEKSKLOK: d, (- ken) guguklu saat -KOEL: s, z, 1 serin, hafif soğuk, een - e kamer serin bir oda, 2 (niet vriendelijk) soğuk, sevimsiz, samimiyetsiz, iemand - groeten birini soğuk selamlamak, iemand - behandelen birine sevimsizce muamele etmek, birine serin davranmak, in - en bloede soğukkanlılıkla, 3 (niet vurig) fig/mec ateşsiz, isteksiz, duygusuz, 4 (niet fel) donuk, mat -KOELAPPARAAT: h, (...raten) soğutma cihazı -KOELAUTO: d, (-s) soğutmalı araba, soğutma cihazlı oto -KOELBAK: d, (- ken) soğutma kabı -KOELBLOEDIG: s, z, soğukkanlı, serinkanlı, sakin, duygusuz, soğuk -KOELBLOEDIGHEID: d, soğukkanlılık -KOELBOX: d, (- en) soğutmalık, soğutucu -KOELCEL: d, (- len) buzhane, soğutma yeri -KOELEN: f, I g, (koelde, h, gekoeld) 1 (koel maken) soğutmak, serinletmek, serinleştirmek, 2 (afreageren) yatıştırmak, sakinletmek, rahatlatmak, yumuşatmak, zijn woede hıncını yatıştırmak, II gs, Soğumak -KOELER: d, (-s) soğutucu, serinletici -KOELHEID: d, 1 serinlik, 2 fig/mec soğukluk, duygusuzluk, durgunluk -KOELIE: d, (-s) maaşlı köle -KOELING: d, (- en) 1 soğutma, (het gekoeld worden) soğuma, 2 (koelcel) buzhane, soğutma yeri -KOELKAMER: d, (-s) soğutma odası -KOELKAST: d, (- en) buzdolabı, fig/mec iets in de - zetten bir şeyi rafa kaldırmak, buzdolabına kaldırmak -KOELOVEN: d, (-s) soğutma fırını -KOELRUIMTE: d, (-n) soğutma odası/yeri -KOELSCHIP: h, (...schepen) soğutma cihazlı gemi -KOELSYSTEEM: h, (...systemen) soğutma sistemi -KOELTE:d, 1 serinlik, 2 fig/mec sakinlik, soğukluk -KOELVAK: h, (- ken) (dükkanda) soğutucu sergi dolabı, soğuk mal dolabı -KOELVLOEISTOF: d, (- fen) motor özel soğutma suyu, radyatör suyu -KOELWAGEN: d, (-s) soğutmalı araba, soğutma cihazlı oto -KOELWATER: h, sogutma suyu, radyatör suyu -KOEMELK: d, inek sütü -KOEN: s, z, cesur, alak, atılgan, gözü pek, mert -KOEPEL: d, (-s) 1 kubbe, kümbet, tonoz, 2 (tuinhuisje) çardak, kameriye -KOEPELDAK: h, (- en) kubbe çatı -KOEPELGEWELF: h, (...welven) kubbe şeklinde kemer -KOEPELKERK: d, (- en) kubbeli kilise -KOEPELORGANISATIE: d, (-s) şemsiye kuruluş, koordinasyon kuruluşu/örgütü -KOEPELVORMIG: s, kubbe şeklinde, kubbemsi -KOEPOKINENTING: d, (- en) çiçek aşısı -KOEPOKKEN: d, mv/çoğ (ineklerde) çiçek hastalığı -KOERD: d, (- en) Kürt -KOERDISCH: I s, kürtlere ait, II h, kürtçe, kürt dili -KOERDISTAN: Kürdistan, -KOEREN: f, gs, (koerde, h, gekoerd) ötmek, kuğuldamak, -KOERIER: d, (-s) haberci, ulak, kurye, -KOERIERSDIENST: d, (- en) kuryelik, kurye servisi -KOERS: d, (- en) 1 scheep/den rota, yön, istikamet, de - kwijt zijn rotayı kaybetmek, 2 hand/tic tedavül, 3 (marktprijs v, munten) kur, geçer fiyat, kambiyo fiyatı, de - verhogen kuru yükseltmek -KOERSDALING: d, (- en) kur düşmesi -KOERSEN: I f, gs, (koerste, h, gekoerst) yön belirlemek, yön tutmak, rota tayin etmek, II g, (klaarspelen) halletmek -KOERSLIJST: d, (- en) kur cetveli, borsa cetveli -KOERSNOTERING: d, (- en) kur kaydı -KOERSSCHOMMELING: d, (- en) kur dalgalanması -KOERSVERHOGING: d, (- en) kur yükselmesi -KOERSVERLAGING: d, (- en) kur düşmesi -KOERSVERSCHIL: h, (- len) kur farkı -KOERSWAARDE: d, piyasa rayici, kur değeri -KOEST: s, sakin, sessiz, zich - houden susmak, sükünetini muhafaza etmek, sakin davranmak -KOESTAL: d, (- len) inek ahırı -KOESTEREN: f, g, (koesterde, h, gekoesterd) 1 fig/mec beslemek, büyütmek, hoop/liejde - umut/sevgi beslemek, 2 (verplegen) severek bakmak, bağrına basmak, een kind - bir çocuğa severe bakmak, çocuğa pervane olmak, 3 ısıtmak, zich in de zon - güneşlenmek -KOETERWAALS: I s, anlaşılmaz, çetrefil, II h, çetrefil dil, kırık dil -KOETS: d, (- en) fayton, payton -KOETSIER: d, (-s) faytoncu, paytoncu -KOETSPAARD: h, (- en) payton atı -KOEVOET: d, (- en) küskü, manivela (bir cismi hareket ettirmeğe çevirmeye yarayan bir mile tutturulmuş çevrilerek hareket ettiren kol) -KOFFER: d, (-s) bavul, valiz, zijn - s pakken terk etmek, bırakıp/çekip gitmek, -KOFFERBAK: d, (- ken) arka bağaj -KOFFERGRAMMOFOON: d, (- s, ...fonen) portatif gramofon, bavul gramofon -KOFFERREK: h, (- ken) üst bağaj, valizlik -KOFFERRUIMTE: d, (-n) bavul bagajı/yeri -KOFFIE: d, kahve, - drinken kahve içmek een pak - bir paket kahve, - zetten kahve koymak, slappe - açık kahve, duru kahve, een kopje - bir fincan kahve, op de - komen a) kahve içmeye gelmek, b) (onaangenaam onthaal hebben) hoş karşılanmamak, (werk, iş) görülmemek, kom je vanavond op de -? bu akşam kahve içmeye geliyor musun? - verkeerd sıcak sütlü kahve, twee -! iki kahve! dat is geen - zuivere pek güvenilir bir iş de-ğil, zwarte - sütsüz kahve, acı kahve -KOFFIEBOON: d, (...bonen) çekirdek kahve, kahve çekirdeği -KOFFIEBRANDER: d, (-s) kahve kavurucu kimse -KOFFIEBRANDERIJ: d, (- en) kahve kavurma atölyesi -KOFFIEDIK: h, kahve telvesi, zo helder als - anlaşılmaz, çetrefil, dat is me zo helder als - bir şey anlamıyorum, ik kan geen - kijken faldan anlamam, geleceği bilemem ki -KOFFIEDIKKIJKER: d, (-s) kahve falcısı -KOFFIEDRINKEN: f, gs, (dronk koffie, h, koffiegedronken) kahve içmek -KOFFIE-EXTRACT: h, kahve özü -KOFFIEFILTER: d, h, (-s) kahve süzgeci, kahve filtresi, -KOFFIEHUIS: h (...huizen) kahvehane, volkst/hd kahve -KOFFIEKAMER: d, (-s) büfe, kahve odası -KOFFIEKAN: d, (- nen) kahve demliği -KOFFIEKOPJE: h, (-s) kahve bardağı -KOFFIELEUT: d, (- en) kahvekolik -KOFFIEMELK: d, kahve sütü -KOFFIEMOLEN: d, (-s) kahve değirmeni -KOFFIEPAUZE: d, (-s) kahve arası/molası -KOFFIEPLANT: d, (- en) kahve bitkisi -KOFFIEPLANTAGE: d, (-s) kavhe fidanlığı -KOFFIEPOT: d, (- ten) kahve demliği -KOFFIEROOM: d, kahve kaymağı -KOFFIEZETAPPARAAT: h, (...apparaten) kahve semaveri, kahve pişirme makinası -KOFSCHIP: h, (...schepen) 1 iki direkli yelkenli, 2 (t ezelsbruggetje) ipucu -KOGEL: d, (-s) kurşun, fişek, (top) gülle, zich een - door het hoofd jagen kafasına kurşun sıkıp intihar etmek, de - is door de kerk karara varıldı, (er is niets meer aan te doen) ok yaydan çıktı, atılan ok geri dönmez, kararlaştırılan iş yapıldı -KOGELBAAN: d, (...banen) mermi yolu -KOGELEN: f, g, (kogelde, h, gekogeld) (gooien) atmak, de bal in het doel - topu kaleye atmak -KOGELGAT: h, (- en) kurşun deliği -KOGELGEWRICHT: h, (- en) kürevi eklem -KOGELLAGER: h, (-s) tech/tek bilyeli yatak -KOGELREGEN: d, kurşun yağmuru -KOGELROND: s, kurşun yuvarlaklığında, küresel -KOGELSTOOTSTER: d, (-s) (bayan) gülle atıcı -KOGELSTOTEN: h, gülle atma -KOGELSTOTER: d, (-s) (erkek) gülle atıcı -KOGELTJE: h, (-s) globül, bilya -KOGELVANGER: d, (-s) (nişan gerisindeki) toprak siper -KOGELVORMIG: s, kürevi, yuvarlak, kurşun şeklinde -KOGELVRIJ: s, kurşun geçirmez -KOK: d, (-s) aşçı, ahçı, het zijn niet allen - s die lange messen dragen dış görünüş insanın aynası değildir, her sakallıyı deden sanma, veel - s bederven de brij iki kaptan bir gemiyi batırır, ahçının çok olduğu yerde yemekler tuzlu olur -KOKARDE: d, (-s) kokart, şapka rozeti -KOKEN: f, gs, (kookte, h, gekookt) kaynamak, haşlanmak, pişmek, water kookt su kaynıyor, aardappels moeten nog - patatesler daha pişmeli, fig/mec mijn bloed kookt kan beynime yürüyor, çok sinirliyim, II g, pişirmek, kaynatmak, haşlamak, soep - çorba pişirmek, zij kan goed - iyi yemek pişirir -KOKENDHEET: s, kaynar, çok sıcak, -KOKER: I d, (-s) kazan, II d, (-s) (huls) kin, kilif, (ok) sadak, okluk, ok kuburu, dat komt niet uit zijn - bu onun fikri değil -KOKERJUFFER: d, (-s) zo, dört kanatlı bir böcek -KOKERVRUCHT: d, (- en) tek hücreli meyvecik -KOKET: s, z, (- ter, - st) cilveli, nazlı, şuh, kırıtkan -KOKETTEREN: f, gs, (koketteerde, h, gekoketteerd) cilvelenmek, cilve yapmak, kırıtmak, kıvırtmak -KOKETTERIE: d, cilve, işve, naz, fingirdeklik -KOKHALZEN: f, gs, (kokhalsde, h, gekokhalsd) öğürmek, içi kalkmak -KOKKERD: d, (-s) koca burun -KOKKERELLEN: f, gs, (kokkerelde, h gekokkereld) (zevkle) yemek pişirmek -KOKKIN: d, (- nen) bayan ahçı/aşçı -KOKMEEUW: d, (- en) zo, güler martı -KOKON: zie/bkz cocon -KOKOS: d, büyük hindistancevizi -KOKOSBOOM: (...bomen) hindistancevizi ağacı -KOKOSKOEK: d, (- en) hindistancevizli kurabiye -KOKOSNOOT: d, (...noten) hindistancevizi -KOKOSOLIE: d, hindistancevizi yağı -KOKOSPALM: d, (- en) hindistancevizi ağacı -KOKOSZEEP: d, hindistancevizli yağlı sabun -KOKSJONGEN: d, (-s) aşçı yardımcısı -KOKSMAAT: d, (-s) (gemide) aşçı yamağı -KOL: d, (- len) (v, paarden) sakar, akıtma -KOLBAK: d, (- ken, - s) kalpak -KOLCHOZ: d, (kolchozen) kolhoz -KOLDER: d, 1 hayvanlarda beyin hastalığı, 2 fig/mec delilik, cinnet, hij heeft de - in de kop babası tuttu, cinnetlendi -KOLEN: d, mv/çoğ kömür, op hete - zitten diken üstünde olmak, diken üstünde oturmak, kıpır kıpır olmak, vette - yağlı kömür -KOLENADER: d, (-s) kömür damarı -KOLENBEDDING: d, (- en) kömür yatağı -KOLENBEKKEN: h, (-s) kömür havzası kömür buharı -KOLENDAMPVERGIFTIGING: d, (- en) karbon monoksit zehirlenmesi -KOLENEMMER: d, (-s) kömür kovası -KOLENHOK: h, (- ken) kömürlük -KOLENKACHEL: d, (-s) kömür sobası -KOLENKIT: d, (- ten) kömür kovası -KOLENLAAG: d, kömür tabakası, kömür damarı -KOLENMIJN: d, (- en) kömür ocağı -KOLENSCHIP: h, (...schepen) kömür gemisi -KOLENSCHUUR: d, (...schuren) kömürlük, kömür barakası -KOLENSTATION: d, (-s) scheep/den kömür alma limanı -KOLENWAGEN: d, (-s) 1 kömür kamyonu, 2 kömür vagonu, tender -KOLENZEEF: d, (...zeven) kömür eleği -KOLERE: (plat/argo) krijg de -! canın cehenneme! -KOLERELIJER: d, (-s) (plat/argo) piç, piç kurusu -KOLEREWERK: h (plat/argo) pis/sıkıcı iş -KOLF: d, (kolven) 1 (retort) imbik, 2 (v, geweer) dipçik, (v, revolver) kabza, 3 (slaghout) çomak, tokmak, 4 bot, çomak, çiçek durumu, spandiks, etlenmiş başak, maiskolven mısır koçanları, dat is een - je naar zijn hand tam ona gör bir şey -KOLIBRIE: d, (-s) zo, sinekkuşu -KOLIEK: d, h, (- en) med/tıb (karında) sancı, buruntu, kolik -KOLK: d, (- en) (draai-) burgaç, girdap, çevrinti -KOLKEN: f, gs, (kolkte, h, gekolkt) girdap gibi dönmek -KOLLEKTIEF: I s, z, zie/bkz collectief, II advocaten- toplumcu avukatlar kurumu -KOLOM: d, (- men) 1 sütun, kolon, dikeç, direk, 2 (v, krant) kolon, sütun, de - men van de krant gazete kolonu -KOLONEL: d, (-s) mil/ask albay -KOLONIAAL: I s, 1 sömürgeye ait, sömürgeyle ilgili, koloniale politiek somürgecilik, sömürge politikası, 2 (kolonien bezittend) sömürgeli, sömürgesi olan, II d, (kolonialen) işgalci asker, somürge askeri -KOLONIE: d, (- s, - nien) 1 sömürge, koloni, müstemleke, 2 (gezamenlijke vreemdelingen) yabancı bir ülkede yaşayan insanlar topluluğu, 3 zo, koloni -KOLONISATIE: d, (-s) sömürgeleştirme, sömürge kurma -KOLONISATOR: d, (- s, - en) sömürgeci, sömürge kuran kimse -KOLONISEREN: f, g, (koloniseerde, h, gekoloniseerd) sömürgeleştirmek, sömürgeye insan yerleştirmek -KOLONIST: d, (- en) sömürgeci -KOLORIET: h, boyayış tarzı -KOLOS: d, (- sen) 1 dev heykeli, 2 fig/mec gulyabani, dev gibi cüsse -KOLOSSAAL: s, z, (...saler, - st) dev gibi, koskoca, kocaman, çok büyük, ipiri, müthiş, anormal bir şekilde -KOM: d, (- men) 1 çukur kap, kase, tas, çanak, fincan, 2 (holte) çukur, oyuk, girinti, haven- koy, liman girintisi, 3 belediye sınırı içindeki saha, bayındır bölge, de bebouwde - van de gemeente belediye bayındır sahası -KOMAAN: ünl, haydi, hadi -KOMAR: d, köken, soy, van goede - iyi aileden, asil aileden -KOMBUIS: d, (...buizen) gemi mutfağı -KOMEDIANT: d, 1 komedyen, komedi oyuncusu, 2 fig/mec taklitçi, pozcu -KOMEDIE: d, (-s) 1 (blijspel) komedi, güldürü, naar de - gaan tiyatroya gitmek, 2 (grappige zaak) komedi, komik durum, gülünç iş, 3 (vertoning) poz, taklit -KOMEDIESPEL: h, (- en) komedi oyunu -KOMEDIESTUK: h, (- ken) komedi, güldürü -KOMEET: d, (kometen) astr, kuyrukluyıldız, als een - omhoog sehieten yıldızı parlamak, başarı göstermek -KOMEN: f, gs, (kwam, is gekomen) 1 (een plaats bereiken) gelmek, varmak, boylamak, ulaşmak, ik kom eraan (oraya) geliyorum, 2 (aanstaande zijn) yolda olmak, yakın olmak, er komt regen yağmur geliyor, er komt storm fırtına geliyor, 3 (oplossing vinden) sonuca varmak, çözüme ulaşmak, ik kom er niet uit çözüm bulamıyorum, 4 ik kom er niet (para) bozamam, o kadar (bozuk) param yok, 5 - uit - dan/den olmak, - dan/den gelmek, kökenli olmak, hij komt uit Turkije Türkiyeden geliyor, die woorden komen uit het Frans bu sözcükler Fransızcadan geliyor, Fransızca kökenlidir, het komt wel weer goed düzelir, dat komt te duur pahalıdır, pahalı geliyor, 6 - van - dan/den gelmek, - lı/li/lu/lü olmak, waar komje vandaan? nereden geliyorsun? nerelisin? 7 (veroorzaakt worden) kaynaklanmak, gelmek, vuku bulmak, ortaya çıkmak, dat komt van onze domheid aptallığımızdan kaynaklamyor, 8 laten - getirtmek, ısmarlamak, 9 - eten (helpen) yemeğe (yardıma) gelmek, - kijken bakmaya gelmek, 10 hoe komje aan dat geld? o parayı nereden buldun? ll achter iets - bir şeyi sezmek, farkına varmak, bir şeyi (araştırıp) öğrenmek, keşfetmek, hoe kom je daar aan? a) (hoe weet je dat?) o sana nereden esti? b) bunu nerden aldın? nerden buldun? erin - bir şeye alışmak, yadırgamaz duruma gelmek, hoe komje erbij? neden öyle düşünüyorsun? onu nereden çıkanyorsun? bij iemand - birini ziyaret etmek, orn het leven - (kazada) hayatını kaybetmek/yitirmek, ölmek, ik zie hem liever gaan dan - yüzünü şeytan görsün! ik kan er niet op - hatırlayamıyorum, aklıma gelmiyor, dat komt van je/jouw ... bu senin ... - dan/den kaynaklanıyor, daar komt niets van in olmaz, sen onu unut, wie het eerst komt, het eerst maalt önce gelen önce yardım görür, değirmene gelen nöbetini bekler, herkes sırasında yardım görür, tot zichzelf - kendine gelmek, kendini toparlamak -KOMEND: s, de - e week gelecek hafta -KOMFOOR: h, (...foren) 1 mangal, 2 (met gas) gaz ocağı, (met elektriciteit) küçük elektrik ocağı, -KOMIEK: I s, z, komik, güldürücü, gülünç, garip, antika, II d, (- en) 1 komedyen, komik, 2 (clown) palyaço -KOMIJN: d, bot, kimyon -KOMIJNEKAAS: d, (...kazen) kimyonlu peynir -KOMISCH: s, z, komik, güldürücü, gülünç -KOMITEE: zie/bkz comite -KOMKOMMER: d, (-s) salatalık, hıyar, acur -KOMKOMMERSLA: d, salatalık salatası, hıyar salatası -KOMKOMMERTIJD: d, ölü zaman, durgun sezon -KOMMA: d, h, (-s) virgül -KOMMAPUNT: d, (- en) noktalı virgül -KOMMER: d, (verdriet) ıstırap, üzüntü, tasa, dert, keder, acı, - en kwel baş belası -KOMMERLIJK: s, z, (zorgelijk) endişeli, üzüntülü, tasalı, acılı, elem dolu -KOMMERVOL: s, endişeli, tasalı, sıkıntılı, acılı -KOMMETJE: h, (-s) kulplu tas, fincan -KOMPAS: h, (- sen) pusula -KOMPASBEUGEL: d, (-s) pusula yalpağı -KOMPASNAALD: d, (- en) pusula ibresi -KOMPLOT: h, (- ten) gizli tertip, komplo -KOMPRES: I s, z, (- ser, - t) sık, sıkı, II h, (- sen) med/tıb kompres, yara bezi -KOMST: d, geliş, -KON- zie/bkz, con- -KOND: s, - doen bildirmek, zie/bkz bekendmaken -KONDSCHAP: d, (- pen) haber, malumat -KONFIJTEN: f, g, (konfijtte, h, gekonfijt) şekere batırmak, şekerlemek -KONIJN: h, (- en) adatavşanı, tavşan, het is bij de - en af berbat, çok fena, rezalet, yüzkarası, utanç verici -KONIJNENHOK: h, (- ken) tavşan kümesi -KONIJNENHOL: h, (- en) tavşan yuvası (deliği) -KONIJNENJACHT: d, (- en) tavşan avı -KONIJNENKEUTEL: d, (-s) tavşan boku -KONIJNENVEL: h,(...velen) tavşan derisi -KONING: d, (- en) 1 kral, 2 schaak/satr şah, fig/mec de - der dieren hayvanlar kralı aslan, de ongekroonde - taçsız kral -KONINGIN: d, (- nen) 1 kraliçe, 2 schaak/satr vezir, 4 (moederbij) anaarı, kraliçe arı -KONINGINNEDAG: d, (- en) kraliçenin doğumgünü -KONINGINNEPAGE: d, (-s) zo, kuyruklu kelebek -KONINGSCHAP: h, krallık, hükümdarlık -KONINGSGEZIND: s, kralcı, de - en kralcılar -KONINGSHUIS: h, (...huizen) hanedan -KONINGSKROON: d, (...kronen) kral tacı -KONINGSMANTEL: d, (-s) kral kaftanı -KONINGSTROON: d, (...tronen) kral tahtı -KONINGSZOON: d, (...zonen) prens, kralın oğlu -KONINKLIJK: s, z, 1 krala ait, kraliyet, kralın, het - paleis krallık sarayı, 2 krala uygun, krala yakışır, - e geschenken krala yakışır hediyeler, 3 kral gibi, - leven krallar gibi yaşamak -KONINKRIJK: h, (- en) krallık, kraliyet -KONKELEN: f, gs, (konkelde, h, gekonkeld) dolap çevirmek, entrika çevirmek, el altından iş yürütmek -KONT: d, (- en) spreekt/kd 1 popo, kalça, kıç, 2 scheep/den arka taraf, de - tegen de krib gooien diklenmek, kafa tutmak, karşı koymak, op zijn - liggen topu dikmek, iflas etmek, de fabriek ligt op zijn - fabrika topu dikti, fabrika çalışmıyor, je kunt hier je - niet keren kıçını oynatacak yer yok, burası küçük ve dolu -KONTERFEITSEL: h, (-s) iron/aly resim, portre -KONVOOI: h, (- en) konvoy -KOOI: d, (- en) 1 kafes, 2 scheep/den sabit ranza, 3 (v, schapen) koyun ağılı, ağıl -KOOIEN: f, g, (kooide, h, gekooid) (koyun) ağıla doldurmak -KOOK: d, pişirme, haşlama, kaynatma, aan de - brengen kaynatmak, aan de - zijn kaynıyor olmak, kaynamak, van de - zijn fig/mec şaşkına dönmek, kafası karmakarışık olmak, ne yapacağını bilmez durumda olmak -KOOKBOEK: h, (- en) yemek kitabı -KOOKHITTE: d, kaynama ısısı -KOOKKACHEL: d, (-s) ocaklı soba -KOOKKUNST: d, yemek pişirme sanatı -KOOKLUCHT: d, yemek kokusu -KOOKPAN: d, (- nen) tava, yemek tavası -KOOKPUNT: h, (- en) kaynama derecesi, kaynama noktası -KOOKTOESTEL: h, (- len) ocak -KOOKWEKKER: d, (-s) mutfak saati, -KOOL: I d, (kolen) kömür, met een zwarte - aangetekend staan çok kötü tanınmak, damgalı olmak II d, (kolen) bot, lahana, kelem, rode - kırmızı lahana, witte - beyaz lahana, de - en de geit sparen ne şiş yansın ne kebap, kurt kuzuyu, kuzu lahanayı yemesin, de - is t sop niet waard astarı yüzünden pahalı, iş bu kadar zahmete değmez, iemand een - stoven birine oyun oynamak, birini aptal yerine koymak -KOOLBLAD: h, (...bladeren, ...bladen) lahana yaprağı -KOOLDIOXIDE: d, scheik/kim karbon dioksit -KOOLHYDRAAT: h, (...draten) scheik/kim karbonhidrat -KOOLMEES: d, (...mezen) zo, baştankara -KOOLMONOXIDE: h, scheik/kim karbonmonoksit -KOOLRAAP: d, (...rapen) bot, bir tür şalgam, şalgam köklü lahana -KOOLRABI: d, bot, şalgam köklü lahana, kıvırcık lahana, alabaş lahana -KOOLSTOF: d, scheik/kim karbon -KOOLTEER: d, h, kömür katranı -KOOLWATERSTOF: d, (- fen) hidrokarbon -KOOLWITJE: h, (-s) zo, lahana kelebeği, -KOOLZAAD: h, (...zaden) bot, 1 kolza, 2 (zaad) kolza tohumu -KOOLZUUR: h, scheik/kim karbonik asit -KOOLZWART: s, kapkara, simsiyah, kömür gibi -KOON: d, (konen) (wang) yanak -KOOP: d, 1 satın alma, alım, alış, te - (aangeboden) satılık, die bloemen zijn niet te - çiçekler satılık değil, te - gevraagd satın alınacak aranıyor, door - verkrijgen satın alarak elde etmek, satın almak, op de - toe cabası, op de koop toe (nemen) caba (olarak almak), 2 alımsatım, alışveriş: een - breken alışverişi bozmak, te - lopen met ile caka satmak, weten wat er (in de wereld) te - is çok hayat tecrübesine sahip olmak, her şeyden bir şey bilmek -KOOPAKTE: d, (- n, - s) satınalma sözleşmesi, alış sözleşmesi -KOOPAVOND: d, (- en) alışveriş akşamı, dükkanların geç saatlere kadar açık olduğu akşam -KOOPBRIEF: d, (...brieven) zie/bkz koopakte -KOOPCONTRACT: h, (- en) satın alma sözleşmesi -KOOPHANDEL: d, ticaret, Wetboek van - Ticaret Kanunu, Kamer van - Ticaret odası -KOOPHUIS: h, (...huizen) satın alınmış ev -KOOPJE: h, (-s) ucuz şey, ucuz ve kârlı iş, ucuz alım -KOOPKRACHT: d, satın alma gücü, alım gücü -KOOPKRACHTIG: s, satın alma gücü olan -KOOPLUST: d, satın alma isteği -KOOPLUSTIG: s, satın almaya istekli -KOOPMAN: d, (...lieden, ...lui) esnaf, tüccar, tacir, satıcı -KOOPPENNINGEN: d, mv/çoğ satın alma bedeli, alış fiyatı, bedel, mal parası -KOOPPRIJS: d, (...prijzen) satın alma fiyatı, alış bedeli -KOOPSOM: d, (- men) satın alma bedeli, alış fiyatı, -KOOPVAARDIJSCHIP: h, (...schepen) ticaret gemisi -KOOPVAARDIJVLOOT: d, (...vloten) ticaret filosu -KOOPWAAR: d, (...waren) ticari mal, emtia -KOOPZIEK: s, satın alma hastası -KOOPZUCHT: d, satın alma hırsı -KOOR: h, (koren) 1 koro, in - koro halinde, hep beraber, 2 (plaats) koro yeri -KOORD: h, d, (- en) ip, sicim, kordon, bağ -KOORDDANSEN: h, ip dansı, cambaz dansı -KOORDDANSER: d, (-s) (erkek) ip cambazı -KOORDE: d, (- en) wisk/mat kiriş -KOORDIRIGENT: d, (- en) koro şefi -KOORGEZANG: h, (- en) koro şarkısı -KOORKNAAP: d, (...knapen) kilise korosu üyesi -KOORSTOEL: d, (- en) (kilisede) koro iskemlesi -KOORTS: d, (- en) ateş, hararet, humma, - hebben ateşi olmak, ateşlenmek, de gele - sarı humma -KOORTSAANVAL: d, (- len) ateş nöbeti, ateşlenme, ateş basma -KOORTSACHTIG: s, z, 1 ateşli, hararetli, 2 (gejaagd) telaşlı, heyecanlı -KOORTSIG: s, z, 1 ateşli, hararetli, 2 (gejaagd) telaşlı, heyecanlı -KOORTSMIDDEL: h, (- en) ateş düşürücü ilaç -KOORTSTHERMOMETER: d, (-s) derece -KOORTSUITSLAG: d, (- en) (deride) uçuk -KOORTSVRIJ: s, ateşsiz, hararetsiz -KOORTSWEREND: s, ateş düşürücü, - e middelen ateş düşürücü ilaçlar -KOORZANGER: d, (-s) (erkek) korocu, koro şarkıcısı -KOORZANGERES: d, (- sen) (bayan) korocu, koro şarkıcısı -KOOSJER: s, Yahudi inançlarına göre temiz, murdar olmayan, niet - bunda bir şey var galiba, bir sakatlık var bunda, -KOOSNAAM: d, (...namen) okşayıcı ad/lakap -KOOTJE: h, (-s) parmak kemiği, -KOP: I d, (- pen) 1 (v, dieren) baş, kafa, (plat/argo) kelle, op de - af tam olarak, tam, het is drie uur op de - af saat tam üç, mijn - (er) af kafam gitsin, kellemi koyanm, de - is eraf nihayet başladı, ilk bölümü yapıldı, zijn - breken over iets bir şeye kafa yormak, iyice düşünmek, - dicht! kapa çeneni! zijn - gebruiken saksıyı çalıştırmak, kafayı kullanmak, iemand op zijn - geven birini haklamak, sırtını okşamak, een harde - hebben eşek/keçi inatlı olmak, een houten - hebben (içki sonrası) baş ağnsı olmak, başa vurmak, iets de - indrukken bir şeyi bastırmak, bir şeyin başını ezmek, - pie - pie! buna kafa derler kafa! dat zal je de - niet kosten ucunda ölüm yok ya, büyük bir riziko/harcama değil ya, een - als een boei krijgen kafası at mak/kızmak, iets bij de - nemen/vatten a) yakalamak, b) (behandelen) bir şeye başlamak, bir şeyi ele almak, - op! dayan! cesaretini yitirme! op - gaan başa geçmek, öne geçmek, önde gitmek, de kop opsteken baş göstermek, ortaya çıkmak, over de - gaan topu dikmek, iflas etmek, (ocağı) batmak, tepe taklak gitmek, tepesi aşağı gitmek, sermayeyi kediye yüklemek, er zullen - pen rollen çok kelle gidecek, zich voor zijn - slaan dizini dövmek, çok pişman olmak, op zijn - staan a) (enthousiast) coşmak, b) altüst olmak, karmakarışık olmak, al ga je op je - staan ölsen bile, kıçını yirtsan, ne yapsan, de - pen bij elkaar steken kafa kafaya vermek, gizlice hazırlamak, de - in het zand steken deve kuşu gibi başını kuma sokmak, devekuşu politikası uygulamak, iets op de - tikken (satışta) kapmak, zonder - of staart başı sonu yok, vulg/k başı götü yok, aan de - zeiken tıraş etmek, kafa ütülemek, 2 (verstand) akıl, zekâ 3 zihin, kabiliyet, yetenek, eğilim, anlayış, zijn - verliezen aklını yitirmek, een goede - voor een taal dile yeteneği olmak, geen - zonder zorg her başın bir derdi vardır, dertsiz baş olmaz, 3 (persoon) insan, biri, kimse, adam, vijf gulden per - adam başı beş gulden, 4 (v, krant) başlık II d, (- pen) (drinkkommetje) fincan, -KOPBAL: d, (- len) sp, kafa vuruşu -KOPEKE: d, (-n) rublenin yüzde biri -KOPEN: f, g, (kocht, h, gekocht) 1 satın almak, een auto - araba satın almak, een huis - ev satın almak, 2 wat koop ik ervoor? bana ne faydası var? bana ne? -KOPER: I d, (-s) alıcı, müşteri II h, bakır, geel - pirinç, sarı bakır -KOPERDRAAD: d, bakır tel -KOPEREN: s, bakırdan -KOPERERTS: h, (- en) bakır cevheri -KOPERGELD: h, bakır para -KOPERGRAVURE: d, (- s, - n) bakır gravür, bakır oyma -KOPERGROEN: h, 1 bakır pası, 2 (kleur) bakır pası yeşili -KOPERKLEURIG: s, bakır renginde -KOPERROOD: I h, bakır kırmızısı renk, II s, bakır kırmızısı -KOPERSLAGER: d, (-s) bakırcı, bakır eşya onarıcısı -KOPERSULFAAT: h scheik/kim bakır sülfat -KOPERWIEK: d, (- en) zo, kızılardıçkuşu -KOPGROEP: d, (- en) sp, baş grup, öndeki grup -KOPIE: d, (- en) kopya, suret, nüsha -KOPIEERAPPARAAT: h (...apparaten) fotokopi makinesi -KOPIEERPAPIER: h kopya kağıdı -KOPIEREN: f, g, (kopieerde, h, gekopieerd) kopya etmek, kopyasını yapmak, kopya çıkarmak -KOPIIST: d, (- en) kopyacı, kopya yapan -KOPIJ: d, (- en) elyazması, manuskrip -KOPIJRECHT: h, (- en) telif hakkı, eser hakkı -KOPJE: h, (-s) 1 fincan, een - koffie bir fincan kahve, een - thee bir fincan çay, bir bardak çay, 2 (hoofd) baş, kafa, iemand een - kleiner maken birinin kafasını/boynunu vurmak -KOPJE-ONDER: z, - gaan suyun dibine dalmak -KOPKLEP: d, (- pen) tech/tek tepe supabı -KOPLAMP: d, (- en) far, ön lamba -KOPLICHT: d, (- en) far, ön ışık, ön lamba -KOPLOPER: d, (-s) lider, baş koşucu, başta giden -KOPMAN: d, (- nen) sp, lider, kaptan -KOPPEL: I d, (-s) kayış, kemer II h, (-s) çift, een - honden bir çift köpek, een vreemd - tuhaf karıkoca -KOPPELAAR: d, (-s) evlilik simsarı, çöpçatan -KOPPELBAAS: d, (...bazen) işçi pazarlayıcı, işçi tüccarı, amele satıcı, (ploegbaas) ekip başı -KOPPELEN: f, g, (koppelde, h, gekoppeld) 1 bağlamak, birleştirmek, takmak, 2 ong/ols çöpçatanlık yapmak, evlendirmek -KOPPELING: d, (- en) 1 (v, auto) debriyaj, kavrama, 2 tech/tek kenet, -KOPPELINGSPEDAAL: h, d, (...dalen) debriyaj pedalı -KOPPELRIEM: d, (- en) palaska, kemer -KOPPELTEKEN: h, (-s) taalk/dilb tire -KOPPELWERKWOORD: h, (- en) taalk/dilb bildirme fiili -KOPPEN: f, g, (kopte, h, gekopt) 1 sp, kafa çekmek, kafa vurmak, een bal - topa kafa vurmak, 2 (toppen) başını kesmek/ayırmak -KOPPENSNELLEN: h kafa avcılığı, kafa kesme -KOPPENSNELLER: d, (-s) kafa avcısı -KOPPIG: s, z, 1 dik kafalı, inatçı, keçi inatçı, direngen, serkeş, zo - als een ezel eşek inatlı, 2 (sterk) çarpıcı, sert, ağır -KOPPIGHEID: d, 1 inatçılık, dik kafalılık, 2 (v, alcohol) sertlik -KOPPOTIGEN: d, mv/çoğ zo, kafadanbacaklılar -KOPREGEL: d, (-s) baş satır, başlık -KOPROL: d, (- len) perende, takla -KOPSCHUW: s, ürkek, çekingen -KOPSPIJKER: d, (-s) düz başlı çivi -KOPSTOOT: d, (...stoten) kafa vuruşu -KOPSTUK: h, (- ken) 1 de - ken van de partij partinin ileri gelenleri, ağır topları, 2 (hoofd) baş, kafa, 3 (koppig mens) dik kafalı, inatçı, zie/bkz koppig -KOPTELEFOON: d, (- s, ...fonen) kulaklık -KOPZORG: d, endişe, tasa, kaygı, zich - maken over tasalanmak, kaygılanmak, -KORAAL: h, (koralen) (gezang) koral, ilahi beste II h, d, mercan -KORAALACHTIG: s, mercana benzer, mercan gibi -KORAALEILAND: h, (- en) mercan adası -KORAALMUZIEK: d, (kilisede) koro müziği -KORALEN: s, mercandan -KORAN: d, Kuran -KORDAAT: s, z, (...dater, - st) cesur, yılmaz, korkusuz, metin -KORDON: h, (-s) 1 kordon, şerit, bağ, köstek, 2 (v, personen) kordon, çember, een politie- polis kordonu -KOREA: Kore, Noord-Korea Kuzey Kore, Zuid-Korea Güney Kore -KOREAAN: d, (Koreanen) Koreli -KOREN: h, hububat, tahıl, zahire, dat is - op zijn molen onun ekmeğine yağ sürer, tam istediği şeydir -KORENAAR: d, (...aren) başak -KORENBEURS: d, (- en) tahıl borsası, zahire pazarı -KORENBLOEM: d, (- en) bot, mavi peygamber çiçeği, mavi kantaron -KORENMOLEN: d, (-s) tahıl değirmeni, un degirmeni -KORENSCHUUR: d, (...schuren) tahıl ambarı -KORF: d, (korven) 1 sepet, sele, 2 (Kroter) küfe, büyük sepet, fig/mec de - krijgen sepetlenmek -KORFBAL: h, sepet oyunu, bir tür basketbol -KORFBALLER: d, (-s) sepet oyuncusu -KORFHAAN: d, (...hanen) zo, kayıntavuğugillerden horoz -KORHOEN: h, (- ders) zo, kayıntavuğu, orman tavugu -KORIST: d, (- en) koro şarkıcısı, korocu -KORNET: I d, (- ten) muz/müz komet II d, (- ten) mil/ask sancaktar -KORNOELJE: d, (-s) bot, karaniya, bir tür kızılcık -KORNUIT: d, (- en) ong/ols arkadaş, yandaş, ortak -KORPORAAL: d, (-s) mil/ask onbaşı -KORPS: h, (- en) 1 mil/ask kolordu, 2 birlik, grup, heyet, muziek- müzik topluluğu, studenten- öğrenci birliği, hulp- yardım grubu, 3 druk/matb basım harfi ebadı/büyüklüğü, -KORREL: d, (-s) 1 tane, tahıl tanesi, 2 (vizierkorrel) arpacık, iemand (iets) op de - nemen birine (bir şeye) nişan almak, birini hedeflemek, birini eleştirerek gülünç duruma düşürmek, 3 fig/mec zerre, zerrecik, ufacık bir şey -KORRELEN: I f, g, (korrelde, h, gekorreld) 1 tanelemek, tanelere ayırmak, 2 (granuleren) (yüzeyini tane tane) kabartmak, II gs, (-, is -) tanelenmek, tanelere ayrılmak -KORRELIG: s, taneli, tane tane olan, - zand tane tane kum -KORSET: h, (- ten) korsa, dar içyelek -KORST: d, (- en) kabuk, dış yüz, de - van een kaas peynirin kabuğu -KORSTEN: f, gs, (korstte, is gekorst) kabuklanmak -KORSTMOS: h, (- sen) bot, liken, taşyosunu -KORT: I s, z, kısa, een - e weg kısa bir yol, een - verhaal kısa bir hikaye, jur/huk - geding yıldırım mahkeme, - e broek kısa pantolon, de - e golf kısa dalga, - en dik tıknaz, bodur ve şişko, iemand te - doen birine hak ettiği muamelede bulunmamak, birine layık olduğu gibi davranmamak, birine hakkını vermemek, - en goed kısa ve özlü, direkt ve fazla laf gerektirmeden, een - e tijd kısa bir süre, het - houden kısa kesmek, sözü bitirmek, in het - kısaca, sözün kısası, uzun lafın kısası, - en krachtig kısa ve özlü, direkt ve fazla laf gerektirmeden, om - te gaan kısaca, uzun lafın kısası, alles - en klein slaan kırıp geçirmek, camı çerçeveyi indirmek, te - komen az olmak, yeterince olmamak, az gelmek, ik kom 5 gulden te kort beş guldenim eksik/yetmiyor, te - schieten yetersiz gelmek, az gelmek, yetmemek, in iets te - schieten a) istenilene cevap verememek, yetersiz olmak, yetersiz kalmak, b) (zijn plichten niet goed vervullen) işini tam yapmamak, na - re of langere tijd er geç, - geleden kısa süre önce, bir süre önce, een - verslag kısa bir rapor, tot voor - yakın bir geçmişe kadar, yakın bir zamana kadar, daha düne kadar, II h, in het - kısaca, uzun lafın kısası, kısa ve öz olarak -KORTADEMIG: s, nefesi dar, astımlı -KORTAF: z, kestirmeci, kestirme, - tegen iemand zijn birine karşı kestirmeci davranmak -KORTEGOLFONTVANGER: d, (-s) tech/tek kısa dalga alıcısı -KORTEGOLFZENDER: d, (-s) tech/tek kısa dalga vericisi -KORTEN: I f, g, (kortte, h, gekort) 1 (korter maken) kısaltmak, küçültmek, de staart - kuyruğu kısaltmak, 2 op iets - bir şeyde kısıntı yapmak, op het salaris - maaşta kısıntı yapmak, II gs, (-, is -) (v, tijd, dagen) kısalmak, de dagen - günler kısalıyor -KORTHARIG: s, kısa saçlı, (v, dieren) kısa tüylü -KORTING: d, (- en) 1 hand/tic indirim, düşürüm, iskonto, tenzilat, 20% - yüzde 20 indirim, 2 (v, loon) kesinti -KORTLOPEND: s, kısa vadeli -KORTOM: z, kısaca, uzun lafın kısası, kısacası -KORTSLUITEN: f, g, (sloot kort, h, kortgesloten) 1 kısa devre yaptırmak, 2 (door overleg regelen) görüşüp ayarlamak/düzenlemek -KORTSLUITING: d, (- en) elek, kısa devre, kontak -KORTSTONDIG: s, kısa süren, kısa ömürlü -KORTWEG: z, kısaca, kestirmeden, kısa yoldan, özet olarak, hulâsa, sözün kısası -KORTWIEKEN: f, g, (kortwiekte, h, gekortwiekt) 1 kanatlarını kesmek, kanatlarını kısaltmak, 2 fig/mec kısıtlamak, sınırlamak, azaltmak, iemands gezag - birinin yetkisini sınırlamak -KORTZICHT: h, een wissel op - kısa vadeli poliçe -KORTZICHTIG: s, z, 1 miyop, 2 fig/mec basiretsiz, dar kafalı, uzağı göremeyen, kısa görüşlü, - zijn burnunun ucundan ötesini görmemek -KORVEN: f, g, (korfde, h, gekorfd) kovana koymak, (v, vogel) kafese koymak, sepete koymak -KORZELIG: s, hırçın, aksi, huysuz -KOSMETICA: d, kozmetik malzeme, makyaj malzemesi -KOSMETIEK: d, kozmetik malzeme, makyaj malzemesi -KOSMETISCH: s, kozmetikle ilgili, makyaj malzemesi ile ilgili, -KOSMISCH: s, kozmik, kainatı düzeniyle ilgili, kainatla ilgili, -KOSMOGONIE: d, kainatın meydana gelişini inceleyen bilim, masalsı bilgiler, -KOSMOGRAFIE: d, kozmografya, astronominin en önemli ve belli başlı olayları ile uğraşan bilgi dalı, -KOSMOLOGIE: d, kainatı idare eden kanunlar ilmi -KOSMONAUT: d, (- en) kozmonot, astronot -KOSMOPOLIET: d, (- en) kozmopolit, dünya vatandaşı -KOSMOPOLITISCH: s z, kozmopolit, tek ulusa ait olmayan, -KOSMOPOLITISME: h, dünya vatandaşlığı -KOSMOS: d, evren, kozmos, kainat -KOST: I d, (- en) mv/çog masraf, gider, harç, - n betalen masrafları ödemek, de - n van het onderhoud bakım masrafları, extra - n ekstra giderler, reis - n yolculuk masrafları, overheids - n idari masrafları, personeels - en personel giderleri, studie - n okul masrafları, ten - van zijn gezondheid sağlığı pahasına, ik zou ze niet graag de - geven düşündüğünden daha fazladır, 2 (levensonderhoud) ekmek, rızık, geçim, de - verdienen ekmeğini kazanmak, wat doe je voor de -? geçimini nasıl sağlıyorsun? aan de - komen zie/bkz de - verdienen, zijn - je is gekocht onun tuzu kuru, aşı pişmiş, hayatı garanti, 3 yiyecek, - en inwoning tam pansiyon, yiyecek ve yatak, 4 zware - a) ağır bir yiyecek, b) (boek) zor bir kitap, ağır bir kitap, dat is oude - sağır sultan bile duydu -KOSTBAAR: s, z, (- der, - st) 1 pahalı, masraflı, 2 (veel waard) kıymetli, değerli -KOSTBAARHEID: d, (...heden) değerli/pahalı şey -KOSTBAAS: d, (...bazen) ev sahibi -KOSTELIJK: s, z, 1 değerli, kıymetli, 2 (voortreffelijk) şahane, mükemmel, harikulâde, 3 (lachwekkend) güldürücü -KOSTELOOS: s, z, bedava, beleş, parasız -KOSTEN: f, g, (kostte, h, gekost) 1 mal olmak, para etmek, değmek, wat (hoeveel) kost het? ne kadar? kaça? kaça mal oluyor? kaç para ediyor? deze bloemen - f 15 bu çiçekler 15 gulden, dat zal haar het leven - hayatına mal olacak, 2 (eisen) zaman almak, dit werk kost een week bu iş bir haftayı alır, bir haftaya mal olur, het zal mij drie dagen - üç günümü alır -KOSTENBESPARING: d, (- en) masraf kısma, giderleri düşürme -KOSTENDEKKEND: s, masrafları karşılayıcı -KOSTENRAMING: d, (- en) gider tahmini, masraf tahmini -KOSTER: d, (-s) zangoç, kilise bekçisi -KOSTGANGER: d, (-s) pansiyoner, yatılı kimse -KOSTGELD: h, pansiyon parası -KOSTHUIS: h, (...huizen) pansiyon ev -KOSTPRIJS: d, maliyet fiyatı -KOSTSCHOOL: d, (...scholen) yatılı okul -KOSTUUM: h, (-s) giysi, kostüm, kıyafet, driedelig - takım elbise -KOSTUUMNAAISTER: d, (-s) takım elbiseci dikicisi, -KOSTWINNER: d, (-s) evin geçimini sağlayan kimse, -KOSTWINNERSVERGOEDING: d, (- en) geçim yardımı -KOSTWINNING: d, (- en) geçim temini, ekmek kazanma -KOT: d, (- ten) 1 gecekondu, baraka, 2 (nor) (plat/argo) kodes, cezaevi -KOTELET: d, (- ten) pirzola, kotelet -KOTER: d, (-s) spreekt/kd ufaklık, yumurcak, çocuk -KOTS: d, spreekt/kd kusmuk -KOTSEN: f, gs, (kotste, h, gekotst) (plat/argo) kusmak, çıkarmak, istifra etmek -KOTSMISSELIJK: s, ik word er - van midemi ayağa kaldırıyor, beni hasta ediyor -KOU: Koude: d, soğukluk, soğuk, kou lijden buz kesmek, çok üşümek, iemand in de kou laten staan birini kaderine terk etmek, birini zor durumda yüz üstü bırakmak, birine yardım etmemek -KOUD: s, z, soğuk, een - dag soğuk bir gün, een - land soğuk bir ülke, iets niet - laten worden bir şeyi soğutmamak, sıcağı sıcağına başlamak, het - hebben üşümek, iemand - maken birinin defterini dürmek, birini temizlemek, birini öldürmek, - oorlog soğuk savaş -KOUDBLOEDIG: s, soğukkanlı -KOUDEFRONT: d, (- en) meteo, soğuk hava kitlesi -KOUDEGOLF: d, (...golven) soğuk hava dalgası, soğuk dalga -KOUDHEID: d, fig/mec soğukluk, ilgisizlik, serinlik -KOUDVUUR: h, volkst/hd kangren -KOUKLEUM: d, (- en) üşütük, çabuk üşüten kimse -KOUS: d, (- en) 1 çorap, 2 (v, lamp) fitil, daarmee is de - af bu mesele kapanmıştır, üzerine bir bardak su iç, de - op de kop krijgen umduğu gibi çıkmamak, başaramamak, mahcup olmak -KOUSENBAND: d, (- en) çorap başı -KOUSENVOET: op - en lopen ayağının altında yumurta varmış gibi yürümek, çok dikkatli yürümek -KOUSJE: h, (-s) 1 küçük çorap, 2 (v, lamp) fitil -KOUT: d, sohbet, çene çalma, yarenlik, hasbihal -KOUTEN: f, gs, (koutte, h, gekout) iki lafın belini bükmek -KOUVATTEN: f, gs, (vatte kou, h, kougevat) soguk almak, üşütmek -KOUWELIJK: s, üşütük, soğuğa duyarlı -KOZAK: d, (- ken) kozak -KOZIJN: h, (- en) (v, venster enz,) çerçeve, pencere kafesi, pencere çıtası, kapı kafesi, -KRAAG: d, (kragen) 1 (v,jas enz,) yaka, de - van een jas pardesü yakası, 2 (v, vogel) boyun, boğaz, 3 een stuk in zijn - hebben sarhoş olmak, zurna olmak, leyla olmak, pilot olmak, iemand bij/in de - grijpen birinin yakasına sarılmak/yapışmak -KRAAI: I d, (- en) zo, karga, een bonte - maakt nog geen winter bir çiçekle yaz gelmez, de bonte - leş kargası II zij heeft kind noch - yapayalnız, kimsesi yok -KRAAIACHTIG: s, karga familyasından, de - en karga familyası -KRAAIEN: f, gs, (kraaide, h, gekraaid) 1 ötmek, ötüşmek, 2 (v, kind) bağırrnak -KRAAIENNEST: h, (- en) 1 karga yuvası, 2 scheep/den gözcü yeri, çanaklık -KRAAIENMARS: d, (- en) de - blazen nalları dikmek, kuyruğu titretmek, gebermek, ölmek, tahtalı köyü boylamak, imamın kayığına binmek -KRAAIENPOOTJES: d, mv/çoğ göz halkaları, göz kırışıkları -KRAAK: d, 1 çatlama, çatlak, 2 (inbraak) ev soyma, eve girme, een - je zetten ev soymak/yarmak, eve girmek, daar zit - noch smaak aan tadı tuzu yok -KRAAKAMANDEL: d, (- en, - s) kabuklu badem -KRAAKBEEN: h, (,,beenderen, ,,benen) kıkırdak -KRAAKBEWEGING: d, (- en) ev işgal örgütü -KRAAKHELDER: s, tertemiz, pırıl pırıl -KRAAKPAND: h, (- en) (ev işgaliclerince) işgal edilmiş ev, işgal ev -KRAAKZINDELIJK: s, tertemiz -KRAAL: I d, (kralen) (steenachtig bolletje) boncuk II d, (kralen) ağıl, ahır -KRAALOOG: (...ogen) h, 1 boncuk gözlü, 2 d, boncuk gözlü kimse -KRAAM: d, h, (kramen) satıcı çadırı, satış pavyonu, dat komt niet in mijn - te pas bana uygun gelmiyor -KRAAMBED: h, in het - zijn doğumda olmak -KRAAMBEZOEK: h, (- en) doğum ziyareti -KRAAMHULP: d, (- en) doğum ebesi/ yardımcısı -KRAAMINRICHTING: d, (- en) doğumevi -KRAAMVERPLEEGSTER: d, (-s) doğum hemşiresi, ebe -KRAAMVERZORGSTER: d, (-s) doğum bakıcısı -KRAAMVROUW: d, (- en) loğusa, yeni doğum yapmış kadın, kırklı kadın -KRAAMZORG: d, doğum (sonrası) bakım -KRAAN: I d, (kranen) 1 musluk, tıkaç, 2 fig/mec de krediet- kredi muslugu, 3 tech/tek vinç, scheep/den maçuna, 4 zo, tuma II d, (kranen) (plat/argo) işinin ehli, ehil, kompetan, usta, een - in zijn vak işinin ehli biri, işinin ustası -KRAANDRIJVER: d, (-s) vinç makinisti -KRAANVOGEL: d, (-s) zo, tuma -KRAANWAGEN: d, (-s) vinçli araba -KRAANWATER: h, çeşme suyu -KRAB: I d, (- ben) (deride) çizik, yırtık, tırnak izi II d, (krabben) zo, yengeç, -KRABBEL: d, (-s) 1 tırnak izi, 2 (slecht schrift) eğri büğrü yazı, okunmaz yazı -KRABBELEN: f, g, (krabbelde, h, gekrabbeld) 1 (v, kat) cırmaklamak, tırmalamak, 2 (slecht schrijven) acelece karalamak, eciş bücüş yazmak, -KRABBELIG: s, z, okunmaz, karalanmış, -KRABBEN: f, g, (krabde, h, gekrabd) kazımak, eşmek, eşelemek, kazmak -KRABBER: d, (-s) (werktuig) kazıma aracı -KRACH: d, (-s) hand/tic iflas, topu atma -KRACHT: d, (- en) 1 güç, kuvvet, kudret, enerji, aantrekkings- çekim gücü, de - en bundelen güç toplamak, lichaams- beden gücü, paarde- beygir gücü, met volle - bütün gücüyle, - van een mens insanın gücü, zijn - en beproeven (aan) -(y)a/e gücünü denemek, op - en komen gücünü tekrar kazanmak, gücünü toplamak, 2 (werking) etki, tesir, de - van een geneesmiddel ilacın etkisi, de - der gewoonte alışkanlığın etkisi, alışkanlığın gücü, 3 jur/huk niet van - zijn geçersiz olmak, hükümsüz olmak, - van wet hebben kanun kuvvetinde olmak, 4 (geweld) şiddet, met - de deur dichtdoen şiddetle kapıyı örtmek, 5 (persoon) personel, görevli, administratieve- idari personel, leer- öğretmen, mannelijke - erkek personel -KRACHTBRON: d, (- nen) enerji kaynağı, güç kaynağı -KRACHTDADIG: s, z, tesirli, etkili, güçlü, işleyen, güçlüce, kuvvetle -KRACHTELOOS: s, (...lozer, - st) 1 güçsüz, kuvvetsiz, enerjisiz, dermansız, halsiz, bitkin, 2 (niet geldig) hükümsüz, geçersiz -KRACHTELOOSHEID: d, güçsüzlük, kuvvetsizlik, zayıflık, gevşeklik, dermansızlık, bitkinlik, mecalsizlik -KRACHTENS: ilg, gereğince, binaen, uyarınca -KRACHTIG: s, z, 1 (v, persoon) güçlü, kuvvetli, dinç, (energiek) enerjik, 2 etkili, tesirli, een - geneesmiddel etkili bir ilaç, 3 (voedzaam) besinli -KRACHTINSTALLATIE: d, (-s) enerji santralı -KRACHTMETER: d, (-s) kuvvetölçer, dinamometre, -KRACHTMETING: d, (- en) 1 kuvvet ölçme, 2 (wedstrijd) güç yarışması/gösterisi -KRACHTOVERBRENGING: d, kuvvet nakli -KRACHTPATSER: d, (-s) spreekt/kd ızbandut, ızbandutlugu ile övünen kimse, adalesiyle övünen kimse -KRACHTPROEF: d, (...proeven) güç denemesi -KRACHTSINSPANNING: d, enerji, gayret, çaba -KRACHTSPORT: d, (- en) güç sporu -KRACHTSVERSCHIL: h, (- len) güç/kuvvet farkı -KRACHTTERM: d, (- en) ağır söz -KRACHTTOER: d, (- en) güç gösterisi, güç gerektiren iş -KRACHTVELD: h, (- en) kuvvet sahası -KRACHTVOEDER: h, vitaminli yem -KRAK: ünl, çat! çıt! -KRAKEEL: h, (krakelen) çekiş, dalaş, kavga -KRAKELEN: f, gs, (krakeelde, h, gekrakeeld) dalaşmak, çekişmek, hırgür çıkarmak -KRAKELING: d, (- en) 1 simit, 2 zo, bir tür kelebek -KRAKEN: I f, gs, (kraakte, h, gekraakt) çatlamak, çıtlamak, çatırdamak, kütürdemek, gıcırdamak, II g, 1 (breken) kırıp çatırdatmak, kırmak, 2 (v, huizen) işgal etmek, een huis - ev işgal etmek, 3 (petroleum) ayırmak, -KRAKER: d, (-s) 1 kıracak, note- cevizkıracağı, fındık kıracağı, 2 (persoon) ev işgalcisi, 3 (inbreker) hırsız, 4 (succesnummer) liste başı -KRAKKEMIKKIG: s, dayanıksız -KRAM: d, (- men) u çivi -KRAMER: d, (-s) çerçi, seyyar satıcı -KRAMP: d, (- en) kasılma, kramp, spazm -KRAMPACHTIG: s, z,1 kramplı, kramplı gibi, 2 (door kramp veroorzaakt) kasılmadan ileri gelen -KRAMSVOGEL: d, (-s) zo, ardıçkuşu -KRANIG: s, z, atılgan, gözü pek, cesur, yiğit, mert, cesaretli -KRANKJORUM: s, spreekt/kd zırdeli, çatlak, kafadan kontak, gerzek -KRANKZINNIG: s, z, deli, kaçık, divane, çılgın, üşütük, ruh hastası, mecnun -KRANKZINNIGENGESTICHT: h, (- en) akıl hastahanesi, deliler koğuşu -KRANS: d, (- en) çelenk -KRANSJE: h, (-s) 1 küçük çelenk, 2 (bijeenkomst) arkadaş toplantısı -KRANSLEGGING: d, (- en) çelenk koyma -KRANSSLAGADER: d, (- s, - en) anat, kalp atardamarı -KRANT: d, (- en) gazete, muur- duvar gazetesi -KRANTENARTIKEL: h, (- en) makale -KRANTENBERICHT: h, (- en) gazete haberi -KRANTENKNIPSEL: h, (-s) küpür -KRANTENLEZER: d, (-s) gazete okuyucusu/okuru -KRANTENBEZORGER: d, (-s) gazete dağıtıcısı -KRANTENKOP: d, (- pen) manşet, gazete başlığı -KRANTENMAN: d, (- nen) 1 gazete dağıtıcısı, 2 (journalist) gazeteci -KRANTENPAPIER: h, gazete kâğıdı -KRANTENWIJK: d, (- en) gazete dağıtılan mahalle -KRAP: s, z, 1 (elbise) dar, ensiz, de rok zit haar wat - etek onu sıkıyor, 2 (v, geld) yetersiz, az, kıt, - in het geld zitten para sıkıntısı içinde olmak, züğürt olmak -KRAPJES: z, het - hebben parasız olmak, züğürt olmak -KRAPTE: d, yetersizlik, darlık, eksiklik -KRAS: d, (- sen) cızık, çizik, deşik, tahriş izi II s, z,1 (v, personen) dinç, enerjik, 2 (streng) sert, katı, sıkı, duyulmamış, olağanüstü, görülmemiş, - se maatregelen olağanüstü önlemler, çok sıkı tedbirler -KRASSEN: I f, gs, (kraste, h, gekrast) 1 çizmek, cızmak, kazımak, op de muur - duvarı çizmek, op de viool - kemanı gıcırdatmak, kötü çalmak, 2 (keelgeluid geven) gıcık ses çıkarrnak, II g, zijn naam in de tafel - adını masaya kazıyarak yazmak -KRAT: h, (- ten) 1 (v, wagen) araba kasası, 2 (kistje) kasa, sandık, een - bier bir kasa bira -KRATER: d, (-s) aardr/coğr krater, yanardağ ağzı -KRATERMEER: h, (...meren) krater göl -KRATERVORMIG: s, krater şeklinde -KRATS: d, (- en) az miktarda para, bir iki liracık, voor een - az bir para karşılığında, sudan ucuza -KRAUWEN: f, g, (krauwde, h, gekrauwd) çızar gibi yapmak, tırnağını üzerinde gezdirmek, hafif çızmak -KREDIET: h, (- en) 1 kredi, goederen op - kredili mallar, op - kopen krediyle satın almak, kort - kısa vadeli kredi, lang - uzun vadeli kredi, - verlenen/verstrekken kredi vermek, 2 (vertrouwen) güven, itimat, -KREDIETBANK: d, (- en) kredi bankası -KREDIETBRIEF: d, (...brieven) kredi mektubu, akreditif -KREDIETINSTELLING: d, (- en) kredi veren kurum, kredi bankası -KREDIETOPENING: d, (- en) kredi açma -KREDIETSTELSEL: h, (-s) kredi sistemi -KREDIETVERSCHAFFING: d, (- en) kredi sağlama -KREDIETWAARDIG: s, krediye müsait -KREDIETWAARDIGHEID: d, krediye müsaitlik -KREEFT: d, (- en) 1 zo, yengeç, çağanoz, zee- istakoz, 2 astr, yengeç -KREEFTSKEERKRING: d, yengeç dönencesi -KREEFTCOCKTAIL: d, (-s) yengeçli kokteyl -KREEK: d, (kreken) koy, körfez -KREET: d, (kreten) bağırma, bağırış, haykırış, feryat, çığlık, hulp- imdat çığlığı -KREGEL: s, 1 (prikkelbaar) alıngan, hassas, - worden alınmak, 2 (uit zijn humeur) hırçın, ters -KREK: z, spreekt/kd tıpa tıp, tamamen, - eender zijn tıpa tıp aynı olmak -KREKEL: d, (-s) zo, cırcırböceği -KREMLIN: h, Kremlin -KRENG: h, (- en) 1 leş, 2 (plat/argo) alçak, adi kimse, 3 (v, zaken) adi şey, işe yaramaz şey, külüstür -KRENKEN: f, g, (krenkte, h, gekrenkt) 1 incitmek, gücendirmek, yaralamak, kırmak, iemands gevoelens - birinin hislerini rencide etmek, iemand diep - birini çok gücendirmek, birini kırmak, 2 (benadelen) zarar vermek, lekelemek, iemands goede naam - birinin iyi adını lekelemek -KRENT: d, (- en) 1 (druif) kuşüzümü, çekirdeksiz kuru üzüm, de - en uit de pap en iyisi, güzidesi, en âlâsı, de - en in de pap hebben söz hakkı olmak, karar hakkı olmak, 2 spreekt/kd (zilvlak) popo, kıç, 3 (gierigaard) cimri, eli sıkı, para hastası -KRENTENBOL: d, (- len) üzümlü çörek -KRENTENBROOD: h, (...broden) kuşüzümlü/kuru üzümlü ekmek, (het is) ouwe jongens, - biz bizeyiz, cümbüş cemaat (bir arada ne güzel) -KRENTENKAKKER: d, (-s) spreekt/kd cimri, eli sıkı, para hastası -KRENTENWEGER: d, (-s) spreekt/kd cimri, eli sıkı, kirli çıkı -KRENTERIG: s, z, 1 (gierig) cimri, eli sıkı, kirli çıkı, hırslı, 2 (kleingeestig) dar kafalı, bağnaz, anlayışı kıt -KRETA: d, Girit adası -KRETOLOGIE: d, sloganlaşma -KREUK: d, (- en) kıvrım, kırışıklık, buruşukluk, büklüm, büküntü, bükük -KREUKEL: d, (-s) kırışık, buruşuk, in de - s hurdası çıkmış, agır hasar görmüş -KREUKELEN: I f, g, (kreukelde, h, gekreukeld) kırıştırmak, buruşturmak, örselemek, bükmek, kıvırmak, II gs, (-, is -) kırışmak, buruşmak, kıvrılmak -KREUKELIG: s, çok kırışık, buruşuk, kıvnmlı, büküntülü -KREUKEN: I f, gs, (kreukte, is gekreukt) buruşmak, kırışmak, II g, (-, h, -) buruşturmak, kırıştırmak -KREUKHERSTELLEND: s, buruşmaz, kırışmaz, buruşuğu kendiliğinden düzelir -KREUKVRIJ: s, buruşmaz, kırışmaz, -KREUNEN: f, gs, (kreunde, h, gekreund) inlemek, ahlamak, ohlayıp puflamak, sızlanmak, de zieke kreunde van pijn hasta acıdan inliyordu -KREUPEL: s, z, topal, aksak -KREUPELBOS: h, (- sen) çalılık, fundalık -KREUPELHOUT: h, alçak çalı -KRIB: Kribbe: d, (kribben) 1 yemlik, yem oluğu, 2 (slaapplaats) basit karyola, yatak, 3 (dam) set, suyu daraltma seti -KRIBBIG: s, z, hırçın, ters, aksi, şirret, hırıltıcı -KRIEBEL: d, (-s) kaşınma, kaşıntı, gidişme, de - s hebben sabırsızlanmak, sabırsızlaşmak (bir şey yapmak vb, için) çok istekli olmak -KRIEBELEN: f, gs, (kriebelde, h, gekriebeld) 1 gıdıklamak, 2 (slecht schrijven) acele ve küçük yazmak, eciş bücüş yazmak -KRIEBELHOEST: d, gıcıklanma, gıcık öksürüğü -KRIEBELIG: s, 1 (yazı) eciş bücüş, kötü, okunmaz, küçücük, 2 (geprikkeld) - van iets worden bir şeye sinir olmak -KRIEGEL: s, huysuz, ters, aksi -KRIEK: d, (- en) 1 bot, siyah kiraz, 2 zich een - lachen gülmekten katılmak, gülmekten kasıkları çatlamak, katıla katıla gülmek -KRIEKEN: f, gs, (kriekte, h, gekriekt) (aanbreken) gün başlamak, bij het - van de dag gün ağarırken, sabahın köründe, sabah erkenden -KRIEL: I d, (- en) bodur, tıknaz, küçük çocuk, bücür, II h, (aardappeltje) küçük Patates, -KRIELAARDAPPEL: d, (-s) küçük patates -KRIELHAAN: d, (...hanen) cüce horoz, bodur horoz -KRIELKIP: d, (- pen) 1 ispenç tavuğu, küçük tavuk, çin tavuğu, 2 (persoon) bodur, bacaksız kimse -KRIJG: d, savaş, mücadele -KRIJGEN: f, g, (kreeg, h, gekregen) 1 (ontvangen) almak, een cadeau - hediye almak, een prijs - ödül almak, 2 (een) baard - sakalı gelmek, een kind - çocugu olmak, (vader worden) baba olmak, hulp - yardım almak, yardım görmek, straf - ceza almak, tanden - dişleri çıkmak, diş getirmek, dişlenmek, 3 (oplopen) almak, yakalanmak, koorts - ateşlenmek, ateş basmak, het koud - soguk almak, soğuga yakalanmak, het warm - sıcak basmak, sıcaktan bunalmak, een ziekte - hastalık kapmak, hastalıga yakalanmak, 4 (grijpen) yakalamak, iemand te pakken - birini tutuklamak, yakalamak, 5 elde etmek, ulaşmak, ele geçirmek, zijn zin - istedigini elde etmek, 6 er genoeg van - - dan/den bıkmak, het te kwaad - aglamaya başlamak, kendini tutamamak, 7 iets van iemand gedaan - bir işi birine yaptırmak/hallettirmek, iets voor elkaar - halletmek, yoluna koymak, 8 het in zijn hoofd - a) bir karara varmak, karara bağlamak, b) (krankzinnig worden) delirmek, deli olmak, 9 wat - we nou? ne oluyor yahu? die wat heeft, krijgt wat para parayı çeker, nehirler hep denize gider -KRIJGER: d, (-s) asker, savaşçı -KRIJGERTJE: h, (-s) elim sende oyunu -KRIJGSBANIER: d, (- en) mil/ask sancak -KRIJGSDIENST: d, askerlik hizmeti -KRIJGSHEER: d, askeri şeref -KRIJGSGEVANGEN: s, esir düşmüş, tutsak, esir, iemand - maken birini esir etmek -KRIJGSGEVANGENE: d, (-n) tutsak, esir, savaş esiri -KRIJGSGEVANGENSCHAP: d, tutsaklık, esirlik, -KRIJGSGEWELD: h, savaş zorbalıgı -KRIJGSGEWOEL: h, savaş karışıklığı -KRIJGSGODIN: d, savaş tanrıçası -KRIJGSHARTIG: s, z, savaşçı, savaşkan, savaş isteklisi, savaşa egilimli -KRIJGSKUNDE: d, savaş sanatı, harpçilik -KRIJGSLIED: h, (...eren) marş -KRIJGSMACHT: d, (- en) savaş gücü, harp gücü -KRIJGSMAKKER: d, (-s) silah arkadaşı -KRIJGSMAN: d,(- nen, ...lieden) asker, savaşçı kimse -KRIJGSRAAD: d, (...raden) 1 harp divanı, askeri mahkeme, 2 (vergadering) harp divanı toplantısı -KRIJGSSCHOOL: d, (...scholen) askeri okul -KRIJGSTOCHT: d, (- en) askeri yürüyüş -KRIJGSVERRICHTING: d, (- en) askeri operasyon -KRIJSEN: f, gs, (krijste, h, gekrijst) basbas bağırmak, çığlık atmak -KRIJT: h, tebeşir, bij iemand in het - staan birine borçlu olmak, in het - treden voor iemand birine arka çıkmak, birini arkalamak, birini savunmak, met dubbel - schrijven fazla hesaplamak, hesaba fazla yüklemek, -KRIJTROTS: d, (- en) tebeşir taşlığı -KRIJTTEKENING: d, (- en) tebeşir resmi -KRIJTWIT: I s, tebeşir beyazı, II h, tebeşir tozu -KRIK: d, (- ken) kriko, kaldırıcı -KRIM: d, Kırım -KRIMP: I d, 1 çekme, çekme payı, büzülme, 2 (gebrek) eksiklik, noksanlık, yetersizlik, kıtlık, geen - geven dayanmak, kılını bile oynatmamak, II s, (balık) taptaze -KRIMPEN: I f, gs, (kromp, is gekrompen) 1 çekmek, büzülmek, küçülmek, kasılmak, daralmak, mijn overhemd is (in het water) gekrompen gömlegim (suda) çekmiş, 2 (zich krommen) kıvranmak, büzülmek, zij krimpt van de kou soğuktan büzüıüyor, 3 (afnemen) azalmak, eksilmek, II g, (-, h, -) (kumaş) çektirmek -KRIMPVRIJ: s, çekmez, büzülmez, küçülmez -KRING: d, (- en) 1 (v,personen) çevre, grup, zümre, tabaka, de huiselijke - aile çevresı, de schrijvers- yazarlar çevresi, 2 astr, hale, ayla, 3 (ring) çember, daire, halka, - en onder de ogen hebben gözlerinin altında halkalar olmak, in een - zitten halka şeklinde oturmak, 4 (omgeving) bölge, saha, muhit, 5 fig/mec (sfeer) ortam, -KRINGELEN: f, gs, (kringelde, h, gekringeld) halkalaşmak, dairelenmek, halka halka olmak -KRINGLOOP: d, devir, dönme, dönüş -KRINGLOOPPAPIER: h, kullanılmış kağıttan yapılmış kağıt -KRIOELEN: f, gs, (krioelde, h, gekrioeld) kaynaşmak, kaynamak, op de beurs krioelt het van de mensen fuarda insanlar kaynaşıyor, fuar kaynıyor, -KRIS: bij - en kras zweren ana avrat yemin etmek -KRISIS: zie/bkz crisis -KRISKRAS: s, karmakarışık, düzensiz, - door elkaar staan karmakarışık olmak, darmadağınık olmak, hiçbir düzeni olmamak -KRISTAL: h, (- len) kristal, billur, een glas van - kristal bardak -KRISTALACHTIG: s, kristal gibi, billura benzer -KRISTALGLAS: h, kristal cam -KRISTALHELDER: s, berrak, (billur gibi) parlak -KRISTALLISATIE: d, (-s) kristalleşme, billurlaşma -KRISTALLISEREN: f, gs, (kristalliseerde, is gekristalliseerd) kristalleşmek, billurlaşmak -KRISTALSUIKER: d, kristal şeker -KRITIEK: I s, kritik, buhranlı, tehlikeli, endişe verici, nazik, hassas, een - e toestand kritik bir durum, een - ogenblik endişe verici bir an, II d, (- en) eleştiri, tenkit, kritik, afbrekende - yıkıcı eleştiri, yerme, opbouwende - yapıcı eleştiri, beneden alle - eleştiriye değmez, rezalet, çok kötü, - uitoefenen (op) eleştirmek -KRITIEKLOOS: s, sorgulamadan, eleştiri süzgecinden geçirmeden, iets - aanvaarden bir şeyi sorgulamadan kabul etmek -KRITISCH: s, z, 1 (v, personen) eleştirici, tenkitçi, met een - oog eleştirici bir gözle, -KRITISEREN: f, g, (kritiseerde, h, gekritiseerd) 1 eleştirmek, tenkit etmek, (beoordelen) değerlendirmek, 2 (bevitten) kınamak, ayıplamak, kulp bulmak, yermek -K.R.O d, afk/kıs Katholieke Radio Omroep Katolik Radyo Yayım Kurumu -KROCHT: d, (- en) (kilise) yeraltı oyuğu, mahzen -KROEG: d, (- en) spreekt/kd birahane, meyhane -KROEGBAAS: d, (...bazen) birahaneci, birahane sahibi -KROEGLOPER: d, (-s) birahaneci, birahane abonesi, birahane gediklisi -KROEP: d, med/tıb krup, difterimsi krup hastalıgı, kuşpalazı gibi boğaz iltihabı -KROEPOEK: d, (etli veya meyveli) kraker -KROES: I d, (kroezen) 1 tas, maşrapa, 2 scheik/kim döküm potası II s, (saç) kıvırcık -KROESHAAR: h, kıvırcık saç -KROESKOP: d, (- pen) 1 kıvırcık baş, 2 (persoon) kıvırcık saçlı -KROEZEN: I f, g, (kroesde, h, gekroesd) kıvırmak, kıvırcık yapmak, II gs, (-, is -) kıvrılmak, kıvırcıklaşmak -KROKANT: s, (yiyecek) gevrek -KROKET: d, (- en) kroket, bir tür sucuk -KROKODIL: d, (- len) zo, timsah, krokodil -KROKODILLENTRANEN: d, mv/çog sahte gözyaşları, ikiyüzlü gözyaşları -KROKUS: d, (- sen) bot, safran -KROKUSVAKANTIE: d, ilkbahar tatili, karnaval tatili -KROLS: s, (kedi) kızgın, kösnül, ateşli -KROM: s, z, (- mer, - st) 1 eğri, çarpık, çarpık çurpuk, bükük, kavisli, yılankavi, - me benen çarpık bacaklar, een - me weg eğri büğrü yol, fig/mec zich - lachen katıla katıla gülmek, - me sprong maken ipini kırmış gibi yaşamak, para eritmek, 2 geld, dat stom is, maakt recht wat - is para eğriyi doğru yapar -KROMBENIG: s, çarpık bacaklı, paytak, -KROMBUIGEN: f, g, (boog krom, h, kromgebogen) iki büklüm etmek -KROMGROEIEN: f, gs, (groeide krom, is, kromgegroeid) çarpık büyümek -KROMLIGGEN: f, gs, (lag krom, h, kromgelegen) (para) sıkmak, kısmak -KROMLOPEN: f, gs, (liep krom, h, kromgelopen) 1 paytak yürümek, 2 (v, wegen) eğri büğrü gitmek, büklümlü uzanmak, dolambaçlı olmak -KROMME: d, (-n) 1 paytak kimse, 2 wisk/mat eğri çizgi -KROMMEN: I f, g, (kromde, h, gekromd) eğmek, bükmek, çarpıtmak, kıvırmak, eğriltmek, iets - bir şeyi eğmek, II gs, (-, is -) eğrilmek, bükülmek, (yol) dolanbaçlanmak, dolanmak -KROMMING: d, (- en) büklüm, kıvnm, büküntü, dolambaç, viraj, dolantı, eğinti, -KROMPRATEN: f, gs, (praatte krom, h, kromgepraat) kırık dökük konuşmak -KROMSTAF: d, (...staven) piskopos asası -KROMTREKKEN: f, gs, (trok krom, is kromgetrokken) eğrilmek, bükülmek, kavislenmek, bel vermek -KROMZWAARD: h, (- en) kılıç, pala -KRONEN: f, g, (kroonde, h, gekroond) 1 taç giydirmek, taçlamak, een koningin - kraliçeye taç giydirmek, 2 fig/mec taçlandırmak, şereflendirmek, ödüllendirmek -KRONIEK: d, (- en) 1 kronik, tarihi hikaye, tarih ve şecere, 2 (boek) tarihi hikaye kitabı, 3 (v, krant) (gazetede) özel bölüm, özel köşe, letterkundige - edebiyat köşesi -KRONIEKSCHRIJVER: d, (-s) 1 tarih köşe yazarı,tarihçi, 2 (v, krant) köşe yazarı -KRONING: d, (- en) taç giyme -KRONINGSDAG: d, (- en) taç giydirme günü -KRONINGSEED: d, (...eden) taç giyme yemini, -KRONINGSFEEST: h, (- en) taç giyme şöleni, taç giyme eğlencesi -KRONKEL: d, (-s) kıvrım, Büküntü, büklüm, een - (in zijn hersens) hebben tuhaf hayalleri olmak, garip şeyler düşünmek, -KRONKELDARM: d, (- en) anat, kıvrım bağırsak, ince bağırsağın alt kısmı -KRONKELEN: f, gs, (kronkelde, h, gekronkeld) kıvrılmak, bükülmek, büklümlenmek, eğri büğrü olmak, dolambaçlanmak -KRONKELIG: s, büklümlü, eğrintili, dolambaçlı, virajlı, -KRONKELPAD: h, (...paden) dolambaçlı yol, dolaylı yol -KRONKELREDENERING: d, (- en) çarpıtma, çarpıtarak usa vurma -KROON: d, (kronen) 1 taç, de - neerleggen tacı bırakmak, tahttan çekilmek, de - spannen (diğerlerini) gölgede bırakmak, en iyisi olmak, dat spant de - taş çıkartır hepsinden üstündür, iemand naar de - steken biriyle boy ölçüşmek, 2 (lichtkroon) avize, 3 (munteenheid) kron, Deense - Danimarka kronu -KROONBLAD: h, (- en) bot, taç yaprak, petal -KROONDOMEIN: h, (- en) hükümdarlık taşınmaz malı, malikâne -KROONGETUIGE: d, (- en) baş tanık, baş şahit -KROONKURK: d, (- en) taç tıpa -KROONLIJST: d, (- en) pervaz, parapet -KROONLUCHTER: d, (-s) avize -KROONPRETENDENT: d, (- en) tahta hak iddia eden kimse -KROONPRINS: d, (- en) veliaht, -KROONPRINSES: d, (- sen) prenses veliaht, veliaht sultan -KROOS: h, bot, su mercimeği -KROOST: h, 1 çoluk çocuk, met zijn vrouw en - çoluğuyla çocuğuyla, 2 (afstammelingen) soy, nesil, torunlar -KROOT: d, (kroten) bot, pancar, -KROP: I d, (- pen) anat, (v, vogels) taşlık, kursak, 2 fig/mec boğaz, dat steekt mij in de - bunu hazmedemem, ağrıma gidiyor, 3 med/tıb guatr, guşa II d, (- pen) een - sla bir baş marul -KROPDUIF: d, (...duiven) zo, kursak şişiren güvercin -KROPGEZWEL: h, (- len) guatr, guşa -KROPPEN: f, gs, (kropte, h, gekropt) (marul) başlanmak, baş çevirmek -KROPSLA: d, bot, marul, kıvırcık -KROT: h, (- ten) gecekondu, ahşap ev, baraka, kulübe -KROTOPRUIMING: d, baraka yıkımı, kulübeleri kaldırma, gecekondu yıkımı -KROTTENWIJK: d, (- en) gecekondu mahallesi -KROTWONING: d, (- en) gecekondu, gecekondu ev, ahşap ev -KRUID: h, (- en) 1 bitki, ot, geneeskrachtige - en şifalı bitkiler, 2 (specerij) baharat, aromatische - en aromalı/koklu ot, er is geen - tegen gewassen yapılacak bir şey yok, önüne geçilemez, çaresi bulunmaz -KRUIDBOEK: h, (- en) kurutulmuş bitki koleksiyonu -KRUIDEN: f, g, (kruidde, h, gekruid) baharatlamak, fig/mec süslemek, güzelleştirmek -KRUIDENAFTREKSEL: h, (-s) bitki özü -KRUIDENDOKTER: d, (-s) kocakarı ilacı doktoru -KRUIDENIER: d, (-s) 1 bakkal, baharatçı, 2 fig/mec dar kafalı kimse -KRUIDENIERSMENTALITEIT: d, bakkal zihniyeti, dar kafalılık, dar görüşlülük -KRUIDENIERSVAK: h, bakkalcılık -KRUIDENIERSWAREN: d, mv/çoğ bakkaliye, bakkal malları -KRUIDENIERSWINKEL: d, (-s) bakkal dükkânı -KRUIDENREK: h, (- ken) baharat rafı, baharat sergeni -KRUIDENTHEE: d, bitki çayı -KRUIDENTUIN: d, (- en) bitki bahçesi -KRUIDENWIJN: d, aromalı şarap -KRUIDIG: s, baharatlı, çeşnili, aromalı, -KRUIDJE-ROER-MIJ-NIET h, bot, 1 küstümotu, 2 fig/mec alıngan, çıtkırıldım -KRUIDKOEK: d, (- en) ballı ve baharatlı kurabiye, -KRUIEN: f, g, (kruide, h, gekruid) (elarabası ile) taşımak, -KRUIER: d, (-s) hamal, taşıyıcı -KRUIK: d, (- en) 1 testi, küp, çömlek, güğüm, wijn- şarap küpü, de - gaat zo lang te water tot ze breekt (barst) su testisi su yolunda kırılır, 2 (f1es) yatak ısıtma şişesi -KRUIM: d, h, 1 ekmek kırıntısı, 2 (het binnenste v, brood) ekmek içi -KRUIMEL: d, (-s) ekmek kırıntısı, çörek parçası -KRUIMELDEEG: h, kolay ufalanan hamur -KRUIMELDIEF: d, (,,dieven) 1 (persoon) ufak şeyler hırsızı, 2 (stofzuigertje) küçük elektrikli süpürge -KRUIMELWERK: h, ufak iş, ıvırzıvır, önemsiz iş -KRUIMELEN: I f, g, (kruimelde, h, gekruimeld) ufalamak, parçalamak, II gs, (-, is -) ufalanmak, parçalanmak -KRUIN: d, (- en) 1 (baş) tepe, 2 (v, boom, top) tepe, zirve, en üst kısım -KRUIPEN:f, gs, (kroop, h/is gekropen) 1 (v,personen) emeklemek, 2 (v, dieren) sürünmek, sürünerek gitmek, 3 (v, planten) döşenerek büyümek -KRUIPEND: s, 1 zo, sürüngen, 2 fig/mec yaltakçı, yaltaklanan -KRUIPER: d, (-s) 1 emekleyen çocuk, 2 fig/mec dalkavuk, yaltakçı -KRUIPERIG: s, z, yaltakçı, yaltaklanan, dalkavuk, yaltak -KRUIPERIJ: d, (- en) yaltakçılık, dalkavukluk -KRUIPOLIE: d, pas yağı -KRUIPPAKJE: h, (-s) emekleme elbisesi, emekleme tulumu -KRUIPRUIMTE: d, (-s) (su vb, döşemi için) taban altı boşluğu, ev altı mahzeni -KRUIS: h, (- en) 1 (kruisbeeld) çarmıh, 2 haç, istavroz, 3 (kruizen) çapraz, wisk/mat çarpı işareti, - weg dörtyol (ağzı), 4 (kruizen) (v, paarden) sağrı kemiği, 5 muz/müz diyez, 6 fig/mec bela, azap, işkence, ieder moet zijn eigen - dragen her koyun kendi bacağından asılır, 7 het Rode Kruis Kızılhaç, het Groene Kruis (organisatie) Hıfsısıhha, (insan ve çevre sağlığının korunması için gerekli şartları araştıran ve tedbirleri alan tıb dalı), - of munt? yazı mı tura mı? 8 (in broek) kaşık/çatal yeri -KRUISAFNEMING: d, 1 Isanın çarmıhtan indirilrnesi, 2 (- en) Isanın çarmıhtan iniş resrni -KRUISBALK: d, (- en) çapraz kiriş -KRUISBEELD: h, (- en) (haç üstünde) Isanın çarmıha gerili heykeli/resrni -KRUISBEK: d, (- ken) zo, çapraz gaga, çapraz gagalı ipinoz -KRUISBES: d, (- sen) bot, bektaşi üzümü -KRUISBESTUIVING: d, (- en) biol/biyo, çapraz dölleme, ayrı cinsleri çapraz dölleme -KRUISOOG: d, (...bogen) bouwk/mim haç kemer, 2 (schietboog) tatar yayı -KRUISLINGS: s, z, çapraz, çaprazlama -KRUISEN: f, g, (kruiste, h, gekruist) 1 (kruislings zetten) çaprazlamak, çapraz koymak, makaslamak, 2 (elkaar snijden) birbirini kesmek, kesişmek, deze wegen - elkaar bu yollar kesişiyor, 3 (kruisigen) çarmıha germek, çarmıha vurmak, 4 bot, zo, rnelezleştirmek, 5 onze brieven hebben elkaar gekruist mektuplarımız karşılaştı, mektuplarımız çakıştı -KRUISER: d, (-s) scheep/den kruvazör -KRUISGEWIJS: z, çapraz biçimde, çaprazlama, makaslama -KRUISIGEN: f, g, (kruisigde, h, gekruisigd) çarmıha germek, çarmıhlamak -KRUISING: d, (- en) 1 bot, melez, 2 (v, wegen) kavşak -KRUISKERK: d, (- en) haç şeklinde kilise -KRUISELINGS: s, z, çapraz, çaprazlama -KRUISPUNT: h, (- en) dörtyol kavşağı, kavşak/kesişme noktası -KRUISRAKET: d, (- ten) orta menzilli roket -KRUISSNELHEID: d, normal hız, orta hız -KRUISSPIN: d, (- nen) zo, haçlı örümcek -KRUISTEKEN: h, (-s) haç işareti, haç resmi, -KRUISTOCHT: d, (- en) 1 Haçlı Seferi, 2 (felle campagne) şiddetli kampanya -KRUISVAARDER: d, (-s) haçlı askeri, - s haçlılar -KRUISVERENIGING: d, (- en) kızılhaç -KRUISVERHOOR: h, (...horen) çapraz sorgulama -KRUISVUUR: h, çaprazlama ateş -KRUISWEG: d, (- en) dörtyol ağzı, dörtyol kavşağı -KRUISWOORDPUZZEL: d, (-s) çapraz bulmaca -KRUISWOORDRAADSEL: h, (-s) çapraz bulmaca -KRUIT: h, barut, zijn - droog houden barutunu kuru tutmak, mücadeleye hazır bulunmak -KRUITDAMP: d, (- en) barut dumanı -KRUITKAMER: d, (-s) barutluk, barut odası -KRUITVAT: h, (- en) barut fıçısı -KRUIWAGEN: d, (-s) elarabası, fig/mec een goede - hebben adamı olmak, torpili olmak -KRUIZEMUNT: d, bot, kıvırcık nane, volkst/hd yarpuz -KRUK: d, (- ken) 1 (om te lopen) koltuk değneği, op twee - ken lopen iki koltuk değneği ile yürümek, 2 (stoel) tabure, iskemle, arkalıksız sandalye, 3 tech/tek manivela, dirsek, kol, 4 (handvat) kulp, sap, tutak, tutamaç, kol, 5 (prutser) çolpa, beceriksiz -KRUKAS: d, (- sen) tech/tek krank mili, ana mil, dirsek mili -KRUL: d, (- len) 1 (saç) kıvrım, kıvırcık, 2 (haarbundeltje) saç lülesi, lüle, bürçük, 3 (v, hout) talaş, 4 harf süsü -KRULHAAR: h, kıvırcık saç -KRULIJZER: h, (-s) saç kıvırma maşası/makinası, saç kıvırma makinası, ondüle maşası -KRULLEBOL: d, (- len) krullekop: d, (- pen) 1 kıvırcık saç, 2 (persoon) kıvırcık saçlı kimse -KRULLEN: I f, g, (krulde, h, gekruld) kıvırmak, ondüle etmek, kıvırcıklaştırmak, het haar - saç kıvırmak, II gs, (-, is -) kıvrılmak, kıvırcıklaşmak, kıvrımlaşmak, -KRULLENJONGEN: d, (-s) marangoz çırağı -KRULLIG: s, kıvırcık, kıvrımlı, kıvrılan -KRULSPELD: d, (- en) saç kıvırma tokası -KRULTABAK: d, kıvrık yapraklı tütün -KRULTANG: d, (- en) saç kıvırma maşası/makinası, saç kıvırma makinası, ondüle maşası -KUBIEK: I s, kübik, - e meter rnetreküp, II h, (- en) wisk/mat küp -KUBISME: h (sanatta) kübizrn -KUBUS: d, (- sen) wisk/mat küp -KUCH: d, (- en) öksürük -KUCHEN: f, gs, (kuchte, h, gekucht) öksürmek -KUDDE: d, (- n, - s) sürü, hayvan kümesi, sürek -KUDDEDIER: h, (- en) sürüden biri, hayvan gibi herif -KUDDEGEEST: d, sürü ruhu -KUIEREN: f, gs, (kuierde, h, gekuierd) gezmek, dolaşmak, volta atmak, gezinti yapmak -KUIERLATTEN: spreekt/kd de - nemen sıvışmak, (gözden) kaybolmak, gitrnek -KUIF: d, (kuiven) 1 kakül, zülüf, perçem, 2 (v, dieren) sorguç, tepelik -KUIFMEES: d, (...mezen) zo, tepeli baştankara -KUIKEN: h, (-s) 1 civciv, (als gerecht) piliç, 2 fig/mec toy, budala, ahmak -KUIKENBOERDERIJ: d, tavuk/civciv çiftliği -KUIL: d, (- en) çukur, oyuk, delik, kuyu, wie een - graaft voor een ander, valt er zelf in ava giden avlanır, başkasına kuyu kazan, önce kendi düşer -KUILEN: f, g, (kuilde, h, gekuild) çukura gömmek, çukura koymak, çukurda saklamak -KUILTJE: h, (-s) gamze -KUILVOER: h, silo yemi, gömme yem -KUIP: d, (- en) tekne, küvet, ağzı geniş fıçı, gerdel -KUIPBAD: h, (- en) küvet banyosu -KUIPEN: f, g, (kuipte, h, gekuipt) 1 tekne yapmak, 2 (in kuip doen) tekneye koymak, küvete doldurmak, -KUIPER: d, (-s) 1 fıçıcı, tekneci, 2 fig/mec dolapçı, dalavereci, üçkağıtçı, sahtekar, fırıldakçı -KUIPERIJ: d, adi düzenbazlık, adi hile -KUIPHOUT: h, fıçı tahtası -KUIS: s, z, (- er, - t) 1 (rein) temiz, pak, 2 (rein v, zeden) edepli, şerefli, iffetli -KUISEN: f, g, (kuiste, h gekuist) (film, v,films) sansürden geçirmek, denetimden geçirmek, (dil, taal) sansürden geçirmek, argodan arındırmak -KUISHEID: d, (seksuele ongereptheid) namus, iffet -KUIT: d, I (- en) anat, baldır II d, (- en) balık yumurtası -KUITBEEN: h, (...deren, ...benen) baldır kemiği -KUITBROEK: d, (- en) zie/bkz kniebroek -KUITSPIER: d, (- en) baldır kası -KUKELEKU: ünl, kukuriku, horoz ötüşü -KUKELEN: f, gs, (kukelde, is, gekukeld) spreekt/kd devrilmek, takla atmak, yuvarlanmak -KUL: d, (- len) (onzin) saçma, flauwe- saçma, saçmalık, zırvalık -KUNDE: d, bilgi, aardrijks- coğrafya, genees- tıp, letter- edebiyat, schei- kimya -KUNDIG: s, z, yetenekli, becerikli, hünerli, kabiliyetli -KUNDIGHEID: d, 1 (bekwaamheid) yetenek, kabiliyet, hüner, beceri, 2 (kennis) bilgi -KUNNE: d, cinsiyet, eşey, -KUNNEN: f, (kon, h, gekund) 1 - a/ebilmek, yeteneğinde olmak, muktedir olmak, hij kan goed schrijven iyi yazabilir, niet meer - edememek, ik kan niet meer pilim bittim, bittim, ik kon niet meer (van het lachen enz,) kendimi (gülmekten vb,) alamadım, zij kon niet meer spreken artık konuşamadı, ergens niet bij - a) (elle) erişememek, b) (niet begrijpen) anlayamamak, ervan op aan - bir şeye güvenmek, itimat etrnek, er niet omheen - kurtulamamak, kaçamamak, ergens niet op - komen bir şeyi hatırlayamamak, akla getirememek, düşünüp bulamamak/çıkaramamak, ergens niet onderuit - bir şeyden kurtulamamak, bir şeyi yapmak zorunda olmak, yakayı sıyıramamak, er/ergens niet over uit - aklı almamak, şaşırmak, tegen iemand op kunnen birine denk gelmek, birinden aşağı kalmamak, tegen iets - bir şeye katlanmak, dayanmak, ergens niet tegen - bir şeye dayanamamak, er iets van - bir şeyi yapabilmek/bilmek, hij kan me wat başka kapıya! ne yapacağımı ben bilirim, 2 (mogelijk zijn) mümkün olmak, olabilir olmak, belki olmak, dat kan niet mümkün değil, olmaz, ik kan er niet bij anlamam, benim boyutlarımı aşar, er mee door - olmak, kabul görür olmak, het kan ermee door olabilir, mümkün, -KUNST: d, (- en) 1 sanat, de schone - en güzel sanatlar, de zwarte - zie/bkz nigromantie, de - van het koken yemek pişirme sanatı, 2 (- en) (kunstwerk) sanat eseri, oude - en eski sanat eserleri, 3 (handigheid) hüner, beceri, maharet, marifet, ustalık, (vingervlugheid) elçabukluğu, hile, gösteriş, - jes met kaarten kâğıtlarla el marifetleri, - en maken marifetini göstermek, met - en vliegwerk akla gelen her yol ve yöntemle, bütün araçları kullanarak, uit de -! şahane! mükemmel! -KUNST- (namaak) yapay, suni, taklit, yapma -KUNSTACADEMIE: d, (-s) sanat akademisi -KUNSTARM: d, (- en) yapma kol, yapay kol, protez kol -KUNSTBEEN: h (,,benen) protez bacak -KUNSTBELEID: h sanat politikası -KUNSTBEZIT: h (- ten) sanat hazinesi, eser varlığı -KUNSTBLOEM: d, (- en) yapma çiçek -KUNSTBOTER: d, suni yağ, margarin -KUNSTCOLLECTIE: d sanat koleksiyonu -KUNSTCRITICUS: d, (...tici) sanat eleştirmeni -KUNSTENAAR: d, (-s) (erkek) sanatçı, sanatkâr -KUNSTENARES: d, (- sen) (bayan) sanatçı, sanatkâr, -KUNSTENMAKER: d, (-s) akrobat, cambaz, hokkabaz, -KUNST- EN VLIEGWERK: h, met - bütün imkan ve kurnazlıkla -KUNSTGEBIT: h, (- ten) takma damak, yapma diş, protez diş -KUNSTGENOOTSCHAP: h, (- pen) sanatçılar birliği -KUNSTGENOT: h, sanat zevki -KUNSTGESCHIEDENIS: d, 1 sanat tarihi, 2 (- sen) (boek) sanat tarihi kitabı -KUNSTGEVOEL: h, estetik duygu, artistik his -KUNSTGRAS: h, yapay çimen -KUNSTGREEP: d, (...grepen) beceri, hüner, artistik marifet, ustalık -KUNSTHANDEL: d, 1 sanat eseri alım satımı, 2 (-s) sanat eserleri dükkânı -KUNSTHANDELAAR: d, (- s, ...laren) sanat eserleri tüccarı -KUNSTHARS: h, d, (- en) suni/sentetik reçine -KUNSTHART: h, (- en) yapay kalp -KUNSTHISTORICUS: d, (...rici) sanat tarihçisi -KUNSTHISTORISCH: s, sanat tarihsel, sanat tarihi ile ilgili -KUNSTIG: s, z, hünerli, sanatkârane, ustaca yapılan, incelikli, sanat dolu -KUNSTIJSBAAN: d, (...banen) yapay buz sahası, patinaj sahası -KUNSTJE: h, (-s) 1 marifet, hüner, beceri, een koud -! çocuk oyuncağı! çok basit bir şey! 2 (trucje) hile, oyun -KUNSTKENNER: d, (-s) sanat ehli, sanat erbabı -KUNSTKRITIEK: d, (- en) sanat eleştirisi -KUNSTLEDER: h, suni deri, yapay deri -KUNSTLICHT: h, yapay ışık -KUNSTLIEFHEBBER: d, (-s) sanatsever, sanat meraklısı -KUNSTLIEVEND: s, sanat seven, sanatsever, sanat düşkünü, sanat meraklısı olan -KUNSTMAAN: d, (...manen) yapay uydu -KUNSTMATIG: s, z, suni, yapay, yapma, sahte, taklit -KUNSTMEST: d, suni gübre, yapay gübre -KUNSTMINNEND: s, sanat sever, sanat meraklısı, sanat düşkünü -KUNSTNIJVERHEID: d, sanat üretimi -KUNSTOOG: h, (...ogen) yapay göz, takma göz -KUNSTPRODUKT: h, (- en) sanat eseri/ürünü, sanat yapıtı -KUNSTRICHTING: d, (- en) sanat ekolü -KUNSTRIJDEN: h, sp, artistik paten (yapma) -KUNSTRIJDER: d, (-s) (schaatsenrijder) artistik patinajcı -KUNSTRIJDSTER: d, (-s) (schaatsenrijdster) artistik patinajcı -KUNSTSCHAT: d, (- ten) sanat hazinesi, değerli sanat eser -KUNSTSCHILDER: d, (-s) ressam, (sanatçı) çizer -KUNSTSTOF: d, (- fen) yapay/suni madde, sentetik madde -KUNSTSTUK: h, (- ken) sanat eseri -KUNSTTAAL: d, (...talen) yapay dil -KUNSTVAARDIG: s, z, becerikli, marifetli, maharetli, hünerli, usta, uz, eli uz -KUNSTVAARDIGHEID: d, uzluk, eli yatkınlık, hünerlilik, hüner, maharet -KUNSTVEILING: d, (- en) sanat eseri açık artırması -KUNSTVERLICHTING: d, yapay aydınlatma -KUNSTVERZAMELING: d, (- en) sanat escri koleksiyonu -KUNSTVEZEL: d, (-s) yapay lif -KUNSTVLIEGEN: h, akrobatik uçuş -KUNSTVOORWERP: h, (- en) sanat eseri -KUNSTVORM: d, (- en) sanat şekli, sanat tarzı -KUNSTWAARDE: d, sanat değeri, sanatsal deger -KUNSTWERK: h, (- en) sanat eseri, -KUNSTWOL: d, suni yün, sentetik yün -KUNSTZIJDE: d, suni ipek -KUNSTZIN: d, sanat zevki ve duygusu, sanat anlayışı -KUNSTZINNIG: s, sanatçı, sanatkârane, sanat zevkli, artistik, sanat yönü olan, een -(e) man sanatçı bir adam -KURAS: h, (- sen) zırh, göğüslük, gögüs zırhı, -KUREN: f, gs, (kuurde, h, gekuurd) kür uygulamak, kür yapmak, tedavi uygulamak, -KURK: d, (- en) (v, fles, şişe için) mantar, tıpa, tıkaç, iets onder de - hebben evde içkisi olmak, içki bulundurmak -KURKDROOG: s, kupkuru -KURKEIK: d, (- en) bot, mantar ağacı, mantar meşesi, sezü -KURKEN: I f, g, (kurkte, h, gekurkt) mantarla kapamak, mantarla tıkamak, tıpalamak, flessen - şişeleri tıpalamak mantarla kapamak II s, mantardan -KURKENTREKKER: d, (-s) tirbuşon, mantar açacağı, mantar burgusu -KUS: d, (- sen) öpücük, buse, een - geven öpücük vermek -KUSHAND: d, (- en) elle öpücük -KUSSEN: I f, g, (kuste, h, gekust) öpmek, öpücük vermek, iemands hand - birinin elini öpmek II h, (-s) 1 yastık, bedde- yatak yastığı, 2 (stoel-) minder, kırlent, stoel- sandalye minderi, zit- minder, op het - zitten yönetimde olmak -KUSSENGEVECHT: h, (- en) yastık kavgası -KUSSENSLOOP: d, (...slopen) yastık yüzü -KUST: I d, te - en (te) keur isteğe göre, bol bol II d, (- en) sahil, kıyı, yalı, deniz kenarı, de - is veilig tehlike geçti -KUSTAFSLAG: d, (- en) sahil aşınması -KUSTBATTERIJ: d, (- en) mil/ask kıyı bataryası -KUSTBEWONER: d, (-s) sahilli, sahil sakini -KUSTGEBIED: h, (- en) kıyı bölgesi -KUSTLIJN: d, (- en) kıyı boyu, kıyı hattı -KUSTREDDINGSBOOT: d, (...boten) kıyı kurtarma kayıgı -KUSTSTAD: d, (...steden) kıyı şehri, sahil kenti -KUSTSTREEK: d, (...streken) kıyı bölgesi -KUSTSTROOK: d, (...stroken) kıyı şeridi -KUSTVAARDER: d, (-s) kıyı ticaret gemisi -KUSTVAART: d, scheep/den sahil (ticaret) ulaşımı, -KUSTVERDEDIGING: d, 1 mil/ask sahil savunması, 2 (waterstaatkundige) sahil koruma -KUSTVISSER: d, (-s) kıyı balıkçısı -KUSTVISSERIJ: d, (- en) kıyı balıkçılığı -KUSTWACHT: d, kıyı koruma -KUSTWACHTER: d, (-s) sahil bekçisi, kıyı koruma görevlisi -KUT: d, (- ten) vulg/k am, amcık, delik, - met peren (durum, iş) boktan, berbat mı berbat -KUTSMOES: d, (...smoezen) (platlargo) boktan bahane -KUUB: d, metre küp -KUUR: I d, (kuren) tuhaflık, gariplik, kapris II d, (kuren) med/tıb tedavi, kür, een bad - banyo tedavisi, een - ondergaan tedavi görmek -KUUROORD: h (- en) tedavi yeri, (badplaats) şifalı kaplıca -K.V.K d, afk/kıs Kamer van Koophandel Ticaret Odası -K.V.K.EN -F d, afk/kıs Kamer van Koophandel en Fabrieken Ticaret ve Sanayi Odası -KW d, afk/kıs kilowatt kilovat -KWAAD: I s, z, 1 (erger, ergst) kötü, fena, berbat, dat is niet - fena değil, idare eder, het te - krijgen dayanamamak, duygulanna yenilmek, kendini tutamamak, ağlamaya başlamak, dat ziet er niet - uit fena görünmüyor, iyi görünüyor, - bloed zetten yıldırımları üstüne çekmek, büyük tepki uyandırmak, kızdırmak, 2 (kwader, - st) kızgın, öfkeli, hışımlı, hiddetli, - zijn op iemand birine kızmak, - worden kızmak, zich - maken sinirlenmek, kızmak, hiddetlenmek, - kijken kızgın bakmak, II h, 1 kötülük, fenalık, yanlış şey, aan geen - denken kötülük düşünmemek, 2 (kwaden) kötü iş, zararlı şey, baş belası, - doen zararı dokunmak -KWAADAARDIG: s, z, 1 (boos) hırçın, hiddetli, kızgın, 2 (slecht) kötü, kötücül, kötü niyetli, içi fesat, şirret, kötü huylu, fena, een - mens kötü bir insan, 3 (gevaarlijk) tehlikeli, zararlı, habis, een - e ziekte tehlikeli bir hastalık, -KWAADHEID: d, öfke, hınç, kızgınlık -KWAADSCHIKS: z, istemeyerek -KWAADSPREKEN: f, gs, (sprak kwaad, h, kwaadgesproken) - over iemand birine iftira atmak, çamur atmak, kara sürmek, birini karalamak -KWAADSPREKER: d, (-s) (erkek) iftiracı, çamurcu, skandalcı -KWAADSPREEKSTER: d, (-s) (bayan) iftiracı, çamurcu, skandalcı -KWAADSPREKERIJ: d, (- en) iftira, çamur, iftiracılık -KWAADWILLIG: s, z, kötücül, kötü niyetli, art niyetli, suiniyetli -KWAAIIGHEID: d, (...heden) spreekt/kd öfke, hınç, kızgınlık -KWAAL: d, (kwalen) 1 rahatsızlık, hastalık, şikayet, dert, een ongeneeslijke - tedavisiz dert, çaresiz hastalık, vrouwen- kadın hastalığı, 2 eksik, yokluk, problem, sıkıntı, de werkloosheid is een - van het kapitalisme işsizlik kapitalizmin bir hastalığıdır -KWABBEN: d, (kwabben) 1 lop, 2 (v, long) ciğerin yuvarlak kısmı -KWABAAL: d, (...alen) zo, lota, tatlı su gelincik balığı -KWADRAAT: h, (...draten) kare, fig/mec een ezel in het - eşeğin daniskası -KWADRANT: h, (- en) çeyrek daire -KWADRATEREN: f, g, (kwadrateerde, h, gekwadrateerd) - nin karesini almak -KWADRATUUR: d, 1 de - van de cirkel daireyi kareye çevirme, 2 fig/mec imkansız şey -KWAJONGEN: d, (-s) afacan, yaramaz, sokak çoçuğu, haylaz, şebek -KWAJONGENSSTREEK: d, (...streken) şebeklik, eşeklik, çocuk yaramazlığı, hayvanlık -KWAK: d, (- ken) damla, leke, yığın, tomar, een - geld bir tomar para, -KWAKEN: f, gs, (kwaakte, h, gekwaakt) vak vaklamak, vak vak ses çıkarmak, -KWAKKEL: aan de - zijn rahatsız/kırgın olmak, sürekli sağlığı bozuk olmak -KWAKKELEN: f, gs, (kwakkelde, h, gekwakkeld) keyifsiz olmak, rahatsız olmak, - met zijn gezondheid sağlığı bozuk olmak, sağlığıyla sorunu olmak -KWAKKELWEER: h, değişken hava, istikrarsız hava -KWAKKELWINTER: d, (-s) istikrarsız kış, ılıman kış -KWAKKEN: I f, g, (kwakte, h, gekwakt) fırlatmak, atmak, iets tegen de grond - bir şeyi yere atmak, II gs, vak vak etmek -KWAKZALVER: d, (-s) 1 diplomasız hekim/doktor, 2 (charlatan) şarlatan, dolandırıcı -KWAL: d, (- len) 1 zo, denizanası, medüz, 2 (mispunt) sıkıcı kimse -KWALIFICATIE: d, (-s) 1 liyakat, ehliyet, vasıf, meziyet, 2 jur/huk sicil -KWALIFICEREN: f, g, (kwalificeerde, h, gekwalificeerd) nitelemek, vasıflandırmak, belirlemek -KWALIJK: s, z, 1 kötü, çirkin, iets - nemen bir şeye gücenmek, neem me niet -! pardon! kusura bakma! özür dilerim! neem het haar niet - kusuruna bakma, 2 güç, zor, hemen hemen, neredeyse, - rondkomen met zijn salaris maaşıyla neredeyse geçinememek -KWALIJKGEZIND: s, kötü niyetli, emeli kötü, hain, içi fesat, düşman eğilimli -KWALITATIEF: s, z, nitel, niteliksel, nitele özgü -KWALITEIT: d, (- en) 1 nitelik, mahiyet, 2 kalite, - sartikelen en kaliteli mallar, - kontrole kalite kontrolü, nitelik denetimi, 3 (staat) vasıf, in zijn - van premier başkanlık vasfında, 4 hususiyet, özellik, vele goede - en hebben birçok iyi özelliği olmak -KWALITEITSARTIKEL: h, (- en) kaliteli mal -KWALITEITSCONTROLE: d, (-s) kalite kontrolü -KWALITEITSPRODUKT: d, (- en) kaliteli ürün, -KWANSELEN: f, gs, (kwanselde, h, gekwanseld) trampa etmek, takas yapmak, mal değişmek, -KWANT: d, (- en) muzip, latifeci, şakacı herif, latif oğlan -KWANTIFICEREN: f, g, (kwantificeerde, h, gekwantificeerd) miktarını belirtmek, ölçmek -KWANTITATIEF: s, z, nicel, niceliğe ait, sayısal duruma ait -KWANTITEIT: d, (- en) 1 nicelik, miktar, 2 taalk/dilb hece uzunluğu -KWANTUM: zielbkz, quantum -KWARK: d, bir çeşit lor peyniri, kesilmiş peyniri -KWART: h, 1 çeyrek, dörtte bir, het is - voor een saat bire çeyrek var, 2 (- en) muz/müz 1/4 nota, dörtlük, kuart -KWARTAAL: h, (...talen) çeyrek yıl, senenin dörtte biri, per - üç ayda bir -KWARTEL: d, (-s) zo, bıldırcın, zo doof als een - tamamen sağır -KWARTELKONING: d, (- en) zo, bıldırcın kılavuzu -KWARTET: h, (- ten) 1 muz/müz dört sesli parça, 2 (groep) dörtlü grup -KWARTFINALE: d, (-s) çeyrek final -KWARTIER: h, (- en) 1 çeyrek, dörtte bir, (saat) 15 dakika, çeyrek, het duurt een - bir çeyrek sürüyor, 2 (stadswijk) semt, mahalle, havali, civar, 3 (landstreek) bölge, mıntıka, havali, 4 mil/ask karargâh, -KWARTIERMEESTER: d, (-s) mil/ask iaşe subayı, konakçı subay -KWARTJE: h, (-s) yirmi beş kuruş -KWARTO: I z, dördüncü olarak, II h, (-s) tabakaların dörde katlanmasından oluşan kitap -KWARTS: h, kuvars -KWARTSBATTERIJ: d, (- en) kuvars pil -KWARTSHORLOGE: h, (-s) kuvars kol saati -KWARTSLAG: d, (- en) een - draaien bir çeyrek döndürmek, -KWARTSLAMP: d, (- en) kuvars lamba, -KWAST: d, I (- en) (v, bomen) budak, boğum, düğüm II d, (- en) fırça, een schilders - resim fırçası, een verf- boya fırçası III d, (- en) (modepop) züppe, een verwaande - kendini beğenmiş, burnu Kaf Dağında IV d, (- en) limonata, -KWASTERIG: s, z, züppe, soytarı, burnu havada, züppece, soytarıca -KWEBBEL: d, (-s) 1 çene, geveze ağız, hou je - kapa çeneni, gevezelik etme, 2 (persoon) geveze, çalçene, çenesi düşük kimse -KWEBBELEN: f, gs, (kwebbelde, h, gekwebbeld) önemsiz şey üzerinde konuşmak, çene çalmak, gevezelik etmek -KWEE: d, (- en) bot, ayva -KWEEBOORN: d, (...bomen) ayva ağacı -KWEEK: d, (kweken) 1 (teelt, bitki vb,) yetiştirme, 2 (cultuur v, bacterien) bakteri kültürü, 3 (tarwegras) bot, ayrıkotu -KWEEKREACTOR: d, (- s, ...toren) üretici reaktör -KWEEKSCHOOL: d, (...scholen) (eskiden) öğretmen okulu -KWEEKVIJVER: d, (-s) balık gölü, balık üretme havuzu -KWEEPEER: d, (...peren) ayva -KWEK: d, (- ken) (kletskous) çançan, çenesi düşük, çal çene, hou je -! çeneni kapa! II ünl, 1 (v, vogel) vak, 2 (v, kikkers) gruk, kurbağa sesi -KWEKELING: d, (- en) vero/eski meslek okulu öğrencisi -KWEKEN: f, g, (kweekte, h, gekweekt) 1 (v, plant) dikmek, ekmek, yetiştirmek, büyütmek, üretmek, bloemen - çiçek dikmek, 2 fig/mec (doen ontstaan) oluşturmak, uyandırmak, ortaya çıkarmak, uyarmak, büyütmek, haat - nefret uyandırmak, 3 (v, dieren) beslemek, yetiştirmek, 4 (insan) yetiştirmek, eğitmek -KWEKER: d, (-s) üretici, yetiştirici, -KWEKERIJ: d, 1 yetiştirme, üretme, büyütme, 2 (- en) (çicek, bitki) fidanlık, yetiştirme yeri, sera, limonluk, -KWEKKEN: (kwekte, h, gekwekt) 1 (v, kikkers) gruk gruk etmek, 2 (druk praten) çan çan etmek, hızlı hızlı konuşmak -KWEL: d, 1 (doorsijpeling) sızıntı, 2 (water) sızıntı su, het is niets dan kommer en - baş belasından başka bir şey değil -KWELEN:f, gs, (kweelde, h, gekweeld) 1 (kuş) ötmek, cıvıldamak, şakımak, 2 iron/aly bülbül gibi ötmek, şarkı söylemek -KWELGEEST:d, (- en) fig/mec baş belası, işkenceci, -KWELLEN: f, g, (kwelde, h, gekweld) 1 eziyet etmek, işkence etmek, zulmetmek, 2 (geestelijk) rahatsız etmek, içini sıkmak, bezdirmek, bıktırmak, dalına binmek, zich - kendini yıpratmak -KWELLER: d, (-s) işkenceci, cefacı, eziyetçi -KWELLING: d, (- en) azap, işkence, eziyet, sıkıntı -KWESTIE: d, 1 sorun, mesele, dava, problem, dat is buiten - konu dışındadır, bunun mesele ile ilgisi yok, dat is een - van tijd zaman sorunudur, een - van smaak zevk meselesi, geen - van imkansız, tartışılması bile anlamsız, een - van leven en dood ölüm kalım meselesi/savaşı, 2 (ruzie) dalaş, kavga, hırgür, - zoeken dalaşacak yer aramak, 3 (zaak) konu, mesele, de - bespreken işi görüşmek -KWESTIEUS: s, kuşkulu, şüpheli, kesin değil -KWETS: d, (- en) bot, mürdümeriği -KWETSBAAR: s, (- der, - st) hassas, alınır, alıngan, yaralanır, incinir, hij is erg - op dit punt o bu konuda pek alıngandır -KWETSEN: f, g, (kwetste, h, gekwetst) 1 (krenken) incitmek, gücendirmek, kırmak, danltmak, 2 vero/eski (verwonden) yaralamak, yara açmak, iemand met het mes - birini bıçaklamak, -KWETSUUR: d, (...uren) yara, bere -KWETTEREN: f, gs, (kwetterde, h, gekwetterd) 1 (kuş) cıvıldamak, cıvıl cıvıl ötmek, şakımak, 2 (v, personen) kaynatmak, dudu gibi konuşmak, çene çalmak -KWEZEL: d, (-s) dindar kız, sofu kadın -KWEZELARIJ: d, (- en) yobazlık, sahte sofuluk -KWIBUS: d, (- sen) züppe, soytarı, şaklaban, budala -KWIEK: s, z, (- er, - st) canlı, hayat dolu, enerjik, atik, diri, çevik -KWIJL: d, h, salya, ağız köpüğü -KWIJLEN: f, gs, (kwijlde, h, gekwijld) salya akıtmak, salyalanmak, salya salgılamak -KWIJNEN: f, gs, (kwijnde, h, gekwijnd) 1 güçsüzleşmek, zayıflamak, kötüleşrnek, gücü azalmak, 2 fig/mec (iş) gevşemek, durgunlaşmak, 3 (v, bloemen) solmak -KWIJT: s, iets - zijn bir şeyi kaybetmiş olmak, yitirmek, ik ben mijn boek - kitabımı kaybettim, - raken a) kaybetmek, b) kurtulmak, ik ben het - a) (verliezen) onu kaybettim, b) ondan kurtuldum, c) (vergeten) aklımdan kaçtı, iets (iemand) liever - dan rijk zijn bir şeyden (birinden) kurtulmayı tercih etmek -KWIJTEN: f, (kweet, h, gekweten) 1 (belofte) yapmak, yerine getirmek, 2 (betalen) ödemek, 3 zich - görevini yerine getirmek, bekleneni yapmak, zich van iets - bir şeyi yapıp kurtulmak -KWIJTRAKEN: f, gs, (raakte kwijt, is kwijtgeraakt) 1 kurtulmak, savmak, (üstünden) atmak, başından atmak,iemand niet kunnen - birinden kurtulamamak, 2 (verliezen) kaybetmek, yitirmek, ik ben mijn horloge kwijtgeraakt saatimi kaybettim -KWIJTSCHELDEN: f, g, (schold kwijt, h, kwijtgescholden) (suç, para) bağışlamak, affetmek -KWIJTSCHELDING: d, af, affetme -KWIK: d, (- ken) 1 scheik/kim cıva, zeybak, 2 fig/mec als - cıva gibi, ele avuca sığmaz, canlı, çevik -KWIKBAROMETER: d, (-s) civalıbarometr -KWIKOXIDE: h, scheik/kim civaoksit -KWIKSTAART: d, (- en) zo, kuyruksallıyan -KWIKTHERMOMETER: d, (-s) cıvalı termometre -KWIKZILVER: h, scheik/kim civa, zeybak -KWIKZILVERACHTIG: s, 1 civa gibi, civaya benzer, 2 (zeer beweeglijk) civa gibi, avuca sığmaz, çok hareketli -KWINKELEREN: f, gs, (kwinkeleerde, h, gekwinkeleerd) (kuş) cıvıldamak, ötmek, şakımak, (v, personen) titrek sesle şarkı söylemek -KWINKSLAG: d, (- en) nükte, espri, şaka, zich met een - van iets afmaken güze sözle bir şeyi geçiştirmek -KWINT: d, (- en) muz/müz beşinci ton -KWINTESSENS: d, 1 öz, cevher, 2 (de hoofdzaak) esas nokta -KWINTET: h, (- ten) 1 kuintet, beş sesli müzik parçası, 2 (groep) beşli, beşli grup -KWISPELEN: f, gs, (kwispelde, h, gekwispeld) zie/bkz kwispelstaarte -KWISPELSTAARTEN: f, gs, (kwispelstaartte h, gekwispelstaart) 1 kuyruk sallamak 2 fig/mec yaltaklanmak, kuyruk sallamak, yaltakçılık etmek -KWISTIG: s, z, (- er, - st) bol bol, cömertçe müsrif, savurganca, müsrifçe, met - e hand schenken cömertçe sunmak, met iets - zijn bir şeyde savurgan olmak, -KWITANTIE: d, (-s) makbuz, alındı (belgesi), tediye fişi, -KYNOLOOG: d, (...logen) köpek uzmanı, -L: d, (-s) L harfi, -L: zie/bkz liter, -LA: I d, (-s) muz/müz la II d, (- s, - as) zie/bkz lade -LAADBAK: d, (- ken) kamyon yük kasası -LAADBOOM: d, (...bomen) scheep/den dikme -LAADKIST: d, (- en) büyük yük sandığı -LAADRUIM: h, (- en) scheep/den ambar -LAADSTATION: h, (-s) yakıt ikmal istasyonu -LAADVERMOGEN: h, yük kapasitesi, -LAAG: I s, z, (lager, - st) 1 alçak, een lage tafel alçak bir masa, lage druk alçak basınç, - vliegen alçak uçmak, 2 (goedkoop) düşük, ucuz, een lage prijs düşük fiyat, ucuz fiyat, - houden düşük tutmak, 3 muz/müz alçak, düşük, 4 (gemeen) alçak, kötü, adi, bayağı, banal, seviyesiz II d, (lagen) 1 tabaka, katman, kat, 2 (bevolkingsgroep) zümre, sınıf, tabaka, iemand de volle - geven birinin dersini vermek, birine çıkışmak, birine bütün gücüyle saldırmak, birinin yüzüne gerçekleri vurmak, -LAAG-BIJ-DE-GRONDS: s, z, fig/mec münasebetsiz, banal, sıradan -LAAGBOUW: d, 1 (het laag bouwen) alçak inşa, 2 (gebouwen) alçak inşaatlar, -LAAGCONJUNCTUUR: d, düşük konjünktür -LAAGGEPRIJSD: s, düşük fiyatlı -LAAGHARTIG: s, z, alçak, hain, kötü, adi -LAAGHARTIGHEID: d, (...heden) alçaklık, hainlik, allerlei laaghartigheden her türlü alçaklık -LAAGLAND: h, (- en) alçak arazi, düz arazi, ova -LAAGSEIZOEN: h, (- en) durgun mevsim, durgun sezon, -LAAGSPANNING: d, elek, düşük gerilim, düşük voltaj -LAAGTE: d, 1 alçaklık, düşüklük, 2 (- en, - s) ova, vadi -LAAGTIJ: h, (- en) aardr/coğr cezir, düşük deniz -LAAGVEEN: h, alçak turbalık -LAAGVLAKTE: d, (- n, - s) alçak ova, çukur yazı, çukur ova -LAAGWATER: h, aardr/coğr düşük deniz, cezir -LAAIE: in lichter - alev alev, alev içinde -LAAIEN: f, gs, (laaide, h, gelaaid) alev alev yanmak, çatır çatır yanmak, laaiend zijn çok kızmak, küplere binmek, laaiend enthousiast aşırı coşkun, aşırı istekli/ateşli -LAAKBAAR: s, z, kötü, azara layık, yergiye müstahak, hor görülür, yerilebilir, kınanır -LAAN: d, (lanen) cadde, bulvar, de - uitsturen işten atmak, papuçlarını eline vermek, işten sepetlemek -LAANBOOM: d, (...bomen cadde ağacı, bulvar ağacı -LAANBEPLANTING: d, cadde ağaçları -LAARS: d, (laarzen) çizme, bot, potin, halve- yarım çizme, iets aan zijn - lappen aldırmamak, takmamak, tınlamamak, het kan me geen - schelen beni hiç ırgalamaz/ilgilendirmez, -LAARZENKNECHT: d, (- en, - s) uzun çekecek, kerata -LAAT: s, z, (later, - st) geç, hoe - is het? saat kaç? je bent te - çok geç kaldın, tot de late avond akşam geç saatlere kadar, beter - dan nooit hiç olmamaktansa varsın geç olsun, geç olsun da güç olmasın, het is al zo - iş işten geçti, de trein is te - tren çok gecikti, dan weet je wel hoe - het is o halde ne olacağını tahmin edersin, işlerin pek içaçıcı olmadığını biliyorsun -LAATBLOEIER: d, (-s) 1 geç çiçeklenen bitki, 2 (persoon) yeteneğini geç gösteren kimse -LAATDUNKEND: s, z, kibirli, kendini beğenmiş, havalı, burnu havada, burnu kafdağında -LAATJE: h, (-s) küçük çekmece, geld in het - brengen para getirmek, para kazandırmak -LAATKOERS: d, (- en) satış kuru -LAATKOMER: d, (-s) geç gelen/kalan kimse -LAATST: I s, en son, son, de - e vijf jaar son beş yıl, de - e gulden son gulden, son kuruş, son lira, de - e mode en son moda, dat is mijn - e woord son sözüm budur, diyeceğimi dedim, II z,1 (onlangs) bir süre önce, kısa süre önce, 2 het - en son, en geç, en sonra, ik zal de - e zijn om ... (yapan vb,) en son ben olurum, herkes yapsa belki ben yapmayacağım, hij kwam het - en son o geldi, op het - en sonunda, nihayet, voor het - son kez, son defa, wie het - lacht, lacht het best son gülen iyi güler, ten - e son olarak -LAATSTGEBORENE: d, (-n) en son doğan çocuk, son beşik -LAATSTGENOEMDE: d, (-n) en son anılan -LAATSTLEDEN: s, geçen, - dinsdag geçen salı -LAB: zie/bkz laboratorium -LABEL: d, (-s) (- len) d, valiz etiketi -LABIAAL: I d, (labialen) taalk/dilb dudaksıl, ünsüz, II s, dudaksıl -LABIEL: s, kararsız, dengesiz, istikrarsız, gelgeç -LABILITEIT: d, kararsızlık, gelgeçlik, istikrarsızlık -LABORANT: d, (- en) laborant -LABORATORIUM: h, (...toria, - s) laboratuvar, deneylik -LABOREREN: f, gs, (laboreerde, h, gelaboreerd) - aan - den acı çekmek -LABYRINT: h, (- en) 1 labirent, 2 fig/mec kördüğüm, labirent gibi şey, içinden çıkılmaz şey, 3 anat, içkulak girintili boşluğu -LACH: d, gülüş, in de - schieten kahkahayı basıvermek, gülmeye başlamak, de slappe - hebben gülmesi tutmak -LACHBUI: d, (- en) gülme nöbeti, kahkaha tufanı -LACHEBEK: d, (- ken), Lachebekje: h, (-s) gülme hastası, çok gülen kız -LACHEN: I f, gs, (lachte, h, gelachen) gülmek, om iets - bir şeye gülmek, ik lach er maar wat om güler geçerim, wie het laatst lacht, lacht het best son gülen iyi güler, in zijn vuistje - için için gülmek, laat me niet -! beni güldürme! adamı güldürme! II zich een aap (bult, kriek, puist) - gülmekten katılmak, gülmekten kasıkları çatlamak, dubbel liggen van het - gülmekten iki büklüm olmak, gülmekten yerlere yatmak -LACHER: de - s op zijn hand krijgen güldürerek beğeni kazanmak -LACHERIG: s, gülmeye meyilli/eğilimli, çol gülen, kolay gülen -LACHERTJE: h, (-s) gülünç şey, komedi, komik şey, dat is een - gülünç bir şey ciddiye alınmayacak bir şey -LACHFILM: d, (-s) komedi filmi -LACHGAS: h, (uyuşturucu) azot monoksit gazı -LACHLUST: d, gülme isteği -LACHSPIEREN: d, mv/çoğ op zijn - en werken güldürmek, gülme damarına basmak, -LACHWEKKEND: s, güldürücü, güldüren -LACONIEK: s, z, (doodkalm) sakin, telaşsız serinkanlı, soğukkanlı -LACTOSE: d, laktoz, sütşekeri -LACUNE: d, (-s) gedik, noksan, boşluk, een - aanvullen noksanları tamarnlamak, gedikleri doldurmak -LACUNES: s, z, yetersiz, noksan, gedikli, eksik, kusurlu -LADDER: d, (-s) 1 merdiven, 2 maatschappelijke - toplumsal hiyerarşi, sosyal basamak, toplumsal mevki, 3 (in breiwerk) kaçık, - in de kous çorap kaçığı -LADDEREN: f, gs, (ladderde, h, geladderd) ilmeği kaçmak -LADDERZAT: s, zom, körkütük sarhoş -LADE: La: d, (laden) 1 çekmece, een geld- para çekmecesi, 2 (v, geweer) kundak, -LADEN: f, g, (laadde, h, geladen) 1 yüklemek, doldurmak, 2 (v, vuurwapen) doldurmak, mermi vermek, iets op zich - bir şeyi yüklenmek, 3 elek, doldurmak, şarja vermek -LADEKAST: d, (- en) çekmeceli/gözlü dolap -LADING: d, (- en) 1 yük, scheep/den kargo, 2 elek, şarj -LADY: d, (-s) bayan -LADY-KILLER: d, (-s) kadın avcısı -LAF: s, z, (- fer, - st) 1 (smakeloos) tatsız, tuzsuz, 2 (lafhartig) korkak, ödlek, tabansız, yüreksiz, cesaretsiz -LAFAARD: d, (-s) korkak, ödlek, yüreksiz, tabansız kimse -LAFBEK: d, (- ken) ödlek, korkak kimse -LAFHARTIG: s, korkak, ödlek, tabansız, -LAFHEID: d, (lafhartigheid) ödleklik, korkaklık -LAGEDRUKGEBIED: h, (- en) alçak basınç bölgesi -LAGER: I h, (-s) tech/tek yatak II h, zie/bkz lagerbier III s, z, dahada alçak, dahada engin, -LAGERBIER: h, bir çeşit bira -LAGERHUIS: h, (Ingilterede) Avam Kamarası -LAGERWAL: d, scheep/den rüzgara açık kıyı, aan - raken (toplumsal) kötü duruma düşmek, çok gerilemek, (mali) topu dikmek, iflas etmek, batmak -LAGUNE: d, (- n, - s) zo, denizkulağı -LAICEREN: f, g, (laïceerde, h, gelaïceerd) laikleştirmek -LAICISME: h, laiklik -LAISSEZ-FAIRE: h, ekonomik liberalizm -LAK: I h, d, (- ken) 1 vernik, cila, nagel- oje, tırnak cilası, 2 zegel- mum, rode - kırmızı mum II d, dat is maar - zırva, saçma, bir anlamı yok, daar heb ik - aan kılımı bile kıpırdatmam, er - aan hebben adırmamak, takmamak, kılını kıpırdatmamak -LAKEI: d, (- en) üniformalı uşak -LAKEN: h, I (-s) 1 yünlü kumaş, het groene - bilardo masası örtüsü, 2 (bedlaken) çarşaf, tussen de - s liggen yatmak, yatakta olmak, de - s uitdelen patron olmak, sözü geçmek, (işleri) yönetmek, çekip çevirmek, işleri kararlaştırmak, tussen de - s kruipen yatağa gitmek, yatmaya gitmek, van hetzelfde - een pak aynı, aynı şekilde (muamele vb,) II f, g, (laakte, h, gelaakt) (afkeuren) yermek, ayıplamak, kınamak, çirkin görmek, kusur görmek -LAKENS: s, yünlü kumaştan -LAKKEN: f, g, (lakte, h, gelakt) 1 verniklemek, cilalamak, 2 (met zegellak) mühürlemek -LAKLEDER: h, rugan (deri) -LAKLEREN: s, rugandan -LAKMOES: h, tumusol -LAKMOESPAPIER: h, tumusol kağıdı -LAKMOESPROEF: d, (...proeven) tumusol test/deneme -LAKS: s, z, (- er, - st) 1 üşengen, üşengeç, uyuşuk, tembel, hımbıl, agır ve rahat düşkünü, sünepe, 2 (niet streng) gevşek, disiplinsız -LAKSCHOEN: d, (- en) rugan ayakkabı -LALA: z, şöyle böyle, orta halli, ne iyi ne kötü -LALLEN: f, gs, (lalde, h, gelald) (sarhoş) peltek peltek konuşmak, sözcükleri gevelemek, -LAM: h, (- meren) kuzu, zo mak als een - kuzu gibi, mülayim, kuzu gibi, uysal II s, z, 1 (verlamd) felçli, inmeli, kötürüm, - geslagen zijn donup kalmak, şaşırıp kalmak, şaşkınlıktan eli ayağı tutmamak, 2 (vervelend) çekilmez, sıkıcı, 3 (krachteloos) bitkin, halsiz, yorgun, sölpük, zich - voelen kendini bitkin hissetmek, 4 (v, schroef) yalama, -LAMA: I d, (-s) zo, lama II d, (-s) Buda rahibi, -LAMAISME: h, Lamaizm, bir tür Budizm, -LAMBRISERING: d, (- en) tahta kaplama, lambri -LAMEL: d, (- len) lamel, ince levha, lam, -LAMENTEREN: f, gs, (lamenteerde, h, gelamenteerd) sızlanmak, figan etmek -LAMHEID: d, kötürümlük -LAMLENDIG: s, z, 1 inmeli, felçli, 2 fig/mec (lui) uyuşuk, üşengeç, tembel, 3 (beroerd) çekilmez, kötü -LAMMELING: d, (- en) dangalak, hergele, hıyar -LAMMEREN: f, gs, (lammerde, h, gelammerd) kuzulamak -LAMMERGIER: d, (- en) zo, kuzukuşu, ötleği, kuzukapan -LAMMETJE: h, (-s) küçük kuzu -LAMP: d, (- en) 1 lamba, 2 (gloeilamp) ampul, 3 spreekt/kd (licht) ışık, 4 (radiolamp) radyo lambası, een elektrische - elektrik ampülü, er gaat een - je branden şimdi anlıyor gibiyim, çaktım galiba, tegen de - lopen yakayı ele vermek, yakalanmak, hij heeft geen olie meer in de - fig/mec pili bitti, -LAMPENGLAS: h, (...glazen) lamba camı, lamba şişesi -LAMPENKAP: d, (- pen) abajur -LAMPETKAN: d, (- nen) güğüm -LAMPETKOM: d, (- men) legen -LAMPION: d, (-s) (içinde mum yakılan) kağıt fener -LAMPREI: d, (- en) zo, taşemen -LAMSBOUT: d, (- en) kuzu budu -LAMSKOTELET: d, (- ten) kuzu pirzolası -LAMSLAAN: f, g, (sloeg lam, h, lamgeslagen) iemand - birinin pestilini çıkarmak, birini benzetmek, evire çevire dövmek -LAMSPOOT: d, (...poten) kuzu bacağı -LAMSTRAAL: d, (...stralen) dangalak, hergele, hıyar -LAMSVLEES: h, kuzu eti -LAMZAK: d, (- ken) spreekt/kd dangalak, hergele, hıyar -LANCEERBASIS: d, (- sen, ...bases) roket fırlatma yeri -LANCEERINRICHTING: d, (- en) rampa, roket fırlatma aracı -LANCEREN: f, g, (lanceerde, h, gelanceerd) 1 fırlatmak, atmak, een mode - moda çıkarmak, 2 een torpedo - torpil atmak, 3 een idee - bir fikir atmak -LANCET: h, (- ten) neşter -LANCETVISJE: h, (-s) zo, batrak, amfiyoksü -LAND: h, (- en) 1 kara, aan - karada, te - en ter zee karadan ve sudan, kara ve deniz yoluyla, de strijdkrachten te - karagücü, karakuvvetleri, 2 (staat) ülke, memleket, de - en van de derde wereld Üçüncü dünya ülkeleri, de - en van Europa Avrupa ülkeleri, 3 (bouwland) toprak arazi, tarla, het gehele - bütün ülke, ülkenin bütün insanları, 4 (platteland) kır, taşra, köy, op het - wonen köyde oturmak, 5 (vaderland) anavatan, yurt, * het aan iets (iemand) hebben bir şeydel (birinden) hoşlanmamak, het - krijgen kızmak, in het - der blinden is éénoog koning körler diyarında şaşılar padişah olur, s - s wijs, s - s eer insan bulunduğu yerin adetlerine uymalı, her ülkenin kendine özgü adetleri vardır -LANDAARD: d, ulusal karakter -LANDARBEIDER: d, (-s) çiftçi, rençber, tarım işçisi -LANDAUER: d, (-s) landon, körüklü at arabası -LANDBEZIT: d, toprak mülkiyeti -LANDBOUW: d, tarım, ziraat, çiftçilik -LANDBOUWBANK: d, (- en) ziraat bankası -LANDBOUWBEDRIJF: h, ziraatçılık, tarımcılık, çiftçilik, -LANDBOUWCOOPERATIE: d, (-s) tanm işbirliği, ziraat kooperasyonu landbouwer d, (-s) çiftçi, ziraatçı -LANDBOUWGROND: d, (- en) tanm arazisi -LANDBOUWINGENIEUR: d, (-s) ziraat mühendisi, -LANDBOUWKREDIET: h, (- en) tarım kredisi ziraat kredisi -LANDBOUWKUNDE: d, tarımbilim, ziraatbilimi, -LANDBOUWKUNDIGE: d, (-n) tarım uzmanı ziraat uzmanı -LANDBOUWMACHINE: d, (-s) tarım makinası -LANDBOUWPRODUKT: h, (- en) tanm ürünü -LANDBOUWPROEFSTATION: h, (-s) tarım araştırma enstitüsü -LANDBOUWSCHAP: h, (- pen) tarım/ziraat kurumu -LANDBOUWSCHOOL: d, (...scholen) tarım okulu, ziraat okulu -LANDBOUWTENTOONSTELLING: d, (- en) tarım sergisi -LANDBOUWWERKTUIG: h, (- en) tarım aracı -LANDEIGENAAR: d, (- s, ...naren) toprak sahibi, emlak ve arazi sahibi -LANDELIJK: s, z, 1 kırsal, kıra ait, taşraya ait, de - e bevolking kırsal nüfus, 2 (tegenover plaatselijk) ülke genelinde, ülke çapında, ülkesel, milli, ülke düzeyinde, -LANDEN: I f, g, (landde, h, geland) scheep/den karaya çıkannak, (v, vliegtuig) (karaya) indirmek, II gs, (-, is -) karaya inmek, scheep/den karaya çıkmak -LANDENGTE: d, (- n, - s) aardr/coğr kıstak, berzah, -LAND EN VOLKENKUNDE: d, coğrafya ve etnografya, -LAND EN ZEEMACHT: d, mil/ask kara ve denizgücü -LANDERIG: s, canı sıkkın, keyifsiz -LANDERIJEN: d, mv/çoğ arazi, ekili toprak -LANDGENOOT: d, (...genoten) (erkek) hemşeri, vatandaş, yurttaş -LANDGENOTE: d, (-n) (bayan) hemşeri, vatandaş, yurttaş -LANDGOED: h, (- eren) yalı, yazlık, sayfiye ev -LANDGRENS: d, ülke sınırı, memleket hududu -LANDHEER: d, (...heren) 1 (landeigenaar) toprak sahibi, 2 (v, landgoed) yazlık sahibi -LANDHERVORMING: d, (- en) toprak reformu, tanm reformu -LANDHOOFD: h, (- en) köprü başı, köprü ayağı, -LANDHUIS: h, (...huizen) yazlık, sayfiye -LANDING: d, (- en) 1 iniş, zachte - yumuşak iniş, 2 mil/ask çıkartma, karaya çıkma, -LANDINGSBAAN: d, (...banen) iniş pisti -LANDINGSGESTEL: h, (- len) (uçakta) altdüzen -LANDINGSPLAATS: d, (- en) iniş yeri -LANDINGSTROEPEN: d, mv/çoğ çıkartma birlikleri -LANDINWAARTS: z, içbölgelere doğru -LANDJONKER: d, (-s) taşra eşrafı -LANDKAART: d, (- en) harita -LANDKLIMAAT: h, kara iklimi -LANDLEVEN: h, kır yaşamı -LANDLOPEN: h, gezgincilik -LANDLOPER: d, (-s) gezginci, seyyah -LANDMACHT: d, mil/ask karagücü -LANDMAN: d, (...lieden) çiftçi, rençber, köylü -LANDMETEN: h, kadastro -LANDMETER: d, (-s) kadastrocu, yerölçümcü -LANDMIJN: d, (- en) mil/ask kara mayını, tarla mayını -LANDOUW: d, (- en) çayırlık, yeşil arazi -LANDRENTE: d, arazi vergisi, hist/tar öşür, aşar, ondalık -LANDROT: d, (- ten) fig/mec karalı, kara sakini, denizcilerin karada oturanlara verdiği ad -LANDROVER: d, (-s) arazi arabası -LANDSCHAP: h, (- pen) manzara -LANDSBELANG: h, (- en) ülke çıkan -LANDSCHAPPELIJK: s, doğal manzara ile ilgili, doğal manzara açısından -LANDSCHAPSSCHILDER: d, (-s) manzara ressamı -LANDSCHAPSPARK: h (- en) doğal park -LANDSCHAPSSCHOON: h, doğal güzellik -LANDSDIENAAR: d, (...naren) devlet memuru -LANDSGRENS: d, (...grenzen) ülke sınırı, memleket hududu -LANDSKAMPIOEN: d, (- en) ülke şampiyonu -LANDSMAN: d, (...lieden) zie/bkz landgenoot -LANDSTAAL: d, (...talen) ülke dili -LANDSTREEK: d, (...streken) bölge, yöre, havali, civar -LANDSVERDEDIGING: d, ülke savunması -LANDTONG: d, (- en) aardr/coğr dil, kılburun -LANDVERHUIZING: d, (- en) göç -LANDVERRAAD: h, vatana ihanet, yurda ihanet, vatan hainliği -LANDVERRADER: d, (-s) vatan haini -LANDVOLK: h, köylüler, kırsal yöre halkı -LANDWAARTS: s, z, karaya doğru, içbölgelere doğru -LANDWEG: d, (- en) 1 şose, kır yolu, 2 (weg over land) karayolu -LANDWIJN: d, (- en) yeni/taze şarap -LANDWIND: d, (- en) meltem -LANDWINNING: d, (- en) (denizden, kurutma yolu vb, ile) toprak kazanma -LANG: 1 s, uzun, een - e weg uzun bir yol, het is zo - als het breed is eni de bir boyu da, ha yedi gün ha bir hafta, ha hasan dayı ha dayı hasan, een - gezicht zetten surat asmak, surat ekşitmek, hij heeft een - e tong dili uzundur, een - e dag uzun bir gün, - e vingers hebben eli uzun olmak, hırsız olmak, - worden uzamak, het is 10 meter - on metre uzunluğunda, II z, hoe - duurt het ? ne kadar sürüyor? ne kadar sürer? jaren- yıllarca, het is - geleden uzun süre önce, ben je hier al -? uzun süredir burada mısın? ik heb hem niet - gezien onu pek uzun süre görmedim, ik heb hem - niet gezien onu uzun süredir görmedim, het niet - maken (lafı) uzatmamak, ik zal het niet - maken lafı/konuşmayı uzatmayacağım, het niet - meer maken ömrü azalmak, ömrü kalmamak, ölümü yaklaşmak, bij - e na niet hiç, asla, henüz ... değil, daha ... değil, - schrijven uzun yazmak, mijn leven - örnrüm boyunca, ik kan niet - wachten uzun süre bekleyemem, - slapen çok uyumak, uzun uyumak, een - verhaal uzun hikaye, - niet slecht fena değil -LANGARMIG: s, uzun kollu -LANGBENIG: s, uzun bacaklı, -LANGDRADIG: s, z, fig/mec uzun, ayrıntılı, detaylı, uzun uzadıya, teferruatlı, sıkıcı enine boyuna -LANGDURIG: s, z, uzun süren, uzun süre, uzun sürmüş, uzun süreli, een - e ziekte müzmin hastalık, -LANGEAFSTANDSVLUCHT: d, (- en) uzun menzilli uçuş -LANGGEREKT: s, 1 (lang en smal) uzun ve dar, 2 (lang durend) uzun, uzun süren -LANGHALZIG: s, uzun boyunlu -LANGJARIG: s, zie/bkz jarenlang -LANGLAUFEN: h, bir tür kayak sporu -LANGLOPEND: s, uzun vadeli -LANGNEUS: d, (...neuzen) uzun burunlu kimse -LANGOOR: h, (...oren) 1 uzun kulaklı kimse, koca kulak, 2 (ezel) eşek -LANGS: I ilg, 1 boyunca, - de grens sınır boyunca, - het kanaal kanal boyunca, - de rivier nehir boyunca, - deze weg bu yol boyunca, 2 (door) - den, - de achterdeur arka kapıdan, 3 (voorbij) yanında, yanından, yakınında, yakınından, hij gaat - de bank bankanın yakınından geçiyor, II z, ervan - geven tokat atmak, ervan - krijgen tokatı yemek, - elkaar heen praten ayrı şeylerden dem vurmak, ayrı konulardan bahsetmek -LANGSKOMEN: f, gs, (kwam langs,is langsgekomen) (op bezoek komen) uğramak, ziyarete gelmek, bij iemand - birine uğramak, birini ziyaret etmek -LANGSLAPER: d, (-s) uykucu -LANGSPEELPLAAT: d, (...platen) uzunçalar -LANGSRIJDEN: f, gs, (reed langs, is langsgereden) (trenle, arabayla) yanından/yakınından geçmek -LANGSTLEVENDE: d, (-n) uzun ömürlü kimse -LANGUIT: z, boylu boyunca, - op bed/de grond liggen boylu boyunca yatağa/yere uzanmak -LANGWERPIG: s, boyu eninden uzun -LANGZAAM: I s, (...zamer, - st) yavaş, ağır, (traag) ağır, eline agır, gevşek, uyuşuk, II z, yavaş yavaş, ağır ağır, usul usul, aheste aheste, (geleidelijk) gitgide, gittikçe, ağır ağır, gün geçtikçe, kademe kademe, - maar zeker yavaş yavaş ama mutlaka/kesinlikle Langzaam- aan- actie: d, (-s) işi yavaşlatma eylemi -LANGZAMERHAND: z, gitgide, gittikçe, yavaş yavaş, usul usul, ağır ağır, aheste aheste -LANKMOEDIG: s, z, sabırlı, tahammüllü -LANS: d, (- en) mızrak, een - breken voor iemand birini savunmak -LANTAARN: d, (-s) 1 fener, lamba, iets met een -(tje) moeten zoeken bir şeyi çıra yakıp aramak, 2 bouwk/mim aydınlık -LANTAARNPAAL: d, (...palen) sokak lambası direği -LANTERFANTEN: f, gs, (lanterfantte, h, gelanterfant) aylaklık yapmak, kaldırım ölçmek, kaldırım mühendisliği yapmak -LAP: d, (- pen) 1 bez parçası, kumaş parçası, parça kumaş, 2 (flard) paçavra, çaput, 3 yama, een - op een broek zetten pantolona yama vurmak, 4 (stuk) parça, dilim, runderlappen sıgır eti dilimi, een - tekst uzun bir metin, 5 (slag) tokat, şamar, -LAPJE: I h, (-s) et dilimi, dilim et II voor het - houden birini makaraya almak -LAPMIDDEL: h, (- en) palyatif ilaç, tedavi etmeyen ilaç -LAPPEN: f, g, (lapte, h, gelapt) (oplappen)1 yamamak, yama vurmak, 2 (klaarspelen) halletmek, yapmak, 3 ramen - pencereleri silmek, 4 (herstellen) onarmak, tamir etmek, 5 fig/mec iemand iets - birine oyun oynamak, wie heeft mij dat gelapt? kim bana bu oyunu oynadı? bu oyunu bana kim yaptı? 6 (geld bij elkaar brengen) para toplamak, voor iets - bir şeye para vermek, bir şey için para derlemek, -LAPPENDEKEN: d, (-s) yama yorgan -LAPPENMAND: d, (- en) parça kumaş sepeti, in de - zijn rahatsız/hasta olmak -LAPWERK: h, yamacılık, yama işi -LAPZWANS: d, (- en) haylaz ve boktan herif -LARDEREN: f, g, (lardeerde, h, gelardeerd) 1 domuz yağı ile doldurmak, fig/mec doldurmak, zenginleştirmek, süslemek, 2 iets ergens mee - bir şeyi bir şeyle zenginleştirmek -LARIE: d, saçma, saçmalık, ıvırzıvır laf -LARIEKOEK: d, saçma, saçmalık, ıvırzıvır laf -LARIKS: d, (- en) bot, karaçam, katran ağacı -LARVE: d, (-n) kurtçuk, sürfe -LAS: d, (- en) kaynak, kaynak yeri -LASAPPARAAT: h, (...raten) kaynak aygıtı -LASBRIL: d, (- len) kaynak gözlüğü -LASDRAAD: d, (...draden) kaynak çubuğu -LASERD: (-s) lazer -LASERSTRAAL: d, (...stralen) lazer ışını -LASSEN: f, g, (laste, h, gelast) 1 kaynak yapmak, kaynatmak, 2 (verbinden) aan elkaar - birbirine birleştirmek, eklemek -LASSER: d, (-s) kaynakçı -LASSO: d, (-s) kement -LAST: I d, 1 (vracht) yük, 2 (overlast) sıkıntı, dert, sorun, zorluk, müşkülat, rahatsızlık, - hebben van - den sorunu olmak, ile sıkıntısı olmak, - den rahatsız olmak, - veroorzaken sıkıntıya neden olmak, 3 (voorschrift) talimat, emir, - geven talimat vermek, op - van emri üzerine, 4 (- en) (uitgaven) gider, mali yük, de vaste lasten sabit giderler, op zware - en zitten mali yük altında olmak, iemand ten - e leggen birini bir şeyle suçlamak II h, scheep/den iki ton -LASTBRIEF: d, (...brieven) talimat, emir yazısı -LASTDIER: h, (- en) yük hayvanı -LASTENDRUK: d, mali yük -LASTENVERLICHTING: d, (- en) mali yükün hafifletilmesi -LASTENVERZWARING: d, (- en) mali yük artışı -LASTER: d, iftira, kötüleme, karalama, karacılık, -LASTERAAR: d, (-s) iftiracı, gıyabetçi, karacı -LASTERCAMPAGNE: d, (-s) iftira kampanyası/furyası -LASTEREN: f, g, (lasterde, h, gelasterd) 1 iftira etmek, karalamak, kara çalmak -LASTERLIJK: s, z, iftiracı, karacı, iftira dolu, (godslasterlijk) küfür -LASTERPRAAT: d, karalama, karalayıcı konuşma -LASTGEVER: d, (-s) görev veren, ernreden, yetki veren -LASTGEVING: d, (- en) 1 (lastbrief) talimat, emir, 2 jur/huk vekâlet -LASTIG: s, z, 1 (moeilijk) zor, güç, çetrefil, kafa yorucu, een - geval zor bir durum, een - vraagstuk zor bir problem, kafa yorucu bir problem, 2 (v, personen, zaken) zahmetli, yorucu, eziyetli, een - kind eziyetli bir çocuk, een - e reis sıkıntılı yolculuk, 3 (vervelend) sıkıcı, sıkıntı veren, can sıkıcı, sırnaşık, usandırıcı, tebelleş, iemand - vallen birine sıkıntı vermek, rahatsız etmek, birinin başını ağrıtmak, birinin başına bitmek, dat zal - gaan çekip çevirmesi zor olacak, wat ben je weer -! yine bela olmaya başladın! yine sıkıntı vermeye başladın! -LASTOESTEL: h, (- len) zie/bkz lasapparaat -LASTPAK: h, (- ken) baş belası, sıkıcı adam -LASTPOST: d, (- en) zahmetli bir iş -LAT: I zie/bkz latijns II d, (- ten) 1 çıta, tiriz, 2 (persoon) fig/mec çıta gibi kimse, sırık gibi kimse -LATAFEL: d, (-s) çekmeceli dolap, -LATEN: I f, g, (liet, h, gelaten) 1 (niet doen) bırakmak, yapmamak, 2 (niet veranderen) değiştirmemek, bırakmak, 3 (van zich laten gaan) salıvermek, bırakmak, een boer - geğirmek, een wind - yellenmek, çekmek, osurmak, 4 (ophouden met) bırakmak, vazgeçmek, terk etmek, het roken - sigarayı bırakmak, het leven - terki diyar etmek, ölmek, 5 (laten staan/liggen) bırakmak, koymak, terk etmek, je mag je auto wel hier - arabanı buraya bırakabilirsin, laat mij/hem erbuiten! beni/onu karıştırma, waar kan ik mijn paraplu - şemsiyemi nereye bırakabilirim/koyabilirim? 6 (toestaan) müsaade etmek, rıza göstermek, II (causaal hulp ww,) -ır/ir/ur/ür-, - tır/tir/tur/tür-, - d/t- yaptırtmak, ettirmek, iets - schrijven bir şeyi yazdırmak, iets - kopen bir şeyi sattırmak, iets - lezen bir şeyi okutmak, ik heb het huis - schilderen evimi boyattım, III - we/wij, laat ons - alım, - elim, - we gaan gidelim, - we dat doen onu yapalım, * Iaat dat! bırak! yapma! laat maar!/laat maar zitten! boş ver! laat hem studeren bırak çalışsın,laat mij met rust beni rahat bırak, iets blauw - üzerinde konuşmamak, bir şeyi geçiştirmek, iets onbeslist - bir şeyi muallakta bırakmak, het er/daarbij - bir şeyi bitmiş kabul etmek, zijn/iemands doen en - birinin faaliyetleri, birinin yapıp yapmadıgı şeyler, doe wat je niet - kunt sen bilirsin! -LATENT: s, görünmez, gizli, saklı -LATER: I z, daha sonra, ilerde, II s, son, - e berichten son haberler -LATERAAL: s, yanda bulunan, yanal -LATERTJE: h, (-s) dat wordt een - geç oluyor -LATEX: h, d, kauçuk ham maddesi -LATHYRUS: d, (- sen) bot, burçak -LATIJN: h, Latince -LATIJNS: s, 1 Latince, een - grammaticaboek Latince dilbilgisi kitabı, 2 Latin, eski Romaya ait, - Amerika Latin Amerika -LATINIST: d, (- en) Latinceci -LAT-RELATIE: d, (-s) afk/kıs living apart together, apart samenleven ayrı otur- bir yaşa, ayrı oturumlu aşk ilişkisi -LATTEN: s, çıtadan, -LAUREAAT: d, (...reaten) ödüllendirilmiş sanatçı veya bilgin -LAURIER: d, (- en) bot, defne agaci -LAURIERKERS: d, (- en) bog, taflan agacı, karayemiş ağacı -LAUW: s, z, 1 ılık, de thee is - çay ılık, 2 (niet vurig) isteksiz, soğuk, gevşek, gayretsiz -LAUWEREN: I d, mv/çoğ defne çelengi, op zijn - rusten başarının üstüne yan gelip yatmak II f, g, (lauwerde, h, gelauwerd) defneyle süslemek -LAUWERKRANS: d, (- en) defne çelenk -LAVA: d, lav, püskürtü -LAVABO: d, (-s) lavabo -LAVASTROOM: d, (...stromen) lav akıntısı -LAVELOOS: a, körkütük sarhoş, pilot gibi, leyla -LAVEN: f, g, (laafde, h, gelaafd) (içecekle) serinletmek, ferahlatmak -LAVENDEL: d, bog, lavanta -LAVENDELGEUR: d, (- en) lavanta kokusu -LAVEREN: f, gs,(laveerde, h, gelaveerd) 1 scheep/den rüzgara karşı zigzaglarla ilerlemek, 2 (persoon) yalpalamak, sendeleyerek gitmek, 3 fig/mec kaçmaya çalışmak, zorluktan sıyrılmak -LAWAAI: h, gürültü, patırtı, velvele, curcuna, - maken gürültü yapmak, gürültü patırtı etmek -LAWAAIERIG: s, gürültülü -LAWAAIIG: s, gürültülü -LAWAAIMAKER: d, (-s) gürültücü, velveleci kimse -LAWAAISCHOPPER: d, (-s) gürültücü, velveleci kimse -LAWINE: d, (- s, - n) çığ -LAWINEGEVAAR: h, çıg tehlikesi -LAXEERMIDDEL: h, (- en) mushil ilacı, -LAXEREN: f, g, (laxeerde, h, gelaxeerd) ishal etmek, amel etmek, bağırsakları bozmak -LAY-OUT d, druk/matb mizanpaj, sayfa düzeni -LAZARET: h, (- ten) mil/ask hastane, revir, -LAZARUS: - zijn körkötük sarhoş olmak, pilot olmak, leyla olmak -LAZER: h, (plat/argo) iemand op zijn - geven birini dövmek, pataklamak, terbiyesini vermek -LAZEREN: I f, g, (lazerde, h, gelazerd) (plat/argo) atmak, firlatmak, II gs, (-, is -) (vallen) düşmek, van de trap - merdivenden düşmek -L.B.O h, afk/kıs Lager Beroepsonderwijs düşük seviyeli meslek egitimi -L.D.S d, afk/kıs Lagere Detailhandelsschool Düşük seviyeli Ticaret lisesi -L.E.A.O h, afk/kıs Lager Economisch en Administratief Onderwijs Düşük seviyeli Ekonomi ve Idari egitim, -LEASEN: f, g, (leaste, h, geleast) kontratla kiralamak -LEBBEREN: f, g, (lebberde, h, gelebberd) lop lop içmek -LEBMAAG: d, (...magen) anat, şirden, gevişgetirenlerde dördüncü mide -LECTOR: d, (- en, - s) dersveren, -LECTORAAT: h, (...raten) vaizlik, doçentlik, -LECTUUR: d, 1 konuşma, vaiz 2 (leesmateriaal) okuma/ders araçları, -LEDEMATEN: d, mv/çoğ kollar ye bacaklar, -LEDENADMINISTRATIE: d, (-s) üye işleri, -LEDENBESTAND: h, (- en) üyelerin kimliklerine ait bilgiler, -LEDENLIJST: d, (- en) üye listesi, -LEDENTAL: h, üye sayısı -LEDENVERGADERING: d, (- en) üye toplantısı -LEDENWERVING: d, (- en) üye kazanma, üye sayını artırma, -LEDENPOP: d, (- pen) fig/mec kukla, -LEDER: zie/bkz leer -LEDEREN: zie/bkz leren -LEDERWAREN: d, mv/çoğ deri eşya(lar) -LEDIGEN: f, g, (ledigde, h, geledigd) boşaltmak, -LEDIGHEID: d, avarelik -LEDIKANT: h, (- en) karyola, somya -LEED: h, acı, üzüntü, -LEEDVERMAAK: h, başkasının üzüntüsüne sevinme, -LEEDWEZEN: h, esef, keder, met - esefle, -LEEFBAAR: s, z, yaşanır -LEEFGEWOONTE: d, (-s) yaşam alışkanlıgı, hayat modeli/tarzı -LEEFKLIMAAT: h, hayat şartları, yaşam ortamı -LEEFMILIEU: h, (yaşamla ilgili) çevre -LEEFPATROON: h, (...patronen) yaşam modeli/tarzı/şekli, -LEEFREGEL: d, (-s) diyet, perhiz -LEEFTIJD: d, (- en) yaş, gemiddelde - van de mens insanın yaş ortalaması, op die - bu yaşta, een meisje van mijn - benim yaşımda bir kız, van dezelfde - aynı yaşta, op middelbare - orta yaşlarda -LEEFTIJDGENOOT: d, (...genoten) akran, aynı yaşıt, -LEEFTIJDSGRENS: d, (...grenzen) yaş sınırı, -LEEFTIJDSGROEP: d, (- en) yaş grubu -LEEFTIJDSOPBOUW: d, yaş dağılım yapısı -LEEFTIJDSVERSCHIL: h, (- len) yaş farkı -LEEFTOCHT: d, yiyecek, erzak -LEEFWIJZE: d, (,,wijzen) hayat tarzı, yaşam biçimi, hayat şekli -LEEG: s, z, (leger, - st) 1 boş, lege kopjes boş fincanlar, met lege handen terugkomen eli boş dönmek, 2 (niets uitvoerend) boş, aylak, - lopen boş gezmek, aylak aylak dolaşmak -LEEGGEWICHT: h, dara -LEEGHOOFD: d, h, (- en) boş kafa, kuru kafa, kof beyinli -LEEGLOOP: d, göç, (bir yeri) terk, terk etme -LEEGLOPEN: f, gs, (liep leeg, h/is leeggelopen) boşalmak, akıp boşalmak, kaçıp boşalmak -LEEGLOPER: d, (-s) aylak, avare, kaldırım mühendisi -LEEGMAKEN: f, g, (maakte leeg, h, leeggemaakt) boşaltmak -LEEGPOMPEN: f, g, (pompte leeg, h, leeggepompt) pompalayıp boşaltmak -LEEGSTAAN: f, gs, (stond leeg, h, leeggestaan) boş durmak, boş olmak -LEEGSTAND: d, boş, boş durma -LEEGTE: d, (- en) boşluk, boş yer -LEEK:d, (leken) 1 (dini) ruhbandan olmayan kimse, 2 meslegin yabancısı -LEEM: h, d, mil, balçık gibi toprak -LEEMKUIL: d, (- en) mil çukuru -LEEMTE: d, (- n, - s) 1 eksiklik, noksanlık, 2 (gat) boşluk, aralık, boş yer -LEEN: h, tımar, zeamet (20,000 ila 99,000 akçe arasında gelir getiren toprak dirliği) te - geven ödünç vermek -LEEN EN PACHTWET: d, icar iare (ödünç verme) kanunu -LEENGOED: h, (- eren) hist/tar tımar, zeamet -LEENHEER: d, (...heren) derebeyi, tımar beyi -LEENMAN: d, (- nen) hist/tar vasal, tabi, tımar sahibi -LEENRECHT: h, hist/tar tımar hukuku -LEENSTELSEL: h, tımar sistemi, feodel sistem -LEENTJEBUUR: - spelen ordan burdan ödünç/eğreti almak -LEENWOORD: h, (- en) eğreti sözcük -LEEP: s, z, (leper, - st) kurnaz, açıkgöz, cingöz -LEER: d, I (leren) (ladder) merdiven II d, (leren) 1 (leerstelsel) ögreti, doktrin, teori, 2 (les) ders, ibret, 3 (leerling zijn) çıraklık, ergens in de - zijn bir şeyde çıraklık yapmak, çırak olmak III h, (bereide dierenhuid) deri, meşin, güderi, kösele, (leren voorwerp) deri şey, deri eşya, - orn - kısasa kısas, misliyle mukabele, van - trekken kılıçları sıyırmak, çok eleştirmek, alıp alıp yere vurmak, van andermans - is het goed riemen snijden başkasının kesesinden ağalık yapmak kolaydır -LEERBOEK: h, (- en) ders kitabı -LEERDICHT: h, (- en) öğretici şiir, ögretsel şiir -LEERGANG: d, (- en) 1 kurs, 2 (methode) metot, usul, yöntem, deductieve - zie/bkz deductieve, -LEERGELD: h, ders parası, fig/mec hij heeft - betaald bu ders ona pahalıya mal oldu, aklını başına getirdi -LEERGIERIG: s, öğrenmeye istekli -LEERJAAR: h, (...jaren) 1 (schooljaar) ders yılı, 2 çıraklık yılı -LEERJONGEN: d, (-s) çırak, -LEERKRACHT: d, (- en) öğretmen, eğitmen -LEERLING: d, (- en) 1 öğrenci, talebe, - stroom öğrenci akışı, 2 (aanhanger) taraftar, takipçi, mürit -LEERLING-VERPLEEGSTER: d, (-s) öğrenci hemşire -LEERLOOIEN: h, deriyi tabaklama, sepileme -LEERLOOIER: d, (-s) tabak sepici -LEERLOOIERIJ: d, (- en) sepicilik, tabaklık -LEERMEESTER: d, (-s) (in een vak) usta, (docent) eğitici, öğretici, hoca -LEERMETHODE: d, (-n) öğretim metodu -LEERMIDDELEN: d, mv/çoğ eğitim araçları, öğretim araçları/gereçleri -LEERPLAN: h, (- nen) eğitim programı, müfredat programı -LEERPLICHT: d, zorunlu öğretim, mecburi eğitim, eğitim zorunluluğu, ilköğretim mecburiyeti, -LEERPLICHTIG: s, (ilk-) öğretime mecbur, eğitime zorunlu -LEERPLICHTWET: d, zorunlu eğitim yasası, mecburi eğitim kanunu -LEERPROCES: h, (- sen) öğrenme süreci -LEERREDE: d, (- nen, - s) vaaz, dinsel öğüt -LEERRIJK: s, eğitici, öğretici, öğretici yanı zengin -LEERSTELLING: d, (- en) doktrin, dogma, -LEERSTOEL: d, (- en) kürsü, profesörlük, profesörlük işi -LEERSTOF: d, konu, ders -LEERTIJD: d, (- en) okul yılları, okul dönemi -LEERTJE: h, (-s) pul, sızıntı lastiği, deri tıkaç -LEERWAREN: d, mv/çoğ deri eşyalar -LEERZAAM: s, z, (...zamer, - st) 1 (onderwijzend) öğretici, eğitici, eğitsel, 2 (leergierig) öğrenmeye hevesli/istekli -LEESBAAR: s, okunaklı, açık -LEESBEURT: d, (- en) okuma sırası -LEESBIBLIOTHEEK: d, (...theken) ödünç kitap verme kütüphanesi, -LEESBOEK: h, (- en) okuma kitabı -LEESBRIL: h, (- len) okuma gözlüğü -LEESGROEP: d, (- en) okuma grubu -LEESHOEK: d, (- en) okuma köşesi -LEESKAMER: d, (-s) okuma salonu/odası, -LEESLES: d, (- sen) okuma dersi -LEESPLEZIER: h, okuma zevki -LEESSTOF: d, okuma araç ve gereçleri, -LEEST: d, 1 (v, lichaam) endam, boy bos, 2 (- en) (v, schoenmaker) kalıp, schoenmaker, hou je bij je -! çizmeyi yukarı çıkma! op dezelfde - geschoeid zijn bir kalıptan çıkmak, aynı temelde kurulmak/biçimlenmek/örgütlenmek, aynı temel düşünceye dayanmak, 3 (taille) (- en) anat, bel -LEESTAFEL: d, (-s) okuma masası -LEESTEKEN: h, (-s) noktalama işareti -LEESVOER: h, sıradan yazın -LEESWIJZER: d, (-s) okuma göstergeci -LEESWOEDE: d, okuma düşkünlüğü, kitap kurtluğu -LEESZAAL: d, (...zalen) okuma salonu -LEEUW: d, (- en) zo, aslan, zij vochten als - n aslan gibi döğüştüler, astr, de Leeuw Aslan burcu, zich in het hol van de - wagen kendini ateşe atmak, kendini tehlikeye atmak, -LEEUWENBEK: d, (- ken) bot, aslanağzı -LEEUWENDEEL: h, (...delen) aslan payı -LEEUWENHUID: d, (- en) aslan derisi -LEEUWENKUIL: d, (- en) aslan ini -LEEUWENTEMMER: d, (-s) aslan terbiyecisi -LEEUWERIK: d, (- ken) zo, tarlakuşu, toygar, çayırkuşu -LEEUWIN: d, (- nen) dişi aslan -LEEWATER: h, eklem sıvısı -LEF: d, h, cesaret, yürek, kom op als je - hebt cesaretin varsa gel -LEFDOEKJE: h, (-s) zie/bkz pochet -LEFGOZER: d, (-s) spreekt/kd palavracı, övüngen -LEG: d, aan de - zijn yumurtada olmak -LEGAAL: s, z, (...galer, st) yasal, kanuni, meşru, -LEGAAT: I (...gaten) h, 1 mal vasiyeti, 2 (goederen) miras, II (pauselijk gezant) papa delegesi -LEGALISATIE: d, (-s) (resmen) onama, tasdik, yasallaştırma -LEGALISEREN: f, g, (legaliseerde, h gelegaliseerd) yasallaştırmak, resmen tasdik etmek, onaylamak -LEGALITEIT: d, yasallık -LEGATEREN: f, g, (legateerde, h, gelegateerd) vasiyet etmek -LEGATIE: d, (-s) 1 (orta) elçilik, 2 (gebouw) sefarethame, elçilik binası -LEGBATTERIJ: d, (- en) modern tavuk çiftliği, -LEGEN: f, g, (leegde, h, geleegd) zie/bkz ledigen -LEGENDA: d, (-s) (haritada vb,) işaret açıklaması -LEGENDARISCH: s, z, efsanevi, efsane türünden, masal türünden -LEGENDE: d, efsane, masal -LEGER: h, (-s) 1 (v, dieren) in, yuva, 2 mil/ask ordu, 3 (menigte) yığın, sürü, 4 tech/tek yatak, yuva -LEGERAANVOERDER: d, (-s) mil/ask komutan -LEGERARTS: d, (- en) askeri doktor -LEGERBERICHT: h, (- en) askeri haber -LEGEREN: I f, g, (legeerde, h, gelegeerd) alaşım haline getirmek, (madenleri) eritip karıştırmak II f, gs, (legerde, is ge\egerd) 1 kamp yapmak, 2 g, (- h) kamp yaptırmak -LEGERING: d, (- en) kamp -LEGERING: d, (- en) alaşım -LEGERKAMP: h, (- en) askeri kamp, ordugah -LEGERLEIDING: d, (- en) ordu idaresi/kumandası, -LEGERMACHT: d, ordu gücü -LEGERPLAATS: d, (- en) ordugâh -LEGERTENT: d, (- en) asker çadırı -LEGES: d, mv/çoğ harçlar, işlem masrafları -LEGGEN: f, g, (legde, h, gelegd) koymak, een kaartje - kağıt atmak, elini oynamak, * een ei - yumurtlamak, een kabel - kablo döşemek, aan de dag - gün ışığına çıkarmak, de vinger op de wond - yaraya parmak basmak, gewicht in de schaal - ağırlığını koymak, aan banden - zie/bkz band -LEGGER: d, (-s) 1 (klapper, register) dosya, klasör, 2 (vloerbalk) payanda -LEGHEN: d, (- nen) yumurta tavuğu -LEGIO: s, sayısız -LEGIOEN: h, hist/tar alay -LEGISLATIEF: s, yasama ile ilgili, de legislatieve macht yasama organı -LEGITIEM: s, yasal, meşru, kanuni -LEGITIMATIE: d, 1 meşru kılma, (v, kind) nesebi tashih, 2 (-s) (bewijs) kimlik -LEGITIMATIEBEWIJS: h, (...wijzen) kimlik belgesi -LEGITIMATIEKAART: d, (- en) kimlik kartı -LEGITIMEREN: f, g, (legitimeerde, h, gelegitimeerd) zich - kimliğini ispatlamak -LEGKIP: d, (- pen) yumurta tavuğu -LEGPENNING: d, (- en) hatıra madalya -LEGPUZZEL: d, (-s) ekleyap bulmaca, parçaları yerli yerine koyma bulmacası -LEGUAAN: d, (leguanen) zo, iguana -LEI: d, h, (- en) kayrak, kaygantaşı, damtaşı, met schone - beginnen (eski hataları düşünmeden) yeniden başlamal -LEIBAND: d, (- en) çocuk yürütme kuşağı, aan de - lopen ipi başkalarında olmak, sakalı ele vermek -LEIBOOM: d, (...bomen) ispalya, duvara sarılan ağaç -LEIDEKKER: d, (-s) dam taşı döşemecisi -LEIDEN: f, g, (leidde, h, geleid) 1 (besturen) yönetmek, idare etmek, yürütmek, de geleide economie güdümlü ekonomi, een concert - konser yönetmek, een vergadering - toplantı yönetmek, 2 sp, başı çekmek, 3 (de weg wijzen) eşlik etmek, kılavuzluk etmek, yol göstermek, geçirmek, 4 sürdürmek, een rustig leven - sakin bir yaşam sürdürmek, 5 götürmek, dat leidt tot niets bu (bizi) bir yere götürmez, bir sonuca varılmaz -LEIDER: d, (-s) 1 lider, önder, öncü, rehber, başkan, şef, kılavuz, bende- çete lideri, çete elebaşısı, delegatie- delege başkanı, partij- parti başkanı, parti lideri, stakings- grev öncüsü, 2 sp, lider -LEIDERSCHAP: d, liderlik, öncülük, önderlik, -LEIDING: d, (- en) 1 kılavuzluk, rehberlik, öncü!ük, mil/ask komuta, liderlik, kinderen hebben - nodig çocukların kılavuzluğa ihtiyacı var, - geven aan -(y)i yönetmek, onder - van ... - nin öncülüğünde, - nin liderliğinde, (v, orkest) şefliğinde, 2 (bestuur) yönetim, idare, (personen) yönetim, idare, idare kurulu, de - heeft vergadering om twee uur idarenin saat ikide toplantısı var, iemand van de - yönetimden biri, eenhoofdige - tek kişilik yönetim, 3 sp, de - nemen başa geçmek, 4 (buis, koker enz,) hat, döşem, (v, buis enz) boru şebekesi, (draad) kablo, kablu döşemi, - aanleggen hat döşemek, de - vernieuwen döşemi/hattı yenilemek, gas- gaz borusu, gaz döşemi, elektrische- elektrik döşemi, ondergrondse- yeraltı döşemi -LEIDINGGEVEND: s, yönetici, idareci, kılavuzluk edici, - e capaciteiten yönetici kapasitesi/yeteneği -LEIDINGNET: h, (- ten) döşem ağı -LEIDINGWATER: h, çeşme suyu -LEIDRAAD: d, (...draden) (handleiding) elkitabı, ders kitabı, rehber, kılavuz -LEIDSTER: d, (-s) (bayan) kılavuz, lider -LEIEN: s, kayagan taşından -LEIENDAK: h, (- en) kayagantaşı döşeli çatı -LEIKLEURIG: s, kayrak renginde, kayagantaşı renginde -LEISEL: h, (-s) zie/bkz leidsel -LEISTEEN: h, d, kayrak, kayagantaşı, damtaşı -LEK: I s, sızdıran, kaçıran, sızıntılı, - ke band patlak teker, hava sızdıran teker, zo - als een mandje sepet gibi, elek gibi, II h, (- ken) sızıntı yeri, delik, çatlak, yarık -LEKENBROEDER: d, (-s) keşiş -LEKKAGE: d, (-s) sızıntı, (gat) delik, sızıntı yeri -LEKKEN: f, gs, (lekte, h, gelekt) sızmak, sızıntı yapmak -LEKKER: s, z, (- der, - st) 1 (v, smaak) lezzetli, leziz, nefis, enfes, tatlı, güzel, ik vind het niet - hoşuma gitmiyor, een - karweitje çok tatsız tuzsuz bir iş, iets - s tatlı bir şey, 2 (v, geur) hoş, güzel, iyi, 3 (v, het weer) güzel, iç açıcı, 4 (gezond) iyi, hoş, ik voel me niet - kendimi iyi hissetmiyorum, zo - als een kip demir gibi, sapa sağlam, turp gibi, çaksan yere girer, çakı gibi, iemand - maken birinin hoşuna gidecek bir şey anlatmak/yapmak, - is maar een vinger lang gülün ömrü az olur -LEKKERBEK: d, (- ken) ağzının tadını bilen kimse -LEKKERBEKJE: h, (-s) kızartılmış mezgit balığı -LEKKERNIJ: d, (- en) (snoepgoed) şeker, şekerli şey -LEKKERS: h, (snoep) şeker, (hapje) tatlı şey -LEL: d, (- len) 1 anat, lop, de - van het oor kulak memesi, 2 (v, hanen) küpe, sarkık gerdan, 3 (klap) sille, tokat -LELIE: d, (- s, - lien) bot, zambak, Turkse- kırmızı zambak, Istanbul zambağı -LELIEACHTIGEN: d, mv/çoğ zambakgiller -LELIETJE-VAN-DALEN: d, (lelietjes- van- dalen) bot, inciçiçeği -LELIJK: s, z, 1 çirkin, biçimsiz, een - gezicht çirkin bir surat, 2 (slecht) kötü, çirkin, berbat, fena, er - uitzien çirkin görünmek, - e woorden çirkin sözler -LELIJKAARD: d, (-s) 1 suratsız, çirkin kimse, 2 (gemeen persoon) adi herif -LELIJKERD: d, (-s) 1 suratsız, çirkin kimse, 2 (gemeen persoon) adi herif -LELIJKHEID: d, çirkinlik, biçimsizlik -LELLEBEL: d, (- len) sürtük, sürtük kadın -LEMEN: s, topraktan, een - vloer toprak zemin -LEMMA: h, (- ta, - s) 1 (stelling) yardımcı teorem (isbatı mümkün olan ilmi kaziye, dava) geçici teorem, 2 (v, woordenboek) giriş sözcüğü, madde başı kelimesi -LEMMET: h, (- en) ağız, het - van een mes bıçak ağzı -LEMMING: d, (- s, - en) zo, yabansıçanı, kır faresi, kır sıçanı -LENDE: d, (- nen) anat, bel -LENDENLAM: s, beli inmeli, beli felçli -LENDEWERVEL: d, (-s) bel omurları -LENEN: f, g, (leende, h, geleend) 1 iemand iets - birine bir şeyi ödünç vermek, eğreti vermek, ik heb hem fl 100 geleend ona yüz gulden verdim, 2 iemand zijn oor - birine kulak vermek, birini dinlemek, 3 iets van iemand - birinden bir şeyi eğreti almak, ödünç almak, ik heb dat boek van haar geleend bu kitabı ondan ödünç aldım -LENER: d, (-s) eğretici, ödünççü -LENG: d, (- en) zo, morinaya benzer bir balık -LENGEN: f, gs, (lengde, is gelengd) (gün) uzamak -LENGTE: d, (- n, - s) 1 uzunluk, boy, de - van een weg yoluzunluğu, 2 aardr/coğr boylam, in zijn volle - boylamasına, uzunlamasına, boydan boya, het moet uit de - of uit de breedte komen ya öyle ya böyle olacak -LENGTEAS: d, (- sen) uzunlamasına eksen -LENGTECIRKEL: d, (-s) aardr/coğr meridyen -LENGTEGRAAD: d, (...graden) boylam derecesi -LENGTEMAAT: d, (...maten) uzunluk ölçüsü -LENGTERICHTING: d, (- en) in de - uzunlamasına -LENIG: s, z, 1 yumuşak, eğilir, bükülür, esnek, 2 fig/mec esnek -LENIGEN: f, g, (lenigde, h, gelenigd) 1 esnetmek, yumuşatmak, 2 fig/mec (acı) hafifletmek, yatıştırmak, azaltmak -LENING: d, (- en) borç, ikraz -LENINISME: h, Leninizm -LENINIST: d, (- en) Leninci, Leninist -LENS:d, (lenzen) 1 mercek, 2 (contactlens) lens, 3 anat, gözmerceği -LENSPOMP: d, (- en) scheep/den sintine tulumbası -LENTE: d, (-s) ilkbahar, bahar -LENTEACHTIG: s, bahar gibi -LENTEBODE: d, (- n, - s) bahar müjdecisi -LENTEDAG: d, (- en) ilkbahar günü -LEPEL: d, (-s) 1 kaşık, (grote-) kepçe, een eet- yemek kaşığı, een thee- çay kaşığı, 2 (v, haas) kulak -LEPELAAR: d, (- s, ...laren) zo, kaşıklıbalıkçıl kuşu -LEPELBLAD: h, bot, kaşık otu -LEPELEN: f, g, (lepelde, h, gelepeld) kaşıklamak, kepçelemek, kaşıkla yemek, kaşık sallamak -LEPERD: d, (-s) iron/aly kurnaz, akıl kumkuması, şeytan, uyanık -LEPRA: d, med/tıb cüzzam, miskin hastalığı -LEPRALIJDER: d, (-s) cüzamlı, cüzarnlı hasta -LERAAR: d, (,,raren, - s) 1 (erkek) öğretmen, eğitmen, (gezegd op middelbare scholen) hoca, 2 (predikant) vaiz -LERAARSCHAP: h, öğretmenlik -LERAARSKAMER: d, (-s) öğretmenler odası -LERAARSVERGADERING: d, (- en) öğretmenler toplantısl -LERARES: d, (- sen) (bayan) öğretmen, (gezegd op middelbare scholen) hoca -LEREN: I f, g, (leerde, h, geleerd) 1 (onderwijzen) öğretmek, iemand iets - birine bir şey öğretmek, iemand - schrijven birine yazmayı öğretmek, 2 öğrenmek, de leerlingen moeten Turks - op school öğrenciler okulda Türkçe öğrenmeli, ik leer Duits Almanca öğreniyorum, uit het hoofd - ezberlemek, al doende leert men kim üstat doğar, insan yaparak öğrenir, II gs, 1 (onderwijs geven) ders vermek, 2 (preken) vaaz vermek, ik zal je -! sana gösteririm! III s, deriden -LERING: (- en) ders, - trekken uit iets bir şeyden ders çıkarmak -LES: d, (- sen) ders, een taal- dil dersi, iemand een - je geven birine dersini vermek, haddini bildirmek, ik heb vandaag twee - sen bugün iki dersim var, - geven ders vermek, iemand de - lezen birini paylamak, burnunu sürtmek, - nemen bij iemand birinden ders almak, tijdens de - ders esnasında -LESAUTO: d, (-s) ders arabası, talim otomobili, alıştırma arabası -LESBIENNE: d, (-s) sevici, eşcinsel kadın -LESBISCH: s, z, sevici -LESBOS: Midilli -LESGELD: h, (- en) ders ücreti, ders parası -LESGEVEN: h, ders verme -LESJE: h, (-s) ibret -LESLOKAAL: h, (...kalen) derslik, dershane, sınıf -LESROOSTER: d, h, (-s) ders cetveli, ders programı, ders çizelgesi -LESSEN: f, g, (leste, h, gelest) 1 söndürmek, de dorst - susuzluğunu gidermek, 2 (rijles nemen) araba dersi almak -LESSENAAR: d, (-s) alçak masa, rahle, (in school) sıra -LEST: s, z, lest best! son olan en iyi olanıdır, ten - e ! zie/bkz ten laatste -LESTOESTEL: h, (- len) mil/ask eğitim uçağı -LESUUR: h, (...uren) ders saati -LESVLUCHT: d, (- ten) eğitim uçuşu -LESWAGEN: d, (-s) ders arabası/otosu -LET: d, (- ten) Letonyalı -LETALITEIT: d, öldürücülük -LETHARGIE: d, med/tıb letarij, uyku hastalığı, fig/mec uyuşukluk, hımbıllık, mızmızlık -LETLAND: Letonya (cumhuriyeti) -LETS: s, Letonyaya ait -LETSEL: h, (-s) yara, bere, - krijgen yaralanmak -LETTEN: f, gs, (lette, h, gelet) 1 - op -(y)a/e dikkat etmek, göz kulak olmak, özen göstermek, ihtimam göstermek, niet op zijn zaken - işlerine özen göstermemek, let op de kinderen çocuklara dikkat et, çocuklara göz kulak ol, let op je woorden! sözlerine dikkat et! ağzından çıkanı kulağın duysun, let wel ,,! dikkatini çekerim,,! 2 (beletten) engellemek, önlemek, wat let je? seni engelleyen ne olabilir ki? -LETTER: d, (-s) 1 harf, grote- büyük harf, kleine- küçük harf, de kleine - jes detaylar, naar de - harfen, harfi harfine, een druk- een zet- matbaa harfi, bası harfi, geen letter (van waar enz,) bir kelimesi bile (doğru değil vb,,) 2 (- en) d, mv/çoğ, dil ve edebiyat -LETTEREN: d, mv/çoğ (letterkunde) edebiyat, gökçeedebiyatı -LETTERGIETER: d, (-s) harfçi, harf dökümcüsü -LETTERGIETERIJ: d, (- en) harfçilik, harf dökümcülüğü -LETTERGREEP: d, (...grepen) hece, een open - açık hece, een gesloten - kapalı hece -LETTERKORPS: h, (- en) (lettergrootte) harf büyüklüğü -LETTERKUNDE: d, edebiyat, gökçeedebiyatı -LETTERKUNDIG: s, z,edebiyatla ilgili, edebi -LETTERKUNDIGE: d, (- en) edebiyatçı, -LETTERLIJK: s, z, 1 harfen, harfi harfine, aynen, 2 (volstrekt) tam manasıyla, abartmaksızın -LETTERRAADSEL: h, (-s) harf bilmecesi -LETTERSLOT: h, (- en) şifreli kilit -LETTERSOORT: d, (- en) harf türü, harf çeşidi -LETTERTEKEN: h, (-s) harf -LETTERTYPE: h, (- n, - s) harf çeşidi, -LETTERVERSPRINGING: d, (- en) taalk/dilb göçüşme (telafuz güçlüğünden dolayı bir kelimede yer alan seslilerle sessizlerin yer değiştirmesi) -LETTERWOORD: h, (- en) kısaltma sözcük -LETTERZETTER: d, (-s) druk/matb dizgici -LETTERZIFTEN: h, kılı kırk yarma, ince eleyip sıkı dokuma -LEUGEN: d, (-s) yalan, al is de - nog zo snel, de waarheid achterhaalt haar wel yalancının mumu yatsıya kadar yanar, arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar, een - om bestwil makbul yalan, (grote) schaamteloze - kuyruklu yalan, katmerli yalan, - en bedrog yalan dolan -LEUGENAAR: d, (-s) (erkek) yalancı, düzenci -LEUGENACHTIG: s, 1 (persoon) yalancı, 2 (onwaar) yalan, uyduruk, düzmece -LEUGENDETECTOR: d, (- s, - en) yalan makinası -LEUK: s, z, 1 (aardig) hoş, sevimli, ömür, güzel, ik vind het erg - bence çok hoş, hoşuma gidiyor, een - e man ömür adam, die jurk staat je - entari sende iyi duruyor, sana yakışıyor, alles - en aardig, maar iyi/güzel ama, aması var, 2 (grappig) komik, gırgır -LEUKEMIE: d, med/tıb lösemi, kan kanseri -LEUKERD: d, (-s) hoş kimse, komik adam -LEUKOPLAST: d, yapışkan band, yapıştırma bandı -LEUNEN: f, gs, (leunde, h, geleund) 1 - op -(y)a/e dayanmak, 2 - tegen -(y)a/e yaslanmak, dayanmak, 3 fig/mec - op -(y)a/e bağımlı olmak -LEUNING: d, (- en) parmaklık, korkuluk, tırabzan, (v, stoel) arkalık, yaslanmalık -LEUNINGSTOEL: d, (- en) koltuk, kollu sandalye -LEUREN: f, gs, (leurde, h, geleurd) 1 - met satmak, sokak satıcılığı yapmak, hij leurt met groenten seyyar sebze satar, 2 fig/mec tellallık etmek, önüne gelene anlatmak -LEUS: d, (leuzen) slogan, şiar, de leuzen van de partij parti sloganı -LEUT: I d, spreekt/kd kahve, een bakkie - bir fincan kahve II d, zevk, gırgır, het is maar voor de - gırgır olsun diye, alt tarafı şaka -LEUTERAAR: d, (-s) 1 (kletser) çenesi düşük, zevzek, tıraşçı, çeneci, 2 (talmer) tembel, mıymıntı, uyuşuk, hımbıl, savsakçı -LEUTEREN: f, gs, (leuterde, h, geleuterd) fig/mec çene yapmak, zevzeklik etmek, dır dır etmek -LEUTERPRAATJE: h, (-s) gevezelik, zevzeklik, boş laf -LEVANT: d, Akdenizin doğu sahili -LEVEN: I f, gs, (leefde, h, geleefd) 1 yaşamak, hayatta olmak, leeft je moeder nog? annen hâlâ yaşıyor mu? 2 (bestaan) var olmak, yaşamak, yaşam sürdürmek, 3 (zich voeden met) beslenmek, yaşamak, van melk - sütle beslenmek, van gras - çimenle beslenmek, van de hand in de tand - har vurup harman savurmak, - als kat en hond kediyle köpek gibi geçinmek, dalaşmadan edememek, matig - ölçülü yaşamak II 1 yaşam, hayat, dirim, het - der mensen insan yaşamı, geen - hebben kötü bir yaşamı olmak, hayatına hayat dememek, zolang er - is, is er hoop çıkmadık canda umut vardır, om het brengen - öldürmek, om het - komen (kazada) hayatını yitirmek, iemand naar het - staan birini ölümle tehdit etmek, birinin hayatına kastetmek, zijn - op het spel zetten hayatıyla oynamak, başını/kelleyi koltuğuna almak, zijn - duur verkopen postu ele vermemek, zijn - wagen hayatını tehlikeye atmak, in - zijn hayatta olmak, iemand het - zuur maken birine hayatı zehir etmek, 2 (levendigheid) canlılık, hareket, hayat, er is - in de handel ticarette canlılık var, 3 (levenstijd) ömür, het - is kort ömür kısa, 4 (herrie) gürültü, patırtı, yaygara, * iets in het - roepen bir şeyi oluşturmak, meydana getirmek, een strijd op - en dood ölüm kalım mücadelesi, naar iets toe - bir şeye umutlanmak, ümitlenmek, zo iets heb ik nog nooit van mijn - gedaan ömrümde öyle bir şey yapmadım -LEVEND: s, 1 canlı, yaşayan, diri, dirimli, ömürlü, de - e natuur canlı hayat/doğa, canlılar dünyası, de - e talen yaşayan diller, 2 (v, vereniging) hareketli, canlı, kıvıl kıvıl, -LEVENDBAREND: s, doğurucu, vivipar -LEVENDIG: s, z,1 (v, zaken) hareketli, canlı, yoğun, een - verkeer yoğun bir trafik, 2 (vurig, opgewekt) hayat dolu, kıvıl kıvıl, canlı, güçlü, een - kind kıvıl kıvıl bir çocuk, dat kan ik mij - voorstellen onu canlı bir şekilde tahayyül edebiliyorum -LEVENLOOS: s, 1 (dood) ölü, cansız, ruhsuz, 2 (saai) sıkıcı, neşesiz, ruhsuz -LEVENSADER: d, (- en) fig/mec hayat damarı, can damarı -LEVENSAVOND: d, vero/eski ihtiyarlık -LEVENSBEHOEFTE: d, (-n) temel ihtiyaç maddesi, temel gereksinme -LEVENSBEHOUD: h, hayat kurtarma -LEVENSBELANG: h, hayati önem, van - hayati önemi olan -LEVENSBESCHOUWING: d, (- en) dünya görüşü -LEVENSBESCHRIJVING: d, (- en) yaşamöyküsü, biyografi -LEVENSBRON: d, (- nen) hayat kaynağı -LEVENSDUUR: d, ömür, yaşam süresi -LEVENSELIXER: Levenselixir: h, (-s) abıhayat, bengisu -LEVENSERVARING: d, yaşam deneyimi, hayat tecrübesi -LEVENSFILOSOFIE: d, yaşam! hayat felsefesi -LEVENSFASE: d, (-n) yaşam evresi! aşaması -LEVENSGEESTEN: d, mv/çog ruh, hayat gücü, yaşam enerjisi, de - bij iemand opwekken birinin ruhunu canlandırmak, birini şenlendirmek, birinin gözünü gönlünü açmak, -LEVENSGENIETER: d, (-s) keyif adamı -LEVENSGEVAAR: h, yaşam tehlikesi, hayati tehlike -LEVENSGEVAARLIJK: s, z,ölümcül, hayati tehlike arz eden, çok tehlikeli -LEVENSGEZEL: d, (- len) (erkek) hayat arkadaşı -LEVENSGEZELLIN: d, (- nen) (bayan) hayat arkadaşı -LEVENSGROOT: s, doğal büyüklükte, gerçek büyüklükte olan, fig/mec een - probleem çok büyük bir sorun -LEVENSHOUDING: d, (- en) yaşayış -LEVENSKLACHT: d, (- en) yaşama gücü -LEVENSKWESTIE: d, ölüm kalım meselesi, hayati mesele/sorun -LEVENSLANG: s, z, ömür boyu -LEVENSLICHT: h, het - aanschouwen hayat ışığını görmek, dogmak -LEVENSLIED: h, (- eren) destan, ağıt -LEVENSLOOP: d, hayatm akışı -LEVENSLUST: d, yaşam isteği, -LEVENSLUSTIG: s, yaşama istekli, coşkulu -LEVENSMIDDELEN: d, mv/çoğ (temel) gıda maddeleri -LEVENSMIDDELENBEDRIJF: d, (...drijven) gıda maddeleri mağazası/firması -LEVENSMOE: s, yaşamdan bıkkın, hayattan bezmiş -LEVENSMYSTERIE: h, (- s, ,,terien) yaşamın sırrı -LEVENSOMSTANDIGHEDEN: d, mv/çoğ ortam, yaşam koşulları -LEVENSONDERHOUD: h, geçim, kosten van - geçim masrafları -LEVENSOPVATTING: d, (- en) hayat anlayışı, hayat felsefesi -LEVENSOVERTUIGING: d, (- en) yaşam! dünya görüşü -LEVENSPAD: h, (- en) hayat yolu, op mijn - yaşamımda, yaşamım boyunca -LEVENSSFEER: d, özel yaşam! hayat -LEVENSSTANDAARD: d, hayat standardı, yaşam düzeyi -LEVENSSTIJL: d, (- en) yaşam! hayat tarzı -LEVENSTEKEN: h, (- en, - s) hayat belirtisi -LEVENSVATBAAR: s, yaşama gücü olan, yaşayacak güçte, ayakta kalacak cinsten, -LEVENSVERHAAL: h, (...verhalen) yaşam öyküsü -LEVENSVERVULLING: d yaşama anlamı, içerik kazandırma -LEVENSVERWACHTING: d, yaşam beklentisi -LEVENSVERZEKERING: d (- en) hayat/yaşam sigortası -LEVENSVERZEKERINGSMAATSCHAPPIJ: d, (- en) hayat sigortası şirketi -LEVENSVOORWAARDE: d, (-n) yaşam şartları, yaşama koşulu -LEVENSVRAAG: d, (...vragen) zie/bkz levenskwestie -LEVENSVREUGDE: d, yaşama sevinci -LEVENSWANDEL: d, ahlaki hayat tarzı -LEVENSWEG: d, hayat yolu -LEVENSWERK: h, ömür işi, hayat işi -LEVENSWIJZE: d, (-n) yaşam biçimi, hayat tarzı, yaşantı, yaşayış -LEVER: d, (-s) 1 ciğer, kalfs- dana ciğeri, 2 anat, karaciğer, iets op zijn - hebben içinde anlatmak istediği bir derdi olmak, içine dert olan bir şeyi anlatmak istemek, içinde sindiremediği bir şeyi olmak -LEVERANCIER: d, (- en) tedarikçi, dağıtımcı, sağlayıcı -LEVERANTIE: d, 1 tedarik, sağlama, 2 (-s) (koopwaar) mal -LEVERBAAR: s, 1 (af te leveren) teslim edilir, teslime hazır, 2 (te verschaffen) tedarik edilir, uit voorraad - stoktan sağlanabilir, tedarik edilebilir -LEVEREN: f, g, (leverde, h, geleverd) 1 (afleveren) teslim etmek, vermek, 2 (verschaffen) sağlamak, tedarik etmek, temin etmek, 3 iemand werk - birine iş çıkarmak, 4 (produceren) yapmak, üretmek, goed werk - iyi iş çıkarmak, iyi iş üretmek, iyi iş yapmak, het hem - biriyle başa çıkmak, baş etmek -LEVERING: d, 1 (aflevering) teslim, (verschaffing) tedarik, temin, 2 (- en) (goederen) teslim edilen şey, dag van - teslim günü, plaats van - teslim yeri -LEVERINGSCONDITIES: d, mv/çoğ zie/bkz leveringsvoorwaarden -LEVERINGSCONTRACT: h, (- en) teslim sözleşmesi, teslim kontratı -LEVERINGSDATUM: d, (,,data, - s) teslim tarihi -LEVERINGSPRIJS: d, (...prijzen) teslim fiyatı, teslim ücreti -LEVERINGSTERMIJN: d, (- en) teslim müddeti, teslim süresi -LEVERINGSTIJD: d, (- en) zie/bkz leveringstermijn -LEVERINGSVOORWAARDEN: d, mv/çoğ teslim koşulları, teslim şartları -LEVERKAAS: d, karaciğer ezmesi -LEVERKLEURIG: s, karaciğer renginde -LEVERKRUID: h, bot, şeytan saçı -LEVERTIJD: d, (- en) teslim süresi -LEVERTRAAN: d, balık yağı -LEVERWORST: d, (- en) karaciğer sucuğu -LEXICOGRAAF: d, (...grafen) sözlük bilimci, lügatçi, -LEXICOGRAFIE: d, sözlükbilim, lügatçilik -LEXICOLOGIE: d, sözcükbilim -LEXICOLOOG: d, (...logen) sözcükbilimci -LEXICON: h, (- s, ...ca) bilimsel sözlük -LEZEN: f, g, (las, h, gelezen) 1 okumak, een brief - mektup okumak, boeken - kitap okumak, 2 (verzamelen) toplamak, (uitzoeken) seçmek, 3 okuyup sunmak, de schrijver zal een paar stukjes uit zijn eigen roman - yazar kendi romanından bazı bölümler okuyacak, bazı bölümler sunacak, iets op iemands gezicht - bir şeyi birinin yüzünden okumak, gözlerinden anlamak -LEZENAAR: d, (-s) vero/eski rahle, okuma masası -LEZENSWAARDIG: s, okumaya deger, okuma zahmetine değer -LEZER: d, (-s) (erkek) okuyucu -LEZERES: d, (- sen) (bayan) okuyucu -LEZING: d, (- en) konferans, een - houden over ...hakkında konferans vermek -L.H d, afk/kıs Landbouw Hogeschool Tarım yüksek okulu, Ziraat yüksek okulu, -LIAAN: Liane: d, (lianen) bot, sarmaşan, liyan -LIAISON: d, (-s) aşk ilişkisi -LIBANEES: I d, (Libanezen) Lübnanlı, II h, (dil) Lübnan dili -LIBANESE: d, Lübnanlı -LIBANON: h, Lübnan -LIBEL: d, (- len) zo, yusufçuk, kızböcegi -LIBELLELARVE: d, (-n) yusufçuk larvası -LIBERAAL: I s, z, (...raler, - st) 1 ( vrijgevig) cömert, eliaçık, 2 (onbevooroordeeld) tarafsız, önyargısız, ekon/pol liberal, serbest, hür, II d, (...ralen) liberal, serdestlik taraftarı, -LIBERALISATIE: d, (-s) liberalleşme, liberalleştirme, -LIBERALISEREN: f, g, (liberaliseerde, h, geliberaliseerd) liberalleştirmek, serbestleştirmek, -LIBERALISME: h, erkincilik, Liberalizm, serbest iktisat, -LIBERALISTISCH: s, z, liberal -LIBERALITEIT: d, liberallik -LIBIE: Libya, -LIBIER: d, (-s) (erkek) Libyalı -LIBISCHE: d, (-n) (bayan) Libyalı -LIBIDO: d, psych/psik libido -LIBRETTO: h, (-s) libretto, opera metni, opera güftesi -LIBRIUM: h, sakinleştirici bir ilaç, - slikken sakinleştirici ilaç yutmak -LICENTIE: d, (-s) izin, ruhsat, lisans -LICENTIEHOUDER: d, (-s) ruhsat sahibi -LICHAAM: h, (lichamen) 1 vücut, beden, yapı, bünye, gövde, - en ziel ruh ve beden, een sterk - sağlam bir bünye, 2 (vereniging) yapı, organ, een wetgevend - yasama organı, 3 cisim, vloeibare en gasvormige lichamen akıcı ve gaz şeklinde cisimler -LICHAAMSBEWEGING: d, (- en) beden hareketi -LICHAAMSBOUW: d, beden yapısı, vücut yapısı, bünye -LICHAAMSDEEL: h, (...delen) uzuv, organ, vücudun bir kısmı -LICHAAMSGEBREK: h, (- en) bedensel kusur, bedensel sakatlık -LICHAAMSGESTEL: h, (- len) vücut yapısı, bünye -LICHAAMSKRACHT: d, (- en) fiziksel güç, bilek gücü, çelim -LICHAAMSOEFENING: d, (- en) beden hareketi -LICHAAMSTEMPERATUUR: d, vücut ısısı -LICHAAMSWARMTE: d, vücut ısısı -LICHAMELIJK: s, z, bedensel, bünyesel, vücutsal, bedenle ilgili, fiziksel, bedeni, - gebreken bedensel kusur, sakatlık, -LICHT: I h, (- en) 1 ışık, ziya, şavk, ışın, - uitstralen ışık saçmak, 2 (lamp) ışık, lamba, het - aandoen ışığı açmak, 3 (venster) aydınlık, 4 fig/mec aan het - brengen gün ışığına çıkarrnak, 5 fig/mec (levenslicht) hayat ışığı, het - zien doğmak, dünyaya gelmek, * aan het - komen/treden açığa çıkmak, - geven ışık vermek, er gaat mij een - op (şimdi) anlamaya başlıyorum, aklıma bir fikir geliyor II s, z, 1 açık, aydınlık, ışık, het is hier - burası aydınlık, 2 (v, kleur) açık, - bruin açık kahverengi III s, z, 1 (niet zwaar) hafif, zo - als een veer tüy gibi hafif, 2 (gemakkelijk) kolay, zahmetsiz, basit, müşkülatsız, veel handen maken - werk işbirliği işi kolaylaştırır, bir elin nesi var iki elin sesi var, 3 - sigaret nikotini az sigara, hafif sigara, 4 (v, geluid) hafif, yumuşak, 5 (losbandig) uçarı, hafifmeşrep, IV z, 1 çabuk, hemen, kolay, iets - opnemen sorun olarak görmemek, fazla önem vermemek, hafife almak, bir şeyi ciddiye almamak, iets - vergeten bir şeyi kolay unutmak -LICHTBAK: d, (- ken) ışıklı kutu/çerçeve -LICHTBEELD: h, (- en) projeksiyonla düşürülen şekil, ışık görüntüsü -LICHTBLAUW: I s, açık mavi, II h, açık mavi renk -LICHTBOEI: d, (- en) scheep/den fenerli şamandıra, ışıklı şamandıra -LICHTBOOG: d, (...bogen) elek, ark -LICHTBRON: d, (- nen) ışık kaynağı -LICHTDICHT: s, ışık geçirmez -LICHTDRUK: d, (- ken) foto, fototipi -LICHTECHT: s, ışıktan solmaz, rengini atmaz -LICHTEFFECT: h, (- en) ışık etkisi -LICHTELIJK: z, kolay, zahmetsiz, (beetje) biraz, -LICHTEN: I f, gs, (lichtte, h, gelicht) 1 ışık vermek, parlamak, 2 (weerlichten) şimşek çakrnak II f, g, (lichtte, h, gelicht) 1 (tillen) kaldırmak, yukarı çıkarmak, yukarı çekmek, 2 de brievenbus - posta kutusunu açmak, postayı almak, posta kutusunu boşaltmak, 3 iemand de voet - birinin kuyusunu kazmak, birini işinden etmeye çalışmak, 4 iemand van zijn bed - birini yatağında tutuklamak, 5 mil/ask askere almak, askere çağırmak -LICHTER: d, (-s) scheep/den salapurya, limba, layter, -LICHTERLAAIE: in - staan alev alev yanmak, alev içinde olmak, -LICHTGAS: h havagazı, -LICHTGEEL: I s, açık sarı, II h, açık sarı renk -LICHTGELOVIG: s, saf, een - meisje saf bir kız -LICHTGERAAKT: s, çok alıngan, çabuk gücenen -LICHTGEVEND: s, ışıtıcı, ışık veren, ışınır -LICHTGEVOELIG: s, ışığa duyarlı, hassas -LICHTGEWAPEND: s, hafif silahlı -LICHTGEWICHT: I h, sp, hafif siklet, II d, (- en) (persoon) hafif siklet boksör, hafif siklet güreşçi -LICHTING: d, (- en) 1 mil/ask (toplu) askere çağırma, 2 (v, brievenbus) posta! kutusunu boşaltma, postayı toplama -LICHTINVAL: d, ışık düşüşü -LICHTJAAR: h, (...jaren) ışık yılı -LICHTJES: z hafif hafif -LICHTKABEL: d, (-s) elektrik kablosu -LICHTKEGEL: d, (-s) ışık demeti, ışık saçağı -LICHTKOGEL: d, (-s) aydınlatma fişeği, işaret fişeği -LICHTKRANS: d, (- en) ışıklı çelenk -LICHTKROON: d, (...kronen) avize -LICHTLEIDING: d, (- en) elektrik döşemi, ışık ağı -LICHTMAST: d, (- en) elektrik direği, ışık direği -LICHTMETER: d, (-s) fotometre -LICHTNET: h, elektrik ağı/döşemi, -LICHTPUNT: d, (- en) 1 ışık veren nokta, 2 fig/mec ümit verici şey, olumlu nokta -LICHTRECLAME: d, ışıklı reklam -LICHTROOD: I s, açık kırmızı, II h, açık kırmızı -LICHTSCHAKELAAR: d, (-s) elektrik düğmesi -LICHTSCHUW: s, med/tıb fotofobili -LICHTSIGNAAL: h, (...nalen) ışık sinyali -LICHTSNELHEID: d, ışık hızı -LICHTSTRAAL: d, (...stralen) ışın, şua -LICHTTHERAPIE: d, ışınla tedavi -LICHTVAARDIG: s, basiretsiz, düşüncesiz -LICHTVOETIG: s, neşeli, oyun gibi -LICHTZIJDE: d, fig/mec olumlu yan, müsait taraf, yararlı yan -LICHTZINNIG: s, z, düşüncesiz, hoppa, havai, fingirdek, -LICHTZINNIGHEID: d, ( heden) fingirdeklik, fingirdekçe davranış, -LID: h, (leden) 1 anat, uzuv, organ, örgen, 2 (gewricht) eklem, yuva, 3 (v, vereniging) üye, aza, de leden van onze vereniging demeğimizin üyeleri, 4 (ooglid) gözkapağı, 5 (v, wetsartikel) paragraf, bent, fıkra, 6 het mannelijke - penis, 7 (v,familie) göbek, nesil, -LIDMAATSCHAP: h, üyelik, azalık -LIDSTAAT: d, (...staten) üye devlet -LIDWOORD: h, (- en) taalk/dilb tanımlık, harfi tarif -LIED: h, (...eren) türkü, şarkı, hava, het volks- a) halk türküsü, b) (nationaal lied) milli marş, istiklal marşı, een ander - zingen ağız değiştirmek, politika değiştirmek, kıvırtmak, het is altijd hetzelfde - je hep aynı nağme, hep aynı hikaye, het einde van het - je sözün kısası, meselenin sonu, hulasa -LIEDBOEK: Liederenboek: h, (- en) şarkı/türkü kitabı -LIEDEN: d, mv/çoğ insanlar -LIEDERLIJK: s, z, uçarı, çapkın, fena, -LIEF: I h, (lieven) (geliefde) sevgili, yâr II s, (liever, - st) 1 sevgili, mijn lieve vrienden sevgili arkadaşlarım, canciğer arkadaşım, şeker arkadaşım, 2 (best) değerli, sevgili, kıymetli, aziz, 3 (vriendelijk) sevimli, hoş, sempatik, şirin, cana yakın, tatlı, sevecen, 4 (beminnelijk) sevilen, gözde, 5 (aardig) nazik, III z, (liever, - st) (op vriendelijke wijze) nazikçe, cana yakın bir şekilde, tatlı bir şekilde -LIEFDADIG: s, hayırsever, yardımsever -LIEFDADIGHEID: d, hayırseverlik -LIEFDADIGHEIDSVOORSTELLING: d, (- en) yardım gösterisi -LIEFDE: d, (- s, - n) 1 sevgi, aşk, de - voor zijn vader baba sevgisi, een huwelijk uit - aşk evliliği, oude - roest niet eski aşklar ölmez, - is blind aşkın/aşığın gözü kördür, de - bedrijven sevişmek, 2 (belangstelling) ilgi, sevgi, - voor de letterkunde edebiyat sevgisi, edebiyat ilgisi, 3 (persoon) sevgili, yar, gözağrısı, zijn eerste - ilk gözağrısı, -LIEFDESBETREKKING: d, (- en) aşk ilişkisi -LIEFDELOOS: s, z, (...lozer, - t) 1 sevgisiz, şefkatsiz, 2 fig/mec sevimsiz -LIEFDERIJK: s, z, sevgi dolu, şefkat dolu -LIEFDESAFFAIRE: d, (-s) aşna fişne, ince iş -LIEFDESBRIEF: d, (...brieven) aşk mektubu -LIEFDESGESCHIEDENIS: d, (- sen) 1 aşk ilişkisi, aşk macerası, 2 (boek) aşk romanı -LIEFDESLEVEN: h, aşk hayatı -LIEFDESROMAN: d, (-s) aşk romanı -LIEFDESSPEL: h, cinsel birleşme, cinsel münasebet -LIEFDESVERDRIET: h, aşk ıstırabı -LIEFDESVERKLARING: d, (- en) aşk ilanı, ilanı aşk -LIEFDEVOL: s, z, sevgi dolu, aşk dolu, şetkat dolu -LIEFDEWERK: h, (- en) hayır işi -LIEFELIJK: lieflijk: s, z, sevimli, şirin, candan, hoş -LIEFELIJKHEID: lieflijkheid: d, (...heden) sevimlilik, şirinlik -LIEFHEBBEN: f, g, (had lief, h, liefgehad) sevmek -LIEFHEBBER: d, (-s) 1 dost, aşık, hij is een - van kunst sanat aşığıdır, 2 (amateur) amatör, düşkün -LIEFHEBBERIJ: d, (- en) düşkü, hobi, amatörlük, zevk uğraşısı, merak -LIEFJE: h, (-s) dag -! hoşça kalın güzelim/şekerim! -LIEFKOZEN: f, g, (lierkoosde, h, geliefkoosd) okşamak, sevmek -LIEFKOZING: d, (- en) okşama, okşayış -LIEFST: I s, en çok sevilen, en gözde, II z, 1 (het meest gaarne) seve seve, zevkle, 2 (bij voorkeur) tercihen, bilhassa, özellikle, wat wil je nu het - doen? şimdi en çok ne yapmak istiyorsun? ik wil nu het - vroeg naar buiten gaan şimdi mümkün olduğu kadar erken dışarı gitmek istiyorum, - niet bana kalırsa hayır, -LIEFTALLIG: s, z, sevimli, şiıin, tatlı, hoş, zarif, -LIEFTALLIGHEID: d, (...heden) zerafet, şirinlik, cilve, -LIEGBEEST: h, (- en) kinder/çd yalancı domuz -LIEGEN: I f, gs, (loog, h, gelogen) yalan söylemek, yalan atmak, van verre liegt men veel gurbette övünmesi, hamamda türkü çağırmaya benzer, hij liegt alsof het gedrukt staat gözünü kırpmadan yalan söyler, adamın sermayesi yalan, onda yalanın bini bir para, dat liegt er niet om a) dört başı mamur, çok iyi, isabet b) (duidelijk) besbelli, aşikar, II g, dat lieg je yalan, inanmam, yalan söylüyorsun, -LIER: d, (- en) 1 muz/müz lir, 2 scheep/den bocurgat, vinç, ırgat, kaldırak -LIERDICHT: h, (- en) lirik şiir -LIERDICHTER: d, (-s) lirik şairi -LIEREN: f, g, (lieerde, h, gelieerd) birleştirmek, bağlamak, aan een familie gelieerd zijn bir aileye akraba olmak -LIES: d, (liezen) anat, kasık -LIESBREUK: d, (- en) kasık fıtığı, kasık çatlağı -LIESLAARS: d, (...laarzen) uzun çizme, çatala kadar uzanan çizme -LIEVEHEERSBEESTJE: h, (-s) zo, uğurböceği, gelincikböceği, hamamböceği -LIEVELING: d, (- en) gözde, gözbebeği, favori, -LIEVELINGS: sevilen, beğenilen, gözde -LIEVELINGSGERECHT: h, (- en) sevilen yemek -LIEVER: z, daha çok, daha ziyade, tercihen, - hebben yeğlemek, tercih etmek, ik drink - thee dan koffie çayı kahveye tercih ederim, niets - willen dan - dan/den başka bir şey istememek, je moest maar - naar buiten gaan dışarı çıksan iyi olur, -LIEVERD: d, (-s) gözde, gözbebeği, sevgili, canciğer -LIEVERLEE: z, van - derece derece, azar azar, gittikçe, yavaş yavaş, -LIEVEVROUWEBEDSTRO h, bot, Kokuluyapışkan, -LIFLAFJE: h, (-s) eğlencelik, abur cubur sey, -LIFT: d, (- en) 1 (hijstoestel) asansör, 2 otostop, iemand een - geven birini arabasına almak -LIFTEN: f, gs, (liftte, h/is gelift) otostop yapmak -LIFTER: d, (-s) otostopçu -LIFTKOKER: d, (-s) asansör boşluğu -LIFTSCHACHT: d, (- en) asansör boşluğu -LIGBAD: h, (- en) büyük gömme banyo -LIGDAG: d, (- en) scheep/den yük alma veya boşaltma günü -LIGGELD: h, (- en) scheep/den liman ücreti, istarya akçesi -LIGGEN: f, gs, (lag, h, gelegen) 1 yatmak, uzanmak, op de grond - yerde yatmak, in bed - yatağa uzanıp yatmak, yatağa uzanmak, ik moet een paar dagen - (hastalıktan) birkaç gün yatmalıyım, onder een deken - bir kaptan su içmek, kafadar olmak, aynı görüşte olmak, 2 (zich bevinden) bulunmak, achter het huis ligt een tuin evin arkasında bir bahçe bulunuyor, ons dorp ligt aan een rivier bizim köy nehrin kıyısında bulunuyor, 3 fig/mec olmak, er ligt een glimlach op zijn gezicht yüzünde bir tebessüm var, 4 durmak, de krant ligt op de tafel gazete masanın üstünde duruyor, je broek ligt op de vloer pantolon yerde duruyor, 5 - te slapen uyumak, uyuyor olmak, - te zeuren mızmızlık edip durmak, 6 yatışmak, sakinleşmek, de wind ging - rüzgar sakinleşti, * eruit - gözden düşmek, itibarını yitirmek, laat dat - bırak dursun, dat ligt aan u zelf size bağlıdır, het laten - bir şeyi bırakmak, yapamamak, op het kerkhof - toprağın altında olmak, ölmüş olmak, daar is veel aan gelegen çok önemlidir, dat werk ligt mij niet o iş bana göre değil, de lonen van arbeiders - lager işçilerin maaşları daha düşük, -LIGGEND: s, yatmış, uzanık, yatay olan, yatık, -LIGGING: d, (- en) 1 durum, vaziyet, duruş, 2 (plaats) mevki, 3 (bed) yatak, 4 med/tıb (v, kind) cenin duruşu -LIGPLAATS: d, (- en) bir şeyin bulunduğu yer, scheep/den demirleme yeri -LIGSTOEL: d, (- en) şezlong -LIGUSTER: d, (-s) bot, Kurtbağrı, -LIJ: d, scheep/den rüzgaraltı, boca -LIJDELIJK: s, z, 1 (geduldig) sabırlı, 2 pasif, - verzet pasif direniş -LIJDEN: I f, g, (leed, h, geleden) 1 (ondervinden) çekrnek, maruz kalmak, honger - açlık çekrnek, pijn - acı çekmek, schade - zarar görmek, 2 (dulden) çekrnek, katlanmak, göz yummak, tahammül etmek, kaldırmak, 3 taalk/dilb - d voorwerp dolaysız nesne, II gs, - aan astma astımlı olmak, * het lijdt geen twijfel kuşku götürmez, III h, dert, acı, ıstırap, -LIJDENSWEG: d, (- en) fig/mec çile -LIJDER: d, (-s) (erkek) hasta, ıstırap çeken, nier- böbrek hastası, oog- göz hastası -LIJDZAAM: s, z, (...zamer, - st) sabırlı, tahammüllü, acıya dayanıklı -LIJF: h, (lijven) vücut, beden, geen hart in het - hebben tabansız olmak, yüreksiz olmak, ödlek olmak, pijn in het - hebben karnı ağrımak, niets om het - hebben önemli olmamak, önemsiz olmak, aan mijn - geen polonaise! yakamdan ırak! yüzünü şeytan görsün! -LIJFARTS: d, (- en) saray doktoru -LIJFBLAD: h, (- en) düzenli okunan gazete, güvenilir gazete -LIJFEIGENE: d, (-n) hist/tar köle, serf, kul -LIJFEIGENSCHAP: d, hist/tar serflik, kölelik -LIJFELIJK: s, bedeni olan, bedenli -LIJFJE: h, (-s) korse, kadın iç gömleği -LIJFLIED: h, (- eren) gözde şarkı, beğenilen şarkı -LIJFSBEHOUD: h, yaşamı koruma, uit - hayatını kurtarmak için -LIJFSDWANG: d, jur/huk borcun ödenmesi için hapis tehdidi -LIJFSPREUK: d, (- en) (devies) şiar -LIJFSTRAF: d, (- fen) bedeni ceza, fiziki ceza -LIJFWACHT: d, (- en) 1 (persoon) koruma görevlisi/polisi, 2 (functie) koruma, -LIJK: I h, (- en) fig/mec ceset, cenaze, zo wit als een - ceset gibi beyaz, bembeyaz, een levend - canlı cenaze, over mijn - canım çıksın ... olmaz ölümü gör olmaz, ancak ben ölürsem, over - en gaan cesetler üzerinde yürümek, kendi çıkarından başka bir şeyi gözü görmemek II h, (- en) scheep/den yaka halatı -LIJKAUTO: d, (-s) cenaze arabası -LIJKBEZORGER: d, (-s) cenaze kaldırıcı -LIJKBLEEK: s, sapsarı, cenaze gibi, ölü gibi -LIJKDIENST: d, (- en) cenaze merasimi -LIJKEGIFT: h, ptomayin, -LIJKEN: I f, g, (leek, h, geleken) die auto lijkt mij wel wat o araba fena değil II f, gs, (leek, h, geleken) 1 - op -(y)ale benzemek, -(y)i andırmak, hij lijkt op zn vader babasına çekmiş, babasına benziyor, dat lijkt nergens op hiçbir şeye benzemiyor, beş para etmez, sözünü etmeye değmez, zij - op elkaar als twee druppels water tıpkı birbirlerine benziyorlar, 2 het lijkt te sneeuwen kar yağacağa benziyor -LIJKENHUIS: h, (...huizen) morg -LIJKKIST: d, (- en) tabut -LIJKKLEED: h, 1 (...kleden) tabut örtüsü, 2 (...kleren) kefen -LIJKREDE: d, (- s, - nen) cenaze nutku -LIJKSCHOUWER: d, (-s) adli tabip, otopsi doktoru -LIJKSCHOUWING: d, (- en) otopsi -LIJKSTOET: d, (- en) cenaze alayı/korteji -LIJKVERBRANDING: d, (- en) ölü yakma -LIJKWADE: d, (...waden) kefen -LIJM: d, tutkal, zamk -LIJMEN: f, g, (lijmde, h, gelijmd) 1 tutkallamak, tutkalla yapıştırmak, tutkalla tutturmak, 2 fig/mec zich laten - tongaya basmak, faka basmak -LIJMERIG: s, z, yapışkan, (v, spreken) çok ağır -LIJMPOT: d, (- ten) tutkallık -LIJN: d, (- en) 1 (v, telefoon, tram enz,) hat, naar het station moet je - 3 hebben istasyona gitmek için üç numaralı otobüse bin, 2 (haal) çizgi, 3 (v, gezicht) çizgi, hat, iz, * aan de - blijven hatta beklemek, aan de (slanke) - doen rejim yapmak, zayıflamaya çalışmak, is er iemand aan de -? hatta biri var mı? in grote - en kaba hatlarıyla, iemand aan het - tje houden güzel vaatlerle birini oyalamak/avutmak, op een - staan aynı seviyede olmak, partij- parti çizgisi, een rechte - düz çizgi, -LIJNBAAN: d, (...banen) halat bükme yeri -LIJNBOOT: d, (...boten) yolcu vapuru -LIJNEN: I f, g, (lijnde h, gelijnd) çizmek, çizgilemek, II gs, (aan de lijn houden) formunu korumak, zayıflamak -LIJNKOEK: d, (- en) yağ küspesi, -LIJNOLIE: d, (...olien) keten yağı, bezir yağı -LIJNRECHT: s, z, 1 ip gibi, sicim gibi, doğru, direk gibi, dosdoğru, een - weg dosdoğru bir yol, 2 (totaal) tamamen, büsbütün, hepten, bütünüyle -LIJNTREKKEN: f, ağırdan almak, kaytarmak, kasten oyalanmak -LIJNTREKKER: d, (-s) kaytaran kimse, kaytarıcı, dalgacı Mahmut -LIJNVLIEGTUIG: d, (- en) aynı rotada uçan uçak -LIJNZAAD: h, keten tohumu -LIJP: s, z, zie/bkz mal -LIJP: s, 1 (idioot) aptal, gerzek, 2 (gevaarlijk) tehlikeli, rizikolu -LIJS: d, (lijzen) (traag persoon) üşengeç, mıymıntı, uyuşuk -LIJST: d, (- en) 1 liste, de boeken- kitap listesi, een - van leden üye listesi, een - van namen isim listesi, op de zwarte - staan kara listede olmak, 2 (voor schilderij, spiegel) çerçeve, de - van een spiegel ayna çerçevesi, de - van een foto fotoğraf çerçevesi, in een - zetten çerçeveye koymak, 3 bouwk/mim silme, pervaz -LIJSTAANVOERDER: d, (-s) pol, liste başı -LIJSTENMAKER: d, (-s) çerçeveci -LIJSTER: d, (-s) zo, ardıçkuşu, grote - ökseardıcı, zwarte - karatavuk, -LIJSTERBES: d, (- sen) bot, üvez -LIJSTTREKKER: d, (-s) pol, liste başı -LIJSTVERBINDING: d, (- en) pol, seçim anlaşması/ittifakı -LIJVIG: s, 1 (gezet, dik) şişko, iri, 2 (omvangrijk) geniş, geniş kapsamlı, zengin, een - boek geniş bir kitap -LIJZIG: s, z, üşengeç, mızmız, mıymıntı, ağır, uyuşuk, - spreken mızmız konuşmak -LIJZIJDE: d, scheep/den rüzgaraltı tarafı, rüzgara açık taraf, -LIK: I d, (- ken) yalama, yalayış, een - uit de pan krijgen azarlanmak, paylanmak, azar işitmek II d, (- en) spreekt/ kd (gevangenis) kodes, dam, cezaevi -LIKDOORN: likdoren: d, (-s) nasır -LIKEUR: d, (- en) likör -LIKEURSTOKER: d, (-s) likörcü, likör imalatçısı -LIKKEBAARDEN: f, gs, (likkebaarde, h, gelikkebaard) dudaklarını yalamak, naar iets - bir şeye yalanmak, sulanmak -LIKKEN: f, g, (likte, h, gelikt) yalamak, iets - bir şeyi yalamak, de lippen - dudaklarını yalamak -LIKMEVESTJE: een vent van - boktan adam, adi adam, boek van - değersiz kitap -LIKSTEEN: d, (...stenen) (hayvanlar için) blok tuz -LILA: I s, leylak renginde, vişneçürüğü, açık mor, II h, leylak rengi, vişneçürüğü, eflatun, -LILLEN: f, gs, (lilde, h, gelild) (et) titremek -LILLIPUTACHTIG: s, cüce gibi -LILLIPUTTER: d, (-s) cüce, bodur adam -LIMIET: d, (- en) limit, hudut, sınır, uç -LIMITATIEF: s, sınırlı -LIMITEREN: f, g, (limiteerde, h, gelimiteerd) sınırlamak, sınır koymak, sınırını belirlemek, -LIMOEN: d, (- en) zie/bkz cietroen -LIMONADE: d, (-s) limonata -LIMONADESIROOP: d, limonata şurubu -LIMOUSINE: d, (-s) limuzin, üstü kapalı otomobil -LINDE: d, (-n) bot, ıhlamur ağacı -LINDEBLOESEM: d, (-s) ıhlamur çiçeği -LINDEBLAD: h, (...eren, - en, ...blaren) ıhlamur yaprağı -LINDETHEE: d, ıhlamur çayı -LINEAIR: s, düz, doğru -LINGERIE: d, (- s, - en) lenjori, kadın iç çamaşırı -LINGUIST: d, (- en) lenguist, dilbilimci -LINGUISTIEK: d, lenguistik, dilbilim -LINGUISTISCH: s, z, dilbilimsel -LINIAAL: d, h, (linialen) cetvel -LINIE: d, (-s) 1 (streep) çizgi, hat, 2 mil/ask saf, 3 (dini) kıble, over de hele - baştan başa -LINIEREN: f, g, (linieerde, h, gelinieerd) çizmek, çizgi çizmek, çizgi yapmak -LINIESCHIP: h, (...schepen) harp gemisi, -LINK: I s, z, 1 (plat/argo) (slim) kurnaz, açıkgöz, 2 (gevaarlijk) rizokolu, riskli II d, (- en/- s) bağ, ilişki, een - leggen tussen twee gebeurtenissen iki olay arasında bağ kurmak -LINKER: s, sol -LINKERARM: d, (- en) sol kol -LINKERBEEN: h, (...benen) sol bacak, met het - uit bed gestapt zijn yataktan ters kalkmak, aksiliği üstünde olmak -LINKERD: d, (-s) şeytan, kurnaz, fettan -LINKERHAND: d, (- en) sol el, aan de - solda, sol tarafta -LINKERKANT: d, (- en) sol taraf -LINKERVLEUGEL: d, (-s) fig/mec sol kanat -LINKERVOET: d, (- en) sol bacak -LINKERZIJDE: d, sol taraf, pol, sol kanat -LINKS: I s, sol, de - partijen sol partiler, (linkshandig) solak, II z, 1 sola, solda, naar - sola, sol tarafa, sola doğru, het hoofd naar - draaien başı sola çevirmek, 2 - schrijven sol elle yazmak, solak yazmak -LINKSAF: z, sola, sola doğru, sol tarafa doğru, -LINKSBENIG: s, sol bacağını kullanan -LINKSHANDIG: s, solak -LINKSOM: z, sola, sol yana -LINNEN: h, 1 (-s) keten, 2 (linnengoed) çamaşır II s, ketenden -LINNENGOED: h, (- eren) çamaşır -LINNENKAST: d, (- en) çamaşır dolabı -LINOLEUM: h, d, döşemelik muşamba, yer muşambası -LINT: h, (- en) 1 kurdela, 2 (v, schrijfmachine enz,) şerit -LINTBEBOUWING: d, sıra inşaat, sıra blok yapma -LINTJE: h, (-s) nişan, madalya, een - krijgen madalya almak -LINTWORM: d, (- en) tenya, şerit, bağırsak solucanı, bağırsak kurdu -LINTZAAG: d, (...zagen) şerit testere -LINZE: d, (-n) bot, mercimek -LINZENSOEP: d, mercimek çorbasl -LIP: d, (- pen) dudak, de boven- üst dudak, de onder- alt dudak, op aller - pen liggen (zijn) dillerde dolaşmak, dillere destan olmak, zich op de (zijn) - pen bijten dudağını ısırmak, aan iemands - pen hangen birinin ağzına bakakalmak, het hart op zijn - pen hebben çok açık kalpli olmak, hij heeft het hart op zijn - pen içinde ne varsa dilinde de o vardır -LIPLEZEN: h, konuşulanı dudak hareketlerinden anlama -LIPPENDIENST: d, sözde destek, iemand - bewijzen birine bir şeyde sözde destek olmak -LIPPENSTIFT: d, (- en) kalem ruj -LIPSTICK: zie/bkz, lippenstift -LIQUIDATEUR: d, (-s) tasfiye memuru, -LIQUIDATIE: d, (-s) hand/tic tasfiye, -LIQUIDE: s, 1 likit, 2 (vloeibaar) likit, akıcı -LIQUIDEREN: f, g, (liquideerde, h, geliquideerd) 1 tasfiye etmek, likide etmek, 2 (vermoorden) ortadan kaldırmak, yok etmek, temizlemek, -LIQUIDITEIT: d, econ/ekon 1 likidasyon, tasfiye, 2 (betalingsmiddelen) likidite -LIRA: d, (-s) lira -LIRE: d, (-s) Italyan lireti -LIS: d, h, (- sen) bot, iris, süsen -LISDODDE: d, (-n) bot, sukamışı -LISPELEN: f, gs, (lispelde, h, gelispeld) peltek konuşmak -LIST: d, (- en) 1 (slimheid) kurnazlık, 2 şeytanlık, hile, düzen -LISTIG: s, z, şeytan, şeytani, kurnaz, şeytanca, hileci, şeytana pabucunu ters giydiren -LITANIE: d, (- en) (kilisede) karşılıklı okunan dua -LITER: d, (-s) litre, per - litre ile, litre litre -LITTERAIR: s, edebi, edebiyatla ilgili, yazınsal -LITTERAIR-HISTORICUS: d, (...ci) edebiyat tarihçisi -LITTERATOR: d, (- en) 1 edebiyatçı, edip, 2 (student) edebiyat öğrencisi -LITTERATUUR: d, (...turen) edebiyat, -LITTERATUURGESCHIEDENIS: d, edebiyat tarihi -LITERATUURLIJST: d, (- en) yazın listesi, (bir konuda) kitaplar listesi -LITERATUUROPGAVE: d, (-n) kaynakça -LITERATUUROVERZICHT: h, (- en) edebiyat özeti -LITERATUURPRIJS: d, (...prijzen) edebiyat ödülü, -LITERATUURSTUDIE: d, (-s) edebiyat çalışması -LITERATUURVERWIJZING: d, (- en) kaynakça gösterme, -LITHO: d, (-s) taşbasma resim -LITHOGRAAF: d, (...graven) litografyacı, taşbasma yapan -LITHOGRAFIE: d, 1 (kunst) litografya, taşbaskı, 2 (...fieen) taşbasma resim -LITOUWEN: Litvanya -LITOUWER: d, (-s) Litvanyalı -LITOUWS: s, Litvanyaya ait, -LITTEKEN: h, (- s, - en) yara izi -LITURGIE: d, (- en) kudas, liturya -LITURGISCH: s, z, kudasla ilgili -LIVE: s, (yayın) naklen, canlı -LIVEUITZENDING: d, (- en) naklen/canlı yayın -LIVING: d, (-s) (woonkamer) oturma odası, ev odası -LIVREI: d, (- en) hademe uniforması -L.K afk/kıs laatste kwartier son çeyrek, -LOB: d, (- ben) 1 anat, lop, 2 sp, havaya giden top -LOBBES: d, (- en) een - van een hond büyük ve uysal bir köpek -LOBBY: d, (-s) lobi -LOBBYEN: f, gs, (lobbyde, h, gelobbyd) 1 (aan een lobby deelnemen) lobiye katılmak/girmek, 2 pol, lobicilik yapmak, kulis yapmak -LOCALISATIE: d, yerini belirleme, -LOCALITEIT: d, (- en) mahallilik, (ruimte) salon, yer, oda -LOCATIE: d, (-s) 1 (plaatsing) yer, mevki, mahal, 2 (film) stüdyo dışı yer, op - filmen stüdyo dışında film çekrnek -LOCATIEF: d, (...tieven) ismin - de hali -LOCK-OUT: h, d, (-s) zie/bkz uitsluiting -LOCO: yerinde, mevkinde -LOCO-BURGEMEESTER: d, (-s) belediye başkanı vekili -LOCOMOTIEF: d, (...tieven) lokomotif, çekit -LODDERIG: s, z, uykusu basmış, uykulu, -LODEN: I d, h, (stofnaam) çuha, yünden dokunmuş kalınca kumaş, II s, 1 kurşundan, 2 (zwaar) kurşun gibi ağır III f, g, (loodde, h, gelood) 1 bouwk/mim şaküle vurmak, dikliğini ölçmek 2 scheep/den iskandil etmek, 3 (in lood zetten) kurşunlamak, kurşunla sırlamak -LOEDER: h, d, (-s) spreekt/kd (man) alçak herif, (vrouw) kötü kadın -LOEF: d, scheep/den rüzgarüstü, orsa, fig/mec iemand de - afsteken birine taş çıkartmak, birinden üstün olmak, birini sollamak, -LOEFZIJDE: d, scheep/den rüzgarüstü orsa, rüzgar alan taraf, -LOEIEN: f, gs, (loeide, h, geloeid) 1 (v, koe) böğürmek, 2 fig/mec (v, wind) uğuldamak -LOEIHARD: s, çok sert -LOEMPIA: d, (-s) lumpiya, etli ve sebzeli kızartılmış yufka dürümü -LOENS: s, z, (biraz) şaşı, - kijken şaşı bakmak -LOENSEN: f, gs, (loenste, h, geloenst) şaşı bakmak, şaşı görmek -LOEP: d, (- en) büyüteç, iets onder de - nemen bir şeyi özenle incelemek -LOEPZUIVER: s, kusursuz, mükemmel -LOER: d, op de - liggen pusuda yatmak, iemand een - draaien birine oyun oynamak, birini aldatmak/kandırmak -LOEREN: f, gs, (loerde, h, geloerd) dikizlemek, sinsi sinsi gözetlemek, op iets - bir şeyi sinsi sinsi gözetlemek, bir şeye sinsi sinsi bakmak, op een gelegenheid - fırsat kollamak -LOEVEN: f, gs, (loefde, h/is geloefd) scheep/den orsasına seyretrnek, orsa etmek, -LOF: I d, övgü, iemand - toezwaaien birine övgüler yağdırmak, met - övgüyle, boven alle - övgünün ötesinde II h, (loven) (kilisede) akşam ayini III h, brussels - acımarul -LOFDICHT: h, (- en) methiye, koçaklama, kaside -LOFFELIJK: s, z, övgüye layık, takdire şayan -LOFFEDE: d, (- s, - nen) övgü nutku -LOFSPRAAK: d, (...spraken) övgü -LOFTROMPET: d, fig/mec de - over iemand steken birinin borusunu öttürmek, birini göklere çıkarmak -LOFTUITING: d, (- en) övgücülük, methiyecilik, meddahlık -LOFWAARDIG: s, z, övgüye layık, övgüye değer, övülesi -LOFZANG: d, (- en) kaside, methiye, (hymne) hamt duası, -LOG: I s, z, (- ger, - st) ağır ve hantal II d, (- gen) scheep/den, parakete, hızölçer, III zie/bkz logaritme -LOGARITME: d, (-n) logaritma -LOGARITMETAFEL: d, (-s) logaritma cetveli, logaritma tablosu -LOGBOEK: h, (- en) gemi jumalı -LOGE: I d, (-s) loca II d, (-s) yatılı konuk, misafir, betalend - paralı konuk -LOGEERGAST: d, (- en) yatılı konuk -LOGEERKAMER: d, (-s) misafir odası, -LOGEMENT: h, (- en) küçük otel, geceleme yeri -LOGEN: f, g, (loogde, h, geloogd) sodalı suya batırmak, küllü suya yatırmak -LOGENSTRAFFEN: f, g, (logenstrafte, h, gelogenstraft) iets - bir şeyin yalan olduğunu göstermek, bir şeyin doğru olmadığını göstermek -LOGEREN: f, gs, (logeerde, h, gelogeerd) - bij iemand birinde yatılı olarak kalmak, hij logeert bij ons bizde kalıyor -LOGGER: d, (-s) scheep/den alamana, büyük balıkçı kayığı -LOGICA: d, mantık -LOGIES: h, 1 yatı, yatacak yer, barınma yeri, - met ontbijt yatacak yer ve kahvaltı, 2 scheep/den tayfa yatakhanesi, 3 (logiesprijs) bannma ücreti -LOGISCH: s, z, 1 (behorend tot logica) mantık bilimine ait, 2 mantıklı, mantıksal, mantığa uygun, akla yatkın, akla uygun, - denken mantıklı düşünmek -LOGISCHERWIJS: logischerwijze: z, mantık gereği, mantıklı olarak, mantığa göre -LOGISTIEK: d, 1 mil/ask lojistik, logistik, 2 (tak van wiskunde) modern mantık -LOGO: h, (-s) harf ablem -LOGOPEDIE: d, logopedi, konuşma ve ses eğitimi -LOGOPEDIST: d, (- en) ses eğitimcisi, konuşma terapisti -LOK: d, (- ken) saç lülesi, -LOKAAL: s, z, yerel, bir yere ait, mahalli, yöresel II h, (lokalen) salon, les- derslik -LOKAALVREDEBREUK: d, (bir lokalde, kapalı bir yerde) asayiş ve huzuru bozma -LOKAALTREIN. d, (- en) banliyö treni -LOKAAS: h, (...azen) 1 olta yemi, 2 fig/mec cazip şey -LOKALISATIE: d, yerini belirleme -LOKALISEREN: f, g, (lokaliseerde, h, gelokaliseerd) bir yerle sınırlamak, yerelleştirmek -LOKALITEIT: d, (- en) yerellik, (ruimte) salon, lokal, yer, oda -LOKET: h, (- ten) gişe -LOKETAMBTENAAR: d, (...naren, - s) loketbeambte: d, (-n) gişe memuru -LOKETTIST: d, (- en) gişe memuru -LOKKEN: f, g, (lokte, h, gelokt) kendine çekmek, cezbetmek, imrendirrnek -LOKKERTJE: h, (-s) yem, (lokartikel) özel indirim, özel indirimli mal -LOKMIDDEL: h, (- en) yem, yaldızlı hap -LOKSTEM: d, (- men) avı aldatma sesi -LOKVOGEL: d, (-s) çığırtkan, çağırtkan -LOL: d, eğlence, gırgır, alem, voor de - gırgır olsun diye, şakadan, - maken eğlenmek, cümbüş yapmak -LOLBROEK: d, (- en) fig/mec palyaço, komik herif -LOLLIG: s, z, 1 (persoon) neşeli, keyifli, şen, 2 (zaken) eğlendirici, güldürücü, hoş -LOLLY: d, (-s) çubuklu şeker -LOMMER: h, (schaduw) yaprak gölgesi -LOMMERD: d, (-s) tefeci dükkânı -LOMMERDBRIEFJE: h, (-s) (hipotekli) borç senedi -LOMMERDHOUDER: d, (-s) tefeci -LOMMERRIJK: s, koyu gölgeli, gölgeli, -LOMP: I d, (- en) 1 d, mv/çoğ (vod) paçavra, çaput, 2 (kleren) paçavra gibi elbise II s, z, 1 (plomp) kaba, biçimsiz, hantal, şekilsiz, 2 (v,persoon, ruw) kaba, yontulmamış, hödük, görgüsüz, dağ ayısı, iemand - behandelen birine nezaketsiz davranmak -LOMPEN: d, mv/çoğ eski elbise, yırtık pırtık elbise, -LOMPENKOOPMAN: d, (...kooplieden, ...lui) eskici, eski elbise esnafı -LOMPENPROLETARIAAT: h, fil/fel lumpenproleterya -LOMPERD: d, (-s) kaba kimse, görgüsüz, yontulmamış, dağ ayısı, hödük, (onhandig) beceriksiz, sakar -LOMPERIK: d, (- en) zie/bkz lomperd -LOMPHEID: d, (...heden) 1 (plompheid) hantallık, biçimsizlik, 2 (onhandigheid) sakarlık, beceriksizlik -LONDEN: Londra -LONEN: f, g, (loonde, h, geloond) 1 (işinin) ücretini ödemek, 2 goed met kwaad - iyiliğe kötülükle karşılık vermek, nankörlük etmek, het kwaad loont zijn meester keskin sirke küpüne zarar verir, het loont de moeite niet zahmete değmez -LONEND: s, kârlı, kazançlı -LONG: d, (- en) anat, akciğer, hij heeft het aan de - en akciğerlerinde hastalık var, akciğerlerinden rahatsız -LONGAANDOENING: d, (- en) akciğer hastalığı -LONGBLAASJE: h, (-s) akciğer alveolü, akciğer keseciği -LONGDRINK: d, (-s) uzun bardakta içkiyle karışık meşrubat -LONGEMFYSEEM: d, med/tıb anfizem -LONGITUDINAAL: I s, 1 uzunlukla ilgili, 2 (v, plan enz,) uzun dönemi kapsayan, II z, uzunluğuna, uzunlamasına -LONGKANKER: d, akciğer kanseri -LONGKRUID: h, bot, ciğerotu -LONGONTSTEKING: d, (- en) akciğer iltihabı -LONGPIJP: d, (- en) 1 anat, bronş, 2 (luchtpijp) nefes borusu -LONGTUBERCULOSE: d, med/tıb verem, tüberküloz -LONKEN: f,gs, (lonkte, h, gelonkt) naar iemand - birine edalıca bakmak, birini göz süzmek -LONT: d, (- en) patlayıcı fitili, fig/mec - ruiken tehlikenin kokusunu almak, tehlikeyi sezmek -LOOCHENEN: f, g, (loochende, h, geloochend) 1 inkâr etmek, -LOOCHENING: d, (- en) inkâr, -LOOD: h, 1 scheik/kim kurşun, zo zwaar als - kurşun gibi ağır, met - in de schoenen (angstig) çekinerek, korkarak (met tegenzin) istemeye istemeye, ayağını sürterek, 2 (kogel) kurşun, 3 scheep/den (dieplood) iskandil, 4 (gewicht) dekagram, in het - dosdoğru, dimdik, uit het - hangen eğik olmak, dat is - om oud ijzer ayva kasap hep bir hesap, al birini vur ötekine, birinin diğerinden kalır yanı yok -LOODGIETER: d, (-s) kalorifer ve su tesisatçısı/tamircisi -LOODHOUDEND: s, kurşunlu -LOODJE: h, (-s) 1 küçük kurşun parçası, 2 (plombe) kurşun mühür, de laatstewegen het zwaarst - en zor olan yer işin sonudur, het - leggen a) ölmek, b) (verliezen) kaybetmek, kazanamamak -LOODKLEUR: d, kurşun rengi -LOODKLEURIG: s, kurşuni, kurşun renginde -LOODLIJN: d, (- en) 1 dikey hat, düşey çizgi 2 şakül -LOODMIJN: d, (- en) kurşun ocağı, kurşun madeni yatağı -LOODRECHT: s, z, düşey, dikey, şakuli, -LOODS: d, (- en) baraka, sundurma, kulübe depo, ardiye II d, (- en) scheep/den kılavuz -LOODSEN: f, g, (loodste, h, geloodst) kılavuzluk etmek, pilotaj etmek, yol göstermek -LOODSGELD: h, (- en) scheep/den kılavuzluk ücreti -LOODSWEZEN: h, scheep/den kılavuzluk -LOODVERGIFTIGING: d, (- en) kurşun zehirlenmesi -LOODVRIJ: s, kurşunsuz, - e benzine kurşunsuz benzin -LOODWIT: h, üstübeç, kurşun karbonatı -LOODZWAAR: s, z, kurşun gibi ağır -LOOF: h, yeşillik, yapraklar, -LOOFBOOM: d, (...bomen) yapraklı ağaç, yeşil ağaç -LOOG: d, h, (logen) eriyik, as- küllü su, soda- sodalı su -LOOGWATER: h, eriyikli su, sodalı veya küllü su, boğada suyu -LOOIEN: f, g, (looide, h, gelooid) tabaklamak, sepilemek, leer - deri tabaklamak -LOOIERIJ: d, 1 sepicilik, tabakçılık, 2 (- en) (werkplaats) tabakhane -LOOIZUUR: h, tanen -LOOK-ZONDER-LOOK: h, zo, sarmısakotu -LOOM: s, z, (lomer, - st) yorgun, argın, bitkin, uyuşuk, takatsız, sölpük -LOON: h, (lonen) maaş, ücret, dag- gündelik, günlük ücret, maand- aylık, aylık maaş, minimum- asgari ücret, - naar werken krijgen cezasını bulmak, hak ettiği cezayı bulmak -LOONACTIE: d, (-s) ücret artırma eylemi -LOONADMINISTRATIE: d, (-s) ücret/maaş kaydı, ücret kayıt işlemi -LOONARBEID: d, ücretli iş -LOONBELASTING: d, (- en) maaş vergisi -LOONBRIEFJE: h, (-s) ücret çizelgesi, maaş bordrosu -LOONDIENST: d, (- en) ücretli iş, maaşlı iş -LOONEIS: d, (- en) ücret talebi -LOON EN PRIJSSPIRAAL: d, ücretlerle fiyatların birbirine bağlı artışı -LOONGRENS: d, (...grenzen) ücret sınırı, (minimum) ücret tabanı, (maximum) ücret tavanı -LOONLIJST: d, (- en) ücret cetveli, maaş çizelgesi -LOONPOLITIEK: d, ücret politikası -LOONRONDE: d, (- n, - s) maaş yükseltme, ücret düzenleme -LOONSCHAAL: d, (...schalen) ücret cetveli, glijdende- oynak merdiven sistemi -LOONSLAAF: d, (...slaven) ücretli köle -LOONSTAAT: d, (...staten) ücret bordrosu -LOONSTANDAARD: d, ücret standardı -LOONSTELSEL: h, (-s) ücret sistemi, -LOONSTOP: d, ücretleri dondurma -LOONTREKKER: d, (-s) ücretli -LOONSTROOKJE: h, (-s) ücret çizelgesi, maaş bordrosu -LOONSVERHOGING: d, (- en) ücret artışı -LOONSVERLAGING: d, (- en) ücret düşüşü -LOOP: d, 1 yürüyüş, gidiş, (vlucht) kaçış, op de - gaan/zijn tabanları yağlamak, kaçmak, 2 (v, zaken) akış, gidiş, gidişat, de - van zaken işlerin akışı, işlerin gidişatı, in de - der jaren yılların akışı içinde, yıllar geçtikçe, 3 (v, sterren) kayış, akış, 4 (ontwikkeling) gelişme, 5 (v, geweer) namlu, 6 akış, de - van een rivier nehrin akışı, iets de vrije - laten bir şeyi akışına/oluruna bırakmak -LOOPAFSTAND: d, op - yürüyerek iki adım, şuracıkta -LOOPBAAN: d, (...banen) 1 astr, yörünge, 2 fig/mec (carriere) kariyer -LOOPBAANPLANNING: d, kariyer planı -LOOPBRUG: d, (- gen) yaya köprüsü -LOOPGIPS: h, kırık bacak alçısı -LOOPGRAAF: d, (...graven) ask, ulaşım hendeği -LOOPGRAVENOORLOG: d, (- en) mevzi harbi -LOOPHEK: h, (- ken) bebekler için parmaklıklı oyun yeri -LOOPING: d, (-s) (uçak vb, ile) akrobatik tur -LOOPJE: h, (-s) 1 zie/bkz aanloop, 2 muz/müz pasaj, 3 fig/mec oyun, hüner, de - s kennen püf noktalarını bilmek, een - met iemand nemen aldatmak, birini enayi/aptal yerine koymak -LOOPJONGEN: d, (-s) ayakçı, ayak işlerine bakan kimse -LOOPMEISJE: h, (-s) ayak işlerine bakan kız -LOOPNEUS: d, (...neuzen) (soğuktan) akan burun, sümüklü burun -LOOPS: s, (köpek) kösnül, kızışmış -LOOPPAS: d, mil/ask koşar adım, met (in de) - koşarak, koşar adımla -LOOPPLANK: d, (- en) iskele tahtası -LOOPTIJD: d, (- en) hand/tic geçerlilik süresi -LOOPWERK: h, ayak işi -LOOS: s, z, (lozer, - st) 1 (zonder inhoud) boş, 2 (slim) kurnaz, oyunbaz, tilki gibi, şeytan, wat is er -? ne oluyor? ne var? -LOOT: d, (loten) filiz, sürgün, dalcık -LOPEN: I f, gs, (liep, h/is gelopen) 1 yürümek, - als een haas tavşan gibi yürümek, iemand tegen het lijf - birine tesadüfen rastlamak, in het oog - göze çarpmak, 2 (hard lopen) koşmak, 3 (- h, -) (v, horloge, motor enz,) işlemek, çalışmak, mijn horloge loopt goed saatim iyi gidiyor, 4 (v, rivier, bloed) akmak, het bloed loopt uit zijn neus burnundan kan akıyor, 5 (v, contract) sürmek, devam etmek, yürürlükte olmak, 6 (- is -) (zich verspreiden) yayılmak, gelişmek, 7 (naderen) yaklaşmak, bastırmak, 8 (liggen) uzanmak, 9 (- is -) (zich uitstrekken) uzanmak, yayılmak, de weg loopt naar het westen yol batıya uzanıyor, de weg loopt nog verder yol daha uzağa gidiyor, daha uzanıyor, II g, (afleggen) yürümek, yürüyüp kat etmek, * erin - faka basmak, tongaya basmak, yutmak, aldanmak, gevaar- tehlikeye girmek, in het honderd - (her şey) karman çorman gitmek, ters gitrnek, over zich laten - sakalı kaptırmak, kendini ezdirmek, het loopt in de miljoenen milyonlara varıyor, loopt de bus nog verder? otobüs daha ileri gidiyor mu? het water Ioopt altijd naar de zee para parayı çeker, şans zengine güler, op een mijn - bir mayına çarpmak, zij Ioopt naar de veertig kırkına merdiven dayıyor -LOPEND: s, 1 yürüyen, gezer, een - e patient gezer hasta, 2 hareket eden, döner, yürüyen, de - e band döner şerit, taşıyıcı kayış, 3 geçerli, de - e prijs geçerli fiyat, geçerli kur, 4 (v, neus) akan, - oog sulu göz, - e wond akar yara, 5 het - e jaar içinde bulunduğumuz yıl, 6 - schrift eğri yazı -LOPER: d, (-s) 1 hard- koşucu, 2 schaak/satr fil, 3 (sleutel) maymuncuk, 4 (tapijt voor gang) yolluk, -LOR: h, d, çaput, paçavra, geen - hiç, fig/mec (prul) kâğıt parçası, een - van een boek eften püften bir kitap, derme çatma bir kitap -LORGNET: d, h, (- ten) kıskaç gözlük, kelebek gözlük -LORK: d, (- en) lorkeboom d, (...bomen) bot, karaçam -LORRIE: d, (-s) (tren yollannda) dekovil vagonu, -LOS: I s, z, (- ser, - st) 1 (niet gebonden) boş, çözük, başı boş, de hond is - köpek bağlı değil, köpeğin ipi çözük, (niet bevestigd) sabit olmayan, taşınır, - se (en vaste) goederen taşınır (ve taşınmaz) mallar, 2 (afzonderlijk) ayrı, tek tek, 3 (niet strak gespannen) gevşek, bol, sarkık, laçka, gerilmemiş, (niet stevig vastzittend) gevşek, bol, 4 (niet in bundels) dağınık, 5 (losbandig) uçarı, serbest, (vrij) serbest, fig/mec een - se tong hebben dili düşük olmak, erop - leven havai yaşamak, gününü gün etmek, 6 (niet compact) gevşek, 7 (v, geld) faizsiz, - se schulden hipoteksiz borçlar, 8 - zand yumuşak ve gevşek kum, 9 een - se arbeider gündelikçi, geçici işçi, mevsimlik işçi II d, (- sen) zo, karakulak, vaşak -LOSBANDIG: s, z, uçarı, hovarda, aşırı, başı boş, serbest -LOSBANDIGHEID: d, (...heden) uçarılık -LOSBARSTEN: f, gs, (barstte los, is, losgebarsten) (yağmur vb,) patlak vermek, başlayıvermek, (bepaalde emotie) patlamak, hij barstte los aniden (öfkeden) patladı -LOSBLADIG: s, dağınık yapraklı -LOSBOL: d, (- len) uçarı -LOSBRANDEN: f, g, (brandde los, is losgebrand) - (met iets) (bir şeye) ateşli/coşkuyla başlamak -LOSBREKEN: I f, gs, (brak los, is losgebroken) boşalmak, boşanmak, (v, storm) aniden kopmak, çıkmak, II g, (- -, h, -) koparmak, kırıp sökmek, gevşetmek, kırıp ayırmak -LOSDRAAIEN: I f, g, (draaide los, h, losgedraaid) (opendraaien) çevirip çıkarmak, gevşetmek, een schroef - vidayı çıkarmak, II (-, is -) (losgaan) boşalmak -LOSGAAN: f, gs, (ging los, is losgegaan) 1 gevşemek, boşalmak, 2 (opengaan) açılmak, ayrılmak, 3 op iemand - (kötü niyetle) birinin üzerine gitmek -LOSGELD: h, (- en) 1 fidye, kurtulmalık, 2 scheep/den tahliye parası, yük boşaltma ücreti -LOSJES: z, 1 (niet vast) gevşek, 2 (oppervlakkig) yüzeysel, üstünkörü -LOSKNOPEN: f, g, (knoopte los, h, losgeknoopt) çözmek -LOSKOMEN: f, gs, (kwam los, is losgekomen) 1 (uit gevangenis) kurtulmak, hapisten çıkmak, 2 (los worden) kurtulmak, boşalmak, 3 (zich uiten) boşalmak, açılmak -LOSKOPEN: f, g, (kocht los, h, losgekocht) ödeyip kurtarmak, satın alıp kurtarmak, ayrı/tek olarak satın almak, -LOSKOPPELEN: f, g, (koppelde los, h, losgekoppeld) ayırmak, çözmek, sökmek, fig/mec ayrı tutmak -LOSKRIJGEN: f, g, (kreeg los, h, losgekregen) zorla çözmek, zahmetle kurtarmak, (openen) zorla açmak, een knoop - düğmeyi çözmek, een gevangene - tutsağı kurtarmak, geld - zorla para almak -LOSLATEN: I f, g, (liet los, h, losgelaten) 1 serbest bırakmak, iemand - birini serbest bırakmak, zijn hond - köpeği serbest bırakmak, köpeği başı boş bırakmak, salıvermek, 2 (met rust) rahat bırakmak, rahat vermek, die gedachte laat mij niet los o düşünce bana rahat vermiyor, II gs, (los worden) bırakmak, gevşemek, tutmamak -LOSLIPPIG: s, z, ağzı gevşek, boşboğaz, sır tutmaz -LOSLIPPIGHEID: d, boşboğazlık, dilini tutamama, -LOSLOPEN: f, gs, (liep los, h, losgelopen) 1 başı boş dolaşmak, 2 (onvast worden) boşalmak, gevşeyip çıkmak, dat zal wel - o kadar sorun değil, mutlaka yoluna girer, (het is) te gek om los te lopen saçmalığın daniskası -LOSMAKEN: f, g, (maakte los, h, losgemaakt) 1 çözmek, serbest bırakmak, açmak, gevşetmek, 2 zich van een gedachte - bir düşünceden kurtulmak, zich van iemand - birinden kurtulmak, -LOSPEUTEREN: f, g, (peuterde los, h, losgepeuterd) 1 (losmaken) çözmek, ayırmlak, 2 (trachten te verkijgen) koparmak, almaya çalışmak, hij probeerde geld van de regering los te peuteren hükümetten para koparmaya çalıştı -LOSPLAATS: d, (- en) scheep/den boşaltma yeri -LOSPRIJS: d, (...prijzen) zie/bkz losgeld -LOSRAKEN: f, gs, (raakte los, is losgetaakt) gevşemek, boşalmak, çözülmek, (vrij komen) serbestleşmek -LOSRUKKEN: f, g, (rukte los, h, losgerukt) silkip gevşetmek, çekip oynatmak, zich - uit - den silkinip kurtulmak -LOSSCHIETEN: f, gs, (schoot los, is losgeschoten) aniden boşalmak -LOSSCHEUREN: f, g, (scheurde los, h, losgescheurd) yırtmak, yırtıp koparmak, yırtıp ayırmak -LOSSCHROEVEN: f, g, (schroefde los, h, losgeschroefd) vidasını sökmek -LOSS: d, lös, nehir yatağı toprağı -LOSSEN: f,g, (loste, h, gelost) (v, goederen) boşaltmak, indirmek, tahliye etmek -LOSSLAAN: I f, g, (sloeg los, h, losgeslagen) (door slaan openen) vurup açmak, II gs, (-, is -) (uit de band springen) uçarılaşmak, uçarı gitmek, dağıtmak -LOSSPRINGEN: f, gs, (sprong los, is losgesprongen) 1 aniden açılmak, fırlayıp açılmak, 2 op iemand - birinin üzerine atılmak -LOSSTAAND: s, müstakil, ayrı -LOSSTORMEN: f, gs, (stornlde los, is losgestormd) op iemand - birinin üzerine fırtına gibi atılmak, saldırmak -LOS-VAST: s, ne kalıcı ne geçici, een - verhouding ne kalıcı ne geçici ilişki -LOSWERKEN: f, (werkte los, h, losgewerkt) (bevrijden) zich (güçlükle) kurtulmak, kendini kurtarmak -LOSZITTEN: f, gs, (zat los, h, losgezeten) gevşek olmak/durmak, zijn handen zitten los sağı solu belli olmamak -LOT: h, (loten) 1 kura, het - beslist kura belirler, 2 (levenslot) kısmet, kader, talih, baht, nasip, (noodlot) alınyazısı, mukadderat, dat is een - uit de loterij umulmadık büyük bir sanş, iemand aan zijn - overlaten birini kaderine terk etmek, 3 (loterijbriefje) piyango bileti, 4 (aandeel, prijs) ikramiye -LOTEN: I f, gs, (lootte, h, geloot) kura çekmek, adçekmek, om iets - bir şeye kura çekmek, II g, iets - bir şeyi kura çekerek kazanmak, piyangodan çekmek -LOTERIJ: d, (- en) piyango, staats- milli piyango -LOTERIJBRIEFJE: h, (-s) piyango bileti -LOTGENOOT: d, (...genoten) kader arkadaşı -LOTGEVALLEN: d, mv/çoğ macera -LOTING: d, (- en) kura, bij- kurayla -LOTION: d, (-s) losyon -LOTJE: van - getikt zijn bir tahtası eksik olmak, kafadan çatlak/sakat olmak, bir çivisi eksik olmak -LOTSBESCHIKKING: d, (- en) alın yazısı, talih, kısmet -LOTSVERBONDENHEID: d, kader bağı/birliği -LOTTO: d, loto -LOTTOBALLETJE: h, (-s) loto topu -LOTTOFORMULIER: h, (- en) loto fişi -LOTUS: d, (- sen) bot, nilüfer çiceği -LOUCHE: kuşkulu, şüpheli, een - type kuşkulu bir tip -LOUNGE: d, (-s) (otelde) dinlenme odası -LOUTER: I s, (- der, - st) 1 saf, som, katıksız, halis, - goud som altın, de - e waarheid çıplak gerçek, katıksız gerçek, II z, sadece, yalnız, -LOUTEREN: f, g, (louterde, h, gelouterd) tasfiye etmek, kal etmek, ayrıştırmak, saflaştırmak -LOUTERING: d, (- en) scheik/kim kal, tasfiye, ayrıştırma, saflaştırma -LOVEN: f, g, (loofde, h, geloofd) 1 (prijzen) övmek, methetmek, yağlayıp ballamak, 2 (verheerlijken) yüceltmek, ululamak -LOVENSWAARDIG: s, övgüye layık, takdire değer -LOYAAL: s, z, (loyaler, - st) sadık, vefalı, sadakatli, bağlı -LOYALITEIT: d, sadakat, vefa -LOZEN: f, g, (loosde, h, geloosd) 1 urine - işemek, sidiklemek, 2 (water) akıtmak, boşaltmak, 3 iemand - birinden kurtulmak, birini postalamak -L.P afk/kıs langspeelplaat uzunçalar -L.P.G afk/kıs liquified petrol gas likit gaz, sıvı gaz -L.S afk/kıs, lectori salutem Sayın ilgili, Sayın iligiliye -L.S.K d, afk/kıs Luchtstrijdkrachten Hava gücü -L.T.S d, afk/kıs Lagere Technische School Sanat Okulu, Endüstri Meslek Lisesi -LUBBEN: f, g, (lubde, h, gelubd) 1 (castreren) hadım etmek, burmak, iğdiş etmek, 2 (v, vis) temizlemek -LUCHT: d, (- en) 1 hava, 2 (hemel) gök, gökyüzü, 3 (reuk) koku, hava, 4 (adem) nefes, soluk, droge - kuru hava, een gas- gaz kokusu, een heldere - açık bir hava, - van iets krijgen bir şeyin kokusunu almak, bir şeyi sezmek, in de - havada, in de open - açık havada, - krijgen soluk almak, uit de - komen vallen damdan düşer gibi ortada görünmek, aniden ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkmak, hoe kom jij zo uit de - vallen? sen nerden çıktın? er hangt iets in de - bir şeyler olacak gibi, eli kulağında, in de - hangen askıda olmak, muallakta olmak -LUCHTAANVAL: d, (- len) hava saldırısı -LUCHTAFWEER: d, hava savunması -LUCHTALARM: h, hava alarmı -LUCHTBALLON: d, (-s) uçan balon -LUCHTBAND: d, (- en) havalı teker -LUCHTBASIS: d, (- en, ...bases) hava üssü -LUCHTBED: h, (- den) havalı yatak -LUCHTBEL: d, (- len) hava kabarcığı -LUCHTBESCHERMING: d, hava saldınsına karşı pasif korunma -LUCHTBEVOCHTIGER: d, (-s) hava nemlendirici cihaz -LUCHTBEWEGING: d, (- en) hava hareketi -LUCHTBOMBARDEMENT: h (- en) hava bombardımanı -LUCHTBRUG: d, (- gen) mil/ask hava köprüsü -LUCHTCIRCULATIE: d, (-s) hava sirkulasyonu -LUCHTDICHT: s, hava geçirmez -LUCHTDOELARTILLERIE: d, luchtdoelgeschut: h, uçaksavar topu -LUCHTDOOP: d, ilk uçuş -LUCHTDRUK: d, hava basıncı -LUCHTEN: f, g, (luchtte, h, gelucht) 1 havalandırmak, kleren - çamaşırları havalandırmak, gevangenen - tutsakları açık havaya çıkarmak, 2 (uiten) açığa vurmak, zijn hart - içini dökmek, iemand niet kunnen - of zien birini kılı kadar sevmemek, birinden nefret etmek -LUCHTER: d, (-s) 1 (kandelaar) şamdan, 2 avize -LUCHTFILTER: d, h, (-s) hava filtresi, hava süzgeci -LUCHTFOTO: d, (-s) hava fotoğrafı -LUCHTGAT: h, (- en) hava deliği -LUCHTGESTELDHEID: d, 1 hava durumu/yapısı, 2 (klimaat) iklim -LUCHTHARTIG: s, z, tasasız, kaygısız, hoppa -LUCHTHAVEN: d, (-s) havaalanı, havalimanı -LUCHTIG: s, z, 1 (v, kleren) geniş, havalı, hava geçiren, 2 (fris, open) havadar, havalı, 3 (onbezorgd) kaygısız, tasasız, havai -LUCHTJE: h, (-s) 1 (windje) esinti, hafif rüzgar, 2 (hemel) gökyüzü, 3 (geur) koku, er zit een - aan a) (bedorven) bozulmuşa benziyor, kokusu var, b) bunda bir bityeniği var, şüpheli bir yanı var -LUCHTKANAAL: h, (...kanalen) hava kanalı -LUCHTKASTEEL: h, (...kastelen) luchtkastelen bouwen olmayacak hayaller kurmak -LUCHTKLEP: d, (- pen) hava kapağı -LUCHTKOELING: d, tech/tek havalandırma, soğutma -LUCHTKOKER: d, (-s) havalandırma bacası -LUCHTKUSSEN: h, (-s) havalı yastık -LUCHTLAAG: d, (...lagen) hava tabakası, hava katmanı -LUCHTLEDIG: s, havasız -LUCHTMACHT: d, (- en) mil/ask hava kuvvetleri, hava gücü -LUCHTOORLOG: d, (- en) hava harbi, hava savaşı -LUCHTPIJP: d, (- en) 1 anat, nefes borusu, soluk borusu, 2 hava borusu -LUCHTPOMP: d, (- en) hava pompası -LUCHTPOST: d, hava postası -LUCHTPOSTZEGEL: d, (-s) hava postası pulu -LUCHTRUIM: h, atmosfer -LUCHTSCHIP: h, (...schepen) zeplin -LUCHTSPIEGELING: d, (- en) serap, yalgın, ılgım -LUCHTSTORINGEN: d, mv/çoğ (radyoda) parazit -LUCHTSTREEK: d, (...streken) iklim, iklim kuşağı -LUCHTSTRIJDKRACHTEN: d, mv/çoğ hava kuvvetleri, hava gücü -LUCHTSTROOM: d, (...stromen) hava akımı -LUCHTVAART: d, hava ulaşımı -LUCHTVAARTMAATSCHAPPIJ: d, (- en) hava ulaşım şirketi, hava yolu şirketi -LUCHTVERBINDING: d, (- en) hava bağlantısı -LUCHTVERDEDIGING: d, (- en) hava savunması -LUCHTVERKEER: h, hava trafiği -LUCHTVERONTREINIGING: d, hava kirliliği -LUCHTVERVERSING: d, havalandırma -LUCHTVERVUILING: d, hava kirliliği, hava kirlenmesi, -LUCHTVLOOT: d, (,,vloten) hava filosu -LUCHTVOCHTIGHEID: d, hava nemi/nemliliği -LUCHTWEERSTAND: d, hava direnci, hava mukavemeti -LUCHTWEG: d, (- en) 1 hava yolu, 2 d, mv/çoğ anat, Bronşlar, -LUCHTWORTELS: d, mv/çoğ topraküstü kökler -LUCHTZIEKTE: d, uçak tutması, hava tutması -LUCIFER: d, (-s) kibrit -LUCIFERSDOOSJE: h, (-s) kibrit kutusu -LUCRATIEF: s, z, (...tiever, - st) kârlı, kazançlı, yararlı, avantajlı -LUDIEK: s, z, oynamayı seven -LUGUBER: s, z, (- der, - st) ürpertici, korkutucu, -LUI: I s, z, 1 tembel, üşengeç, miskin, uyuşuk, kül kedisi, een - leven leiden tembelce yaşamak, yan gelip yatmak, 2 hand/tic (slap) gevşek, durgun, hareketsiz II d, mv/çoğ insanlar, halk, ahali, de jonge- gençler, arme- fakirler -LUIAARD: d, (-s) 1 tembel, üşengeç kimse, 2 (hayvan) bradip, Güney Amerikada yaşayan tembel hayvan -LUID: s, z, yüksek sesli, iyice duyulacak şekilde, yüksek sesle -LUIDEN: I f, g, (luidde, h, geluid) ses vermek, (klokken enz,) çalmak, çıngırdamak, II g, de grote klok - fig/mec çan çalmak -LUIDKEELS: z, avazı çıktığı kadar -LUIDRUCHTIG: s, z, gürültü gibi -LUIDSPREKER: d, (-s) hoparlör, -LUIER: d, (-s) belek, bebek bezi, kundak bezi -LUIEREN: f, gs, (luierde, h, geluierd) tembellik etmek, aylaklık etmek, yan gelip yatmak, -LUIERMAND: d, (- en) kundak sepeti -LUIFEL: d, (-s) bouwk/mim sundurma, saçak -LUIHEID: d, tembellik -LUIIGHEID: d, tembellik -LUIK: h, (- en) 1 (toegang, opening) çatı veya döşeme deliği/kapısı, 2 kapak, 3 scheep/den ambar ağzı -LUILAK: d, (- ken) tembel, üşengeç kimse -LUILAKKEN: f, gs, (luilakte, h, geluilakt) tembellik etmek, aylaklık etmek, yan gelmek, yan gelip yatmak -LUILEKKERLAND: h, (hayali) tembeller diyaı -LUIM: d, (- en) geçici huy, mizaç, hava, tabiat, in goede (slechte) - zijn iyi (kötü) huylu olmak -LUIMIG: s, z, (grappig) güldürücü, komik, (grillig) değişken huylu, maymun iştahlı, kaprisli -LUIPAARD: d, (- en) zo, leopar, pars -LUIS: d, (luizen) bit -LUISTER: d, parlaklık -LUISTERAAR: d, (-s) (radyo) dinleyici -LUISTERBIJDRAGE: d, (-n) radyo vergisi -LUISTEREN: f, gs, (luisterde, h, geluisterd) 1 - naar dinlemek, naar de radio - radyo dinlemek, (aandachtig) kulak vermek, kulak kesilmek, 2 (afluisteren) gizlice dinlemek, 3 (gehoorzamen aan) kulak asmak, kulak vermek -LUISTERRIJK: s, z, görkemli, parlak, şahane, harika, mükemmel -LUISTERSPEL: h, (- en) radyo tiyatrosu -LUISTERVERGUNNING: d, (- en) alıcı ruhsatı, radyo ruhsatı -LUISTERVINK: d, (- en) gizlice dinleyen kimse -LUIT: d, (- en) muz/müz ut -LUITENANT: d, (-s) mil/ask teğmen -LUITENANT-GENERAAL: d, (-s) korgeneral -LUITENANT-KOLONEL: d, (-s) yarbay -LUITJES: zie/bkz lui 2 -LUITSPELER: d, (-s) utçu -LUIWAGEN: d, (-s) tahta fırçası -LUIWAMMES: d, (- en) zie/bkz luiaard -LUIWAMMESEN: f, gs, (luiwaınmeste, h, geluiwammest) spreekt/kd tembellik etmek, haylazlık etmek -LUIZEN: f, g, (luisde, h, geluisd) iemand erin - birini faka/tongaya bastırmak, aldatmak, dolandırmak -LUIZENBAAN: d, (...banen) kolay ve rahat iş, -LUIZENLEVEN: h, rahat yaşam -LUIZENPLAAG: d, (- en) bit salgım -LUKKEN: f, gs, (het lukte, is gelukt) iyi sonuçlanmak, iyi gitmek, rast gelmek, rast gitmek, olmak, als het lukt eğer rast giderse, eğer olursa -LUKRAAK: s, z, gelişigüzel, rasgele -LUL: d, (- len) (plat/argo) 1 (penis) yarak, sik, 2 (rare vent) hıyar herif, dalyarak, de - zijn kabak başına patlamak, hij is de - kabak başına patladı -LULHANNES: d, (- sen) (plat/argo) dangalak, hıyar, aptal kimse -LUIKOEK: d, saçma, saçmalık -LULLEN: f, gs, (lulde, h, geluld) (plat/argo) (kletsen) saçmalamak, çan çan etmek -LULLIG: s, (plat/argo) 1 (onnozel) aptal, mankafa, budala, 2 (vervelend) fena, berbat, kötü, doe niet zo - hıyarlık etme! -LULVERHAAL: h, (plat/argo) (...verhalen) saçma hikâye -LUMINEUS: s, (...neuzer, - t) şahane, parlak, een - idee şahane bir fikir -LUMMEL: d, (-s) kaba, yontulmamış, görgüsüz, hödük -LUMMELEN: f, gs, (lummelde, h, gelummeld) boş durmak, iş görmemek, yan gelmek, aylaklık etmek, vaktini boşa geçirmek -LUMMELIG: s, kaba, yontulmamış, görgüsüz -LUNAPARK: h, (- en) lunapark, eğlence parkı -LUNCH: d, (- es, - en) hafif öğle yemeği -LUNCHAFSPRAAK: d, (...afspraken) öğle yemeği randevusu -LUNCHBESPREKING: d, (- en) kahvaltıda görüşme -LUNCHEN: f, gs, (lunchte, h, geluncht) öğle yemeği yemek -LUNCHPAKKET: h, (- ten) öğle yemeği paketi -LUNCHPAUZE: d, (-s) öğle yemeği arası/molası -LUNCHROOM: d, (-s) öğle yemeği odası/yeri -LUPINE: d, (-n) bot, acıbakla -LUPUS: d, med/tıb lupus, bir tür deri veremi, -LUREN: iemand in de luren leggen birini aldatmak, kandırmak, oyuna getirmek -LURKEN: f, gs, (lurkte, h, gelurkt) 1 (zuigen) aan - soğurmak, emmek, 2 (pruttelend geluid geven) höpürdetmek -LURVEN: iemand bij de - pakken/krijgen birinin yakasına yapışmak -LUS: d, (- sen) 1 (in bus) tutunmalık, tutunma kayışı, 2 (v, touw) ilmek, (v, mantel) askı -LUST: d, 1 istek, iştah, arzu, heves, eet- yeme isteği, koop- satın alma isteği, lach- gülme isteği, lees- okuma isteği, okuma hevesi, 2 (- en) d, mv/çoğ,(zinnelijke begeerte) şehvet, 3 (plezier) zevk, haz, - in iets hebben bir şeyden zevk almak, haz duymak, met - zevkle, een - voor de ogen göz zevki, sport was haar - spor onun zevk kaynağıydı -LUSTELOOS: s, z, (...lozer, - st) 1 isteksiz, şevksiz, iştahsız, 2 hand/tic durgun, ölü -LUSTELOOSHEID: d,iştahsızlık, isteksizlik -LUSTEN: f, g, (lustte, h, gelust) 1 hoşlanmak, arzu duymak, sevmek, istemek, ik lust geen koffie kahveyi sevmiyorum, kahveden hoşlanmıyorum, lust je nog thee? daha çay ister misin? dat lust hij niet onu sevmez, ondan hoşlanmaz, 2 hij zal ervan - yanına kalmayacak, 3 het lust mij niet dat te doen onu yapmayı canım istemiyor, -LUSTGEVOEL: h, zevk hissi -LUSTHOF: d, (...hoven) zevk bahçesi, fig/mec çok güzel yer, cennet -LUSTIG: s, z, iştahlı, istekli, keyifli, neşeli -LUSTOBJECT: h, (- en) sex nesnesi/malzemesi -LUSTOORD: h, (- en) çok güzel yer, çok güzel bahçe, cennet gibi yer -LUSTMOORD: d, (- en) şehvet cinayeti, şehvet için öldürme -LUSTRUM: h, (lustra, - s) beş senelik devir -LUTHERAAN: d, (...ranen) Luterci -LUTHERS: s, Lutherci, Luther öğretisine göre, -LUTTEL: s, z, az, azıcık, ufak, ufacık, birazcık, met - moeite az bir zahmetle -LUW: s, rüzgâra kapalı, rüzgârsız -LUWEN: f, gs, (luwde, h, geluwd) 1 (v, wind) azalmak, yatışmak, hafiflemek, yumuşamak, 2 fig/mec (kalmer worden) sakinleşmek, yatışmak, 3 (afnemen) azalmak -LUWTE: d, (- en) 1 dulda yer, kuytu yer, rüzgârın az değdiği yer, 2 (bij zacht weer) yumuşak hava, ılık hava -LUXE: I d, lüks, II s, z, lüks, gösterişli, şatafatlı, konforlu -LUXEARTIKEL: h, (- en, - s) lüks mal -LUXEAUTO: d, (-s) lüks araba, lüks otomobil -LUXEHUT: d, (- ten) scheep/den lüks karnara -LUXEMBURG: Lüksemburg -LUXEMBURGER: d, (-s) (erkek) Lüksemburglu -LUXEMBURGSE: d, (-n) (bayan) Lüksemburglu -LUXEMBURGS: s, Lüksemburga ait -LUXEVERBLIJF: h, (...blijven) zie/bkz luxehut -LUXUEUS: s, z, (...euzer, - t) lüks, konforlu, şahane -LUZERNE: d, bot, kaba yonca -LYCEUM: h, (- cea, - s) lise -LYMFE: d, anat, lenf, akkan -LYMFEKLIER: d, (- en) lenf bezi -LYNCHEN: f, g, (lynchte, h, gelyncht) linç etmek, linç ederek öldürmek -LYNX: d, (- en) zo, vaşak -LYRIEK: d, lit/edeb lirik -LYRISCH: s, z, 1 lirik, 2 (gevoelvol) duygulu, coşkulu -LYSOL: h, d, lizol, mikrop kırıcı bir sıvı, -M: d, (-s) m, harfi -M: afk/kıs meter metre -MA: d, (-s) zie/bkz mama -MAAG: d, (magen) anat, mide, zijn ogen zijn groter dan zijn - aç gözlüdür, karnı doysa gözü doymaz, iemand iets in de - splitsen birine bir şeyi kakalamak, birini kazıklamak, birine bir şeyi çok pahalı satmak, ergens mee in zijn - zitten a) (ermee verlegen zitten) bir şeyle ne yapacağını bilememek, bir şeye çare bulamamak, b) (niet kwijt kunnen) bir şeyi başından atamamak, bir şeyden kurtulamamak, zwaar op de - liggen mideye oturmak, sindirimi zor olmak -MAAGBLOEDING: d, (- en) mide kanaması -MAAGD: I d, (- en) bakire, genç kız, II d, astr, Sünbüle burcu -MAAGDELIJK: s, 1 (als maagd) bakire, genç kız gibi, (v, bos) dokunulmamış, el değrnemiş, 2 (rein) saf, temiz -MAAGDELIJKHEID: d, (v, meisje) bakirelik -MAAGDENPALM: d, bot, cezayir menekşesi -MAAGDENVLIES: h, (...vliezen) kızlık zarı -MAAGHOLTE: d, (- n, - s) mide boşluğu -MAAGKANKER: d, mide kanseri -MAAGKLACHT: d, (- en) mide şikayeti/rahatsızlığı -MAAGKRAMP: d, (- en) mide spazmı, mide krampı -MAAGKWAAL: d, (...kwalen) mide rahatsızlığı, mide şikayeti -MAAGPIJN: d, (- en) mide ağrısı -MAAGSAP: h, mide suyu -MAAGSTREEK: d, mide bölgesi -MAAGWAND: d, (- en) mide çeperi -MAAGZUUR: h, 1 mide suyu, 2 (brandend) mide yanması -MAAGZWEER: d, (...zweren) mide ülseri, mide çıbanı, -MAAIDORSEN: h, biçerdöverle biçme ve dövme -MAAIDORSER: d, (-s) biçerdöver -MAAIEN: f, g, (maaide, h, gemaaid) biçmek, kesmek, tırpanlamak, biçip hasat etmek, men moet zaaien, wil men - tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz -MAAILAND: h, (- en) biçilecek tarla -MAAIMACHINE: d, (-s) biçme makinası -MAAITIJD: d, (- en) hasat zamanı, biçim zamanı -MAAIVELD: h, (- en) yer seviyesi/yüzeyi -MAAK: d, in de - hazırlanmakta, nieuwe wet in de - yeni kanun hazırlanmakta -MAAKLOON: h, (...lonen) yapım parası -MAAKSEL: h, (-s) 1 (produkt) ürün, imal, 2 (werk) eser, -MAAL: I d, (malen) kez, defa, kere, een - bir kere, bir defa, bir sefer, hoeveel is 2 - 6? iki kere altı kaç eder? ten enen male onmogelijk tamamen imkansız, hiç mümkün değil, voor de eerste maal ilk sefer II h, (malen) (maaltijd) yemek, öğün, middag- öğle yemeği, een lekker - tatlı bir yemek, een stevig - doyurucu bir yemek -MAALSTROOM: d, (...stromen) girdap -MAALTEKEN: h, (-s) çarpı işareti -MAALTIJD: d, (- en) yemek, öğün, sofra, bij de - yemekte/sofrada -MAAN: d, (manen) ay, nieuwe - hilâl, volle - dolunay, het is naar de - a) (kwijt) kayıp, b) (kapot) bozuk, naar de - zijn a) (geld, kans, reputatie) gitmek, uçmak, b) (kapot) bozulmak, al zijn geld is naar de - bütün parası uçtu, bütün parası gitti, loop naar de -! defol! canın cehenneme! yüzünü şe ytan görsün! -MAANBRIEF: d, (...brieven) (aanmaning) alacak isteme mektubu -MAAND: d, (- en) ay -MAANDABONNEMENT: h, (- en) aylık abone, aylık abone kartı, -MAANDAG: d, (- en) pazartesi, een blauwe - kısa zaman, kısa süre, s maandags pazartesileri -MAANDBLAD: h, (- en) aylık dergi, aylık magazin -MAANDELIJKS: I s, aylık, II z, ayda bir, her ay -MAANDENLANG: z, aylarca -MAANDGELD: h, (- en) aylık, aylık maaş, aylık ücret -MAANDKAART: d, (- en) aylık kart/bilet -MAANDSALARIS: h, (- sen) aylık, aylık ücret/maaş -MAANKOP: d, (- en) haşhaş, -MAANLANDING: d, (- en) aya iniş -MAANLANDSCHAP: h, (- pen) ay manzarası, aya benzer manzara -MAANLICHT: h, ay ışığı -MAANDSTAAT: d, (...staten) aylık cetvel -MAANSTAND: d,(- en) ayın durumu -MAANDSTONDE: d, (-n) âdet, aybaşı, kanama -MAANDVERBAND: h, âdet bezi -MAANSVERDUISTERING: d, (- en) ay tutulması -MAANZAAD: h, haşhaş tohumu -MAANZAADBROODJE: h, (-s) haşhaşlı çörek -MAAR: I bağ, (weliswaar, maar) ama,fakat, lakin, II z, (slechts) sadece, yalnız, je leeft - een keer hayatta bir kez yaşıyorsun, als ik dat - kan keşke yapabilsem, doe - yap bakalım, gaan jullie - siz gidin, ik heb alleen - gekeken sadece baktım, dat gaat zo - niet! öyle olmaz! öyle olmaz ki! (als -) hij rookte en rookte - a) sigara içip durdu, sürekli sigara içti, b) sigara içmekten başka bir şey yapmadı, ik zei dat zo - laf olsun diye söyledim, - ja! pekâlâ! peki! sen bilirsin! wacht -! bekle gör! bekle sen! zo -! a) öylesine! b) iş olsun diye! (waarschuwing) pas - op! dikkat et ha! -MAARSCHALK: d, (- en) mareşal -MAART: d, mart, mart ayı, - roert zijn staart mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır, mart ayı dert ayı -MAARTS: s, mart gibi, martta gibi, - e buie nisan yağmurları, bahar yağmuru -MAAS: d, (mazen) (v, net) ağ gözü, door de mazen van het net kruipen tehlikeyi tam vaktinde atlatmak, tehlikeyi kıl payı atlatmak, door de mazen van de wet kruipen kanunun boşluklarından yararlanmak, -MAAT: I d, (maten) 1 ölçü, de - van iets bepalen bir şeyin ölçüsünü belirlemek, maten en gewichten ölçü ve tartılar, in gelijke mate aynı ölçüde, eşit olarak, in hoge mate son derece, met mate ölçülü aşırıya kaçmadan, abartmadan, alles met mate her şeyin bir ölçüsü var, her şeyin bir sınırı var, in meerdere of mindere mate aşağı yukarı, bahsedilen ölçüde, in mindere mate daha küçük çapta, in ruime mate büyük çapta, 2 (v, kleding) beden, boy, welke - heeft u? kaç beden/numara/boy giyiyorsunuz? welke - schoenen heeft u? kaç numara ayakkabı giyiyorsunuz? iemand de - nemen birinin ölçüsünü almak, 3 muz/müz ölçü, bar, op de - uygun tempoda, 4 (versmaat) ölçü, vezin, * de - is vol sabrım taşıyor, taştı, geen - kunnen houden kendini sınırlamayı bilmemek, kendine hâkim olamamak, in de - lopen uygun adım yürümek, met twee maten meten adamına göre davranmak, in de mate dat ... - dığı ölçüde, ölçüsünde, onder de blijven/zijn beklenenden cılız olmak, standardın altında olmak, düşük kalitede olmak II d, (-s) arkadaş -MAATBEKER: d, (-s) ölçekli bardak -MAATEENHEID: d, (...heden) ölçü birimi -MAATGEVEND: s, normatif, düzgüsel, kural değeri taşıyan -MAATGEVOEL: h, ölçü duygusu/hissi, geen - hebben ölçü duygusu olmamak -MAATGLAS: h, (...glazen) ölçü şişesi -MAATJE: I h, (-s) (vriendje) arkadaş II h, (-s) (0,1 liter) desilitre -MAATJESHARING: d, (- en) küçük ringa balığı -MAATKLEDING: d, yaptırma elbise, diktirme elbise -MAATREGEL: (- en, - s) önlem, tedbir, - en nemen (treffen) tedbir almak, geen halve - en nemen işi sağlam tutmak, yarım yamalak önlem almamak, eşeği sağlam kazığa bağlamak -MAATSCHAP: d, (- pen) 1 (overeenkomst) ortaklık anlaşması, 2 (samenwerkingsverband) ortaklık bağı -MAATSCHAPPELIJK: s, z, toplumsal, sosyal, - e ladder toplumsal hiyararşi, toplumsal mevki, sosyal mevki, - werk sosyal iş, - werkster sosyal görevli -MAATSCHAPPIJ: d, (- en) 1 toplum, de burgerlijke - sivil toplum, 2 hand/tic şirket -MAATSCHAPPIJBEELD: h, (- en) toplum imajı/imgesi, topluma bakış -MAATSCHAPPIJKRITIEK: d, toplum eleştirisi, topluma eleştiri -MAATSCHAPPIJKRITISCH: s, toplum eleştirel -MAATSCHAPPIJLEER: d, sosyal bilgiler dersi -MAATSCHAPPIJWETENSCHAPPEN: d, mv/çoğ sosyal bilimler -MAATSOORT: d, (- en) (şiirde, müzikte) ölçü türü -MAATSTAF: d, (...staven) fig/mec ölçüt, kriter, ölçü -MAATSTOK: (- ken) muz/müz sopa, orkestra şefi sopası -MAATVERDELING: d, (- en) ölçü, derece, ölçüleme, glas met - ölçülü/dereceli bardak -MAATWERK: h, ölçüye göre yapılmış şey, hedefe tam denk düşen iş, ölçülere uygun iş -MACABER: s, korkunç, dehşetli, korku uyandırcı -MACARONI: d, makama -MACARONISCHOTEL: d, (-s) makarnalı yemek -MACEDONIE: Makedonya -MACHIAVELLISME: h, makyevelcilik, makyevelizm -MACHIAVELLISTISCH: s, z, Makyevelci -MACHINAAL: s, makine ile yapılmış, machinale produkten makine ürünleri, fabrika ürünleri -MACHINATIE: d, (-s) entrika, dolap, düzen -MACHINE: d, (-s) makine, makina -MACHINEBANKWERKER: d, (-s) tornacı -MACHINEFABRIEK: d, (- en) makine fabrikası -MACHINEGEWEER: h, (...geweren) makineli tüfek -MACHINEOLIE: d, makine yağı -MACHINEPISTOOL: h, (...pistolen) makineli tabanca, otomatik tabanca -MACHINERIE: d, (- en) mekanizma -MACHINESCHRIFT: h, daktilo yazısı -MACHINIST: d, (- en) makinist -MACHO: d, (-s) maço, kazak, horoz erkek -MACHT: d, (- en) 1 (vermogen) kapasite, kabiliyet, güç, kontrol, het gaat boven mijn - benim gücümü aşar, in zijn - hebben om... - ye gücü olmak, met alle - bütün güçle, bütün gücüyle, 2 (wettelijke bevoegdheid) salahiyet, yetki, de wetgevende - yasama gücü, ouderlijke - anne ve baba yetkisi, 3 (invloed) etki, tesir, de - der gewoonte alışkanlık etkisi, 4 mil/ask kuvvet, land- kara gücü, lucht- hava gücü, zee- deniz gücü, 5 wisk/mat kuvvet, üs, -MACHTELOOS: s, z, güçsüz, kuvvetsiz, aciz, kuvvetsizce -MACHTELOOSHEID: d, etkisizlik, iktidarsızlık, güçsüzlük -MACHTHEBBER: d, (-s) iktidar sahibi, ülke başkanı -MACHTIG: s, z, 1 (invloedrijk) güçlü, etkili, büyük, 2 (v, eten) ağır, mideye oturan, 3 (geweldig) şahane, harika, (indrukwekkend) heybetli, muhteşem -MACHTIGEN: f, g, (machtigde, h, gemachtigd) yetkilendirmek, yetki vermek -MACHTIGING: d, (- en) yetki -MACHTSMISBRUIK: h, yetkiyi kötüye kullanma/suistimal, -MACHTSPOLITIEK: d, güç politikası -MACHTSVERHEFFING: d, (- en) wisk/mat kuvvetini alma, üssünü alma -MACHTSVERTOON: h, güç gösterisi -MACHTSWELLUST: d, güç düşkünlüğü -MACRAME: h, düğümlü örgü -MACROBIOTISCH: makrobiyolojik -MACRO-ECONOMIE: d, makro ekonomi -MADAM: d, (- men, - s) bayancık, een opgedirkte - şıllık, de - uithangen hanım rolü yapmak, hanımlığa özenmek -MADE: d, (-n) kurtçuk, kurt -MADELIEFJE:
-KAARS: d, (- en) mum
-KAARTJESAUTOMAAT: d, (...maten) bilet otomatı
-KABINETSFORMATEUR: d, (-s) kabine kurmakla görevli bakan
-KAMERDEBAT: h, (- ten) meclis tartışması, meclis müzakeresi
-KANSBEREKENING: d, (- en) ihtimal hesabı
-KANTKLOSSTER: d, (-s) dantelacı
-KAPITTELEN: f, g, (kapittelde, h, gekapitteld) dersini vermek, paylamak,
-KARIG: s, z, 1 cimri, elisıkı, idareli, pinti, niet - zijn met elisıkı
-KASPISCHE -ZEE: d, Hazar denizi
-KATHEDRAAL: d, (...dralen) katedral
-KAUWGOM: d, h, sakız, çiklet
-KEERVERS: h, (...verzen) nakarat,
-KEGELAAR: d, (-s) kuka oyuncusu
-KENNELIJK: s, z, açik ki, belliki, besbelli, anlaşılıyorki, açikca kuşku
-KENTERING: d, (- en) değişim, degişme
-KERKGEZANG: h, (- en) kilise ilahisi
-KEUTERBOER: d, (- en) küçük çiftçi, rençber
-KIEREWIET: s, gerzek, kaçık, aptal, ahmak,
-KIESDISTRICT: h, (- en) seçim bölgesi
-KIEUW: d, (- en) (v, vis) solungaç, galsame, solunum organı
-KIJKDICHTHEID: d, televizyon yayını izleme yüzdesi
-KIJKER: d, (-s) 1 (persoon) seyirci, veel - s en geen kopers seyirci çok
-KIJVEN: f, gs, (keef, h, gekeven) çekişmek, ağız dalaşı etmek, bağırıp
-KINDERZORG: d, çocuk bakımı
-KITS: s, z, spreekt/kd yolunda, iyi, alles -? her şey yolunda mı?
-KITTIG: s, z, 1 dinç, enerjik, canlı, hayat dolu, ateşli, kıvıl kıvıl, 2
-KLADBLAADJE: h, (-s) karalama kâğıdı
-KLAVEREN: d, kaartspel/isk sinek, yonca şekli
-KLEDDEREN: f, gs, (kledderde, h, gekledderd) (morsen) dökmek, döküp saçmak
-KLEDDERNAT: s, sırılsıklam, tepeden tırnağa ıslak, yamyaş
-KLEINZERIGHEID: d, hassaslık, çok duyarlılık
-KLEUREN: I f, g, (kleurde, h, gekleurd) 1 boyamak, renklendirmek, 2 (doen
-KLIEDERBOEL: d, ıslak ve pis şeyler/yığın
-KLIEK: d, (- en) 1 hizip, klik, 2 - je yemek artığı, artık
-KLOOF: d, (kloven) 1 çatlak, yarık, oyuk, çentik, yırtık, deşik, 2 fig/mec
-KLOTERIG: s, (plat/argo) 1 (onhandig) sakar, beceriksiz, 2 (lastig) sıkıcı,
-KLUCHT: d, (- en) 1 komedi, kısa güldürü, 2 (grap) komedi, saçmalık
-KNARSETANDEN: f, gs, (knarsetandde, h, geknarsetand) (hınçtan, ağrıdan) diş
-KNIJPER: d, (-s) 1 çimdikçi, çimdik atan, 2 fig/mec (gierigaard) pinti,
-KNOLGEWAS: h (- sen) yumrulu/köklü bitki
-KOEPELVORMIG: s, kubbe şeklinde, kubbemsi
-KOFSCHIP: h, (...schepen) 1 iki direkli yelkenli, 2 (t ezelsbruggetje)
-KOLONISATIE: d, (-s) sömürgeleştirme, sömürge kurma
-KOMMERVOL: s, endişeli, tasalı, sıkıntılı, acılı
-KOOPPRIJS: d, (...prijzen) satın alma fiyatı, alış bedeli
-KORAAL: h, (koralen) (gezang) koral, ilahi beste II h, d, mercan
-KOSMOGRAFIE: d, kozmografya, astronominin en önemli ve belli başlı olayları
-KRAAKAMANDEL: d, (- en, - s) kabuklu badem
-KRACHTINSTALLATIE: d, (-s) enerji santralı
-KRANKZINNIGENGESTICHT: h, (- en) akıl hastahanesi, deliler koğuşu
-KREKEL: d, (-s) zo, cırcırböceği
-KREUKELIG: s, çok kırışık, buruşuk, kıvnmlı, büküntülü
-KRUIDENIERSVAK: h, bakkalcılık
-KRUIDKOEK: d, (- en) ballı ve baharatlı kurabiye,
-KRUIPEN:f, gs, (kroop, h/is gekropen) 1 (v,personen) emeklemek, 2 (v,
-KRUISVAARDER: d, (-s) haçlı askeri, - s haçlılar
-KUIF: d, (kuiven) 1 kakül, zülüf, perçem, 2 (v, dieren) sorguç, tepelik
-KUIKENBOERDERIJ: d, tavuk/civciv çiftliği
-KUILEN: f, g, (kuilde, h, gekuild) çukura gömmek, çukura koymak, çukurda
-KUNSTGEVOEL: h, estetik duygu, artistik his
-KUNSTHANDELAAR: d, (- s, ...laren) sanat eserleri tüccarı
-KUNSTIJSBAAN: d, (...banen) yapay buz sahası, patinaj sahası
-KWADRANT: h, (- en) çeyrek daire
-KWAKKEL: aan de - zijn rahatsız/kırgın olmak, sürekli sağlığı bozuk olmak
-KWAKKELEN: f, gs, (kwakkelde, h, gekwakkeld) keyifsiz olmak, rahatsız
-KWAKKELWEER: h, değişken hava, istikrarsız hava
-KWALIFICEREN: f, g, (kwalificeerde, h, gekwalificeerd) nitelemek,
-KWARTEL: d, (-s) zo, bıldırcın, zo doof als een - tamamen sağır
-LAAGCONJUNCTUUR: d, düşük konjünktür
-LACHWEKKEND: s, güldürücü, güldüren
-LAKENS: s, yünlü kumaştan
-LAMHEID: d, kötürümlük
-LAMPENGLAS: h, (...glazen) lamba camı, lamba şişesi
-LANCET: h, (- ten) neşter
-LAPWERK: h, yamacılık, yama işi
-LEEN: h, tımar, zeamet (20,000 ila 99,000 akçe arasında gelir getiren
-LEERMETHODE: d, (-n) öğretim metodu
-LEGBATTERIJ: d, (- en) modern tavuk çiftliği,
-LEGHEN: d, (- nen) yumurta tavuğu
-LEGUAAN: d, (leguanen) zo, iguana
-LELIEACHTIGEN: d, mv/çoğ zambakgiller
-LELIJKERD: d, (-s) 1 suratsız, çirkin kimse, 2 (gemeen persoon) adi herif
-LELIJKHEID: d, çirkinlik, biçimsizlik
-LEREN: I f, g, (leerde, h, geleerd) 1 (onderwijzen) öğretmek, iemand iets -
-LESAUTO: d, (-s) ders arabası, talim otomobili, alıştırma arabası
-LEUGENDETECTOR: d, (- s, - en) yalan makinası
-L.H d, afk/kıs Landbouw Hogeschool Tarım yüksek okulu, Ziraat yüksek okulu,
-LIAAN: Liane: d, (lianen) bot, sarmaşan, liyan
-LICENTIE: d, (-s) izin, ruhsat, lisans
-LIEFDERIJK: s, z, sevgi dolu, şefkat dolu
-LIERDICHT: h, (- en) lirik şiir
-LITOUWEN: Litvanya
-LOGENSTRAFFEN: f, g, (logenstrafte, h, gelogenstraft) iets - bir şeyin
-LOKAALTREIN. d, (- en) banliyö treni
-LOKKERTJE: h, (-s) yem, (lokartikel) özel indirim, özel indirimli mal
-LOON: h, (lonen) maaş, ücret, dag- gündelik, günlük ücret, maand- aylık,
-LOSMAKEN: f, g, (maakte los, h, losgemaakt) 1 çözmek, serbest bırakmak,
-LULHANNES: d, (- sen) (plat/argo) dangalak, hıyar, aptal kimse
-LUMMEL: d, (-s) kaba, yontulmamış, görgüsüz, hödük
-LURKEN: f, gs, (lurkte, h, gelurkt) 1 (zuigen) aan - soğurmak, emmek, 2
-MAAILAND: h, (- en) biçilecek tarla
-MAAKLOON: h, (...lonen) yapım parası
-MAARSCHALK: d, (- en) mareşal
-MAAS: d, (mazen) (v, net) ağ gözü, door de mazen van het net kruipen
-MAATSCHAPPIJ: d, (- en) 1 toplum, de burgerlijke - sivil toplum, 2 hand/tic
-MACHTIGING: d, (- en) yetki