-P: d, (-s) p, p harfi, hij heeft er de - in morali bozuk, neşesiz, keyfi yerinde değil -P: afk/kıs pagina -PA: d, (-s) kindert/çd baba -P.A per adres ...eliyle -PAADJE: h, (-s) patika, keçiyolu, dar yol -PAAIEN: f, g, (paaide, h, gepaaid) 1 avutmak, oyalamak, iemand (met beloften) - birini (vaatlerle) avutmak, kafa kola almak, 2 (van vissen) çiftleşmek -PAAL: d, (palen) 1 kazık, (lang) sırık, (voor elekriciteit) direk, hij ziet eruit of hij een - ingeslikt heeft baston/oklava yutmuş gibi, binnen de vier palen dört duvar arasında, - en perk aan iets stellen bir şeyi sınırlamak, kısıtlamak, bir şeye sınır koymak, voor - staan gülünç olmak, rezil olmak, dat staat als een - boven water gün gibi ortada, şüphe götürmez, iki kere iki dört, dat is een - onder water kârından çok zararı var, 2 scheep/den palamar kazığı -PAALWERK: h, (- en) kazık çit, şarampol çiti -PAALWONING: d, (- en) (su içinde) kazık temelli ev -PAAP: d, (papen) papaz, katolik -PAAPJE: h, (-s) zo, vınlayan kuyrukakan -PAAPS: s, pej/aşağ katolik -PAAR: I h, (paren) 1 çift, een - schoenen bir çift ayakkabı, - aan - ikişer ikişer, çifter çifter, 2 (echtpaar) karı koca, çift, een gelukkig - mutlu bir çift, 3 (enige) birkaç, bir iki, birkaç tane, een - dagen birkaç gün, een - boeken birkaç kitap, een - woorden birkaç kelime, bir iki kelime II s, çift, - of onpaar tek mi, çift mi? -PAARD: h, (- en) 1 at, beygir, kısrak, beter een blind - dan een lege halster kör at boş yulardan iyidir, kötürümden aksak, hiç yoktan torlak (- acemi) yeğdir, gauw op zijn - zijn çok çabuk tepesi atmak, kızmak, honger hebben als een - kurt gibi acıkmak, het oog van de meester maakt het - vet ağanın gözü ata tımardır, men moet een gegeven niet in de bek zien beleş atın dişine bakılmaz, man en - noemen adını sanını söylemek, het beste - struikelt wel eens hatasız kul olmaz, her güzelin bir kusuru vardır, insan beşer, kuldur şaşar, kusursuz iş olmaz, iemand over het - tillen birini göklere çıkarmak, het beste - van stal grubun en iyisi, takımın en alası, het - achter de wagen spannen işe tersinden başlamak, op het verkeerde - wedden yanlış tercih yapmak, tercihinde yanılmak, yanlış ata bahse girmek, zweten als een - su gibi terlemek, 2 sp, atlama beygiri, 3 schaak/satr at -PAARDENBLOEM: d, (- en) bot, karahindiba -PAARDENBOON: d, (...bonen) bot, acı atbaklası -PAARDENHAAR: h, (...haren) at kuyruğu kılı -PAARDENHAREN: s, at kılından -PAARDENHOEF: d, (...hoeven) toynak, at tırnağı -PAARDENHORZEL: d, (-s) zie/bkz horzel -PAARDENKRACHT: d, (- en) 1 beygir gücü, at gücü, 2 tech/tek beygirgücü -PAARDENMIDDEL: h, (- en) fig/mec son çare, ya öldürür ya ondurur, -PAARDENFOKKER: d, (-s) at yetiştiricisi -PAARDENFOKKERIJ: d, 1 at yetiştirme, 2 (- en) (plaats) at yetiştirme yeri -PAARDENMARKT: d, (- en) at pazarı -PAARDENRENNEN: d, mv/çoğ at yarışı -PAARDENSLAGER: d, (-s) at kasabı -PAARDENRAS: h, (- sen) at ırkı, at cinsi -PAARDENROOKVLEES: h, tütsülenmiş at eti -PAARDENSPORT: d, (- en) binicilik, at sporu -PAARDENSTAART: d, (- en) 1 at kuyruğu, 2 bot, atkuyruğu, kırkkilit, 3 (haardracht) at kuyruğu -PAARDENTRAM: d, (-s) atlı tramvay -PAARDENTUIG: h, (- en) at koşum takımı -PAARDENVIJG: d, (- en) at pisliği at boku, fışkı -PAARDENVLEES: h, at eti, - gegeten hebben kıpır kıpır olmak, hareketli olmak -PAARDENVLIEG: d, (- en) at sineği -PAARDJE: h, (-s) küçük at, tay -PAARDRIJDEN: f, gs, (reed paard, h, paardgereden) at sürmek -PAARDRIJDER: d, (-s) (erkek) binici -PAARDRIJDSTER: d, (-s) (bayan) binici -PAARLEMOER: h, sedef -PAARS: s, mor, eflatun, erguvani -PAARSBLAUW: menekşe renginde -PAARSGEWIJS: z, ikişer ikişer, çifter çifter -PAARTIJD: d, (- en) çiftleşme zamanı -PAARTJE: h, (-s) çift, genç sevgililer -PAASBEST: h, op zijn - gekleed zijn çok şık giyinmiş olmak -PAASBROOD: h, (...broden) paskalya böreği -PAASDAG: d, (- en) paskalya günü, tweede - paskalyanın ikinci günü -PAASEI: h, (- eren) paskalya yumurtası -PAASFEEST: h, (- en) paskalya eğlentisi -PAASHAAS: d, (...hazen) paskalya tavşanı -PAASVAKANTIE: d, (-s) paskalya tatili -PAASVIERING: d, (- en) paskalya kutlama -PAASVUUR: h, (...vuren) paskalya ateşi -PAASWEEK: d, (...weken) paskalya haftası -PAASZATERDAG: d, paskalya cumartesi -PAASZONDAG: d, paskalya pazarı -PAATJE: h, (-s) babacık -PACEMAKER: d, (-s) med/tıb kalp atışı ayarlayıcısı -PACHT: d, (- en) 1 icar kontratı, kira sözleşmesi, iets in - nemen bir şeyi kiralamak, 2 (geld) icar süresi -PACHTBOER: d, (- en) icarcı çifçi, kesenekçi -PACHTCONTRACT: h, (- en) kira sözleşmesi, icar mukavelesi -PACHTEN: f, g, (pachtte, h, gepacht) kira ile tutmak, icarlamak, kiralamak, keseneğe almak, iltizam etmek -PACHTER: d, (-s) kesenekçi, mültezim -PACHTGELD: h, (- en) kesenek bedeli, kira bedeli -PACHTHOEVE: d, (-n) keseneğe verilmiş çiflik -PACHTPRIJS: d, (...prijzen) kesenek bedeli, kira bedeli -PACIFICATIE: d, (- s, ...tien) barıştırma, uzlaştırma, barışma -PACIFICEREN: f, g, (pacificeerde, h, gepacificeerd) barış getirmek, barış ve huzura kavuşturmak, een land - bir ülkeyi barış ve huzura kavuşturmak -PACIFISME: h, barışseverlik, barışçılık -PACIFIST: d, (- en) (erkek) barışsever, barış yanlısı -PACIFISTE: d, (-n) (bayan) barışsever, barış yanlısı -PACT: h, (- en) pakt, antlaşma, sözleşme, het Noord Atlantisch Pact Kuzey Atlantik Paktı -PAD: I h, (- en) 1 küçük yol, dar yol, ara yol, fiets- bisiklet yolu, op - zijn eve girmemek, 2 fig/mec op het verkeerde - raken yanlış yola düşmek, sapmak II d, (- den) zo, karakurbağa, -PADDESTOEL: d, (- en) 1 bot, şapkalı mantar, 2 (eetbare) mantar, volkst/hd göbelek, als - en uit de grond schieten/opkomen/verrijzen mantar gibi türemek -PADDESTOELVERGIFTIGING: d, (- en) mantar zehirlenmesi -PADVINDER: d, (-s) izci -PADVINDERIJ: d, izcilik (kurumu/örgütü) -PADVINDERSKAMP: h, (- en) izci kampı -PAF: I z, - staan dilini yutmak, çok şaşırmak II d, pat, silah sesi -PAFFEN: f, gs, (pafte, h, gepaft) 1 (roken) fosurdatmak, püfürdetmek, tellendirmek, 2 (geluid) paf etmek, pat etmek -PAFFERIG: s, z, çok şişman, çiko -PAGAAI: d, (- en) padıl, padıl kürek -PAGAAIEN: I f, g, (pagaaide, h, gepagaaid) padıl kürekle yürütmek, II gs, kürek çekmek -PAGE: d, (-s) hist/tar içoğlanı, -PAGEKOP: d, (- pen) ensesi kısa önü kakilli saç modeli -PAGEKOPJE: h, (-s) ensesi kısa önü kakilli saç modeli -PAGINA: d, (-s) sayfa, sahife -PAGINEREN: f, g, (pagineerde, h, gepagineerd) sayfaları numaralamak -PAGODE: d, (- n, - s) pagoda, Uzak Doğudaki tapınaklara verilen ad -PAILLETTE: d, (-n) pul, payet, elbise süsleme pulu -PAIS: d, in - en vree dostluk ve barış içinde -PAK: h, (- ken) 1 paket, kutu, (bundel) bohça, çıkın, (bagage) bagaj, met - en zak pılı pırtıyla, pılısıyle pırtısıyle, 2 (kleren) elbise, giysi, kıyafet, een nieuw - kopen yeni bir elbise almak, een nat - halen a) çok yağmur yağmak, b) suya düşmek, * elk mens moet zijn - dragen her dağın kendine göre dumanı vardır, een - slaag temiz sopa, iyi bir dayak, een - van mijn hart büyük bir rahatlama, bij de - ken neerzitten pes etmek, umutsuzluktan işi oluruna bırakmak -PAKEZEL: d, (-s) yük eşeği -PAKGAREN: h, yük ipi -PAKHUIS: h, (...huizen) depo, ambar, antrepo, ardiye, büyük mağaza -PAKISTAAN: d, (...tanen) Pakistanlı -PAKISTAANSE: d, (-n) (bayan) Pakistanlı -PAKISTAN: Pakistan -PAKISTAAN: d, (-s) (erkek) Pakistanlı -PAKISTANI: d, (erkek) Pakistanlı -PAKJE: h, (-s) 1 (cadeautje) hediye paketi, 2 (postpakket) paket, posta paketi, (voor sigaretten) paket, sigara paketi -PAKJESAVOND: d, (- en) Sen Nikolas hediyelerini açma günü (5 aralık akşamı) -PAKKAMER: d, (-s) paketleme yeri, paket odası -PAKKANS: d, (- en) yakalanma şanşı -PAKKEN: f, g, (pakte, h, gepakt) 1 (grijpen) tutmak, kapmak, yakalamak, te - hebben ele geçirmek, als ik hem te - krijg eğer onu yakalarsam, 2 (met de armen) sarılmak, kucaklamak, 3 (inpakken) paketlemek, paket yapmak, ambalajlamak, (koffer enz,) een koffer - valize koymak, valizi hazırlamak, 4 (arresteren) yakalamak, tutmak, 5 er eentje - bir tek daha almak, bir kadeh daha almak, 6 fig/mec (boeien) etkilemek, sarmak, ilgisini çekmek, de film pakte hem niet film ona sarmadı, 7 (sneeuw, verf) tutmak, de sneeuw pakt niet kar tutmuyor -PAKKEND: s, etkileyen, saran, duygulandıran, ilgi çeken, ilgi çekici, een - e film ilgi çekici bir film -PAKKER: d, (-s) paketçi, ambalajcı -PAKKERD: (-s) spreekt/kd kucaklayıp öpüş/öpme -PAKKET: h, (- ten) paket -PAKKETBOOT: d, (...boten) posta vapuru -PAKKETPOST: d, paket postası, -PAKKIE-AN: dat is mijn - niet benim yakamdan uzak, benim bir ilgim yok -PAKKING: d, (- en) 1 paket, ambalaj, 2 tech/tek conta, tıkaç, -PAKKIST: d, (- en) eşya sandığı, eşya dolabı -PAKPAARD: h, (- en) yük beygiri -PAKPAPIER: h, (- en) paketleme kağıdı, ambalaj kağıdı -PAKT: pakt, antlaşma, sözleşme, -PAKSCHUIT: d, (- en) yük gemisi, mavna, salapurya -PAKTOUW: h, paket ipi, paket bağlama ipi -PAKWEG: z, ortalama, kabaca, şöyle böyle, yaklaşık, er waren - zeven mensen bij de vergadering toplantıda yaklaşık yedi kişi vardı -PAKZADEL: h, d, (-s) semer, kürtün -PAL: I d, (- len) tech/tek çakıldak, kastanyola, çark mandalı II z, 1 (vast) oynamaz, sabit, kımıldamaz, dönmez, sarsılmaz, 2 (juist) tam, direkt, de wind waait - uit het noorden rüzgâr tam kuzeyden esiyor -PALATAAL: I d, (...talen) damaksıl ses, II s, damaksı, palatale consonanten damaksı ünsüzler, -PALATALISATIE: d, (-s) damaksıllaşma, damaksıllaştırma -PALATALISEREN: f, g, (palatiseerde, h, gepalatiseerd) damaksıllaştırmak -PALAVER: h, (-s) lakırdı, çene yarışı -PALEIS: h, (paleizen) saray, - van justitie adliye sarayı -PALEISREVOLUTIE: d, (-s) taht devrimi, taht değişirni, -PALEISTUIN: d, (- en) saray bahçesi -PALEN: f, g, (paalde, h, gepaald) vero/eski - aan sınır sınıra olmak, hemhudut olmak -PALEOGRAFIE: d, eski yazı bilgisi -PALEOGRAFISCH: s, eski yazılarla ilgili, -PALEOLITHICUM: h, Taş Devri, Yontmataş çağı -PALEONTOLOGIE: d, fosilbilim, paleontoloji -PALESTIJN: d, (- en) Filistinli -PALESTIJNS: s, Filistine ait -PALESTINA: h, Filistin -PALET: h, (- ten) (bij schilders) palet -PALETMES: h, (- sen) palet bıçağı -PALINDROOM: h, (...dromen) (anlam değişmeden) tersine de okunabilen sözcük -PALING: d, (- en) zo, yılanbalığı -PALINGENESE: d, (dini) dirilme, diriliş -PALISSADE: d, (- n, - s) parmaklık, çit -PALJAS: d, 1 (- sen) (strozak) ot minder, 2 (stro) saman, 3 (grappenmaker) soytarı, şaklaban, maskara, palyaço -PALLADIUM: h, 1 fig/mec güvenlik unsuru, 2 scheik/kim palladyum -PALLET: d, (-s) palet -PALM: I d, (- en) (v, hand) avuç içi, aya II d, (- en) bot hurma, palmiye -PALMARES: d, (- sen) ödül kazananlar listesi, -PALMBOOM: d, (...bomen) hurma ağacı -PALMOLIE: d, hurma yagı -PALMPASEN: d, Paskalya öncesi pazar -PALMZONDAG: d, (- en) Paskalya öncesi pazar -PALMTAK: d, (- ken) hurma dalı -PAMFLET: h, (- ten) 1 (brochure) broşür, risale, kitapçık, 2 (stootschrift) yergi, hiciv -PAMPUS: voor - liggen bitkin düşmek, bayılacak gibi olmak -PAN: d, (- nen) 1 (keukengerei) tava, visbalık tavası, 2 (v, dak) kiremit, tuğla, 3 (herrie) kargaşa, patırtı, in de - hakken kırıp geçirmek, de - uit rijzen kontroldan çıkmak, ileri gitmek, dayanılmaz olmak, (kosten, masraf, vb) çok artmak, çok olmak -PANACEE: d, (- s, - en) her derde deva -PANAMA: h, Panama -PANAMEES: I s, Panamaya ait, II d, (...nezen) Panamalı -PANAMAKANAAL: d, Panamakanalı -PANCREAS: d, h, (- sen) anat, pankreas -PAND: h, (- en) 1 (huis) bina, parsel, emlak, 2 (onderpand) rehin, tutu, iemand iets tot - geven bir şeyi birine tutu olarak vermek, in - nemen tutuya almak, tegen - rehin karşılığında, teminat karşılığında, iets in - zetten bir şeyi rehine koymak -PANDBESLAG: h, haciz -PANDBRIEF: d, (...brieven) ipotekli borç senedi -PANDEMONIUM: h, kargaşa, karışıklık, velvele, gürültü -PANDEN: f, g, (pandde, h, gepand) haciz koymak, el koymak, haczetmek -PANDGEVER: d, (-s) rehine veren kimse -PANDHOUDER: d, (-s) rehinci, tutucu -PANDJESHUIS: h, (...huizen) rehin karşılığı para veren kurum -PANDJESJAS: d, (- sen) uzun kuyruklu pardesü -PANDRECHT: h, rehin hakkı, ipotek hakkı -PANEEL: h, (...nelen) 1 (v, deur) kapı aynası, 2 (schilderij) panel, pano, resim panosu, -PANEERMEEL: h, kızartılmış ekmek kırıntısı, bisküvi kırıntısı un -PANEL: h, (-s) panel -PANFLUIT: d, (- en) Pan kavalı -PANG: ünl, pat, pat sesi -PANIEK: d, (- en) panik, telaş, ürkü, in - raken paniğe kapılmak -PANIEKERIG: s, z, panik içinde, ürkülü -PANIEKSTEMMING: d, ürkü havası -PANIEKVOETBAL: h, panik futbol -PANISCH: s, ürkülü -PANKLAAR: s, tavalık, tavaya hazır -PANLIKKEN: f, gs, (panlikte, h, gepanlikt) fig/mec çanak yalamak -PANLIKKER: d, (-s) bedevacı, otlakçı, asalak, çanak yalayıcı, -PANNALIKKER: d, (-s) bedevacı, otlakçı, asalak, çanak yalayıcı, -PANNE: d, (-s) tech/tek arıza, bozukluk -PANNENKOEK: d, (- en) tava gözlemesi, kaygana -PANNENKOEKRESTAURANT: h, (-s) kaygana lokantası, gözleme lokantası -PANNENLAP: d, (- pen) tutak, mutfak bezi -PANNENBAKKER: d, (-s) tuğlacı, kiremitçi -PANNENBAKKERIJ: d, (- en) tuğla fabrikası -PANNENDAK: h, (- en) kiremitli çatı, tuğlalı dam -PANNENSPONS: d, (- en, ...sponzen) tel sünger -PANORAMA: h, (-s) panorama -PANORAMISCH: s, z, panoramik -PAN-SLAVISME: h, Islavcılık, panislavizm -PANTALON: d, (-s) pantolon -PANTER: d, (-s) zo, panter, leopar, pars -PANTHEISME: h, fil/fel panteizm, kamutanrıcılık, Tanrı ile kâinatın tek varlık olduğunu iddia eden felsefe, -PANTHEIST: d, (- en) kamutanrıcı, panteist, Tanrı ile kâinatın tek varlık olduğunu iddia eden, -PANTHEON: h, (-s) panteon, (eski Romada) en büyük tapınak -PANTOFFEL: d, (-s) terlik, şıpşıp, onder de - zitten kılıbık olmak, kan ağızlı olmak -PANTOFFELHELD: d, (- en) kılıbık, kan ağızlı, avrat köylü -PANTOMIME: d, (- s, - n) pandomima -PANTRY: d, (-s) scheep/den kiler -PANTSER: h, (-s) 1 (harnas) zırh, 2 (bekleding) zırhlı levha -PANTSERAUTO: d, (-s) zırhlı araba, zırhlı otomobil -PANTSERDIVISIE: d, (-s) zırhlı tümen -PANTSEREN: f, g, (pantserde, h, gepantserd) 1 zırhlamak, 2 scheep/den zırhlı levha ile kaplamak -PANTSERSCHIP: h, (...schepen) zırhlı gemi -PANTSERTREIN: d, (- en) zırhlı tren -PANTSERVOERTUIG: h, (- en) panzer, panzerli/zırhlı araç -PAN-TURKISME: h, Türkçülük, Turancılık, pantürkizm -PANTY: d, (...ies) külotlu çorap -P.B.O afk/kıs Publiekrechtelijke Bedrijfs Organisatie Kamu Tüzel Kişileri, Kamu Kuruluşu -PAP: d, (- pen) lapa, bulamaç, ergens wel - van lusten bir şeye bayılmak, bir şeyden hoşlanmak, geen - meer kunnen zeggen a) tıka basa yemek, işkembeyi doldurmak, b) (moe zijn) ölesiye yorgun olmak, ayağını atacak hali kalmamak, cam çıkmak -PAPA: d, (-s) baba -PAPAVER: d, (-s) bot, gelincikgillerden bir bitki, (klaproos) gelincik, (slaapbol) haşhaş -PAPEGAAI: d, (- en) zo, papağan, dudu, fig/mec papağan -PAPEGAAIENZIEKTE: d, med/tıb psitakoz, papağan hastalığı -PAPERASSEN: d, mv/çoğ basılı kağıtçıklar -PAPERBACK: d, (-s) karton ciltli kitap -PAPERCLIP: d, (-s) bağlaç, ataç -PAPIER: h, (- en) 1 kağıt, zijn gedachten op - zetten düşüncelerini kağıda dökmek, 2 (bewijsstuk) belge, vesika, 3 hand/tic bono, çek, banknot, senet, - aan toonder hamiline senet, - is geduldig kağıda her şey yazılır -PAPIERBINDER: d, (-s) bağlaç -PAPIEREN: s, 1 kağıttan, - geld kağıt para, 2 (op papier bestaande) kağıt üzerinde olan, een - maatregel kâğıt üzerinde kalan önlem -PAPIERFABRIEK: d, (- en) kağıt fabrikası -PAPIERFORMAAT: h, (...formaten) kağıt boyu -PAPIERGELD: h, kağıt para -PAPIERHANDEL: d, 1 kağıt ticareti, 2 (effectenhandel) borsacılık -PAPIERKLEM: d, (- men) bağlaç, -PAPIER-MACHE: h, kartonpiyer -PAPIERMAND: d, (- en) kağıt sepeti, kağıtlık, çöp sepeti -PAPIERWINKEL: d, (-s) fig/mec kağıt yığını, -PAPIL: d, (- len) anat, kabarcık, dil tümörü, papilla -PAPILLOT: d, (- ten) papiyot, bigudi -PAPKIND: h, (...eren) muhallebi çocuğu -PAPLEPEL: d, (-s) bulamaç kaşığı, dat is hem met de - ingegoten onu anasından doğmadan öğrenmiş -PAPPEN: f, g, (papte, h, gepapt) (wond) lapalamak, lapa sürmek, (stoffen) kolalamak -PAPPENHEIMERS: d, mv/çoğ ik ken mijn - s ben adamlarımı bilirim, ben kiminle aşşık attı-ğımı bilirim -PAPPERIG: s, bulamaç gibi, lapa gibi, - e sneeuw lapa gibi kar, vıcık kar -PAPPOT: d, (- ten) lapa tavası, moeders - anakuzusu -PAPRIKA: d, (-s) dolma biber, dolmalık biber -PAPRIKATEELT: d, dolma biber yetiştirme -PAPS: d, (- en) (plat/argo) baba -PAPYRUS: d, (- sen) bot, saz, papirüs -PAPZAK: d, (- ken) şişko, tıknaz, tulum -PAR: paragraf, -PARAAF: d, (...rafen) paraf, zijn - plaatsen parafını koymak, parafını atmak -PARAAT: s, hazır -PARABEL: d, (- s, - en) alegorik hikaye, mesel -PARABOOL: d, (...bolen) parabol -PARABOLISCH: s, geom, parabolik -PARABOLOIDE: d, (-n) geom, parabolit -PARACHUTE: d, (-s) paraşüt -PARACHUTESPRINGEN: h, paraşüt atlama -PARACHUTESPRONG: d, (- en) paraşüt atlama -PARACHUTIST: d, (- en) paraşütçü -PARADE: d, (-s) 1 (vertoon) gösteriş, 2 mil/ask geçit, alay, 3 (paradeplein) geçit meydanı, geçit yeri -PARADEMARS: d, (- en) resmigeçit yürüyüşü -PARADEPAARDJE: h, (-s) örnek mal, övünülecek mal, gurur duyulacak mal -PARADEREN: f, gs, (paradeerde, h, geparadeerd) 1 mil/ask teftişe hazırlanmak, 2 fig/mec gösteriş yapmak, -PARADIGMA: h, (- s/- ta) örnek, numune -PARADIJS: h, (...dijzen) cennet, aden, cennet bahçesi -PARADIJSELIJK: s, z, cennet gibi, cennete benzer -PARADIJSVOGEL: d, (-s) cennetkuşu -PARADOX: d, (- en) paradoks -PARADOXAAL: s, paradoks gibi, aykırı düşünce niteliğinde, aykırı görünen -PARAFEREN: f, g, (parafeerde, h, geparafeerd) paraf etmek, parafe etmek, parafını koymak -PARAFFINE: d, (-n) parafin -PARAFRASE: d, (- n, - s) başka sözcüklerle açıklama -PARAFRASEREN: f, g, (parafraseerde, h, geparafraseerd) başka sözcüklerle açıklamak -PARAGNOST: d, (- en) kahin, telepat, telepatici -PARAGRAAF: d, (...grafen) paragraf, fıkra, (teken) paragraf işareti -PARAGUAY: h, Paraguay -PARAGUAYAAN: d, (erkek) Paragauylı -PARAGUAYAANS: s, Paraguaya ait -PARAGUAYANSE: d, (-n) (bayan) Paraguaylı -PARAGUAYER: d, (-s) (erkek) Paraguaylı -PARAGUEES: h, Paraguay dili -PARALLEL: I d, (- len) geom,1 paralel, paralel çizgi, 2 aardr/coğr paralel II s, paralel, - aan, met -(y)a/e paralel -PARALLELLEPIPEDUM: h, (- s, - da) geom, paralelyüz -PARALLELLISME: h, paralellik -PARALLELLOGRAM: h, (- men) geom, paralelkenar -PARALLELSCHAKELING: d, (- en) elek, paralel bağlama -PARALLELWEG: d, (- en) paralel yol -PARALYSE: d, (-s) med/tıb felç, inme, kötürümlük -PARAMETER: d, (-s) wisk/mat parametre -PARANIMF: d, (- en) sağdıç -PARANOIA: d, med/tıb paranoya, (kuşku, güvensizlik, gurur vb, belirtili) bir ruh hastalığı, -PARANOIDE: s, paranoyalı -PARANORMAAL: s, duyuötesi, duyu organlarıyla algılanamayan -PARAPLU: d, (-s) şemsiye, -PARAPLUANTENNE: d, (-s) şemsiye anten -PARAPLUBAK: d, (- ken) şemsiyelik -PARAPSYCHOLOGIE: d, parapsikoloji -PARASIET: d, (- en) 1 biol/biyo parazit, asalak, 2 (klaploper) beleşçi, çanak yalayıcı, otlakçı, asalak -PARASITAIR: s, parazitten geçen -PARASITEREN: f, gs, (parasiteerde, h, geparasiteerd) fig/mec parazitlik etmek, asalak yaşamak, asalak olmak, kenelik etmek, kene gibi yaşamak -PARASITISCH: s, z, asalak, parazit gibi, asalakça -PARASITISME: h, asalaklık, parazitlik -PARASITOLOGIE: d, parazit bilimi -PARASOL: d, (-s) güneş şemsiyesi, güneşlik -PARATROEPEN: d, mv/çoğ paraşüt birlikleri -PARATYFUS: d, med/tıb paratifo -PARCOURS: h, (- en) sp, yol -PARDOES: z, aniden, birden, birden bire -PARDON: I h, bağış, af, merhamet, zonder - merhametsiz, acımasız, geen - geven aman vermemek, II ünl, -! pardon! afedersiniz! kusura bakma! -PARDONNEREN: f, g, (pardonneerde, h, gepardonneerd) affetmek, bağışlamak, görmemezlikten gelmek -PAREL: d, (- s, - en) inci, een ketting van - s inci zincir, parels voor de zwijnen werpen (gooien) eşek hoşaftan ne anlar (suyunu içer tanesini bırakır), bir şeyi değerini bilmeyecek kimseye vermek -PARELACHTIG: s, inci gibi -PARELDUIKER: d, (-s) 1 (visser) inci avcısı, 2 zo, bir tür su kuşu -PARELEN: f, gs, (parelde, h, gepareld) (wijn enz,) köpük köpük olmak, boncuklanmak -PARELGERST: d, kabuğu soyulmuş ve yuvarlaklaştırılmış arpa -PARELGORT: d, kabuğu soyulmuş ve yuvarlaklaştırılmış arpa -PARELGRIJS: I s, inci renginde, II h, inci rengi, mavimsi açık gri renk, -PARELHOEN: h, (- ders) zo, Afrikatavuğu, beçtavuk -PARELMOER: h, sedef -PARELMOEREN: s, sedeften, - knoppen sedef düğmeler -PARELOESTER: d, (-s) inci istiridyesi -PARELSNOER: h, (- en) inci gerdanlık -PARELVISSER: d, (-s) inci avcısı -PAREN: I f, g, (paarde, h, gepaard) 1 eşlemek, çiftleştirmek, çiftlemek, ikişer ikişer dizmek, 2 (bijeenvoegen) birleştirmek, II gs, (v, dieren) birleşmek, çiftleşmek -PARENTAGE: d, akrabalık, -PARENTHESE: d, (-n) 1 parantez, in - parantez içinde, 2 (tussenzin) ara söz, ara tümce -PARENTHESIS: d,(...theses) 1 parantez, in - parantez içinde, 2 (tussenzin) ara söz, ara tümce -PAREREN: f, g, (pareerde, h, gepareerd) 1 (afwenden) bertaraf etmek, çelmek, karşı koymak, 2 (sieren) süslemek, donatmak -PARFUM: h, d, (-s) parfüm, esans -PARFUMERIE: d, (- en, - s) parfümeri -PARI: I z, aynı, özdeş, eşit, aynı değerde, II h, (-s) aynılık, eşitlik, boven- itibar kıymetten daha yüksek, a - başa baş -PARIA: d, (-s) parya, toplum dışı kimse -PARIJS: Paris -PARING: d, (- en) (v, dieren) çiftleşme -PARINGSGEDRAG: h, (- en) çiftleşme davranışı -PARINGSDRIFT: d, (- en) çiftleşme dürtüsü -PARITEIT: d, (- en) 1 (gelijkheid) eşitlik, 2 hand/tic fiyat birliği park h, (- en) park, nationaal- milli park -PARKA: d, (-s) parka -PARKEERBON: d, (- nen) park fişi -PARKEERGARAGE: d, (-s) park garajı, een ondergrondse - yeraltı park garajı -PARKEERGELD: h, (- en) park parası, park ücreti -PARKEERGELEGENHEID: d, (...heden) park imkânı -PARKEERHAVEN: d, (-s) yolüstü park yeri -PARKEERLICHT: h, (- en) park lambası -PARKEERMETER: d, (-s) park sayacı -PARKEERPLAATS: d, (- en) park yeri, otopark -PARKEERRUIMTE: d, (-s) park yeri, -PARKEERTERREIN: h, (- en) park sahası -PARKEERVERBOD: h, (...boden) park yasağı -PARKEERVERGUNNING: d, (- en) park izni/müsaadesi -PARKEERWACHTER: d, (-s) park polisi/bekçisi -PARKEERZONE: d, (- n, - s) sayaçlı park yeri -PARKEREN: f, g, (parkeerde, h, geparkeerd) park etmek, park yapmak, verboden te - park yapmak yasaktır -PARKET: h, (- ten) 1 (parketvloer) parke döşeme, 2 jur/huk iddia makamı, iddia mevki, 3 thea/tiy zemin kat, 4 iemand in een moeilijk - brengen birini sık boğaz etmek, zor durumda bırakmak, in een lastig/moeilijk - zitten içinden çıkılmaz bir durumda olmak, çok zor durumda olmak, müşkül durumda olmak -PARKETTEREN: f, g, (parketteerde, h, geparketteerd) parkelemek, parke döşemek -PARKETVLOER: d, (- en) parke döşeme -PARKIET: d, (- en) zo, muhabbetkuşu -PARKOERS: h, (- en) (yarışta vb, katedilecek) yol, mesafe -PARLEMENT: h, (- en) parlamento, meclis -PARLEMENTAIR: s, z, 1 parlamentoya ait, het - e stelsel parlamenter sistem, 2 (beleefd) meclise yakışır usulde, nazik -PARLEMENTARIER: d, (-s) parlamenter, milletvekili, mebus -PARLEMENTSGEBOUW: h, (- en) parlamento, meclis binası -PARLEMENTSLID: h, (...leden) milletvekili, mebus, parlamento üyesi -PARLEMENTSVERKIEZING: d, (- en) parlamento seçimi -PARLEMENTSZITTING: d, (- en) meclis oturumu -PARLEVINKER: d, (-s) (limanda) seyyar satıcı, sahil esnafı -PARMANT: s, z, (statig) kendinden emin -PARMANTIG: s, z, (statig) kendinden emin -PARNASSUS: d, Pamas dağı -PAROCHIAAL: s, kilise cemaatine ait -PAROCHIAAN: d, (...anen) kilise cemaati üyesi -PAROCHIE: d, (- s, ...chien) papaz idaresindeki topluluk, voor eigen - preken kendi cemaatine seslenmek (ve) kendi çıkarını savunmak -PARODIE: d, (...dieen) parodi, hezel -PARODIEREN: f, g, (parodieerde, h, geparodieerd) yansılamak, gülünç ederek taklit etmek, alay ederek taklidini yapmak -PAROOL: h, (...rolen) 1 (wachtwoord) parola, 2 fig/mec (leus) slogan -PART: I h, (- en) 1 (deel) kısım, bölüm, 2 (aandeel) pay, üleş, hisse, fig/mec pay, een - hebben in een fabriek bir fabrikada hissesi olmak, ergens - noch deel aan hebben bir şeyde payı olmamak, voor mijn - bence, benim için, bana göre, kanımca, bana kalırsa, benim payıma II d, mv/çoğ hile, dolap, oyun, muziplik, iemand - en spelen birine oyun oynamak -PARTERRE: h, d, 1 parter ile orkestra arkasındaki yer, 2 (v, huis) zemin kat, alt kat -PARTICIPANT: d, (- en) katılımcı, iştirakçi, katılan kimse, ortak -PARTICIPATIE: d, (-s) katılım, katılma, iştirak, ortaklık -PARTICIPEREN: f, gs, (participeerde, h, geparticipeerd) katılmak, iştirak etmek, ortak olmak -PARTICIPIUM: h, (- s, ...pia) taalk/dilb ortaç, sıfatfiil -PARTICULIER: s, 1 şahsi, ferdi, bireye ait, zati, kişisel, özel, iemands - e leven birinin özel hayatı, mijn - e mening benim şahsi fikrim, - bezit hususi mülk, şahsi mülk, - e onderneming özel girişim, een - secretaris özel sekreter, 2 (niet publiek) özel, hususi, - e scholen özel okullar, zich - verzekeren özel sigorta şirketinde sigorta yaptırmak -PARTIEEL: s, z, kısmi, cuzi, kısmen, genel olmayan -PARTIJ: d, (- en) 1 pol, hand/tic parti, arbeiders- işçi partisi, volks- halk partisi, beide - en taraflar, iki taraf, - kiezen taraf tutmak, safını belirlemek, - kiezen tegen karşı cephe almak, van de - zijn katılmak, bulunmak, 2 (feest) parti, eğlence, een - geven eğlence vermek, 3 muz/müz fasıl, 4 schiet- çatışma, kurşunlaşma -PARTIJBELANG: h, (- en) parti çıkarı -PARTIJBELEID: h, parti politikası -PARTIJBESTUUR: h, (...sturen) parti yönetimi -PARTIJBONS: d, (...bonzen) pej/aşağ parti kodamanı -PARTIJCONGRES: h, (- sen) parti kongresi -PARTIJDIG: s, z, taraflı, tarafgir, taraf tutan, taraflıca -PARTIJDIGHEID: d, taraflılık, tarafgirlik -PARTIJGANGER: d, (-s) partizan, partili, parti taraftarı, parti sempatizanı -PARTIJGEEST: d, particilik, parti ruhu -PARTIJGENOOT: d, (...genoten) (erkek) partidaş, parti arkadaşı -PARTIJLEIDER: d, (-s) parti lideri, parti başkanı, parti yöneticisi -PARTIJLEUS: d, (...leuzen) parti sloganı -PARTIJLIJN: d, parti politikası, parti çizgisi -PARTIJMAN: d, (- nen) partili, parti üyesi -PARTIJPOLITIEK: d, parti politikası -PARTIJPROGRAMMA: h, (-s) parti programı -PARTIJRAAD: d, (...raden) parti konseyi/meclisi -PARTIJSCHAP: d, (- pen) (partijdigheid) taraftarlık, yandaşlık -PARTIJSTRIJD: d, partiler arası mücadele -PARTIJTOP: d, (- pen) parti zirvesi -PARTIKEL: h, (-s) taalk/dilb takı, edat -PARTITUUR: d, (...uren) muz/müz partitür -PARTIZAAN: d, (...zanen) partizan, gerilla -PARTNER: d, (-s) arkadaş, ortak, huwelijks-, levens- hayat arkadaşı, -PARTNERRUIL: d, eş değişimi, -PARTTIME: s, z, yarım günlük, tam gün olmayan, - werk yarım günlük iş -PARTTIMER: d, (-s) yarım günlükçü, yarım gün çalışan -PARTY: d, (-s) parti, eğlence parvenu d, (-s) sonradan görme -PAS: I d, (- sen) 1 (stap) adım, - op de plaats maken olduğu yerde saymak, iler\ememek, yerinde saymak, ilerleme göstermemek, 2 (passage) boğaz, geçit, (weg) yol, iemand de - afsnijden birinin yolunu kapatmak, yolunu kesmek, 3 (paspoort) paso, şebeke, kimlik, pasaport, betaal- ödeme pasosu, jeugd- gençlik kartı, scholieren- okul kimliği, II h, dat geeft geen - uymuyor, uygun değil, te - en te onpas yerli yersiz, vakitli vakitsiz, dat komt hier niet te - yeri değil, uygun değil, (eraan) van - komen (bir şeye) yararlı olmak, faydalı o\mak, uygun gelmek/olmak, het zal hem in zijn kraam te - komen onun hesabına gelir, işine gelir, III z, 1 (kort geleden) biraz önce, az önce, biraz evvel, demin, kısa süre önce, ik heb hem - gezien onu demin gördüm, 2 (niet meer dan) het is - vier uur saat dörtmüş, saat dört, om zes uur - altıdan önce değil, ancak altıda IV s, z, tam, denk, ne büyük ne küçük, ne uzun ne kısa -PASCONTROLE: d, (-s) pasaport kontrolü -PASEN: d, Paskalya yortusu, als - en Pinksteren op een dag vallen çıkmaz ayın son çarşambası, balık kavağa çıkınca, asla -PASFOTO: d, (-s) vesikalık fotoğraf -PASGEBOREN: s, yeni doğmuş -PASJA: d, (-s) paşa -PASJE: h, (-s) paso, şebeke -PASJESSYSTEEM: h, paso sistemi -PASKAMER: d, (-s) prova odası -PASKLAAR: s, z, 1 provaya hazır, 2 fig/mec hazır, dört dörtlük, dört başı mamur, -PASKWIL: h, (- len) 1 (schotschrift) yergi, hiciv, 2 parodi -PASLOOD: h, (...loden) çekül, şakül -PASMUNT: d, (- en) bozuk para, ufak para, demir para -PASPOORT: h, (- en) pasaport, een Nederlands - Hollanda pasaportu, een Turks - Türk pasaportu -PASPOORTCONTROLE: d, (-s) pasaport kontrolu -PASPOP: d, (- pen) terzi mankeni -PASS: d, (- es) sp, pas -PASSAAT: d, (...saten) aardr/coğr alize (tropikal bölge denizlerinde sürekli esen rüzgâr) -PASSAATWIND: d, (- en) aardr/coğr alize (tropikal bölge denizlerinde sürekli esen rüzgâr) -PASSAGE: d, (-s) 1 pasaj, (doorgang) pasaj, geçit, 2 (winkelgalerij) kapalı çarşı, pasaj, 3 muz/müz pasaj, 4 scheep/den seyahat, yolculuk, 5 (in boek) pasaj, paragraf -PASSAGEBILJET: h, (- ten) scheep/den vapur bileti, gemi bileti -PASSAGEBUREAU: h, (-s) scheep/den seyahat bürosu -PASSAGIER: d, (-s) yolcu -PASSAGIERSBOOT: d, (...boten) yolcu vapuru -PASSAGIERSTREIN: d, (- en) yolcu treni -PASSAGIERSVLIEGTUIG: h, (- en) yolcu uçağı -PASSANT: I d, (- en) (voorbijganger) yoldan geçen kimse, II en - geçerken -PASSEMENT: h, (- en) sırma, kaytan -PASSEN: I f, gs, (paste, h, gepast) 1 (v, kleren) uymak, gelmek, maat 40 past mij niet kırk beden bana uymuyor, (betamen) yakışmak, yaraşmak, uygun olmak, de trui past niet bij ... kazak (y)a/e uymuyor, II g, (v, kleren) denemek, prova etmek, giyip bakmak, pas even die schoenen bu ayakkabıları bir dene, * het past mij niet a) (het schikt niet) bana uymuyor, b) bana yakışmaz, c) (het is duur voor mij) keseme göre değil, het past je niet om - men sana yakışmaz, - man/men sana göre degil, dat past er niet bij o uymuyor, gitmiyor, - op! -(y)a/e bakmak, op zijn woorden - sözlerine dikkat etmek, op zijn zaken - işlerine ehemmiyet vermek, fig/mec het weten te - zamanını kollamak, met - en meten (wordt de meeste tijd versleten) ölçüp biçelim derken (çok zaman kaybediliyor, -PASSEND: s, uygun -PASSE-PARTOUT: d, (-s) 1 (rand v,foto enz,) karton çerçeve, 2 (toegangskaart) serbest giriş kartı, paso, 3 (sleutel) maymuncuk -PASSER: d, (-s) pergel, yayçizer -PASSERDOOS: d, (...dozen) pergellik, pergel kutusu -PASSEREN: I f, gs, (passeerde, h/is gepasseerd) 1 (voorbijgaan) geçmek, geçip gitmek, mag ik even -? geçebilir miyim?, 2 (gebeuren) olmak, başa gelmek, II g, 1 geçmek, aşmak, een brug - köprüyü geçmek, 2 (tijd enz,) geçirmek, 3 (niet bevorderen) terfi etmemek, zich gepasseerd voelen kendini ihmal edilmiş hissetmek, atlanmış hissetmek, het dividend - kâr payını kaçırrnak -PASSIE: d, (-s) (hartstocht) hırs, ihtiras, tutku -PASSIEBLOEM: d, (- en) bot, çarkıfelekçiçeği -PASSIEF: I s, (...siever, - st) 1 pasif, edilgen, eylemsiz, etkisiz, 2 scheik/kim dingin, 3 taalk/dilb edilgen, een - werkwoord edilgen fiil II h, (...siva) het - en actief aktif ve pasif, alacak ve verecek -PASSIESPEL: h, (- en) Isanın çarmıha gerilişini anlatan piyes -PASSIEWEEK: d, (...weken) Paskalyadan önceki hafta -PASSIONEREN: f, (passioneerde, h, gepassioneerd) zich - bir şeye kendini kaptırmak/vermek -PASSIVITEIT: d, pasiflik, edilgenlik, eylemsizlik, dinginlik -PASTA: d, h, (-s) macun, pasta -PASTEI: d, (- en) kıymalı börek -PASTEL: h, (- s, - len) (krijt) pastel, (tekening) pastel resim -PASTELTEKENING: d, (- en) pastel resim -PASTELTINT: d, (- en) pastel ton -PASTEURISATIE: d, pastörize etme -PASTEURISEREN: f, g, (pasteuriseerde, h, gepasteuriseerd) pastörize etmek -PASTILLE: d, (-s) 1 med/tıb tablet, pastil, 2 bir tür şekerleme -PASTINAAK: d, (...naken) bot, yabani havuç -PASTOOR: d, (-s) (katolik) papaz, pastör -PASTOR: d, (- es) (katolik) papaz yardımcısı -PASTORAAL: s, 1 papazlığa ait, 2 pastoral, kır ve çoban hayatını anlatan, pastorale muziek pastoral müzik -PASTORALE: d, (- s, - n) muz/müz pastoral -PASTORIE: d, (- en) papaz konutu -PASVORM: d, (- en) (kleren) biçim, kesim, (schoenen) kalıp, şekil -PAT: h, schaak/satr pata -PATAT: d, (- ten) pomfrit, (parmak uzunluğunda) patates kızartması -PATENT: I h, (- en) patent, ihtira beratı, ergens - op hebben bir şeye damgasını vurmak, bir şeyde çok iyi uzman olmak, - nemen op iets bir şeye patent almak II s, z, mükemmel, çok iyi, harika, fevkalade, enfes -PATENTEREN: f, g, (patenteerde, h, gepatenteerd) patent vermek, patent almak, fig/mec gepatenteerde leugenaar patentli yalancı, yüzsüz yalancı -PATER: d, (-s) papaz, rahip -PATERNALISTISCH: s, babaca, baba gibi, pederane, patron gibi -PATERNALISME: h, babaca davranış -PATHETISCH: s, z, dokunaklı, etkileyici, heyecan verici -PATHOLOOG-ANATOOM: d, (pathalogen anatomen) patalog, hastalıklar bilimi uzmanı -PATHOLOGIE: d, patoloji, hastalıklar bilimi, sayrılıkbilim -PATHOLOGISCH: s, z, patolojik -PATHOS: h, etkileyici ifade şekli -PATIENT: d, (- en) (tedavide bulunan) hasta, hart- kalp hastası -PATINA: h, bakır küfü -PATISSERIE: d, (-n) 1 (banketbakkerij) pastacı, 2 (gebakjes) pasta -PATRIARCH: d, (- en) 1 (stamvader) ata, cet, 2 patrik -PATRIARCHAAL: s, z, patriğe ait -PATRIARCHAAT: h, (...chaten) 1 patriklik, 2 (gezinsverband) ataerki, pederşahilik -PATRICIAAT: h, asılzadeler, (rang) asılzadelik -PATRICIER: d, (-s) (eski Romada) asılzade, soylu, -PATRICISCH: s, z, asılzadelere ait, soylu -PATRIJS: d, (...trijzen) zo, keklik -PATRIJSHAAN: d, (...hanen) zo, erkek keklik -PATRIJSHOND: d, (- en) av köpeği -PATRIJSPOORT: d, (- en) scheep/den lombar, lomboz -PATRIOT: d, (- ten) yurtsever, vatansever, vatanperver -PATRIOTTISCH: s, yurtsever, vatanperver -PATRIOTTISME: h, yurtseverlik, vatanseverlik, vatanperverlik -PATRONAAT: h, (...naten) himaye, hamilik, koruma -PATRONEREN: f, g, (patroneerde, h, gepatroneerd) korumak, himaye etmek -PATRONES: d, (- sen) koruyucu melek, koruyucu azize -PATROON: d, (-s) 1 (baas) patron, şef, 2 (heilige) koruyucu aziz II h, (...tronen) desen, örnek, model, III d, (...tronen) mil/ask fişek -PATROONHOUDER: d, (-s) fişek şarjörü -PATROONHULS: d, (...zen) fişek kovanı -PATROUILLE: d, (-s) mil/ask 1 karakol, devriye, keşif kolu, op - gaan devriyeye çıkmak, 2 (personen) devriye, 3 (padvinderstroep) izci grubu -PATROUILLEREN: f, gs, (patrouilleerde, h, gepatrouilleerd) devriye gezmek, devriyeye çıkmak -PATROUILLEVLIEGTUIG: h, (- en) devriye uçağı -PATS: d, şamar, tokat, iemand een - geven birine tokat/şamar atmak -PATSER: d, (-s) gösterişçi kimse, cakacı kimse, de - uithangen kurumundan/havasından geçilmemek -PATSERIG: d, çalımlı, gösterişçi, cakacı, havacı, afra tafra, zich - gedragen caka satmak -PATSTELLING: d, (- en) pata -PAUK: d, (- en) muz/müz orkestra davulu -PAUKENIST: d, (- en) davulcu, timbalist -PAUKENSLAGER: d, (-s) davulcu, timbalist, -PAUS: d, (- en) papa -PAUSDOM: h, papalık -PAUSELIJK: s, z, papaya ait, papalığa ait -PAUSKEUZE: d, papalık seçimi -PAUW: d, (- en) zo, tavus kuşu -PAUWENOOG: h, (...ogen) tavus gözü -PAUWENSTAART: d, (- en) tavus kuyruğu -PAUZE: d, (- s, - n) 1 ara, mola, in de - arada, twintig minuten - yirmi dakika ara, koffie- kahve molası, 2 muz/müz fasıla, ara, 3 (op school) teneffüs, ara -PAUZEREN: f, gs, (pauzeerde, h, gepauzeerd) ara vermek, mola vermek, durmak, teneffüs yapmak -PAUZETEKEN: h, (-s) muz/müz es işareti -PAVILJOEN: h, (- en) 1 büyük çadır, asker çadırı, 2 (huisje) kulübe, 3 (afzonderlijk) pavyon, bir kuruluşa ait yapı, -PC afk/kıs procent, yüzde, -PCT afk/kıs procent, yüzde, -PC: d, (-s) afk/kıs personal computer ev bilgisayarı, küçük kapasiteli kompütür -PECH: d, 1 şansızlık, talihsizlik, terslik, kör talih, - hebben talihsizliğe uğramak, işleri kötüye gitmek, 2 tech/tek bozukluk, anza -PECHVOGEL: d, (-s) bahtı kara, talihsiz, onmadık, şanssız, feleğin darbesini yemiş kimse -PECUNIAIR: s, z, mali, parasal -PEDAAL: h, d, (...dalen) pedal, ayaklık, koppelings- debriyaj pedalı -PEDAALEMMER: d, (-s) pedallı kova -PEDAGOGIEK: d, terbiye ilmi, pedagoji -PEDAGOGISCH: s, z, terbiyecilik, pedagojik, -PEDAGOOG: d, (...gogen) terbiyeci, mürebbi, eğitimci, çocuk terbiyesi ilmine vakıf kimse, pedagog -PEDANT: s, z, bilgiç, ukala, çok bilmiş, kibirli, kendini beğenmiş, kılı kırk yaran -PEDANTERIE: d, (- en) bilgiçlik, ukalalık, bilgiçlik taslama, kendini beğenmişlik -PEDDEL: d, (-s) kısa kürek, sandal küreği -PEDDELEN: f, gs, (peddelde, h/is gepeddeld) (fietsen) pedallamak, bisiklet sürmek, (pagaaien) kürek çekmek -PEDEL: d, (- len, - s) bitirme sınavı düzenleme komisyonu -PEDIATRIE: d, çocuk hastalıkları bilimi -PEDICURE: d, (-s) 1 pedikür, ayak bakımı, 2 (persoon) pedikürcü -PEDOFIEL: I s, sübyancılık hastası, sıbyancı, sübyancı, II d, (- en) sübyancı, sıbyancı -PEDOFILIE: d, sübyancılık, sıbyancılık -PEDOLOGIE: d, pedoloji, çocuk ilmi, -PEE: d, de - hebben aan - dan/den nefret etmek -PEEN: d, (penen) bot, havuç, witte- yabani havuç, kara kavza -PEER: d, (peren) bot, 1 armut, (boom) armut ağacı, 2 elek, ampul, met de gebakken peren zitten şapa oturmak, zor durumda kalmak, kabak başına patlamak, bir şeyin kötü sonucu üzerine kalmak -PEERVORMIG: s, armut şeklinde -PEES: d, (pezen) anat, sinir, kiriş, tendon -PEET: d, (peten) vaftiz babası veya anası -PEETOOM: d, (-s) vaftiz amcası -PEETTANTE: d, (-s) vaftiz anası -PEETVADER: d, (-s) vaftiz babası -PEGEL: d, (-s) 1 (ijskegel) buz sacağı, 2 (geld) mangır, gulden, para, boven zijn - zijn zilzurna sarhoş olmak, pilot olmak, leyla olmak, kör kütük sarhoş olmak, içkiyi fazla kaçırmak -PEIGNOIR: d, (-s) sabahlık -PEIL: h, (- en) 1 seviye, yükseklik, tavan, het - van lonen ücret seviyesı, beneden - seviyenin altında, boven - seviyenin üstünde, iets op - houden bir şeyi aynı seviyede tutmak, kunnen - trekken op iemand birine güvenmek, bel bağlamak, 2 (kwaliteit) kalite -PEILDATUM: d, (...data) tespit tarihi -PEILEN: f, g, (peilde, h, gepeild) 1 (diepte) derinliğini ölçmek, yüksekliğini ölçmek, iskandil etmek, 2 fig/mec (onderzoeken) araştırmak, 3 (opmeten) ölçmek -PEILGLAS: h, (...glazen) (camdan) seviye borusu -PEILING: d, (- en) derinlik araştırması -PEILLOOD: h, (...loden) scheep/den iskandil -PEILLOOS: s, z, dipsiz, çok derin -PEILSTOK: d, (- ken) çubuk ölçek -PEINZEN: f, gs, (peinsde, h, gepeinsd) düşünceye dalmak, düşünüp taşınmak, derin düşünmek, - over iets bir şey hakkında derin derin düşünmek -PEIS: d, in - en vree barış ve huzur içinde, -PEJORATIEF: s, taalk/dilb anlam kötüleştirici, yermeli, aşağılayıcı, pejoratieve suffixen anlam kötüleştirici ekler -PEK: h, d, zift, karasakız, wie met - omgaat, wordt ermee besmet kıratın yanında duran ya huyundan ya suyundan kapar, itle yatan bitle kalkar -PEKEL: d, salamura -PEKELEN: f, g, (pekelde, h, gepekeld) salamura koymak, salamura yatırmak, tuzlamak -PEKELHARING: d, (- en) ringa balığı tuzlaması -PELERINE: d, (-s) pelerin -PELGRIM: d, (-s) hacı -PELGRIMAGE: d, (-s) hac (yolculuğu) -PELGRIMEREN: f, gs, (pelgrimeerde, h, gepelgrimeerd) hacca gitmek, hac yolculuğu yapmak -PELGRIMSHOED: d, (- en) hac takkesi -PELGRIMSTOCHT: d, (- en) hac yolculuğu -PELIKAAN: d, (...kanen) zo, pelikan -PELLEN: f, g, (pelde, h, gepeld) kabuğunu soymak, soymak, kabuğunu çıkarmak, een ei - yumurta soymak -PELOTON: h, (-s) mil/ask müfreze, takım -PELS: d, (pelzen) post, pösteki, kürk -PELSDIER: h, (- en) kürk hayvanı -PELUW: d, (- s, - en) yastık, -PEN: I d, (- nen) 1 kalem, (veren pen) tüy kalem, telekkalem, met geen - te beschrijven tanımlanamaz, ifade edilemez, in de - blijven hayata geçmemek, sözde kalmak, in de - klimmen kaleme sarılmak, van zijn - leven kalemiyle geçinmek, yazarak geçinmek, 2 (veer) tüy, telek II d, (- nen) iğne, (breinaald) şiş, (houten nagel) tahta çivi, kazık, (knijper) mandal, kıskaç, iemand de - op de neus zetten birine dersini vermek, birine haddini bildirmek, -PENALTY: d, (-s) sp, penaltı, ceza vuruşu -PENANT: h, (- en) iki pencere veya kapı arasındaki duvar -PENARIE: d, in de - zitten çok müşkül/zor bir durumda olmak, içinden çıkılmaz bir durumda olmak -PENDANT: h, d, (- en) eşi, teki, de - van dit portret bu portrenin eşi -PENDELAAR: d, (-s) iş yerine evi uzak olan kimse -PENDELDIENST: d, (- en) karşılıklı yolcu taşıma servisi -PENDELEN: f, gs, (pendelde, h, gependeld) mekik dokumak, iki yer arasında gidip gelmek -PENDELVERKEER: h, (iki yer arasındaki) mekik trafik, gidiş geliş servisi -PENDULE: d, (-s) pendüllü saat -PENETREREN: f, gs, (penetreerde, h, gepenetreerd) ergens in - bir yere zorla girmek, içeri girmek -PENETRANT: s, z, içe işleyen, keskin -PENETRATIE: d, (-s) içine girme, nüfuz -PENHOUDER: d, (-s) kalemlik -PENIBEL: s, zor, üzücü, kritik, nazik, hassas -PENICILLINE: h, d, med/tıb penisilin -PENIS: d, (- sen) penis, kamış -PENITENT: d, (- en) pişman, tövbekâr kimse -PENITENTIE: d, (- s, ...tien) 1 (straf) ceza, kefaret, 2 (boetedoening) tövbe, pişmanlık, -PENNENHOUDER: d, (-s) kalemlik, -PENNENLIKKER: d, (-s) pej/aşağ kâtip, kalem efendisi -PENNENMES: h, (- sen) çakı -PENNEN: f, gs, (pende, h, gepend) yazıp durmak, sürekli yazmak -PENNENDOOS: d, (...dozen) kalem kutusu -PENNENSTREEK: d, (...streken) kalem darbesi, met een - bir kalemde -PENNENSTRIJD: d, polemik, sert tartışma -PENNING: d, (- en) 1 para, peni, fenik, op de - zijn para hırslı olmak, cimri olmak, 2 (metalen plaatje) madalyon, nişan, (voor honden) tasma -PENNINGKRUID: h, bot, kargaotu -PENNINGMEESTER: d, (-s) muhasip, kasadar -PENNY: d, (pence) peni -PENS: d, (- en) 1 işkembe, 2 (plat/argo) (buik) karın, işkembe -PENSEE: d, (-s) bot, ala menekşe -PENSEEL: h, (...selen) resim fırçası -PENSELEN: f, g, (penseelde, h, gepenseeld) 1 (natmaken) fırçayla ıslatmak, fırçayla sürmek, 2 (schilderen) fırçayla yapmak, fırçayla çizmek -PENSIOEN: h, (- en) emekli aylığı, tekaüt maaşı, - krijgen emekli maaşı almak -PENSIOENFONDS: h, (- en) emekli fonu -PENSIOENGERECHTIGD: s, emekliliğe hak kazanmış, de - e leeftijd emeklilik yaşı -PENSIOENKORTING: d, (- en) emeklilik kesintisi -PENSIOENPREMIE: d, (-s) emeklilik primi -PENSIOENWET: d, (- ten) emeklilik yasası -PENSION: h, (-s) 1 pansiyon, in een - wonen pansiyonda oturmak, 2 (geld) pansiyon parası -PENSIONAAT: h, (...naten) yatılı okul -PENSIONEREN: f, g, (pensioneerde, h, gepensioneerd) emekliye ayırmak -PENSIONGAST: d, (- en) pansiyoner -PENTAGRAM: h, (- men) beş köşeli yıldız -PENTEKENING: d, (- en) divit resmi -PEPER: d, bot, biber, Spaanse - kırmızı biber -PEPERBUS: d, (- sen) biberlik -PEPERDUUR: s, z, çok pahalı, kazık -PEPEREN: f, g, (peperde, h, gepeperd) 1 biberlemek, biber saçmak, 2 fig/mec (v, prijs) pahalılaştırmak, -PEPER-EN-ZOUTSTEL: h, (- len) biber ve tuzluk takımı -PEPERKOEK: d, (- en) bir tür baharatlı pasta -PEPERMOLEN: d, (-s) biber değirmeni -PEPERMUNT: d, (- en) 1 bot, nane, 2 (lekernij) naneşekeri -PEPERNOOT: d, (...noten) zencefilli çörek -PEPMIDDEL: h, (- en) uyarıcı -PEPPEL: d, (-s) bot, kavak, -PEPTALK: d, teşvik edici konuşma -PER: ilg, 1 ile, aracılığıyla, vasıtasıyla, - adres eliyle, - post postayla, - schip gemiyle, - vliegtuig uçakla, 2 ile, - kilo kilo ile, 3 - kassa nakit, peşin, - contant peşin para karşılığında, 4 - week her hafta, haftada bir, - minuut dakikada, 5 başına, beher, her, - stuk her parça, parça başına, parça başı, 6 - ongeluk kazara -PERCEEL: h, (...celen) 1 (grond) parsel, ada, 2 (gedeelte) parsel, kısım, bölüm -PERCENT: h, (- en) yüzde, in - yüzde olarak, 6 - yüzde altı -PERCENTAGE: h, (-s) yüzde, yüzdelik, nispet -PERCEPTIE: d, (- s, ...tien) algı, idrak -PERCOLATOR: d, (-s) kahve ibriği -PERCUSSIE: d, (-s) 1 vurma, çarpma, 2 med/tıb perküsyon, parmakla vurup yoklama, 3 (slagwerk) davul, darbuka vb, -PERENBOOM: d, (...bomen) bot, armut ağacı -PERFECT: s, z, mükemmel, kusursuz, fevkalade -PERFECTIE: d, (-s) 1 in de - tamamen, 2 mükemmellik, kusursuzluk -PERFECTIONEREN: f, g, (perfectioneerde, h, geperfectioneerd) mükemmelleştirmek -PERFECTIONISME: h, mükemmeliyetçilik, mükemmellikçilik, perfeksiyonizm -PERFECTIONIST: d, (- en) mükemmelci -PERFECTUM: h, (...fecta, - s) taalk/dilb perfektum -PERFIDE: s, hain, sadakatsiz -PERFORATOR: d, (- s, - en) delgi, zımba -PERFOREREN: f, g, (perforeerde, h, geperforeerd) delmek, delik açmak -PERGAMON: Bergama -PERGOLA: d, (-s) pergola, üstü kapalı kameriye -PERIFEER: s, dış kenara ait, çevresel -PERIFERIE: d, (...rieen) 1 dış taraf, 2 wisk/mat daire çemberi, dış çevre -PERIKEL: h, (- en) 1 (moeilijkheid) sorun, problem, 2 (gevaar) tehlike -PERIODE: d, (- n, - s) 1 devir, devre, 2 (maandstonde) âdet, aybaşı, kanama, de - hebben âdetli olmak -PERIODIEK: I s, z, periyodik, belirli aralıklarla olan II h, d, (- en) (periyodik) dergi, mecmua -PERISCOOP: d, (...scopen) scheep/den periskop -PERK: h, (- en) 1 (bloem-) çiçek yatağı, 2 (grens) sınır, alle - en te buiten gaan bütün sınırları aşmak, sınır tanımamak, ileri gitmek, ölçüyü kaçırmak, aşırı gitmek, dozunu kaçırmak -PERKAMENT: h, parşömen, tirşe -PERKAMENTEN: s, parşömenden, tirşeden -PERKAMENTPAPIER: h, parşömen kâğıt -PERMANENT: I s, z, sürekli, daimi, mütemadi, baki, kalıcı II d, (- en) (permanent wave) perma -PERMANENTEN: f, (permanentte, h, gepermanent) zich laten - saçlarına perma yaptırmak -PERMISSIE: d, (-s) izin, müsaade -PERMITTEREN: f, g, (permitteerde, h, gepermitteerd) izin vermek, müsaade etmek -PERMUTATIE: d, (-s) değişim, sıra değişikliği -PEROXIDE: h, (- n, - s) scheik/kim peroksit -PERPLEX: s, şaşkın, - staan/zijn hayrete düşmek, feleğini şaşırmak, dilini yutmak -PERRON: h, (-s) peron -PERS: I d, 1 (- en) pres, mengene, cendere, citroen- limon sıkacağı, 2 basın, de - basın, gazeteler, de - aan banden leggen basın özgürlüğünü kısıtlamak, 3 (drukpers) basım, baskı, bası, snel- hızlı basım, ter - e zijn basımda olmak II d, (perzen) (tapijt) Iran halısı III d, (Perzen) Iranlı -PERSAGENTSCHAP: h, (- pen) basın bürosu, basın ajansı -PERSATTACHE: d, (-s) basın ataşesi -PERSBERICHT: h, (- en) basın bildirisi, basın haberi -PERSBUREAU: h, (-s) basın bürosu, ajans -PERSCAMPAGNE: d, (-s) basın karnpanyası -PERSCHEF: d, (-s) basın müşaviri -PERSCOMMUNIQUE: h, (-s) basın bildirisi, basın tebliği -PERSCONFERENTIE: d, (-s) basın toplantısı, basın konferansı -PER SE: muhakkak, kesin -PERSEN: I f, g, (perste, h, geperst) 1 sıkmak, sıkıştırmak, basmak, 2 sıkıp suyunu çıkarmak, citroenen - limonları sıkmak, 3 (dwingen) zorlamak, sıkıştırmak, II gs, (v, een barende vrouw) ıkınmak, sıkınmak -PERSFOTOGRAAF: d, (...grafen) basın fotoğrafçısı -PERSIFLAGE: d, (-s) alaycı laubalilik, alaycı taklit, aşırı taklit -PERSIFLEREN: f, g, (persitleerde, h, gepersitleerd) (taklit yoluyla) alay etmek, karikatürleştirmek -PERSISTEREN: f, gs, (persisteerde, h, gepersisteerd) in/bij iets - bir şeyde sebat etmek, -PERSKAART: d, (- en) basın kartı -PERSKLAAR: s, basına hazır -PERSONAGE: d, h, (-s) (persoon) kişi, şahsiyet, -PERSONALIA: d, mv/çoğ kişiye özgü bilgiler -PERSONALITEIT: d, (- en) 1 kişilik, şahsiyet, 2 d, mv/çoğ hakaret mahiyetinde söz, -PERSONA-NON-GRATA: d, istenmeyen kişi, -PERSONEEL: s, z, şahsi, hususi, özel, kişisel, kişiye özgü, bireye ait, ferdi, -PERSONEEL: h, personel, görevliler, onderwijzend - eğitim personeli, gemeente- belediye personeli, -PERSONEELSADVERTENTIE: d, (-s) personel ilanı -PERSONEELSAFDELING: d, (- en) personel işleri servisi -PERSONEELSBESTAND: h, (- en) personel mevcudu -PERSONEELSCHEF: d, (-s) personel şefi -PERSONEELSKOSTEN: d, mv/çoğ personel masrafları, idari masraflar -PERSONEELSRAAD: d, (...raden) işçi ve işveren temsilcileri kurulu -PERSONEELSVERENIGING: d, (- en) personel derneği -PERSONEELSVERLOOP: h, personel değişimi -PERSONEELSZAKEN: d, mv/çoğ personel işleri -PERSONENAUTO: d, (-s) özel araba/otomobil, binek arabası -PERSONENTREIN: d, (- en) yolcu treni -PERSONENVERKEER: h, yolcu trafiği -PERSONENVERVOER: h, yolcu taşıma -PERSONIFICATIE: d, (-s) şahıslandırma, tecessüm, cisimlenme -PERSONIFIEREN: f, g, (personifieerde, h, gepersonifieerd) şahsiyet vermek, şahıyetlendirmek, canlandırmak, kişileştirmek -PERSOON: d, (personen) 1 şahıs, kimse, kişi, birey, fert, per - kişi başına, in - şahsen, bizzat, 2 film/sin figüran, 3 taalk/dilb şahıs, eerste - birinci şahıs -PERSOONLIJK: I s, şahsi, zati, hususi, kişisel, bireysel, kişiye özgü, II z, (in persoon) şahsen, bizzat -PERSOONLIJKHEID: d, (...heden) 1 kişilik, şahsiyet, ferdiyet, benlik, 2 (persoon) şahsiyet, kişi, de belangrijkste - in de letterkunde edebiyatta en önemli şahsiyet -PERSOONSBEWIJS: h, (...wijzen) kimlik kartı -PERSOONSVERBEELDING: d, (- en) şahıslandırma, cisimlendirme -PERSOONSVERHEERLIJKING: d, kişiyi yüceltme, kişiye tapma -PERSOVERZICHT: h, (- en) basın özeti -PERSPECTIEF: h, (...tieven) perspektif, menazır, (eşyayı belirli bir noktaya göre uzakliklarını ve konumunu belirtecek şekilde resmetme) -PERSPECTIVISCH: s, z, perspektif, perspektife göre -PERSPOMP: d, (- en) basmalı tulumba -PERSTRIBUNE: d, (-s) basın tiribünü, basın locası -PERSVRIJHEID: d, (...heden) basın özgürlüğü, basın hürriyeti -PERTINENT: s, z, (beslist) kesin, kesinlikle, tartışmasız, katiyetle, - liegen kesin yalan söylemek, utanmadan yalan söylemek, dat is - onjuist kesinlikle yanlış -PERU: Peru -PERUAANS: s, Perulu -PERUAAN: d, (...vianen) (erkek) Perulu -PERUAANSE: d, (-n) (bayan) Perulu -PERVERS: s, z, sapık, sapıtmış, doğal olmayan -PERVERSIE: d, (...sieen, - s) sapkınlık, sapıklık, sapmışlık -PERVERSITEIT: d, (- en) sapıklık, sapkınlık -PERZIE: h, Iranın eski ismi -PERZIK: d, (- en) bot, şeftali -PERZIKBOOM: d, (...bomen) bot, şeftali ağacı -PERZISCH: I s, Irana ait, Irandan, Acem, II h, Farsça -PESSARIUM: h, (...ria, - s) med/tıb spiral, rahim lastiği -PESSIMISME: h, kötümserlik, karamsarlık -PESSIMIST: d, (- en) karamsar, kötümser -PESSIMISTISCH: s, z, kötümser, karamsar, karamsarca -PEST: d, veba, müsbit, salgın, fig/mec bela, felaket, afet, baş belası, de - aan iets hebben bir şeyden iğrenmek, nefret etmek, dat is de - voor hen onlar için tam bir beladır -PESTBACIL: d, (- len) veba mikrobu -PESTBUIL: d, (- en) veba hıyarcığı -PESTEN: f, g, (pestte, h, gepest) eziyet vermek, sıkıntıya sokmak, dalına binmek, rahat vermemek, iemand - birine dalına binmek -PESTHUMEUR: h, (- en) çok kötü huy -PESTICIDE: h, (-n) böcek zehiri -PESTILENTIE: d, (- s, ...tien) veba, salgın, kırlağan -PESTKOP: d, (- pen) baş belası, şirret kimse -PESTVOGEL: d, (-s) zo, ipekkuyruk kuşu -PESTWEER: h, çok kötü hava -PET: d, (- ten) siperli kasket, kep, fig/mec dat gaat boven mijn - aklım ermez, anlamam, het is - değersiz, kötü, dat is (naatje) - boktan bir şey, felaket bir şey, berbat bir şey, ıvırzıvır bir şey, eften püften, bir işe yaramaz, gooi maar in mijn - beni ırgalamaz, öyle şeylerden anlamam, met de - naar iets gooien çok kötü iş yapmak, baştan savmak, üstünkörü iş yapmak -PETEKIND: h, (...deren) vaftiz çocuğu -PETEMOEI: d, (- en) vaftiz anası -PETER: d, (-s) vaftiz babası -PETERSELIE: d, bot, maydanoz -PETITIE: d, (- s, ...tien) rica, dilek, (schrift) dilekçe, recht van - dilekçe verme hakkı -PETITIONARIS: d, (- sen) dilekçe sahibi -PETITIONEREN: f, g, (petitioneerde, h, gepetitioneerd) dilekçe vermek, dilekçe sunmak -PETITIONNEMENT: h, (- en) dilekçe, istida -PETOET: d, (plat/argo) hücre, kodes -PETROCHEMIE: d, petrokimya -PETROLEUM: d, petrol, (gezuiverd) gazyağı -PETROLEUMAANDEEL: h, (...delen) petrol hisse senedi -PETROLEUMBRON: d, (- nen) petrol kaynağı -PETROLEUMLAMP: d, (- en) gaz lambası -PETROLEUMPRODUKT: h, (- en) petrol ürünü -PETROLEUMRAFFINADERIJ: d, (- en) petrol rafinerisi, petrol arıtma tesisi -PETROLEUMVELD: h, (- en) petrol sahası -PETTO: in - stokta, hazır, el altında, iets in - hebben bir şeyi el altında bulundurmak, stokta bulundurmak, -PEUK: d, (- en) izmarit -PEUL: d, (- en) 1 bezelye kabuğu, 2 (vrucht) bezelye, - tjes schijten korkudan altına etmek/kaçırmak, korkudan ödü patlamak -PEULENSCHIL: d, (- en) bezelye kabuğu, dat is maar een - letje voor hem onun için çocuk oyuncağı -PEULVRUCHT: d, (- en) baklagillerin meyvesi, mv/çoğ baklagiller -PEUTER: d, (-s) 1 (kind, büyük) çocuk, 2 (liefkozend) yumurcak, afacan -PEUTEREN: f, gs, (peuterde, h, gepeuterd) 1 (parmakla, sivri bir şeyle) karıştırmak, in de neus - burun karıştırmak, 2 aan iets - bir şeyle uğraşıp durmak -PEUTERIG: s, z, 1 (v, schrift) eğri büğrü, eciş bücüş, küçük, 2 (persoon) kılı kırk yaran, titiz, -PEUTERKLAS: d, (- sen) çocuk sınıfı -PEUTERLEIDSTER: d, (-s) (bayan) yuva öğretmeni -PEUTERSPEELZAAL: d, (...zalen) çocuk oyun salonu -PEUZELEN: I f, gs, (peuzelde, h, gepeuzeld) oyalanmak, II g, (eten) oyalanarak yemek, -PEZEN: f gs, (peesde, h, gepeesd) spreekt/kd 1 (hard rijden) hızlı sürmek, acele etmek, 2 (werken, studeren) çok çalışmak, 3 (prostitutie bedrijven) fahişelik yapmak -PFEIFFER: ziekte van - Pfeiffer hastalığı, ateşli yorgunluk hastalığı, lenf bezlerinin şişmesiyle de kendini gösteren bir virüs hastalığı -P.G afk/kıs Procureur-Generaal Başsavcı -PIAMA: d, (-s) pijama -PYJAMA: d, (-s) pijama -PI: d, (-s) wisk/mat pi -PIANIST: d, (- en) (erkek) piyanist -PIANISTE: d, (- n, - s) (bayan) piyanist -PIANO: d, (-s) piyano, - spelen piyano çalmak, -PIANOBEGELEIDING: d, (- en) piyano eşliği -PIANOCONCERT: h, (- en) piyano konseri, (concerto) piyano konçertosu -PIANOKRUK: d, (- ken) piyano taburesi -PIANOLERAAR: d, (- s, ...raren) piyano ögretmeni -PIANOLES: d, (- sen) piyano dersi -PIANOSPELEN: f, gs, (speelde piano, h, pianogespeeld) piyano çalmak -PIANOSPELER: d, (-s) piyanist -PIANOSTEMMER: d, (-s) piyano akortçusu -PIAS: d, (- sen) maskara, şaklaban, palyaço -PICCALILLY: d, baharatlı turşu -PICCOLO: d, (-s) 1 (persoon) komi, pikolo, 2 muz/müz pikolo, tiz bir flüt -PICKNICK: d, (-s) piknik, kır yemeği -PICKNICKEN: f, gs, (picknickte, h, gepicknickt) piknik yapmak -PICKNICKMAND: d, (- en) piknik sepeti, -PICK-UP: d, (-s) pikap -PICOBELLO: s, mükemmel, harika, şahane -PICTOGRAM: h, (- men) amblem, işaret, -PIEDESTAL: h, d, (- len, - s) sütun ayağı, heykel ayağı -PIEF: d, (piefen) spreekt/kd adam, herif, een hoge - büyük adam -PIEK: I d, (- en) 1 (bergtop) sivri tepe, zirve, uç, (hoogtepunt) doruk, 2 mil/ask kargı, mızrak, 3 de - schuren kaçmak, tüymek, tabanları yağlamak II d, (plat/argo) mangır, gulden -PIEKEN: f, gs, (piekte, h, gepiekt) doruğa ulaşmak/çıkmak -PIEKERAAR: d, (-s) tasalı/düşünceli kimse -PIEKEREN: f, gs, (piekerde, h, gepiekerd) tasalanmak, (ingspannen denken) düşünüp taşınmak, kafa yormak, iyice düşünmek, evirip çevirmek -PIEKFIJN: s, z, çok şık, şımşık, - gekleed şımşık giyinmiş -PIEKUUR: h, (...uren) en yoğun saat, bir şeyin en yoğun zamanı -PIELEN: f, gs, pielde, h, gepield) spreekt/kd (olmayacak şeyle) oyalanmak, uğrasıp durmak -PIEMEL: d, (-s) (plat/argo) çük, sik, penis -PIENTER: s, z, zeki, uyanık -PIEPEN: f, gs, (piepte, h, gepiept) 1 cıvıldamak, cik cik etmek, dan zal hij wel anders - bu onun ağzını/politikasını değiştirecek, 2 (gluren) süzmek, dikkatli bakmak, 3 (plat/argo) (stelen) çalmak, aşırmak, yürütmek -PIEPER: d, (-s) 1 zo, incirkuşu, 2 (aardappel) patates, volkst/hd kumpir, 3 (oproepapparaat) çağrı aleti, elekronik uyarıcı -PIEPJONG: s, gencecik, cik cik, çok genç, toy -PIEPKLEIN: s, minnacık, küçücük -PIEPKUIKEN: h, (-s) piliç -PIEPSCHUIM: h, polistren sünger -PIEPTOON: d, (...tonen) bip/düt sesi -PIEPZAK: d, in de - korku içinde, dehşet içinde -PIER: I d, zo, solucan, yersolucanı, zo dood als een - solucan gibi ölü II d, (- en) scheep/den dalgakıran, (brug) iskele -PIEREMACHOCHEL: d, (-s) scheep/den kürekli tekne, kürekli sandal -PIEREMENT: h, (- en) latama, büyük org -PIEREWAAIEN: f, gs, (pierewaaide, h, gepierewaaid) (kahveye vb,) cümbüşe gitmek, dışarı çıkmak, dışarı eğlenmeye çıkmak -PIEREWAAIER: d, (-s) cümbüşçü -PIERLALA: er uit zien als de dood van - ölü gibi görünmek -PIES: d, spreekt/kd sidik -PIESEN: f, gs, (pieste, h, gepiest) su dökmek, işemek -PIET: I voor - Snot staan gülünç duruma düşmek, zwarte - karabacak, Sen Nikolasın yamağı, - je Precies kılı kırk yaran kimse, çok özenli kimse, işini çok temiz yapan kimse, een hoge - büyük adam, yüksek mevkili kimse, II d, (- en) spreekt/kd adam, herif -PIETEIT: d, (eerbeid) saygı, hürmet -PIETEPEUTERIG: s, 1 aşırı titiz, 2 (klein) çok küçük -PIETLUT: d, (- ten) titiz, kılı kırk yaran kimse -PIETLUTTIG: s, titiz, maraz, kılı kırk yaran -PIETLUTTIGHEID: d, (...heden) titizlik -PIGMENT: h, biol/biyo renk maddesi, pigman -PIGMENTATIE: d, pigmanlaşma, hücrelerde renkli madde oluşması -PIJ: d, (- en) rahip kıyafeti -PIJL: d, (- en) ok, als een - uit een boog yaydan çıkmış ok gibi, kurşun gibi, çok hızlı -PIJLER: d, (-s) direk, sütun, dayak, destek, filayağı, payanda -PIJLKOKER: d, (-s) okluk, ok kılıfı, sadak, ok kuburu -PIJLSNEL: s, z, ok gibi, yıldırım gibi, çok hızlı, çarçabuk -PIJN: I d, (- en) bot, çam II d, (- en) ağrı, sancı, sızı, acı, - doen acıtmak, acı vermek, - hebben ağrısı olmak, acı çekmek, - in het hoofd hebben baş ağrısı olmak, ik heb - in mijn keel boğazımda ağrı var, boğazım ağrıyor, hoofd- baş ağrısı -PIJNAPPEL: d, (-s) çam kozalağı -PIJNBANK: d, (- en) (eskiden) işkence sephası -PIJNBOOM: d, (...bomen) çam ağacı -PIJNIGEN: f, g, (pijnigde, h, gepijnigd) 1 (martelen) işkence etmek, eziyet etmek, can yakmak, 2 (pijn laten lijden) acı vermek, acıtmak, 3 (kwellen) azap vermek -PIJNIGING: d, (- en) işkence, azap -PIJNLIJK: s, z, 1 ağrılı, acılı, sızılı, ağrıyan, ağrı yapan, een - e wond ağrılı bir yara, 2 (pijn veroorzakend) acı veren, acılı, 3 acıklı, üzücü, een - geval acıklı bir durum -PIJNLOOS: s, z, acısız, sancısız, ağrısız, pijnloze bevalling ağrısız doğum, sancısız doğum -PIJNSCHEUT: d, (- en) ani sancı/ağrı -PIJNSTILLEND: s, ağrı kesici/dindirici, ağrı uyuşturucu, acı hafifletici -PIJNSTILLER: d, (-s) ağrı kesici ilaç/hap -PIJP: d, (- en) 1 (buis) boru, 2 (tabaks-) pipo, * de - uitgaan ölmek, (plat/argo) nalları dikmek, zıbarmak, ahreti/tahtalı köyü boylamak, zartayı çekmek, een broek met lange - en uzun pacalı pantolon, naar iemands - en dansen birinin suyundan gitmek, de - aan Maarten geven a) nalları dikmek, imamın kayığına binmek, zıbarmak, ahreti boylamak, tahtalı köyü boylamak zartayı çekmek, b) (ophouden) vazgeçmek, bırakmak -PIJPAARDE: d, lüleci kili, lüleci çamuru -PIJPENKOP: d, (- pen) pipo başı, lüle -PIJPENKRUL: d, (- len) spiral saç kıvırcığı -PIJPENLADE: d, (...laden, - s) dar ve uzun yer -PIJPENSTEEL: d, (...stelen) pipo sapı, het regent pijpestelen sicim gibi yağmur yağıyor -PIJPLEIDING: d, (- en) boru hattı -PIJPORGEL: h, (-s) borulu org -PIJPTABAK: d, (- ken) pipo tütünü -PIK: I d, de - op iemand hebben birine diş bilemek, birine kin beslemek II d, (- ken) 1 (houweel) külünk, kazma, 2 (penis) çük, sik, op zijn - getrapt çok gücenmış, çok aşağılanmış -PIKANT: s, z, 1 (v, gerechten) baharatlı, acılı, 2 iç gıcıklayıcı, een - verhaal iç gıcıklayıcı bir hikaye, - ondergoed seksi çamaşır, iç gıcıklayıcı iç çamaşır -PIKANTERIE: d, (- en) baharatlı veya ekşi bil şey -PIKDONKER: s, zifiri karanlık, zift karanlık, kapkaranlık -PIKKEDONKER: s, zifiri karanlık, zift karanlık, kapkaranlık -PIKDRAAD: d, h, (...draden) ziftli iplik -PIKEREN: f, g, (pikeerde, h, gepikeerd) kızdırmak, gepikeerd zijn kızmak, içerlemek -PIKET: h, (- ten) 1 mil/ask ileri karakol, -PIKETPAAL: d, (...palen) kazık, çadır kazığı -PIKEUR: d, (-s) iyi at binici, (africhter) at terbiyecisi -PIKHOUWEEL: h, (...welen) kazma, külünk -PIKKEN: I f, gs, (pikte, h, gepikt) (v, vogels) gagalamak, II g,1 (v, vogels) gagalamak, gagalayıp almak, 2 (prikken) delip almak, alıp yemek, 3 ik pik dat niet istemıyorum, kabul etmiyorum, 4 (stelen) almak, aşırmak, yürütmek, iets - bir şeyi çalmak -PIKZWART: s, kapkara, simsiyalı, zift gibi, katran gibi kara -PIL: d, (- len) 1 (tablet) hap, 2 (anticonceptiepil) doğum kontrol hapı, 3 (boek) büyük kitap, dat is een bittere - hapı yuttuğumuzun resmidir, een bittere - moeten slikken hayalkırıklığını/aşağılanmayı yutmak zorunda kalmak, büyük bir felakete katlanmak -PILAAR: d, (...laren) direk, sütun, dayak -PILASTER: d, (-s) bouwk/mim gömme ayak, duvar ayağı -PILLENDOOS: d, (...dozen) hap kutusu -PILLENDRAAIER: d, (-s) (plat/argo) eczacı -PILO: h, fitilli kadife -PILOOT: d, (piloten) pilot -PILS: d, h, bira, -PIMENT: h, bot, jamayik biberi -PIMENTBOOM: d, (...bomen) bot, yenibahar -PIMPELAAR: d, (-s) ayyaş, içkici -PIMPELEN: f, gs, (pimpelde, h, gepimpeld) (çok) içmek, içkiyi adet edinmek -PIMPELMEES: d, (...mezen) zo, fanta (mavimsi renkte serçegillerden küçük bir kuş), mavi baştankara -PIMPELPAARS: s, donuk mor -PIMPERNEL: d, (- len) bot, farekulağı -PIN: d, (- nen) 1 çivi, kanca, saplama, (houten-) ağaç çivi, 2 (bazige vrouw) cadaloz, iemand de - op de neus zetten birinin gemini elinde tutmak, birine boyun eğdinnek -PINCODE: d, (-s) afk/kıs persoonlijk identificatie nummer, özel kimlik numarası kodu, çek şebekesi kodu, -PINCE-NEZ: d, (-s) kıskaç gözlük, kelebek gözlük -PINCET: h, d, (- ten) cımbız, pense, -PINDA: d, (-s) bot, yerfıstığı -PINDAKAAS: d, yerfıstığı ezmesi -PINEUT: d, spreekt/kd kurban, de - zijn kurban olmak, kurban gitmek -PINGELAAR: d, (-s) (afdinger) sıkı pazarlıkçı -PINGELEN: f, gs, (pingelde, h, gepingeld) sıkı pazarlık etmek -PINGPONG: h, masa tenisi, pingpong -PINGPONGBAL: d, (- len) pingpong topu -PINGPONGEN: f, gs, (pingpongde, h, gepingpongd) masa tenisi oynamak, pingpong oynamak -PINGUIN: d, (-s) zo, penguen -PINK: I d, (- en) (vinger) serçe parmak II d, (- en) (bir yaşında) dana III d, (- en) scheep/den balıkçı teknesi, balıkçı gemisi -PINKEN: I d, mv/çoğ bij de - zijn açıkgöz olmak, zeki olmak II f, gs, (pinkte, h, gepinkt) 1 (glinsteren) pırıldamak, parıldamak, ışıldamak, 2 (oogknipperen) göz kırpmak, 3 een traan uit het oog - göz yaşını silmek, silip atmak -PINKSTEREN: d, hamsin yortusu -PINKSTERDAGEN: d, hamsin yortusu günleri -PINKSTERBLOEM: d, (- en) bot, çayırteresi, yabani tere, su teresi -PINNIG: s, 1 keskin, ters, acı, 2 (zuinig) cirnri, pinti, elisıkı -PINT: d, (- en) bir bardak bira -PIOENROOS: d, bot, ayıgülü, yerşakıyağı -PION: d, (- nen, - s) schaak/satr piyon, piyade -PIONIER: d, (-s) 1 mil/ask istihkam askeri 2 fig/mec (baanbreker) öncü -PIP: d, (hayvanlarda) kurbağcık, dilaltı hastalığı -PIPET: d, h, (- ten) pipet, emmeli aktarma borusu, -PIPS: s, er - uitzien keyifsiz görünmek, bitkin ve iştahsız görünmek -PIRAAT: d, (...raten) 1 (zeerover) korsan, 2 (wetsovertreder) korsan, 3 (radio) korsan radyo -PIRAMIDAAL: s, z, piramit şeklinde -PIRAMIDE: d, (- n, - s) piramit -PIRATERIJ: d, korsanlık -PIROUETTE: d, (-s) (kendi ekseni etrafinda) dönüş, -PIS: d, (plat/argo) sidik -PISANG: d, (-s) 1 (banaan) muz, 2 spreekt/kd adam, herif, de - zijn kurban olmak, kurban gitmek -PISLUCHT: d, sidik kokusu -PISNIJDIG: s, spreekt/kd köpürmüş, öfkeli, çok kızgın, tepesi atmış -PISPAAL: d, (...palen) spreekt/kd günah keçisi -PISSEBED: d, (- den) zo, tesbihböceği -PISSEN: f, gs, (piste, h, gepist) işemek, su dökmek, (plat/argo) hortumun suyunu süzmek -PISSIG: s, kızmış, öfkeli, köpürmüş, tepesi atmış -PISTACHE: d, (-s) antepfıstığı piston d, (-s) 1 muz/müz komet, 2 tech/tek piston -PISTOOL: h, (...tolen) tabanca, een automatisch - otomatik tabanca -PISTOOLHOUDER: d, (-s) tabanca kını -PISTOOLMITRAILLEUR: d, (-s) makinalı tabanca -PISTOOLSCHOT: h, (- en) tabanca atışı -PIT: I d, (- ten) 1 çekirdek, de - ten van appels elmaların çekirdekleri, amandel- badem içi, 2 (v, lamp) fitil, II d, h, fig/mec kuvvet, güç, enerji, daar zit geen - in de jongen onun pili bitmiş, wie de - wil hebben, moet eerst de noot kraken emek olmadan yemek olmaz, çiğnemeden yutulmaz, op een laag - je staan fazla gelişme göstermemek -PITLOOS: s, çekirdeksiz, içsiz -PITRIET: h, bot, (benekli) hintkamışı -PITRIETEN: s, hintkamışından -PITTEN: f, gs, (pitte, h, gepit) spreekt/kd (slapen) uyumak -PITTIG: s, fig/mec (v, gerechten) yakıcı, acılı, (v, personen) enerjik, canlı -PITTORESK: s, z, pitoresk, resim gibi, resimsi -PITVRUCHT: d, (- en) çekirdekli meyve -PIZZA: d, (-s) pizza -PIZZERIA: d, (-s) pizzacı, pizza- restoran -PK: afk/kıs paardekracht, beygir gücü, -PL afk/kıs pluralis çoğul, -PLAAG: d, (plagen) 1 bela, sıkıntı, dert, 2 (persoon) baş belası, karın ağrısı, belâ, müsibet herif -PLAAGGEEST: d, (- en) fig/mec baş belası, karın ağrısı, bela herif, musibet -PLAAGSTOOT: d, (...stoten) meydan okuma, meydan okuyucu hareket -PLAAGZIEK: s, rahatsız eden, kızdıran -PLAAT: d, (platen) 1 (ijzer) levha, plaka, saç, ijzeren- demir levha, saç, 2 (marmer) mermer dilimi, 3 (gravure) gravür, kazıma resim, gravür resim, 4 (wijzer) kadran, 5 (grammofoon-) plak, uzunçalar, 6 foto, cam levha, -PLAATIJZER: h, demir saç -PLAATS: d, (- en) 1 yer, markt- pazar yeri, parkeer- park yeri, iemands - krijgen birinin yerini almak, de - innemen van - nin yerini almak, openbare- en umumi yerler, men kan niet op twee - en tegelijk zijn bir koltukta iki karpuz taşınmaz, in - van yerine, - maken yer açmak, yer vermek, in (op) de eerste - ilk önce, ilk planda, her şeyden önce, - nemen oturmak, neemt u -! oturun! oturunuz! opgestaan, - vergaan yerinden kalkan yerinden olur, iemand op zijn - zetten birine haddini bildirmek, 2 (betrekking) iş, mevki, 3 (stad enz,) şehir, kasaba, köy, 4 (in boek) yer, paragraf -PLAATSBEKLEDER: d, (-s) vekil, vekalet eder -PLAATSBEPALING: d, (- en) yer belirleme -PLAATSBESPREKING: d, (- en) yer ayırtma, rezervasyon -PLAATSBEWIJS: h, (...wijzen) bilet, yer kartı, -PLAATSELIJK: s, 1 yerel, yöresel, mahalli, belirli bir yere ait, het - bestuur yerel yönetim, - e tijd yerel zaman, yerel saat, 2 lokal, belirli bir yerle sınırlı, een - e verdoving lokal uyuşturma, -PLAATSEN: f, g, (plaatste, h, geplaatst) yerleştirmek, koymak, een advertentie - ilan vermek, (een plaats geven) yer vermek, iets niet kunnen - bir şeyi anlayamamak -PLAATSGEBREK: h, yer darlığı, yer sıkıntısı -PLAATSGRIJPEN: f, gs, (greep plaats, h, plaatsgegrepen) olmak, meydana gelmek, vuku bulmak, vukua gelmek, -PLAATSHEBBEN: f, gs, (had plaats, h, plaatsgehad) olmak, meydana gelmek, vuku bulmak, vukua gelmek -PLAATSKAARTJE: h, (-s) (tren, sinema vb,) bilet, yer kartı -PLAATSNAAM: d, (...namen) yer adı -PLAATSRUIMTE: d, yer -PLAATSVERVANGEND: s, vekil, vekâlet eden -PLAATSVERVANGER: d, (-s) vekil, vekâlet eden kimse -PLAATSVERVANGING: d, (- en) vekâlet -PLAATSVERVANGSTER: d, (-s) bayan vekil, muavin, vekâlet eden bayan -PLAATSVINDEN: f, gs, (vond plaats, h, plaatsgevonden) olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, yapılmak, icra edilmek -PLAATWERK: h, (- en) gravür işi -PLACEBO: d, (-s) ilaç yerine verilen tesirsiz madde -PLACEMAT: d, (-s) (masada) servis örtüsü, servis altlığı -PLACENTA: d, anat, etene, meşime, plesanta -PLAFOND: h, (-s) 1 tavan, 2 (maximum) azami sınır, tavan, tegen het - zitten en yüksek mevkide/maaş tavanında olmak -PLAFONNEREN: f, g, (plafonneerde, h, geplafonneerd) tavanlamak, tavan çekmek -PLAFONNIERE: d, (-s) tavan lambası, -PLAG: d, (plaggen) çim keseği -PLAGGE: d, (plaggen) çim keseği -PLAGEN: f, g, (plaagde, h, geplaagd) 1 (kwellen) rahatsız etmek, rahatsızlandırmak, hij wordt al drie dagen door hoofdpijn geplaagd üç gündür baş ağrısından perişan, 2 (voor de grap) takılmak, kızdırmaya çalışmak, 3 mag ik u even -? sizi (bir saniye) rahatsız edebilir miyim? -PLAGERIG: s, z, rahatsız edici -PLAGERIJ: d, (- en) takılma, kızdırma -PLAGGENSTEKER: d, (-s) çayırcı -PLAGIAAT: h, (plagiaten) (edebi) eser hırsızlığı, kendine mal etme -PLAGIEREN: f, g, (plagieerde, h, geplagieerd) başkasının eserini kendininmiş gibi yayımlamak, taklidini yapmak -PLAID: d, (-s) 1 ekose şal, 2 (reisdeken) pike, bir tür battaniye -PLAK: I d, (- ken) 1 (brood, worst enz,) dilim, 2 gouden - altın madalya, een - chocolade bir kalıp çikolata II d, (- ken) sopa, öğrenci dövme sopası, onder de - van zijn vrouw zitten kılıbık olmak, karısının maşası altında olmak, sakalı kaptırmak -PLAKBAND: h, selefon, yapışkan bant, yapıştırma bandı -PLAKKAAT: h, (...katen) afiş, duvar ilanı, (v, metaal) ilan levhası -PLAKKEN: I f, g, (plakte, h, geplakt) yapıştırmak, II gs, 1 yapışmak, yapışıp kalmak, 2 ergens blijven - bir yerde uzun süre takılmak, takılıp kalmak -PLAKKER: d, (-s) yapıştıran kimse -PLAKLETTER: d, (-s) yapıştırma harf -PLAKMIDDEL: h, (- en) zamk, tutkal, yapıştırıcı -PLAKPLASTIC: h, yapışır plastik -PLAKSEL: h, (-s) (lijm) tutkal, zamk -PLAKZEGEL: d, (-s) makbuz pulu -PLAMUREN: f, g, (plamuurde, h, geplamuurd) astar boya sürmek, macunlamak -PLAMUUR: d, h, astar boya -PLAMUURMES: h, (- sen) astar boya bıçağı, macun bıçağı -PLAN: h, (- nen, - s) 1 plan, taslak, tasarı, kroki, een - maken plan yapmak, 2 (bedoeling) plan, niyet, maksat, van - zijn niyetinde olmak, van - zijn om (te) - meyi planlamak, - mek için niyetli olmak, ...meyi tasarlamak -PLANBUREAU: h, (-s) planlama dairesi -PLANECONOMIE: d, planlı ekonomi -PLANEET: d, (...neten) astr, gezegen -PLANETARIUM: h, (-s) astr, planetaryum -PLANETENSTELSEL: h, (-s) gezegenler sistemi -PLANIMETRIE: d, düzlem geometri -PLANK: d, (- en) kalın tahta, (dik) kalas, (voor vloeren) döşemelik tahta, döşeme tahtası, (in boekenkast) raf, van de bovenste - seçkin, güzide, op de - en komen a) sahneye çıkmak, b) (toneelstuk) sahnelenmek, boeken- kitap rafı, de - misslaan yanılmak -PLANKEN: s, kalastan, tahtadan -PLANKENKOORTS: d, sahne heyecanı, sahne korkusu -PLANKGAS: h, - geven sonuna kadar gaz vermek -PLANKZEILEN: h, sp, rüzgâr sörfü -PLANKIER: h, (- en) yüksek döşeme yer -PLANKTON: h, biol/biyo plankton -PLANMATIG: s, z, plana uygun, planlı, - e economie planlı ekonomi -PLANNEN: f, g, (plande, h, gepland) planlamak, planını yapmak -PLANNING: d, plan -PLANOLOGIE: d, planlama -PLANOLOOG: d, (...logen) planlamacı -PLANT: d, (- en) bitki, nebat -PLANTAARDIG: s, bitkisel, nebati -PLANTAGE: d, (-s) plantasyon, ekimlik, tarla, fidanlık -PLANTENBOTER: d, bitki yağı, nebati yağ -PLANTEN: f, g, (plantte, h, geplant) 1 dikmek, bloemen in de tuin - bahçeye çiçek dikmek, 2 yetiştirmek, aardappelen - patates yetiştirmek -PLANTENETEND: s, otçul, bitki yiyen, otobur, - e dieren otçul hayvanlar -PLANTENETER: d, (-s) otçul hayvan, otobur -PLANTENFAMILIE: d, (-s) bitki familyası -PLANTENGESLACHT: h, (- en) bitki türü -PLANTENGROEI: d, 1 bitki büyümesi, 2 (vegetatie) bitki örtüsü, -PLANTENKENNER: d, (-s) botanist -PLANTENKWEKER: d, (-s) bitki yetiştiricisi -PLANTENTUIN: d, (- en) botanik bahçe, fidelik -PLANTER: d, (-s) fideci, fidelik sahibi -PLANTENSOORT: d, (- en) bitki türü -PLANTENZIEKTE: d, (- n, - s) bitki hastalığı -PLANTKUNDE: d, botanik, bitkibilim -PLANTKUNDIGE: d, (-n) botanist, bitkibilimci -PLANTSOEN: h, (- en) (botanik) park -PLANTSOENDIENST: d, park bakım hizmeti -PLANTSOENENDIENST: d, park bakım hizmeti -PLAS: d, (- sen) 1 su birikintisi, 2 een - je doen işemek, su dökmek -PLASMA: h, (-s) plazma -PLASPIL: d, (- len) idrar (getirme) ilacı -PLASREGEN: d, (-s) sağanak, şiddetli yağmur -PLASSEN: f, gs, (plaste, h, geplast) 1 met water - su ile oynamak, 2 (wateren) işemek, 3 (stortregenen) şiddetli yağmur yağmak -PLASSER: d, (-s) kinder/çd çük -PLASTIC: I h, plastik, naylon, II s, plastik, plastikten -PLASTICITEIT: d, yoğrulabilme, yoğruluk -PLASTIFICEREN: f, g, (plastificeerde, h, geplastificeerd) 1 plastik kaplamak, 2 (kneedbaar maken) yoğrulur hale getirmek -PLASTIEK: d, (- en) plastik sanat -PLASTISCH: s, plastik, - e kunsten plastik sanatlar, - e chirurgie plastik cerrahlık -PLASTRON: h, d, (-s) göğüslük -PLAT: I s, z, (- ter, - st) 1 düz, - te bed liggen düz yatmak, 2 (niet dik) ince, yassı, 3 (alledaags) basmakalıp, adi, sıradan, basit, (onbeschaafd) argo, kaba - spreken (plat/argo) konuşmak II h, (- ten) (het platte) 1 düz yüz, düz yüzey, het - van een liniaal cetvelin düz yüzeyi, 2 (terras) teras, 3 (dialect) lehçe, diyalekt -PLATAAN: d, (...tanen) bot, çınar -PLATEAU: h, (-s) aardr/coğr plato, yayla, yüksek düzlük -PLATENBON: d, (- nen, - s) plak hediye kuponu -PLATEEL: h, (...telen) fayans, çini -PLATEELBAKKERIJ: d, 1 fayanscılık, 2 (- en) (fabriek) fayans fabrikası -PLATEELSCHILDER: d, (-s) çinici, fayans ressamı -PLATENALBUM: h, (-s) plak albümü -PLATENATLAS: d, (- sen) resimli atlas -PLATENHOES: d, (...hoezen) plak kabı -PLATENINDUSTRIE: d, plak sanayi -PLATENKOKER: d, (-s) plak kutusu -PLATENMAATSCHAPPIJ: d, (- en) plak şirketi -PLATENREINIGER: d, (-s) plak temizleyici -PLATENSPELER: d, (-s) pikap -PLATENREK: h, (- ken) plak rafı -PLATENWISSELAAR: d, (-s) otomatik plak değiştirici -PLATENZAAK: d, (...zaken) plakçı dükkânı -PLATFORM: h, (- s, - en) 1 platform, bir siyasi veya sosyal görüşün temelini meydana getiren fikirlerin tamamı, 2 tramvay sahanlığı -PLATHEID: d, 1 düzlük, 2 (...heden) adilik, sıradanlık, kabalık, basmakalıplık -PLATINA: I h, platin, II s, platinden -PLATINEREN: f, g, (platineerde, h, geplatineerd) platin kaplamak -PLATITUDE: d, (-s) yavan söz, tatsız laf -PLATLOPEN: f, g, (liep plat, h, platgelopen) 1 üzerinde yürüyüp düzlemek, 2 bij iemand de deur - iki de bir birine uğramak, birinin eşiğini aşındırmak -PLATO: Plato Eflatun -PLATONISCH: s, z, platonik, - e liefde platonik aşk, - e wensen platonik arzular, düşte kalan arzular -PLATTEGROND: d, (- en) yerleşim planı, şehir haritası, de - van Ankara Ankara yerleşim planı -PLATTELAND: h, kır, kırsal yöre -PLATTELANDSBEVOLKING: d, (- en) kırsal nüfus, kırsal yöre çoğası -PLATTELANDSGEMEENTE: d, (-n) köy belediyesi, kırsal belediye -PLATTELANDSVROUW: d, (- en) köylü kadın -PLATTERE: f, g, (platteerde, h, geplatteerd) madenle kaplamak -PLATVIS: d, (- sen) yan yüzen balık -PLATVLOERS: s, z, adi, bayağı, sıradan, basmakalıp, banal, seviyesiz -PLATVOETEN: d, mv/çoğ düztabanlar -PLATWEG: z, açıkça, dosdoğru, dolambaçsız, langır lungur -PLATZAK: s, - zijn cebi boş olmak, parasız olmak, meteliğe kurşun atmak, - thuiskomen (avdan) eve eli boş dönmek -PLAUSIBEL: s, akla yatkın, makul, inanılabilir -PLAVEIEN: f, g, (plaveide, h, geplaveid) kaldırım döşemek, kaldırımlamak -PLAVEISEL: h, (-s) sokak taşı/asfalt vb, -PLAVUIS: d, (...vuizen) döşeme tuğlası -PLAYBACK: d, pleybek, banttan yayınla uyumlu şarkı söyleme -PLAYBACKEN: f, gs, (playbackte, h, geplaybackt) banttan yayına uygun şarkı söylemek -PLAYBOY: d, (-s) mirasyedi, zengin ve zevk düşkünü genç -PLEBEJER: d, (-s) hist/tar pleb, aşağı tabakadan biri -PLEBISCIET: h, (- en, - s) plebisit, halkoylaması, referandum -PLEBS: h, hist/tar pleb tabakası, pleb sınıfı, fig/mec ayaktakımı -PLECHTANKER: h, (-s) scheep/den ocaklık demiri, cankurtaran demiri -PLECHTIG: s, z, resmi, törensel, merasimi, törenli, merasimli, (ernstig, stemmig) ciddi, ciddiyetle -PLECHTIGHEID: d, (...heden) (ceremonie) merasim, tören, godsdienstige plechtigheden dini törenler, dini ayinler -PLECTRUM: h, (- s, ...rta) tezene -PLECHTSTATIG: s, z, resmi, resmi olan, resmice, resmiyetle -PLEE: d, (-s) spreekt/kd tuvalet, w,c, -PLEEGGEZIN: h, (- nen) koruyucu aile, evlat edinen aile -PLEEGKIND: h, (- eren) evlatlık, süt evlat -PLEEGMOEDER: d, (-s) koruyucu anne, sütana, analık, üvey ana -PLEEGOUDERS: d, mv/çoğ koruyucu/evlat edinen aile, süt anne ve baba, üvey anne ve baba -PLEEGVADER: d, (-s) koruyucu baba, babalık, üvey baba -PLEET: h, altın veya gümüşle kaplanmış metal -PLEGEN: I f, g, (pleegde, h, gepleegd) yapmak, işlemek, icra etmek, onrecht - haksızlık yapmak, een strafbaar feit - suç işlemek, een moord - cinayet işlemek, geweld - şiddet uygulamak, echtbreuk - zina yapmak II f, (placht) vero/eski alışık olmak, alışkanlığı olmak, adetinde olmak, zij placht veel te drinken çok içmeye alışıktı, çok içerdi -PLEIDOOI: h, (- en) savunma, müdafaa, een - houden savunma yapmak -PLEIN: h, (- en) meydan, alan -PLEINVREES: d, (boş) alan korkusu, agorafobi -PLEISTER: I d, (-s) plaster, yakı, fig/mec een - op de wonde yaraya bir dirhem merhem II h, 1 sıva, dış duvar sıvası, 2 (gips) alçı -PLEISTEREN: f, g, (pleisterde, h, gepleisterd) sıvamak, (met gips bestrijken) alçılamak, alçı sürmek -PLEISTERKALK: d, sıva -PLEISTERPLAATS: d, (- en) mola yeri, durak -PLEISTERWERK: h, (- en) alçı işi -PLEISTOCEEN: h, geol/jeo pleistosen -PLEIT: h, jur/huk 1 dava, het - winnen davayı kazanmak, het - verliezen davayı kaybetmek, 2 (pleidooi) savunma -PLEITBEZORGER: d, (-s) fig/mec avukat, başkasını savunan kimse -PLEITE: s, spreekt/kd 1 (zoek) kayıp, uştu, yok, 2 (failliet) topu dikmiş, iflas etmiş, batkın, - gaan (failliet) topu dikmek, iflas etmek -PLEITEN: f, gs, (pleitte, h, gepleit) 1 jur/huk savunma yapmak, 2 voor (tegen) iemand - birinin lehinde (aleyhinde) konuşmak, dat pleit voor je senin yararınadır, 3 (iets voor de rechtbank eisen) mahkemeden talep etmek, -PLEITER: d, (-s) avukat, savunmacı, dava vekili -PLEITREDE: d, (-s) savunma, müdafaa -PLEJADEN: d, mv/çoğ Ülker, Süreyya burcu, Pervin -PLEK: d, (- ken) 1 (vuile vlek) leke, (vlek) benek, witte - ken beyaz benekler, 2 (plaats) yer, nokta, mahal, mevki, een gevoelige - duyarlı nokta -PLEMPEN: f, g, (plempte, h, geplempt) (toprakla) doldurmak -PLENAIR: s, een - e vergadering bütün üyelerin hazır olduğu genel toplantı -PLENGEN: f, g, (plengde, h, geplengd) dökmek, akıtmak, tranen - gözyaşı dökmek -PLENGOFFER: h, (-s) kutsalların adına dökülen şey -PLENS: d, (plenzen) dökülen su -PLENSBUI: d, (- en) sağanak -PLENZEN: f, gs, (plensde, h, geplensd) bardaktan boşalırcasına yağmur yağmak -PLEONASME: h, (-n) söz uzatımı -PLETHAMER: d, (-s) düzleme çekici, yassıltma balyozu -PLETMACHINE: d, (-s) hadde makinası -PLETMOLEN: d, (-s) hadde, yassıltma aygıtı -PLETROL: d, (- len) yassıltma silindiri -PLETTEN: f, g, (plette, h, geplet) (platmaken) ezmek, ezerek düzlemek, yassıltmak, ijzer - demiri yassıltmak -PLETTER: te - slaan ezmek, paramparça etmek -PLEUREN: f, g, (pleurde, h, gepleurd) spreekt/kd iets ergens op/in - bir şeyi bir şeyin üstüne/içine atmak, fırlatrnak -PLEURIS: d, h, (- sen) med/tıb göğüs zarı iltihabı, krijg de pleuris verem ol! geber! ik schrok me de - yüreğim yerinden oynadı, yüreğim ağzıma geldi -PLEURITIS: d, h, (- sen) med/tıb göğüs zarı iltihabı, krijg de pleuris verem ol! geber! ik schrok me de - yüreğim yerinden oynadı, yüreğim ağzıma geldi -PLEVIER: d, (- en) zo, yağmur kuşu -PLEXIGLAS: h, kırılmaz cam, plastik cam, yapay cam -PLEZANT: s, hoş, sevimli, tatlı, zevk verici, eğlentili, haz verici -PLEZIER: h, (- en) zevk, sefa, haz, sevinç, neşe, - hebben in muziek müzikten zevk almak, iets voor zijn - doen bir şeyi zevk için yapmak, zevkine yapmak, iemand een - doen birini sevindirmek, birini sevindirmek için bir şey yapmak, - maken eğlenmek, met - zevkle, memnuniyetle, voor zijn - zevk için, zevkine, veel -! iyi eğlenceler! veel - er mee! iyi günlerde kullanın! -PLEZIERBOOT: d, (...boten) sefa vapuru, gezinti kayığı -PLEZIEREN: f, g, (plezierde, h, geplezierd) iemand met iets - birine bir şeyde ufak bir yardımda bulunmak -PLEZIERIG: s, z, hoş, sevimli, tatlı, zevk verici, eğlentili, haz verici, iets - vinden bir şeyi zevk verici bulmak -PLEZIERJACHT: h, (- en) gezinti yatı, sefa yatı -PLEZIERREIS: d, (...reizen) zevk gezisi, eğlenti seyahati -PLICHT: d, (- en) görev, vazife, ödev, borç, vecibe, yüküm, mükellefiyet, mecburiyet, dat is mijn - bu benim görevimdir, zijn - verzaken görevini ihmal etmek, belasting- vergi yükümü, burger- yurttaşlık görevi, leer- eğitim zorunluluğu, vrienden- arkadaşlık görevi -PLICHTMATIG: s, z, göreve uygun, görev gereği -PLICHTPLEGING: d, (- en) nezaket, maak geen - en merasime gerek yok -PLICHTSBESEF: h, görev anlayışı -PLICHTSHALVE: z, görev gereği -PLICHTSVERVULLING: d, görevi yerine getirme -PLICHTSVERZAKING: d, görev ihmali, görevi savsaklama -PLICHTSVERZUIM: h, görev ihmali, görevi savsaklama -PLINT: d, (- en) süpürgelik -PLISSEREN: f, g, (plisseerde, h, geplisseerd) pli yapmak, kırmalamak, kırma yapmak, een geplisseerde rok kırmalı etek -PLOEG: I d, (- en) saban, pulluk, de ossen achter de - spannen işe tersinden başlamak II d, (- en) 1 ekip, grup, takım, çalışma grubu, (in fabriek) vardiya, dag- gündüz vardiyası, nacht- gece vardiyası, 2 sp, takım, ekip -PLOEGBAAS: d, (...bazen) ekip başı, çalışma grubu başı, işçibaşı -PLOEGEN: f, g, (ploegde, h, geploegd) sürmek, çift sürmek, aktarmak, het land - tarla sürrnek, het strand - boşa kürek sallamak -PLOEGENDIENST: d, (- en) vardiyeli iş -PLOEGENSTELSEL: h, (-s) vardiya sistemi -PLOEGIJZER: h, (-s) saban demiri -PLOEGMES: h, (- sen) saban bıçağı -PLOEGPAARD: h, (- en) saban atı, werken als een - eşek gibi çalışmak -PLOEGSCHAAR: d, (...scharen) saban demiri, saban kulağı -PLOEGVERBAND: h, (- en) takım bağı, in - takım olarak -PLOERT: d, (- en) 1 arsız herif, alçak, pezevenk, 2 (bekrompen persoon) dar kafalı -PLOERTENDODER: d, (-s) kurşun başlı sopa -PLOERTIG: s, z, alçak, adi, kaba, görgüsüz -PLOETERAAR: d, (-s) çok çalışan kimse -PLOETEREN: f, gs, (ploeterde, h, geploeterd) 1 (hard werken) çok çalışmak, didinmek, hard - om rond te komen ucunu kulağına getirmek, çok çalışmak, 2 (in het water) su içinde oynamak, suda çırpınmak -PLOF: I ünl, patdadak, cumbadak, II d, (- fen) pat sesi, cum sesi -PLOFFEN: f, gs, (plofte, is geploft) düşüp pat etmek, cum etmek -PLOFFER: d, (-s) taalk/dilb dış patlamalı ses -PLOMBEERSEL: h (-s) dolgu -PLOMBEREN: f, g, (plombeerde, h, geplombeerd) 1 kurşunlamak, kurşun damga vurmak, 2 (v, tanden) doldurmak, dolgu yapmak, een tand - diş doldurmak -PLOMBIERE: d, (-s) meyveli dondurma -PLOMP: I d, (- en) bot, nilüfer II s, z, hantal, kaba, (onbeschaafd) kaba, görgüsüz, incelikten yoksun, nezaketsiz, yontulmamış -PLOMPEN: f, gs, (plompte, is/h, geplompt) in het water - cumbadan suya düşmek -PLOMPHEID: d, (...heden) kabalık, (logheid) hantallık -PLOMPVERLOREN: s, aniden, beklenmeksizin, (zomaar) öylesine, düşünmeden -PLONS: d, (plonzen) cum sesi, met een - cumbadan -PLONZEN: f, gs, (plonsde, is geplonsd) cumbadan atlamak, in het water - cumbadan suya atlamak -PLOOI: d, (- en) 1 kıvrım, kat, kıvrık, 2 zijn gezicht in de - zetten ciddi bir eda takınmak, fig/mec de - en gladstrijken pürüzleri halletmek, -PLOOIBAAR: s, esnek, eğilir, yumuşak, fig/mec mülayim, esnek, uysal -PLOOIEN: f, g, (plooide, h, geplooid) katlamak, kıvırmak, (gezicht) kırıştırmak, buruşturmak, fig/mec yoluna koymak -PLOOIING: d, (- en) kıvrım, kat -PLOOIROK: d, (- ken) kıvrımlı etek, pileli etek -PLOT: d, (-s) lit/edeb olaylar düğümü, entrika, birbirine bağlı olaylar dizisi, konu -PLOTS: z, bir çırpıda, aniden, -PLOTSELING: z, aniden, birden, birdenbire, bir çırpıda, ansızın, beklenmeksizin, şappadak -PLOTSKLAPS: s, z, ansızın, aniden, birden -PLU: d, (-s) afk/kıs paraplu şemşiye -PLUCHE: h, d, pelüş, uzun tüylü kadife -PLUG: d, (- gen) tapa, tıkaç, tıpa, saplama vida, ağaç çivi -PLUGGEN: f, g, (plugde, h, geplugd) (van platen, plak) çalıp reklamını yapmak -PLUIM: d, (- en) tüy, fig/mec iemand een - pje geven birine iltifat etmek -PLUIMAGE: d, (-s) tüy, bütün tüyler -PLUIMSTRIJKEN: f, g, (pluimstrijkte, h, gepluimstrijkt) yağcılık etmek, yağlayıp ballamak, koltuklamak -PLUIMVEE: h, kümes hayvanları -PLUIS: I d, h, (pluizen) küçük tüy, lif II s, het is er niet - a) orası güvenilmez, emniyetsiz, b) (er hapert iets) burada bir pürüz var -PLUIZEN: f, gs, (pluisde, h, gepluisd) tüylenmek, tiftik tiftik olmak, tiftikleşmek -PLUIZERIG: s, tiftik tiftik olmuş -PLUK: d, (- ken) 1 toplama, devşirme, (oogst) hasat, 2 (bosje) demet, deste, (haar) perçem, tutam -PLUKHAREN: f, gs, (plukhaarde, h, geplukhaard) dövüşmek, saç baş olmak, dalaşmak, boğuşmak -PLUKKEN: f, g, (plukte, h, geplukt) 1 toplamak, devşirmek, koparmak, 2 yolmak, een kip - tavuk yolmak, 3 fig/mec iemandkaal - birini soyup soğana çevirmek -PLUKSEL: h, (-s) iplik veya kumaş tiftiği -PLUKTIJD: d, (- en) (meyva) toplama zamanı, hasat zamanı -PLUMEAU: d, (-s) tüy süpürge -PLUNDERAAR: d, (-s) çapulcu, yağmacı, talancı -PLUNDEREN: f, g, (plunderde, h, geplunderd) yağmalamak, yağma etmek, soyup soğana çevirmek -PLUNDERING: d, (- en) yağmalama, yağma -PLUNDERTOCHT: d, (- en) çapul, yağma seferi -PLUNJEZAK: d, (- ken) scheep/den takım torbası -PLURALIS: d, (- sen, ...lia) çoğul -PLURALISME: h, fil/fel çoğulculuk -PLURIFORM: s, çok biçimli/şekilli -PLUS: I ilg, Artı, ilavesiyle, 4+2 dört artı iki, II h, d, (- sen) (plusteken) artı işareti, artı, ayrıca, een draaitafel - een plaat bir pikap ayrıca bir plak -PLUSMINUS: z, yaklaşık olarak, ortalama, aşağı yukarı, üç aşağı beş yukarı, takriben -PLUSPUNT: h, (- en) artı nokta -PLUSTEKEN: h, (-s) artı işareti -PLUTOCRAAT: d, (...craten) para nüfuzlu, prütokrat, para ağası, kapitalist -PLUTOCRATIE: d, (...tieen) zenginler hakimiyeti, plütokrasi -PLUTONIUM: h, scheik/kim plutonyum -PLUVIER: d, (- en) zo, yağmurkuşu -P.M 1 afk/kıs plus minus aşağı yukarı, yaklaşık, 2 afk/kıs post meridiem öğleden sonra -PNEUMATISCH: s, z, 1 hava ile ilgili, 2 havalı, hava basıncı ile işleyen -PNEUMONIE: d, med/tıb zatüre, akciğer iltihabı -PO: d, (-s) lazımlık, oturak -P.O afk/kıs per order emriyle, emri üzerine -POCHEN: f, gs, (pochte, h, gepocht) övünmek, atıp tutmak, ağzıyla aslan tutmak, işkembeden atmak, op iets - bir şeyle övünmek -POCHER: d, (-s) palavracı, bol avurt -POCHEREN: f, g, (pocheerde, h, gepocheerd) (yemek) ılık suda pişirmek -POCHERIJ: d, (- en) palavra, övünme, tıraş -POCHET: d, (- ten) süs mendili, döş mendili -POCKETBOEK: h, (- en) küçük boy kitap, cep kitabı -PODAGRA: h, med/tıb ayak damlası, (ayaklarda) gut hastalığı nikris -PODIUM: h, (...dia, - s) podyum, platform, sahne -POEDEL: d, (-s) zo, fino köpeği, kaniş -POEDELNAAKT: s, çırılçıplak, anadan üryan, anadan doğma -POEDELPRIJS: d, (...prijzen) teselli ödülü -POEDER: d, 1 pudra, 2 d, med/tıb toz ilaç -POEIER: h, 1 pudra, 2 d, med/tıb toz ilaç -POEDERDONSJE: h, (-s) pudra pomponu -POEDERDOOS: d, (...dozen) pudra kutusu, pudralık -POEDEREN: f, g, (poederde, h, gepoederd) 1 pudralamak, pudra sürmek, 2 zich - pudralanmak -POEIEREN: f, g, (poederde, h, gepoederd) 1 pudralamak, pudra sürmek, 2 zich - pudralanmak -POEDERMELK: d, toz süt, pudra süt -POEDERSUIKER: d, pudra şekeri -POEF: d, 1 pat, pat sesi, 2 (zitkussen) puf -POEHA: d, (-s) tamtam, velvele, yaygara, telaş -POEL: d, (- en) gölek, çamurlu gölcük -POELET: h, d, çorbalık et -POELIER: h, d, (-s) tavukçu, kümes hayvanları tüccarı -POEMA: d, (-s) zo, puma -POEN: d, (- en) 1 (opschepper) arsız palavracı, bolavurt, 2 (geld) para, mangır -POEP: d, kaka, bok -POEPEN: f, gs, (poepte, h, gepoept) kaka yapmak, çiş etmek -POEPJE: h, (-s) yel, osuruk, carta, iemand een - laten ruiken iyi bir şey yaparak birine küçük dilini yutturmak, birini şaşırtmak, -POES: d, (- en, poezen) kedi, dat is niet voor de - yabana atılacak bir şey değil, azımsanacak şey değil, boru değil bu, boru mu bu? yabana atılacak bir şey değil -POESLIEF: s, yağcı, yaltakçı, sırnaşık -POESPAS: d, gereksiz telaş, gereksiz yaygara, merasim -POET: d, (platlargo) (çalınmış) ganimet, çapul -POETISCH: s, z, şiirsel -POETS: d, (- en) muziplik, şeytanlık, ağır şaka, iemand een - bakken birine oyun oynamak, biriyle dalga geçmek -POETSDOEK: d, (- en) parlatma bezi -POETSEN: f, g, (poetste, h, gepoetst) parlatmak, silmek, tanden - diş fırçalamak, schoenen - ayakkabı boyamak -POETSGOED: h, parlatma malzemesi -POETSLAP: d, (- pen) parlatma bezi -POEZELIG: s, dolgun, etli butlu, yumuşak etli -POEZIE: d, 1 şiir sanatı, 2 (gedichten) şiirler -POF: d, op de - kopen krediyle satın almak, veresiye almak, -POFFEN: I f, g, (pofte, h, gepoft) 1 veresiye satın almak, kredili almak, 2 (op krediet leveren) veresiye satmak II f, g, (pofte, h, gepoft) (kastanjes) kavurmak, (mais, mısır) patlatmak -POFMOUW: d, (- en) kabarık kol -POGEN: f, g, (poogde, h, gepoogd) uğraşmak, çabalamak, yapmaya çalışmak, denemek, yapmaya gayret etmek, iets - bir şey için elinden geleni yapmak -POGING: d, (- en) uğraş, çaba, gayret, deneme, Jur/huk teşebbüs, kalkışma, een - tot moord öldürmeye teşebbüs, cinayet girişimi, een - tot zelfmoord intihar teşebbüsü, geen - doen om,, - maya/meye hiç gayret göstermemek -POGROM: d, (-s) planlı kıyım, katliam, yahudi kıyımı -POINTE: d, (-s) nükte, sözün maksadı -POK: d, (- ken) 1 med/tıb çiçek hastalığı kabarcığı, sarı çıban, 2 d, mv/çoğ çiçek hastalığı, door de - ken geschonden çiçek hastalığından çopurlu -POKDALIG: s, çopurlu, çiçekbozuğu olan, een - gezicht çopurlu bir yüz -POKEN: f, gs, (pookte, h, gepookt) (vuur) (ateşi) karıştırmak -POKER: h, kaartspel/isk poker -POKEREN: f, gs, (pokerde, h, gepokerd) poker oynamak -POKKEN: d, mv/çoğ med/tıb kara çiçek, çiçek hastalığı -POKKENBRIEFJE: h, (-s) aşı kâğıdı -POKSTOF: d, aşı maddesi -POL: d, (- len) (gras) küme, püskül, demet -POLAIR: s, kutupta olan, kutba ait, kutuplu, kutupsal -POLARISATIE: d, nat/fiz polarma, kutuplanma, ucaylanma, polarizasyon -POLARISEREN: f, g, (polariseerde, h, gepolariseerd) 1 (tussen personen) kutuplaştırmak, 2 tech/tek polarmak, ışın titreşimlerini bir yöne çevirmek -POLAROID: d, polaroit -POLAROIDCAMERA: d, (-s) polaroit, polaroit fotoğraf makinası -POLDER: d, (-s) (deniz seviyesinden aşağıda olan ve setlerle çevrilip) kurutulmuş arazi -POLEMIEK: d, (- en) polemik, (basın yoluyla) münakaşa, sert tartışma -POLEMISEREN: f, gs, (polemiseerde, h, gepolemiseerd) met iemand - biri ile polemiğe girmek -POLEMOLOGIE: d, savaş nedenlerini ve sonuçlarını inceleyen bilim -POLEN: h, Polonya -POLIEP: d, (- en) 1 zo, polip, 2 med/tıb polip, ahtapot, burun üzerinde bir tür ur -POLIJSTEN: f, g, (polijste, h, gepolijst) kazıyıp parlatmak, perdahlamak, fig/mec yontmak, uygarlaştırmak, medenileştirmek -POLIKLINIEK: d, (- en) poliklinik, dispanser -POLIKLINISCH: s, poliklinik -POLIOMYELITIS: d, med/tıb çocuk felci, omurilikteki gri maddenin iltihabı -POLIS: d, (- sen) poliçe -POLITBUREAU: h, politbüro -POLITICOLOGIE: d, politikoloji, siyasal bilgiler -POLITICOLOOG: d, (...logen) politikolog, siyaset bilimci -POLITICUS: d, (...tici) 1 politikacı, 2 fig/mec dalavereci, dolapçı -POLITIE: d, 1 polis, kolluk, 2 (-s) (politieagent) polis memuru -POLITIEACADEMIE: d, polis akademisi -POLITIEAGENT: d, (- en) polis, polis memuru -POLITIEBERICHT: h, (- en) polis haberi -POLITIEBUREAU: h, (-s) polis, emniyet, emniyet amirliği, polis karakolu -POLITIEK: I s, z, politik, siyasi, siyasal, siyasete ait II d, politika, siyaset, siyasa, buitenlandse - dış politika, (gedragslijn) politik çizgi, de - van een partij partinin politik çizgisi, parti politikası -POLITIEKAMER: d, (-s) gözaltı odası -POLITIEMAATREGEL: d, (- en) polisiye önlem -POLITIERAPPORT: h, (- en) polis raporu -POLITIERECHTER: d, (-s) sulh hakimi -POLITIESTAAT: d, (...staten) polis devleti -POLITIEVERORDENING: d, (- en) polis yönetmeliği, polis talimatnamesi -POLITIEZAAK: d, (...zaken) polislik iş -POLITIONEEL: s, z, polisiye, polis tarafından, een politionele operatie polis operasyonu -POLITISEREN: f, g, (politiseerde, h, gepolitiseerd) politize etmek, politikleştirmek, -POLITOER: h, d, vernik, cila -POLITOEREN: f, g, (politoerde, h, gepolitoerd) verniklemek, cilalamak -POLKA: d, (-s) polka dansı pollak d, (- ken) zo, morina gibi bir balık -POLLEPEL: d, (-s) kepçe, -POLLUTIE: d, (-s) düşazma, uykuda boşalma -POLO: h, polo, çevgen oyunu -POLOSPEL: h, (- len) polo/çevgen oyunu -POLONAISE: d, (-s) 1 polonez (dansı), 2 polonez dansı müzigi, aan mijn lijf geen - ben yokum, asla olmaz -POLOSHIRT: h, (-s) spor gömlek -POLS: d, (- en) 1 (polsgewricht) bilek, 2 (ader) nabız, iemand de - voelen a) birinin nabzına bakmak, b) fig/mec birinin nabzını yoklamak, ağzını yoklamak -POLSADER: d, (-s) anat, kol atardamarı -POLSEN: f, g, (polste, h, gepolst) iemand - birinin nabzını yoklamak, ağzını aramak -POLSHOOGTE: - nemen işin/meselenin aslını öğrenmeye çalışmak/gitmek -POLSHORLOGE: h, (-s) kol saati -POLSSLAG: d, (- en) nabız atışı -POLSSTOK: d, (- ken) sırık -POLSSTOKHOOGSPRINGEN: h, sırık atlama -POLYANDRIE: d, çokkocalılık -POLYCHROOM: s, çok renkli -POLYEDER: h, (-s) geom, çokyüzlü -POLYESTER: h, polyester -POLYFOON: s, çoksesli -POLYFORM: s, çok yönlü -POLYGAAM: s, 1 çokeşli, 2 bot, poligam, hem erkek hemde dişi çiçekleri olan -POLYGAMIE: d, çokeşlilik, poligami -POLYGLOT: d, (- ten) çok dil bilen -POLYGLOTTE: d, (-n) çok dille yazılmış eser -POLYTHEISME: h, çoktanrıcılık -POLYTHEI: d, (- en) çoktanrılı kimse -POMERANS: d, (- en) bot, turunç -POMMADE: d, (-s) krem, briyantin -POMP: d, (- en) 1 tulumba, 2 pompa, een benzine- benzin pompası, een lucht- hava pompası, loop naar de -! yallah! -POMPELMOES: d, (...moezen) bot, greypfrut -POMPEN: f, g, (pompte, h, gepompt) pompalamak, water- su pompalamak, lucht in een band - tekere hava basmak, hava vurmak, - of verzuipen ya batarız ya çıkarız, ya herrü ya merrü, ya şimdi ya hiç -POMPERNIKKEL: d, (-s) çavdar ekmeği -POMPEUS: s, z, tantanalı, şatafatlı, şaşaalı -POMPOEN: d, (- en) bot, kabak -POMPSTATION: h, (-s) 1 tulumba yeri, 2 (benzinestation) benzinlik -POMPWATER: h, tulumba suyu -PON: d, (- nen) gecelik -PONCEAU: s, kızıl -POND: h, (- en) 1 yarım kilo, het volle - betalen tüm meblağı/miktarı ödemek, het volle pond geven birine tüm hakkını vermek, elk - je gaat door het mondje yemeden kilo alınmaz, kilo almak istemeyen az yemek zorundadır, 2 (geld) Engelse - Ingiliz sterlini, Turkse - Türk lirası -PONDSPONDSGEWIJS: z, orantılı olarak -PONDSPONDSGEWIJZE: z, orantılı olarak -PONEREN: f, g, (poneerde, h, geponeerd) kuram olarak sunmak, (görüş, inanç olarak) kabul etmek -PONS: I d, (drank) punç, meşrubat II d, (- en) delgeç, zımba, delgi -PONSEN: f, g, (ponste, h, geponst) delmek, delik açmak -PONSKAART: d, (- en) delikli kart -PONSMACHINE: d, (-s) zımba makinası, delgeç -PONT: d, (- en) feribot, araba vapuru -PONTIFICAAL: s, z, papaya ait, papalık -PONTIFICAAT: h, (...ficaten) papalık, papalık müddeti -PONTON: d, (-s) scheep/den duba, tumba, ponton -PONTONBRUG: d, (- gen) duba köprü (birbirine perçinlenmiş madeni levhalardan veya ekleme kısımları ziftlenmiş tahtadan papılan içi boş büyük bir sandığa benzeyen yüzer eşya üzerinde köprü kurulur, taşıma hizmetlerinde faydalanılır), tombaz köprü, -PONTONNIER: d, (-s) duba köprü yapıcısı -PONY: I d, (-s) midilli, bodur at II d, (-s) perçem, kâkül -POOIER: d, (-s) 1 muhabbet tellalı, kadın simsarı, 2 (ploert) alçak, pezevenk, kavat -POOK: d, (poken) maşa -POOKJE: h, (-s) vites kolu -POOL: I d, (polen) Polonyalı II d, (polen) (overjas) kaban (kukuletalı palto) III d, (polen) aardr/coğr kutup, de noord- kuzey kutbu, de zuid- güney kutbu IV d, (-s) hand/tic rekabeti önleme anlaşması -POOLCIRKEL: d, (-s) kutuplar dairesi -POOLIJS: h, kutup buzu -POOLS: I s, Polonyalı, Polonyadan, Polonyaya ait, II h, Lehçe, Polonya dili -POOLSE: d, (-n) (bayan) Polonyalı -POOLSHOOGTE: d, kutup yüksekligi, - nemen işin/meselenin aslını ögrenmeye gitmek -POOLSTER: d, kutupyıldızı -POOLSTREEK: d, (...streken) kutup bölgesi -POORT: d, (- en) büyük kapı, (kemerli) büyük giriş -POORTER: d, (-s) hist/tar sivil, şehirli -POORTADER: d, (-s) anat, kapı toplardamarı -POORTWACHTER: d, (-s) giriş kapısı muhafızı -POOS: d, (pozen) süre, müddet, ara, zaman -POOT: d, (poten) 1 (v, dier) ayak, bacak, 2 (v, meubel) bacak, geen - aan de grond krijgen hiçbir şansı olmamak (bir şeyi halletmeye vb,) kimseden yardım/destek görmemek, op zijn achterste poten gaan staan şahlanmak, şiddetli direnişe geçmek, geen - uitsteken hiçbir şey yapmamak, zijn - stiifhouden direnmek, vazgeçmemek, görüşünden taviz vermemek, iets op poten zetten bir şeyi ayakları üstüne dikmek/getirmek, bir şeye başlamak, bir şeyi organize etmek, yörüngesine oturtmak -POOTAAN: z, - spelen gayretle çalışmak, çok çalışmak, gayretle sarılmak -POOTAARDAPPEL: d, (- en, - s) ekimlik patates -POOTGOED: h, ekimlik şey, tohum -POOTJE: h, (-s) 1 ayakçık, küçük ayak, met hangende - s terugkomen mahcup olmak, pişman olmak, op zijn - s terechtkomen düzene girrnek, yoluna girmek, 2 med/tıb nikris, (ayakta) gut hastalığı -POOTJEBADEN: h, çıplak ayakla suda yürüme/gezme -POOTVIS: d, balık yavrucukları -POP: d, (- pen) 1 oyuncak bebek, 2 (marionet) kukla, 3 (v, insekt) pupa, koza, 4 (v, vogel) dişi kuş, 5 (plat/argo), (gulden) mangır, gulden, para, het kost vijf - alt tarafı beş gulden, 6 daar heb je de - pen aan het dansen bak sen curcunaya, patırtı kopuyor, -POPCORN: h, patlatılmış mısır -POPELEN: f, gs, (popelde, h, gepopeld) kütlemek, küt küt etmek, hızlı çarpmak, hızlı atmak, titremek, ik popel van verlangen özlemden kalbim çarpıyor, -POPELINE: h, d, poplin -POPGROEP: d, (- en) pop grubu -POPMUZIEK: d, pop müzik -POPPENGEZICHT: h, (- en) kukla surat, ifadesiz yüz -POPPENKAST: d, (- en) kukla oyunu sandığı -POPPENSPEL: h, (- len) kukla oyunu -POPPERIG: s, z, oyuncak gibi, küçücük, güzel ve şirin -POPPENWAGEN: d, (-s) oyuncak bebek arabası -POPSTER: d, (- ren) pop yıldızı -POPULAIR: s, z, 1 sevilen, popüler, tutulan, beğenilen, 2 (verstaanbaar) herkesçe anlaşılan, anlaşılabilir, - spreken halkın anlayacagı dille konuşmak -POPULARISEREN: f, g, (populariseerde, h, gepopulariseerd) popülerize etmek, halkın rağbet edeceği şekle sokmak -POPULARITEIT: d, popülerlik, beğenirlik -POPULATIE: d, (-s) nüfus, şenlik, çoğa -POPULIER: d, (- en) bot, kavak -POPULISME: h, popülizm, halkçılık -POPULIST: d, (- en) popilist, halkçı -POPULISTISCH: s, popilist, halkçı -POR: d, (- ren) itiş, kakış, dürtüş, iemand een - in de zij geven birinin böğrüne dürtmek -POREM: d, (-s) spreekt/kd surat, yüz, dat is geen - çarşamba çanağı, bakılacak surat değil -POREUS: s, (poreuzer, - t) gözenekli -PORFIER: h, somaki, porfir, bir tür mermer -PORIE: d, (porien) gözenek -PORNO: d, porno, müstehcen, -PORNOGRAFIE: d, pornografi -PORNOGRAFISCH: s, z, açık saçık, müstehcen -PORREN: f, g, (porde, h, gepord) 1 (duwen) itmek, dürtmek, kakmak, 2 (vuur) karıştırmak, 3 (aansporen) teşvik etmek, ergens voor te - zijn bir şeye ilgi duymak, bir şeye istekli olmak -PORSELEIN: h, (- en) porselen -PORSELEINAARDE: d, kaolin, porselen toprağı -PORSELEINEN: s, porselenden -PORSELEINKAST: d, (- en) porselen dolabı, als een olifant in een - çolpa, kaba ve beceriksiz, sakar -PORT: I d, (wijn) porto şarabı II h, d, (- en) posta ücreti -PORTAAL: h, (portalen) 1 (ingang) anakapı, cümle kapısı, 2 (v, trap) sahanlık -PORTABLE: s, I taşınır, II d, (-s) taşınır radyo, daktilo ve benzeri -PORTE-BRISEE: d, (-s) iki kanatlı kapı -PORTEE: d, 1 erim, menzil, 2 fig/mec önem, anlam, tesir, kapsam -PORTEFEUILLE: d, (-s) 1 evrak çantası, 2 (ambt) makam, zonder- makamsız -PORTEFEUILLEKWESTIE: d, (-s) een - maken van iets bir şeyi gövenoyu meselesi yapmak, de - stellen güvenoyuna sunmak -PORTEMONNAIE: d, (-s) cüzdan -PORTEMONNEE: d, (-s) cüzdan -PORTIE: d, (-s) tabak, porsiyon -PORTIEK: d, h, (- en) saçakaltı, kemeraltı, sundurma, revak -PORTIEKWONING: d, (- en) büyük antreli bina -PORTIER: I d, (-s) vestiyer II h, (-s) (v, auto) araba kapısı -PORTIERRAAMPJE: h, (-s) araba kapısı penceresi -PORTIERSHOKJE: h, (-s), -PORTIERSLOGE: d,(-s) vestiyer -PORTO: h, d, (-s) posta ücreti -PORTOFOON: d, (-s) telsiz telefon -PORTOKOSTEN: d, mv/çoğ posta masrafları -PORTRET: h, (- ten) portre, baş resmi -PORTRETALBUM: h, (-s) resim albümü -PORTRETSCHILDER: d, (-s) portreci -PORTRETTEREN: f, g, (portretteerde, h, geportretteerd) portresini yaptırmak -PORTUGAL: Portekiz -PORTUGEES: I d, (...gezen) Portekizli, II h, Portekizce, Portekiz dili, III s, Portekizli, Portekizden -PORTVRIJ: s, posta ücretsiz, posta ücreti ödenmiş -PORTWIJN: d, (- en) porto şarabı -PORTZEGEL: d, (-s) taksa pulu -POS: d, (- sen) zo, platika, levrekgillerden bir balık -POSE: d, (- s, - n) poz, duruş, vaziyet, (aanstellerij) poz -POSEREN: f, gs, (poseerde, h, geposeerd) 1 poz vermek, 2 fig/mec pozlanmak, çalımlanmak, havalara girmek -POSITIE: d, (-s) 1 (houding) duruş, vaziyet, 2 (betrekking) mevki, yer, iş, vazife, sosyal pozisyon, (rang) statü, 3 (toestand) durum, hal, * in de - zijn hamile olmak, gebe olmak, een moeilijke - zor bir durum, iemand van hoge - yüksek mevkili biri -POSITIEF: I s, z, 1 (gunstig) olumlu, pozitif, müspet, positieve discriminatie olumlu ayrım(cılık), (vast) kesin, kati, mutlak, 2 elek, pozitif II h, (...tieven) foto, pozitif III d, (...tieven) taalk/dilb sıfat ve zarfların yalın hali -POSITIEJAPON: d, (- nen) hamile elbisesi -POSITIEJURK: d, (- en) hamile elbisesi -POSITIEVEN: d, mv/çoğ niet bij zijn - zijn bilincini yitirmiş olmak, weer bij zijn - zijn/komen kendine gelmek -POSITIEVERBETERING: d, (- en) olumlu düzelme, durum düzelmesi, iyiye gitme -POSITIONEREN: f, g, (positioneerde, h, geposisioneerd) yerleştirmek -POSITIVISME: h, fil/fel olguculuk, positivizm -POST: I d, (- en) (v, deur) kazık destek II d, (- en) 1 mil/ask nöbet yeri, (wachter) nöbetçi, 2 (standplaats) istasyon, merkez, 3 (ambt) iş, memuriyet, görev III d, (- en) hand/tic hesapta ayrı bir rakam, münferit miktar IV d, 1 (- en) postane, 2 posta, de - ligt op de tafel posta masanın üstünde, 3 (- en) (postbode) postacı, per - postayla, met de eerste - ilk postayla -POSTACADEMISCH: s, z, üniversite sonrası, akademi sonrası -POSTADMINISTRATIE: d, posta idaresi -POSTADRES: h, (- sen) posta adresi -POSTAGENTSCHAP: h, (- pen) postane şubesi -POSTAMBTENAAR: d, (...naren, - s) postane memuru -POSTAUTO: d, (-s) posta arabası, posta otomobili -POSTBESTELLING: d, (- en) posta dağıtımı -POSTBODE: d, (- n, - s) postacı -POSTBOX: d, (- en) POSTBUS: d, (- sen) posta kutusu -POSTCHEQUE: d, (-s) postaçeki -POSTCODE: d, (-s) posta kodu, posta bölgekodu -POSTCODEBOEK: h, (- en) posta kodu rehberi -POSTDATEREN: f, g, (postdateerde, h, gepostdateerd) üzerine ileri bir tarih atmak -POSTDIENST: d, 1 postacılık, 2 (- en) posta hizmeti -POSTDOCTORAAL: s, doktora sonrası -POSTDUIF: d, (...duiven) posta güvercini -POSTELEIN: d, bot, semizotu, pirprim -POSTEN: I f, g, (postte, h, gepost) postalamak, postaya vermek, postaya atmak II f, (postte, h, gepost) gs, 1 (op wacht staan) grev gözcülüğü yapmak, III g, gözlemek, denetlemek, arbeiders - (grevci) işçilere gözcülük etmek -POSTER: I d, (-s) (bijstaking) grev gözcösi II d, (-s) afiş, poster -POSTEREN: f, g, (posteerde, h, geposteerd) yerleştirmek, koymak, zich - yerleşmek -POSTE-RESTANTE: z, postresant -POSTERIJEN: d, mv/çoğ de - PTT -POSTGIROREKENING: d, (- en) postaçeki hesabı -POSTILJON: d, (-s) hist/tar posta arabacısı -POSTKANTOOR: h, (...toren) postane -POSTKOETS: d, (- en) posta arabası -POSTKWITANTIE: d, (-s) posta havalesi -POSTLOKET: h, (- ten) postane gişesi -POSTMERK: h, (- en) posta damgası -POSTNATAAL: s, doğumdan sonra, doğum sonrası -POSTORDERBEDRIJF: h, (...bedrijven) posta siparişiyle çalışan mağaza -POSTPAKKET: h, (- ten) posta paketi -POSTREKENING: d, (- en) postaçeki hesabı -POSTSCRIPTUM: h, (- s, ...scripta) dipnot, eklenti -POSTSTEMPEL: d, h, (-s) posta mühürü, posta damgası -POSTSTUK: h, (- ken) posta ile gönderilen şey -POSTTARIEF: h, (...rieven) posta tarifesi -POSTTREIN: d, (- en) posta treni -POSTULAAT: h, (...laten) log/man konut, postulat (bir ilmin temelinde yer alan, aksiyomdan daha az açık ilk prensip) -POSTULANT: d, (- en) (papazlığa) namzet -POSTULEREN: f, g, (postuleerde, h, gepostuleerd) varsaymak, ispatsız kabul etmek -POSTUNIE: d, uluslararası postalar birliği -POSTUUM: s, z, 1 ölümünden sonra yayınlanmış, een - werk yazarın ölümünden sonra yayımlanmış eser, 2 een - kind babasının ölümünden sonra doğmuş çocuk -POSTUUR: h, (posturen) bünye, endam, yapı, groot van - bünyeli, yapılı -POSTVATTEN: f, gs, (vatte post, h, postgevat) (his vb,) yerleşmek, kök salmak -POSTVERBINDING: d, (- en) posta bağlantısı -POSTVERKEER: h, posta trafiği, posta seyri -POSTVLIEGTUIG: h, (- en) posta uçağı -POSTWISSEL: d, (-s) havale kartılformu, posta havalesi kartı -POSTZAK: d, (- ken) posta torbası -POSTZEGEL: d, (-s) posta pulu -POSTZEGELALBUM: h, (-s) posta pulu albümü -POSTZEGELAUTOMAAT: d, (...maten) posta pulu otomatiği -POSTZEGELVERZAMELAAR: d, (-s) posta pulu koleksiyoncusu -POSTZEGELVERZAMELING: d, (- en) posta pulu koleksiyonu -POT: d, (- en) 1 (om in te maken) kap, çanak, çömlek, (v,planten) saksı, (v, jam enz,) kavanoz, bloem- saksı, koffie- kahve demliği, suiker- şekerlik, thee- çaydanlık, de hond in de - vinden yemeği kaçırmak, de - verwijt de ketel (dat hij zwart is) tencere tencereye dibin kara demiş, de - verteren biriktirilmiş parayı harcamak, 2 (inzet) kumara konan para, 3 (voor bier) maşrapa, büyük bardak, een - bier büyük bardak bira, 4 (gevangenis) kafes, kodes, cezaevi, in de - zitten kodeste olmak, 5 (lesbische) lesbiyen, sevici, 6 (marihuana) haşiş, beyaz zehir, * een - nat al birini vur öbürüne, vulg/k aynı soyun dölü, hij kan de - op! gebersin! canı cehenneme! def olsun! canı cehenneme! naast het - je pissen a) (een misstap begaan) yanlış iş yapmak, yanlış hesap yapmak, (overspel) zina yapmak, başkasıyla yatmak, b) (te laat zijn) geç kalmak, yetişememek, buiten het - je pissen zina yapmak, rond de - draaien kıvırmak, lafı dolandırmak -POTBLOEM: d, (- en) saksı çiçeği -POTDICHT: s, sımsıkı kapalı -POTEN: f, g, (pootte, h, gepoot) 1 dikmek, (tek tek) ekmek, aardappels - patatesleri dikmek, 2 (platlargo) koymak, yerleştirmek -POTENTAAT: d, (...taten) otoriter -POTENTIAAL: d, (...tialen) elek, potansiyel, gizligüç, gerilim -POTENTIAALVERSCHIL: h, (- len) potansiyel farkı -POTENTIE: d, (-s) güç, kuvvet, seksuele - cinsel iktidar -POTENTIEEL: s, z, mümkün, muhtemel, nat/fiz gizil, potansiyel, potentiele energie potansiyel enerji, gizilgüç -POTIG: s, z, güçlü, kuvvetli, taş gibi -POTJE: h, (-s) 1 (kleine pot) küçük saksı, küçük çömlek, kavanoz, een - jam bir kavanoz reçel, 2 (partijtje, oyunda) parti, el, kleine - s hebben grote oren çocukların kulağı delik olur, er een - van maken üstün körü iş yapmak, arap saçına çevirmek, karmakarışık etmek, ergens/bij iemand een - kunnen breken birinin yanında affedilecek kadar iyi notu olmak, davranışları hoş karşılanmak, geen - zo scheef of er past wel een deksel op her tavaya bir kapak bulunur, en çirkin kıza da bir koca bulunur -POTJESLATIJN: h, anlaşılmaz dil -POTLOOD: h, (...loden) 1 (om te schrijven) kurşun kalem, 2 (stof) kalem kurşunu, grafit -POTLOODTEKENING: d, (- en) kurşun kalem resmi -POTPLANT: d, (- en) saksı bitkisi -POTPOURRI: d, h, (-s) muz/müz potpuri -POTSCHERF: d, (...scherven) çömlek parçası, saksı parçası -POTSIERLIJK: s, z, komik, güldürücü, gülünç -POTTENKIJKER: d, (-s) (keukenpiet) mutfak işlerine burnunu sokan kimse, kepçe -POTTEN: f, g, (potte, h, gepot) 1 çömleğe para atmak, para biriktirmek, 2 (v, plant) saksıya dikmek -POTTENBAKKER: d, (-s) çömlekçi -POTTENBAKKERIJ d, (- en) 1 çömlekçilik, 2 (werkplaats) çömlek imalathanesi -POTVERDOMME: ünl, hey mübarek! hay aksi şeyten! hay Allah! -POTVERDIKKE: ünl, hey mübarek! hay aksi şeyten! hay Allah! -POTVERTEREN: h, parayı çarçur etme, kumbarayı boşaltma -POTVIS: d, (- sen) zo, kaşalot, amberbalığı, adabalığı, ispermeçet balinası -POULE: d, (-s) sp, grup, takım -POUSSEREN: f, g, 1 (pousseerde, h, gepousseerd) iemand - birine yardımı/faydası dokunmak, 2 (lanceren) lanse etmek -POVER: s, z, az, kale alınmaz, önemsiz, kıt, een - loon az bir maaş, (armzalig) fakir, yoksul, acınacak halde -POVERTJES: s, yoksul, fakir, fakirce -P.P: 1 per post posta ile, 2 per persoon kişi başına -P.P.D afk/kıs Provinciale Planologische Dienst il Planlama Dairesi -PRAAG: Prag -PRAAIEN: f, g, (praaide, h, gepraaid) scheep/den (başka gemiye) telsizle sormak -PRAAL: d, ihtişam, debdebe, gösteriş, tantana, şatafat, şaşaa -PRAALGRAF: h,(...graven) mozole, süslü türbe -PRAALWAGEN: d, (-s) süslü geçit arabası -PRAALZIEK: s, cafcafacı, övüngen, gösterişçi -PRAALZUCHT: d, gösteriş isteği, cafcafa düşkünlüğü -PRAAM: d, (pramen) scheep/den salapurya, limbo, düztabanlı bir sandal -PRAAT: d, 1 konuşma, met iemand aan de - raken biriyle konuşmaya başlamak, konuşmaya dalmak, veel - s hebben atmak, övünmek, iemand aan de - houden birini lafa tutmak, 2 laf, söz, dil, vuile - kötü laf, müstehcen konuşma -PRAATGRAAG: s, çenesi düşük, konuşma düşkünü -PRAATGROEP: d, (- en) tartışma/konuşma kümesi -PRAATJE: h, (-s) laf, lakırdı, sıradan söz, gevezelik, een - maken met iemand biriyle iki çift laf etmek, - s vullen geel gaatjes lafla peynir gemisi yürümez -PRAATJESMAKER: d, (-s) palavracı, farfaracı -PRAATPAAL: d, (...palen) 1 yol boyu telefonu, 2 (persoon) dert babası -PRAATPROGRAMMA: h, (-s) tartışma programı, konuşma proğramı -PRAATSTOEL: d, hij zit weer op zijn - yine çenesi düştü, yine konuşma damarı tuttu -PRAATZIEK: s, çalçene, çenesi düşük, laf hastası, konuşkan, çaçaron -PRACHT: d, şatafat, görkem, ihtişam, şaşaa tantana, saltanat -PRACHTEXEMPLAAR: d, (...plaren) şahane örnek/numune -PRACHTIG: s, z, şahane, harika, mükemmel, çok güzel, fevkalade, enfes, nefis, ala -PRACTICUM: h, (- s, ...tica) 1 uygulama dersi, 2 (lokaal) uygulama laboratuvar talen- lisan laboratuvarı -PRACTICUS: d, (...tici, - sen) deneyimli, tecrübeli kimse -PRAESES: d, (...sides, - sen) başkan -PRAGMATISCH: s, z, pragmatik, pragmatizme ait -PRAGMATISME: h,fil/fel pragmatizm, pragmacılık -PRAGMATISTISCH: s, z, pragmatik, pragmatizmle ilgili -PRAIRIE: d, (...rien) (kuzey Amerikada) büyük çayırlık -PRAIRIEHOND: d, (- en) çayır köpeği -PRAK: d, (- ken) lapa, in de - paramparça -PRAKKEN: f, g, (prakte, h, geprakt) (yemeği çatalla) lapa yapmak, ezmek -PRAKKEZEREN: I f, gs (prakkezeerde, h, geprakkezeerd) düşünmek, düşünüp taşınmak, II g, kurrnak, tertip etmek, düşünmek, tasarlamak -PRAKTIJK: d, (- en) 1 pratik, kılgı, uygulama, tatbikat, iets in - brengen bir şeyi uygulamak, pratiğe dökmek, 2 (clientele) müşteriler, kwade - en hile, oyun, in de - pratikte, uygulamada, kılgıda -PRAKTIJKERVARING: d, (- en) uygulama deneyimi, pratik tecrübe -PRAKTIJKEXAMEN: h, (-s) uygulama sınavı, praktik imtihanı -PRAKTIJKRUIMTE: d, (-s) uygulama yeri/odası -PRAKTIJKVOORBEELD: h, (- en) uygulama örneği -PRAKTISCH: s, z, (- er, meest -) 1 pratik, uygulamaya ait, tatbiki, - e ervaring pratik tecrübe, 2 kolay ve kullanışlı, elverişli, pratik, 3 (vrijwel) hemen hemen -PRAKTISEREN: f, g, (praktizeerde, h, gepraktizeerd) uygulamak, fiilen icra etmek, een - d arts pratisyen doktor -PRALEN: f, gs, (praalde, h, gepraald) 1 parlamak, 2 fig/mec - met ile övünmek, hava atmak, cafcaf etmek -PRAT: s, z, (- ter, - st) - op iets gaan bir şeyle övünmek -PRATEN: f, gs, (praatte, h, gepraat) konuşmak, (gezellig) söyleşmek, ols, çene çalmak, over iets - bir şey hakkında konuşmak, - dan/den bahsetmek, - als Brugman inandırrnak için uzun uzadıya konuşmak, iemand naar de mond - birinin nabzına göre şerbet vermek, praat me daar niet over bana ondan bahsetme, we hebben gisteren heel lang gepraat dün uzun süre konuştuk, söyleştik, je hebt gemakkelijk -! senin için hava hoş! -PRATER: d, (-s) çeneci, lafcı, een gezellige - hoşsohbet biri -PRAUW: d, (- en) kürekli veya yelkenli sandal -PREAMBULE: d, (-s) önsöz, başlangıç, giriş -PREBENDE: d, (-n) hist/tar papaz ödeneği, papaz tahsisatı -PRECAIR: s, şüpheli, kuşkulu, kesin olmayan -PRECEDENT: h, (- en) emsal, örnek, geval zonder - emsalsiz bir durum -PRECIES: s, z,(...ciezer, - t) 1 (v, tijd) tam, - om twee uur tam saat iki de, 2 (nauwkeurig) tam, harfi harfine, aynen, tamamıyla, tam olarak, (nauwlettend) özenli, itinalı, ik weet het niet - tam olarak bilmiyorum, zij is - als Ayşe tıpkı Ayşe gibi, Ayşeye benziyor, 3 (inderdaad) -! Gerçekten! tam dediğin gibi! ağzına sağlık! tam öyle! haklısın! -PRECIEUS: s, z, yapmacık, suni, taklit -PRECISEREN: f, g, (preciseerde, h, gepreciseerd) belirtmek, tanımlamak, betimlemek -PRECISIE: d, doğruluk -PREDESTINATIE: d, yazgı, kader, takdir -PREDESTINEREN: f, g, (predestineerde, h, gepredestineerd) takdir etmek, önceden tayin etmek -PREDIKAAT: h, (...katen) 1 (titel) ünvan, sıfat, 2 taalk/dilb yüklem -PREDIKANT: d, (- en) protestan papazı, pastor -PREDIKATIE: d, (- s, ...tien) vaaz, dini öğüt, hutbe -PREDIKATIEF: s, z, taalk/dilb yüklemsel, yüklem olarak -PREDIKEN: I f, gs, (predikte, h, gepredikt) vaaz vermek, vaaz etmek, II g, öğüt vermek, öğütlemek -PREDIKER: d, (-s) vaiz -PREEK: d, (preken) vaaz, hatip, hutbe -PREEKSTOEL: d, (- en) mimber, kürsü -PREFABRIK: - huizen prefabrik evler -PREFABRICEREN: f, g, (prefabriceerde, h, geprefabriceerd) önceden imal etmek, önceden hazırlamak -PREFERENT: s, yeğli, tercihli, rüçhanlı, öncelikli, - e aandelen tercihli hisse senetleri, - e schulden öncelikli borçlar -PREFERENTIE: d, (-s) tercih, yeğ, rüçhan, (voorrang) öncelik, recht van - rüçhan hakkı -PREFEREREN: f, g, (prefereerde, h, geprefereerd) yeğlemek, tercih etmek, öncelik vermek, iets - bir şeyi yeğlemek -PREFIX: h, (- en) taalk/dilb önek -PREGNANT: s, z, (v, woord) birden çok manalı, (zinrijk) özlü, veciz -PREHISTORIE: d, tarihöncesi -PREHISTORISCH: s, z, tarihöncesine ait -PREI: d, (- en) bot, pırasa -PREJUDICIE: d, (-s) önyargı, peşin hüküm -PREKEN: I f, gs, (preekte, h, gepreekt) vaaz vermek, vaaz etmek, II g, (fanatikçe) öğütlemek, nasihat etmek -PRELAAT: d, (...laten) yüksek rütbeli din adamı -PRELIMINAIR: s, başlangıç, ilk, ön, hazırlayıcı -PRELUDE: d, (-s) 1 muz/müz peşrev, giriş, 2 fig/mec giriş, başlangıç -PRELUDEREN: f, gs, (preludeerde, h, gepreludeerd) muz/müz prelüde yapmak, peşrev çekmek -PREMATUUR: s, 1 (voorbarig) mevsimsiz, 2 (te vroeg geboren) erken doğmuş -PREMIE: d, (- s, ...mien) 1 prim, 2 (in de loterij) ikramiye -PREMIER: d, (-s) başbakan -PREMIERE: d, (-s) (film) ilk gösteri, ilk oynayış -PREMIESTELSEL: h, prim sistemi -PREMIEWONING: d, (- en) devlet primli ev, devlet primi ile alınmış ev -PREMISSE: d, (-n) log/man öncül -PRENT: d, (- en) basılı resim -PRENTBRIEFKAART: d, (- en) resimli kart, kartpostal -PRENTEN: f, g, (prentte, h, geprent) zich iets in het geheugen - bir şeyi kafasına sokmak, hafızasına yazmak -PRENTENBOEK: h, (- en) resimli çocuk kitabı -PRENTKUNST: d, oymacılık, hak sanatı -PREPARAAT: h, (...raten) 1 hazırlanmış ilaç, tertip, 2 anat, (incelemek için) kesilmiş doku -PREPAREREN: f, g, (prepareerde, h, geprepareerd) hazırlamak, hazır hale getirrnek, zich - voor -(y)a/e (ders çalışıp) hazırlanmak -PREOCCUPATIE: d, (-s) zihni meşguliyet, endişe -PREPOSITIE: d, (-s) edat -PREROGATIEF: h, (...tieven) ayrıcalık, öncelik hakkı -PRESENS: h, (...sentia) taalk/dilb şimdiki zaman -PRESENT: s, hazır, mevcut, -! burda! -PRESENT: h, (- en) hediye, armağan -PRESENTABEL: s, sunulur, sunulabilir -PRESENTATIE: d, (-s) sunma, takdim -PRESENTATOR: d, (- s, - en) (erkek) sunucu -PRESENTATRICE: d, (-s) (bayan) sunucu -PRESENTEERBLAD: h, (- en) tepsi, sini, iets op een - je krijgen ayağına gelmek, kolay elde etmek -PRESENTEREN: f, g, (presenteerde, h, gepresenteerd) 1 sunmak, takdim etmek, een radioprogramma - radyo programı sunmak, 2 ikram etmek, thee - çay ikram etmek, 3 (voorstellen) tanıştırmak, zichzelf aan iemand - biriyle tanışmak, kendini birine tanıtmak, 4 mil/ask het geweer - tüfekle selam vermek, tüfeği selam durumuna getirmek -PRESENTEXEMPLAAR: h, (...plaren) hediye nüsha, hediye kitap -PRESENTIE: d, huzur, in - van - nin huzurunda, önünde -PRESENTIEGELD: h, (- en) oturuma katılma parası, oturum parası -PRESENTIELIJST: d, (- en) katılanlar listesi -PRESERVATIEF: I s, gebeliği önleyici, II h, (...tieven) kaput, prezervatif -PRESIDENT: d, (- en) cunıhurbaşkanı, devlet başkanı, (voorzitter) başkan -PRESIDENT-COMMISSARIS: d, (- sen) başkomiser -PRESIDENTIEEL: s, devlet başkanı ile ilgi -PRESIDENTSCHAP: h, 1 başkanlık, cumhurbaşkanlığı, 2 (- pen) cumhurbaşkanlığı süresi -PRESIDENTSVERKIEZING: d, (- en) başkanlık seçimi, cumhurbaşkanlığı seçimi -PRESIDEREN: f, g, (presideerde, h, gepresideerd) başkanlık etmek, yönetmek, een vergadering - toplantıyı yönetmek, toplantıya başkanlık yapmak -PRESIDIUM: h, (- s, ...dia) başkanlık -PRESSEN: f, g, (preste, h, geprest) zorlamak, sıkıştırmak, iemand tot iets - birini bir şeye zorlamak -PRESSE-PAPIER: d, (-s) baskılık -PRESSIE: d, (-s) baskı, - op iemand uitoefenen birine baskı uygulamak -PRESSIEGROEP: d, (- en) baskı grubu -PRESTATIE: d, (-s) performans, barşarılı iş -PRESTATIEBELONING: d, (- en) başarı ödülü -PRESTATIEDRANG: d, (- en) başarı dürtüsü/ruhu -PRESTATIEGERICHT: s, başarıya yönelik -PRESTEREN: f, g, (presteerde, h, gepresteerd) başarmak, yapmak, icra etmek, meydana getirmek -PRESTIGE: h, saygınlık, itibar, prestij -PRESTIGEKWESTIE: d, (-s) prestij meselesi -PRESTIGEPROJECT: h, (- en) prestij projesi -PRESTIGIEUS: s, prestijci, prestij peşinde koşan -PRET: d, zevk, eğlence, - maken eğlenmek, dat mag de - niet drukken zararı yok, o kadar önemli değil, neşeyi kaçıracak kadar değil -PRETENDENT: d, (- en) (tahtta) hak iddia eden kimse, talepçi -PRETENDEREN: f, g, (pretendeerde, h, gepretendeerd) talep etmek, iddia etmek -PRETENTIE: d, (-s) (aanmatiging) gösteriş -PRETENTIELOOS: s, gösterişsiz -PRETENTIEUS: s, z, (...tieuzer, - t) gösterişçi, kurumlu, kibirli -PRETERITUM: h, (- s, ...rita) taalk/dilb geçmiş zaman -PRETOGEN: d, mv/çoğ parlayan gözler -PRETOR: d, (- s, - en) hist/tar eski Romada hâkim -PRETPARK: h, (- en) lunapark, eğlence parkı -PRETTIG: s, z, hoş, güzel, sevimli, tatlı, şirin, iyi, (gemakkelijk) rahat, - e feestdagen! iyi bayramlar! bayramınız kutlu olsun! - e vakantie! iyi tatiller! -PREUTS: s, z, (- er, - t) iffet taslayan, aşırı iffetli, namus düşkünü -PREUTSHEID: d, aşırı namusluluk -PREVALENT: s, öncelikli, üstün, etkin -PREVALEREN: f, gs, (prevaleerde, h, geprevaleerd) üstün olmak -PREVELEN: f, gs, (prevelde, h, gepreveld) mırıldamak, mır mır konuşmak -PREVENTIE: d, önleme, önüne geçme -PREVENTIEF: s, z, önleyici, engelleyici, önünü alıcı, jur/huk geçici, preventieve hechtenis geçici gözaltı -PRIEEL: h, (prielen) kameriye, çardak -PRIEGELIG: s, küçük, hassas, ince, küçücük, - schrift küçücük yazı -PRIEM: d, (- en) biz (saraçlar ve kunduracılar tarafından kullanılan ve iğneye yol açmaya yarayan sivri uçlu alet) -PRIEMEN: f, g, (priemde, h, gepriemd) bizle (saraçlar ve kunduracılar tarafından kullanılan ve iğneye yol açmaya yarayan sivri uçlu alet) delmek -PRIEMGETAL: h, (- len) mat, asal sayı -PRIESTER: d, (-s) papaz, rahip, din adamı -PRIESTERES: d, (- sen) rahibe -PRIESTERSCHAP: h, papazlık, rahiplik -PRIETPRAAT: d, gevezelik, çene çalma, çançan -PRIJKEN: f, gs, (prijkte, h, geprijkt) parlamak, süslemek -PRIJS: I d, (prijzen) 1 fiyat, eder, bedel, paha, kıymet, een hoge (lage) - yüksek (düşük) bir fiyat, markt- piyasa fiyatı, pazar fiyatı, iets onder de - verkopen bir şeyi bedelinin altında satmak, - per stuk parça başı fiyat, tegen een lage - düşük fiyata, tot elke - ne pahasına olursa olsun 2 (beloning) ödül, mükâfat, de eerste - birinci ödül, de tweede - winnen ikinci ödülü kazanmak, ikincilik ödülünü kazanmak, 3 iets - op stellen bir şeye değer vermek, bir şeyin değerini/kıymetini bilmek, bir şeyi şükranla karşılamak, bir şeye çok değer vermek, ik stel je hulp op - yardımına müteşekkirim II d, (prijzen) scheep/den ganimet gemi -PRIJSBEHEERSING: d, fiyat kontrolu -PRIJSBELEID: h, fiyat politikası -PRIJSBEPALING: d, (- en) fiyat belirlemesi, narh -PRIJSBEWUST: s, fiyat bilinçli, fiyat bilinci olan -PRIJSBINDING: d, (- en) fiyat istikrarı, piyasa fiyatını muhafaza -PRIJSBREKER: d, (-s) fiyat kırıcı, piyasa düşürücü -PRIJSCOMPENSATIE: d, (-s) (zamlara göre) ücret artışı, maaş ayarlaması/telafisi -PRIJSCONTROLE: d, (-s) fiyat kontrolu -PRIJSCOURANT: d, (- en) fiyat listesi -PRIJSDALING: d, (- en) fiyat düşmesi -PRIJSGEVEN: f, g, (gaf prijs, h, prijsgegeven) 1 terk etmek, bırakmak, teslim etmek, - aan -(y)a/e terk etmek, 2 zijn rechten - haklarından vazgeçmek, feragat etmek, 3 (verklappen) açığa vurmak, ele vermek -PRIJSHOUDEND: s, sabit fiyatlı, fiyatı değişmeyen, zamsız -PRIJSINDEX: d, (- en) fiyat endeksi -PRIJSKAARTJE: h, (-s) fiyat etiketi, fiyat kartı -PRIJSLIJST: d, (- en) fiyat listesi -PRIJSNIVEAU: h, (-s) fiyat seviyesi -PRIJSOPGAVE: d, (...gaven) fiyat bildirimi -PRIJSPEIL: h, (- en) fiyat seviyesi -PRIJSSCHIETEN: h, atış karşılaşması -PRIJSSTIJGING: d, (- en) fiyat artışı -PRIJSSTOP: d, fiyatları dondurma -PRIJSUITREIKING: d, (- en) ödül dağıtımı -PRIJSVAL: d, fiyat düşüşü -PRIJSVERHOGING: d, (- en) fiyat artışı, fiyat yükselmesi -PRIJSVERSCHIL: h, (- len) fiyat farkı -PRIJSVRAAG: d, (...vragen) ödüllü yarışma -PRIJSWINNAAR: d, (-s) ödül kazanan -PRIJZEN: f, g, (prees, h, geprezen) övmek, yağlayıp ballamak, göklere çıkarmak, methetmek, zich gelukkig - kendini mutlu saymak, goede waar prijst zichzelf iyimal reklam istemez II f, g, (prijsde, h, geprijsd) fiyatlamak, fiyat koymak -PRIJZENBESCHIKKING: d, (- en) fiyat belirlemesi -PRIJZENGELD: h, ödül parası -PRIJZENHOF: h, scheep/den ganimet mahkemesi, deniz müsadere mahkemesi -PRIJZENSLAG: d, (- en) kısa süreli fiyat düşürme savaşı, düşük fiyat rekabeti -PRIJZENSWAARDIG: s, övgüye değer, övülecek, takdire layık -PRIJZIG: s, pahalı, (platlargo) kazık -PRIK: I d, (- ken) 1 (opening)delik, dat is vaste - her zaman olan bir şeydir, 2 (injectie) iğne, 3 (frisdrank) asitli meşrubat, asitli içki, voor een (prikkie, prikje) yok pahasına, sudan ucuza, nerdeyse bedava II d, (- ken) (vis) yılanbalığı şeklinde bir balık -PRIKACTIE: d, işi yavaşlatma eylemi/grevi -PRIKBORD: h, (- en) ilan tahtası, duyuru tahtası -PRIKJE: h, (-s) iets voor een - kopen bir şeyi yok pahasına almak, çok ucuza almak, voor een - verkopen ölü fiyatına satmak, sudan ucuz satmak -PRIKKEL: d, (- s, - en) 1 psych/psik uyarı, 2 (aansporing) teşvik -PRIKKELBAAR: s, duyarlı, hassas, (lichtgeraakt) gücengen, alıngan, -PRIKKELDRAAD: h, d, dikenli tel -PRIKKELEN: f, g, (prikkelde, h, geprikkeld) 1 (opwekken) fig/mec uyarmak, uyandırmak, de nieuwsgierigheid - merak uyandırmak, 2 tahrik etmek, teşvik etmek, kamçılamak, kışkırtmak, körüklemek, iemand tot iets - birini bir şeye teşvik etmek, 3 (irriteren) kızdırmak, sinirlendirmek, hırçınlaştırmak, iemand - birini kızdırmak, 4 (v, huid) yakmak, acı acı batmak, karıncalandırmak, gıcıklandırmak -PRIKKELING: d, (- en) gıcık, karıncalanma -PRIKKEN: f, g, (prikte, h, geprikt) 1 iğnelemek, batırmak, dürtmek, sokmak, gaatjes in het papier - kağıdı batırıp delmek, 2 (injectie geven) iğne yapmak, een datum - randevu/sözleşme için bir gün kararlaştırmak -PRIKKLOK: d, (- ken) giriş çıkış sayacı -PRIKLIMONADE: d, gazoz -PRIKSLEDE: d, (...sleden, ...sleeen) çubuklu kızak -PRIKTOL: d, (- len) topaç -PRIL: s, z, (- ler, - st) yeni, taze, toy, in zijn - le jeugd çiçeği burnunda -PRIMA: s, z, (beste) mükemmel, güzel, çok iyi, alâ, fevkalade, enfes, nefis, van - kwaliteit en iyi kalite -PRIMATEN: d, mv/çoğ zo, primat, memeligiller takımı -PRIMAAT: d, başpiskopos (ünvanı) -PRIMAIR: s, z, ilk, esas, birincil, birinci, temel, ilksel, asıl, ana, başlıca, - e kleuren asıl renkler, - onderwijs temel eğitim -PRIMEUR: d, (-s) turfanda, turfanda sebze veya meyve -PRIMITIEF: s, z, (...tiever, - st) ilkel, eski, primitieve volken ilkel toplumlar, primitieve middelen ilkel araçlar -PRIMITIEVEN: d, mv/çoğ ilkel toplumlar -PRIMITIVITEIT: d, ilkellik -PRIMO: z, 1 (ten eerste) ilk olarak, ilkin, 2 ayın ilk gününde -PRIMULA: d, (-s) bot, çuhaçiçeği -PRINCIPAAL: I d, (...palen) patron, şef II s, z, en önemli, temel, baş, ana, büyük, en mühim -PRINCIPE: h, (-s) ilke, prensip, kaide, in - ilke olarak, prensip olarak, ilke gereği, in - tegen iets zijn bir şeye prensip olarak karşı olmak -PRINCIPEBESLUIT: h, (- en) prensip kararı -PRINCIPIEEL: s, z, esas, temel, ilkesel, esasen, prensip itibariyle, een principiéle kwestie prensip meselesi, een principiéle overeenkomst prensip anlaşması -PRINS: d, (- en) prens, şehzade, van de - geen kwaad weten çocuk/bebek gibi masum olmak, de - te rijk zijn dünyalar birinin olmak, dünyalar kadar mutlu olmak -PRINSDOM: h, (- men) prenslik, şehzadelik bölgesi -PRINSELIJK: s, z, prense ait, prense özgü, -PRINSENLEVEN: een - leiden krallar gibi yaşamak -PRINSES: d, (- sen) prenses, sultan -PRINSESSENBOONTJES: d, mv/çoğ bot, ayşekadın fasulyesi -PRINSHEERLIJK: s, krallara layık, harika, fevkalade -PRINT: d, bası, kompütür baskısı -PRINTER: d, (-s) basıcı, basar, kompütür baskı makinası -PRINTING: d, (-s) bası, basım -PRINTINGMACHINE: d, (-s) basar, basıcı -PRIOR: d, (-s) manastır başrahibi -PRIORITEIT: d, (- en) öncelik, üstünlük -PRIORITEITSAANDEEL: h, (...delen) rüçhanlı hisse senedi -PRISMA: h, (- s, - ta) geom, prizma, biçme -PRIVAAT: s, özel, resmi olmayan, (niet openbaar) özel, hususi, şahsi, şahsa mahsus -PRIVAATRECHT: h, özel hukuk -PRIVAATRECHTELIJK: s, z, özel hukuksal, özel hukukla ilgili -PRIVAATRECHTELIJK: s, z, özel hukuksal, özel hukukla ilgili -PRIVACY: d, (persoonlijke vrijheid) kişisel serbestlik, gizlilik, (priveleven) özel yaşam -PRIVATISEREN: f, g, (privatiseerde, h, geprivatiseerd) özelleştirmek, özel sektöre devretmek -PRIVE: s, z, kişisel, özel, hususi -PRIVE-ADRES: h, (- sen) ev adresi -PRIVE-BEZIT: h, özel mülk, şahsi mülk -PRIVE-GEBRUIK: h, voor - özel kullanım için, kendi için -PRIVE-KANTOOR: h, (...toren) hususi büro -PRIVE-LES: d, (- sen) özel ders -PRIVE-LEVEN: h, özel yaşam -PRIVE-REKENING: d, (-s) özel hesap -PRIVILEGE: h, (-s) ayrıcalık, imtiyaz -PRIVILEGIEREN: f, g, (privilegieerde, h, geprivilegieerd) imtiyaz vermek, ayrıcalık tanımak, muaf tutmak -PRO: I ilg, için, - contant peşin, II h, het - en contra lehte ve aleyhte -PROBAAT: s, z, başarıyla denenmiş, en iyi -PROBEERSEL: h, (-s) deney -PROBEREN: f, g, (probeerde, h, geprobeerd) 1 (uitproberen, uittesten) denemek, tecrübe etmek, 2 (pogen) kalkışmak, denemek, yeltenmek, je moet het maar eens - dene bir, deneyiver, dat moet je niet met mij - bana denemeye kalkma, 3 (proeven) tadına bakmak -PROBLEEM: h, (...blemen) sorun, mesele, mat, problem -PROBLEEMGEBIED: h, (- en) sorunlu bölge -PROBLEEMGEVAL: h, (- len) sorun, sorun olan şey/kimse -PROBLEMATIEK: d, sorun, problem, sorunlar yumağı -PROBLEMATISCH: s, z, 1 sorunlu, problemli, çözümü zor, 2 (onzeker) belkili, şüpheli -PROBLEEMLOOS: s, sorunsuz, problemsiz -PROBLEEMSTELLING: d, (- en) sorun formülasyonu, sorunu sunuş, sorunu formüle etme -PROC afk/kıs procureur savcı, -PROCEDE: h, (-s) yöntem, metot, yol -PROCEDEREN: f, gs, (procedeerde, h, geprocedeerd) dava açmak, dava etmek procedure d, (-s) 1 (gang van zaken) işlem, muamele, 2 (werkwijze) usul, 3 (rechtzaak) dava procent h, (- en) yüzde, voor honderd - yüzde yüz, procentueel s, yüzdesel, yüzdeli, yüzdeye göre hesaplanmış proces h, (- sen) jur/huk 1 dava, iemand een - aandoen birinin hakkıda dava açmak 2 (ontwikkelingsgang) süreç, groei- büyüme süreci, produktie- üretim süreci procesbewaking d, (- en) teknolojik süreç denetimi procesgang d, (- en) süreç ilerleyişi proceskosten d, mv/çoğ mahkeme masrafları, dava masrafları procesrecht h, usul hukuku, dava usulü kanunu processie d, (-s) dini alay/yürüyüş processtukken d, mv/çoğ dava dosyaları Proces- verbaal: h, (- sen- verbaal), procesverbaal h, (procesverbalen) 1 tutanak, protokol, mazbata, rapor, een - opmaken tutanak tutmak, 2 (bekeuring) tevkif tutanağı proclamatie d, (-s) ilan proclameren f, g, (proclameerde, h, geproclameerd) ilan etmek, bildirmek, beyan etmek procuratie d, (-s) 1 vekalet, vekillik, per - (p,p) vekaleten, 2 hand/tic temsilcilik, - verlenen vekalet vermek, 3 (bewijsstuk) vekaletname procuratiehouder d, (-s) ticari temsilci, vekil procureur d, (-s) savcı procureur- generaal d, (- s- generaal) başsavcı producent d, (- en) fabrikatör, üretici, yapımcı producer d, (-s) (v,film enz,) yapımcı, prodüktör produceren f, g, (produceerde, h,geproduceerd) üretmek, yetiştirmek, (v,films enz,) yapmak, meydana getirmek produkt h, (- en) 1 ürün, mahsul, fig/mec eser, letterkundige - en edebi eserler, 2 (opbrengst) hasılat produktie d, (-s) üretim, imal, istihsal, ( v,film enz,) yapım, prodüksiyon, (produkt) ürün, eser, -PRODUKTIEAPPARAAT: h, (...raten) üretim aracı produktiebedrijf h, (- en) üretim şirketi, imalathane, -PRODUKTIECAPACITEIT: d, üretim kapasitesi produktief s, üretken, verimli, produktiefaktoren d, mv/çoğ üretim unsurları, üretim faktörleri produktiekosten d, mv/çoğ üretim masrafları produktiemiddelen d, mv/çoğ (toprak hariç) sermaye malları produktieproces h, (- sen) üretim süreci produktiviteit d, üretkenlik, verimlilik, prodüktivite, -PROEF: d, (proeven) 1 deneme, iemands geduld op de - stellen birinin sabrını denemek, birini denemek, 2 (voorbeeld) örnek, numune, numunelik, 3 (drukproef) prova, 4 wisk/mat sağlama, 5 (in natuurkunde) deney, proeven doen deney yapmak, 6 (bewijs) ispat, -PROEVE: d, (proeven) 1 deneme, iemands geduld op de - stellen birinin sabrını denemek, birini denemek, 2 (voorbeeld) örnek, numune, numunelik, 3 (drukproef) prova, 4 wisk/mat sağlama, 5 (in natuurkunde) deney, proeven doen deney yapmak, 6 (bewijs) ispat, -PROEFABONNEMENT: h, (- en) deneme abone -PROEFBLAD: h, (- en) deneme sayfası -PROEFDIER: h, (- en) deney hayvanı -PROEFDRUK: d, (- ken) prova baskı, deneme baskısı -PROEFJAAR: h, (...jaren) deneme yılı -PROEFKONIJN: h, (- en) 1 deney tavşanı, 2 fig/mec (persoon) deneme tahtası -PROEFLES: d, (- sen) öğretmenlik deneme dersi -PROEFLOKAAL: h, (...kalen) meyhane -PROEFNEMING: d, (- en) deney -PROEFNUMMER: h, (-s) örnek sayı, numunelik nüsha -PROEFONDERVINDELIJK: s, z, deneysel, deneye dayanan, deneye vurulan -PROEFPERIODE: h, (-s) deneme dönemi/süresi -PROEFPERSOON: d, (...personen) denenen eleman -PROEFPROCES: h, (- sen) deneme süreci -PROEFSCHRIFT: h, (- en) tez, academisch - doktora tezi -PROEFSTATION: h, (-s) (tarım) deney merkezi, (ziraat) araştırma merkezi -PROEFSTEEN: d, (...stenen) fig/mec denemetaşı, mihenk -PROEFSTUK: h, (- ken) eşantiyon, numune, örneklik -PROEFTIJD: d, (- en) deneme süresi, tecrübe müddeti -PROEFTOCHT: d, (- en) deneme seferi -PROEFVELD: h, (- en) deneme sahası -PROEFVLUCHT: d, (- en) deneme uçuşu -PROEFWERK: h, (- en) yazılı yoklama -PROESTEN: f, gs, (proestte, h, geproest) 1 (niezen) hapşırmak, tıksırmak, aksırmak, 2 - van het lachen pıskırmak, pıskırıp gülmek -PROEVEN: I f, g, (proefde, h, geproefd) tadına bakmak, tatmak, II gs, proef maar eens tadıver, bir tadına bak prof, afk/kıs professor profesör -PROFAAN: s, z, (...faner, - st) dış dünyasal, dini işlerden ayrı -PROFEET: d, (...feten) peygamber, resul, geen - is in zijn eigenland geéerd hiç kimse kendi memleketinde peygamber olmaz -PROFESSIE: d, (-s) 1 inanç ikrarı, 2 (beroep) meslek, sanat -PROFESSIONAL: d, (-s) profesyonel (kimse) -PROFESSIONEEL: s, profesyonel -PROFESSOR: d, (- en, - s) profesör -PROFESSORAAT: h, (...raten) profesörlük -PROFETEREN: f, g, (profeteerde, h, geprofeteerd) 1 peygamberlik etmek, 2 (voorspellen) kehanette bulunmak, önceden bildirmek -PROFETISCH: s, z, peygambere ait, peygamberane, kâhince -PROFICIAT: ünl, kutlarım! tebrikler! -PROFIEL: h, (- en) 1 profil, yandan görünüş, 2 (karakteristiek) karakter portresi -PROFIELSCHETS: d, (- en) (bir işi yerine getirme ile ilgili) aday biyoğrafisi, aday tanıtımı -PROFIELZOOL: d, (...zolen) (ayakkabıda) dişli taban -PROFIJT: h, (- en) kâr, kazanç, yarar, menfaat, tot - van - nin yararına -PROFIJTBEGINSEL: h, (- en) tüketici ödeme ilkesi -PROFIJTELIJK: s, z, kârlı, kazançlı, yararlı -PROFILEREN: f, g, (profileerde, h, geprofileerd) profilini yapmak -PROFITEREN: f, gs, (profiteerde, h, geprofiteerd) van iets - bir şeyden yararlanmak, bir şeyden çıkar sağlamak, ols, faydalanmak, - van de gelegenheid fırsatı ganimet bilmek, fırsattan yararlanmak, fırsatı değerlendirmek -PROFITEUR: d, (-s) çıkarcı, faydacı, menfaatçi -PROFORMA: adet yerini bulsun diye, şeklen -PROFSPELER: d, (-s) profesyonel oyuncu -PROFSPORT: d, profesyonel spor -PROFVOETBAL: h, profesyonel futbol -PROFVOETBALLER: d, (-s) profesyonel futbolcu -PROFYLACTISCH: s, med/tıb hastalıktan koruyucu, - e middelen koruyucu ilaçlar -PROFYLAXIS: d, med/tıb hastalıktan koruma -PROGESTERON: h, projesteron, yumurtalıkta gebeliği etkileyici bir hormon -PROGNOSE: d, (-s) tahmin, prognoz -PROGRAM: h, (-s) program, -PROGRAMMA: h, (-s) program, -PROGRAMMATISCH: s, z, programlı, programa uygun, program gereğince -PROGRAMMATUUR: d, kompütüre verilen plan ve programlar bütünü -PROGRAMMEREN: f, g, (programmeerde, h, geprogrammeerd) programlamak, program yapmak -PROGRAMMEUR: d, (-s) programcı, programlayıcı -PROGRESSIE: d, (-s) ileri gidiş, ilerleme, (reeks) dizi -PROGRESSIEF: s, z, 1 ilerleyen, 2 (v dortschrijden) tedrici, yavaş yavaş artan, 3 pol, ilerici, de progressieve partijen ilerici partiler -PROHIBITIE: d, (-s) içki yasağı -PROJECT: h, (- en) proje, tasarı -PROJECTEREN: f, g, (projecteerde, h, geprojecteerd) 1 (ontwerpen) tasarlamak, projelemek, planlamak, 2 (v, lichtstralen) izdüşürmek, projeksiyon yapmak, 3 psych/psik yansıtmak, başkasına yüklemek -PROJECTIE: d, (-s) izdüşüm, projeksiyon -PROJECTIEL: h, (- en) mermi, atılan şey -PROJECTIELAMP: d, (- en) projektör lambası -PROJECTIELANTAARN: d, (-s) projektör, ışıldak -PROJECTIELANTAREN: d, (-s) projektör, ışıldak -PROJECTIELEIDER: d, (-s) proje başkanı/kılavuzu -PROJECTONTWIKKELAAR: d, (-s) proje geliştirmeci, projeci, tasarçizimci -PROJECTONTWIKKELING: d, proje geliştirme -PROJECTOR: d, (- en) projektör, ışıldak -PROLAPS: d, med/tıb sarkma -PROLEET: d, (proleten) odun herif -PROLETARIAAT: h, işçi sınıfı, proletarya -PROLETARIER: d, (-s) proleter, emekçi -PROLETARISCH: s, proletere ait, proletaryayı ait, proleterle ilgili -PROLIFERATIE: d, 1 med/tıb çoğaltma, üretme, 2 (verspreiding) yayılma -PROLONGATIE: d, (-s) hand/tic vade uzatımı -PROLONGEREN: f, g, (prolongeerde, h, geprolongeerd) uzatmak, vadesini uzatmak -PROLOOG: d, (...logen) önsöz, prolog, giriş -PROMENADE: d, (-s) gezinti yolu -PROMENADEDEK: h, (- ken) scheep/den gezinti güvertesi -PROMESSE: d, (- n, - s) hand/tic bono -PROMINENT: s, göze çarpan, seçkin, güzide -PROMOTEN: f, g, (promootte, h, gepromoot) reklamını yapmak, lanse etmek -PROMOTIE: d, (-s) 1 terfi, yükselme, - maken yükselmek, terfi etmek, 2 (tot doctor) doktora verme -PROMOTIEWEDSTRIJD: d, (- en) sp, terfi maçı -PROMOTOR: d, (- s, ...toren) 1 terfi ettiren, doktora veren, 2 hand/tic destekçi -PROMOVENDUS: d, (...vendi) terfi edecek lisanslı kimse -PROMOVEREN: I f, gs, (promoveerde, is gepromoveerd) doktora vermek, doktorasını almak, II g, (-, h, -) iemand - birine doktora vermek -PROMPT: s, z, 1 (vlot) çabuk, tez, hemen, hazır, 2 (precies) tam, - op tijd tam vaktinde/zamanında, 3 (dadelijk) hemen, derhal, direkt -PRONK: d, 1 süs, 2 (abstract) gösteriş -PRONKEN: f, gs, (pronkte, h, gepronkt) gösteriş yapmak, caka satmak, - met ile hava atmak -PRONKER: d, (-s) gösterişçi, cakalı, cafcaflı -PRONKERIG: s, z, gösterişli, cakalı, havalı, gösteriş düşkünü -PRONKJUWEEL: h, (...welen) kıymetli taş, cevher -PRONKSTUK: h, (- ken) çok pahalı süs eşyası, pahalı süs -PRONOMEN: h, (...mina) taalk/dilb zamir -PROOI: d, (- en) av -PROOST: ünl, şerefe! sağlığınıza! sıhhatinize! -PROOSTEN: f, gs, (proostte, h, geproost) sağlığına/şerefine içmek, sağlığına/şerefine bardak kaldırmak -PROP: d, (- pen) 1 top, topak, een - papier kağıt topu, 2 (kurk) tıkaç, tapa, 3 (persoon) tıknaz, bodur, (met iets) op de - pen komen (ile) beklenmedik bir anda (ile) ortaya çıkmak, bir şeyle görünmek -PROP: 1 papaz adayı 2 propaedeutisch (examen) üniversiteye yeterlik sınavı, ön hazırlık sınavı -PROPAAN: h, scheik/kim propan -PROPEDEUSE: d, üniversiteye veya yüksek okula hazırlayıcı öğretim, üniversiteye başlangıç dersleri -PROPEDEUSE: d, üniversiteye veya yüksek okula hazırlayıcı öğretim, üniversiteye başlangıç dersleri -PROPEDEUTICA: d, üniversiteye veya yüksek okula hazırlayıcı öğretim, üniversiteye başlangıç dersleri -PROPEDEUTISCH: s, z, hazırlayıcı, hazırlık dersiyle ilgili -PROPAGANDA: d, propaganda, yaymaca, voor iets - maken bir şeyin propagandasını yapmak -PROPAGANDAFILM: d, (-s) propaganda filmi -PROPAGANDIST: d, (- en) propagandacı -PROPAGANDAMATERIAAL: h, (...rialen) propaganda materyali -PROPAGANDAMIDDEL: h, (- en) propaganda aracı -PROPAGEREN: f, g, (propageerde, h, gepropageerd) yaymak -PROPELLER: d, (-s) pervane -PROPER: s, z, temiz, düzgün, tertipli, muntazam -PROPONENT: d, (- en) papaz adayı -PROPORTIE: d, (-s) oran, nispet, in - orantılı -PROPORTIONEEL: s, z, orantılı, nisbi, proportionele vertegenwoordiging nisbi temsil -PROPPEN: f, g, (propte, h, gepropt) tıkıştırmak, tıkabasa doldurmak, tıkmak -PROPSCHIETER: d, (-s) oyuncak tüfek -PROPVOL: s, tıka basa dolu, ağzına kadar dolu -PROSIT: ünl, şerefe! sağlığınıza! sıhhhatinize! -PROSODIE: d, vezin tekniği -PROSPECTUS: h, d, (- sen) prospektüs, kitap tanıtma broşürü -PROSTAAT: d, (...staten) anat, kestanecik, prostat -PROSTITUEE: d, (-s) fahişe, hayat kadını -PROSTITUTIE: d, fuhuş, fahişelik -PROT: noter arşivi, protestan -PROTAGONIST: d, (- en) başrol oyuncusu, kahraman -PROTECTIE: d, koruma, himaye -PROTECTIONISME: h, himayecilik, yerli ekonomiyi koruma siyaseti -PROTECTORAAT: h, (...raten) 1 koruyuculuk, himaye, koruma, hamilik, 2 (land) himaye altındaki devlet -PROTEGE: d, (-s) (erkek) himaye altında bulunan -PROTEGEE: d, (-s) (bayan) himaye altında bulunan -PROTELNE: d, (-n) protein -PROTEST: h, (- en) 1 protesto, 2 (bezwaar) itiraz, - aantekenen protesto etmek, itirazda bulunmak -PROTESTANT: d, (- en) protestan -PROTESTANTISME: h, protestanlık -PROTESTANTS: s, z, protestan -PROTESTBEWEGING: d, (- en) protesto örgütü/hareketi -PROTESTMARS: d, (- en) protesto yürüyüşü -PROTESTEREN: f, g, (protesteerde, h, geprotesteerd) 1 hand/tic protesto etmek, 2 protesto etmek, itiraz etmek, -PROTHESE: d, (- n, - s) protez, yapma organ -PROTOCOL: h, (- len) 1 tutanak, zabıt, protokol, het notarieel - noter arşivi, 2 pol, protokol -PROTOCOLLAIR: s, z, protokol dahilinde, protokol gereği -PROTON: h, (- en) proton, önelcik -PROTOPLASMA: h, protoplazma -PROTOTYPE: h, (- n, - s) ilk örnek, orjinal, (ideaal) ideal, ideal örnek -PROTSERIG: s, övüngen, atmasyoncu -PROVENU: h, (- s, - en) hasılat, gelir -PROVIAND: h, d, erzak, yiyecek, aşlık -PROVIANDEREN: f, g, (provianderde, h, geproviandeerd) (yiyecek) tedarik etmek, sağlamak -PROVINCIAAL: s, z, eyalete/valiliğe ait, vilayete ait, Provinciale Staten il idaresi, provinciale weg kasaba yolu -PROVINCIE: d, (- s, ...cien) 1 eyalet, il, vilayet, 2 (platteland) taşra -PROVINCIEHUIS: h, (...huizen) eyalet binası, valilik binası -PROVINCIESTAD: d, (...steden) kasaba, nahiye -PROVISIE: d, (-s) 1 (voorraad) erzak, yiyecek, 2 (loon) komisyon, yüzdelik, -PROVISIEKAMER: d, (-s) erzak odası, kiler -PROVISIEKAST: d, (- en) yiyecek dolabı -PROVISIONEEL: s, z, 1 (bijvoorbaat) önceden, 2 (voorlopig) geçici, muvakkat, eğreti -PROVISORISCH: s, z, geçici, eğreti -PROVOCATEUR: d, (-s) provokatör, kışkırtıcı -PROVOCATIE: d, (-s) provokasyon, tahrik, kışkırtma, kışkırtı -PROVOCEREN: f, g, (provoceerde, h, geprovoceerd) kışkırtmak, tahrik etmek, provokasyona getirmek, harekete geçirmek -PROZA: h, düzyazı, nesir -PROZAISCH: s, z, fig/mec sıradan, sade, bayağı -PROZASCHRIJVER: d, (-s) nesir yazarı -PRUIK: d, (- en) peruk, peruka, takma saç -PRUIKENMAKER: d, (-s) perukacı, perukçu -PRUILEN: f, gs, (pruilde, h, gepruild) surat asmak, somurtmak, dudak sarkıtmak, yüzünü ekşitmek -PRUILERIG: s, z, somurtkan, somurtan, asık suratlı -PRUIM: d, (- en) 1 bot, erik, 2 (tabak) çiğnemelik tütün -PRUIMENBOOM: d, (...bomen) bot, erik ağacı -PRUIMENMONDJE: h, (-s) een - trekken dudak bükmek, dudak büzmek -PRUIMEN: f, g, (pruimde, h, gepruimd) (tütün) çiğnemek, fig/mec iştahla yemek, iets niet kunnen - bir şeyi kabul edememek, bir şeyi yutamamak -PRUIMTABAK: d, çiğneme tütün -PRUIS: d, (- en) Prusyalı -PRUISEN: h, Prusya -PRUISISCH: s, Prusyaya ait -PRUL: h, (- len) 1 değersiz şey ıvır zıvır, çörçöp, 2 een - vent değersiz herif, een - van een roman eften püften bir roman, een - schilder eften püften bir ressam -PRULACHTIG: s, z, eften püften, değersiz, önemsiz, basit, zırva -PRULLARIA: d, mv/çoğ ıvır zıvır şeyler, eften püften şeyler -PRULLENBAK: d, (- en) çöp sepeti, çöp utusu -PRULLENMAND: d, (- en) çöp sepeti, çöp kutusu -PRULSCHRIJVER: d, (-s) piyasa yazarı -PRULLENWERK: h, (- en) değersiz şey -PRUT: d, tortu, çökelti, koffie- telve (pişmiş kahvenin fincan dibinde kalan tortusu) -PRUTSEN: f, gs, (prutste, h, geprutst) beceriksizce oyalanmak -PRUTSER: d, (-s) oyalanan kimse -PRUTSWERK: h, (- en) baştan savma iş, üstünkörü iş -PRUTTELEN: f, gs, (pruttelde, h, geprutteld) 1 ağır ağır kaynamak, 2 fig/mec homurdanmak, mır mır etmek -P.S. h, afk/kıs post scriptum dipnot, not -PSALM: d, (- en) ilahi, mezmur -PSALMBOEK: h, (- en) ilahi kitabı -PSEUDONIEM: h, (- en) takma ad -PSORIASIS: d, med/tıb sedef hastalığı -P.S.P d, afk/kıs Pacifistisch-Socialistische Partij Barışçıl Sosyalist Parti -PSYCHE: d, insan ruhu, tin -PSYCHEDELISCH: s, z, anormal şuur oluşturan -PSYCHIATER: d, (-s) ruh doktoru, psikiyatri -PSYCHIATRIE: d, psikiyatri, ruh hekimliği -PSYCHIATRISCH: s, z, psikiyatrik, ruh hekimliği ile ilgili, psikiyatriye ait -PSYCHISCH: s, z, ruhsal, ruhi, zihni, tinsel, psişik -PSYCHOANALYSE: d, (- n, - s) psikoanaliz, ruh çözümlemesi -PSYCHOANALYTICUS: d, (...tici) psikoanalist -PSYCHOGEEN: s, ruhi etkilerle olan -PSYCHOLOGIE: d, psikoloji, ruhbilim -PSYCHOLOGISCH: s, z, psikolojik, ruhbilimsel -PSYCHOLOOG: d, (...logen) psikolog -PSYCHOPAAT: d, (...paten) psikopat, ruh hastası -PSYCHOPATHIE: d, psikopatlık, ruh hastalığı -PSYCHOSE: d, (- n, - s) psikoz -PSYCHOSOMATISCH: s, z, psikosomatik -PSYCHOTHERAPEUT: d, (- en) psikoterapist -PSYCHOTHERAPIE: d, psikoterapi, ruh tedavi -P.T.T d, afk/kıs Posterijen, Telegrafie, Telefoon Posta, Telgraf, Telefon, PTT -PUBER: d, (-s) psych/psik ergin, buluğa ermiş genç -PUBERAAL: s, erginsel, erginlerde görünen, erginliğe ait -PUBERTEIT: d, buluğ çağı, erginlik (dönemi), son çocukluk -PUBERTEITSJAREN: d, mv/çoğ erginlik yılları -PUBLICRELATIONS: d, mv/çoğ halkla ilişkiler -PUBLICEREN: f, g, (publiceerde, h, gepubliceerd) yayımlamak, basıp yaymak, neşretmek, een boek - bir kitap yayımlamak -PUBLICIST: d, (- en) (politik) köşe yazarı -PUBLICITAIR: s, yayımsal, yayımla ilgili -PUBLICITEIT: d, ilan, yayım, alenilik, herkesçe bilinme -PUBLICITEITSCAMPAGNE: d, (-s) yayım kampanyası -PUBLICITEITSSTUNT: d, (- en) yayım hüneri -PUBLIEK: I h, halk, ahali, umum, kamu, amme, de tentoonstelling trok veel - sergi büyük ilgi gördü, sergi çok insan çekti, (toehoorders) seyirciler, lezer - sokuyucu kitlesi, (gasten) konuklar, het grote - yığınlar, kitleler, insanlar, II s, z, umumi, halka açık, aleni, halka ait, kamusal, de - e weg umumi yol, het - recht amme hukuku, kamu hukuku, iets - maken bir şeyi duyurmak, bildirmek -PUBLIEKELIJK: z, halka açık bir şekilde, halkın önünde, -PUBLIEKRECHTELIJK: s, z, kamu hukukuna uyan, - e lichamen kamu tüzel kişileri -PUBLIKATIE: d, (-s) 1 tanıtım, (afkondiging) ilan, duyuru, 2 (uigetgeven werk) yayım, neşir, yayınlanan şey, -PUBLIKATIERECHTEN: d, mv/çoğ yayım hakkı -PUCK: d, (-s) buzhokeyi diski -PUDDING: d, (- en, - s) puding, muhallebi -PUDDINGPOEDER: h, d, muhallebi pudrası -PUF: d, istek, iştah, ik heb er geen - in ona hiç isteğim yok -PUFFEN: f, gs, (pufte, h, gepuft) püflemek, puflamak -PUI: d, (- en) (v, huis) ön cephe -PUIK: I h, en iyisi, âlâsı, en harikası, II s, z, en iyi, âlâ, en güzel, şahane, mükemmel, het - je âlâsı, en iyisi -PUILEN: f, gs, (puilde, h, gepuild) çıkıntı yapmak, zijn ogen puilden uit hun kassen gözleri yuvasından çıkacak gibiydi -PUIMSTEEN: d, (...stenen) süngertaşı -PUIN: h, 1 moloz, yapı döküntüsü, mucur, mıcır, taş kırıntısı, 2 (ruimte) harabe, virane, yıkıntı, in - liggen harabe içinde olmak, paramparça olmak, hurdası çıkmak -PUINHOOP: d, (...hopen) 1 (rotzooi) darmadağınık yığın, karışıklık, 2 (chaotische toestand) kaos, kargaşa, karışıklık, 3 moloz yığını -PUISSANT: s, z, aşırı, çok, - rijk aşırı zengin -PUIST: d, (- en) sivilce, çıban -PUKKEL: I d, (-s) sivilce II d, (-s) mil/ask sırtçantası -PUL: d, (- len) 1 (vaas) vazo, 2 (kannetje) testi -PULL-OVER: d, (-s) kazak -PULP: d, 1 (v, vruchten) meyve eti, meyve özü, 2 (houtpap) kâğıt hamuru -PULPBLADEN: d, (en) sansasyon gazetesi, dedikodu gazetesi -PULSATIE: d, (-s) nabız, kalp atışı -PULVER: h, (buskruit) barut -PUMMEL: d, (-s) kaba herif, yontulmamış herif -PUMP: d, (-s) bağsız ve yüksek topuklu bayan ayakkabısı -PUNAISE: d, (-s) raptiye -PUNCH: d, meşrubat -PUNCTIE: d, (-s) med/tıb ponksiyon -PUNCTUATIE: d, noktalama, -PUNCTUEEL: s, z, vaktinde (olan), dakik, tam -PUNK: d, (-s) punk, punkçu -PUNT: h, (- en) 1 (plaats) nokta, yer, 2 konu, agenda- gündem konusu, discussie- tartışma konusu, tartışma noktası, 3 d, taalk/dilb nokta, dubbele- iki nokta, ergens een - achter zetten bir şeyi noktalamak, sonuçlandırmak, op het - staan üzere/eşiğinde olmak, (bir şey, yapma/olma) noktasında olmak, - uit! yeter! kes! bu kadar! 4 sp, puan, sayı, - en maken sayı yapmak, puan kazanmak, 5 wisk/mat nokta II d, (- en) 1 uç, de - van een potlood kurşun kalem ucu, de - van een neus burnun ucu, 2 de - van een schoen ayakkabı burnu, 3 aardr/coğr burun, -PUNTBAARD: d, (- en) sivri sakal, keçisakal -PUNTBESCHERMER: d, (-s) kalem başlığı -PUNTDICHT: h, (- en) epigrom, iğneleme, hiciv -PUNTDICHTER: d, (-s) hicivci -PUNTEN: f, g, (puntte, h, gepunt) sivriltmek, ucunu açmak, -PUNTENDELING: d, (- en) berabere oyun -PUNTENSLIJPER: d, (-s) kalemtraş, kalem açacağı -PUNTGAAF: s, sapasağlam -PUNTHOOFD: ergens een - van krijgen kafası patlamak/çatlamak, deli olmak, ik krijg er een - van kafam patladı/çatladı -PUNTIG: s, z, sivri, sivri uçlu, fig/mec iğneleyici, keskin -PUNTJE: h, (-s) 1 uç, 2 noktacık, in de - s muntazam, düzgün, şık, tot in de - s gekleed zijn şık giyinmiş olmak, als het - bijpaaltje komt eğer o aşamaya gelirse, eğer gerçekten önemli olursa, gerçekten ciddileşirse, eğer öyle çıkarsa, (tot) in de - s en ince ayrıntılarına kadar, noktasınoktasına, özenli bir şekilde, de - s op de i zetten özenle bitirmek, son rutuşu yapmak -PUNTKOMMA: d, (-s) noktalı virgül -PUNTSGEWIJS: z, 1 nokta nokta, 2 (in de vorm v, punt) nokta gibi, nokta halinde -PUPIL: d, (- len) 1 (pleegkind) vesayet altındaki çocuk, öksüz, 2 anat, gözbebeği -PUREE: d, püre, ezme, in de - zitten ayvayı yemek, hapı yutmak, sıkıntı/sorun içinde olmak -PUREN: f, g, (puurde, h, gepuurd) - uit - dan/den emmek, soğurmak, -PUREREN: f, g, (pureerde, h, gepureerd) püre yapmak -PURGATIEF: h, (...tieven) müshil ilacı -PURGEERMIDDEL: h, (- en) müshil ilacı, amel ilacı, -PURGEREN: f, gs, (purgeerde, h, gepurgeerd) müshil ilacı almak, -PURISME: h, (-n) arıdilcilik, özleştirmecilik -PURITEIN: d, (- en) 1 püritan, 2 koyu sofu -PURITEINS: s, z, koyu sofuca -PURPER: h, erguvan rengi, mor renk -PURPEREN: s, erguvan renginde, mor -PURPERKLEURIG: s, mor, erguvani, eflatuni -PUR SANG: s, 1 (echt) gerçek, asıl, 2 (v, paarden) safkan -PURSER: d, (-s) scheep/den gemi veznedarı -PUS: h, d, med/tıb, cerahat, irin -PUSHEN: f, g, (pushte, h, gepusht) 1 iemand - birini bir şeye itmek/zorlarnak/sevketmek, 2 (naar voren schuiven) ileri sürmek, öne çıkarmak -PUT: d, (- ten) 1 kuyu, een - graven kuyu kazmak, water- su kuyusu, 2 (kuil) çukur, in de - zitten kasavetli/üzüntülü olmak, keyfi yerinde olmamak, morali bozuk olmak -PUTHAAK: d, (...haken) kuyu kancası -PUTJE: h, (-s) kuyucuk -PUTS: d, (putsen) scheep/den gemi gerdeli, gemi kovası -PUTSCH: d, (- en) komplo, hükümet darbesi -PUTTEN: f, g, (putte, h, geput) 1 (su) çekmek, çıkarmak, 2 (halen uit een boek) alıntı yapmak, almak, adapte etmek, 3 (kracht, troost enz,) almak, hij putte moed uit haar brief mektubundan cesaret aldı -PUTTER: d, (-s) zo, sakakuşu -PUTWATER: h, kuyu suyu -PUUR: s, z, 1 arı, has, saf, halis, katıksız, 2 (niets dan) hepten, tamamen, büsbütün, pure onzin hepten saçma, het is - slecht büsbütün kötü -PUZZEL: d, (-s) bilmece, een kruiswoord- bulmaca -PUZZELAAR: d, (-s) bulmaca çözen -PUZZELEN: f, gs, (puzzelde, h, gepuzzeld) 1 bulmaca çözmek, 2 - over -(y)a/e kafa yormak, üzerinde çok düşünmek, -PUZZELWOORDENBOEK: h, (- en) bulmaca sözlüğü, -PVC afk/kıs polyvinylchloride polivilinil klorür, -P.V.D.A d, afk/kıs Partij van de Arbeid Işçi Partisi -PYGMEE: d, (- en) cüce -PYJAMA: d, (-s) pijama -PIAMA: d, (-s) pijama -PYLORUS: d, anat, mide kapısı, pilor -PYRENEEEN: d, mv/çoğ Pireneler -PYRIET: h, pirit, ottaş -PYROMAAN: d, (...manen) piromanili, yangın çıkarma delisi -PYROMANIE: d, piromani, yangın çıkarma deliliği -PYROMETER: d, (-s) pirometre -PYRRUSOVERWINNING: d, (- en) pirüs zaferi, büyük kayıplı zafer -PYTHON: d, (-s) zo, piton, piton yılanı, -Q: d, (-s) q, q harfi, -Q.L afk/kıs quantum libet istenildiği kadar, -Q.S afk/kıs quantum satis/suficit gerektiği kadar -QUA: z, (als) sıfatıyla, niteliğinde, (wat betreft) açısından, bakımından, - prijs vind ik het duur fiyat açısından bana pahalı geliyor, -QUADRILLE: d, (-s) kadril, sekizli dans -QUADRUPEDEN: d, mv/çoğ dörtayaklılar -QUAESTOR: d, (- es, - en, - s) (üniversitede veya kilisede) sayman, muhasip -QUAESTUUR: d, (...turen) (üniversitede veya kilisede) saymanlık, muhasebecilik -QUANTUM: h, (- s, ...ta) nicem, kuvantum, miktar, meblağ, - placet istenildiği kadar, - satis, - sufficit gerektiği kadar, gerektiği miktarda -QUARANTAINE: d, karantina, een schip in - plaatsen gemiyi karantinaya almak -QUASI: z, güya, sanki, adeta -QUATSCH: d, saçma, zırva -QUERULANT: d, (- en) mızıkçı, homurdanan kimse, şikayetçi -QUEUE: d, (- s, - en) kuyruk, in de - staan kuyrukta durmak, kuyrukta olmak/beklemek -QUICHE: d, (-s) börek -QUITTE: - zijn fit olmak, -QUI-VIVE: h, op zijn - zijn tetikte olmak, uyanık olmak, kulağı kirişte olmak -QUIZ: d, (- zen) fikir oyunu, kafa oyunu, (küçük) bilgi yarışması -QUORUM: h, (-s) salt çoğunluk, -QUOTA: d, (-s) kota, kontenjan, -QUOTIENT: h, (- en) wisk/mat bölüm, -QUOTUM: h, (- s, ...ta) hisse, pay, üleş, -R: d, (-s) r, r harfi, -RA: d, (-s) scheep/den seren, -RAAD: d, 1 (advies) öğüt, nasihat, tavsiye, iemand - geven birine nasihat vermek, - inwinnen tavsiye almak, iemands - opvolgen birinin ögüdünü dinlemek, - na daad komt te laat iş işten geçtikten sonra ögüt neye yarar, iemand met - en daad bijstaan birini fiilen desteklemek, manen ve maddeten desteklemek, iemand om - vragen birine fikir sormak, goede - is duur büyük sorunun çözümü zordur, her soruna öğüt bulmak zordur, 2 (raden) (adviescollege) kurul, şura, konsey, heyet, meclis, divan, in de - zitten kurulda olmak, heyette bulunmak, Raad van Europa Avrupa Konseyi, de Hoge Raad (der Nederlanden) yargıtay, Temyiz mahkemesi, Raad van State devlet şurası, Danıştay, Gemeente- belediye meclisi, 3 (redmiddel) çare, çıkar yol, geen - weten (met) -(y)a/e çıkar yol bulamamak, şaşırıp kalmak, bir çözüm bulamamak, artık kafası çalışmamak, ne yapacagını bilmemek, overal - op weten her şeyin çaresini bulmak, her şeye bir çıkar yol bulmak, ten einde - tamamen şaşırmış, çıkmazda, çaresiz, iki eli böğründe, hij is ten einde - ne yapacagını bilmiyor, çıkmazda, hiçbir çıkış yolu göremiyor, met voorbedachte rade taammüden, kasten, kasıtlı, -RAADGEVEND: s, (v, stem) istişari -RAADGEVER: d, (-s) danışman, müşavir -RAADHUIS: h, (...huizen) belediye -RAADPLEGEN: f, g, (raadpleegde, h, geraadpleegd) 1 danışmak, görüş almak, iemand - birine danışmak, birine akıl danışmak, 2 een woordenboek - sözlüğe başvurmak, sözlükte aramak -RAADPLEGING: d, (- en) müzakere, danışma, konsültasyon -RAADSBESLUIT: h, (- en) kurul kararı, meclis kararı, (v, God) yazgı, takdiri ilahi -RAADSEL: h, (- s, - en) 1 bulmaca, bilmece, een - oplossen bulmaca çözmek, 2 fig/mec muamma, in - en spreken çetrefil konuşmak -RAADSELACHTIG: s, z, gizemli, muammalı, esrarengiz, çetrefil, - e woorden çetrefilli laflar -RAADSELBOEK: h, (- en) bulmaca kitabı, bilmece kitabı -RAADSHEER: d, (...heren) 1 yargıtay üyesi, 2 schaak/satr fil -RAADSLID: h, (...leden) belediye meclisi üyesi -RAADSMAN: d, (...lieden) danışman, müsteşar, müşavir -RAADSVERGADERING: d, (- en) belediye meclisi toplantısı -RAADSVERKIEZING: d, (- en) belediye meclisi seçimi -RAADSVERSLAG: h, (- en) belediye meclisi toplantı raporu -RAADSZITTING: d, (- en) belediye meclisi oturumu -RAADZAAL: d, (...zalen) belediye meclisi toplantı salonu -RAADZAAM: s, (...zamer, - st) tavsiyeye değer, tavsiye edilir, makul, uygun -RAAF: d, (raven) zo, kuzgun, een witte - bulunmaz hintkumaşı, ender bulunan şey -RAAK: s, z, 1 isabetli, het schot was - atış isabetliydi, atış isabet etti, een - antwoord isabetli bir cevap, 2 maar - kletsen ordan burdan konuşmak -RAAKLIJN: d, (- en) geom, teğet -RAAKPUNT: h, (- en) kesişme noktası, değme noktası -RAAKVLAK: h, (- ken) 1 ortak alan, çakışma alanı, 2 geom, teğetsel düzlem -RAAM: h, (ramen) 1 pencere, cam, uit het - kijken pencereden dışarı bakmak, dubbele ramen çift cam, 2 (lijstwerk) çerçeve, het - van een spiegel ayna çerçevesi, 3 in het - van çerçevesinde, 4 (borduurraam) gergef, tahta çerçeve, kasnak, -RAAMANTENNE: d, (-s) çerçeve anten -RAAMKOZIJN: h, (- en) pencere çerçevesi, kayıt, pencere kafesi -RAAMPLAN: h, (- nen) ana hatlar, taslak -RAAMVENTILATOR: d, (- s, - en) pencere vantilatörü -RAAMVERTELLING: d, (- en) halkalama hikâye -RAAMWERK: h, (- en) 1 (concept) ana hatlar, taslak, 2 (raam, list werk) çerçeve -RAAP: d, (rapen) 1 bot, şalgam, 2 (plat/argo) kafa, baş, recht voor zijn - direkt, dobra dobra, dolandırmadan -RAAPKOOL: d, (...kolen) bot, şalgam köklü lahana, alabaş lahana -RAAPOLIE: d, kozla yağı -RAAPSTELEN: d, mv/çoğ alabaş lahana yaprağı -RAAPZAAD: h, kozla tohumu -RAAR: s, z, 1 (vreemd) garip, acayip, tuhaf, anormal, 2 (bedenkelijk) düşündürücü, 3 (niet goed wijs) deli, kaçık, ben je -? deli misin? aklın cebin de mi? tımarhaneden mi kaçtın? -RAASKALLEN: f, gs, (raaskalde, h, geraaskald) (onzin praten) saçmalamak, zırva konuşmak, çene yapmak -RAAT: d, (raten) balpetegi -RAATHONING: d, petek balı -RABARBER: d, bot, ravent -RABAT: h, (- ten) hand/tic tenzilat, indirim, iskonto -RABAUW: d, (- en) (ruw persoon) kaba herif -RABBI: d, (-s) haham, yahudi din adamı -RABBIJN: d, (- en) haham, Musevi din lideri -RABBINAAT: h, hahamlık -RACE: d, (-s) yarış -RACEAUTO: d, (-s) yarış otomobili -RACEBAAN: d, (...banen) yarış sahası, yarış pisti, (voorpaarden) hipodrom -RACEFIETS: d, (- en) yarış bisikleti -RACEN: f, gs, (racete, h, geracet) yarışmak, yarış yapmak -RACEPAARD: h, (- en) yarış atı -RACETERREIN: h, (- en) yarış alanı, yarış sahası, yarış meydanı, hipodrom -RACEWAGEN: d, (-s) yarış arabası -RACHITIS: d, med/tıb raşitizm -RACIAAL: s, ırksal, ırkla ilgili -RACISME: h, ırkçılık -RACIST: d, (- en) ırkçı -RACISTISCH: s, ırkçı, ırkla ilgili -RACKET: h, (-s) sp, raket, -RAD: I h, (- eren) 1 (wiel) teker, tekerlek, 2 (v, machine, horloge) çark, het - van fortuin feleğin çarkı, hayatın çarkı, iemand een - voor (de) ogen draaien birini aldatmak, het vijfde - aan de wagen istenmeyen kimse veya şey, lüzumsuz şey II s, z, hızlı, çabuk, süratli, çarçabuk, tez -RADAR: d, radar -RADARANTENNE: d, (- s, - n) radar anteni -RADARSTATION: h, (-s) radar istasyonu -RADARTOREN: d, (-s) radar kulesi -RADBRAKEN: f, g, (radbraakte, h, geradbraakt) hist/tar işkence çarkına vurmak, fig/mec bozmak, (dil vb,) tahrif etmek -RADDRAAIER: d, (-s) elebaşı, tertipçi, fesat başı -RADEERMESJE: h, (-s) çakı, kazıma bıçagı -RADELOOS: s, z, (...lozer, - t) çaresiz, şaşkın - zijn van pijn acıdan ne yapacağını bilememek, (v, graad) son derece, aşırı derecede, zich - ongelukkig voelen kendini son derece mutsuz hissetmek, -RADELOOSHEID: d,çaresizlik, şaşkınlık -RADEN: I f, g, (raadde/ried, h, geraden) 1 (raadgeven) öğüt vermek, nasihat vermek, tavsiye etmek, ögütlemek, tavsiyede bulunmak, salık vermek, dat zou ik je niet - onu salık vermem, tavsiye etmem, 2 (goed gissen) tahmin etmek, bilmek, nou raad eens! bil akalım! bul bakalım! tahmin et bakalım! II gs, naar iets - bir şeyi tahmin etmek -RADERBOOT: d, (...boten) yandan çarklı vapur -RADEREN: f, g, (radeerde, h, geradeerd) silmek, (met een mes) kazımak, kazıyıp çıkarmak -RADERWERK: h, çark, çark mekanizması, fig/mec çark, yapı -RADHEID: d, çabukluk, tezlik -RADIAAL: s, z, radyal -RADIAALBAND: d, (- en) radyal lastik/teker -RADIATEUR: d, (-s) tech/tek radyatör -RADIATOR: d, (- s, - en) tech/tek radyatör, (v, verwarming) kalorifer, ısıtıcı -RADICAAL: I s, z, köklü, esaslı, kökünden, kökten, tamamen, II d, (...calen) köktenci, radikal, III h, (...calen) scheik/kim kök -RADICALISME: h, köktencilik, radikalizm -RADIJS: d, (...dijzen) bot, turp -RADIO: d, (-s) radyo, een auto- oto radyosu, naar de - luisteren radyo dinlemek -RADIOACTIEF: s, z, scheik/kim radyoaktif -RADIOACTIVITEIT: d, radyoaktivite, radyoetkinliği, ışın etkinliği -RADIOANTENNE: d, (- s, - n) radyo anteni -RADIOBUIS: d, (...buizen) radyo lambası -RADIOCASSETTERECORDER: d, (-s) radyolu teyp -RADIOCENTRALE: d, (-s) radyo yayın istasyonu -RADIODISTRIBUTIE: d, teledifüzyon -RADIOGIDS: d, (- en) radyo broşürü -RADIOGRAFIE: d, radyografi -RADIOGRAFISCH: s, z, radyografik -RADIOGRAM: h, (- men) radyogram, röntgenfoto -RADIOKAST: d, (- en) radyo dolabı -RADIOLAMP: d, (- en) radyo lambası -RADIOLOGIE: d, radyoloji -RADIOLOOG: d, (...logen) radyolog, ışınetkinliği uzmanı -RADIONIEUWS: h, radyo haberi -RADIONIEUWSDIENST: d, (- en) radyo haber servisi, -RADIO-OMROEP: d, 1 radyo yayımı, 2 (instelling) radyo yayım kurumu -RADIO-ONTVANGTOESTEL: h, (- len) radyo alıcısı -RADIOPATHOLOGIE: d, med/tıb radyopataloji -RADIOPROGRAMMA: h, (-s) radyo programı -RADIORECLAME: d, radyo reklamı -RADIOREDE: d, (-s) radyo konuşması -RADIOREPORTAGE: d, (-s) röportaj, radyo röportajı -RADIOSCOPIE: d, radyoskopi -RADIOSPREKER: d, (-s) radyo spikeri, radyo sunucusu -RADIOSTATION: h, (-s) radyo istasyonu, radyoevi -RADIOTECHNICUS: h, (...ci) radyo teknisyeni -RADIOTECHNIEK: d, radyoteknik -RADIOTECHNISCH: s, radyoteknikle ilgili -RADIOTELEGRAM: h, (- men) radyogram -RADIOTHERAPIE: d, (-s) med/tıb radyoterapi, röntgenle tedavi -RADIOTOESTEL: h, (- len) radyo -RADIO-UITZENDING: d, (- en) radyo yayımı -RADIOWEKKER: d, (-s) çalar saatli radyo -RADIOZENDER: d, (-s) radyo vericisi -RADIUM: h, scheik/kim radyum -RADIUS: d, (- sen, ...ii) 1 yarıçap, 2 anat, radyus, önkol kemiği -RADJA: d, (-s) raca, Hint prensi, Hint toprak ağası -RADON: h, scheik/kim radon -RADSLAG: d, (- en) yan salto -RAFEL: d, (-s) kaçık iplik, kaçık lif -RAFELEN: f, gs, (rafelde, is gerafeld) (kumaş) tüylenmek, tiftiklenmek, liflenmek -RAFFINADERIJ: d, (- en) rafineri, antımevi, tasfiyehane -RAFFINADEUR: d, (-s) rafineci -RAFFINEMENT: h, 1 (verfijndheid) incelik, kibarlık, nezaket, 2 (gerafineerdheid) kurnazlık, şeytanlık -RAFFINEREN: f, g, (raffineerde, h, geraffineerd) tasfiye etmek, arıtmak, rafine etmek, inceltmek, petroleum - petrolü arıtmak -RAG: h, örümcek ağı -RAGE: d, (-s) düşkünlük, iptila, geçici moda -RAGEBOL: d, (- len) uzun yer fırçası, sırıklı tahta bezi -RAGFIJN: s, z, ince, örümcek ağı gibi -RAGOúT: d, (-s) yahni -RAIL: d, (-s) 1 ray, 2 een gordijn - korniş, -RAISON: á - van - lik eder karşılığında, a - van 60 gulden altmiş gulden karşılığında -RAK: h, (- ken) 1 nehrin iki çıkıntısı arasındaki düz kısmı, 2 (stuk weg) kısa bir mesafe -RAKELEN: f, g, (rakelde, h, gerakeld) ateşi karıştırarak devirmek, karıştırmak -RAKELINGS: z, dokunurcasına, dokunacak derecede, çok yakından, sıyırtarak, -RAKEN: I f, g, (raakte, h, geraakt) 1 (treffen) vurmak, isabet ettirmek, rast getirmek, 2 (aanraken) değdirmek, dokundurmak, temas etmek, 3 (aangaan) ait olmak, ilgisi olmak, ilgilendirmek, dat raakt hem niet onu ilgilendirmez, 4 (ontroeren) etkilemek, II gs, (-, is -) van zijn stuk - parçalanmak, aan de drank - içkiye düşmek, içki müptelası olmak, gewond - yaralanmak, uit de mode - modadan düşmek, revaç görmemek, in oorlog - met ile savaşa girmek, savaşa tutuşmak, aan de praat - konuşmaya girmek, konuşmaya dalmak, aan de grond - scheep/den karaya oturmak, verloren - kaybolmak -RAKET: I d, (- ten) bot, roka II d, (- ten) roket -RAKETAUTO: d, (-s) türbinli otomobil -RAKKER: d, (-s) yaramaz, haylaz, afacan -RALLY: d, (-s) ralli, otoyarışı -RAM: d, (- men) 1 (mannelijk schaap) koç, 2 (mannelijk konijn) erkek tavşan, 3 astr, koç, koç burcu -RAMADAN: d, ramazan -RAMADANFEEST: h, (- en) ramazan bayramı -RAMEN: f, g, (raamde, h, geraamd) (schatten) tahmin etmek, kestirmek, hesap etmek -RAMING: d, (- en) tahmin, kestirme, hesap, naar (volgens) - tahminlere göre, voorlopige - geçici tahmin -RAMMEIEN: f, g, (rammeide, h, gerammeid) sertçe vurmak, vurup çökertmek -RAMMEL: d, (-s) (klap) tokat, şamar, dayak -RAMMELAAR: d, (-s) 1 (speelgoed) çıngırak, 2 (mannetjes konijn) erkek tavşan, -RAMMELEN: I f, gs, (rammelde, h, gerammeld) takırdamak, tıkırdamak, takur tukur etmek, şangırdamak, şıngırdamak, - van de honger açlıktan midesi guruldamak, II g, iemand door elkaar - birini iyice hırpalamak, sarsmak, silkmek, silkelemek -RAMMELKAST: d, (- en) kırık dökük şey, (oude auto) taka araba -RAMMEN: f, g, (ramde, h, geramd) tokmaklamak, tokmakla vurmak, çakmak -RAMMENAS: d, (- sen) bot, karaturp, bayırturpu -RAMP: d, (- en) felaket, büyük kaza, facia, bela, spoorweg- demiryolu felaketi, vlieg- uçak kazası, uçak faciası -RAMPENFONDS: h, (- en) felaketzadelere yardım fonu -RAMPENPLAN: h, (- nen) felaket önleme/tedbir planı -RAMPGEBIED: h, (- en) felaket bölgesi -RAMPSPOED: d, (- en) 1 (onheil) felaket, kaza, bela, 2 (tegenspoed) aksilik, talihsizlik, terslik -RAMPSPOEDIG: s, z, felaket dolu, feci, facialı -RAMPZALIG: s, z, uğursuz, hayırsız, yomsuz, meşum, (ongelukkig) mutsuz, -RAMSJ: d, tapon mal, mezat malı, (verkoop) tapon satışı, elde kalan malı ucuz satış -RANCUNE: d, (-s) hınç, garaz, kin -RANCUNEUS: s, nefret dolu, kinci, hınç besleyen, garazcı -RAND: d, (- en) 1 kenar, (sier-) kaytan, şerit, tiriz, 2 (grens) kenar, sınır, kıyı, 3 (montuur) çerçeve -RANDAPPARATUUR: d, (...turen) kompütür ek cihazı, ek araç -RANDEN: f, g, (randde, h, gerand) kenarlamak, kenar geçirmek -RANDGEBEUREN: h, marjinal olaylar -RANDGEMEENTE: d, (-n) yörekent belediyesi -RANDSCHRIFT: h, (- en) kenar yazısı -RANDSTAD: d, yörekent -RANDVERSIERING: d, (- en) kenar süsü, kaytan -RANDVOORWAARDE: d, (-n) önkoşul, sınırlayıcı önkoşul -RANG: d, (- en) 1 thea/tiy film/sin sıra, dizi, saf, 2 (v, ambtenaar) derece, rütbe, mevki, een hoge - bekleden yüksek mevkide bulunmak, yüksek bir mevkiyi işgal etmek, van de eerste - birinci sınıf, birinci dereceden, birinci mevkiden, van gelijke - aynı rütbeden, 3 (stand) sınıf, seviye, aşama -RANGEERDER: d, (-s) manevracı -RANGEERLIJN: d, (- en) manevra hattı -RANGEERTERREIN: h, (- en) trenlerin manevra sahası -RANGEREN: f, g, (rangeerde, h, gerangeerd) 1 (op een ander spoor zetten) manevra yaptırmak, 2 (los maken) vagonları ayırmak -RANGGETAL: h, (- len) sıra sayısı -RANGLIJST: d, (- en) mil/ask kıdem defteri, kıdem listesi -RANGNUMMER: h, (-s) rütbe numarası -RANGORDE: d, rütbe sırası, rütbe düzeni -RANGSCHIKKEN: f, g, (rangschikte, h, gerangschikt) tertip etmek, düzene koymak, sıraya koymak, dizmek, sıralamak, tasnif etmek (indelen in soorten) sınıflamak -RANGSCHIKKING: d, (- en) 1 düzen, sıra, dizi, 2 (classificatie) sınıf, sınıflama -RANGTELWOORD: h, (- en) sıra sayısı, -RANJA: d, portakal limonatası -RANK: I d, (- en) bot, filiz, sürgün II s, z, ınce, ince ve uzun, fidan gibi -RANKHEID: d, incelik -RANONKEL: d, (-s) bot, düğünçiçeği, turnaayağı -RANS: s, kokuşmuş, bozulmuş -RANSEL: d, (-s) 1 mil/ask sırt çantası, 2 iemand een pak - geven birini pataklamak, dövmek -RANSELEN: f, g, (ranselde, h, geranseld) dövmek, dayak atmak, ıslatmak, benzetmek -RANTSOEN: h, (- en) (spijs, drank) porsiyon, tabak, mil/ask günlük tayın, erzak, op - stellen tayına bağlamak -RANTSOENEREN: f, g, (rantsoeneerde, h, gerantsoeneerd) tayına bağlamak -RANTSOENERING: d, (- en) tayın tespiti -RANZIG: s, bozulmuş, kokuşmuş, acılaşmış -RAP: s, z, (- per, - st) 1 (snel) çabuk, hızlı, tez, 2 (flink) uyanık, açıkgöz -RAPAILLE: h, ayaktakımı, lümpen takımı -RAPEN: f, g, (raapte, h, geraapt) (verzamelen) toplamak, biriktirmek -RAPIER: h, (- en) ince kılıç, meç -RAPPEL: h, (-s) 1 (v, gezant) geriçağırış, 2 (aanmanning) uyarı, hatırlatma -RAPPORT: h, (- en) 1 rapor, een - over iets uitbrengen bir şey hakkında rapor yazmak, - van iets maken bir şeyi rapor etmek, 2 (school-) karne -RAPPORTAGE: d, rapor etme -RAPPORTCIJFER: h, (-s) karne notu -RAPPORTEREN: f, g, (rapporteerde, h, gerapporteerd) rapor etmek, bildirmek, haber vermek -RAPPORTEUR: d, (-s) 1 muhabir, 2 raportör, sözcü -RAPUNZEL: d, (-s) bot, bir tür çançiğeci -RARITEIT: d, (- en) ender şey, değerli şey -RAS: I h, (- sen) soy, ırk, gekruiste - sen melez ırklar II s, z, (- ser, - t) tez, hızlı, süratli, çabuk, hızlı hızlı -RASECHT: s, saf kan, saf ırk -RASHOND: d, (- en) cins köpek -RASP: d, (- en) rende -RASPAARD: h, (- en) cins at -RASPEN: f, g, (raspte, h, geraspt) rendelemek -RASSENHAAT: d, ırklararası nefret, ırkçılık -RASSENDISCRIMINATIE: d, ırk ayırımı -RASSENSTRIJD: d, ırk çatışması -RASSENTHEORIE: d, (- en) ırkçılık teorisi -RASSENVERSCHIL: h, (- len) ırk farkı -RASTER: h, d, (-s) 1 çıta, 2 (netwerk) tech/tek kafes, tram, klişe -RASZUIVER: s, cins, saf kan, saf ırktan -RAT: d, (- ten) iri fare, büyük sıçan, keme, zo kaal als een - çok yoksul, een oude rot - eski kulağı kesik, eski kurt -RATAPLAN: I davul sesi, dum dum, II d, (rommel) pılı pırtı, ıvır zıvır, öteberi -RATATOUILLE: d, Fransız türlüsü, sebze yemeği -RATEL: d, (-s) 1 (v, ratelslang) çıngırak, 2 (babbelaar) çalçene, cırcır, geveze -RATELAAR: d, (-s) geveze, çalçene, cırcır, çenesi düşük -RATELEN: f, gs, (ratelde, h, gerateld) 1 takırdarnak, tıkırdamak, çangırdamak, şıkırdamak, 2 (babbelen) çok ve çok hızlı konuşmak, kaynatmak, gevezelik etmek, çene yarıştırmak, çene çalmak, çan çan etmek -RATELSLANG: d, (- en) çıngıraklı yılan -RATIFICATIE: d, (-s) tasdik, onay, ratifikasyon -RATIFICEREN: f, g, (ratificeerde, h, geratificeerd) onaylamak, tasdik etmek, een verdrag - anlaşma onaylamak -RATIO: d, 1 (rede) akıl, 2 (evenredigheid) oran, nispet, 3 (beweegreden) mantık -RATIONAAL: s, rasyonel, rationale getallen rasyonel sayılar -RATIONALISATIE: d, (-s) rasyonalizasyon -RATIONALISEREN: f, g, (rationaliseerde, h, gerationaliseerd) econ/ekon rasyonalize etmek, rasyonelleştirmek -RATIONALISME: h, usçuluk, akılcılık, rasyonalizm -RATIONALIST: d, (- en) usçu, akılcı, rasyonalist -RATIONALISTISCH: s, z, rasyonel, usçuluğa ait -RATIONEEL: s, (...neler, - st) rasyonel, mantıksal, akla dayanan, hesaplı -RATJETOE: d, h, fig/mec karmakarışıklık -RATS: in de - zitten çok korkmak, korkudan ödü patlamak, korku ve dehşet içinde olmak, korkudan üç buçuk atmak -RATTENKRUIT: h, sıçanotu, arsenik -RATTENVANGER: d, (-s) sıçan tutan -RAUW: s, z, 1 pişmemiş, çiğ, - vlees çiğ et, pişmemiş et, iemand wel - lusten birini çiğ çiğ yemek istemek, 2 (open) açık, derisi soyulmuş, yüzülmüş, kanlı, een - e wonde açık yara, 3 (v, geluid) cırtlak, kaba, sevimsiz, pürüzlü, boğuk, nahoş, 4 (v, vruchten) olmamış, harn, 5 (v, woorden, persoon) kaba, terbiyesiz, yontulmamış, çirkin, hödük -RAUWKOST: d, sebze, çiğ yiyecek -RAUZEN: (rausde, h, gerausd) 1 (vechten) kavga çıkarmak, 2 (lawaai schoppen) ortalığı velveleye vermek, 3 (met auto) çok hızlı sürmek, delice araba sürmek -RAVAGE: d, (-s) yıkıntı, harabe -RAVENZWART: s, simsiyah, kömür gibi, kuzguni -RAVIJN: h, (- en) koyak, (weg) çukur yol -RAVITAILLEREN: f, g, (ravitailleerde, h, geravitailleerd) yiyecek sağlamak, gıda maddeleri sağlamak -RAVITAILLERING: d, yiyecek/gıda maddeleri sağlama -RAVOTTEN: f, gs, (ravotte, h, geravot) boğuşarak oynamak, boğuşmak -RAYON: I h, d, (-s) 1 (afdeling) şube, daire, reyon, 2 (gebied) saha, mıntıka, bölge II h, (stofnaam) suni ipek, -RAYONGAREN: h, (-s) suni ipek ipliği -RAZEN: f, gs, (raasde, h, geraasd) (woeden) azmak, kudurmak, zıvanadan çıkmak, çok kızmak, het water raast in de ketel su çaydanlıkta ötüyor, fokur fokur kaynıyor -RAZEND: s, z, kuduruk, gözü dönmüş, azgın, azılı, çılgın, çileden çıkmış, çıldırmış, - maken çileden çıkartmak, deli etmek, sinir etmek, (heel erg) aşırı, şiddetli, fena, çok, een - e pijn şiddetli acı, - op iemand zijn birine ateş püskürmek, birine çok kızmak, ben je -? keçileri mi kaçırdın? - veel plezier hebben delicesine eğlenmek, zij is - verliefd op hem ona sırılsıklam aşık, delicesine vurulmuş -RAZERNIJ: d, çılgınlık, azgınlık, kudurukluk, çılgınca hınç -RAZZIA: d, (-s) baskın, polis baskını -RE: d, (-s) muz/müz re, re notası -REACTIE: d, (-s) 1 tepki, reaksiyon, 2 scheik/kim tepkime, 3 pol, irtica, gericilik, tutuculuk -REACTIESNELHEID: d, 1 tepki hızı, 2 scheik/kim tekime hızı -REACTIONAIR: d, (- en) gerici, mürteci, tutucu, irticacı, eski kafalı -REACTIVEREN: f, g, (reactiveerde, h, reactiveerd) yeniden harekete geçirmek -REACTOR: d, (- s, - en) scheik/kim reaktör -READER: d, (-s) (okuma malzemesi olarak) okuma kitabı -REAGEERBUIS: d, (...buizen) deney tüpü -REAGEERBUISBABY: d, (-s) tüp bebek -REAGEERPAPIER: h, deney kağıdı -REAGEREN: f, gs, (reageerde, h, gereageerd) 1 tepki göstermek, - op -(y)a/e tepki göstermek, niet - cevap vermemek, mukabele etmemek, tınlamamak, bana mısın dememek, 2 scheik/kim etkimek -REALISATIE: d, (-s) (verwezenlijking) gerçekleştirme -REALISEREN: f, g, (realiseerde, h, gerealiseerd) gerçekleştirmek, hakikatleştirmek, zich iets - bir şeyi anlamak, idrak etmek, tasavvur etmek -REALISME: h, gerçekçilik, realizm -REALIST: d, (- en) gerçekçi, realist -REALISTISCH: s, z, gerçekçi, gerçeğe uygun, realist -REALITEIT: d, (- en) gerçeklik, gerçek, hakikat, realite, olgu -REANIMATIE: d, med/tıb yeniden canlanış -REANIMEREN: (reanimeerde, h,gereanimeerd) yeniden canlandırmak, narkozdan kurtarmak -REBEL: d, (- len) isyancı, başkaldıran, asi, şaki -REBELLENLEIDER: d, (-s) isyan lideri -REBELLEREN: f, gs, (rebelleerde, h, gerebelleerd) isyan etmek, ayaklanmak, serkeşlik etmek -REBELLIE: d, (- en) isyan, başkaldırı, ayaklanma -REBELS: s, asi, serkeş, isyancı -REBUS: d, (- sen) bir tür bulmaca -RECALCITRANT: s, inatçı, serkeş -RECAPITULATIE: d, (-s) özet -RECAPITULEREN: f, g, (recapituleerde, h, gerecapituleerd) özetlemek -RECENSENT: d, (-s) eleştirmen, tenkitçi -RECENSEREN: f, g, (recenseerde, h, gerecenseerd) eleştirmek, tenkit etmek -RECENSIE: d, (-s) eleştiri, tenkit, eleştirel değerlendirme -RECENT: s, yeni, yeni olmuş, yakında olmuş, az önce olan -RECENTELIJK: z, son zamanlarda, son günlerde -RECEPT: h, 1 (v, dokter) reçete, 2 (v, spijzen) yemek tarifi -RECEPTENBOEK: h, (- en) 1 yemek kitabı, 2 ( v, apothekers) reçete kayıt defteri -RECEPTIE: d, (- s, ...tien) 1 resepsiyon, nieuwjaars- yeni yıl resepsiyonu, 2 (v, hotelenz,) resepsiyon, -RECEPTIEKAMER: d, (-s) kabul odası -RECEPTIONIST: d, (- en) (erkek) resepsiyon memuru, de - van een hotel otel resepsiyon memuru -RECEPTIONISTE: d, (-n) (bayan) resepsiyon -RECES: h, ara, tatil, op - gaan ara vermek, tatile çıkmak -RECESSIE: d, (-s) econ/ekon geri gidiş, kötüye gidiş, iktisadi düşüş -RECESSIEF: s, z, dominant olmayan, resesif -RECETTE: d, (-s) (geld) hasılat, gişe hasılatı -RECHERCHE: d, (-s) kovuşturma, soruşturma, tatkikat, (afdeling) soruşturma şubesi, tatkikat dairesi -RECHERCHEUR: d, (-s) sivil polis, soruşturma polisi -RECHT: I s, z, 1 (niet gebogen) dik, düz, doğru, een - e lijn doğru çizgi, - als een kaars dimdik, ok gibi, een - e hoek dik açı, - evenredig zijn doğru orantılı olmak, 2 (eerlijk, rechtvaardig) doğru, dürüst, de - e weg doğru yol, 3 hij zit - tegenover mij tam karşımda oturuyor, II h, (- en) 1 hak, yetki, - en van de mens insan hakları, - van vergadering toplantı hakkı, - van preferentie yeğlik hakkı, rüçhan hakkı, - van spreken hebben konuşma hakkı olmak, het - hebben om... - meye hakkı olmak, - hebben op iets bir şeyde hakkı olmak, - hebben op pensioen emekli aylığına hakkı olmak, 2 (wet) hukuk, yasa, tüze, het Romeins - Roma hukuku, het burgerlijk - medeni hukuk, - en studeren hukuk okumak, 3 (belasting) harç, vergi, invoer- en ihracat vergisi, 4 (gerechtigheid) adalet, hakkaniyet, tot zijn - komen yerini bulmak, çok uygun olmak -RECHTAAN: z, rechttoe - direkt, dosdoğru, en kolay ve kestirmeden, direkt hedefe yönelik -RECHTBANK: d, (- en) mahkeme -RECHTDOOR: z, direkt, dosdoğru, dümdüz, sapmadan, doğru -RECHTE: d, (-n) geom, doğru çizgi -RECHTELOOS: s, 1 (zonder rechten) haksız, 2 (waar geen recht heerst) anarşik, kanunsuz -RECHTEN: I f, g, (rechtte, h, gerecht) düzletmek, doğrultmak II d, mv/çoğ hukuk -RECHTENS: z, yasaya göre, kanunen -RECHTER: d, (-s) hâkim, yargıç II s, sağ -RECHTERARM: d, (- en) sağ kol -RECHTERBEEN: h, (...benen) sağ bacak -RECHTERHAND: d, (- en) 1 sağ kol, 2 fig/mec sağ kol, en önemli yardımcı, dayanak -RECHTERKANT: d, (- en) sağ taraf -RECHTERLIJK: s, adli, yargısal, de - e macht yargı erki, kaza kuvveti, een - onderzoek adli tahkikat -RECHTEROOG: h, (...ogen) sağ göz -RECHTEROOR: h, (...oren) sağ kulak -RECHTERSTOEL: d, (- en) hâkim kürsüsü -RECHTERVLEUGEL: d, (-s) sağ kanat -RECHTERVOET: d, (- en) sağ ayak -RECHTERWANG: d, (- en) sağ yanak -RECHTERZIJDE: d, 1 sağ taraf, 2 pol, sağ kanat -RECHTGEAARD: s, esas, asıl, öz, özüne uygun -RECHTGELOVIG: s, mümin, ortodoks, inançlarına sadık -RECHTHEBBENDE: d, (-n) hak sahibi -RECHTHOEK: d, (- en) geom, dikdörtgen -RECHTHOEKIG: s, z, dik açılı -RECHTHOEKSZIJDE: d, (-n) dik kenar -RECHTLIJNIG: s, z, 1 doğrulu, doğrusal, 2 (begrensd door recht lijnen) dik çizgili, doğru çizgili, 3 fig/mec (consequent) tutarlı -RECHTMATIG: s, z, kanuni, yasal, meşru, haklı -RECHTMATIGHEID: d, meşruluk, kanunilik, haklılık -RECHTOP: z, dikine, dik -RECHTOPSTAAND: s, dikey, dik, düşey, dimdik duran -RECHTS: s, z, 1 sağ, sağda olan, sağ tarafta bulunan, - houden sağdan gitmek, yolun sağını tutmak, 2 (naar de rechterzijde) sağa, sağa doğru, 3 - zijn sağ olmak, sağ elini kullanmak, 4 pol, sağcı, sağ, tutucu, - e partijen sağ partiler, een - e regering sağcı hükümet -RECHTSAF: z, sağa, sağa doğru, - slaan sağa sapmak, sağa dönmek, sağa çark etmek -RECHTSBACK: d, (-s) sağbek, sağ geri -RECHTSBEGRIP: h, (- pen) 1 sağduyu, 2 (juridisch begrip) adalet anlayışı -RECHTSBEVOEGD: s, hukuki haklardan yararlanma yetkisine sahip, iedereen is - herkes hukuki hakklardan yararlanma yetkisine sahiptir -RECHTSBIJSTAND: d, hukuki yardım -RECHTSCHAPEN: s, z, adil, dürüst, namuslu, doğru, güvenilir -RECHTSCHAPENHEID: d, doğruluk, dürüstlük -RECHTSGANG: d, jur/huk işlem, dava süreci -RECHTSGEBIED: h, kaza dairesi, yetki dairesi -RECHTSGEBRUIK: h, (- en) kanuni formalite -RECHTSGEDING: h, (- en) jur/huk dava -RECHTSGELDIG: s, z, yasal geçerli, yasal, kanuni, meşru -RECHTSGELDIGHEID: d, yasal geçerlilik, kanuni muteberlik -RECHTSGELEERD: s, hukukçu, hukuk uzmanı olan -RECHTSGELEERDE: d, (-n) hukukçu -RECHTSGELEERDHEID: d, hukuk, hukuk bilgisi -RECHTSGELIJKHEID: d, yasal eşitlik -RECHTSGEVOEL: h, sağduyu, adalet anlayışı -RECHTSGROND: d, (- en) yasal dayanak -RECHTSHANDIG: s, sağ, sağ elini kullanan -RECHTSHULP: d, hukuki yardım, Bureau voor Rechtshulp Hukuksal yardım Bürosu -RECHTSINGANG: d, - aan een klacht geven şikayetin görüşülebileceğini tebliğ etmek -RECHTSKUNDIG: s, hukukla ilgili, hukuksal, kanuni, adli -RECHTSMIDDEL: h, (- en) kanuni yol -RECHTSMISBRUIK: h, (- en) kanunu suiistimal, kanunu kötüye kullanma -RECHTSOM: z, sağa, sağa doğru, -! sağa dön! -RECHTSOMKEERT: - maken dönüp gitmek, mil/ask sağa çark etmek -RECHTSPERSOON: d, (...sonen) tüzelkişi -RECHTSPERSOONLIJKHEID: d, tüzelkişilik -RECHTSPLEGING: d, (- en) yargı, yargılama, militaire - askeri yargı -RECHTSPOSITIE: d, hukuki durum, hukusal durum, hukuksal konum -RECHTSPRAAK: d, 1 yargı, 2 (jurisprudentie) içtihat -RECHTSPRAKTIJK: d, hukuk uygulaması, hukuk pratiği -RECHTSPREKEN: f, gs, (sprak recht, h, rechtgesproken) (kanuni) hüküm vermek -RECHTSSTAAT: d, (...staten) hukuk devleti -RECHTSSTELSEL: h, (-s) hukuk sistemi -RECHTSTANDIG: s, z, dikey, düşey, dik -RECHTSTERM: d, (- en) hukuk terimi -RECHTSTREEKS: s, z, direkt, doğrudan doğruya, dolaysız, in - verband met ile direkt ilişkili, een - e verbinding direkt bağlantı -RECHTSVERKRACHTING: d, (- en) kanuna tecavüz, kanunu ihlal -RECHTSVERVOLGING: d, (- en) kanuni kovuşturma, kanuni tahkikat -RECHTSVOOR: z, sağa ileri -RECHTSVORDERING: d, (- en) 1 (eis, aanklacht) talep, hak iddiası, 2 (procesrecht) dava usulü kanunu -RECHTSWEGE: z, van - kanunen, kanuna göre, kanun gereğince -RECHTSWETENSCHAP: d, hukuk, hukuk bilimi -RECHTSWINKEL: d, (-s) hukuki danışmanlık kurumu, hukuksal tavsiye merkezi -RECHTSZAAK: d, (...zaken) dava -RECHTSZAAL: d, (...zalen) mahkeme salonu, duruşma salonu -RECHTSZEKERHEID: d, jur/huk yasal güvence -RECHTSZITTING: d, (- en) yargıçlar toplantısı -RECHTTOE: z, - rechtaan en kestirmeden, dosdoğru -RECHTTREKKEN: (trok recht, h, rechtgetrokken) düzeltmek, iyileştirmek -RECHTUIT: z, 1 doğru ileriye, ileriye doğru, 2 (oprecht) açık, açıkça, kıvırtmadan, uluorta, açıktan açığa -RECHTVAARDIG: s, z, 1 (gewettigd) kanuna uygun, yasal, hakkaniyetli, 2 (rechtschapen) doğru, hakkaniyetli, dürüst, tarafsız, adaletli -RECHTVAARDIGHEID: d, adalet, sociale - sosyal adalet -RECHTZETTEN: f, g, (zette recht, h, rechtgezet) düzeltmek, doğrultmak, (v,fouten enz,) tashih etmek, düzeltmek, kafalı, dinine bağlı, -RECHTZINNIG: s, z, sağ ortodoks -RECHTZINNIGHEID: d, dine bağlılık, dincilik, müminlik, ortodoksluk -RECIDIVE: d, (-s) jur/huk tekerrür -RECIDIVIST: d, (- en) mükerrir sabıkalı -RECIPIEREN: f, gs, (recipieerde, h, gerecipieerd) (receptie houden) ziyafet vermek, (ontvangen) kabul etmek, ağırlamak -RECITAL: h, (-s) resital -RECITEREN: f, g, (reciteerde, h, gereciteerd) ezberden okumak, söylemek -RECLAMANT: d, (- en) talepçi, şikayetçi -RECLAMATIE: d, (-s) 1 (bezwaarschrift) itiraz yazısı, 2 (klacht) şikayet -RECLAME: d, (-s) reklam, - maken voor een artikel bir malm reklamını yapmak, - voor zichzelf kendi reklamını yapmak -RECLAMEREN: f, gs, (reclameerde, h, gereclameerd) ergens over - bir şeye itiraz etmek, bir şey hakkında şikayette bulunmak -RECLASSEREN: f, g, (reclasseerde, h, gereclasseerd) yeniden topluma kazandırmak -RECLASSERING: d, topluma kazandırma -RECLASSERINGSPOGING: d, (- en) topluma kazandırma çabası -RECOMMANDEREN: f, g, (recommandeerde, h, gerecommandeerd) tavsiye etmek, salık vermek, iemand - birini salık vermek -RECONSTRUCTIE: d, (-s) yeniden inşa -RECONSTRUEREN: f, g, (reconstrueerde, h, gereconstrueerd) yeniden inşa etmek, yeniden dikmek, yeniden düzenlemek -RECORD: h, (-s) rekor, het - breken rekor kırmak, de houder van een - rekor sahibi -RECORDAANTAL: h, (- len) rekor sayısı -RECORDER: d, (-s) yazıcı -RECORDHOOGTE: d, (-n) rekor tavanı -RECORDHOUDER: d, (-s) (erkek) rekor sahibi -RECORDHOUDSTER: d, (-s) (bayan) rekor sahibi -RECORDOMZET: d, (- ten) rekor devir/hasılat -RECREATIE: d, (-s) dinlenme, istirahat, kafa dinlendirme, eğlenti, boş zaman geçirme -RECREATIEF: s, dinlenmeye yönelik -RECREATIEPARK: h, (- en) dinlenme parkı -RECREATIESPORT: d, dinlenme sporu -RECREATIEZAAL: d, (...zalen) dinlenme salonu, eğlence salonu -RECREEREN: f, gs, (recreeerde, h, gerecreeerd) dinlenmek, kafa dinlemek, istirahat etmek, boş zaman geçirmek, eğlenmek -RECRUTEREN: f, g, (recruteerde, h, gerecruteerd) mil/ask (asker) toplamak, seçmek -RECRUUT: d, (...ruten) acemi asker -RECTAAL: s, rektuma ait, gödene ait (kalın barsağın son kısmı) -RECTIFICATIE: d, (-s) (v,fout) tashih, doğrultma, düzeltme -RECTIFICEREN: f, g, (rectificeerde, h, gerectificeerd) tashih etmek, düzeltmek -RECTOR: d, (- en, - s) 1 (v, school) müdür, (v, universiteit) - magnificus rektör, 2 manastır idarecisi, papaz -RECTORAAT: h,(...raten) 1 (v, lyceum) müdürlük, 2 (v, üniversiteit) rektörlük -RECTRICE: d, (rectrices) (bayan) rektör -RECTRIX: d, (rectrices) (bayan) rektör -RECU: h, (v, bagage) 1 etiket, bagaj etiketi, 2 makbuz, alındı belgesi -RECUPEREREN: f, gs, (recupereerde, h,gerecupereerd) yeniden kuvvet ve enerji kazanmak, -RECYCLEN: (recycelde, h, gerecyceld) (kullanılmış şeyleri) yeniden kullanmak, yeniden kullanıma hazırlamak -RECYCLING: d, kullanılmış şeyleri yeniden kullanma -RED: redactör, -REDACTEUR: d, (- en, - s) redaktör, yazı işleri müdürü -REDACTIE: d, (-s) redaksiyon -REDACTIEBUREAU: h, (-s) redaksiyon bürosu -REDACTIONEEL: s, redaksiyonla ilgili, redaksiyona ait -REDACTRICE: d, (-s) bayan redaktör, yazı yazan, metin düzelten -REDDELOOS: s, z, kurtarılamaz, düzeltilemez, onarılmaz, çaresiz, ümitsiz, zij is - verloren çaresiz terkedilmiş -REDDEN: f, g, (redde, h, gered) kurtarmak, een kind van de dood - bir çocuğu ölümden kurtarmak, ölümden döndürmek, iemand het leven - birinin hayatını kurtarmak, de zaak - işi kurtarmak, de situatie - durumu kurtarmak, vaziyeti kurtarmak, zich weten te - başının çaresine bakmasını bilmek, ik red me wel ben idare ederim, ben başımın çaresine bakarım -REDDER: d, (-s) kurtarıcı, de Redder Hızır -REDDING: d, (- en) kurtuluş, kurtarma -REDDINGSACTIE: d, (-s) kurtarma çalışması, kurtarma çabası -REDDINGSBOEI: d, (- en) cankurtaran simidi -REDDINGSBOOT: d, (...boten) cankurtaran sandalı, filika -REDDINGSBRIGADE: d, (-s) kurtarma ekibi -REDDINGSGORDEL: d, (-s) cankurtaran simidi -REDDINGSPLOEG: d, (- en) kurtarma ekibi -REDDINGSVEST: h, (- en) cankurtarma yeleği -REDDINGSWERK: h, kurtarma işi -REDE: d, 1 akıl, us, iemand tot - brengen birinin aklını başına toplatmak, birinin aklını başına devşirtmek, aklını başına getirmek, niet voor - vatbaar zijn laf dinlememek, söz anlamamak, 2 (-s) (toespraak) konuşma, een - houden konuşma yapmak, iemand in de - vallen birinin konuşmasını kesmek, lafını kesmek, sözünü kesmek, afscheids- veda konuşması, vrije - nesir, düzyazı -REE: d, (reden) scheep/den dış liman, demirleme yeri -REDEKAVELEN: f, gs, (redekvalde, h,geredekaveld) over iets - bir şey üzerine tartışmak, görüş alış verişi yapmak -REDELIJK: s, z, 1 mantıklı, akıllı, de mens is een - wezen insan akıllı bir varlıktır, 2 (op de rede gebaseerd) mantığa dayanan, 3 (billijk) makul, uygun, ölçülü, ılımlı, kabul görür, een - voorstel makul bir öneri, 4 (tamelijk) nispeten, - goed nispeten iyi, fena sayılmaz, idare eder, 5 (tamelijk groot) mutedil, geçer, geçerli, kayda değer, - succes kayda değer bir başarı, 6 (niet slecht) orta halli, orta derecede, fena değil, de patient is - goed hasta fena değil, een taal - spreken bir dili orta derecede konuşmak -REDELIJKERWIJS: z, haklı olarak, makul düşünülürse -REDELIJKERWIJZE: z, haklı olarak, makul düşünülürse -REDELIJKHEID: d, (verstandigheid) 1 (verstandigheid) mantıklılık, 2 (rechtvaardigheid) adalet, hakkaniyet -REDELOOS: s, z, (...lozer, - st) 1 akılsız, mantıksız, 2 (ongegrond) asılsız, temelsiz, yersiz, aklı olmayan, akla dayanmayan, akıl dışı, gerekçesiz, sebepsiz -REDELOOSHEID: d, akılsızlık, mantıksızlık, izansızlık -REDEN: d, (- en) (oorzaak) neden, sebep, (motief) gerekçe, - van bestaan varoluş nedeni, wettige - en yasal gerekçeler, zonder - gerekçesiz, nedensiz, om - en van gezondheid sağlık nedeniyle, - hebben om ... - maya/meye nedeni olmak -REDENAAR: d, (-s) konuşmacı, hatip, belağatçı, belağat ustası -REDENAARSTALENT: h, (- en) konuşma hüneri, belağat yeteneği -REDENATIE: d, (-s) 1 (gedachtengang) muhakeme, 2 (bewijsvoering) ispat, tanıt, ispatlama biçimi, konuşma, -REDENEREN: f, g, (redeneerde, h, geredeneerd) 1 muhakeme etmek, - over hakkında konuşmak, hij redeneert zo... şöyle düşünüyor, öyle akıl yürütüyor, -REDENERING: d, (- en) 1 (gedachtengang) muhakeme, 2 (bewijsvoering) ispat, tanıt, ispatlama biçimi, konuşma -REDENGEVEND: s, z, nedensel, neden belirten -REDER: d, (-s) gemici, armatör, gemi sahibi -REDERIJ: d, (- en) 1 gemi donatma, 2 gemi donatma şirketi -REDERIJKER: d, (-s) belağatçi, hatip -REDERIJKERSKUNST: d, belağat sanatı, hatiplik -REDETWIST: d, (- en) tartışma, münakaşa -REDETWISTEN: f, gs, (redetwistte, h, geredetwist) - over hakkında tartışmak, üzerinde münakaşa etmek -REDEVOERING: d, (- en) nutuk, een - houden nutuk çekmek -REDIGEREN: f, g, (redigeerde, h, geredigeerd) 1 (v, krant) redaksiyonunu yapmak, basıma hazırlamak, 2 (v, tekst) daha güzel kaleme almak -REDMIDDEL: h, (- en) çare, çıkar yol -REDRES: h, düzeltme, tamir -REDRESSEREN: f, g, (redresseerde, h, geredresseerd) düzeltmek, doğrultmak, tashih etmek -REDUCEREN: f, g, (reduceerde, h, gereduceerd) azaltmak, indirmek, düşürmek, -REDUCTIE: d, 1 (v,prijs) düşüş, iniş, indirim, 2 scheik/kim redüksiyon, 3 wisk/mat sadeleştirme -REE: d, h, (- en) zo, karaca -REEBOK: d, (- ken) zo, erkek karaca -REEDS: z, şimdiden, çoktan, -REEEL: s, gerçek, hakiki, asıl, gerçekçi, -REEF: h, (reven) scheep/den camadan -REEGEIT: d, (- en) dişi karaca -REEKALF: h, (...kalveren) karaca yavrusu -REEKS: d, (- en) sıra, dizi, seri, silsile, een - van rampen felaketler silsilesi, een rekenkundige - matematiksel dizi -REEP: d, (repen) (v, stof) ensiz, çubuk, dalga, çizgi, yol -REET: d, (reten) 1 vulg/k (billen) göt, popo, kıç, 2 (spleet) yarık, aralık, açıklık -REFERAAT: h, (...raten) rapor -REFERENDARIS: d, (- sen) şube müdürü -REFERENDUM: h, (- s, - da) halkoylaması, halkoyu, referandum -REFERENT: d, (- en) 1 raportör, 2 (deskundige) uzman, eksper -REFERENTIE: d, (- s, ...tien) referans -REFERENTIEKADER: h, (-s) bakış çerçevesi -REFEREREN: f, g, (refereerde, h, gerefereerd) 1 (berichten) rapor vermek, 2 (wijzen naar) göstermek, işaret etmek -REFERTE: d, (-s) referans, müracaat, onder (met) - aan uw schrijven yazınızla ilgili olarak, yazınıza istinaden -REFLECTEREN: I f, g, (reflecteerde, h, gereflecteerd) yansıtmak, II gs, op - -(y)a/e talip olmak, op een advertentie - bir ilana cevap yazmak -REFLECTIE: d, (-s) 1 (terugkaatsing) yansıma, aksetme, 2 (overweging) düşünme -REFLECTOR: d, (- s, - en) aksettiren, reflektör -REFLEX: d, (- en) 1 (terugkaatsing) yansıma, akis, 2 psych/psik refleks, tepki,voorwaardelijke - şartlı tepki -REFLEXBEWEGING: d, (- en) tepki hareketi -REFORMATIE: d, (-s) reform, yenilik -REFORMATOR: d, (- en, - s) reformcu, yenilikçi -REFORMIST: d, (- en) reformist, yenilikçi -REFORMWINKEL: d, (-s) sağlıklı gıda maddeleri mağazası -REFREIN: h, (- en) nakarat -REGEERAKKOORD: h, (- en) koalisyon anlaşması -REGEERDER: d, (-s) yönetici, idareci, yöneten kimse, hükümdar -REGEL: d, (- s, - en) 1 (schrijflijn) mısra, satır, een paar - s schrijven aan iemand bir kaç satır yazı/mektup yazmak, op een nieuwe - beginnen yeni bir satıra başlamak, 2 (voorschrift) kural, ilke, kaide, şart, usul, een algemene - genel bir kural, in de - genelde, normal olarak, umumiyetle, een gulden - altın ögüt, iets doen volgens de - s der kunst kuralı kuralına yapmak, bir şeyi mükkemmel yapmak, vaste - kesin kural, de - voor de spelling heceleme kuralı, tegen alle - s bütün kurallara karşı, volgens de - s kurala göre, kurala uygun olarak, geen - zonder uitzondering istisnasız kural olmaz, istisnalar kaideyi bozmaz -REGELAAR: d, (-s) düzenleyici, regülatör -REGELAFSTAND: d, (- en) satır arası, mısra arası -REGELBAAR: s, ayarlanır -REGELEN: f, g, (regelde, h, geregeld) düzenlemek, tertip etmek, tanzim etmek, düzene sokmak -REGELGEVING: d, (- en) (verilmiş) talimat, kural -REGELING: d, (- en) düzenleme, düzen, kontrol, yönetmelik, talimat, een - treffen esasa bağlamak, dienst- hareket düzeni, gidiş geliş düzeni, iş/vardiye düzenini ayarlama, geboorte- doğum kontrolü -REGELMAAT: d, düzenlilik, met de - van de klok saat düzenliliğiyle, son derece düzenli -REGELMATIG: s, z, düzenli, nizamlı, intizamlı, muntazam, düzenli olarak, taalk/dilb kurallı, düzenli, - werkwoorden düzenli fiiller -REGELMATIGHEID: d, düzenlilik, düzen, nizam -REGELNEEF: d, (...neven) organizasyon hastası, her şeyi üzerine alan kimse -REGELRECHT: s, z, direkt, doğru, dosdogru -REGELTJE: h, (-s) satır, mısra -REGEN: d, (-s) yagmur, na - komt zonneschijn karanlığın sonu aydınlıktır, kış gider bahar gelir, her yokuşun bir inişi vardır, fig/mec een - van kogels kurşun yağmuru, van de - in de drup komen yağmurdan kaçarken doluya tutulmak -REGENACHTIG: s, yağmurlu -REGENBAK: d, (- ken) samıç -REGENBOOG: d, (...bogen) gökkuşağı, ebemkuşağı, -REGENBROEK: d, (- en) yağmur pantolonu -REGENBUI: d, (- en) sağanak -REGENDAG: d, (...dagen) yağmurlu gün -REGENDRUPPEL: d, (-s) yağmur damlası -REGENEN: f, gs, (het regende, h, geregend) yağmur yagmak, het regent dat het giet bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor, fig/mec het regent er geld su gibi para geliyor -REGENEREREN: f, g, (regenereerde, h, geregenereerd) 1 (weeraangroeien) yenilemek, yeniden büyümek, 2 (weer bruikbaar maken) yeniden kullanılır hale getirmek -REGENJAS: d, (- sen) yağmurluk -REGENKLEDING: d, yağmur elbisesi -REGENLUCHT: d, (- en) yağmur havası -REGENPAK: h, (- ken) yağmur elbisesi, yağmur geçirmez takım -REGENPIJP: d, (- en) çatı oluğu, yağmur borusu -REGENSCHERM: h, (- en) şemsiye -REGENSEIZOEN: h, (- en) yağmur mevsimi -REGENT: d, (- en) (v, vorst) hükümdar, kral, (v, weeshuis) idareci, yönetici -REGENTIJD: d, (- en) yağmur mevsimi, yağmur zamanı -REGENTON: d, (- nen) yağmur fıçısı -REGENTSCHAP: h, (- pen) hükümdarlık, saltanat, krallık -REGENVAL: d, yağış miktarı, gemiddelde - ortalama yağış miktarı -REGENVERZEKERING: d, (- en) yağmur sigortası -REGENVLAAG: d,(...vlagen) fırtınalı sağanak -REGENWATER: h, yağmur suyu -REGENWOLK: d, (- en) yağmur bulutu -REGENWORM: d, (- en) yersolucanı -REGENWOUD: h, bol yağmurlu bölge ormanı -REGEREN: I f, g, (regeerde, h, geregeerd) idare etmek, yönetmek, çekip çevirmek, een volk - halkı yönetmek, II gs, strenge heren - niet lang eşkiya dünyaya hükümdar olmaz, zalimin saltanatı kısa olur -REGERING: d, (- en) hükümet, saltanat, in de - komen başa geçmek, hükümete gelmek, onder de - van - nin hükümeti zamanında, saltanatı altında -REGERINGLOOS: s, hükümetsiz, anarşik -REGERINGSBELEID: h, hükümet politikası -REGERINGSBESLUIT: h, (- en) hükümet kararı -REGERINGSBLAD: d, (- en) resmi gazete -REGERINGSCOALITIE: d, (-s) hükümet koalisyonu -REGERINGSCOMMISSARIS: d, (- sen) hükümet komseri -REGERINGSCRISIS: d, (- sen, ...crises) hükümet krizi, kabinet bunalımı -REGERINGSLEIDER: d, (-s) hükümet başkanı -REGERINGSMEERDERHEID: d, kabine çoğunluğu -REGERINGSPARTIJ: d, (- en) hükümet partisi -REGERINGSVERANTWOORDELIJKHEID: d, hükümet sorumluluğu -REGERINGSVORM: d, (- en) hükümet şekli -REGERINGSWEGE: van - hükümet tarafından, hükümetçe, resmen -REGIE: d, (-s) film/sin thea/tiy reji, yönetme, (monopolie) tekel, inhisar -REGIME: h, (-s) 1 rejim, perhiz, 2 (bestuur) rejim, sistem, idare -REGIMENT: h, (- en) mil/ask alay -REGIO: d, (-s) yöre, bölge -REGIONAAL: s, z, bölgeye ait, mıntıkaya ait, bölgesel -REGIONALISME: h, bölgecilik, yörecilik -REGISSEREN: f, g, (regisseerde, h, geregisseerd) film/sin yönetmek, thea/tiy sahneye koymak -REGISSEUR: d, (-s) yönetmen, rejisör -REGISTER: h, (-s) 1 kayıt, kütük, sicil, sicil defteri, bevolkings- nüfus kütüğü, het - van de burgerlijke stand şahsi durum sicili, handels- ticaret sicil, 2 (index) indeks, dizin, fihrist -REGISTERACCOUNTANT: h, (-s) fermanlı muhasip -REGISTRATIE: d, tescil, kayıt -REGISTRATIEKOSTEN: d, mv/çoğ kayıt masrafları -REGISTRATIETOESTEL: h, (- len) kayıt cihazı -REGISTREREN: f, g, (registreerde, h, geregistreerd) kayıt yapmak, deftere geçirmek, kaydetmek, tescil etmek -REGLEMENT: h, (- en) tüzük, talimat, yönerge -REGLEMENTAIR: s, z, tüzüksel, tüzüge ait, tüzüğe göre -REGLEMENTEREN: f, g, (reglementeerde, h, gereglementeerd) düzene sokmak, nizama uydurmak, düzene bağlamak -REGRES: h, jur/huk tazminat talebi -REGRESRECHT: h, jur/huk tazminat talebi hakkı -REGRESSIE: d, (-s) geri çekilme/çekiliş -REGRESSIEF: s, gerileyen -REGULAIR: s, düzenli -REGULARISATIE: d, (-s) düzenleme -REGULARISEREN: f, g, (regulariseerde, h, geregulariseerd) düzenlemek, düzene sokmak, düzeltmek, intizama sokmak -REGULATEUR: d, (-s) nat/fiz regülatör, düzenleyici, (uurwerk) düzenli çalışan saat -REGULATIE: d, (-s) düzeltme -REGULEREN: (reguleerde, h, gereguleerd) düzenlemek, düzeltmek, düzene sokmak -REGULIER: s, düzenli, muntazam, nizamlı -REHABILITATIE: d, (-s) 1 med/tıb rehabilitasyon, eski haline geri getirme, 2 hand/tic iadei itibar -REHABILITEREN: f, g, (rehabiliteerde, h, gerehabiliteerd) eski haline getirmek, onarmak, iadei itibar etmek, zich - itibarını geri almak -REI: d, (- en) 1 koro, 2 (dans) halka dansı -REIDANS: d, (- en) halka dansı -REIGER: d, (-s) zo, balıkçıl -REIGERKOLONIE: d, (- s, - nien) balıkçılların yumurtlama yeri -REIGERSBEK: d, (- ken) bot, tumagagası -REIKEN: I f, gs, (reikte, h, gereikt) uzanmak, yetişmek, ulaşmak, naar iets - bir şeye uzanmak, II g, uzatmak, iemand de behulpzame hand - birine yardım eli uzatmak, birine yardım etmek, de hand - aan -(y)a/e el uzatmak -REIKHALZEN: f, gs, (reikhalsde, h, gereikhalsd) - naar hasretini çekmek, -(y)a/e can atmak -REIKWIJDTE: d, 1 (v, geweer) erim, menzil, ulaşılabilecek mesafe, 2 fig/mec önem,boyut -REILEN: zoals het reilt en zeilt gördüğün gibi -REIN: s, z, 1 temiz, pak, 2 (zedelijk) temiz, narnuslu, iffetli, dürüst, saf, 3 muz/müz pürüzsüz, tam, hatasız, iets in het - brengen bir şeyin yanlış anlaşılmasını önlemek, - dieren dince eti yenir hayvanlar -REINCARNATIE: d, (-s) ruh sıçraması -REINCULTUUR: d, (...culturen) bakteri çoğaltma -REINIGEN: f, g, (reinigde, h, gereinigd) temizlemek, paklamak, een wond - yarayı temizlemek temizlemek -REINIGING: d, (- en) temizlik -REINIGINGSDIENST: d, (- en) (belediye) temizlik/fen işi -REINIGINGSMIDDEL: h, (- en) deterjan, temizlik ilacı -REINIGINGSRECHT: h, (belediye) temizlik harçları -REIS: d, (reizen) yolculuk, seyahat, gezi, sefer, goede -! iyi yolculuklar! enkele - tek gidiş bileti, op - seyahatte, een trein- tren yolculuğu, een vlieg- hava/uçak yolculuğu -REISAPOTHEEK: d, (...theken) portatif ecza kutusu -REISAVONTUUR: h, (...turen) yolculuk macerası -REISBESCHRIJVING: d, (- en) seyahatname -REISBILJET: h, (- ten) seyahat bileti -REISBUREAU: h, (-s) seyahat bürosu, seyahat acentesi -REISCHEQUE: d, (-s) seyahat çeki -REIS EN VERBLIJFKOSTEN: d, mv/çoğ yol ve otel masrafları -REISGELD: h, seyahat parası -REISGENOOT: d, (...genoten) (erkek) seyahat arkadaşı, yol arkadaşı -REISGENOTE: d, (-n) (bayan) seyahat arkadaşı, yol arkadaşı -REISGEZELSCHAP: h, (- pen) seyahat kafilesi -REISGIDS: d, (- en) yolculuk kılavuzu, seyahat broşürü, (spoorboekje) tren rehberi, (persoon) rehber -REISKOFFER: d, (-s) bavul, valiz -REISKOSTEN: d, mv/çoğ seyahat masrafları -REISKOSTENVERGOEDING: d, (- en) seyahat/yolculuk harcırahı -REISLEIDER: d, (-s) kafile şefi -REISORGANISATIE: d, (-s) seyahat şirketi -REISORGANISATOR: d, (- s, - en) seyahat organizatörü -REISPLAN: h, (- nen) seyahat planı -REISTAS: d, (- sen) yol çantası -REISVAARDIG: s, seyahate hazır -REISVERZEKERING: d, (- en) seyahat sigortası -REIZEN: f, gs, (reisde, h, gereisd) yolculuk etmek, seyahat etmek, seyahate gitmek -REIZIGER: d, (-s) gezmen, yolcu, seyyah -REK: I d, (elasticiteit) esneme, esneyiş, elastikilik, esneklik II h, (- ken) (drager) raf, sergen, boeken- kitap rafı, borden- sergen, (v, kleren) elbise askısı, çamaşır askısı, (v, trein, bus) parmaklıklı raf, bagage- bagaj rafı, loop- parmaklıklı yürüme aracı -REKBAAR: s, esnek, elastiki -REKBAARHEID: d, esneklik -REKEL: d, (-s) erkek köpek, erkek kurt, fig/mec hödük, dağ ayısı -REKENAAR: d, (-s) hesapçı, hesap adamı, hesap uzmanı -REKENBOEK: h, (- en) matematik kitabı -REKENEN: I f, gs, (rekende, h, gerekend) hesap yapmak, uit het hoofd - kafadan hesaplamak, op iemand - birine güvenmek, itimat etmek, op iets - bir şeyi hesaba katmak, - tot/onder aralannda sayılmak, II g, 1 (in aanmerking nemen) göz önüne almak, hesaba katmak, 2 (veronderstellen) saymak, farz etmek, kabul etmek, zich ongelukkig - kendini mutsuz sanmak, reken maar! kesin gözüyle bak! -REKENFOUT: d, (- en) hesap hatası -REKENING: d, (- en) hesap, de - klopt niet hesap yanlış, dat is voor mijn - benim hesabıma, iets in - brengen bir şeyi hesaba yazmak/geçmek, - houden met iets/iemand bir şeyi/birini göz önünde bulundurrnak, dikkate almak, nazarı itibare almak, bir şeyi/birini hesaba katmak, op - kopen veresiye almak, op een nieuwe - overbrengen yeni hesaba geçmek, per slot van - her şey göz önüne alınırsa/alındığında, sonuçta, her şey iyi düşünüldüğünde -REKENING-COURANT: d, (- en- courant) cari hesap -REKENINGHOUDER: d, (-s) hesap sahibi -REKENKAMER: d, Sayıştay -REKENKUNDE: d, aritmetik -REKENKUNDIG: s, z, matematikle ilgili -REKENLES: d, (- sen) matematik dersi -REKENMACHINE: d, (-s) hesap makinası -REKENSCHAP: d, hesap, - afleggen hesap vermek, zich - van iets geven bir şeyi idrak etmek/kavramak -REKENSOM: d, (- men) problem -REKEST: h, (- en) arzuhal, istida, dilekçe -REKESTREREN: f, g, (rekestreerde, h, gerekresteerd) dilekçe verrnek, istida vermek -REKKEN: I f, g, (rekte, h, gerekt) 1 uzatmak, gerip açmak, (wijder maken) genişletmek, 2 fig/mec uzatmak, een gesprek - konuşmayı uzatmak II gs, (-, is -) uzamak, genişlemek, açılmak -REKLAME: I d, (-s) 1 (bewaar, klacht) şikayet, itiraz, 2 (bezwaarschrift) şikayet yazısı, itiraz yazısı, 3 recht van - ödenmemiş malları geri isteme hakkı II d, reklam, - maken voor een artikel bir malın reklamını yapmak, - voor zichzelf kendi reklamını yapmak -REKLAMEARTIKEL: h, (- en, - s) reklam malı -REKLAMEBILJET: h, (- ten) reklam afişi -REKLAMEBUREAU: h, (-s) reklam bürosu -REKLAMECAMPAGNE: d, (-s) reklam kampanyası -REKLAMEFILM: d, (-s) reklam filmi -REKLAMEFOLDER: d, (-s) reklarn broşürü -REKLAMEKOSTEN: d, mv/çoğ reklam masrafları -REKLAMESPOT: d, (-s) (tv,de, sinemada) kısa reklam -REKLAMESTUNT: d, (-s) reklarn mahareti -REKLAMEREN: f, gs, (reklameerde, h, gereklameerd) (bezwaar maken) itiraz etmek -REKLAMEZUIL: d, (- en) reklam sütunu, reklam direği -REKRUTEREN: f, g, (rekruteerde, h, gerekruteerd) mil/ask (asker) toplamak, seçmek -REKRUUT: d, (...ruten) acemi asker -REKSTOK: d, (- ken) vücut hareketleri yapmaya yarayan çubuk alet, barfiks -REKVERBAND: h, (- en) kırık/çıkık sargısı -REKWIREREN: f, g, (rekwireerde, h, gerekwireerd) talep etmek, resmen istemek -REKWISIET: h, (- en) thea/tiy aksesuar, sahne donatımı -REKWISITIE: d, (-s) müsadere, zapt -REL: d, (- len) kargaşa, karışıklık, kavga, hırgür, (opstandje) ayaklanma, isyan -RELAAS: h, (...lazen) (verhaal) hikaye -RELAIS: h, elek, röle, değiştirci -RELAISSCHAKELING: d, (- en) elek, röle/değiştirici bağlantısı -RELATEREN: f, g, (relateerde, h, gerelateerd) bağlantı kurmak, münasebet kurmak, iets ergens aan - bir şeyle bir şey arasında bağlantı kurmak, bir şeyi bir şeye bağlamak -RELATIE: d, (-s) ilişki, bağlantı, alaka, veel - s hebben birçok ilişkisi olmak, goede zaken - s iyi iş ilişkileri -RELATIEF: I s, z, göreceli, göreli, nispi, bağıntılı II h, (...tieven) taalk/dilb ilgi zamiri -RELATIEGESCHENK: h, (- en) ticari hediye, iş ilişkisi nedeniyle verilen armağan -RELATIVEREN: f, g, (relativeerde, h, gerelativeerd) bir görüş açısı içinde ele almak -RELATIVITEIT: d, bağıllık, görelilik, izafet -RELATIVITEITSTHEORIE: d, bağıntılıcık, izafiyet teorisi -RELEVANT: s, 1 ilgili, 2 (v, betekenis) önemli, mühim -RELEVANTIE: d, ilgi, bağlantı, münasebet -RELEVEREN: f, g, (releveerde, h, gereleveerd) (noemen) belirtmek, deşmek, zikretmek -RELICT: h, (- en) (eski çağdan) kalıntı -RELIEF: h, (-s) rölyef, kabartma, iets - geven bir şeyin hatlarını belirginleştirmek -RELIEFKAART: d, (- en) plaket, kabartma harita -RELIGIE: d, (- s, - gien) din -RELIGIEUS: s, z, dindar, sofu -RELIKWIE: d, (- en) (dini) mukaddes emanet -RELIKWIEENKASTJE: h, (-s) mukaddes emanet sandığı -RELING: d, (- en) scheep/den küpeşte, parapet, güverte parmaklığı -RELSCHOPPER: d, (-s) sokak serserisi, asayiş bozucu -REM: d, (- men) 1 fren, achter- arka fren, hand- el freni, voor- ön fren, 2 psych/psik ket, engel -REMBEKRACHTIGING: d, (- en) fren güçlendirici -REMBLOK: h, (- ken) fren balatası -REMBOURS: h, tesliminde ödeme, iets onder - zenden bir şeyi ödemeli göndermek -REMEDIE: d, h, (-s) ilaç, (hulpmiddel) çare -REMIGRANT: d, (- en) geri göçmen, ülkesine geri dönen göçmen -REMIGRATIE: d, geri göç, ülkeye geri dönme, dönüş göçü -REMIGREREN: f, gs, (remigreerde, is geremigreerd) geri göçmek, ülkeye geri dönmek -REMISE: d, (-s) 1 (v, geld) havale, 2 (garage) garaj, 3 schaak/satr berabere oyun -REMISSIE: d, (-s) 1 (gratie) af, 2 (korting) indirim -REMLICHT: h, (- en) fren lambası -REMMEN: I f, g, (remde, h, geremd) frenlemek, engellemek, II gs, fren yapmak, fig/mec yavaşlamak -REMMER: d, (-s) frenci -REMPLACANT: d, (- en) mil/ask vekil -REMSCHOEN: d, (- en) fren çarığı -REMSPOOR: h, (...sporen) fren izi -REMVLOEISTOF: d, (- fen) fren yağı -REN: d, koşu, in volle - dörtnala -RENAISSANCE: d, Rönesans -RENBAAN: d, (...banen) koşu alanı -RENBODE: d, (- n, - s) kurye, ulak -RENDABEL: s, randımanlı, kârlı -RENDEMENT: h, kar, hasılat, randıman -RENDEREN: f, gs, (rendeerde, h, gerendeerd) kâr getirmek, kâr sağlamak, kazanç getirmek -RENDEZ VOUS: h, (sevgililer için) buluşma, randevu -RENDIER: h, (- en) zo, ren/kuzey geyiği -RENDIERMOS: h, bot, renklikeni -RENEGAAT: d, (...gaten) dönek, inkarcı -RENET: d, (- ten) büyük ekşi elma -RENNEN: f, gs, (rende, h/is gerend) koşmak, seğirtmek -RENNER: d, (-s) koşucu, yarışçı -RENOVATIE: d, (-s) yenileme, yenileştirme -RENOVEREN: f, g, (renoveerde, h, gerenoveerd) yenilemek, yenileştirmek, bakım yapmak, een woning - ev yenilemek/yenileştirmek -RENPAARD: h, (- en) koşu atı, yarış atı -RENSPORT: d, at yarışı -RENSTAL: d, (- len) hara -RENTABILITEIT: d, kârlılık -RENTE: d, (- n, - s) faiz, ürem, op - zetten faize yatırmak, van zijn - leven faizden geçinmek, faize yatmak, yan gelmek -RENTEBEREKENING: d, (- en) faiz hesabı -RENTEGEVEND: s, faiz getiren -RENTELOOS: s, z, faizsiz -RENTENIER: d, (-s) faizden geçinen, rantiye -RENTENIEREN: f, gs, (rentenierde, h, gerentenierd) faizden geçinmek, faize yatmak -RENTESTAND: d, (- en) faiz oranı, faiz nispeti -RENTETREKKER: d, (-s) sosyal yardım alan, (v, ouderdomsrente) emekli aylığı alan -RENTEVERLAGING: d, (- en) faiz indirimi, faiz düşürme -RENTMEESTER: d, (-s) kahya, vekilharç -RENTMEESTERSCHAP: h, vekilharçlık -RENTREE: d, (-s) (sanata, spora sinemaya vb,) geri dönüş -REORGANISATIE: d, (-s) reorganizasyon, yeniden teşkil -REORGANISEREN: f, g, (reorganiseerde, h, gereorganiseerd) yeniden düzenlemek, yeniden organize etmek -REP: in - en roer zijn heyecen ve telaş içinde olmak -REPARATEUR: d, (-s) tamirci, onarımcı -REPARATIE: d, (-s) tamir, onarım, iets in - geven bir şeyi tamire vermek, in - zijn tamirde olmak -REPARATIEKOSTEN: d, mv/çoğ tamir masrafları -REPAREREN: f, g, (repareerde, h, gerepareerd) tamir etmek, onarmak -REPATRIANT: d, (- en) sılacı, ülkesine geri dönen, geri döndürülen -REPATRIEREN: f, gs, (repatrieerde, is gerepatrieerd) ülkesine geri dönmek, sılaya dönmek -REPATRIERING: d, (- en) ülkeye geri dönüş, sılaya dönüş -REPERCUSSIE: d, (-s) (nadelig gevolg) olumsuz sonuç -REPERTOIRE: h, (-s) repertuar -REPETEERGEWEER: h, (...geweren) mükerrer ateşli tüfek -REPETEREN: f, g, (repeteerde, h, gerepeteerd) tekrarlamak, yinelemek, tekrar etmek, tekrar söylemek -REPETITIE: d, (-s) 1 (herhaling) tekrar, yineleme, 2 (op school) yoklama, 3 thea/tiy prova, generale - genel prova -REPETITOR: d, (- s, - en) çiftdikiş öğretmeni, belletici -REPLICA: d, (-s) (sanat seseri için) kopya, suret -REPLICEREN: f, g, (repliceerde, h, gerepliceerd) cevap vermek, cevap vermek, mukabelede bulunmak -REPLIEK: d, (- en) cevabın cevabı, mukabil cevap, karşı cevap, jur/huk davalının ikinci cevabı -REPORTAGE: d, (-s) röportaj -REPORTER: d, (-s) muhabir, raporcu -REPPEN: f, gs, (repte, h, gerept) fig/mec over iets niet - bir şeyi karıştırmamak, kurcalamamak, over iets met geen woord - bir şeyin lafını bile ağzına almamak, over deze zaak is niet gerept onu kimse ağzına almıyor, ondan kimse bahsetmiyor, haast je rep je çarçabuk tez elden -REPRESAILLE: d, (-s) misilleme, dengiyle karşılama, misliyle mukabele, kısas -REPRESAILLEMAATREGEL: d, (- en) misilleme tedbiri, mukabele önlemi -REPRESENTANT: d, (- en) vekil, temsilci -REPRESENTATIE: d, (-s) temsilcilik, mümessillik, (plaatsvervulling) vekalet -REPRESENTATIEF: s, 1 (vertegenwoordigend) temsili, temsil eden, 2 (geschikt) layık, uygun, iyi -REPRESENTATIEKOSTEN: d, görev masrafları -REPRESENTEREN: f, g, (representeerde, h, gerepresenteerd) temsil etmek -REPRESSIE: d, (-s) bastırma, bilinç altına itme -REPRESSIEF: s, engelleyici, bastırıcı -REPRIMANDE: d, (-s) azar, azarlama, paylama, tekdir -REPRISE: d, (-s) 1 thea/tiy tekrar, yeniden sahneleme, 2 muz/müz nakarat -REPRODUCEREN: f, g, (reproduceerde, h, gereproduceerd) 1 (opnieuw voortbrengen) yeniden üretmek, 2 kopya edip çogaltmak, suret çıkarrnak -REPRODUKTIE: d, (-s) 1 yeniden üretim, reprodüksiyon, 2 kopya resim, basma resim -REPROGRAFIE: d, fotografik/eletronik reprodüksiyon -REPTIEL: h, (- en) zo, sürüngen -REPUBLIEK: d, (- en) cumhuriyet -REPUBLIKEIN: d, (- en) cumhuriyetçi, cumhuriyet taraftarı -REPUTATIE: d, (-s) ün, şöhret, nam, itibar, een slechte - hebben kötü bir ünü olmak, een goede - hebben iyi bir adı olmak, iyi ünü olmak, iyi tanınmak -REQUIEM: h, (-s) ölü ruhu için yapılan bir Hıristiyan töreni -REQUISITOIR: h, (- s, - en) iddia makamı talebi, savcılık talebi -RESEARCH: d, bilimsel araştırma -RESEDA: d, (-s) bot, muhabbetçicegi -RESERVAAT: h, (...vaten) korunacak tabiat sahası -RESERVE: d, (-s) 1 stok, rezerv, ihtiyat akçesi, 2 mil/ask yedek, ihtiyat -RESERVEBAND: d, (- en) yedek teker, istetme, yedek lastik -RESERVEFONDS: h, hand/tic ihtiyat akçası -RESERVEREN: f, g, (reserveerde, h, gereserveerd) yedeğe ayırmak, ilerisi için saklamak, muhafaza etmek -RESERVETROEPEN: d, mv/çoğ yedek birlikler -RESERVEWIEL: h, (- en) yedek teker, istetme -RESERVIST: d, (- en) yedek asker, ihtiyat -RESERVOIR: h, (-s) sımaç, rezervuar, depo -RESIDENT: d, (- en) hami devlet mümessili -RESIDENTIE: d, (-s) 1 başşehir, başkent, (v, vorst) saray, 2 hist/tar hami devlet sahası -RESIDEREN: f, gs, (resideerde, h, geresideerd) ikamet etmek -RESIDU: h, (-s) kalan şey, artık, jur/huk bırakıt, tereke -RESIGNATIE: d, 1 (-s) (ontslagindiening) istifa, 2 (gelatenheid) rıza, kabulleniş -RESISTENT: s, dirençli, dayanıklı -RESISTENTIE: d, direnç, (verzet) direniş -RESOLUTIE: d, (-s) karar -RESOLUUT: s, z, (...luter, - st) kesin, kararlı, azimli, azimkâr, (ronduit) açıkça, uluorta -RESONANTIE: d, (-s) yankı, akis -RESONEREN: f, gs, (resoneerde, h, geresoneerd) yankılamak, yankı yapmak -RESP. afk/kıs respectievelijk anıldıkları sıra ile -RESPECT: h, saygı, hürmet -RESPECTABEL: s, z, saygıdeğer, hürmete layık, sayılır -RESPECTEREN: f, g, (respecteerde, h, gerespecteerd) saymak, hürmet etmek, saygı göstermek -RESPECTIEF: s, kendisine ait olan -RESPECTIEVELIJK: s, z, anıldıklan sıra ile -RESPIJT: h, mühlet, süre, tehir, erteleme -RESPONDENT: d, (- en) ankete cevap veren kimse -RESPONDEREN: f, g, (respondeerde, h, gerespondeerd) karşılık vermek, cevap vermek -RESPONSABEL: s, sorumlu -RESSORT: h, (-s) salahiyet sahası, vazife alanı -RESSORTEREN: f, gs, (ressorteerde, h, geressorteerd) - onder -(y)a/e ait olmak -REST: d, (- en) kalanı, gerisi, artanı, bakiye, kalıntı, kalan kısım, de - van het verhaal öykünün gerisi, hikâyenin devamı, voor de - van zijn leven ömrünün geri kalanı için -RESTANT: h, (- en) 1 (geld) kalan borç, 2 d, mv/çoğ kalan mal, satılmamış mal, stok -RESTAURANT: h, (-s) lokanta, restoran -RESTAURATEUR: d, (-s) 1 lokantacı, restorancı, 2 (hersteller) onarımcı, restoreci -RESTAURATIE: d, (-s) 1 (herstel) restore, onarma, 2 (eethuis) lokanta -RESTAUREREN: f, g, (restaureerde, h, gerestaureerd) restore etmek, onarmak, yenilemek, eski haline getirmek -RESTEN: f, g, (restte, h, gerest) geri kalmak, arta kalmak -RESTEREN: f, gs, (resteerde, h, geresteerd) geri kalmak, arta kalmak -RESTITUEREN: f, g, (restitueerde, h, gerestitueerd) geri ödemek, geri vermek, iade etmek -RESTITUTIE: d, (-s) geri ödeme -RESTORNO: d, (-s) scheep/den sigorta primi iadesi -RESTRICTIE: d, (-s) sınır, kısıt, tahdit -RESTZETEL: d, (-s) (mecliste sandalye dağılımından sonra) kalan sandalye -RESULTAAT: h, (...taten) sonuç, netice, tot een - komen bir sonuca varmak -RESULTANTE: d, (-n) nat/fiz bileşke -RESULTEREN: f, gs, (resulteerde, h, geresulteerd) hasıl olmak, sonuç olarak çıkmak, meydana gelmek -RESUME: h, (-s) özet, hulasa -RESUMEREN: f, g, (resumeerde, h, geresumeerd) özetlemek -RESUSFACTOR: d, (- en) kanı pıhtılaştırıcı madde -RETIRADE: d, 1 (-s) (terugtocht) geri dönüş, 2 w,c, umumi tuvalet -RETIREREN: f, gs, (retireerde, is geretireerd) geri çekilmek -RETORICA: d, belağat, konuşma sanatı, belağatçılık -RETORIEK: d, tumturak -RETORISCH: s, z, belağata ait, retorik -RETORT: d, (- en) imbik -RETOUCHEREN: f, g, (retoucheerde, h, geretoucheerd) foto, rötuş yapmak -RETOUR: I d, (-s) dönüş, geri dönüş, II h, (-s) (kaartje) gidiş geliş bileti, dönüşlü bilet -RETOURBILJET: h, (- ten) gidiş dönüş bileti -RETOURKAARTJE: h, (-s) gidiş dönüş bileti -RETOURNEREN: f, g, (retourneerde, h, geretourneerd) iade etmek, geri göndermek -RETOURTJE: h, (-s) gidiş dönüş bileti -RETOURVLUCHT: d, (- en) dönüş uçuşu -RETOURVRACHT: d, (- en) dönüş navlunu, dönüş yükü -RETOURWISSEL: d, (-s) protesto senet -RETRAITE: d, (-s) geçici inziva, in - gaan geçici inzivaya çekilmek -RETROSPECTIEF: s, geriye dönük -RETURN: d, (-s) 1 dönüş, 2 sp, ikinci karşılaşma -REU: d, (- en) erkek köpek -REUK: d, 1 koklama duyusu, 2 (- en) koku, rahiya, de - van iets hebben bir şeyin kokusunu almak, in een slechte - staal adı çıkmak, dillere düşmek -REUKLOOS: s, z, kokusuz -REUKORGAAN: h, (...ganen) koklama organı -REUKWATER: h, (-s) parfüm, kokulu su -REUMA: h, med/tıb romatizma -REUMATIEK: d, med/tıb romatizma -REUMATISCH: s, romatizmalı, romatizmasa -REUNIE: d, (-s) yeniden birleşme -REUS: d, (reuzen) dev, zebella, gulyabani -REUSACHTIG: s, z, dev gibi, koskoca, kocaman, çok büyük -REUT: de hele - her şey, bütün hepsi -REUTELEN: f, gs, (reutelde, h, gereuteld) hırlamak, hırıldamak -REUZE: s, z, spreekt/kd şahane, âlâ -REUZEL: d, domuz yağı, eritilmiş yağ -REUZENKRACHT: d, (- en) dev güç -REUZENSTAP: d, (-n) fig/mec dev adım, met - dev adımlarla -REUZIN: d, (- nen) dişi dev -REVALIDATIE: d, rehabilitasyon -REVALIDEREN: f, g, (revalideerde, h, gerevalideerd) eski haline getirmek, onarmak -REVANCHE: d, sp, rövanş -REVANCHEREN: f, (revancheerde zich, h, zich gerevancheerd) rövanş yapmak -REVELATIE: d, (-s) keşif -REVEN: f, g, (reefde, h, gereefd) scheep/den camadan vurmak, yelkeni küçültmek -REVENU: h, (- en) gelir, irat -REVERENCE: d, (-s) eğilip selamlama -REVERS: d, (revers) (v,jas) devrik yaka -REVIDEREN: f, g, (revideerde, h, gerevideerd) gözden geçirmek -REVISEREN: f, g, (reviseerde, h, gereviseerd) düzeltme yapmak, düzeltmek, elden geçirip onarmak -REVISIE: d, (-s) 1 revizyon, gözden geçirme, yeniden tetkik, 2 (v, machines) yeniden gözden geçirme ve onarım, 3 wisk/mat gözden geçirilmiş sayfa, ikinci prova -REVIVAL: d, yeniden canlanma, hayat bulma -REVOLTE: d, (-s) isyan, ayaklanma -REVOLUTIE: d, (-s) 1 devrim, ihtilal, 2 (v, hemellichamen) dünyanın güneş etrafında dönüşü -REVOLUTIEBOUW: d, derme çatma inşa -REVOLUTIEGEEST: d, devrim ruhu -REVOLUTIONAIR: I s, z, devrimci, ihtilalci, II d, (- en) devrimci, ihtilalci -REVOLVER: d, (-s) tabanca -REVOLVERHELD: d, (- en) tabanca kahramanı -REVUE: d, (-s) 1 mil/ask teftiş, askeri yoklama, de - passeren teftiş olmak, fig/mec özenle incelemek, 2 thea/tiy revü, 3 (tijdschrift) mecmua, dergi, magazin -RHESUSFACTOR: kanı pıhtılaştırıcı madde -RHODOS: Rodos adası -RODODENDRON: d, rododendom -R.I.A.G.G afk/kıs Regionaal lnstituut voor de Ambulante Geestelijke Gezondheidszorg Gezer hastalar ruhsal bakım kurumu -RIANT: s, 1 (aantrekkelijk) çekici, hoş, 2 (zeer ruim) büyük, fazla, 3 (gunstig) olumlu -RIB: d, 1 anat, kaburga kemiği, eğe, je kunt zijn ribben wel tellen kaburgaları sayılıyor, dat is een - uit mijn lijf çok tuzlu, çok pahalı, iemand een - uit zijn lijf kosten tuzluya mal olmak, tuzluya patlamak, 2 wisk/mat iki kesit arası -RIBFLUWEEL: h, çizgili kadife, fitilli kadife -RIBBEL: d, (-s) 1 (streep) çizgi, 2 (verhoging) çıkıntı, sırt -RIBBENKAST: d, (- en) göğüs kafesi -RIBSTUK: h, (- ken) kaburga eti -RICHEL: d, (-s) 1 (lat) çıta, tiriz, 2 (rand) üst kenar -RICHTEN: f, g, (richtte, h, gericht) doğrultmak, yöneltmek, dikmek, zijn aandacht - op -(y)a/e dikkatini vermek, de blik op iets - bakışları bir şeye dikmek, de koers - naar -(y)a/e rotayı çevirmek, de troepen - birlikleri hizaya getirmek, sıraya koymak, een vraag - aan -(y)a/e soru yöneltmek, zijn pistool - op -(y)a/e tabancayı doğrultmak, tabancayı çevirmek, nişan almak, een gericht schot nişanlı atış, het oog - op -(y)a/e gözlerini dikmek, het woord - tot iemand sözü birine yöneltmek, birine hitap etmek, zich naar de orders - emirlere uymak -RICHTING: d, (- en) 1 yön, istikamet, yol, hat, - Amsterdam Amsterdam yönüne doğru, 2 (denkwijze) yön, ekol, eğilim, (godsdienstige -) mezhep, - geven aan -(y)a/e yön vermek, in de goede - doğru yolda, van onze - bizden, bizim ekolden -RICHTINGAANWIJZER: d, (-s) yön işareti, yön levhası, yön gösterici -RICHTLIJN: d, (- nen) yönerge, direktif, talimat, ilke, esas -RICHTSNOER: h, (- en) 1 çırpı ipi, 2 fig/mec rehber, ilke, model, örnek -RICINUSOLIE: d, hintyağı -RICOCHEREN: f, gs, (ricocheerde, h,gericocheerd) çarpıp sekmek -RIDDER: d, (-s) hist/tar şövalye -RIDDEREN: f, g, (ridderde, h, geridderd) şövalye yapmak, şövalye payesi vermek -RIDDERKRUIS: h, (...sen) şövalye haçı -RIDDERLIJK: s, z, şövalye gibi, mert, cesur, tabanlı, zich - gedragen cesur davranmak -RIDDERORDE: d, (- n, - s) hist/tar şövalye örgülü, şövalye tarikatı -RIDDERROMAN: d, (-s) şövalye romanı -RIDDERSCHAP: h, şövalyelik -RIDDERSLAG: d, şövalyelik töreni -RIDDERSPOOR: d, (...sporen) bot, hezaren -RIDDERSTAND: d, şövalyelik -RIDDERTIJD: d, (- en) şövalyelik çağı -RIDICUUL: s, z, gülünç -RIEDEL: d, (-s) kısa nağme -RIEK: d, (- en) anadut, diren, dirgen -RIEKEN: f, (riekte, h, geriekt) kokmak, koku vermek, koku yaymak -RIEM: d, (- en) 1 kayış, kemer, kuşak, 2 anat, sinir, kiriş, 3 (roeiriem) kürek, het is goed - en snijden uit andermans leer elin derisinden iyi kayış çıkar, başkalarının kesesinden saltanat sürmek kolaydır, başkalarının cebinden ağalık yapmak kolaydır, 4 (papier) bir top kağıt, -RIET: h, 1 bot, kamış, saz, 2 (suikerriet) şekerkamışı -RIETDEKKER: d, (-s) (çatıya) saz döşeyici -RIETEN: s, kamıştan, kamışlı, hasırlı, een - stoel hasır sandalye -RIETJE: h, (-s) kamış, meşrubat kamışı -RIETSUIKER: d, kamış şekeri -RIETVELD: h, (- en) 1 kamışlık, 2 (voor suikerriet) şekerkamışı tarlası -RIETVOORN: d, (-s) zo, kızılkanat -RIETVOREN: d, (-s) zo, kızılkanat -RIETZANGER: d, (-s) zo, çil ardıcı ı -RIF: h, (reven) scheep/den camadan II h, (- fen) (klip) resif, yüzeye yakın kıyı kayalığı -RIGIDE: s, sert, kuralcı -RIGOUREUS: s, (kural vb,) esaslı ve katı -RIJ: d, (- en) sıra, dizi, saf, kuyruk, in de - staan sırada durmak, kuyrukta durmak, alles op een - tje zetten ilerisini gerisini çok iyi düşünmek, önünü ardını iyi hesaplamak -RIJBAAN: d, (...banen) 1 hipodrom, 2 (voor voertuigen) yol, araba yolu -RIJBEWIJS: h, (...wijzen) ehliyet, sürücü belgesi/ehliyetli -RIJBROEK: d, (- ken) binici pantolonu -RIJDEN: I f, gs, (reed, h/is gereden) (v, voertuigen) gitmek, ilerlemek, de auto rijdt niet meer araba gitmiyor, II (-, is/h, -) (in een voertuig rijden) sürmek, oto ile gitmek, vanmiddag rij ik naar Rotterdam bugün öğleyin araba ile Rotterdama gidiyorum, wij - 100 km, per uur saatte 100 km, yapıyoruz, wij - naar Amsterdam Amsterdama gidiyoruz, III g, (-, h, -) 1 paard - at sürmek, auto - araba sürmek, otomobil kullanmak, 2 iemand - birini araba ile götürmek/ taşımak, kun je mij naar station - beni istasyona götürür müsün? bırakır mısın? -RIJDER: d, (-s) 1 süvari, atlı, sp, binici, 2 (op schaatsen) patinajcı -RIJDIER: h, (- en) binek hayvanı -RIJEXAMEN: h, (-s) ehliyet sınavı/imtihanı -RIJGDRAAD: d, (...draden) dizi ipi -RIJGEN: f, g, (reeg, h, geregen) 1 (op draad) dizmek, diziye geçirmek, ipliğe geçirmek, 2 (v, schoenen) bağlamak, bağlayıp germek, 3 (naaien) teyelleme çatmak -RIJGLAARS: d, (...laarzen) bağlı postal, bağlı çizme -RIJGNAALD: d, (...naalden) şerit geçirme iğnesi -RIJGSCHOEN: d, (- en) bağlı ayakkabı -RIJGSTEEK: d, (...steken) teyel dikiş -RIJ-INSTRUCTEUR: d, (-s) şoförlük öğretmeni -RIJK: I s, z, 1 (veel geld hebbende) zengin, varlıklı, paralı, para babası, servetli, 2 (ruim voorzien van) zengin, bol, bereketli, - van inhoud içeriği zengin, - aan - ce zengin, ons land is - aan koper ülkemiz bakırca zengin, - maken zenginleştirmek, bloem- bol çiçekli, boom- bol ağaçlı, ağaç dolu II h, (- en) imparatorluk, hükümdarlı saltanat, (staat) devlet, - s kas devlet hazinesi, het - alleen hebben bütün yetkiler elinde olmak, at oynatmak -RIJKAARD: d, (-s) zengin, kalantor -RIJKDOM: d, zenginlik, (bezit, geld enz,) servet, fig/mec bolluk, de natuurlijke - men doğal zenginlikler, onmetelijke - ölçüsüz bir servet -RIJKE: d, (-n) zengin -RIJKELIJK: s, z, zengin, bol, çok, zengince bolca, fazla -RIJKELUI: d, mv/çoğ zenginler, para babaları -RIJKNECHT: d, (- en, - s) 1 cokey, 2 (stalknecht) seyis -RIJKOSTUUM: h, (-s) binici elbisesi -RIJKSAMBTENAAR: d, (...naren, - s) devlet memuru -RIJKSARCHIEF: h, (...chieven) devlet arşivi -RIJKSARCHIVARIS: d, (- sen) devlet arşivcisi -RIJKSBEGROTING: d, (- en) devlet bütçesi -RIJKSBETREKKING: d, (- en) devlet hizmeti -RIJKSDAALDER: d, (-s) iki buçuk gulden, iki buçuk lira -RIJKSGEBOUW: h, (- en) devlet binası -RIJKSGRENS: d, (...grenzen) devlet sınırı -RIJKSINSTELLING: d, (- en) devlet kuruluşu, devlet müessesesi -RIJKSKAS: d, devlet hazinesi -RIJKSMIDDELEN: d, mv/çoğ devlet gelirleri -RIJKSMUNT: d, darphane -RIJKSMUSEUM: h, (- s, ...musea) devlet müzesi -RIJKSOVERHEID: d, devlet yöneticileri -RIJKSPOLITIE: d, içişleri bakanlığına bağlı polis -RIJKSSUBSIDIE: d, (-s) devlet yardımı -RIJKSUNIVERSITEIT: d, (- en) devlet üniversitesi -RIJKSVOORLICHTINGSDIENST: d, devlet enfermasyon dairesi -RIJKSWEGE: van - devlet tarafından, devletçe -RIJKUNST: d, binicilik sanatı -RIJLAARS: d, (...laarzen) binici çizmesi, cokey botu -RIJLES: d, (- sen) 1 direksiyon dersi, ehliyet dersi, 2 (met paarden) binicilik dersi -RIJM: I d, (rijp) kırağı II h, (- en) uyak, kafiye, op - brengen kafiyelemek -RIJMELAAR: d, (-s) değersiz şair -RIJMELARIJ: d, (- en) değersiz şiir -RIJMEN: I f, g, (rijmde, h, gerijmd) (in overeenstemming brengen) uydurmak, bağdaştırmak, (rijm vormen) kafiyelemek, II gs, kafiyeli şiir yazmak, - met -(y)a/e uymak, deze woorden - niet met elkaar bu sözcüklerin kafiyesi uymuyor -RIJMLOOS: s, kafiyesiz -RIJMSCHEMA: h, (-s) kafiye şeması -RIJMWOORD: h, (- en) kafiye kelimesi -RIJN: d, Ren -RIJNAAK: d, scheep/den manva -RIJNWIJN: d, altın sarısı şarap -RIJP: I d, (rijm) kırağı II s, 1 (v, vruchten) olmuş, olgun, olgunlaşmış, - worden olgunlaşmak, 2 (v, plannen) dikkatli, iyi, na - beraad uzun uzadıya düşündükten sonra, iyice düşündükten sonra, 3 (geschikt) uygun, -RIJPAARD: h, (- en) yarış atı, binek atı -RIJPEN: I f, g, (rijpte, h, gerijpt) olgunlaştırmak, II gs, (-, is -) olgunlaşmak, olmak, yetmek, kemale ermek II f, gs, (rijpte, h, gerijpt) kırağılaşmak -RIJPHEID: d, olgunluk, kemal, yetişkinlik -RIJPINGSPROCES: h, (- sen) olgunlaşma süreci -RIJPROEF: d, (...proeven) direksiyon sınavı, sürücülük imtihanı, een - afleggen direksiyon sınavı yapmak -RIJRICHTING: d, (- en) trafik yönü -RIJS: h, (rijzen) çalı, çubuk -RIJSBEZEM: d, (-s) çalı süpürge -RIJSBOS: d, (- sen) çalılık, (in waterbouw) çalı demeti -RIJSCHOOL: d, (...scholen) şoförlük/sürücülük okulu -RIJSNELHEID: d, (...heden) sürüş hızı -RIJST: d, 1 pirinç, çeltik, 2 (gerecht) pilav -RIJSTAKKER: d, (-s) çeltik tarlası -RIJSTBOUW: d, çeltikçilik, pirinç yetiştirme -RIJSTEBLOEM: d, pirinç unu -RIJSTEBRIJ: d, sütlaç -RIJSTKORREL: d, (-s) çeltik tanesi, pirinç tanesi -RIJSTMEEL: h, pirinç unu -RIJSTOOGST: d, (- en) pirinç/çeltik hasadı -RIJSTSOEP: d, pirinç çorbası -RIJSTTAFEL: d, (-s) pilavlı sofra -RIJSTEVLA: d, prinçli krema -RIJSTVELD: h, (- en) çeltik tarlası -RIJSWERK: h, (- en) çalı çit -RIJTEN: f, g, (reet, h, gereten) yırtmak -RIJTIJD: d, (- en) (şöförlük mesleğinde) çalışma süresi, (v, rijexamen) sürme sınavı süresi, sp, bitiş süresi -RIJTJESHUIS: h, (...huizen) blok ev -RIJTOER: d, (- en) atlı veya paytonlu gezi -RIJTUIG: h, (- en) binek arabası, fayton, payton, at arabası -RIJVAARDIGHEID: d, direksiyon yeterliliği, sürücülük becerisi -RIJWEG: d, (- en) (v, auto) otoyol, taşıt yolu -RIJWIEL: h, (- en) bisiklet -RIJWIELPAD: h, (- en) bisiklet yolu -RIJWIELSTALLING: d, (- en) bisiklet emanet yeri -RIJZEN: f, gs, (rees, is gerezen) 1 (v, zon) yükselmek, (v, deeg) kabarmak, şişmek, 2 (stijgen) yükselmek, çıkrnak, yükselmek, artmak, 3 (ontstaan) baş göstermek, su yüzüne çıkmak, ortaya çıkrnak -RIJZIG: s, z, dalyan gibi, selvi gibi, ince ve uzun -RIJZWEEP: d, (...zwepen) kırbaç, kamçı -RIKKETIK: d, spreekt/kd yürek, kalp, in zijn - zitten yüreği ağzına gelmek, korkudan kalbi küt küt atmak -RILLEN: f, gs, (rilde, h, gerild) titremek, sarsılmak, - van kou soğuktan titremek -RILLING: d, (- en) titreyiş -RIMBOE: d, (-s) balta girmemiş orman -RIMPEL: d, (-s) kırışık, buruşuk, (lichte golf) küçük dalga -RIMPELEN: I f, g, (rimpelde, h, gerimpeld) buruşturmak, kırıştırmak, II gs, (-, is -) kırışmak, buruşmak, kırışık kırışık olmak, kırışıklanmak -RIMPELIG: s, kırışık, buruşuk -RIMRAM: d, 1 laf salatası, laf kalabalığı, saçma söz, 2 (gedoe) karmakarışık iş -RING: d, (- en) 1 yüzük, een gouden - altın yüzük, trouw- evlilik yüzüğü, 2 (voor gymnastiek) (cirkel) çember, daire, 3 (distrikt) bölge, mıntıka -RINGBAAN: d, (...banen) şehir çevre hattı -RINGEN: f, g, (ringde, h, geringd) halka geçirmek, halka takmak, yüzük geçirmek, kuşak geçirmek -RINGSLANG: d, (- en) zo, suyılanı -RINGVINGER: d, (-s) yüzük parmağı -RINGVORMIG: s, halka şeklinde, daire biçiminde -RINGWEG: d, (- en) çevre yolu -RINGWORM: d, (- en) 1 med/tıb mantar hastalığı, 2 zo, d, mv/çoğ halkalılar -RINKELEN: f, gs, (rinkelde, h, gerinkeld) şıngırdamak, tıngırdamak, met iets - bir şeyle şıngırdatmak -RINOCEROS: d, (- s, - en) zo, gergedan -RINS: s, ekşi, mayhoş -RIOOL: h, d, (riolen) lağım, kanalizasyon -RIOOLBUIS: d, (...buizen) kanalizasyon borusu -RIOLEREN: f, g, (rioleerde, h, gerioleerd) kanalizasyon yapmak -RIOOLINSTALLATIE: d, (-s) kanalizasyon döşemesi/tesisatı -RIOOLJOURNALISTIEK: d, yalancı ve karalama gazeteciliği -RIOOLSTELSEL: h, (-s) kanalizasyon, lağım sistemi -RIOOLNET: h, (- ten) kanalizasyon, lağım sistemi -RIOOLWATER: h, lağım suyu -RIS: d, (- sen) salkım, demet, sıra -RISICO: h, d, (-s) risk, riziko, het - is voor mij riziko bana ait -RISICOSPREIDING: d, (- en) riziko dağılımı -RISKANT: s, riskli, rizikolu, tehlikeli, maceralı -RISKEREN: f, g, (riskeerde, h, geriskeerd) tehlikeye atmak, şansa bırakmak -RISSEN: f, g, (riste, h, gerist) 1 salkım yapmak, ipe dizmek, 2 (van de rist afdoen) tanelemek -RIST: d, (- en) 1 (v, druiven) salkım, (bundel) demet, 2 (reeks) sıra, dizi, 3 (menigte) yığın -RISTEN: f, g, (ristte, h, gerist) 1 salkım yapmak, ipe dizmek, 2 (van de rist afdoen) tanelemek -RIT: d, (- ten) 1 gezinti, sürüş, een - te paard atlı gezi, auto- otomobil gezintisi, 2 (etappe) etap -RITE: d, (- n/- s) ayin, dini tören -RITME: h, (-n) ahenk, ölçü, düzenlilik, ritim -RITMEESTER: d, (-s) süvari başı, süvari yüzbaşısı -RITMISCH: s, z, ritimle ilgili, ahenkli, (ritme hebbende) ritmik, ritimli, ahenkli -RITS: d, (- en) fermuar, volkst/hd cırcır -RITSELEN: f, gs, (ritselde, h, geritseld) 1 hışırdarnak, haşırdarnak, 2 (regelen) (plat/argo) halletmek, icabına bakmak, yoluna koymak -RITSSLUITING: d, (- en) fermuar, volkst/hd cırcır, een rok met - femuarlı etek -RITUAAL: h, (...alen) (boek) dini tören kitabı -RITUEEL: s, z, ayine ait, dini törene ait, ayinlerle ilgili, ayin icra usulüne göre -RITUS: d, (- sen, riten) dini tören usulü, (ceremonién) dini tören, dini merasim -R.I.V afk/kıs Rijksinstituut voor de Volksgezondheid Halksağlığı Enstitüsü -RIVAAL: d, (...valen) rakip, yarışçı -RIVALITEIT: d, (- en) rekabet, yarış -RIVIER: d, (- en) nehir, ırmak, de loop van een - nehir(in) akışı -RIVIERARM: d, (- en) nehir kolu, ırmak kolu -RIVIERBEDDING: d, (- en) nehir yatağı -RIVIERKAART: d, (- en) nehirler haritası -RIVIERKREEFT: d, (- en) zo, kerevit, kerevides, karavide -RIVIERMOND: d, (- en) ırmak ağzı, nehir ağzı -RIVIERMONDING: d, (- en) ırmak ağzı, nehir ağzı -RIVIERWATER: h, ırmak suyu, nehir suyu -R.K afk/kıs rooms- katholiek Papanın dini lider kabul edildiği katolik meshebi -ROB: d, (- ben) zo, fok balığı, ayıbalığı -ROBBEDOES: d, (...doezen) afacan, yararnaz çocuk -ROBBENJACHT: d, (- en) ayıbalığı avcılığı -ROBBER: d, kaartspel/isk bir tarafın üç oyundan ikisini kazanacağı parti, een - tje vechten ufak bir kavga yapmak -ROBIJN: d, (- en) yakut -ROBIJNEN: s, yakuttan, lal -ROBOT: d, (-s) robot -ROBUUST: s, z, iriyarı, gürbüz, güçlü, kuvvetli -ROKADE: d, (-s) schaak/satr rok -ROCHEL: d, (-s) balgam -ROCHELEN: f, gs, (rochelde, h, gerocheld) (keelgeluid maken) hırıldarnak, (spuwen) balgam çıkartmak -ROCK-AND-ROLL: d, rock- en- rol, ritmik pop müziği -ROCKGROEP: d, (- en) rok grubu -ROCKS: on the - buzlu -ROCOCO: h, bouwk/mim rokoko -ROCOCOSTIJL: d, rokoko tarzı -RODDEL: d, dedikodu -RODDELAAR: d, (-s) dedikoducu, gaybetçi -RODDELBLAD: h, (- en) sansasyon gazetesi, dedikodu gazetesi, bulvar gazetesi -RODDELEN: f, gs, (roddelde, h, geroddeld) dedikodu yapmak, gaybet yapmak, over iemand - birinin gaybetini yapmak, birinin ardından atmak -RODDELPERS: d, sansasyon basını, bulvar basını, boyalı basın -RODEHOND: d, med/tıb kızamıkçık -RODEKOOL: d, (...kolen) kırmızı lahana -RODE -KRUIS: h, Kızılhaç -RODELOOP: d, med/tıb dizanteri, kanlı basur -RODODENDRON: d, (-s) bot, rododendron -ROEBEL: d, (-s) ruble, Rus para birimi, Rus parası/lirası -ROEDE: d, (-n) sopa, falaka değneği, çubuk, değnek -ROEDEL: d, (-s) sürü, hayvan sürüsü -ROEF: d, (roeven) scheep/den kamara -ROEIBANK: d, (- en) kürekçi oturağı -ROEIBOOT: d, (...boten) kürekli kayık, sandal -ROEIDOL: d, (- len) kürek ıskarmozu -ROEIEN: f, g, (roeide, h, geroeid) kürek çekmek, kürek çekerek yürütmek -ROEIER: d, (-s) kürekçi -ROEIKLAMP: d, (- en) yarım ay ıskarmozu, ıskarmoz -ROEIPEN: d, (- nen) kürek ıskarmozu -ROEIRIEM: d, (- en) kürek -ROEISPAAN: d, (...spanen) kürek -ROEIVERENIGING: d, (- en) kayıkçılar kulübü -ROEIWEDSTRIJD: d, (- en) kayık yarışı, kürek yarışı -ROEK: d, (- en) zo, ekinkargası -ROEKELOOS: s, z, (...lozer, - t) pervasız, küstah, düşüncesiz -ROEKELOOSHEID: d, (...heden) pervasızlık, küstahlık, düşüncesizlik -ROEM: d, ün, şan, şöhret, nam, eigen roem stinkt kendini övene deli derler -ROEMEEN: d, (...menen) Romen, Romanyalı -ROEMEENS: s, Romanyaya ait -ROEMEN: I f, g, (roemde, h, geroemd) övmek, methetmek, II gs, - over iets bir şeyle övünmek, bir şeyle iftihar etmek -ROEMENIE: Romanya -ROEMER: d, (-s) (glas) büyük şarap bardağı -ROEMLOOS: s, utandırıc, sönük bir şekilde -ROEMRIJK: s, z, şanlı, şöhretli, ünlü, namlı, meşhur -ROEMRUCHTIG: s, meşhur, ünlü, namlı, şöhretli -ROEP: d, 1 çağırış, bağırış, sesleniş, 2 (naam) ad, isim, nam, ün -ROEPEN: I f, gs, (riep, h, geroepen) çağırmak, bağırmak, seslenmek, haykırmak, - om iemand birini çağırmak, II g, çağırmak, een dokter - doktor çağırmak, iemand - birini çağırmak, birine seslenmek, moord en brand - çığlık atmak, bas bas bağırmak, (plat/argo) kıçını yırtmak, iemand laten - birini çağırtmak, ayağına getirtmek, in het leven - hayata geçirmek, meydana getirmek -ROEPING: d, (- en) 1 (het bestemd zijn) uygunluk, 2 (neiging) eğilim, meyil, zijn - volgen eğilimini izlemek -ROEPNAAM: d, (...namen) hitap adı, çağırma adı -ROER: h, (- en, - s) 1 scheep/den dümen, aan het - komen dümene geçmek, idareyi ele almak, 2 (geweer) filinta -ROERDOMP: d, (- en) zo, balabankuşu -ROEREI: h, (...eren) sahanda yumurta -ROEREN: f, g, (roerde, h, geroerd) 1 karıştırmak, 2 (aanroeren) dokunmak, tesir etmek, duygulandırmak, harekete geçirmek, etkilemek, zich - kımıldamak, hareket etmek, (in opstand komen) hareketlenmek -ROEREND: s, 1 (aandoenlijk) etkili, etkileyici, dokunaklı, yanık, 2 (niet vast) oynak, değişken, sabit olmayan -ROERGANGER: d, (-s) dümenci -ROERIG: s, hareketli, kıvıl kıvıl, yerinde duramayan, canı tez, canlı, kıpır kıpır, yoğun -ROERLOOS: s, z, 1 scheep/den dümensiz, 2 (onbewegelijk) hareketsiz, sakin, durgun -ROERPEN: d, (- nen) scheep/den dümen kolu -ROERPIN: d, (- nen) scheep/den dümen kolu -ROERSPAAN: d, (...spanen) (eczacılıkta) dilbasan, mablak -ROES: d, (roezen) sarhoşluk, mestlik -ROEST: I d, h, (- en) (v, vogels) tünek II d, h, 1 pas, ijzer- demir pası, 2 bot, pas hastalığı -ROESTBRUIN: s, pas rengi, pas kahverengi -ROESTEN: I f, gs, (roestte, h, geroest) (v, kippen) tünemek, tüneklemek II f, gs, (roestte, is geroest) paslanmak, pas tutmak -ROESTIG: s, paslı -ROESTKLEURIG: s, pas renginde -ROESTPLAATS: d, (- en) pas yeri -ROESTPLEK: d, (- ken) paslı yer, pas lekesi -ROESTVLEK: d, (- ken) pas lekesi -ROESTVRIJ: s, paslanmaz -ROET: h, kurum, is, zo zwart as - kurum gibi, kapkara, - in het eten gooien pişmiş aşa su katmak, birinin işini bozmak, işe çomak sokmak, suyu bulandırmak -ROETACHTIG: s, z, is gibi, kurum gibi -ROETIG: s, z, kurum gibi, is gibi, isli -ROETKLEURIG: s, is renginde -ROETSJEN: f, gs, (roetsjte, is geroetsjt) kaymak -ROETVLEK: d, (- ken) is lekesi -ROETZWART: s, kömür gibi, kurum gibi, kapkara, simsiyah -ROFFEL: d, (-s) (v, trommel) gümbürtü -ROFFELEN: f, gs, (rofelde, h, geroffeld) (op de trom) davul çalmak, trampet çalmak -ROG: d, (- gen) zo, vatoz, kedibalığı -ROGGE: d, (-n) bot, çavdar -ROGGEBROOD: h, çavdar ekmeği -ROGGEMEEL: h, çavdar unu -ROGGEVELD: h, (- en) çavdar tarlası -ROK: d, (- ken) 1 (v, vrouwen) etek, 2 (v, mannen) frak -ROKEN: I f, gs, (rookte, h, gerookt) 1 tütmek, duman çıkarmak, 2 (sigaret) sigara içmek, - is verboden sigara içmek yasaktır, 3 (in de rook hangen) tütsülemek II g, (tütün, sigara) içmek, een pijp - pipo içmek, een sigaret - sigara içmek -ROKER: d, (-s) sigara tiryakisi -ROKERIG: s, z, 1 duman kokan, 2 (met veel roken) dumanlı, tütünlü -ROKERIJ: d, (- en) tütsüleme yeri -ROKKENJAGER: d, (-s) çapkın, kadın avcısı -ROKKOSTUUM: h, (-s) frak -ROL: d, (- len) 1 thea/tiy film/sin rol, de - len zijn omgekeerd roller değişti, een - spelen bir rolü oynamak, 2 tech/tek silindir, rulo, 3 (v, papier) rulo, tomar, 4 (v, deeg) oklava, merdane, 5 jur/huk mahkeme listesi, *fig/mec aan de - gaan sık sık dışarıya kafa çekmeye gitmek, op - letjes lopen tıkırında gitmek, çok iyi gitmek, yuvarlanıp gitmek -ROLFILM: d, (-s) rulo film -ROLGORDIJN: h, (- en) stor, rulo perde, storlu perde -ROLHANDDOEK: d, (- en) rulo havlu -ROLKLAVER: d, bot, taş yoncası -ROLLADE: d, (- s, - n) rulo et -ROLLEBOLLEN: f, gs, (rollebolde, h, gerollebold) 1 takla atmak, perende atmak, 2 (geslachtgemeenschap hebben) aşmak, kadınla yatmak -ROLLEN: I f, gs, (rolde, h, gerold) yuvarlanmak, tekerlenmek, dönmek, van de trap - merdivenden yuvarlanmak, merdivenden tepe taklak düşmek, II g, 1 yuvarlamak, tekerlemek, rulo yapmak, (v, ogen) çevirmek, döndürmek, 2 (v, deeg) merdane ile düzlemek, oklava ile açmak -ROLLENPATROON: h, (...patronen) toplumsal kalıp -ROLLENSPEL: h, işpayı oynama, başkasından beklenen bir işpayının bireyin oynaması -ROLLUIK: h, (- en) stor, kepenk -ROLMOPS: d, (- en) ringa turşusu, ringa salamurası -ROLROER: h, (- en) kanatçık -ROLROND: s, silindir şeklinde -ROLSCHAATS: d, (- en) tekerli paten -ROLSCHAATSEN: f, gs, (rolschaatste, h, gerolschaatst) tekerli patenle kaymak -ROLSTOEL: d, (- en) tekerli sandalye, tekerlekli sandalye -ROLTRAP: d, (- pen) yürüyen merdiven -ROLVERDELING: d, (- en) thea/tiy rol taksimi, rol bölüşümü -ROMAANS: s, Roman, de - e talen Roman dili, de - e stijl Roman tarzı -ROMAN: d, (-s) roman, een detective - dedektif romanı, polisiye roman -ROMANKUNST: d, roman sanatı, romancılık -ROMANSCHRIJFSTER: d, (-s) (bayan) roman yazarı -ROMANSCHRIJVER: d, (-s) (erkek) roman yazarı -ROMANCE: d, (-s) lit/edeb romans, sekizerlik mısralardan meydana gelen ispanyol şiiri, hissi şiir -ROMANTICUS: d, (...tici) romantizm yanlısı, romantizmcı -ROMANTIEK: d, 1 romantiklik, 2 lit/edeb romantizm -ROMANTISCH: s, z, (- er, meest -) romantik -ROMANTISEREN: f, g, (romantiseerde, h, geromantiseerd) romantikleştirmek, -ROME: h, Roma, alle wegen leiden naar - bütün yollar Romaya çıkar Romeins s, Romaya ait, de - e taal Latince -ROMMEL: d, 1 (boel) karışık yığıntı, karışıklık, 2 döküntü, çör çöp, ıvır zıvır şeyler, eski püskü şey, maak niet zon - ortalığı karıştırma, ortalığı kel Alinin bağına çevirme -ROMMELEN: f, gs, (rommelde, h, gerommeld) 1 (donder) gürlemek, gümbürdemek, 2 in iets - bir şey aramak/karıştırmak, 3 (kleine dingen doen) ufak işler yapmak, 4 (knoeien) döküp saçmak -ROMMELIG: s, z, (niet ordelijk) darmadağınık, dağınık, karışık, düzensiz, tertipsiz -ROMMELKAMER: d, (-s) eski eşya odası, ıvır zıvır odası -ROMMELMARKT: d, (- en) eski eşya pazarı, bitpazarı -ROMP: d, (- en) gövde, beden, (v, schip) gövde, iskelet, kuru gövde -ROMPSLOMP: d, telaş, sıkıcı iş, ambtelijke- bürokrasi -ROND: s, z, 1 yuvarlak, toparlak, (ringvormig) daire şeklinde, halka gibi, 2 (vlezig) dolgun, tombul, 3 (v, tijd) tam, een - jaar tam bir yıl, 4 (ongeveer) takriben, yaklaşık, ortalama, kabaca, - duizend gulden yaklaşık bin gulden, - tien uur saat on civarında, saat on sularında, een man van - dertig yaklaşık otuzunda bir adam, 5 (openhartig) samimi, açık, açık kalpli, açıkyürekli, 6 (klaar) - zijn bitmek, sona ermek, dat gerucht doet de ronde o söylenti yayılıyor -RONDBAZUINEN: f, g, (bazuinde rond, h, rondgebazuind) övgüyle yaymak, yedi mahalleye duyurmak -RONDBORSTIG: s, z, 1 açık, içten, açık sözlü, samimi, açık kalpli, açıkça, dobra dobra, 2 (plat/argo) dolgun ampüllü, dolgun göğüslü, -RONDBRENGEN: f, g, (bracht rond, h, rondgebracht) (abonelere vb,) dağıtmak, teslim etmek, de krant - gazeteyi abonelere dağıtmak -RONDBRIEVEN: f, g, (briefde rond, h, rondgebriefd) dile vermek, yaymak, herkese çınlatmak -RONDDANSEN: f, gs, (danste rond, h, rondgedanst) döne döne dans etmek -RONDDOBBEREN: f, gs, (dobberde rond, h, rondgedobberd) suda sürüklenmek -RONDDOLEN: f, gs, (doolde rond, h, rondgedoold) şaşkın şaşkın dolaşmak -RONDDRAAIEN: f, gs, (draaide rond, h, rondgedraaid) eksen etrafında dönmek -RONDDWALEN: (dwaalde rond, h, rondgedwaald) (göz vb,) gezinmek, dolaşmak, dolanmak -RONDE: d, (- n, - s) 1 (v, boksen) ravnd, devre, (v, ijsbaan) dönüm, de - van Nederland Hollanda turu, 2 mil/ask devriye -RONDEDANS: d, (- en) halka dansı -RONDEEL: h, (...delen) 1 mil/ask yuvarlak tabya, 2 muz/müz rondo -RONDEN: f, g, (rondde, h, gerond) yuvarlaklaştırmak, (varen om) etrafını dolaşmak -RONDETAFELCONFERENTIE: d, (-s) yuvarlak masa konferansı -RONDFIETSEN: f, gs, (fietste rond, h/is rondgefietst) bisikletle dolaşmak -RONDGAAN: f, gs, (ging rond, is rondgegaan) 1 daire çizmek, dairesel hareket etmek, 2 gezinmek, dolaşmak, zijn ogen laten - göz gezdirmek, huis aan huis - ev ev dolaşmak, (beurtelings) sırayla dolaşmak, sırayla gitmek -RONDGANG: d, (- en) gezinti, dolaşma, tur, een - maken tur atmak, gezinti yapmak -RONDHANGEN: f, gs, (hing rond, h, rondgehangen) amaçsız dolaşmak, aylakça bir yerde bulunmak, aylaklık etmek -RONDHEID: d, yuvarlaklık, fig/mec açık kalplilik, dobra dobralık -RONDING: d, (- en) vuvarlaklık -RONDJE: h, (-s) 1 (wandeling) tur, gezinti, 2 een - geven herkese içki ısmarlamak -RONDKIJKEN: f, gs, (keek rond, h, rondgekeken) bakmmak, etrafa bakmak -RONDKOMEN: f, gs, (kwam rond, is rondgekomen) 1 sırayla gelmek, dolaşıp gelmek, 2 (met zijn geld) ucunu kulağına getirmek, geçinmek, idare etmek, - met zijn loon maaşla idare etmek -RONDLEIDEN: f, g, (leidde rond, h, rondgeleid) gezdirmek, dolaştırmak -RONDLEIDING: d, gezip görme, (bilgilenmeli) gezi, gezme, dolaşma -RONDLOPEN: f, gs, (liep rond, h/is rondgelopen) dolaşmak, gezinmek -RONDNEUZEN: f, gs, (neusde rond, h, rondgeneusd) etrafa bakmak, her yeri araştırmak -RONDO: h, (-s) muz/müz rondo, -RONDOM: ilg, z, çevresinde, etrafında, fırdolayı -RONDREIS: d, (...reizen) tur, gezi, ziyaret gezisi -RONDREIZEN: f, g, (reisde rond, h, rondgereisd) dolaşmak, ora bura gezmek -RONDRIJDEN: I f, gs, (reed rond, h/is rondgereden) arabayla dolaşmak, arabayla gezmek, II g, orasını burasını arabayla dolaşmak, de stad - şehri dolaşmak, iemand - birini arabayla gezdirmek -RONDRIT: d, (- ten) tur, gezinti -RONDSCHARRELEN: f, gs, (scharrelde rond, h, rondgescharreld) dolaşmak, oyalana oyalana gezmek -RONDSCHRIJVEN: h, tamim, genelge, sirküler -RONDSTROOIEN: f, g, (stooide rond, h, rondgestrooid) 1 etrafa saçmak, 2 (rondvertellen) her yere yaymak -RONDSLINGEREN: f, gs, (slingerde rond, h, rondgeslingerd) aylak aylak dolaşmak, amaçsızca gezinmek -RONDTASTEN: f, g, (tastte rond, h, rondgetası) orasını burasını yoklamak, dokunmak, ellemek -RONDTE: d, (- n, - s) 1 (rondheid) yuvarlaklık, 2 (kring) halka, daire -RONDTREKKEN: f, gs, (trok rond, h, rondgetrokken) yerden yere gezmek, - de muziekgroepen gezginci müzik grupları -RONDUIT: z, açıkça, direkt, dobra dobra, açık sözlüce, lafı dolandırmadan, doğrudan doğruya, (plat/argo) kıvırtmadan, langır lungur, uluorta, spreek -! açık konuş! -RONDVAART: d, (- en) (kayık vb, ile) civar seyri, botla civar gezisi -RONDVERTELLEN: f, g, (vertelde rond, h, rondverteld) yaymak, sağa sola anlatmak, herkese söylemek, ona buna aktarmak, orada burada öttürmek, sağa sola çınlatmak, je moet het niet -! önüne gelene anlatma! -RONDVLIEGEN: f, gs, (vloog rond, h/is rondgevlogen) uçuşmak -RONDVLUCHT: d, (- en) uçak turu -RONDVRAAG: d, (...vragen) toplantı sonu sorusu, kapanış bölümü sorusu -RONDVRAGEN: f, g, (vroeg rond, h, rondgevraagd) herkese sırayla sormak -RONDWAREN: f, gs, (waarde rond, h, rondgewaard) dolaşmak, gezmek -RONDWEG: z, dürüstçe, samimice, içten, dobra dobra, açık kalplice, (plat/argo) kıvırtmadan -RONDZINGEN: h, tech/tek akustik reaksiyon -RONDZWERVEN: f, g, (zwierfrond, h, rondgezworven) aylak aylak dolaşmak, amaçsızca gezinmek -RONKEN: f, gs, (ronkte, h, geronkt) horlamak, (brommen) vızıldamak, vızlamak -RONSELEN: f, g, (ronselde, h, geronseld) zorla kazanmak, mil/ask zorla askere almak -RONTGEN: d, röntgen -RONTGENAPPARAAT: h, (...raten) röntgen cihazı, röntgen aygıtı -RONTGENFOTO: d, (-s) röntgen filmi -RONTGENOLOOG: d, (...logen) röntgenci, röntgen uzmanı -RONTGENSTRALEN: d, mv/çoğ x-ışınları, röntgen ışınları -RONTGENTHERAPIE: d, röntgen tedavi -ROOD: I s, (roder, - st) kırmızı, kızıl, al, - maken kırmızılaştırmak, - worden kızarmak, - als bloed kan kırmızı, rode rozen kırmızı güller, rode wijn kırmızı şarap, de rode vlag kızılbayrak, het rode leger kızılordu, II h, kırmızı renk -ROODACHTIG: s, kırmızımsı -ROODBORSTJE: h, (-s) zo, kızılgerdan, narbülbülü -ROODGLOEIEND: s, kızgın, de telefoon staat - telefon durmak bilmiyor, telefon sürekli çalıyor -ROODHARIG: s, kızıl saçlı -ROODHEID: d, kızıllık, kırmızılık -ROODHOUT: h, bot, kızıl ağaç, bakkam ağacı -ROODHUID: d, (- en) kızılderili -ROODKAPJE: h, (-s) kırmızı şaapkalı masal kızı -ROODKOPER: h, saf bakır -ROODVONK: d, kızıl hastalığı -ROODWANGIG: s, pembe yanaklı -ROOF: I d, (roven) (v, wond) yara kabuğu II d, (het roven) soygun -ROOFBOUW: d, araziyi ilaçlamadan ekme, zoraki işletme, fig/mec aşırı istismar, aşırı sömürü -ROOFDIER: h, (- en) yırtıcı hayvan -ROOFMOORD: d, (- en) cinayetli soygun -ROOFOVERVAL: d, (- len) soygun baskını -ROOFTOCHT: d, (- en) yol kesme seferi -ROOFVOGEL: d, (-s) yırtıcı kuş -ROOFZIEK: s, çapul hastası, haydut, eşkiyalık düşkünlüğü olan -ROOFZUCHT: d, soygun eğilimi -ROOFZUCHTIG: s, soygun düşkünü -ROOIEN: f, g, (rooide, h, gerooid) sökmek, kökünden çıkarmak, bomen - ağaçları sökmek, de akker - toprağın yabani otlarını temizlemek -ROOILIJN: d, (- en) hiza çizgisi, op de - staan aynı çizgide olmak, aynı hizada olmak -ROOK: d, duman, tütün, geen - zonder vuur ateş olmayan yerde duman tütmez -ROOKARTIKELEN: d, sigara ve sigara ile ilgili şeyler -ROOKBOM: d, (- men) sis bombası -ROOKCOUPE: d, (-s) sigara içilen kompartıman -ROOKGAT: h, (- en) baca, baca deliği -ROOKGORDIJN: h, (- en) mil/ask duman perdesi -ROOKHOL: h, (- en) sigara dumanı sinmiş oda -ROOKKAMER: d, (-s) sigara içme salonu -ROOKLUCHT: d, duman kokan hava -ROOKONTWIKKELING: d, duman oluşumu -ROOKVLEES: h, tütsülenmiş et -ROOKWOLK: d, (- en) duman bulutu -ROOKWORST: d, (- en) tütsülenmiş sucuk -ROOM: d, kaymak, krema -ROOMBOTER: d, kaymak yağı, tereyağı -ROOMIJS: h, kaymaklı dondurma -ROOMS: s, rooms- katholiek katolik -ROOMS-KATHOLIEK: I s, katolik, II d, (- en) katolik -ROOMTAART: d, (- en) kremalı pasta, kaymaklı turta -ROOS: d, (rozen) 1 bot, gül, geen rozen zonder doornen dikensiz gül olmaz, gülü seven dikenine katlanır, op rozen zitten gül bahçesinde olmak, onder de - gizlice, el altından, 2 med/tıb yılancık, 3 (op hoofd) kepek, volkst/hd konak, 4 (v, schietschijf) hedef merkezi, nişan noktası, 5 scheep/den rüzgârgülü, pusula kartı -ROOSKLEURIG: s, gül renginde, fig/mec tozpembe, een - e toekomst pembe bir gelecek -ROOSTER: d, h, (-s) 1 ızgara, brood- ekmek kızartma makinası, 2 (lijst) liste, cetvel, çizelge, het les- ders çizelgesi, ders cetveli -ROOSTEREN: f, g, (roosterde, h, geroosterd) ızgara yapmak, kızartmak, geroosterd brood tost, kızarmış ekmek -ROOSTERWERK: h, kafes, parmaklık, ızgara -ROS: I s, pembe, kırmızımsı, de - se buurt kerhane, genelev, kırmızı lambalılar mahallesi, hayat kadınları mahallesi II h, (- sen) (paard) at, het ijzeren - tiren -ROSARIUM: h, (-s) (tuin) gül bahçesi -ROSBIEF: d, kızarmış biftek -ROSE: d, (-s) gül şarabı -ROSHARIG: s, kızıl saçlı -ROSKAM: d, (- men) kaşağı -ROSKAMMEN: f, g, (roskamde, h, geroskamd) tımar etmek, kaşağılamak -ROSSIG: s, kırmızımsı, alımsı -ROT: I h, (- ten) mil/ask dizi, sıra, dubbel - çift sıra, dört kişilik sıra, de geweren in - ten zetten tüfekleri çatmak II s, z, çürük, çürümüş, bozulmuş, bozuk, - doen tegen iemand birine kelek yapmak III d, (- ten) een oude - eski kurt, kaçın kurası, een oude - in het vak meslekte emektar, mesleğin tecrübelisi -ROTAN: h, d, bot, benekli hintkamışı -ROTATIE: d, (-s) rotasyon, dönüş -ROTATIEPERS: d, (- en) rotatif -ROTEN: f, g, (rootte, h, geroot) ıslatıp yumuşatmak -ROTEREN: f, gs, (roteerde, h, geroteerd) dönmek, devretmek, devir yapmak -ROTGANG: d, spreekt/kd aşırı hız, met een - tabakhaneye bok götürür gibi -ROTJE: h, (-s) kâğıt fişek, patlangaç, zich een - lachen gülmekten göbeği oynamak, gülmekten kasıkaları çatlamak -ROTONDE: d, (- n, - s) 1 bouwk/mim yuvarlak bina, 2 (verkeersplein) döner daire -ROTOR: d, (- en, - s) tech/tek rotor, dönenç -ROTS: d, (- en) kaya, een - in de branding fig/mec hızır, tutacak dal, manevi kuvvet veren biri -ROTSACHTIG: s, kayalık, kayalı -ROTSBLOK: h, (- ken) kaya kütlesi -ROTSPARTIJ: d, (- en) bahçe kayalığı -ROTSPLANT: d, (- en) kayalık bitkisi -ROTSTEKENING: d, (- en) kaya resmi -ROTSTREEK: d, (...streken) adilik, aşağılık, adi munara, adi oyun, iemand een leveren birine adi bir oyun oynamak -ROTSTUIN: d, (- en) kayalık bahçe -ROTSVAST: s, z, sarsılmaz, kaya gibi, sağlam -ROTSWAND: d, (- en) sarp kaya, kayanın sarp tarafı -ROTTEN: f, gs, (rotte, is gerot) çürümek, bozulmak -ROTTIG: s, çürük, bozuk, -ROTTING: I d, çürüme, bozulma II d, (- en) (wandelstok) değnek, baston -ROTWEER: h, kötü hava, bozuk hava -ROTZAK: d, (- ken) 1 (plat/argo) hıyar, hergele, bok herif -ROTZOOI: d, spreekt/kd (rommel) ıvır zıvır yığın, değersiz şeyler, 2 (wanorde) kaos, karmakarışıklık, darmadağınıklık -ROTZOOIEN: f, gs, (rotzooide, h, gerotzooid) spreekt/kd (rommel maken) dağıtıp saçmak, döküp dağıtmak, darmadağın etmek -ROUGE: d, h, ruj -ROULATIE: d, sirkülasyon, tedavül, in - brengen tedavüle çıkarmak -ROULEREN: f, gs, (rouleerde, h, gerouleerd) devran etmek, dolaşmak, (v, geld) tedavül etmek -ROULETTE: d, (-s) rulet -ROUTE: d, (- s, - n) scheep/den rota, yön, (reisweg) yol -ROUTEBESCHRIJVING: d, (- en) rota/seyir tarifi -ROUTINE: d, 1 (vaardigheid) beceri, kıvraklık, 2 (sleur) görenek, yapma alışkanlığı, rotin -ROUTINEONDERZOEK: h, (- en) rotin alıştırma, alışılmış ve düzenli yapılan araştırma -ROUTINIER: d, (-s) görenek adamı, alışkı becerisi gelişmiş kimse -ROUW: d, (droefheid) yas, matem, (rouwkleidng) matem elbisesi, in de - zijn yaslı olmak -ROUWBEKLAG: h, başsağlığı, taziye -ROUWBRIEF: d, (...brieven) başsağlığı mektubu -ROUWDIENST: d, (- en) cenaze merasimi -ROUWEN: f, gs, (rouwde, h, gerouwd) yas tutmak, matem tutmak -ROUWGEWAAD: d, (...waden) matem elbisesi, yas esvabı -ROUWIG: s, ergens niet - om zijn bir şeye üzülmemek -ROUWKAPEL: d, (- len) kilisede cenaze kaldırma yeri -ROUWKLACHT: d, (- en) feryadı figan -ROUWKLEDING: d, yas giysisi -ROUWKOETS: d, (- en) cenaze arabası -ROUWRAND: d, (- en) 1 siyah kenar, yas işareti, 2 (v, nagels) tırnak altı kiri -ROUWSTOET: d, (- en) cenaze alayı -ROVEN: f, g, (roofde, h, geroofd) yağma etmek, çapul etmek, talan etmek, gaspetmek, zorla almak -ROVER: d, (-s) çapulcu, eşkiya, yağmacı, haydut -ROVERSBENDE: d, (- n, - s) haydut çetesi -ROVERSHOL: h, (...holen) eşkiya yatağı, haydut yuvası -ROVERSNEST: h, (- en) eşkiya yatağı, haydut yuvası -ROYAAL: s, z, (royaler, - st) 1 (niet kleingeestig) açık fikirli, liberal, hür düşünceli, 2 (ruim) büyük, geniş, een - huis büyük bir ev, 3 (vrijgevig) cömert, eli açık, - zijn cömert olmak -ROYALISME: h, kralcılık -ROYALIST: d, (- en) kralcı -ROYALISTISCH: s, z, kralcı -ROYALITEIT: d, (- en) cömertlik, (rondborstigheid) açıkyüreklilik -ROYALTY: d, (-s) 1 (v, auteur) yapıt ücreti, telif yüzdesi, 2 işletme payı -ROYEMENT: h, (- en) iptal -ROYEREN: f, g, (royeerde, h, geroyeerd) (listeden) çıkarmak, iptal etmek, üstüne çizgi çekmek, silip çıkarmak -ROZE: s, gül rengi, pembe, gül pembesi -ROZENBLAD: h, (- eren, - en, ...blaren) gül yaprağı -ROZENBOOM: d, (...bomen) bot, gül ağacı -ROZENBOTTEL: d, (-s) bot, kuşburnu -ROZENGEUR: d, (- en) gül kokusu, het is niet altijd - en maneschijn hayat güllük gülistanlık değildir -ROZENKNOP: d, (- pen) bot, gül goncası -ROZEMARIJN: d, (- en) bot, biberiye -ROZENBED: h, (- den) gül bahçesi, gülistan, güllük -ROZENHOEDJE: h, (-s) (dini) tespih -ROZENKRANS: d, (- en) 1 (krans) gül çelenkçiliği, 2 (dini) tespih -ROZENKWEKER: d, (-s) gülcü, gül yetiştiricisi -ROZENOLIE: d, gülyağı -ROZENPERK: d, (- en) (bahçede) gül yatağı -ROZENTUIN: d, (- en) gül bahçesi, gülistan -ROZENWATER: h, gül suyu -ROZEROOD: s, pembe, gül rengi, gül kırmızısı -ROZENSTRUIK: d, (- en) gül ağacı -ROZET: d, (- ten) (gül şeklinde) rozet -ROZIG: s, pembe -ROZIJN: d, (- en) kuruüzüm -ROZIJNENBROOD: h, ...broden) kuruüzümlü çörek -RUBBER: I h, d, (-s) kauçuk, II s, kauçuktan -RUBBERBOOM: d, (...bomen) bot, kauçuk ağacı -RUBBERBOOT: d, (...boten) lastik sandal -RUBBERZOOL: d, (...zolen) lastik ayakkabı tabanı -RUBRICEREN: f, g, (rubriceerde, h, gerubriceerd) sınıflamak, kategorilemek -RUBRIEK: d, (- en) 1 (opschrift) başlık, serlevha, 2 (v, krant) kolon, sütun, 3 (categorie) kategori, sınıf -RUCHTBAARHEID: d, alenilik, - geven aan herkese duyurmak, -RUCKSICHTSLOS: s, pervasız, küstah, düşüncesiz -RUDIMENT: h, (- en) 1 ilke, temel, 2 biol/biyo gelişmemiş organ -RUDIMENTAIR: s, z, (v, organen) gelişmemiş, kör -RUG: d, (- gen) anat, 1 sırt, bel, arka, - aan - sırt sırta, achter de - zijn bitmiş olmak, dat is achter de - bitti, geride kaldı, iets achter de - hebben bir şeyi geride bırakmak, atlatmış/yapmış olmak, de vijftig achter de - hebben ellisini geride bırakmak, ellisini aşmak, over de - gen van de arbeiders işçilerin sırtından, iemand in de - aanvallen birine arkadan saldırmak, met de - tegen de muur staan sıkışmak, istemediği bir şeye zorlanmak, je kan mijn - op havada bulut sen onu unut! een rooie - bin papel, bin gulden, iemand de - toedraaien birine yüz çevirmek, birine sırt çevirmek, 2 de - van een mes bıçak sırtı -RUGBY: h, elle ve ayakla oynanan bir tür Amerikan futbolu -RUGCRAWL: d, sırt üstü kulaç -RUGGENGRAAT: d, (...graten) belkemiği, omurga -RUGGELINGS: z, geriye, gerisin geriye, geriye doğru, (op de rug) sırt üstü, (achterste voren) tersine -RUGGENMERG: h, anat, omurilik -RUGGENMERGONTSTEKING: d, (- en) med/tıb omurilik iltihabı -RUGGESPRAAK: d, müzakere, danışma -RUGGESTEUN: d, sırt desteği, fig/mec destek, dayanak -RUGKLACHTEN: d, bel ağrıları, sırt şikayetleri -RUGKUSSEN: h, (-s) sırt yastığı -RUGLEUNING: d, (- en) sırtlık, arkalık, sandalye yaslanmalığı -RUGNUMMER: h, (-s) ayuncu sırt numarası -RUGPIJN: d, (- en) sırt ağrısı, bel ağrısı -RUGSCHILD: h, (- en) sırt kabuğu -RUGSLAG: d, sırt üstü kulaç, sırt üstü yüzüş -RUGVIN: d, (- nen) yüzgeç, sırt yüzgeci, -RUGWERVEL: d, (-s) anat, omur, fıkra -RUGZAK: d, (- ken) sırt çantası -RUGZWEMMEN: h, sırt üstü yüzme -RUI: d, tüy dökme, tüy dökümü -RUIEN: f, gs, (ruide, h, geruid) tüy dökmek, tüy değiştirmek, (v, bomen) yaprak dökmek -RUIF: d, (ruiven) yemlik, parmaklıklı yemlik -RUIG: s, z, 1 kıllı, tüylü, pöstekili, (v, stoffen) kaba, pürüzlü, pörtüklü, 2 (lomp, groof) kaba, terbiyesiz, - taal terbiyesiz dil, 3 (v, landschap) vahşi, 4 (ontsuimig) çılgın, een - feest çılgın eğlence -RUIGHARIG: s, diken gibi kıllı, sert kıllı, sert dalgalı saçlı -RUIKEN: I f, gs, (rook, h, geroken) kokmak, koku yaymak, koku vermek, het ruikt goed güzel kokuyor, iyi kokuyor, het ruikt lekker hoş kokuyor, II g, koklamak, fig/mec kokusunu almak, sezmek, iets - bir şeyi koklamak, geld - paranın kokusunu almak, parayı sezmek, hoe kan ik dat -? kokusunu almadım ya, nereden bileyim? -RUIKER: d, (-s) çiçek demeti, buket -RUIL: d, değişme, değiş tokuş, mübadele, iets in - geven voor iets anders bir şeyi bir şeyle değiştirmek, birini verip diğerini almak, değiş tokuş etmek -RUILBEURS: d, (- en) takas borsası/fuarı -RUILEN: f, g, (ruilde, h, geruild) değiştirmek, mübadele etmek, - (tegen) değiş tokuş etmek, trampa etmek, twee - een huilen başa baş trampa olmaz, iki öküzün de yuları olsa trampa olmaz, ik zou niet met hem willen - onun yerinde olmak istemezdim, met iemand van plaats - biriyle yer değiştirmek -RUILHANDEL: d, mübadele usülü ticaret, trampa ticareti -RUILVERKAVELING: d, (- en) dağınık arazi trampası, dağınık arazi birleştirilmesi -RUILWAARDE: d, değişim değeri, -RUIM: I s, geniş, büyük, hacimli, engin, een - e zaal geniş bir salon, een - e blik geniş bir bakış, (v, maten) bol, geniş, een - e straat geniş bir sokak, een - e broek geniş bir pantolon, - e voorraad bol stok, het niet - hebben eli dar olmak, (v, tijd) epey, uzunca, een geruime tijd epey bir zaman, uzunca bir zaman, II z, 1 (overvloedig) bolca, - gebruik maken van iets bir şeyi bol bol kullanmak, 2 (iets meer dan) biraz fazla, - honderd gulden yüz guldenden biraz fazla, 3 sonra, geçerek, geçe, - halfvijf dört buçuktan biraz sonra, dört buçuğu geçerek, 4 - denken geniş düşünmek, dar kafalı düşünmemek, - meten kabaca ölçmek III h, (- en) 1 scheep/den ambar, 2 (luchtruimte) uzay, feza, -RUIMDENKEND: s, açık fikirli, engin düşünceli, açık göüşlü, -RUIMEN: I f, g, (ruimde, h, geruimd) 1 (ledig maken) boşaltmak, akıtmak, 2 (opruimen) temizlemek, toparlamak, iets uit de weg - bir şeyi ortadan kaldırmak, bir şeyi halletmek, iemand uit de weg - birini temizlemek, ortadan kaldırmak, öldürmek, II gs, (-, is -) (v, wind) batıdan kuzeye esmek, saat yelkovanı doğrultusunda yön değiştirmek -RUIMSCHOOTS: s, z, bol bol, çokça, yeterinden fazla, gereğinden çok -RUIMTE: d, (- n, - s) 1 (plaats) yer, meydan, (gebied) saha, alan, - maken yer açmak, 2 (tussenruimte) aralık, mesafe, uzaklık, 3 wisk/mat (kubieke inhoud) hacim, oylum, 4 de - uzay, feza, de oneindige - sonsuz boşluk, uzay, 5 (rijkelijkheid) bolluk -RUIMTEGEBREK: h, yer sorunu -RUIMTELIJK: s, z, mekânla ilgili, - e ordening mekan organizasyonu, planlamanın uygulanması -RUIMTEMAAT: d, (...maten) hacim ölçüsü, oylum ölçüsü -RUIMTEREIS: d, (...reizen) uzay yolculuğu -RUIMTESCHIP: h, (...schepen) uzay gemisi -RUIMTESTATION: h, (-s) uzay istasyonu -RUIMTEVAARDER: d, (-s) astronot, uzayadamı -RUIMTEVAART: d, uzay yolculuğu -RUIN: d, (- en) iğdiş aygır -RUINE: d, (- s, - en) harabe, yıkıntı, çöküntü, virane -RUINEREN: f, g, (ruïneerde, h, geruïneerd) harap etmek, mahvetmek, viran etmek, batırmak, zich - a) (financieel) mahvolmak, batmak, iflas bayrağını çekmek, topu atmak, b) sağlığı bozulmak -RUINEUS: s, (...neuzer, - t) harap edici, yıkıcı, viran edici -RUIS: d, (ruizen) 1 (geluid) hışlrtı, 2 (rietvoorn) kızılkanat -RUISEN: f, gs, (ruiste, h, geruist) haşırdamak, hışırdamak, fışırdamak, uğuldamak -RUISVOORN: d, (-s) zo, kızılkanat -RUISVOREN: d, (-s) zo, kızılkanat -RUIT: I d, (- en) 1 geom, eşkenar dörtgen, 2 (venster-) cam, pencere camı, 3 (v, damboord) kare, hane II d, bot, Sedefotu, -RUITENSPROEIER: d, (-s) (v, auto) ön cam deposu -RUITENWISSER: d, (-s) araba sileceği, silgi -RUITER: d, (-s) 1 binici, 2 mil/ask süvari atlı -RUITERAFDELING: d, (- en) mil/ask süvari bölüğü -RUITERIJ: d, süvariler -RUITERLIJK: s, z, açık sözlü, açıkyürekli, samimi, içten, dobra dobra, - toegeven açık sözlüce kabul etmek -RUITERPAD: h, (- en) atlı yol -RUITIJD: d, (- en) tüy dökme zamanı -RUITJESPAPIER: h, kareli kâğıt -RUK: d, (- ken) çekiş, in een - kaşla göz arasında, birdenbire, bir solukta -RUKKEN: f, g, (rukte, h, gerukt) kuvvetle çekmek, koparmak -RUKWIND: d, (- en) bora, ani ve şiddetli rüzgar -RUL: s, (- ler, - st) (v, grond) gevşek -RUM: d, rom -RUMBOON: d, (...bonen) romlu çikolata -RUMOER: h, gürültü, patırtı -RUMOERIG: s, gürültülü patırtılı, velveleli -RUN: d, akın II d, meşe kabuğu tozu, mazı tozu -RUND: d, (- eren, - ers) 1 sığır, 2 fig/mec sığır, öküz, inek, enayi -RUNDERGEHAKT: h, sığır kıyması -RUNDERHORZEL: d, (-s) sığır sineği -RUNDERLAPJE: h, (-s) biftek -RUNDERENLEER: h, sığır derisi -RUNDVEE: h, sığır -RUNDVLEES: h, sığır eti -RUNDVET: h, sığır içyağı -RUNENSCHRIFT: h, run yazısı, eski Cermen yazısı -RUNNEN: f, g, (runde, h, gerund) (işyeri) işletmek, çalıştırmak -RUPS: d, (- en) (vlinderlarve) tırtıl -RUPSBAND: d, (- en) tıtıl teker -RURAAL: s, kırsal -RUS: d, (- sen) bot, saz -RUS: d, (- sen) (erkek) Rus -RUSLAND: h, Rusya -RUSSIN: d, (- nen) (bayan) Rus -RUSSISCH: I s, Rus, Rusyaya ait, II h, Rusça -RUST: d, 1 dinlenme, istirahat, 2 fig/mec ölüm, de eeuwige - ebedi istirahat, 3 rahat, iemand met - laten birini rahat bırakmak, 4 huzur in - en vrede huzur ve barış içinde yaşamak, 5 (stilte) sakinlik, sessizlik, sükünet, 6 (- en) muz/müz es, durak işareti, 7 (- en) (pauze) ara, sp, haftaym, devre, 8 (orde) düzen, asayiş, 9 in - hareketsiz, - roest işlemeyen demir pas tutar, işleyen demir paslanmaz -RUSTBANK: d, (- en) kanepe, divan, sedir -RUSTBED: h, (- den) divan -RUSTDAG: d, (- en) dinlenme günü, tatil günü, istirahat günü, -RUSTELOOS: s, z, (...lozer, - t) 1 (zonder ophouden) aralıksız, durmadan, durmaksızın, devamlı, sürekli, mütemadiyen, 2 (innerlijk zonder rust) huzursuz, endişeli -RUSTELOOSHEID: d, kıvıl kıvıllık, yerinden duramayış -RUSTEN: f, gs, (rustte, h, gerust) 1 dinlenmek, istirahat etmek, ik moet wat - biraz dinlenmeliyim, iets laten - bir konuyu kapatmak, bir şey üzerinde konuşmamak, 2 (leunen op) - op -(y)a/e dayanmak, yaslanmak -RUSTEND: s, emekli -RUSTGEVEND: s, rahatlatıcı, ferahlık verici -RUSTIEK: s, kırsal, köye ait, basit -RUSTIG: s, z, 1 huzurlu, rahat, - leven sakin bir hayat sürmek, 2 (v, water) sakin, dalgasız, çarşaf gibi, durgun, hareketsiz, 3 (stil) sakin, sessiz, sessiz sedasız, 4 (kalm) sakin, rahat, serinkanlı, telaşsız, sükünetli, ferah, heyecansız, 5 (vreedzaam) sakin, asayişli, sükünet içinde -RUSTJAAR: h, (...jaren) nadas yılı -RUSTKUUR: d, (...kuren) dinlenme tedavisi -RUSTOORD: h, (- en) dinlenme yeri -RUSTPLAATS: d, (- en) dinlenme yeri, istirahat yeri -RUSTPUNT: h, (- en) 1 tech/tek normal durum, 2 (steunpunt) dayanma noktası, destek yeri -RUSTSTAND: d, (- en) dinlenme pozisyonu, hareketsizlik -RUSTSTOEL: d, (- en) sandalye, arkalı iskemle -RUSTTEKEN: h, (-s) muz/müz es, durak işareti -RUSTTIJD: d, (- en) dinlenme zamanı, istirahat saati -RUSTVERSTOORDER: d, (-s) huzur bozucu -RUSTVERSTORING: d, (- en) huzur bozma, pol, asayişi ihlal -RUW: s, z, 1 ham, işlenmemiş, - staal ham çelik, işlenmemiş çelik, - e produkten ham ürünler, - ijzer ham demir, 2 (ruig, niet glad) kaba, pürüzlü, pörtüklü, çopur, 3 (v, wind, weer) sert, şiddetli, 4 (onbeschaafd) kaba, yontulmamış, görgüsüz, terbiyesiz, kaba saba, hödük, - e taal kaba bir dil, een - e! kerel dağdan inme! -RUWEN: f, g, (ruwde, h, geruwd) pürüzlendirmek, portüklendirmek -RUWHEID: d, (...heden) kabalık -RUWWEG: z, yaklaşık olarak, kabaca -RUZIE: d, (-s) çekiş, kavga, çekişme, hırgür, münakaşa, bozuşma, maken/schoppen çekişmek, kavga etmek, - hebben hırgürlü olmak, - zoeken kavga aramak -RUZIEN: f, g, (ruziede, h, geruzied) kavga etmek -RUZIEMAKER: d, (-s) kavgacı, çekişmeci, dalaşçı, -S: d, (- s, - en) s, s harfi -SAAI: s, z, sıkıcı, tekdüze, yeknesak, monoton, cansıkıcı -SAAIHEID: d, sıkıcılık, tekdüzelik, yeknesaklık, monotonluk, -SAAM: beraber -SAAMHORIGHEID: d, dayanışma -SABBAT: d, (- ten) sebt günü, kutsal cumartesi -SABBELEN: f, gs, (sabbelde, h, gesabbeld) - op -(y)i yalayıp emmek -SABEL: I h, (bont) samur II d, (-s) 1 pala, kılıç, 2 zo, samur -SABELBONT: h, samur kürk -SABELDIER: h, (- en) zo, samur -SABOTAGE: d, sabotaj, baltalama -SABOTEREN: f, g, (saboteerde, h, gesaboteerd) sabote etmek, sabotaj yapmak, baltalamak -SABOTEUR: d, (-s) sabotajcı, baltacı, sabotör -SACHARINE: d, scheik/kim sakarin -SACRAMENT: h, (- en) takdis merasimi, takdis ayini -SACRAMENTEEL: s, takdis merasimiyle ilgili -SACRISTIE: d, (- en) kilise kileri, kilise muhafaza deposu -SADISME: h, sadizm, ızdırap vermekten zevk almak şeklinde beliren cinsi sapıklık, sadistlik -SADIST: d, (- en) sadist -SADISTISCH: s, z, sadist, sadistçe -SAFARI: d, (-s) safari, yabani hayvanlar bölgesinde gezi -SAFARIPARK: h, (- en) yabani hayvanlar parkı -SAFE: d, (-s) para kasası, kasa -SAFEDEPOSIT: d, (-s) kıymetli eşya yeri -SAFFIER: d, h, safir, gökyakut -SAFFIEREN: s, safirden, gökyakuttan -SAFFRAAN: d, bot, safran -SAFFRAANGEEL: s, safran sarısı, -SAGE: d, (-n) masal, efsane -SAGO: d, sagu -SAHARA: d, Sahara -SAJET: d, (- ten) örülmüş yün, bükme yün -SAKKERLOOT: ünl, kör olası, kör şeytan -SALADE: d, (-s) salata, tomaten- çoban salatası, domates salatası, fruit- meyve salatası, gemengde- karışık salata -SALAMANDER: d, (-s) zo, semendar, su keleri -SALAMI: d, salam -SALARIEREN: f, g, (salarieerde, h, gesalarieerd) maaş vermek, maaş ödemek, ücret vermek, maaşa bağlamak -SALARIS: h, (- sen) maaş, ücret, aylık, aylık ücret -SALARISACTIE: d, (-s) maaş artırma eylemi -SALARISSCHAAL: d, (...schalen) maaş cetveli, ücret çizelgesi -SALARISVERHOGING: d, (- en) maaş artışı, ücret artışı -SALARISVERLAGING: d, (- en) ücret indirimi, maaş düşürümü -SALDO: h, (-s) hesap bakiyesi, hesap kalanı, kalan, batig - kredi bakiyesi, nadelig - hesap açığı -SALEP: d, salep -SALICYLZUUR: h, scheik/kim salisilat asidi -SALIE: d, bot, adaçayı -SALMIAK: d, scheik/kim nişadır, amonyak -SALOMO: hazreti Süleyman -SALOMONSOORDEEL: h, (...delen) hikmetli karar -SALOMONSZEGEL: d, (-s) bot, mührü Süleyman -SALON: d, h, (-s) salon, konuk odası, misafir odası -SALONCOMMUNIST: d, (- en) salon komünisti -SALONSOCIALIST: d, (- en) salon sosyalisti -SALPETER: d, h, scheik/kim güherçile -SALPETERZUUR: h, scheik/kim asit nitrik, kezzap -SALTO: d, (-s) salto, perende -SALUEREN: f, gs, (salueerde, h, gesalueerd) mil/ask selamlamak, selam vermek, selam çakmak -SALUUT: h, (...luten) mil/ask selam, selamlama, het geven - selam vermek -SALUUTSCHOT: h, (- en) saygı atışı -SALVO: h, (-s) yaylım ateşi, een - geven yaylım ateşi açmak -SALVOVUUR: h, yaylım ateşi -SAMBAL: d, (-s) sambal -SAMEN: z, beraber, birlikte, bir arada, wij gaan - beraber gidiyoruz -SAMENBALLEN: f, gs, (balde samen, h, samengebald) yığılmak, toplanmak, yığışmak, toplaşmak -SAMENBINDEN: f, g, (bond samen, h, samengebonden) birbirine bağlamak, -SAMENBRENGEN: f, g, (bracht samen, h, samengebracht) bir araya getirmek, bir araya toplamak -SAMENDOEN: f, g, (deed samen, h, samengedaan) birleştirmek, kaynaştırmak, (bij elkaar) birlikte yapmak, müşterek yapmak, beraber yapmak -SAMENDRUKKEN: f, g, (drukte samen, h, samengedrukt) sıkıştırmak -SAMENGAAN: f, gs, (ging samen, h/is samengegaan) birlikte gitmek, fig/mec uymak, uygun olmak, el ele gitmek, niet - met bir birine uymamak, zıt olmak -SAMENGEPERST: s, sıkıştırılmış -SAMENGESTELD: d, birleşik, bileşik, mürekkep, birleştirilmiş, taalk/dilb girişik, birleşik, - e interest birleşik faiz, - e interestberekening bileşik faiz hesabı, een - e stof bileşik madde, een - e breuk birleşik kesir -SAMENGESTELDBLOEMIGEN: d, mv/çoğ bot, bileşikgiller -SAMENHANG: d, ilişki, bağlantı, bağ, ilgi, münasebet,, alaka, scheik/kim yapışma, (v, zinnen) bağlantı -SAMENHANGEN: f, gs, (hing samen, h, samengehangen) birbirine bağlı olmak, aralarında ilişki olmak, birbirini tutmak -SAMENHANGEND: s, z, tutarlı, bütün oluşturan -SAMENHOKKEN: f, gs, (hokte samen, h, samengehokt) (küçük bir yerde) beraber yaşamak -SAMENKLANK: d, uyum, ahenk -SAMENKLINKEN: f, gs, (klonk samen, h, samengeklonken) uymak, uyuşmak, uyum içinde olmak -SAMENKOMEN: f, gs, (kwam samen, is samengekomen) toplanmak, bir araya gelmek, buluşmak -SAMENKOMST: d, (- en) buluşma, görüşme, de plaats van - buluşma yeri -SAMENLEVING: d, 1 birlikte yaşama, 2 (maatschappij) toplum, moderne- modern toplum -SAMENLOOP: d, 1 (v, wegen, rivieren) kavşak, kavuşma yeri, kesişme yeri, 2 (v, omstandigheden) raslantı, tesadüf -SAMENLOPEN: f, gs, (liep samen, is samengelopen) 1 birlikte yürümek, 2 geom, birleşmeye yüz tutmak, birbirine yaklaşmak -SAMENPAKKEN: f,g, (pakte samen, h, samengepakt) birlikte paketlemek, bir arada paketlemek, birlikte toparlamak -SAMENPERSEN: f,g, (perste samen, h, samengeperst) sıkıştırmak, sıkmak, tıkıştırmak -SAMENPLAKKEN: I f, g, (plakte samen, h, samengeplakt) birbirine yapıştırmak, II gs, (- -, is -) birbirine yapışmak -SAMENRAAPSEL: h, (-s) derme çatma şey -SAMENROEPEN: f, g, (riep samen, h, samengeroepen) bir araya çağırmak, toplanmaya çağırmak -SAMENSCHOLEN: f, gs, (schoolde samen, h, samengeschoold) üşüşmek, toplanmak, grup grup yığışmak, yığılmak -SAMENSCHOLING: d, (- en) söküntü, üşüşen kalabalık -SAMENSMELTEN: f, g, (smolt samen, h, samengesmolten) eritip kaynaştırmak, eritip birleştirmek, fig/mec birleştirmek, bütünleştirmek -SAMENSMELTING: d, (- en) karışım, alaşım -SAMENSPANNEN: f, gs, (spande samen, h, samengespannen) komplo hazırlamak, - tegen -(y)a/e karşı komplo hazırlamak -SAMENSPEL: h, 1 iyi işbirliği, ekip çalışması, 2 muz/müz birlikte ve uyumlu çalma -SAMENSPRAAK: d, (...spraken) karşılıklı konuşma, diyalog, ikili konuşma -SAMENSTEL: h, sistem, yapı, düzen, (geheel) bütün, bütünlük -SAMENSTELLEN: f, g, (stelde samen, h, samengesteld) 1 (birleştirip) yapmak, derleyip oluşturmak, meydana getirmek, tertip etmek, düzenlemek, şekillendirmek, tech/tek monte etmek, takmak, takıp yapmak, 2 (schrijven) yazmak, yazıp meydana getirmek -SAMENSTELLEND: s, oluşturan -SAMENSTELLER: d, (-s) hazırlayan, yapan, derleyen, tertip eden -SAMENSTELLING: d, (- en) tertip, bileşim, teşekkül -SAMENTREFFEN: f, gs, (trof samen, h, samengetroffen) tesadüf etmek, aynı zamanda olmak, çakışmak -SAMENTREKKEN: I f, g, (trok samen, h, samengetrokken) 1 (bijeentrekken) büzmek, buruşturmak, 2 (v, troepen) toplamak, 3 zich - toplanmak, yığışmak, II gs, (- -, is -) büzülmek, çekmek, gerilmek -SAMENVALLEN: f, gs, (viel samen, is samengevallen) aynı zamana rastlamak, tesadüf etmek, aynı zamanda vuku bulmak, aynı zamanda olmak -SAMENVATTEN: f, g, (vatte samen, h, samengevat) özetlemek, özetini çıkarmak -SAMENVATTING: d, (- en) özet -SAMENVLOEIEN: f, gs, (vloeide samen, is samengevloeid) birleşmek, katışmak, birleşip akmak -SAMENVOEGEN: f, g, (voegde samen, h, samengevoegd) katmak, birleştirmek -SAMENWERKEN: f, gs, (werkte samen, h, samengewerkt) işbirliği yapmak, elbirliği yapmak, el ele hareket etmek, el ele vermek -SAMENWERKING: d, işbirliği, elbirliği, in - met ile işbirliği içinde -SAMENWERKINGSVERBAND: h, (- en) işbirliği, iş ilişkisi -SAMENWONEN: f, gs, (woonde samen, h, samengewoond) beraber oturmak, birlikte oturmak, bir arada yaşamak, aynı yeri paylaşmak, aynı evde ikamet etmek -SAMENWONING: d, birlikte yaşama, beraber oturma -SAMENZIJN: h, birliktelik, buluşma, toplantı -SAMENZWEERDER: d, (-s) komplocu -SAMENZWEREN: f, gs, (zweerde samen, h, samengezweerd) komplo hazırlamak -SAMENZWERING: d, (- en) komplo, suikast -SAMOWAAR: d, (-s) semaver -SAMPLE: d, (- es) örnek, numune -SAMPLING: d, örnek alma -SAMSAM: z, spreek/kd yarı yarıya -SANATORIUM: h, (- s, ...ria) sanatoryum, şifa yurdu -SANCTIE: d, (-s) 1 (bevestiging) onay, tasdik, teyit, 2 yaptırım, müeyyide -SANCTIONEREN: f, g, (sanctioneerde, h, gesanctioneerd) onamak, tasdik etmek, teyit etmek -SANDAAL: d, (...dalen) sandal -SANDWICH: d, (- es) sandviç -SANDWICHBORD: h, (- en) sırtta ve göğüste taşınan reklam levhası -SANDWICHMAN: d, (- nen) üzerinde ilan levhaları taşıyan adam -SANEREN: f, g, (saneerde, h, gesaneerd) (wijk) oturulur hale getirmek, yenilemek, (bedrijf) reorganize etmek, yeniden düzene sokmak, düzenlemek -SANERING: d, (- en) yeniden organize, sağlıklaştırma, yeniden düzenleme, yeniden kalkındırma -SANITAIR: I s, sıhhi, hijenik, sağlıkla ilgili, - e installatie su döşemi, II h, sağlıkla ilgili malzemeler -SANSKRIET: h, Sanskritçe, -SANTE: ünl, şerefe! sağlığına, sıhhatine, -SANTENKRAAM: de hele - herkes ve herşey bir arada, hepsi, hepsi birden -SAOEDI-ARABIE: Suudi Arabistan -SAOEDI-ARABIER: d, (-s) Suudi Arabistanlı -SAP: h, (- pen) su, özsu, appel- elma suyu, sinaasappel- portakal suyu -SAPPERLOOT: ünl, Kör olası, kör şeytan, -SAPPIG: s, sulu -SAPROFYT: d, (- en) çürükçül bitki -SARCASME: h, (-n) sarkazm, ince alay, iğneleyici alay, acı söz -SARCASTISCH: s, z, (- er, meest -) iğneleyici, alaycı, sarkastik -SARDIEN: d, (- en) zo, sardalye, ateşbalığı -SARDINE: d, (-s) zo, sardalye, ateşbalığı -SARDONISCH: s, z, alaycı, acı, hakaret dolu, kötü -SARREN: f, g, (sarde, h, gesard) dalına binmek, zıvanadan çıkarmak, çileden çıkarmaya çalışmak, kızdırmak -SAS: in zijn - zijn keyfi yerinde olmak -SASSEN: f, gs, (saste, h, gesast) işemek, su dökmek -SATAN: d, (-s) şeytan, iblis -SATANISCH: s, şeytanımsı, şeytanca -SATE: d, (-s) çöp şiş -SATESTOKJE: h, (-s) çöp şiş şişi -SATELLIET: d, (- en) uydu, peyk, satelit -SATELLIETFOTO: d, (-s) satelit fotoğrafı -SATELLIETSTAAT: d, (...staten) uydu ülke, kuyruk devlet -SATER: d, (-s) fig/mec uçarı, şehvet düşkünü kimse -SATIJN: h, (- en) saten, atlas -SATIJNACHTIG: s, z, saten gibi, atlas gibi -SATIJNEN: s, satenden -SATINEREN: f, g, (satineerde, h, gesatineerd) saten gibi düzlemek ve parlatmak, perdahlamak -SATINET: h, d, (- ten) saten taklidi kumaş -SATIRE: d, (- n, - s) yergi, taşlama, hiciv -SATIRICUS: d, (...ci) yergici, taşlamacı, hicivci -SATIRISCH: s, z, taşlayıcı, yerici -SATISFACTIE: d, (-s) doyum, tatmin -SAUCIJS: d, (...cijzen) sosis, ince sucuk -SAUCIJZENBROODJE: h, (-s) sosisli ekmek -SAUNA: d, (-s) sauna, Fin hamamı -SAUS: d, sos, terbiye, (tomaten-) salça -SAUSEN: f, g, (sauste, h, gesaust) 1 muren - duvar boyamak, 2 spreekt/kd (regenen) yağmur yağmak -SAUSKOM: d, (- men) sos çanağı -SAUSLEPEL: d, (-s) sos kaşığı -SAUVEREN: f, g, (sauveerde, h, gesauveerd) korumak -SAUZEN: f, g, (sausde, h, gesausd) 1 muren - duvar boyamak, 2 (regenen) yağmur yağmak -SAVANNE: d, (-n) savana, ekvator bölgesinde geniş çayırlıklara verilen ad -SAVOOIENKOOL: d, (...kolen) milano lahanası -SAXOFONIST: d, (- en) saksofoncu -SAXOFOON: d, (- s, ...fonen) saksofon -SCALA: d, (-s) ölçek -SCALP: d, (- en) anat, skalp, kafa derisi -SCALPEREN: f, g, (scalpeerde, h, gescalpeerd) kafa derisini yüzmek -SCANDEREN: f, g, (scandeerde, h, gescandeerd) vezin tahlili yapmak, kesim yapmak, ölçüyü parçalarına ayırmak -SCANDINAVIE: Iskandinavya -SCANDINAVISCH: s, Iskandinavyaya ait, de - e talen Iskandinav dilleri -SCAPULIER: h, d, (- en) hamaylı, hamail -SCENARIO: h, (-s) film/sin senaryo -SCENARIOSCHRIJVER: d, (-s) senaryo yazan -SCENE: d, (-s) 1 thea/tiy sahne, een grappige - komik bir sahne, in - brengen sahneye koymak, sahnelemek, een - maken kavga/rezalet çıkarmak, iets in - zetten danışıklı dövüş hazırlamak, danışıklı oyun hazırlamak, 2 (vertoning) gösteri -SCEPSIS: d, şüphe, kuşku -SCEPTER: d, (-s) 1 asa, kral asası, 2 (heerschappij) saltanat -SCEPTICISME: h, fil/fel kuşkuculuk, septisizm, şüphecilik -SCEPTICUS: d, (...tici) septik, septisizm taraftan, şüpheci, kuşkucu -SCEPTISCH: s, z, kuşkucu, şüpheci, septik -SCHAAF: d, (schaven) rende, planya, kaas- peynir keseceği -SCHAAFBANK: d, (- en) planya tezgâhı, marangoz tezgâhı, (machine) rendeleme makinası -SCHAAFBEITEL: d, (-s) rende keskisi, planya çeliği -SCHAAFMES: h, (- sen) planya bıçağı, rende bıçağı -SCHAAFSEL: h, talaş -SCHAAFWOND: d, sıyrık, sıyrık yara -SCHAAK: h, satranç, een partij - spelen satranç oynamak, 2 -! şah! -SCHAAKBORD: h, (- en) satranç tahtası -SCHAAKCLUB: d, (-s) satranç kulübü -SCHAAKCOMPUTER: d, (-s) satranç bilgisayarı -SCHAAKKAMPIOENSCHAP: h, (- pen) satranç şampiyonluğu -SCHAAKMAT: s, schaak/satr mat -SCHAAKMEESTER: d, (-s) satranç ustası -SCHAAKSPEL: h, 1 (spel) satranç oyunu, 2 satranç takımı -SCHAAKSPELER: d, (-s) satranç oyuncusu, satranççı -SCHAAKSTUK: h, (- ken) satranç taşı -SCHAAKTOERNOOI: h, (- en) satranç turnuvası -SCHAAKWEDSTRIJD: d, (- en) satranç karşılaşması, satranç maçı -SCHAAL: I d, (schalen) (graadverdeling) çizelge, cetvel, ölçek, op een - van 1: 10000 1: 10000 ölçekle, op grote - büyük ölçüde, büyük çapta II d, (schalen) 1 (v, schaaldier, eieren) kabuk, 2 (schotel) tabak, kap, 3 (weeg-) terazi, 4 (v, weeg-) göz, kefe, dat legt gewicht in de - ağır geliyor, kefeyi basıyor -SCHAALDIER: h, (- en) kabuklu hayvan -SCHAALVERDELING: d, (- en) cetvelleme, çizelgeye göre bölme, dereceleme, -SCHAALVERGROTING: d, (- en) hacim artışı -SCHAAMBEEN: d, (...deren, ...benen) anat, kasık kemiği, çatı kemiği -SCHAAMDELEN: d, mv/çoğ edep yerleri -SCHAAMHAAR: h, (...haren) etek kılları -SCHAAMLIPPEN: d, mv/çoğ vulva, ferç, üreme organı dudakları -SCHAAMROOD: s, utançtan kızarmış, zij werd - utançtan kızardı -SCHAAMSTREEK: d, edep yeri, etek, -SCHAAMTE: d, utanç, ayıp, ar, haya, utanma, ut, alle - afgelegd hebben utanç duygusunu yitirmek, yüzüne astar geçirmek, utanmamak, yüzü kızarmamak, arsızlaşmış olmak, ut bilmemek, ayıbı rafa kaldırmak, -SCHAAMTEGEVOEL: h, (- ens) utanma hissi, ayıp duygusu -SCHAAMTELOOS: s, z, (...lozer, - t) utanmaz, utsuz, arsız, hayasız, edepsiz, yüzsüz, küstah, utanmadan, arsızca -SCHAAP: h, (schapen) koyun, een kudde schapen bir sürü koyun, als een - over de dam is, volgen er meer zor bir durumda biri örnek olursa, diğerleri kendiliğinden gelir, een - met vijf poten zijn on parmağında on hüner olmak, het zwarte - zijn istenmeyen olmak, -SCHAAPACHTIG: s, z, koyun gibi, fig/mec budala, ahmak -SCHAAPHERDER: d, (-s) (erkek) çoban -SCHAAPHERDERIN: d, (- nen) (bayan) çoban -SCHAAPJE: h, (-s) şişek, toklu, zijn - s op het droge hebben tuzu kuru olmak, geleceği garantili olmak -SCHAAPSKLEREN: d, mv/çoğ een wolfin - kuzu postuna bürünmüş kurt -SCHAAPSKOOI: d, (- en) koyun ağılı, koyun ahırı -SCHAAR: d, (scharen) 1 (v, knippen) makas, 2 (v, ploeg) saban bıçağı, saban demiri, 3 (v, dieren) kıskaç II d, (scharen) (menigte) insan kalabalığı, insan sürüsü -SCHAARS: I s, (- er, meest -) az, kıt, nadir, seyrek, tek tük, II z, (nauwelijks) seyrek, nadiren, neredeyse hiç, -SCHAARSTE: d, eksiklik, yetersizlik, kıtlık, darlık, azlık, sıkıntı, geld- para sıkışıklığı, parasızlık, para darlığı, - aan levensmiddelen gıda maddeleri yetersizliği -SCHAATS: d, (- en) paten -SCHAATSEN: f, gs, (schaatste, h, geschaatst) patenle kaymak -SCHAATSER: d, (-s) patenci -SCHAATSBAAN: d, (...banen) paten sahası -SCHAATSENRIJDER: d, (-s) patenci -SCHACHT: d, (- en) 1 (stok) sap, (v, zuil) gövde, 2 (v, mijnput) kuyu, 3 (v, laars) boğaz -SCHADE: d, (- n, - s) zarar, ziyan, hasar, telef, tahribat, - berokkenen zarar vermek, - lijden/ondervinden zarar görmek, tot - van zijn gezondheid sağlığı pahasına, materiéle - maddi zarar, morele - manevi zarar, - lijden zarar görmek, door - en schande wordt men wijs bir müsibet bin nasihattan iyidir, - toebrengen zarar vermek, hasara uğratmak, brand- yangın hasarı, yangın zararı -SCHADEBEDRAG: h, (- en) zarar miktarı, hasar tutarı -SCHADECLAIM: d, (-s) hasar/zarar talebi -SCHADELIJK: s, z, zarar verici, zararlı, muzır -SCHADELOOS: s, z, zararsız, ziyansız, zarar vermeyen, hasar vermeyen -SCHADELOOSSTELLING: d, (- en) tazminat -SCHADEN: f, g, (schaadde, h, geschaad) zarar vermek, hasar vermek, dokunmak, het schaadt de gezondheid sağlığa zarar verir, sağlığa dokunur, baat het niet, dan schaadt het niet ne kokar ne bulaşır, ne kârı var ne zararı -SCHADEPOST: d, (- en) hesaplanmadık zarar, beklenmedik masraf -SCHADEVERGOEDING: d, (- en) tazminat, - eisen van iemand birinden tazminat talep etmek -SCHADUW: d, (- en) gölge, de - van een stellen birini gölgede bırakmak, iemand volgen als zijn - birini gölgesi gibi izlemek, birini tin tin takip etmek -SCHADUWBEELD: h, (- en) gölge görüntü, siluet -SCHADUWEN: f, g, (schaduwde, h, geschaduwd) 1 (resmi) gölgelemek, gölge vermek, taramak, 2 gölge gibi takip etmek -SCHADUWRIJK: s, gölgeli -SCHADUWZIJDE: d, (-n) gölge taraf, fig/mec kötü taraf -SCHAFFEN: f, g, (schafte, h, geschaft) sunmak, sağlamak, temin etmek, geld/hulp - para/yardım sağlamak, eten wat de pot schaft misafir umduğunu değil bulduğunu yer, wat schaft de pot? yemekte ne var? -SCHAFT: d, (- en) öğle yemeği arası, öğle yemeği vakti/saati -SCHAFTEN: f, gs, (schafte, h, geschaft) öğle yemeğine çıkmak, yemek paydosu yapmak -SCHAFTTIJD: d, (- en) öğle yemeği arası, öğle yemeği vakti/saati -SCHAKEL: d, (-s) 1 (v, ketting) bakla,halka, 2 fig/mec bağ, köprü, de ontbrekende - eksik halka, eksik olan elzem bir şey -SCHAKELAAR: d, (-s) elek, Şalter, (v, lamp) elektrik düğmesi -SCHAKELBORD: h, (- en) elek, dağıtım levhası -SCHAKELEN: f, g, (schakelde, h, geschakeld) 1 elek, devreyi açmak, ceryana bağlamak, 2 (bij autos) vites değiştirmek -SCHAKELING: d, (- en) 1 elek, devre, 2 (bij autos) vites değiştirme -SCHAKELKAST: d, (- en) dağıtım levhası kutusu, -SCHAKEN: f, g, (schaakte, h, geschaakt) een meisje - kız kaçırmak, dağa kaldırmak II f, gs, (schaakte, h, geschaakt) satranç oynamak -SCHAKER: d, (-s) 1 kız kaçıran,dağa kaldıran, 2 sp, satranççı, satranç oyuncusu -SCHAKEREN: f, g, (schakeerde, h, geschakeerd) değişik renk uygulamak, çeşitlemek -SCHAKERING: d, (- en) 1 renklilik, çeşitlilik, 2 (v, denkbeelden) fark, ayırtı -SCHAKING: d, (- en) kız kaçırma, dağa kaldırma -SCHALK: d, (- en) şakacı, muzip, latifeci, soytarı -SCHALKS: s, z, muzip, şakacı, - lachen bıyık altından gülmek -SCHALLEN: f, gs, (schalde, h, geschald) ses çıkarmak, ötmek, tınlamak, çınlamak -SCHALM: d, (- en) 1 (v, ketting) bakla, halka, 2 fig/mec bağ, köprü, -SCHALMEI: d, (- en) çoban kavalı, ağaç düdük -SCHAMEL: s, z, 1 sefil, yoksul, fakir, perişan, - gekleed dilenci kılıklı, een - e woning fakirhane, 2 (gering) kıt, az -SCHAMEN: f, (schaamde zich, h, zich geschaamd) zich - utanmak, mahcup olmak, zich dood - utançtan yerin dibine girmek, zich de ogen uit het hoofd - utançtan kıpkırmızı kesilmek, yedi kat yerin dibine girmek, zich voor de mensen - insanlardan utanmak, zich over iets - bir şeyden dolayı utanmak, zich voor iemand - biri adına utanç duymak -SCHAMPEN: f, g, (schampte, h/is geschampt) sıyırmak, sıyırıp geçmek, yalamak -SCHAMPER: s, z, (- der, - st) iğneleyici, alaylı, küçümseyici -SCHAMPSCHOT: h, (- en) kurşun sıyrığı, sıyrık yarası -SCHANDAAL: h, (...dalen) skandal, utanç verici olay, rezalet, kepazelik -SCHANDALIG: s, z, utanç verici, ayıp, kepaze, rezil -SCHANDDAAD: d, (...daden) alçaklık, yüzkarası, alçak iş, alçakça hareket -SCHANDE: d, ayıp, namussuzluk, yüzkarası, rezalet, het is een -! yazık! iemand te - maken birini rezil etmek -SCHANDELIJK: s, z, 1 utanç verici, ayıp, küçük düşürücü, lekeleyici, çirkin, alçak, utanılacak, 2 - duur çok pahalı -SCHANDKNAAP: d, (...knapen) oğlan, ibne, para karşılığı erkeklerle seks yapan oğlan -SCHANDMERKEN: f, g, (schandmerkte, h, geschandmerkt) leke sürmek, karalamak, damga vurmak -SCHANDPAAL: d, (...palen) teşhir direği, iemand aan de - nagelen birini beş paralık etmek -SCHANDVLEK: d, (- ken) namus lekesi, yüz karası, zij is een - voor haar familie ailesi için yüzkarasıdır -SCHANS: d, (- en) 1 mil/ask tabya, istihkam, 2 sp, kayakla sıçrama, kayakçı altlaması -SCHANSSPRINGEN: h, sp, kayakla sıçrama, kayakçı atlaması -SCHAP: h, (- pen) (plank) raf, sergen -SCHAPENBOTER: d, koyun yağı -SCHAPENBOUT: d, (- en) koyun budu -SCHAPENKAAS: d, koyun sütü peyniri -SCHAPENLEDER: h, koyun derisi -SCHAPENSCHEERDER: d, (-s) koyun kırkıcısı, kırkmacı -SCHAPENSTAL: d, (- len) koyun ağılı, koyun ahırı -SCHAPENVACHT: d, (- en) pösteki, koyun postu -SCHAPENVET: h, koyun içyağı -SCHAPENVLEES: h, koyun eti -SCHAPENWOL: d, yün, koyun yünü -SCHAPENWOLKJES: d, mv/çog, sürü bulutlar -SCHAPPELIJK: s, z, ılımlı, ölçülü, iyi, (v,prijs) keseye uygun, makul -SCHARE: d, (-n) (v, ploeg) saban bıçağı, saban demiri -SCHAREN: f, (schaarde, h, geschaard) 1 zich om iets/ iemand - birinin etrafında toplanmak, 2 zich achter iemand - birinin yanında yer almak, biriyle aynı görüşte olduğunu açıklamak, 3 (van aanhanger achter auto) makaslamak -SCHARENSLIJPER: d, (-s) çarkçı, makas bileyici -SCHARLAKEN: s, al, erguvani, -SCHARMINKEL: h, d, sırık gibi insan veya hayvan -SCHARNIER: h, d, (- en) menteşe, reze -SCHARNIEREN: f, gs, (scharnierde, h, gescharnierd) menteşe etrafında dönmek -SCHARRELAAR: d, (-s) (sjacheraar) bezirgan -SCHARRELEI: h, (- eren) otlak tavuğu yumurtası -SCHARRELEN: f, gs, (scharrelde, h, gescharreld) 1 (v, kippen) eşinmek, deşinmek, 2 (handelen) bezirganlık yapmak, çerçicilik yapmak, 3 (in de keuken, in de tuin enz,) oyalanmak, 4 iets bij elkaar - araya araya bir araya getirmek, toparlamak, 5 (vrijen) kırıştırmak, flört etmek, cilveleşmek -SCHARRELKIP: d, (- pen) otlak tavuğu, başıboş tavuk -SCHAT: d, (- ten) 1 hazine, gezondheid is de grootste - sağlık en büyük hazinedir, een - aan kennis bilgi hazinesi, 2 sevilen kimse, canciğer, mijn -! sevgilim! canım! bir tanem! cicim! je bent een - sen bir tanesin -SCHATEREN: f, gs, (schaterde, h, geschaterd) (lachen) gülmekten patlamak, katıla katıla gülmek -SCHATERLACH: d, kahkaha -SCHATERLACHEN: f, gs, (schaterlachte, h, geschaterlacht) kahkahalarla gülmek, katıla katıla gülmek -SCHATGRAVER: d, (-s) defineci, hazine arayıcısı -SCHATKAMER: d, (-s) hazine odası, hazine dairesi -SCHATKIST: d, (- en) devlet hazinesi -SCHATPLICHTIG: s, vergiye mükellef -SCHATRIJK: s, çok zengin, çok varlıklı -SCHATTEBOUT: d, (- en) sevilen kimse, canciğer, hayat, -! cicim! canım! hayatım! -SCHATTEN: f, g, (schatte, h, geschat) 1 kıymetini tahmin etmek, değerini biçmek, iets te hoog - bir şeye fazla değer biçmek, iemands leeftijd - birinin yaşını tahmin etmek, 2 (beschouwen als) görmek, değerlendirmek, zannetmek, de geschatte waarde tahmini deger -SCHATTIG: s, sevimli, şirin, een - kind sevimli bir çocuk, er - uitzien şirin görünmek -SCHATTING: d, (- en) tahmin, naar - tahminen, takriben -SCHAVEN: f, g, (schaafde, h, geschaafd) 1 rendelemek, rendeyle düzlemek, 2 aan iets - bir şeyin kötü yanlarını düzeltmek, 3 (afschuren) sıyırmak -SCHAVOT: h, (- ten) daragacı, idam sehpası -SCHAVUIT: d, (- en) yaramaz, afacan -SCHEDE: d, (-n) 1 (v, degen) kın, 2 bot, yen, 3 anat, vagina -SCHEDEL: d, (-s) anat, kafatası -SCHEDELBASISFRACTUUR: d, (...turen) kafatası çatlaması -SCHEDELHOLTE: d, (- n, - s) kafatası boşlugu -SCHEEF: s, z, (schever, - st) 1 (schuin) egri, eğik, meyilli, şevli, 2 (onjuist) çarpık, yanlış, hatalı -SCHEEFGROEI: d, çarpık büyüme -SCHEEFHEID: d, meyillilik, eğrilik, eğiklik -SCHEEFHOEKIG: s, geom, eğik açılı -SCHEEFLOPEN: f, g, (liep scheef, h, scheefgelopen) zijn hakken - ökçeleri eskitmek -SCHEEL: s, z, (scheler, - st) şaşı, een - oog şaşı göz, een - kind şaşı çocuk, - kijken kıskanç bakmak, - zien şaşı görmek, schele hoofdpijn yarım başağrısı, migren -SCHEELHEID: d, şaşılık -SCHEEN: d, (schenen) anat, Incik, iemand tegen de schenen schoppen birini kasıtlı olarak incitmek/kırmak -SCHEENBEEN: h, (...deren, ...benen) anat, incik kemigi -SCHEENBESCHERMER: d, (-s) inciklik, incik koruyucu -SCHEEPSAGENT: d, (- en) gemi nakliyat temsilcisi -SCHEEPSAGENTUUR: h, (...turen) scheep/den nakliyat acentesi -SCHEEPSARTS: d, (- en) gemi doktoru -SCHEEPSBEHOEFTEN: d, mv/çoğ gemi ihtiyaçları, gemi gıda maddeleri -SCHEEPSBEMANNING: d, tayfa -SCHEEPSBERICHTEN: d, mv/çoğ deniz haberleri -SCHEEPSBESCHUIT: d, (- en) peksimet -SCHEEPSBEVRACHTER: d, (-s) gemi simsarı -SCHEEPSBOUW: d, gemi inşaatı -SCHEEPSBOUWKUNDE: d, gemi mühendisliği -SCHEEPSBOUWKUNDIG: s, gemi inşa bilgisi olan -SCHEEPSDOKTER: s, (-s) gemi doktoru -SCHEEPSGEREI: h, gemi araç ve gereçleri -SCHEEPSGESCHUT: h, gemi topu -SCHEEPSHELLING: d, (- en) gemi kızağı -SCHEEPSJONGEN: d, (-s) bahriyeli, muço -SCHEEPSJOURNAAL: h, (...nalen) gemi jurnalı, seyir defteri -SCHEEPSKAPITEIN: d, (-s) gemi kaptanı -SCHEEPSKOK: d, (-s) gemi ahçısı -SCHEEPSLADING: d, (- en) navlun, gemi yükü -SCHEEPSLANTAARN: d, (-s) gemi feneri -SCHEEPSLENGTE: d, (- n, - s) gemi uzunluğu -SCHEEPSMAKELAAR: s, (-s) gemi simsarı -SCHEEPSMODEL: h, (- len) gemi modeli -SCHEEPSMOTOR: d, (- en, - s) gemi motoru -SCHEEPSPAPIEREN: d, mv/çoğ gemi belgeleri, gemi vesikaları -SCHEEPSRAMP: d, (- en) gemi kazası, gemi felaketi -SCHEEPSRECHT: h, driemaal is - iki kez mübah, üçüncü kez günahtır -SCHEEPSROEPER: d, (-s) gemi megafonu -SCHEEPSRUIM: h, (- en) gemi ambarı -SCHEEPSVOLK: h, scheep/den tayfa, gemi mürettebatı -SCHEEPSVRACHT: d, (- en) 1 scheep/den navlun, gemi yükü, 2 (prijs) navlun, taşıma ücreti -SCHEEPSWERF: d, (...werven) scheep/den tersane, gemi şantiyesi -SCHEEPVAART: d, scheep/den gemi seferi, seyir -SCHEEPVAARTAANDEEL: h, (...delen) denizcilik şirketi hisse senedi, -SCHEEPVAARTMAATSCHAPPIJ: d, deniz nakliyat şirketi -SCHEEPVAARTVERKEER: h, deniz ulaşımı -SCHEERAPPARAAT: h, (...raten) tıraş makinası -SCHEERBAKJE: h, (-s) tıraş tası -SCHEERCREME: d, (-s) tıraş kremi -SCHEERDER: d, (-s) koyun kırkımcısı -SCHEERDOEK: d, (- en) tıraş havlusu -SCHEERDOOS: d, (...dozen) tıraş kutusu -SCHEERGEREI: h, tıraş takımı -SCHEERKWAST: d, (- en) tıraş fırçası, -SCHEERLIJN: d, (- en) (v, tent) germe ipi -SCHEERLING: d, (- en) bot, baldıran, ağıotu -SCHEERMESJE: h, (-s) jilet -SCHEERSALON: d, h, (-s) berber salonu -SCHEERWOL: h, yapağı, kesilmiş yün -SCHEERZEEP: d, tıraş sabunu -SCHEET: d, (scheten) spreekt/kd yel, osuruk, een - laten yellenmek, osurmak, van een - een donderslag maken habbeyi kubbe yapmak, çok abartmak, pireyi deve yapmak -SCHEETJE: h, (-s) spreekt/kd yel, osuruk, een - laten yellenmek, osurmak, van een - een donderslag maken habbeyi kubbe yapmak, çok abartmak, pireyi deve yapmak -SCHEIDBAAR: s, z, ayrılır, ayrılabilir, bölünebilir -SCHEIDEN: I f, g, (scheidde, h, gescheiden) ayırmak, bölmek, de dood heeft ze gescheiden ölüm onları ayırdı, de bokken van de schapen - haremlik selamlık olmak, II gs, (-, is -) 1 (v, huwelijk) ayrılmak, boşanmak, ze zijn gescheiden boşandılar, ayrıldılar, 2 (uiteengaan) ayrılmak, hier - onze wegen yollarımız burada ayrılıyor -SCHEIDING: d, (- en) 1 ayrılık, ayrılış, (huwelijk) boşanma, ayrılık, 2 (v, metalen) kal, ayrıştırma, tasfiye, 3 (dini) laiklik, 4 (v, haar) bölme -SCHEIDSMUUR: d, (...muren) ara duvar, bölme duvarı, fig/mec engel -SCHEIDSRECHTER: d, (-s) hakem -SCHEIDSRECHTERLIJK: s, hakeme ait, een - e beslissing hakem kararı -SCHEIKUNDE: d kimya -SCHEIKUNDIG: I s, kimya ile ilgili, kimyasal, een - laboratorium kimya labaratuvarı, II z, kimyasal olarak -SCHEIKUNDIGE: d, (-n) kimyager -SCHEILIJN: d, (- en) sınır, hudut çizgisi -SCHEL: I d, zil, çan, çıngırak II s, z, (- ler, - st) tiz, keskin, ( v, licht) şiddetli, parlak, yakıcı, göz kamaştırıcı -SCHELDEN: f, g, (schold, h, gescholden) küfür etmek, sövüp saymak, ağır sözler söylemek -SCHELDNAAM: d, (...namen) lakap, takma ad, aşağılayıcı ad -SCHELDWOORD: h, (- en) hakaret, sövgü, küfür -SCHELEN: f, g, (scheelde, h, gescheeld) (verschillen) 1 fark etmek, fark göstermek, dat scheelt veel çok fark eder, zij - veel in leeftijd aralarında çok yaş farkı var, het kan me niets - benim için fark etmez, (geven om) beni ırgalamaz, bana ne, 2 (ontbreken) eksik gelmek, noksan olmak, 3 (mankeren) wat scheelt u? neyiniz var? Spreekt/kd neniz var? scheelt je wat? bir şeyiniz mi var? wat scheelt er aan (u)? ne(iyiniz) ver? -SCHELF: d, (schelven) tınaz, saman yığını -SCHELHEID: d, keskinlik, şiddetlilik, göz kamaştırıcılık, parlaklık, göz alıcılık -SCHELKOORD: h, d, (- en) zil ipi -SCHELLAK: h, d, gomalaka -SCHELLEN: f, g, (schelde, h, gescheld) zil çalmak -SCHELM: d, (- en) (grappenmaker) soytarı, şakacı, muzip, (schurk) piç, it herif, yaramaz -SCHELMENROMAN: d, (-s) serseri romanı, külhânbeyler romanı -SCHELP: d, (- en) kabuk -SCHELPDIER: h, (- en) kabuklu hayvan -SCHELVIS: d, (- sen) zo, mezgit -SCHEMA: h, (- s, - ta) şema, (plan) plan -SCHEMATISCH: s, şematik -SCHEMER: d, alaca karanlık, loşluk -SCHEMERACHTIG: s, z, loş, alaca karanlık -SCHEMERAVOND: d, (- en) akşam loşluğu -SCHEMERDONKER: s, alaca karanlık -SCHEMEREN: f, gs, (het schemerde, h, geschemerd) 1 karanlık basmak, alaca karanlık olmak, 2 (vaag zichtbaar zijn) bulanıklaşmak, donuklaşmak, belirsizleşmek -SCHEMERIG: s, z, loş, alaca, donuk, (vaag) belirsiz, müphem -SCHEMERING: d, (v, licht) kör, loş, de avond- akşam loşluğu -SCHEMERLAMP: d, (- en) köşe larnbası, loş lamba -SCHENDEN: f, g, (schendde, h, geschonden) 1 (beschadigen) zarar vermek, bozmak, zedelemek, 2 (onteren) lekelemek, kara sürmek, halel getirmek, iemands goede naam - birinin iyi adına halel getirmek, adını lekelemek, een meisje - bir kıza tecavüz etmek, ırzına geçmek, 3 (ontheiligen) tecavüz etmek, kutsallığını bozmak, 4 (verbreken) uymamak, tutmamak, een belofte- vaadi tutmamak, een eed- yemini bozmak -SCHENDER: d, (-s) tecavüzcü -SCHENDING: d, (- en) tecavüz -SCHENKEL: d, (-s) anat, baldır, incik, (bijdieren) kalça -SCHENKEN: f, g, (schonk, h, geschonken) 1 dökmek, katmak, boşaltmak, water op de thee çaya su katmak, thee- çay dökmek, çay doldurmak, wilt u thee-? çay verirmisiniz? 2 (geven) sunmak, vermek, aandacht - ilgi göstermek, 3 (ten geschenke geven) hediye etmek, armağan etmek, iemand iets - birine bir şey vermek, 4 (kwijtschelden) bağışlamak, * laten wij klare - wijn içimizden geçtiği gibi konuşalım -SCHENKER: d, (-s) 1 saki, 2 (gever) bağışlayan, veren -SCHENKING: d, (- en) bağış, hibe, hediye, armağan -SCHENKKURK: d, (- en) delik mantar -SCHENNIS: d, tecavüz, leke, (v,plicht) ihmal -SCHEP: d, (- pen) (lepel) kepçe, (schop) kürek, bel, er een - je bovenop doen a) (meer inspannend) biraz daha fazla gayret göstermek, daha fazla enerji vermek, b) (aandikken) abartmak, c) (zijn eisen verhogen) istemlerini artırmak/yükseltmek -SCHEPELING: d, (- en) tayfalardan biri, de - en tayfa, mürettebat -SCHEPEN: f, g, (scheepte, h, gescheept) gemiye yüklemek -SCHEPIJS: h, (kepçeyle verilen) dondurma -SCHEPNET: h, (- ten) saplı balık ağı, kepçe ağ -SCHEPPEN: I f, g, (schepte, h, geschept) 1 boşaltmak, kepçeyle çıkarmak, met een emmer - kovayla boşaltmak, soep op een bord - çorba alıp tabağa doldurmak, 2 (v, adem) içine çekmek, içine almak, adem - soluk almak, fig/mec weer adem - rahat bir nefes almak II f, g, (schiep, h, geschapen) yaratmak, vücuda getirmek, meydana getirmek, yapmak, ortaya koymak -SCHEPPEND: s, yaratıcı, yapıcı -SCHEPPER: I d, (-s) (maker) yaratıcı, yapan, yaratan II d, (-s) (gereedschap) kürek -SCHEPPING: d, (- en) yaratılış, var ediliş -SCHEPPINGSKRACHT: yaratma gücü -SCHEPPINGSVERHAAL: h, (...halen) yaratılış/varoluş hikayesi -SCHEPRAD: h, (...eren) scheep/den kovalı çark, kepçeli çark, yan çark -SCHEPSEL: h, (- en, - s) yaratık, varlık, mahluk -SCHEREN: I f, g, (scheerde, h, geschoren) 1 iemand - birini tıraş etmek, zich - tıraş olmak, 2 (v, schapen) kırkmak, kırpmak II f, gs, (scheerde, h/is gescheerd) sıyırıp geçmek, scheer je weg! kaybol! defol! II f, g, (schoor/scheerde, h, geschoren) scheep/den (spannen) germek -SCHERF: d, (scherven) 1 parça, kırık, kıymık, 2 (v, projectielen) mermi parçası -SCHERING: d, (- en) palamar, dat is - en inslag bu alışmadığımız şey değil, her zaman karşılaştığımız şey, her zaman olan şey -SCHERM: h, (- en) perde, tente, güneşlik, sayvan, een zonne- güneşlik, şemsiye, parasol, ( v, vuur) siper, achter de - en blijven perde arkasında kalmak -SCHERMBLOEMIGE: d, mv/çoğ sayvan yapraklılar, maydonozgiller -SCHERMEN: f, gs, (schermde, h, geschermd) (met bajonet enz,) eskrim yapmak, met woorden - ağdalı konuşmak, lafla etki yapmaya çalışmak -SCHERMER: d, (-s) eskrimci -SCHERMHANDSCHOEN: d, (- en) eskrim eldiveni -SCHERMMASKER: h, (-s) eskrim maskesi, siperlik maske -SCHERMMEESTER: d, (-s) eskrim ustası -SCHERMUTSELING: d, (- en) çatışma -SCHERMZAAL: d, (...zalen) eskrim salonu -SCHERP: s, z, 1 keskin, şiddetli, 2 (mes) keskin, bileyili, iyi bilenmiş, 3 (kou) keskin, şiddetli, een - e wind içe işleyici rüzgar, 4 (naald enz,) sivri, 5 (peper enz,) acı, yakıcı, sert, 6 (v, blik) delici, keskin, 7 (kritiek) sert, katı, 8 (verstand) zeki, arif, een - e vecht sert bir kavga, kıran kırana kavga, 9 (v, foto) net, * - staan çok hazırlıklı olmak, her şeye hazır olmak, - verlicht çok aydınlatılmış -SCHERPEN: f, g, (scherpte, h, gescherpt) 1 (messen) bilemek, keskinleştirmek, 2 (potlood) açmak, sivriltmek, ucunu inceltmek, fig/mec kuvvetlendirmek, açmak -SCHERPHEID: d, keskinlik, sivrilik, incelik, yakıcılık -SCHERPRECHTER: d, (-s) cellat -SCHERPSCHUTTER: d, (-s) keskin nişancı -SCHERPSNIJDEND: s, çok keskin, keskin ağızlı -SCHERPTE: d, (- n, - s) keskinlik, şiddetlilik, sertlik, ( v,foto) netlik -SCHERPTEDIEPTE: d, (-n) foto, alan derinliği -SCHERPZIEND: s, keskin gören -SCHERPZINNIG: s, z, zeki, zekalı, basiretli, (keskin) akıllı -SCHERPZINNIGHEID: d, (...heden) keskin zeka, anlayış, basiret, feraset, dirayet -SCHERTS: d, şaka, muziplik -SCHERTSEN: f, gs, (schertste, h, geschertst) 1 muziplik yapmak, zevzeklenmek, şaka olsun diye yapmak, latife yapmak, (spotten) dalga geçmek, alay etmek -SCHERTSENDERWIJS: z, s, şakacıktan, şaka yollu -SCHERTSENDERWIJZE: z, s, şakacıktan, şaka yollu -SCHERTSVERTONING: d, (- en) şaka, muziplik -SCHETS: d, (- en) 1 taslak, şema, kroki, 2 lit/edeb kısa hikaye, skeç -SCHETSBOEK: h, (- en) resim defteri -SCHETSEN: f, g, (schetste, h, geschetst) taslak çıkarmak, kabataslak resmetmek, karalamak, (met woorden) tasvir etmek -SCHETSMATIG: s, z, taslak halinde, basit, şematik -SCHETTEREN: f, gs, (schetterde, h, geschetterd) 1 (v, trompet) cayırdamak, 2 (opsnijden) böbürlenmek, bol keseden atmak, yüksekten atmak, atıp tutmak -SCHEUR: d, (- en) yırtık, yarık -SCHEURBUIK: d, h, med/tıb iskarbüt -SCHEUREN: I f, g, (scheurde, h, gescheurd) 1 yırtmak, (aan stukken) parçalamak, yırtık pırtık etmek, lime lime etmek, 2 (omploegen) aktarmak, nadas etmek, II gs, (-, is -) yırtılmak, (v, ijs, grond) çatlamak, yarılmak -SCHEURING: d, (- en) (scheiding) kopma, ayrılma, ayrılış -SCHEURKALENDER: d, (-s) duvar takvimi, yapraklı takvim -SCHEUT: d, (- en) 1 filiz, sürgün, fidan, 2 (pijn) ani sancı -SCHEUTIG: s, (vrijgevig) cömert, eliaçık, bonkör -SCHICHT: d, (- en) (flits) flaş -SCHICHTIG: s, z, ürkek, korkak, çekingen, - worden ürkekleşmek -SCHIELIJK: s, z, 1 (plotseling) ani, beklenmedik, 2 (vlug) çabuk, tez, hızlı, ivecen, (direkt) derhal, hemen, direkt -SCHIER: d, (bijna) hemen hemen, aşağı yukarı -SCHIEREILAND: h, (- en) yarımada -SCHIETBAAN: d, (...banen) poligon, atış yeri, atış sahası -SCHIETEN: I f, gs, (schoot, h, geschoten) 1 (met vuurwapen) atış yapmak, ateş etmek, (v, raket) atmak, fırlatmak, 2 (- is, -) (zich snel bewegen) fırlamak, atılmak, in zijn jas - pardesüyü çabucak giymek, (te binnen -) akla gelmek, esmek, (tranen) boşalmak, in de lach - kahkahayı basmak, gülmeye tutulmak, 3 (uit de grond) çıkmak, filizlenmek, filiz sürmek, 4 dat schoot mij door het hoofd aklıma geldi, aklıma esti, te kort - yetmemek, yetersiz kalmak, tatmin etmemek, een touw laten - ipi bırakmak, ipi kaçırmak, salıvermek, tutamamak, haar ogen schoten vol tranen gözleri yaşa doldu, II g, (-, h, -) 1 vurmak, vurup yaralamak, kurşunlamak, een vogel - kuş vurmak, 2 atmak, fırlatmak, een bal - topu tepip fırlatmak, 3 brood in de oven - fırına ekmek sürmek, fırına ekmek salmak, 4 kuit- (v, vis, balık) yumurtlamak, yumurta dökmek -SCHIETGAT: h, (- en) 1 mil/ask mazgal deligi, atış deliği, 2 kurşun deliği -SCHIETGEBED: h, (- en) kısa dua -SCHIETLOOD: h, (...loden) çekül, şakul, çekül kurşunu, şakul kurşunu -SCHIETOEFENING: d, (- en) atış talımatı, atış eğitimi, atış alıştırması -SCHIETPARTIJ: d, (- en) silahlı çatışma -SCHIETSCHIJF: d, (...schijven) hedef, nişan levhası, nişangah -SCHIETSCHOOL: d, (...scholen) atış eğitim okulu -SCHIETSTOEL: d, (- en) pilot kapsülü, otomatik koltuk -SCHIETTENT: d, (- en) panayır atış çadırı, lunapark atış çadırı -SCHIETTERREIN: h, (- en) atış sahası -SCHIETWAPEN: h, (-s) atış silahı -SCHIETWEDSTRIJD: d, (- en) atış yarışması -SCHIFTEN: f, g, (schiftte, h, geschift) (selecteren) ayıklamak, ayırmak, ayırt etmek, seçmek -SCHIFTING: d, (- en) 1 (selectie) ayrım, seçim, 2 (v, melk) kesik, lor -SCHIJF: d, (schijven) 1 disk, kurs, düz ve yuvarlak levha, 2 (v, tomaat) dilim, 3 (schiet-) hedef, nişan levhası, 4 (v, telefoon) kadran, rakam ve yazıların bulunduğu yuvarlak levha 5 (v, damspel) piyon, dama taşı, 6 (grammofoonplaat) plak -SCHIJFREM: d, (- men) tech/tek diskli fren -SCHIJFSCHIETEN: h, hedefli atış -SCHIJN: d, 1 (licht) ışık, ziya, 2 (voorkomen) görünüş, yaldız, in - görünüşte, - bedriegt görünüş aldatıcıdır, sakal keçide de var, görünüşe bakılmamalı, voor de - yapmacıktan, görünüş adına, geen - of schaduw van imi timi yok, imsiz timsiz, de - redden vaziyeti kurtarmak, manzarayı kurtarmak, zevahiri kurtarmak -SCHIJNAANVAL: d, (- len) sahte saldırı -SCHIJNBAAR: s, z, görünen, görünüşte (olan), zahiri, görünüşe bakılırsa, görünüşe göre, sözde, güya, - toevallig kennen ze elkaar sözde birbirlerini tesadüfen tanıyorlar -SCHIJNBEWEGING: d, (- en) çalım, aldatıcı/kandırıcı hareket -SCHIJNDOOD: d, yalandan ölüm -SCHIJNEN: f, gs, (scheen, h, geschenen) 1 (licht geven) ışık saçmak, ışık vermek, parlamak, 2 (lijken) görünmek, het schijnt dat... görülüyor ki... naar het schijnt dat ... görünüşe bakılırsa -SCHIJNGELEERDE: d, (-n) sözde tahsilli -SCHIJNGESTALTE: d, (-n) astr, faz, evre -SCHIJNHEILIG: s, z, ikiyüzlü -SCHIJNHUWELIJK: h, (- en) sahte evlilik -SCHIJNOPLOSSING: d, (- en) sözde çözüm, -SCHIJNPROCES: h, (- sen) sözde mahkeme/duruşma -SCHIJNSEL: h, (-s) hafif ışık, hafif parıltı, pırıltı -SCHIJNTJE: h, (-s) een - azıcık -SCHIJNVERTONING: d, (- en) yaldızlı gösteriş, sahte/aldatıcı gösteriş -SCHIJNWERPER: d, (-s) ışıldak, projektör -SCHIJT: d, h, (plat/argo) bok, aan de - zijn ishal olmak, sürgünü olmak -SCHIJTEN: f, gs, (scheet, h, gescheten) çişi olmak, vulg/k sıçmak, boklamak, altına kaçırmak, altına etmek, in zijn broek - korkudan altına sıçmak, korkudan donuna sıçmak, er schijt aan hebben umruna bile gelmemek, aldırmamak -SCHIJTER: d, (-s) spreekt/kd korkak kimse, ödlek kimse -SCHIJTERIG: s, z, korkak, ödlek -SCHIJTERIJ: d, ishal, sürgün -SCHIJTLAARS: d, (- en) (plat/argo) (bangerik) korkak, ürkek, tabansız, ödlek -SCHIK: s, zevk, tat, haz, memnuniyet, - hebben in het leven hayattan zevk almak, - maken eğlenmek -SCHIKGODIN: d, (- nen) myth/mit kader tanrıçası -SCHIKKEN: I f, g, (schikte, h, geschikt) 1 düzenlemek, düzene sokmak, dizmek, düzen vermek, de zaak - işi halletmek, yoluna koymak, çaresine bakmak, de bloemen in een vaas - çiçekleri vazoya güzelce yerleştirmek, 2 zich om de tafel - masaya oturmak, zich naar iemand - birine uymak, II gs, (het -, h, -) het schikt nogal! orta halli, memnuniyet verici, yuvarlanıp gidiyor, (gelegen komen) uygun gelmek, uygun olmak, uymak, denk gelmek, als het je schikt zamanın uygunsa, sana zaman uygunsa, het schikt me niet bana uygun değil -SCHIKKING: d, (- en) 1 (rangschikking) sıra, düzen, 2 anlaşma, akit, een - treffen met ile anlaşmak, ile sözleşmek -SCHIL: d, (- len) kabuk, de - van een aardappel patates kabuğu -SCHILD: h, (- en) 1 kalkan, siper, 2 (beschermer) koruyucu, 3 (naambord) şilt, 4 (v, schildpadden) kabuk -SCHILDER: d, (-s) 1 (erkek) ressam, resimci, 2 (verver) boyacı -SCHILDERACHTIG: s, z, çizmeye değer -SCHILDERDOEK: h, (- en) tuval -SCHILDEREN: f, g, (schilderde, h, geschilderd) 1 resim yapmak, resmetmek, resmini çizmek, een landschap - manzara resmi yapmak, 2 (verven) boyamak, boyalamak, boya vurmak, boya çekmek -SCHILDERES: d, (- sen) (bayan) ressam -SCHILDERIJ: h, d, (- en) resim, tablo -SCHILDERIJENTENTOONSTELLING: d, (- en) resim sergisi -SCHILDERING: d, (- en) resim, tablo, (beschrijving) tasvir -SCHILDERKUNST: d, resim sanatı, ressamlık -SCHILDERLES: d, (- sen) resim dersi -SCHILDERSSCHOOL: d, (...scholen) resim okulu -SCHILDERSGEZEL: d, (-s) ressam sehpası -SCHILDERSTUK: h, (- ken) resim, tablo -SCHILDERSWINKEL: d, (-s) (evde) resim atelyesi -SCHILDERWERK: h, (- en) resim, tablo -SCHILDKLIER: d, (- en) anat, tiroit, kalkanbezi -SCHILDPAD: d, (- den) zo, kaplumbağa, volkst/hd tosbağa -SCHILDPADSOEP: d, (- en) kaplumbağa çorbası -SCHILDWACHT: d, mil/ask 1 nöbet, 2 (- en) nöbetçi -SCHILDWACHTHUISJE: h, (-s) karakol, nöbetçi barakası, nöbetçi kulübesi -SCHILFER: d, (-s) pul, ince tabaka, (v, huid) kepek -SCHILFEREN: f, gs, (schilferde, h/is geschilferd) soyulmak, kavlamak, kalkmak, kabuk gibi dökülmek, pul pul olmak, pullanmak -SCHILFERIG: s, pullu, pul pul, kavlak -SCHILLEN: f, g, (schilde, h, geschild) soymak, kabuğunu ayırmak, kabuğunu çıkarmak, kabuğunu kırmak, kavlatmak -SCHILLENBOER: d, (- en) (hayvan yemi için) sebze kabuğu toplayıcı -SCHILMESJE: h, (-s) soyacak, soyma bıçağı -SCHIM: d, (- men) gölge, (vaag) hayal, hayalet, -SCHIMMEL: I d, (-s) (paard) kır at II d, küf, med/tıb mantar, küf hastalığı -SCHIMMELEN: f, gs, (schimmelde, h, geschimmeld) küflenmek, küf tutmak, küf bağlamak -SCHIMMELIG: s, küflü, küflenmiş -SCHIMMELKAAS: d, küflü peynir -SCHIMMELPLANT: d, (- en) küf mantarı -SCHIMMELKLEURIG: s, kır, boz -SCHIMMENRIJK: h, myth/mit ölüler diyarı -SCHIMMENSPEL: h, gölge oyunu, karagöz oyunu -SCHIMMIG: s, gölge gibi, donuk, belirsiz -SCHIMPEN: f, gs, (schimpte, h, geschimpt) hakaret etmek, aşağılayıcı sözler kullanmak -SCHIMPSCHEUT: d, (- en) iğneleyici söz, ağır söz, alaycı söz -SCHIP: h, (schepen) gemi, vapur, een - op het strand is een baken in zee birinin kazası diğerine derstir, daar komt een - met zure appelen kötü hava bastırıyor, de schepen achter zich verbranden dönüş yolu bırakmamak, son imkanıda yok etmek, schoon - maken a) (v,problemen enz,) düzene sokmak, temizlik yapmak, halletmek, b) (schuld betalen) azraile bir can borcu kalmak, eski borçları ödemek, -SCHIPBREUK: d, (- en) gemi kazası -SCHIPBREUKELING: d, (- en) gemi kazazadesi -SCHIPPER: d, (-s) gemici, (gezagvoerder) kaptan -SCHIPPEREN: f, gs, (schipperde, h, geschipperd) 1 (beredderen) yoluna koymak, halletmek, 2 fig/mec esnek davranmak -SCHIPPERSKNOOP: d, (...knopen) gemici düğümü, -SCHISMA: h, (- s, - ta) (v, kerk) bölüntü, hizip, ayrılma -SCHITTEREN: f, gs, (schitterde, h, geschitterd) ışık saçmak, parlamak, parıldamak, pırıldamak -SCHITTEREND: s, z, 1 parlak, göz alıcı, 2 fig/mec şahane, harika, nefis, mükemmel, çok güzel, muhteşem, fevkalade -SCHITTERING: d, (- en) parlaklık, (praal) parlaklık, görkem -SCHITTERLICHT: h, parlak ışık -SCHIZOFREEN: psych/psik 1 s, şizofrenili, içe kapanma, erken bunama hastalığı, 2 d, (...frenen) şizofrenili, şizofren hastası -SCHIZOFRENIE: d, psych/psik şizofreni, içe kapanma, erken bunama hastalığı -SCHLAGER: d, (-s) (liedje) günün şarkısı, liste başı şarkı -SCHLEMIEL: d, (- en) salak, aptal ve şansız kimse, salak ve sakar, çolpa -SCHLEMIELIG: s, salak, sakar, çolpa -SCHMINK: d, allık, yüz boyası -SCHMINKEN: f, g, (schminkte, h, geschminkt) allık sürmek, yüz boyamak -SCHNABBEL: d, (-s) yan iş -SCHNABBELAAR: d, (-s) yan iş yapan kimse -SCHNABBELEN: f, gs, (schnabbelde, h, geschnabbeld) yan iş yapmak -SCHNITZEL: d, (-s) (ekmek kırıntısıyla hazırlanmış) dilim et -SCHOBBEJAK: d, (- ken) teres, alçak, hinoğluhin -SCHOEIEN: f, g, (schoeide, h, geschoeid) ayakkabı giydirmek, op dezelfde leest geschoeid zijn bir kalıptan çıkmak, aynı temelde kurulmak/biçimlenmek/örgütlenmek, aynı temel düşünceye dayanmak -SCHOEISEL: h, (-s) ayakkabı, çizme vb, -SCHOEN: d, (- en) ayakkabı, pabuç, iskarpin, kundura, vast in zijn - en staan ayağının altı sağlam olmak, işinden emin olmak, met lood in de - en lopen tereddütle ve çekinerek gibi yürümek, naast zijn - en lopen kibirli olmak, kendini beğenmiş olmak, de stoute - en aantrekken cesaret göstermek, ik zou niet graag in zijn - en staan yerinde olmak istemem, wie de - past, trekke hem aan (al kaşağıyı gir ahıra) yarası olan gocunur, de stoute - en aantrekken cesaret göstermek, je moet geen oude - en weggooien voor je nieuwe hebt yenisi olmadan eskisini atma, dereyi görmeden paçayı sıvama, -SCHOENBORSTEL: d, (-s) ayakkabı fırçası -SCHOENENDOOS: d, (...dozen) ayakkabı kutusu -SCHOENENWINKEL: d, (-s) ayakkabı dükkânı, ayakkabı mağazası -SCHOENER: d, (-s) scheep/den uskuna -SCHOENGESP: d, (- en) ayakkabı tokası, ayakkabı kopçası -SCHOENLEPEL: d, (-s) çekecek, kerata, ayakkabı çekeceği -SCHOENMAAT: d, (...maten) ayakkabı numarası, ayakkabı boyu -SCHOENMAKER: d, (-s) ayakkabıcı, kunduracı, - blijf bij je leest! çizmeci, çizmeden yukarı çıkma! -SCHOENMAKERIJ: d, (- en) ayakkabıcı atölyesi, kunduracı atölyesi -SCHOENPOETS: d, ayakkabı boyası -SCHOENPOETSER: d, (-s) ayakkabı boyacısı -SCHOENSMEER: h, d, ayakkabı boyası -SCHOENVETER: d, (-s) ayakkabı bağı -SCHOENWINKEL: d, (-s) ayakkabı dükkânı, ayakkabı mağazası -SCHOENZOOL: d, (...zolen) ayakkabı tabanı, ayakkabı pençesi -SCHOEP: d, (- en) kürek -SCHOFFEL: d, (-s) çapa, bahçıvan çapası -SCHOFFELEN: f, g, (schoffelde, h, geschoffeld) de tuin - bahçe çapalamak -SCHOFFIE: h, (-s) sokak çocuğu, puşt -SCHOFT: I d, (- en) (schurk) alçak, teres, rezil herif, hinoğluhin, puşt II d, (- en) (v, dieren) yağır -SCHOFTENSTREEK: d, (...streken) puştluk, adilik -SCHOFTERIG: s, z, alçak, rezil, piç, dürzü, piç kurusu, -SCHOK: d, (- ken) şok, sarsıntı, sarsım, een elektrische - elektrik şoku -SCHOKBEHANDELING: d, (- en) şok tedavisi -SCHOKBREKER: d, (-s) amortisör, tampon -SCHOKDEMPER: d, (-s) amortisör, tampon -SCHOKEFFECT: h, (- en) şok etkisi -SCHOKKEN: I f, g, (schokte, h, geschokt) sarsmak, titretmek, II (-, is -) gs, sarsılmak, silkilmek, şok geçirmek, de aarde schokte dünya sarsıldı/titredi -SCHOKKEND: s, sarsıcı, een - e gebeurtenis sarsıcı bir olay -SCHOL: I d, (- len) zo, pisibalığı II d, (- len) buz tabakası, yüzer buz -SCHOLASTIEK: d, 1 fil/fel skolastik felsefe, 2 s, skolastik -SCHOLEKSTER: d, (-s) zo, istiridye avcısı -SCHOLEN: f, gs, (schoolde, h, geschoold) eğitim görmek -SCHOLENGEMEENSCHAP: d, (- pen) ortadereceli birleşik okul, ayrı okullardan oluşan ortadereceli okul -SCHOLIER: d, (- en) öğrenci, okullu, talebe -SCHOLING: d, (- en) okulla gönderme, (opleiding voor een vak) mesleki eğitim -SCHOLLEVAAR: d, (-s) zo, karabatak -SCHOMMEL: d, (-s) salıncak -SCHOMMELEN: I f, gs, (schommelde, h, geschommeld) 1 (op schommel) sallanmak, 2 (bij het lopen) sendelemek, yalpalanmak, 3 (v, schip) yalpalamak, (v, prijzen) dalgalanmak, II g, sallanmak -SCHOMMELING: d, (- en) hand/tic dalgalanma -SCHOMMELSTOEL: d, (- en) salıncaklı sandalye -SCHONEN: f, g, (schoonde, h, geschoond) temizlemek, arıtmak -SCHONKIG: s, iri kemikli -SCHOOF: d, (schoven) deste -SCHOOIEN: f, gs, (schooide, h, geschooid) dilenmek, dilencilik etmek -SCHOOIER: d, (-s) 1 dilenci, gezgin dilenci, 2 (schoft) teres, alçak, hinoğluhin, serseri -SCHOOL: I d, (scholen) okul, mektep, basis- ilkokul, bijzondere- özel okul, confessionele- tek mezhep okulu, aynı dine inananların gittiği okulu, een gemengde- karma okul, middelbare- ortadereceli okul, militaire- askeri okul, van - komen okuldan gelmek, nieuwe scholen bouwen yeni okul yapmak, openbare- herkese açık okul, technische- teknik okul, naar - gaan okula gitmek, op - okulda, uit de - klappen düğünde bayramda söylemek, sırrı açıklamak, we hebben geen - vandaag! bu gün okul yok! okul tatil! II d, (scholen) (v, vis) sürü -SCHOOLAGENDA: d, (-s) okul ajandası, öğrenci not defteri -SCHOOLARTS: d, (- en) okul doktoru -SCHOOLATLAS: d, (- sen) okul atlası -SCHOOLBANK: d, (- en) okul sırası -SCHOOLBEHOEFTEN: d, mv/çoğ eğitim araç ve gereçleri, okul malzemeleri -SCHOOLBESTUUR: h, (...besturen) okul yönetimi/idaresi -SCHOOLBEZOEK: h, okul ziyareti, (v,inspecteurs) okul teftişi, okul denetlemesi -SCHOOLBIBLIOTHEEK: d, (...theken) okul kütüphanesi -SCHOOLBLIJVEN: f, gs, (bleef school, h/is schoolgebleven) ceza olarak okulda kalmak, okulda beklemek -SCHOOLBOEK: h, (- en) okul kitabı, ders kitabı -SCHOOLBORD: h, (- en) yazı tahtası, karatahta -SCHOOLDAG: d, (- en) ders günü -SCHOOLDIPLOMA: h, (-s) okul diploması -SCHOOLDIRECTEUR: d, (- s, - en) okul müdürü -SCHOOLDIRECTRICE: d, (-s) (bayan) okul müdürü, okul müdiresi -SCHOOLEXAMEN: h, (-s) okul sınavı, ders sınavı -SCHOOLGEBOUW: h, (- en) okul binası -SCHOOLGELD: h, (- en) okul parası, okul harcı, (door de staat) okul ödeneği/ücreti -SCHOOLHOOFD: h, (- en) okul müdürü -SCHOOLJAAR: h, (...jaren) okul yılı -SCHOOLJEUGD: d, okul gençliği, öğrenci gençlik -SCHOOLJONGEN: d, (-s) erkek öğrenci -SCHOOLJUFFROUW: d, (- en) bayan öğretmen -SCHOOLKAMERAAD: d, (...raden, - s) okul arkadaşı -SCHOOLKAMP: h, (- en) okul kampı -SCHOOLKRANT: d, (- en) okul gazetesi -SCHOOLLOKAAL: h, (...kalen) derslik, dershane, sınıf -SCHOOLMEESTER: d, (-s) fig/mec akıl hocası, bilgiç -SCHOOLMEESTERACHTIG: s, z, akıl hocası gibi, bilgiçlikm taslama -SCHOOLMEISJE: h, (-s) kız öğrenci -SCHOOLONDERZOEK: h, (- en) okul araştırması -SCHOOLOPLEIDING: d, (- en) okul eğitimi -SCHOOLOPZIENER: d, (-s) ilkokul müfettişi -SCHOOLPERIODE: d, (-n) okul dönemi -SCHOOLPLEIN: h, (- en) okul sahası -SCHOOLPLICHT: d, okul zorunluluğu/mecburiyeti -SCHOOLPLICHTIG: s, okula zorunlu, - e kinderen okula gitmeye mecbur olan çocuklar, - e kinderen okul çağındaki çocuklar, - e leeftijd okula gitme yaşındaki -SCHOOLPRACTICUM: h, (...tica, - s) okul pratiği -SCHOOLPROGRAMMA: h, (-s) okul programı, öğretim programı, -SCHOOLRAPPORT: h, (- en) karne, okul karnesi -SCHOOLRADIO: d, (-s) okul radyosu, -SCHOOLREIS: d, (...reizen) okul gezisi -SCHOOLS: s, okula ait -SCHOOLSLAG: d, (- en) kurbağalama kulaç -SCHOOLTAS: d, (- sen) okul çantası, öğrenci çantası -SCHOOLTEAM: d, (-s) okul takımı -SCHOOLTELEVISIE: d, okul televizyonu -SCHOOLTIJD: d, (- en) okul zamanı, na - okuldan sonra, onder - ders zamanında/esnasında, derste -SCHOOLUUR: h, (...uren) okul saati, ders saati -SCHOOLVAKANTIE: d, (-s) okul tatili -SCHOOLVERENIGING: d, (- en) okul derneği, (v, leerlingen) öğrenci derneği -SCHOOLVERLATER: d, (-s) mezun -SCHOOLVERZUIM: h, devamsızlık, okulu asma -SCHOOLVOORBEELD: h, (- en) beylik/klasik örnek -SCHOOLWERK: h, 1 okul işi, 2 (huiswerk) ev ödevi -SCHOON: I s, (schoner, - st) 1 (rein) temiz, pak, 2 (mooi) güzel, schone kunsten güzel sanatlar, 3 (v, geld) net, II z, tamamen, tertemiz, alles - opeten hepsini tertemiz yemek, III h, güzellik, natuur- doğa güzelliği -SCHOONBROER: d, (-s) kayın -SCHOONDOCHTER: d, (-s) gelin -SCHOONFAMILIE: d, (-s) kaynana ve kayınbaba tarafı -SCHOONHEID: d, (...heden) güzellik -SCHOONHEIDSBEHANDELING: d, (- en) güzellik bakımı -SCHOONHEIDSFOUT: d, (- en) basit hata, ufak hata -SCHOONHEIDSGEVOEL: h, güzellik anlayışı -SCHOONHEIDSINSTITUUT: h, (...tuten) güzellik salonu -SCHOONHEIDSKONINGIN: d, (- nen) güzellik kraliçesi -SCHOONHEIDSLEER: d, estetik -SCHOONHEIDSMIDDELEN: d, mv/çoğ makyaj malzemesi -SCHOONHEIDSSALON: d, h, (-s) güzellik salonu -SCHOONHEIDSSPECIALISTE: d, (- s, - n) güzellik bakımı uzmanı -SCHOONHEIDSWEDSTRIJD: d, (- en) güzellik yarışması -SCHOONHOUDEN: f, g, (hield schoon, h, schoongehouden) temiz tutmak, pak tutmak -SCHOONMAAK: d, temizlik, temizlik işi -SCHOONMAAKBEDRIJF: h, (,,drijven) temizlik firması -SCHOONMAAKMIDDEL: h, (- en) temizlik maddesi -SCHOONMAAKSTER: d, (-s) hizmetçi kadın -SCHOONMAKEN: f, g, (maakte schoon, h, schoongemaakt) temizlik yapmak, temizlemek, -SCHOONMAKER: d, (-s) temizlikçi -SCHOONMOEDER: d, (-s) kaynana, kayınvalide -SCHOONOUDERS: d, mv/çoğ kaynana ve kayınbaba, kayınvalide ve kayınpeder -SCHOONSCHIJNEND: s, görünüşte güzel, sözde makul, güzel görünen -SCHOONSCHRIFT: h, (- en) güzel yazı, kaligrafik yazı -SCHOONSPRINGEN: h, sp, estetik dalış -SCHOONVADER: d, (-s) kayınbaba, kayınpeder -SCHOONVEGEN: f, g, (veegde schoon, h, schoongeveegd) süpürüp temizlemek, süpürmek -SCHOONZOON: d, (- s, ...zonen) damat -SCHOONZUS: d, (- sen) (v, echtgenote) baldız, (v, echtgenoot) görümce -SCHOOR: d, (schoren) payanda, ayak, destek, dayanak -SCHOORBALK: d, (- en) (horizontaal) taban kirişi, (schuin) bağlama kirişi -SCHOORSTEEN: d, (...stenen) baca, daar kan de - niet van roken o baca tütmez, o işte kâr yok -SCHOORSTEENBRAND: d, (- en) baca yangını -SCHOORSTEENMANTEL: d, (-s) baca başlığı, baca kılıfı -SCHOORSTEENVEGER: d, (-s) baca temizlikçisi -SCHOORVOETEND: z, tereddütle ve çekinerek -SCHOOT: I s, (schoten) 1 (v,japon) kuyruk, etek, 2 kucak, bij iemand op - zitten birinin kucağında oturmak, op moeders - geleerd anasının karnında öğrenmiş, 3 scheep/den iskota, 4 bot, (spruit) filiz, sürgün, şıvgın, 5 (v, slot) kilit dili -SCHOOTHONDJE: h, (-s) fino köpeği -SCHOOTSAFSTAND: d, (- en) erim, menzil, atış uzaklığı, atış mesafesi -SCHOP: I d, (- pen) tekme, sp, een vrije - serbest vuruş, frikik, straf- ceza vuruşu II d, (- pen) kürek, bel, kolen- kömür küreği -SCHOPPEN: I f, gs, (schopte, h, geschopt) tekmelemek, tekme vurmak, tekme atmak, (v,paarden) çifte atmak, tegen de deur - kapıyı tekmelemek, II g, tekmelemek, tekmeleyip uzaklaştırmak, lawaai - gürültü yapmak II d, (-s) kaartspel/isk, maça, karamaça -SCHOPPENAAS: d, h, (,,azen) maça ası, karamaça birlisi -SCHOPSTOEL: d, (- en) op de - zitten sallantıda olmak, kızakta olmak, her an işten atılacak durumda olmak -SCHOR: s, z, (- der, - st) (v, stem) boğuk, kısık -SCHOREM: I h, ayaktakımı, döküntü, II s, z, pejmürde, kılıksız, hırpani -SCHORPIOEN: d, (- en) zo, akrep astr, Akrep takımyıldızı -SCHORREMORRIE: h, ayaktakımı, döküntü -SCHORS: d, (- en) kabuk, kışır -SCHORSEN: f, g, (schorste, h, geschorst) ertelemek, tehir etmek, ara vermek, (ambtenaren) geçici süre görevden almak, işten el çekirtmek -SCHORSENEER: d, (...neren) bot, kara iskorçina -SCHORSING: d, (- en) geçici ara, geçici tatil, (v, ambtenaren) uzaklaştırma, geçici görevsizlik -SCHORT: d, h, (- en) önlük, göğüslük, keuken- mutfak önlüğü, werk- iş önlüğü -SCHORTEN: f, (schortte, h, geschort) (mankeren) wat schort eraan? ne var? sorun ne? -SCHOT: h, (- en) 1 (v, vuurwapen) atış, 2 sp, vuruş geen - kruit waard zijn beş para etmemek, işe yaramamak, - voor de boeg ilk uyarı II h, (- ten) (v, kamer) bölme III d, (- ten) Iskoç -SCHOTEL: d, (-s) tabak, vliegende - uçan daire -SCHOTELANTENNE: d, (-s) çanak anten -SCHOTELTJE: h, (-s) çay tabağı, fincan tabağı -SCHOTLAND: Iskoçya -SCHOTS: I d, (- en) yüzen buz, buz kütlesi, buz keseği II z, - en scheef door elkaar staan karmakarışık durmak, darmadağınık durmak III 1 s, Iskoçyaya ait, 2 h, Iskoç dili -SCHOTSCHRIFT: h, (- en) yergi, hiciv -SCHOTVRIJ: kurşun geçirmez -SCHOTWOND: d, (- en) kurşun yarası -SCHOUDER: d, (-s) anat, Omuz, - aan - omuz omuza, breed van - geniş omuzlu, de - s ophalen omuz silkmek, iemand over de - aanzien birine yüz vermemek, over zijn - slingeren omza atmak -SCHOUDERBAND: d, (- en) askı -SCHOUDERBLAD: h, (- en) anat, kürek kemiği -SCHOUDERBREEDTE: d, (- n, - s) omuz genişliği -SCHOUDEREN: f, g, (schouderde, h, geschouderd) omuzlamak, omuza almak, -SCHOUDERKLOPJE: h, (-s) (omza tebrik için vuruş) tebrik, een - krijgen tebrik edilmek -SCHOUDEROPHALEN: h, omuz silkme, omuz silkiş -SCHOUDERTAS: d, (- sen) omuz çantası -SCHOUT-BIJ-NACHT: d, (schouten- bij- nacht) scheep/den tümamiral -SCHOUW: I d, (- en) (schoorsteen) baca II d, (- en) scheep/den kayık III d, (- en) (inspectie) teftiş, yoklama, kontrol -SCHOUWBURG: d, (- en) tiyatro -SCHOUWEN: f, g, (schouwde, h, geschouwd) 1 (inspecteren) med/tıb otopsiye tabi tutmak, otopsi yapmak, 2 (dijken enz,) teftiş etmek, bakmak, yoklamak -SCHOUWING: d, (- en) teftiş, yoklama, kontrol, bakım -SCHOUWSPEL: h, (- en) (voorval) temaşalı olay, seyirlik hadise, curcunalı şey -SCHRAAG: d, (schragen) sehpa -SCHRAAGPIJLER: d, (-s) destek, payanda -SCHRAAL: s, z, 1 (mager) zayıf, etsiz, kuru, (zonder vet) yağsız, er - uitzien zayıf görünmek, 2 (karig) az, yetersiz, kıt, (onvruchtbaar) verimsiz, (v, weer) soğuk ve kuru -SCHRAALHANS: d, hier is - keukenmeester burada yemekler yarım kepçe, burada cimri patron -SCHRAALTJES: z, - leven kıt kanaat geçinmek -SCHRAAPIJZER: h, (-s) kazayağı, kazıma demiri -SCHRAAPZUCHT: d, açgözlülük, harislik -SCHRAAPZUCHTIG: s, açgözlü, haris, cimri -SCHRABBEN: f, g, (schrabde, h, geschrabd) kazımak, kazmak, sıyırmak -SCHRABBER: d, (-s) kazıma aleti, kazayağı -SCHRAGEN: f, s, (schraagde, h, geschraagd) desteklemek, dayanak olmak, yardım etmek -SCHRAM: d, (- men) sıyrık, çizik, sıyrık yarası, -SCHRAMMEN: f, g, (schramde, h, geschramd) sıyırmak, çizmek, hafif yaralamak, zich - bir yerini sıyırmak -SCHRANDER: s, z, (- der, - st) zeki, akıllı, kafalı, kafası çalışan, arif -SCHRANDERHEID: d, zekilik -SCHRANSEN: f, gs, (schranste, h, geschranst) tıkınmak, oburca yemek -SCHRAP: d, (- pen) çizik, een - door iets halen bir şeye çizgi çekmek, bir şeyi çizip atmak, fig/mec bir şeyi artık ciddiye almamak, bir nokta koymak II z, - staan (niet wijken) sabit durmak, oynamamak, (gereed staan) harekete geçmeye hazır durmak, hamleye hazır olmak, zich - zetten savunmaya geçmek/hazırlanmak -SCHRAPEN: f, g, (schraapte, h, geschraapt) kazımak, kazıyıp temizlemek, de keel - boğazını temizlemek -SCHRAPER: d, (-s) kazıyıcı, raspa -SCHRAPERIG: s, açgözlü, haris, tamahkar, hırsl -SCHRAPPEN: f, g, (schrapte, h, geschrapt) 1 (yüzünü, kabuğunu) kazımak, kazıyıp temizlemek, 2 (weglaten) çizip atmak, çizip çıkarmak -SCHREDE: d, (-n) adım, de eerste - doen ilk adımı atmak -SCHREEF: d, (schreven) çizgi, çizik, over de - gaan sınırı aşmak, haddini aşmak, tadı kaçmak -SCHREEUW: d, (- en) bağırış, haykırış, feryat, bağırma, een - geven bağırmak, -SCHREEUWEN: f, gs, (schreeuwde, h, geschreeuwd) bağırmak, haykırmak, çığlık atmak, (vreselijk-) vulg/k kıçını yırtmak, moord en brand - acı acı bağırmak, boğazını yırtmak, - de kleur cırtlak bir renk -SCHREEUWER: d, (-s) (opschepper) tıraşçı, yüksekten atan -SCHREEUWERIG: s, z, bağıran, velveleci, çığırtkan, een - e stem ciyak ciyak bir ses -SCHREEUWLELIJK: d, (- en) bağırtkan, yaygaracı kimse -SCHREIEN: f, gs, (schreide, h, geschreid) ağlamak, göz yaşı dökmek, - van vreugde sevinçten ağlamak -SCHRIEL: s, z, 1 (mager) zayıf, etsiz, etsiz butsuz, çelimsiz, 2 (karig) cimri, pinti, elisıkı, hasis, tamahkâr -SCHRIELHEID: d, (gierigheid) cimrilik, pintilik, tamahkarlık -SCHRIFT: h, (- en) yazı, (schriftboek) defter, yazı defteri, not defteri, schuin - eğri yazı, bezwaar- itiraz yazısı, verzoek- rica yazısı, dilek yazısı, arzuhal, hand- el yazısı, staand - dik yazı, iets op - stellen/brengen bir şeyi yazıya dökmek -SCHRIFT: d, de (Heilige) - Kitabı Mukaddes, Incil -SCHRIFTELIJK: s, z, yazılı, yazılı olarak, mektupla, - aanvraag yazılı başvuru, - onderwijs mektupla öğretim, -SCHRIFTGELEERDE: d, (-n) ahbar, (v,mohammedanen) ulema, fıkıhçı -SCHRIFTKUNDE: d, (paleografie) eski devirlere ait yazı okuma bilgisi, kitabe okumacılık, (grafologie) yazıbilgisi, garafoloji -SCHRIFTKUNDIGE: d, (- en) yazıbilimci, grafolog -SCHRIFTUUR: d, (...turen) yazı, kitabe, yazılı parça -SCHRIFTVERVALSER: d, (-s) tahrifçi -SCHRIJDEN: f, g, (schreed, h/is geschreden) osmanlı yürümek, kibar yürümek -SCHRIJFBEHOEFTEN: d, çoğ/mv kırtasiye, yazı malzemeleri -SCHRIJFBLOK: h, (- ken) not defteri -SCHRIJFBUREAU: h, (-s) yazı masası -SCHRIJFFOUT: d, (- en) yazı hatası -SCHRIJFGEREI: h, kırtasiye, yazı malzemeleri, -SCHRIJFKRAMP: d, parmak kasılması -SCHRIJFLES: d, (- sen) yazı dersi -SCHRIJFMACHINE: d, (-s) daktilo, yazı makinası -SCHRIJFMACHINELINT: h, (- en) daktilo şeridi, yazı makinası şeridi -SCHRIJFMAP: d, (- pen) sumen, altlık -SCHRIJFPAPIER: h, dosya kâğıdı, yazı kâğıdı -SCHRIJFSTER: d, (-s) bayan yazar -SCHRIJFSTIJL: d, (- en) yazı biçemi, yazı üslubu -SCHRIJFTAAL: d, (...talen) yazı dili -SCHRIJFTAFEL: d, (-s) yazı masası -SCHRIJFWERK: h, (als arbeid) kâtiplik, yazıcılık -SCHRIJFWIJZE: d, (-n) yazı usulü, yazı tarzı, (spelling) heceleme -SCHRIJLINGS: z, apışık oturarak, bacakları açıkça -SCHRIJN: h, d, (- en) mobilya dolap -SCHRIJNEN: f, gs, (schrijnde, h, geschrijnd) sızlamak, yanarcasına acımak, -SCHRIJNEND: s, üzücü, içler acısı, acı verici, yürek parçalayıcı, -SCHRIJNWERKER: d, (-s) mobilyacı, mobilyacı marangoz -SCHRIJVEN: I f, g, (schreef, h, geschreven) yazmak, (opstellen) kaleme almak, yazıya dökmek, iets op een bord - bir şeyi tahtaya yazmak, met de pen - kalemle yazmak, een roman - roman yazmak, een brief - mektup yazmak, hoe schrijft men dat woord? o sözcük nasıl yazılıyor? gedichten - şiir yazmak, dat kan je op je buik - havada bulut, sen onu unut, rüyanda görürsün, II gs, yazmak, yazı yazmak, - over a) üzerine yazmak, b) hakkında yazmak, zij schrijft in de krant gazetede yazıyor, de pen schrijft goed kalem iyi yazıyor, het is niet om over naar huis te - zahmete değmez, değersiz, III h, yazı, mektup -SCHRIJVER: d, (-s) 1 (v, roman) yazar, 2 (klerk) katip, yazıcı -SCHRIJVERIJ: d, (- en) pej/aşağ yazı, karalama -SCHRIK: d, (- ken) korku, ürküntü, dehşet, iemand - aanjagen birini korkutmak, telaşlandırmak, korku vermek -SCHRIKAANJAGEND: s, korkutucu, ürkütücü, korkunç, korkutan, dehşete düşürücü, telaşlandırıcı -SCHRIKACHTIG: s, z, ürkek, korkak -SCHRIKBAREND: s, z, korkunç, dehşet verici, dehşetli, ürpertici -SCHRIKBEELD: h, (- en) umacı, korkuluk -SCHRIKBEWIND: h, (- en) terör, tedhiş -SCHRIKDRAAD: d, (...draden) elektrikli çit teli -SCHRIKKELDAG: d, (- en) artıkgün, 29 şubat -SCHRIKKELJAAR: h, (...jaren) artıkyıl -SCHRIKKELMAAND: d, (- en) artıkay, 29 çeken şubat -SCHRIKKEN: f, g, (schrikte, h, geschrikt) korkutmak, ürkütmek, dehşete düşürmek, (afkoelen) aniden soğutmak II f, gs, (schrok, is geschrokken) irkilmek, sıçramak, korkmak, ürkmek, dehşete düşmek, yüreği hoplamak -SCHRIKREACTIE: d, (-s) korku reaksiyonu/tepkisi -SCHRIKWEKKEND: s, korkunç, dehşetli, ürkütücü, korku uyandıran -SCHRIL: s, z, (- ler, - st) (ses) ince, tiz,acı, (v, kleuren) cırtlak, göz kamaştırıcı, een - le tegenstelling büyük çelişki -SCHROBBEN: f, g, (schrobde, h, geschrobd) suyla temizlemek/süpürmek -SCHROBBER: d, (-s) fırça süpürge -SCHROBBERING: d, (- en) azar, haşlama, paylama, ağır söz -SCHROEF: d, (schroeven) 1 (schroeven) vida, 2 (propeller) pervane, op losse schroeven staan kesin olmamak, sallantıda olmak -SCHROEFAS: d, (- sen) pervane dingili, pervane mili -SCHROEFBANK: d, (- en) iş tezgahı, banko -SCHROEFBLAD: h, (- en) pervane kanadı -SCHROEFBOOR: d, (...boren) vida burgusu -SCHROEFBOUT: d, (- en) vidalı civata -SCHROEFDRAAD: d, (...draden) vida dişi -SCHROEFKOP: d, (- pen) vida başı -SCHROEFSLEUTEL: d, (-s) somun anahtarı, kurbağacık, cıvata anahtarı -SCHROEFVLIEGTUIG: h, (- en) pervaneli uçak -SCHROEIEN: f, g, (schroeide, h, geschroeid) alazlamak, ütülemek, hafifçe yakmak -SCHROEIPLEK: d, (- ken) alaz yeri, yanmış yer -SCHROEVENDRAAIER: d, (-s) tornavida -SCHROEVEN: f, g, (schroefde, h, geschroefd) vidalamak -SCHROKKEN: I f, gs, (schrokte, h, geschrokt) oburca yemek, pisboğazlık etmek, II g, het eten naar binnen - yemeği tıkınmak, hızlı hızlı atıştırmak -SCHROKKEND: d, (-s) obur, pisboğaz, açgözlü, boğaz düşkünü -SCHROKOP: d, (- pen) obur, pisboğaz, açgözlü, boğaz düşkünü -SCHROMELIJK: s, z, son derece, gayet, müthiş, çok, fena, zich - vergissen fena yanılmak -SCHROMEN: f, g, (schroomde, h, geschroomd) (aarzelen) tereddüt etmek, çekinmek, cesaret edememek, niet - iets te doen bir şeyi yapmaya cesaret etmek, bir şeyi yapmaya çekinmemek, -SCHROOM: d, çekingenlik, sıkılganlık -SCHROOT: I h, (oud ijzer) hurda, eski demir, rijp voor het - çöpe hazır, çöplüklük olmuş II d, (schroten) çıta, tiriz -SCHROOTHANDEL: d, (-s) hurdacılık -SCHROOTHOOP: iets op de - gooien bir şeyi çöpe atmak -SCHROOTJES: d, mv/çoğ çıta, ince tahta -SCHUB: d, (- ben) (v, vis) pul -SCHUBBIG: s, pullu -SCHUCHTER: s, z, (- der, - st) sıkılgan, çekingen, utangaç -SCHUCHTERHEID: d, sıkılganlık, çekingenlik -SCHUDDEN: I f, g, (schudde, h, geschud) sallamak, çalkamak, sarsmak, appels van de boom - ağacın elmalarını silkelemek, dan kun je t wel - havada bulut, sen onu unut! olacağını sanmayasın! II gs, sarsılmak, sallanmak, - voor het gebruik kullanmadan önce çalkayın/sallayın, hij schudde met het hoofd (van neen) (hayır anlamında) başını salladı -SCHUIER: d, (-s) elbise fırçası -SCHUIF: d, (schuiven) 1 (grendel) sürgü, mandal, de - op de deur doen kapıyı sürgülemek, 2 spreekt/kd een - geld bir yığın para -SCHUIFDAK: h, (- en) sürme çatı -SCHUIFDEUR: d, (- en) sürme kapı -SCHUIFELEN: f, gs, (schuifelde, h/is geschuifeld) 1 usul usul yürümek, ayağını sürüyerek yürümek, (v, slang) sürünmek, 2 (dansen) ağır ağır dans etmek -SCHUIFGORDIJN: h, (- en) sürgülü perde -SCHUIFLADDER: d, (-s) sürgülü merdiven -SCHUIFRAAM: h, (...ramen) sürgülü pencere -SCHUIFTAFEL: d, (-s) geçmeli masa, sürgülü masa -SCHUILADRES: h, (- sen) gizlenme adresi, -SCHUILEN: I f, gs, (school, h, gescholen) gizlenmek, saklamak, gizlenmiş olmak, 2 (schuilde, h, geschuild) (zich beschutten) sığınmak, onder een boom - ağaç altına sığınmak -SCHUILEVINKJE: h, (-s) saklambaç, - spelen saklambaç oynamak -SCHUILGAAN: f, gs, (ging schuil is schuilgegaan) saklanmak, gizlenmek -SCHUILHOUDEN: f, (hield zich schuil, h, zich schuilgehouden) zich - saklanmak, kendini gizlemek, kendini göstermemek -SCHUILNAAM: d, (...namen) takma ad, takma isim -SCHUILPLAATS: d, (- en) sığınak yeri, korunma yeri -SCHUIM: h, 1 köpük, het - van bier bira köpüğü, 2 - van volk ayaktakımı -SCHUIMBEKKEN: f, gs, (schuimbekte, h, geschuimbekt) ağzı köpürmek -SCHUIMBLUSSER: d, (-s) köpüklü söndürme aleti -SCHUIMEN: f, gs, (schuimde, h, geschuimd) köpürmek, köpüklenmek, köpükleşmek, het cola schuimt cola köpürüyor -SCHUIMIG: s, köpüklü -SCHUIMKOP: d, (- pen) dalga köpüğü -SCHUIMKRAAG: d, (...kragen) bira köpüğü -SCHUIMRUBBER: d, h, sünger, lastik sünger, döşemelik sünger,döşeme kauçuğu -SCHUIMSPAAN: d, (...spanen) kevgir, köpük kepçesi -SCHUIN: s, z, 1 eğri, eğik, yatık, yamuk, meyilli, şevli, eğimli, (hellend) inişli, - schrift eğri yazı, yatık yazı, 2 fig/mec (v, mop) nezaketsiz,kaba, yamuk, -SCHUINSCHRIFT: h, eğik yazı, eğri yazı, yatık yazı -SCHUINTE: d, (-n) eğim, meyil, iniş -SCHUIT: d, (- en) salapurya, sandal, kaytk, vapur -SCHUITJE: h, (-s) küçük gemi, sandal, kayık, (v, ballon) sepet, (v, naaimachine) mekik, in hetzelfde - zitten aynı sorun içinde olmak, aynı şey başında olmak -SCHUIVEN: I f, g, (schoof, h, geschoven) 1 kaydırmak, sürmek, kaydırarak itmek, kakmak, 2 opium - afyon çekmek, II gs, (-, is -) kaymak -SCHUIVER: d, (-s) (opium-) afyoncu, keş, een - maken kayıp düşmek -SCHULD: d, (- en) 1 (in geld) borç, belasting- vergi borcu, staats- devlet borcu, een - betalen borcu ödemek, vijftig gulden - hebben elli gulden borcu olmak, 2 (fout) suç, kabahat, kusur, het is mijn - (niet) benim suçum (değil), - bekennen suçu itiraf etmek, eigen -, dikke bult kendi düşen ağlamaz, de - op zich nemen suçu üzerine almak, iemand de - van iets geven bir şeyin kabahatini birine yüklemek, 3 (zonde) günah, * belofte maakt - söz namustur, - hebben a) suçlu olmak, b) (in geld) borçlu olmak -SCHULDBEKENTENIS: d, (- sen) 1 suçu itiraf, suç ikran, 2 (geldelijk) borç senedi -SCHULDBELIJDENIS: d, (- sen) suç itirafı, suçu kabul, suç ikrarı -SCHULDBESEF: h, suçluluk anlayışı, suç bilinci -SCHULDBRIEF: d, (...brieven) borç senedi, (obligatie) tahvil, obligasyon -SCHULDEISER: d, (-s) alacaklı -SCHULDELOOS: s, z, (...lozer, - t) masum, suçsuz, kabahatsiz -SCHULDENLAST: d, (- en) borç yükü -SCHULDGEVOEL: h, (- ens) suçluluk duygusu -SCHULDIG: s, 1 borçlu, hoeveel ben je hem -? ona ne kadar borcun var? ne kadar borçlusun? ik ben niemand iets - kimseye borcum yok, 2 suçlu, kabahatli, iemand - verklaren jur/huk birini suçlu bulmak, suçluluğunu beyan etmek, iemand het antwoord - blijven birine cevap verememek s -SCHULDIGE: d, (-n) suçlu, mücrim -SCHULDSANERING: d, (- en) borcu düzeltme, borcu yoluna koyma -SCHULDVORDERING: d, (- en) (schuldbrief) alacak, matlup -SCHULP: d, (- en) kabuk, in zijn - kruipen tükürdüğünü yalamak, yelkenleri suya indirmek, -SCHUNNIG: s, z, 1 (obsceen) açık saçık, müstehcen, - taal uitslaan açık saçık konuşmak, 2 (persoon) alçak, adi, bayağı, 3 (armoedig) yırtık pırtık, eski püskü, - gekleed yırtık pırtık giyinmiş -SCHUREN: I f, g, (schuurde, h, geschuurd) zımparalamak, sürtmek, sürterek temizlemek, II gs, - (langs) sürtünmek -SCHURFT: d, h, med/tıb uyuz, kaşıntı illeti, de - aan iemand hebben birine uyuz olmak -SCHURFTIG: s, uyuzlu, uyuz -SCHURK: d, (- en) alçak, teres, hinoğlu hin, piç, piç kurusu, sahtekar, adi herif -SCHURKACHTIG: s, z, adi, alçak, bayağı -SCHURKENSTREEK: d, (,,streken) adilik, alçaklık, adice iş, üçkağıtçılık, -SCHUT: d, (- ten) 1 (scherm) çerçeveli perde, paravana, 2 (voor water) savak kapağı, tahta kapak, su engeli II iemand voor - zetten birini deli yerine koymak, voor - lopen/staan rezil olmak, gülünç duruma düşmek -SCHUTBLAD: h, (- en) 1 bot, çiçek yaprağı, 2 (v, boek) (kapak içine) bükülü sayfası -SCHUTDEUR: d, (- en) savak kapısı schutgeld h, scheep/den savak parası, savak geçiş parası -SCHUTKLEUR: d, (- en) korunma rengi -SCHUTSENGEL: d, (- en) koruyucu melek -SCHUTSLUIS: d, (...sluizen) geçitli savak -SCHUTSPATROON: d, (- s, ...tronen) evliya, pir -SCHUTTER: d, (-s) 1 atışçı, nişancı, scherp- keskin nişancı, 2 astr, yay (burcu), nişancı takım yıldızı -SCHUTTEREN: f, gs, (schutterde, h, geschutterd) beceriksizce iş görmek, sakar çalışmak -SCHUTTERKONING: d, (- en) atış kralı -SCHUTTING: d, (- en) çit -SCHUTTINGTAAL: d, açık saçık dil, müstehcen dil -SCHUTTINGWOORD: h, (- en) müstehcen kelime -SCHUUR: d, (schuren) baraka, samanlık, odunluk, depo -SCHUURDEUR: d, (- en) samanlık kapısı, odunluk kapısı, ardiye kapısı -SCHUURLINNEN: h, zımpara bezi -SCHUURPAPIER: h, zımpara kağıdı -SCHUURSPONS: d, (...sponzen) kap sürtme süngeri -SCHUURZAND: h, kap sürtme kumu -SCHUW: s, çekingen, korkak, ürkek, ödlek, utangaç, sıkılgan, licht- ışıktan kaçan, mensen- insandan kaçan, -SCHUWEN: f, g, (schuwde, h, geschuwd) çekinmek, kaçmak, kaçınmak, uzak durmak -SCHUWHEID: d, ürkeklik, korkaklık, çekingenlik -SCHWUNG: d, coşku, ateş, hararet, met veel - iets vertellen bir şeyi coşkuyla anlatmak -SCIENCE FICTION: d, bilimkurgu -SCOOTER: d, (-s) küçük motosiklet -SCOPE: d, (-s) menzil, erim -SCORE: d, (-s) sp, puan, sayı -SCOREBORD: h, (- en) puan tahtası -SCOREN: I f, g, (scoorde, h, gescoord) sayı yapmak, II gs, eroin kullannıak -SCOUTING: d, izcilik kurumu -SCREENEN: f, g, (screende, h, gescreend) iemand - birinin işe uygunluğunu araştırmak -SCRIBENT: d, (- en) çalakalem yazar, piyasa yazarı -SCRIPT: h, (-s) film veya radyo programı metni -SCRIPTIE: d, (-s) tez -SCROTUM: h, (-s) erbezi torbası, skrotum -SCRUPULE: d, (-s) vicdani tereddüt, vicdanı elvermeme -SCRUPULEUS: s, z, (...leuzer, - t) vicdanlı, vicdani korku çeken, (nauwgezet) titiz, titizlikle, vicdanla -SCULPTUUR: d, 1 (...turen) heykel, 2 (beeldbouwkunst) heykelcilik, heykeltraşlık -SEANCE: d, (-s) toplantı, oturum, spiritistische - s ruh çağırma toplantıları -SEC: s, sek -SECONDANT: d, (- en) düello yardımcısı, düello tanığı -SECONDE: d, (-n) 1 saniye, 2 muz/müz ikili, (yan yana) iki nota arasındaki ara -SECONDEWIJZER: d, (-s) saniye ibresi -SECRETAIRE: d, (-) yazı masası -SECRETARESSE: d, (-n) (bayan) sekreter, -SECRETARIAAT: h, (...riaten) sekreterlik -SECRETARIE: d, (- en) (v, gemeente) belediye idari işler sekreterliği, kalem odası -SECRETARIS: d, (- sen) (erkek) sekreter, katip -SECRETARIS-GENERAAL: d, (secretarissen- generaal) müsteşar -SECRETIE: d, (-s) salgı -SECTIE: d, (- s, - en) 1 (lijkopening) otopsi, 2 mil/ask manga, müfreze, 3 (wijk) bölge, 4 (afdeling) seksiyon, bölüm, dal -SECTIEBESTUUR: h, (...besturen) seksiyon yönetimi -SECTOR: d, (- s, - en) 1 geom, daire kesmesi, daire dilimi, 2 sektör, de industriéle - sanayi sektörü, -SECULAIR: s, (honderdjarig) asırlık, yüz yıllık -SECULARISATIE: d, (- s, - en) laiklik, laikleşme -SECULARISEREN: f, g, (seculariseerde, h, gcseculariseerd) laikleştirmek, dünyevileştirmek -SECULIER: s, (wereldlijk) dünyevi, laik, geestelijke - tarikatsız papaz -SECUNDAIR: s, z, ikinci, tali -SECUUR: s, z, (- der, - st) 1 (veilig) emniyetli, güvenli, 2 (zorgvuldig) itinalı, özenli, tedbirli, 3 (zeker) emin, kesin -SEDERT: I bağ, - dan/den beri, - dan/den bu yana, ik voel me beter - ik hier ben buraya geleli daha iyiyim, II ilg, - dan/den beri, - dan/den sonra, - zijn huwelijk evliliğinden beri -SEDERTDIEN: z, - dan/den beri, - dan/den bu yana, -SEDIMENT: I h, (- en) tortu, çökel, telve, geol/jeol çöküntü -SEGMENT: h, (- en) 1 geom, daire kesmesi, 2 (kesilmiş) bölüm, parça, dilim, zo, bölüt, -SEGMENTERING: d, (- en) bölümleme -SEGMENTATIE: d, bölme/bölümlenme -SEGREGATIE: d, ayırma, ayırım -SEIN: h, (- en) işaret, sinyal, iemand een - tje geven birine sinyal vermek, işaret vermek, işaret çakmak -SEINEN: f, g, (seinde, h, geseind) işaret vermek, sinyal vermek, işaret çakmak, sinyalleşmek, (telegraferen) tellemek, tel çekmek -SEINER: d, (-s) işaretçi, işaret veren, işaret memuru -SEINHUISJE: h, (-s) işaretçi kulübesi, işaretçi barakası -SEINLANTAARN: d, (-s) işaret feneri -SEINLICHT: h, (- en) sinyal ışığı -SEINPAAL: d, (...palen) semafor -SEINPOST: d, (- en) işaret istasyonu -SEINSLEUTEL: d, (- len) telgraf anahtarı -SEINVLAG: d, (- gen) işaret bayrağı -SEISMISCH: s, depremle ilgili -SEISMOGRAAF: d, (...grafen) depremin şiddetini ölçen alet, sismograf -SEISMOLOGIE: d, deprembilimi -SEIZOEN: h, (- en) mevsim, sezon -SEIZOENARBEIDER: d, (-s) mevsimlik işçi -SEIZOENKAART: d, (- en) mevsim kartı/bileti -SEIZOENWERKLOOSHEID: d, mevsim işsizliği -SEKREET: h, (sekreten) cadaloz, adi kadın -SEKS: d, seks, cinsellik -SEKSBIOSCOOP: d, (...copen) seks sineması -SEKSBOEK: h, (- en) seks kitabı -SEKSBOM: d, (- men) seks bombası -SEKSCLUB: d, (-s) seks kulübü -SEKSE: d, (-n) cinsiyet, seks -SEKSFILM: d,(-s) seks filmi -SEKSISME: h, seksizim, seksi davranış, -SEKSIST: d, (- en) seksist, şöven erkek -SEKSISTISCH: s, seksi -SEKSLEVEN: h, seks hayatı, cinsel yaşam -SEKSLIJN: d, (- en) seks hattı -SEKSMANIAK: d, (- ken) seks manyağı -SEKSOBJECT: h, (- en) seks objesi -SEKSSHOP: d, (-s) seks dükkânı -SEKSTELEFOON: d, seks hattı/telefonu -SEKSUALITEIT: d, cinslik, cinsiyet, (geslachtsleven) cinsellik, cinsel yaşam -SEKSUEEL: s, z, cinsel, cinsi, seksüel, seksuele voorlichting cinsel bilgi -SEKSUOLOGIE: d, seksoloji, cinsel yaşam bilimi -SEKSUOLOGISCH: s, z, cinsel yaşam bilimi ile ilgili -SEKSUOLOOG: d, (...logen) cinsiyetle ilgili konu ve meseleleri araştıran mütehassıs, seksolog -SEKTARIER: d, (-s) sekter, bağnaz, katı kimse -SEKTARISCH: s, sekter -SEKTARISME: h, sekterlik -SEKTE: d, (-n) mezhep, tarikat, sekt -SEKTEGEEST: d, sekterlik ruhu, sekterlik -SELDERIE: d, bot, sap kerevizi -SELDERIJ: d, bot, sap kerevizi -SELECT: s, seçkin, seçme, güzide, seçilmiş -SELECTEREN: f, g, (selecteerde, h, geselecteerd) seçmek, ayırmak -SELECTIE: d, (-s) 1 (keuze) seçim, tercih, seçme, 2 zo, ayıklanma, seleksiyon, een natuurlijke - doğal ayıklanma -SELECTIECRITERIUM: h, (...criteria) seçme ölçütü -SELECTIEF: s, z, (zorgvuldig) özenli, itinalı -SELECTIETHEORIE: d, ayıklanma teorisi -SELECTIVITEIT: d, seçme -SELENIUM: h, scheik/kim selen -SELFMADE: s, kendi yapımı, kendi kendini yetiştirmiş, kendi kendine adam olmuş -SEMAFOOR: d, (...foren) semafor -SEMESTER: h, (-s) sömestr, yarıyıl -SEMIET: d, (- en) Sami -SEMINAR: h, (-s) topluçalışma, seminer -SEMITISCH: s, - e talen Sami dilleri, -SENAAT: d, (senaten) 1 senato, 2 (v, studenten) (yüksek okul) öğrenci komitesi, 3 (v, hoogleraren) üniversite senatosu -SENATOR: d, (- en, - s) senatör -SENIEL: s, ihtiyarlığa özgü -SENILITEIT: d, ihtiyarlık, (kindsheid) bunaklık -SENIOR: s, yaşlı, kıdemli -SENSATIE: d, (-s) 1 (gewaarwording) his, duygu, 2 sansasyon, heyecan -SENSATIEBERICHT: h, (- en) sansasyonel haber -SENSATIEVERHAAL: h, (...halen) sansasyonel hikâye -SENSATIEZOEKER: d, (-s) sansasyon arayıcı -SENSATIONEEL: s, z, sansasyonal, heyecan uyandıran -SENSIBEL: s, (gevoelig) hassas, duyarlı, duygulu, (voelbaar) hissedilir -SENSIBILITEIT: d, duyarlık, hassasiyet, duyarlılık -SENSITIEF: s, duygusal, aşırı duygulu -SENSOR: d, (- en) duyarlı sezici cihaz -SENSUALISME: h, fil/fel duyumculuk, sensualizm -SENSUEEL: s, şehvet verici, seksi -SENTIMENT: h, (- en) duygu, his, seziş -SENTIMENTALITEIT: d, (- en) aşırı duygusallık -SENTIMENTEEL: s, z, aşırı duygusal, hissi, içli, hisli, melodramatik -SEPARAAT: s, ayrı -SEPIA: d, (-s) zo, mürekkepbalığı -SEPONEREN: f, g, (seponeerde, h, geseponeerd) cezai takibattan vazgeçmek -SEPTEMBER: d, eylül, eylül ayı -SEPTET: h, (- ten) muz/müz yedi çalgılık parça, septet -SEPTIC TANK: d, (-s) çürütme çukuru -SEQUENTIEEL: s, ardışık, seri oluşturan -SERAIL: h, (-s) sultan sarayı, harem -SEREEN: s, z, 1 açık, bulutsuz, (kalm) sakin, 2 (v, gedrag) sakin ve dostça, huzurlu -SERENITEIT: d, huzur -SERENADE: d, (-s) muz/müz serenat -SERGE: d, (-s) serj, şayak -SERGEANT: d, (- en, - s) çavuş -SERGEANT-MAJOOR: d, (- majoors) başçavuş -SERIE: d, (- s, - en) seri, sıra, dizi, een roman- roman serisi, -SERIENUMMER: h, (-s) seri numarası, -SERIEPRODUKT: h, (- en) seri ürün, -SERIEPRODUKTIE: d, (-s) seri üretim -SERIESCHAKELING: d, elek, seri bağlama -SERIEUS: s, z, (...euzer, - t) ciddi, een - meisje ciddi bir kız, ağırbaşlı bir kız -SERING: d, (- en) bot, leylak -SEROPOSITIEF: s, seropozitif, aidse karşı antikorlu -SERPENT: h, (- en) yılan -SERPENTINE: d, (-s) serpantin -SERRE: d, (-s) 1 (broeikas) limonluk, sera, ser, 2 veranda, taraça -SERUM: h, (- s, sera) med/tıb serum -SERVEERSTER: d, (-s) (bayan) servisçi -SERVEREN: f, g, (serveerde, h, geserveerd) servis yapmak -SERVET: h, (- ten) peçete, te groot voor - en te klein voor tafellaken ne eşek olduğu belli ne sıpa -SERVETRING: d, (- en) peçete halkası -SERVICE: d, 1 servis, hizmet, 2 sp, servis -SERVICEBEURT: d, (- en) arabanın bakım zamanı -SERVICEDIENST: d, (- en) servis, servis hizmeti -SERVIE: Sırbistan -SERVIER: d, (-s) Sırplı -SERVIES: h, (...viezen) 1 (eet-) yemek takımı, 2 (thee-) çay takımı -SESAM: d, susam -SESAMZAAD: h, (...zaden) susam tohumu -SESSIE: d, (-s) oturum -SET: d, (-s) set -SETTELEN: f, (settelde zich, h, zich gesetteld) zich - yerleşmek -SEX-APPEAL: h, d, albeni, cinsel çekicilik -SEXTANT: d, (- en) sekstant, altılık -SEXTET: h, (- ten) muz/müz 1 (koor) altılık koro, 2 altı çalgılık parça -SFEER: d, (sferen) 1 (hemelglobe) havaküre, 2 hava, atmosfer, ortam, in hoger sferen zijn a) burnu havada olmak, b) (zitten te soezen) hayal aleminde olmak, hülyalara dalmak -SFEERLOOS: s, neşesiz, sıkıcı -SFEERVOL: s, neşe dolu, şen -SFINX: d, (- en) sfenks -SHAG: d, tütün, tabaka -SHAKEN: I f, g, (shakete, h, geshaket) (schudden) sallamak, II gs, (dansen) şeyk yapmak, şeyk dansı yapmak -SHAMPOO: d, (-s) şampuan -SHAWL: d, (-s) şal -SHERRY: d, (-s) şeri -SHERRYGLAS: h, (...glazen) şeri bardağı/kadehi -SHILLING: d, (-s) şiling -SHIRT: h, (-s) şört -SHOARMA: d, bir tür döner -SHOCK: d, (-s) şok, sarsı -SHOCKBEHANDELING: d, (- en) şok tedavi -SHOCKTOESTAND: d, şok durumu -SHOP: d, (-s) dükkân -SHORT: d, (-s) şort, kısa pantolon -SHOT: d, (-s) 1 (film, foto- opname) çekim, 2 (injectie met drugs) uyuşturuculu şırınga/iğne -SHOW: d, (-s) şov, gösteri -SHOWBINK: d, (- en) palavracı, övüngen, atmasyoncu -SHOWBUSINESS: d, film ve tiyatro dünyası -SHOWEN: f, g, (showde, h, geshowd) şov yapmak -SHOWROOM: d, (-s) sergi salonu, gösteri salonu -SI: d, (-s) muz/müz si, si notası -SIBERIE: Sibirya -SIBERISCH: s, het laat mij - ( koud) beni hiç ırgalamıyor -SICILIAAN: d (...lianen) Sicilyalı -SICILIE: h, Sicilya -SIDDERAAL: d, (...alen) zo, elektrikli yılanbalığı -SIDDEREN: f, gs, (sidderde, h, gesidderd) titremek, - van angst korkudan tir tir titremek -SIDDERING: d, (- en) (korkudan) titreyiş, ürperti -SIDDERROG: d, (- gen) zo, uyuşturanbalığı, torpilbalığı -SIER: I d, goede - maken hayatın tadını çıkarmak, eğlenmek II d, süs -SIERAAD: h, (sieraden) süs eşyası, ziynet -SIEREN: f, g, (sierde, h, gesierd) süslemek, bezemek, donatmak, zich - süslenmek -SIERHEESTER: d, (-s) süs ağacı -SIERKUNST: d, (- en) süsleme sanatı -SIERLIJK: s, z, süslü, zarif, narin, şık, çıtı pıtı -SIERPLANT: d, (- en) süs bitkisi -SIERVIS: d, (- sen) süs balığı, akvaryum balığı -SIESTA: d, (-s) öğle şekerlemesi, kestirme, kısa uyku -SIFON: d, (-s) sifon -SIGAAR: d, (sigaren) puro -SIGARENAS: d, sigara külü -SIGARENBANDJE: h, (-s) puro süs bandı -SIGARENFABRIEK: d, (- en) puro fabrikası -SIGARENKISTJE: h, (-s) puro kutusu -SIGARENKOKER: d, (-s) puro tabakası -SIGARENWINKEL: d, (-s) sigara dükkanı, puro dükkanı -SIGARET: d, (- ten) sigara, filter- filtreli sigara -SIGARETTENAUTOMAAT: d, (...maten) sigara otomatiği -SIGARETTENKOKER: d, (-s) sigaralık -SIGARETTENPEUK: d, (- en) izmarit, sigara izmariti -SIGARETTENPIJPJE: h, (-s) ağızlık -SIGARETTENTABAK: d, tütün, sigara tütünü, harmanlanmış tütün -SIGARETTENVLOEI: h, (ince) sigara kağıdı -SIGHTSEEING: d, turistik gezi, turistik şeyleri gezme -SIGNAAL: h, (...nalen) sinyal, işaret -SIGNALEMENT: h, (- en) eşkar, belirleme, eşkal tasviri -SIGNALEREN: f, g, (signaleerde, h, gesignaleerd) (varlığına) işaret etmek, een gevaar - tehlikeye işaret etmek -SIGNATUUR: d, (...turen) 1 (handtekening) imza, 2 (merk) işaret, nişan, alamet -SIGNEREN: f, g, (signeerde, h, gesigneerd) imzalamak -SIGNET: h, (- ten) mühür, damga, kaşe -SIGNIFICANT: s, anlamlı, anlam taşıyan, önemli -SIGNIFICANTIE: d, anlam, mana, -SIJPELEN: f, gs, (het sijpelde, h/is gesijpeld) sızmak, sızıp akmak, damlamak -SIJS: d, (...zen) zo, karabaşlı iskete -SIK: d, (- ken) keçi, ergens een - van krijgen bir şeyden gına getirmek, bir şeyden bıkmak -SIKKEL: d, (-s) orak -SIKKEPIT: d, geen - hiç, zerre kadar yok -SILENE: d, (-s) bot, bir tür karanfil -SILHOUET: d, h, (- ten) siluet, gölge, resim -SILICIUM: h, scheik/kim silisyum -SILICONENKIT: d, silikon macun, silikon delik kapama maddesi -SILO: d, (-s) silo, tahıl ambarı -SIMPEL: s, z, basit, (onnozel) budala, aptal, aklı kıt, saf -SIMPELWEG: z, sade bir şekilde, merasim gerekmeksizin -SIMPLICITEIT: d, basitlik, sadelik -SIMPLIFICATIE: d, basitleştirme -SIMPLIFICEREN: f, g, (simplicifeerde, h, gesimplificeerd) basitleştirmek -SIMPLISTISCH: s, z, basit, basitçe -SIMULANT: d, (- en) yalandan hasta -SIMULATIE: d, (-s) 1 kendini hastalığa vurma, kendini hasta gösterrne, 2 (namaak) taklit -SIMULEREN: f, g, (simuleerde, h, gesimuleerd) taslamak, pozu vermek -SIMULTAAN: s, z, eşzamanlı, aynı zamanda olan, anında -SINAASAPPEL: d, (- en, - s) bot, portakal -SINAASAPPELSAP: h, portakal suyu -SINAS: d, portakal suyu limonatası -SINDS: I bağ, - dan/den beri, - dan/den bu yana, ik voel me beter - ik hier ben buraya geleli daha iyiyim, II ilg, - dan/den beri, - dan/den sonra, - zijn huwelijk evliliğinden beri, -SINDSDIEN: z, o zamandan beri -SINECURE: d, (- s/- n) kolay ve paralı iş, arpalık, dat is geen - kolay iş değil -SINGEL: d, (-s) 1 (priestergordel) papaz kuşağı, 2 (v, stad) set, sur, (gracht) şehir etrafını dolaşan kanal, 3 (v,paard) kolan -SINISTER: s, uğursuz, meşum -SINT: s, Aziz, Sen -SINTEL: d, (-s) cüruf, (uitgebrande kolen) yanmış kömür artığı -SINTERKLAAS: d, Sen Nikolas, Noel Baba -SINTERKLAASAVOND: d, (- en) Noel akşamı -SINTERKLAASGEDICHT: h, (- en) Noel şiiri -SINT-JUTTEMIS: met - asla, katiyen, kavağa çıkınca, çıkmaz ayın son çarşambası, ırmağın ardı gelince, wachten tot - çok beklemek, ırmağın ardı gelene kadar beklemek -SINUS: d, (- sen) wisk/mat sinüs -SIP: s, z, şaşkın şaşkın, aval aval, hazin, - kijken şaşkın şaşkın bakmak -SIRE: (aanspreek titel) haşmetli, majesteleri, devletli, sultan, -SIRENE: d, (-n) 1 myth/mit yarı kuş yarı kadın yaratık, (zeemeermin) denizkızı, 2 (-s) (f1uit) siren, canavar düdüğü -SIROOP: d, (siropen) şurup -SISKLANK: d, (- en) ıslıklı ses -SISSEN: f, gs, (siste, h, gesist) ıslık sesi vermek, fısıldamak -SITUATIE: d, (- s, - en) 1 (toestand) durum, hal, vaziyet, konum, de politieke - politik durum, een alarmerende - alarm durumu, 2 (ligging) yer, mevki, mahal -SITUEREN: f, g, (situeerde, h, gesitueerd) (denk düştüğü) zamanı/yerini belirlemek, yerleştirmek -SJAAL: d, (-s) şal, omuz atkısı, -SJABLONE: d, (...blonen) şablon -SJABLOON: d, (...blonen) şablon -SJACHERAAR: d, (-s) bezirgan -SJACHEREN: f, gs, (sjacherde, h, gesjacherd) bezirganlık yapmak -SJAH: d, (-s) şah -SJALOT: d, (- ten) bot, arpacık soğanı -SJANS: d, spreekt/kd - zoeken flört aramak -SJANSEN: f, gs, (sjanste, h, gesjanst) flört etmek -SJEIK: d, (-s) şeyh -SJEKKIE: h, (-s) spreekt/kd sarılmış sigara -SJERP: d, (- en) omuz atkısı -SJEZEN: f, gs, (sjeesde, h/is gesjeesd) 1 (hard lopen) koşmak, kaçmak, 2 (zakken) sınavda çakmak, een gesjeesd student arka kapıdan diplomalı, -SJIIET: d, (- en) Şii, Şii mezhebinden biri -SJOEGE: d, geen - van iets hebben bir şeyden çakmamak, bir işte peynir ekmek yemiş olmak, geen - geven cevap vermemek, tepki göstermemek -SJOEMELEN: f, gs, (sjoemelde, h, gesjoemeld) spreekt/kd hile yapmak, - met uitslagen sonuçlarda hile yapmak -SJOFEL: s, z, eski püskü, yırtık pırtık, pejmürde -SJOKKEN: f, gs, (sjokte, h/is gesjokt) lök lök yürümek -SJORREN: f, g, (sjorde, h, gesjord) sicimle bağlamak, (trekken) sürümek, çekmek -SJOUWEN: f, g, (sjouwde, h, gesjouwd) zahmetle taşımak -SJOUWER: d, (-s) 1 scheep/den hamal, yükçü, yükleyici, 2 çok çalışan kimse -SKAI: h, yapay deri -SKATEBOARD: d, (-s) tekerlekli paten -SKELET: h, (- ten) iskelet, fig/mec bir deri bir kemik, zayıf kimse, iskelet -SKELTER: d, (-s) küçük motorlu yarış arabası -SKETCH: d, (- es) skeç -SKI: d, (-s) kayak -SKIBAAN: d, (...banen) kayak sahası -SKIBRIL: d, (- len) kayak gözlüğü -SKIEN: f, gs, (skiede, h/is geskied) kayak yapmak -SKIER: d, (-s) kayakçı -SKILIFT: d, (- en) kayakçı teleferiği, -SKINHEAD: d, (-s) dazlak, skinhed, zorba dazlak -SKIPAK: h, (- ken) kayak elbisesi, kayakçı elbisesi -SKIPISTE: d, (-s) kayak pisti -SKIPPYBAL: d, (- len) (üzerine oturularak kanguru gibi) sıçrama topu -SKISTOK: d, (- ken) kayakçı değneği/sırığı -SKITERREIN: h, (- en) kayak sahası -SKIVAKANTIE: d, (-s) kayak tatili, -SKYLINE: d, siluet -SLA: d, 1 bot, (plantesoort) marul, een krop - bir baş marul, 2 (-s) (salade) salata, tomaten- çoban salatası, domates salatası, gemengde - karışık salata -SLAAF: d, (slaven) köle, bende -SLAAFS: s, z, köle gibi, köleye yaraşır slaag een pak - temiz bir dayak -SLAAGS: z, - raken kavgaya tutuşmak, - zijn kavga etmek, dövüşmek -SLAAN: I f, g, (sloeg, h, geslagen) 1 vurmak, dövmek, iemand bont en blauw - birini morartmak, iyice ıslatmak, evire çevire dövmek, 2 (spijkers) çakmak, 3 (put) kazmak, (brug, köprü) yapmak, kurmak, 4 (overwinnen) kazanmak, een rekord - rekor kırmak, 5 ( v, trom enz,) çalmak, een trom - davul çalmak, 6 (op de schouder) omuza atmak, dolamak, II gs, 1 (v, hart) atmak, 2 (v, klok) çalmak, vurmak, 3 (v, golven) çarpmak, vurmak, de golven - op de kust dalgalar sahile çarpıyor, 4 (v, bliksem) çarpmak, 5 aan het muiten - başkaldırmak, isyan etmek, dat slaat nergens op ilgisi yok, anlamsız, saçma, de klok slaat vijf saat beşi çalıyor, de spijker op de kop - tam üstüne basmak -SLAAP: I d, (slapen) anat, şakak II d, uyku, een diepe - derin uyku, een haze- tavşan uykusu, - krijgen uykusu gelmek, een vaste - deliksiz uyku, - hebben uykusu olmak, in - vallen uykuya dalmak -SLAAPBANK: d, (- en) divan, sedir, kanepe -SLAAPBEEN: h, (...deren, ...benen) anat, şakak kemiği -SLAAPBOL: d, (- len) haşhaş -SLAAPCOUPE: d, (-s) yataklı kompartıman -SLAAPDRANK: d, (- en) uyku ilacı -SLAAPDRONKEN: s, uykulu, mahmur, -SLAAPGEBREK: h uyku yetersizliği -SLAAPGELEGENHEID: d, (...heden) yatacak yer -SLAAPKAMER: d, (-s) yatak odası -SLAAPKOP: d, (- pen) uykucu, uyku küpü, uyku çuvalı -SLAAPLIEDJE: h, (-s) ninni, uyku şarkısı -SLAAPMIDDEL: h, (- en) uyku ilacı -SLAAPMUTS: d, (- en) takke, fes, -SLAAPMUTSJE: h, (-s) (borrel) uyku içkisi, yatmadan önce alman içki -SLAAPSTAD: d, (...steden) sakinleri başka yerde çalışan şehir -SLAAPTABLET: d, (- ten) uyku hapı -SLAAPVERWEKKEND: s, uyutucu, uyku verici -SLAAPWAGEN: d, (-s) yataklı vagon -SLAAPWANDELAAR: d, (-s) (erkek) uyurgezer -SLAAPWANDELEN: h, uyurgezerlik -SLAAPZAAL: d, (...zalen) yatakhane, koğuş -SLAAPZAK: d, (- ken) uyku tulumu -SLAAPZIEKTE: d, (- n, - s) öldürücü uyku hastalığı -SLAATJE: h, (-s) salata, ergens een - uit slaan bir şeyden kârlı çıkmasını bilmek, -SLAB: d, (- ben) çocuk önlüğü, mama önlüğü -SLABBETJE: h, (-s) çocuk önlüğü, mama önlüğü -SLABAK: d, (- ken) salata kabı -SLABAKKEN: f, gs, (slabakte, h, geslabakt) gevşemek, tembelleşmek -SLACHTBANK: d, (- en) kasap tezgâhı, mezbaha tezgâhı -SLACHTDIER: h, (- en) kesimlik hayvan -SLACHTEN: f, g, (slachtte, h, geslacht) kesmek, (v, mensen) kesmek, katletmek, kırmak, kanını dökmek -SLACHTER: d, (-s) kasap -SLACHTERIJ: d, (- en) (werkplaats) kasap, kasap dükkânı -SLACHTHUIS: h, (...huizen) mezbaha, kesimevi, kanara, salhâne -SLACHTING: d, (- en) fig/mec kasaplık, katliam, kırım -SLACHTMAAND: d, (- en) kasım -SLACHTMES: h, (- sen) kasap bıçağı -SLACHTOFFER: h, (-s) kurban, het - worden van - nin kurbanı olmak -SLACHTPLAATS: d, (- en) kesimevi, mezbaha -SLACHTVEE: h, kasaplık sığır, kesimlik hayvan -SLACOUVERT: h, (-s) salata kaşık ve çatalı, -SLAG: I d, (slagen) 1 vuruş, (met hand) sille, şamar, tokat, een - in het gezicht yüze bir şamar, (met vuist) yumruk, een - met de vuist op tafel masaya bir yumruk, 2 (v, hart) atış, vuruş, çarpma, 3 (v, klok) vuruş, 4 (v, zwemmer) kulaç, vrije - serbest kulaç, 5 (v, vogels) ötüş, şakıma, 6 (geluid) ses, patırtı, gümbürtü, 7 mil/ask çarpışma, lucht- hava çarpışması, veld- muharebe, meydan savaşı, de - van Sakarya Sakarya meydan muharebesi, - leveren muharebe etmek, çarpışmak, 8 d, h, (in haar) dalga, 9 aan de - gaan başlamak, de - winnen turu kazanmak, * een - om de arm houden bağlayıcı bir kararda bulunmamak, açık kapı bırakmak, een - kleiner biraz daha küçük, met een - bir çırpıda, bir hamlede, met de Franse - iets doen bir şeyi gelişigüzel yapmak, bir şeyi çarçabuk yapmak, baştan savmak, prijzen- fiyatları kırma, op - hemen, birden, - op - vuruş üstüne vuruş, van - zijn eli ayağı dolaşmak, şaşkın olmak, zijn - slaan fırsattan yararlanmak, zonder - of stoot muhalefetsiz, karşı konmadan, mücadele etmeksizin, II h, (soort) tür, cins, grup, van hetzelfde - aynı türden, -SLAGADER: d, (- s, - en) anat, atardamar, arter -SLAGADERLIJK: s, atardamara ait -SLAGBOOM: d, (...bomen) barikat, engel, mania -SLAGEN: f, gs, (slaagde, is geslaagd) başarmak, muvaffak olmak, becermek, voor een examen - sınavı geçmek, sınavını başarmak, ik ben voor Duits geslaagd Almancayı geçtim, Almancayı başardım, in iets - bir şeyde başarılı olmak -SLAGER: d, (-s) kasap -SLAGERIJ: d, (- en) (winkel) kasap, kasap dükkânı -SLAGINSTRUMENT: h, (- en) vurmalı çalgı -SLAGORDE: d, (-n) mil/ask muharebe düzeni -SLAGPEN: d, (- nen) telek kalem -SLAGREGEN: d, (-s) şiddetli yağmur, sağanak -SLAGROOM: d, kaymak, -SLAGSCHIP: h, (...schepen) zırhlı harp gemisi -SLAGTAND: d, (- en) sarkma diş -SLAGVAARDIG: s, 1 (strijdvaardig) mücadeleci, (bereid om initiatief te nemen) hazır, girişken, atılgan, (doortastend) kararlı, 2 (ad rem) hazırcevap, (bijdehand) zekice, kumazca, hünerlice, beceriklice -SLAGVAARDIGHEID: d, 1 (gevatheid) hazırcevaplık, 2 (vermogen om snel te handelen) kararlılık, mücadele ruhu -SLAGVELD: h, (- en) mil/ask savaş meydanı, muharebe alanı -SLAGWERK: h, (- en) 1 (klok) saat çaları, 2 muz/müz vurmalı çalgı, vurmalı müzik aleti -SLAGWERKER: d, (-s) davulcu, trampetçi, baterist -SLAGZIJDE: d, (-n) scheep/den geminin yan yatması, - maken yan yatmak -SLAGZIN: d, (- nen) slogan, şiar -SLAK: I d, (- ken) zo, sümüklüböcek, salyangoz, op alle - ken zout leggen armudun sapı, üzümün çöpü var demek, her şeye kusur bulmak II d, (- ken) (v, ijzer) cüruf, dışık -SLAKEN: f, g, (slaakte, h, geslaakt) een kreet - feryadı basmak -SLAKKENGANG: d, (- en) (schroeflijn) helezon hatvesi, met een - çok yavaş -SLAKKENHUISJE: h, (-s) sümüklüböcek kabuğu -SLALOMMEN: f, gs, (slalomde, h, geslalomd) 1 dönemeçli kayak yarışı yapmak, 2 fig/mec zigzag yapmak -SLAMPAMPER: d, (-s) aylak, avare, haylaz -SLANG: d, (- en) 1 zo, yılan, giftige - en zehirli yılanlar, 2 (voor water) hortum -SLANGENBEET: d, (...beten) yılan ısırması, yılan sokması -SLANGENGIF: h, yılan zehiri -SLANGEKRUID: h, bot, havacıva otu -SLANGENMENS: d, (- en) esnek akrobat -SLANGENBEZWEERDER: d, (-s) yılan hokkabazı -SLANK: s, z, (persoon) ince, uzun boylu, selvi boylu, fidan gibi, een - meisje dalyan gibi kız, fidan gibi kız -SLANKHEID: incelik, ince ve uzunluk -SLAOLIE: d, salata yağı, salatalık yağ -SLAP: s, z, (- per, - st) 1 (niet strak) gevşek, sölpük, gerilmemiş, bol, 2 (v, kleren) pörsük, yumuşak, 3 (v, weer) hafif, şiddetsiz, yumuşak, een - pe winter yumuşak bir kış, 4 (v, vloeistoffen) sulu, (v, thee) demsiz, açık, - pe koffie açık kahve, - pe thee açık çay, paşa çayı, 5 (zwak) çelimsiz, zayıf, cansız, 6 hand/tic (niet druk) durgun, ölü, hareketsiz, cansız, kesat, sakin, de markt is - piyasa ölü, pazar kesat, 7 de - pe lach hebben/krijgen gülme vidaları gevşemek, makaraları koyvermek, goed in de - pe was zitten para içinde yüzmek, met - pe hand regeren gevşek yönetmek -SLAPELOOS: s, z, uykusuz, uyumadan -SLAPELOOSHEID: d, uykusuzluk -SLAPEN: f, gs, (sliep, h, geslapen) uyumak, mijn hand slaapt elim uyuşuk, gaan - yatmaya gitmek, uyumaya gitmek, zit je weer te -? yine mi uyuyorsun? yine mi kestiriyorsun? - als een os kütük gibi uyumak, -SLAPER: d, (-s) 1 uyuyan, 2 (iemand die veel slaapt) uykucu, uyku küpü, uyku tulumu, 3 (logeergast) yatılı konuk, yatılı misafir -SLAPERIG: s, z, uykulu, uyku basmış, mahmur -SLAPERIGHEID: d, uykululuk, uyuşukluk -SLAPHEID: d, (...heden) gevşeklik, pörsüklük, hand/tic durgunluk -SLAPJANUS: d, (- sen) gevşek/uyuşuk kimse -SLAPJES: s, 1 oldukça gevşek, 2 hand/tic oldukça durgun -SLAPPELING: d, (- en) uyuşuk/gevşek kimse -SLAPTE: d, hand/tic durgunluk, gevşeklik -SLAVENARBEID: d, ağır iş, köle işi -SLAVENDRIJVER: d, (-s) acımasız patron, köle gibi insan çalıştıran -SLAVENHANDEL: d, köle ticareti, kölecilik -SLAVENMARKT: d, (- en) köle pazarı -SLAVENSCHIP: h, (...schepen) köle gemisi -SLAVERNIJ: d, kölelik, kulluk -SLAVIN: d, (- nen) kadın köle -SLAVISCH: I s, Islavlara ait, II h, Islav dili -SLAVIST: d, (- en) Islav dili uzmanı -SLECHT: s, z, 1 kötü, fena, berbat, 2 (verkeerd) yanlış, hatalı, een - e keuze doen kötü bir seçim yapmak, - weer kötü hava, 3 (minderwaardig) kötü, değersiz, kalitesiz, adi, bayağı, kıymetsiz, 4 (ziekelijk) kötü, hasta gibi, er - uitzien kötü görünmek, 5 (v, tijd) kötü, buhranlı, * - schrijven kötü yazmak, eciş bücüş yazmak, - e gewoonten kötü alışkanlıklar, - gehumeurd ters, aksi, huysuz, een - gedrag kötü bir davranış, çirkin bir davranış, - er worden kötüleşmek, kötüye gitmek -SLECHTEN: f, g, (slechtte, h, geslecht) düzlemek, tesfiye etmek, aynı seviyeye getirmek -SLECHTGEHUMEURD: s, ters, aksi -SLECHTGELUIMD: s, kötü huylu, huysuz -SLECHTHOREND: s, yarı sağır, ağır işiten, kulağı ağır duyan, sağır -SLECHTS: s, sadece, yalnız -SLECHTVALK: d, (- en) zo, alacadoğan -SLECHTZIEND: s, iyi göremeyen, görme özürlü -SLEE: d, (- en) 1 kızak, 2 (v, schrijfmachine) şaryo, kayarga, 3 (auto) büyük oto -SLEETOCHT: d, (- en) kızak gezisi -SLEEDOORN: d, (-s) bot, karadiken, karaçalı -SLEEEN: f, gs, (sleede, h/is gesleed) kızak kaymak -SLEEP: d, (slepen) 1 (schepen) çekilen gemi kafilesi, çekilen gemi konvoyu, 2 (v,jurk) kuyruk -SLEEPBOOT: d, (...boten) römorkör, yedekçi vapuru, yedekçi şilep -SLEEPDIENST: d, (- en) (onderneming) gemi çekme şirketi, römorkör şirketi -SLEEPHELLING: d, (- en) gemi tamir kızağı, tersane kızağı -SLEEPJAPON: d, (- nen) uzun elbise, kuyruklu elbise -SLEEPKABEL: d, (-s) çekme halatı -SLEEPLOON: h, (...lonen) çekme ücreti, yedeğe alma ücreti -SLEEPNET: h, (- ten) ırıp, ığrıp, gezdirme ağ, sürtme ağ -SLEEPTOUW: h, çekme halatı, iemand op - nemen birini çanta gibi yanında taşımak -SLEEPVAART: d, scheep/den römorkaj -SLEEPVOERTUIG: h, (- en) yedekçeker -SLEET: d, aşınam -SLEM: h, d, kaartspel/isk şilem -SLENK: d, (- en) ark, çukur -SLENTERAAR: d, (-s) aylak, kaldırım mühendisi -SLENTEREN: f, gs, (slenterde, h/is geslenterd) aylak aylak gezmek -SLEPEN: I f, g, (sleepte, h, gesleept) sürüklemek, sürükleyerek çekmek, scheep/den yedeğe almak, iemand erdoor - birine yardım etmek, II gs, sürüklenmek, sürünmek -SLEPEND: s, ağır, (v, ziekte) uzun süren, een zaak - e houden işi sürüncemede bırakmak -SLEPER: d, (-s) (sleepboot) römorkör -SLET: d, (- ten) sürtük, fahişe, kaltak -SLEUF: d, (sleuven) çukur, ark, oyuk -SLEUR: d, alışkı, usul, görenek, yapma alışkanlığı, de oude - volgen eski usulü takip etmek -SLEUREN: I f, g, (sleurde, h, gesleurd) sürüklemek, II gs, Sürüklenmek, blijven - sürüncemede olmak, ilerlememek -SLEURWERK: h, ağır giden iş -SLEUTEL: d, (-s) anahtar, Engelse- Ingiliz anahtarı -SLEUTELBEEN: h, (,,deren, ,,benen) anat, köprücük kemiği -SLEUTELBLOEM: d, (- en) bot, çuhaçiçeği -SLEUTELBOS: d, (- sen) anahtar destesi -SLEUTELEN: f, g, (sleutelde, h, gesleuteld) aan iets - bir şeyi tamire çalışmak -SLEUTELFIGUUR: d, (...figuren) kilit adam, kilit mevkideki adam, -SLEUTELGAT: h, (- en) anahtar deliği, door het - kijken anahtar deliğinden bakmak -SLEUTELGELD: h, anahtar teslim parası -SLEUTELHANGER: d, (-s) anahtarlık -SLEUTELPOSITIE: d, (-s) kilit mevki -SLEUTELRING: d, (- en) anahtarlık, anahtar halkası, halka anahtarlık -SLIB: h, çamur, balçık, mil -SLIBBERIG: s, kaygan -SLIDING: d, (-s) sp, kayma -SLIERT: d, (- en) 1 (lange rij) kuyruk, insan sırası, 2 (ris, sleep) dizi, een - kinderen bir dizi çocuk, 3 (persoon) sırık, fasulye sırığı, uzun kimse, 4 (v, haar) tutam, een - haar bir tutam saç -SLIJK: h, çamur, batak, iemand door het - sleuren birinin adını lekelemek, het - der aarde (iets waardeloos) beş para etmez şey, (geld) para, altın -SLIJM: h, d, (- en) 1 sümük, sümüksü, 2 salgı, maag- mide salgısı -SLIJMBAL: d, (- len) yaltakçı, dalkavuk -SLIJMEN: (slijmde, h, geslijmd) 1 (slijmerig doen) yaltaklanmak, 2 (slijm opgeven) balgam çıkarmak -SLIJMERD: d, (-s) 1 yaltakçı, dalkavuk, 2 (bangerd) ödlek, korkak -SLIJMERIG: s, sümük gibi, cıvık, fig/mec yaltakçı -SLIJMKLIER: d, (- en) salgı bezi -SLIJMVLIES: h, (...vliezen) sümükdoku, mükoza zarı, salgı zarı -SLIJPEN: f, g, (sleep, h, geslepen) (mes) sürterek bilemek, keskinleştirmek, (marmer) sürterek parlatmak, perdahlamak, süre süre düzlemek, (potlood) sivriltmek, açmak -SLIJPER: d, (-s) diamant- elmastraş, messen- çark, biley, -SLIPPERTJE: een - maken zina yapmak, eşini biriyle aldatmak -SLIJPERIJ: d, 1 bileyicilik, 2 (- en) (werkplaats) bileyici atölyesı -SLIJPMACHINE: d, (-s) bileyi makinesi -SLIJPSTEEN: d, (...stenen) bileyi taşı -SLIJTAGE: d, aşınma, eskime, yıpranma -SLIJTAGESLAG: d, (- en) yıpratıcı mücadele/savaş -SLIJTEN: I f, g, (sleet, h, gesleten) 1 aşındırmak, yıpratmak, eskitmek, 2 (verkopen) perakende satmak, 3 (doorbrengen) geçirmek, II gs, (-, is -) aşınmak, yıpranmak, eskimek, fig/mec (verminderen) azalmak, hafiflemek -SLIJTER: d, (-s) alkollü içkiler satıcısı -SLIJTERIJ: d, (- en) (winkel) alkollü içki dükkanı -SLIJTPLEK: d, (- ken) yıpranmış yer -SLIK: h, 1 çamur, batak, 2 (slikgrond) çamurlu toprak, batak -SLIKKEN: I f, g, (slikte, h, geslikt) 1 yutmak, mideye indirmek, 2 fig/mec yutmak, inanmak, 3 (aanvaarden) kabul etmek, hij slikt alles wat je hem zegt ne söylesen yutar, II gs, yutkunmak -SLIM: s, z, (- mer, - st) 1 kurnaz, açıkgöz, cingöz, 2 (listig) şeytana pabucunu ters giydiren, tilki gibi, şeytan, iemand te - af zijn birinden kurnaz davranmak -SLIMHEID: d, 1 kurnazlık, uyanıklık, 2 (...heden) kurnazlık, hile, hüner -SLIMMERD: d, (-s) kurnaz, şeytan, uyanık kimse -SLIMMERIK: d, (- en) kurnaz/şeytan kimse, uyanık, cingöz -SLIMMIGHEID: d, 1 kurnazlık, uyanıklık, 2 (...heden) kurnazlık, hile, hüner -SLINGER: d, (-s) 1 (v, klok) sarkaç, pandül, rakkas, 2 (werptuig) sapan, 3 (zwengel) sap, kol, manivela, 4 (guirlande) çiçek dizisi, çiçek kordon -SLINGEREN: I f, gs, (slingerde, h, geslingerd) 1 (v, slinger) sallanmak, 2 (v, voertuig) silkinmek, 3 (v, schip) yalpalamak, 4 (v, dronkaard) sendelemek, yalpalamak, 5 (v, weg) dolanmak, II g, (werpen) rast gele atmak, fırlatmak -SLINGERING: d, (- en) salınma, sallanma -SLINGERPLANT: d, (- en) sarıngan bitki, tırmanan bitki -SLINGERUURWERK: h, (- en) sarkaçlı saat -SLINKEN: f, gs, (slonk, is geslonken) (minder worden) azalmak, küçülmek, (voorraad) azalmak, (inkrimpen) büzülmek, çekilmek, kasılmak, çekmek -SLINKS: s, z, (- er, meest) ong/ols kurnaz, şeytan, uyanık, saman altından su yürüten -SLIP: I d, (- pen) 1 (v,jas) kuyruk, etek, 2 (onderbroek) şort, külot II d, (v, auto) kayma -SLIPGEVAAR: h, kayma tehlikesi -SLIPJE: h, (-s) (onderbroek) şort, külot -SLIP-OVER: d, (-s) kolsuz kazak -SLIPPEN: f, gs, (slipte, is geslipt) 1 (v, auto enz,) kaymak, 2 (ongemerkt) sızmak -SLIPPER: d, (-s) terlik, pantufla -SLIPPERTJE: h, (-s) een - maken gizli aşk yapmak, (fout maken) hata yapmak -SLIPSTREAM: d, araç/oto arkasındaki hava cereyanı -SLISSEN: f, gs, (sliste, h, geslist) sleri peltekleştirmek -SLOBBEREN: f, g, (slobberde, h, geslobberd) şapur şupur yemek, (drinken) şapur şupur içmek -SLOBBERIG: s, haral gibi, geniş ve sarkık -SLOBBERTRUI: d, (- en) geniş ve sarkık kazak -SLODDERVOS: d, (- sen) (insan) dağınık, pasaklı, pejmürde -SLOEP: d, (- en) scheep/den filika, büyük sandal -SLOERIE: d, (-s) pasaklı kadın, (slet) orospu, fahişe, kaltak -SLOF: d, (- fen) 1 terlik, pantufla, volkst/hd şıpıdık, 2 (v, sigaretten) kutu, 3 (briket) briket, 4 (mandje) sepetçik, voor iemand het vuur uit zijn - fen lopen biri için kendini ateşe atmak, biri için çırpınmak -SLOFFEN: f, gs, (slofte, h/is gesloft) ayağını sürterek yürümek, (nalatig zijn) savsaklık etmek, iets laten - bir şeyi savsaklamak -SLOGAN: d, (-s) slogan -SLOK: d, (- ken) yudum, in een - bir yudumda -SLOKDARM: d, (- en) anat, yemek borusu -SLOKJE: h, (-s) yudumcuk -SLOKKEN: f, gs, (slokte, h, geslokt) yutmak -SLOKOP: d, (- pen) obur, boğazdüşkünü -SLOME DUIKELAAR: d, wat een -! ne uyuşuk adam! süper uyuşuk herif be! -SLONS: d, (slonzen) (vrouw) pasaklı kadın -SLONZIG: s, şapşal, dağınık ve pasaklı -SLOOF: d, (sloven) (vrouw) çok çalışan kadın -SLOOM: s, uyuşuk -SLOOP: I d, h, (slopen) yastık yüzü II d, voor de - verkopen hurdaya satmak -SLOOPAUTO: d, (-s) hurdalık araba -SLOOT: d, (sloten) hendek -SLOOTKANT: d, (- en) hendek kıyısı -SLOOTWATER: h, fig/mec (çay/kahve/çorba) su gibi -SLOP: h, (- pen) çıkmaz sokak, in het - raken çıkmaza girmek/düşmek -SLOPEN: f, g, (sloopte, h, gesloopt) 1 (v, huis enz) yıkmak, yerle bir etmek, 2 (v, radio enz,) hurdaya çevirmek, tahrip etmek, 3 (uitputten) bitirmek, yıpratmak, çökertmek -SLOPER: d, (-s) yıkıcı, (auto-) araba hurdacısı -SLOPERIJ: d, (- en) (v, autos) araba çöplüğü, hurda araba çöplüğü -SLOPPENWIJK: d, (- en) gecekondu mahallesi, geri kalmış mahalle -SLORDIG: s, z, 1 dağınık, hırpani, düzensiz, şapşal, pejmürde, pasaklı, - gekleed hırpani giyinmiş, 2 (onachtzaam) itinasız, özensiz, düzensiz, üstünkörü -SLORDIGHEID: d, 1 dağınıklık, 2 (onnauwkeurigheid) dağınıklık, itinasızlık, özensizlik -SLOT: h, (- en) 1 (aan deur) kilit, de deur op - doen kapıyı kilitlemek, (v, boek) toka, kopça, 2 (kasteel) şato, saray, köşk, 3 (einde) sonuç, son, kapanış, * iemand een - op de mond doen birini susturmak, ağzına kilit vurmak, per - van rekening aslına bakılırsa, tenslotte sonunda, nihayet, tot - son olarak -SLOTAKKOORD: h, (- en) muz/müz son akort -SLOTARTIKEL: h, (- en) son mal -SLOTENMAKER: d, (-s) çilingir -SLOTGEBED: h, (- en) son dua -SLOTKOERS: d, (- en) kapanış kuru -SLOTOPMERKING: d, (- en) son yorum/görüş -SLOTSOM: d, sonuç, tot de - komen sonuca varmak, karara varmak -SLOTWOORD: h, (- en) son söz -SLOVEN: f, gs, (sloofde, h, gesloofd) çok çalışmak, didinmek -SLOVENIE: Slovenya, Yugoslavyada bir eyalet -SLOW MOTION: d, yavaş tempo/hareket -SLUIER: d, (-s) 1 peçe, tül, yaşmak, (v, bruiden) duvak, 2 foto, donukluk, pus, sis -SLUIK: s, z, 1 (v, haar) düz, dalgasız, kıvırcıksız, 2 (v, kleding) sarkık -SLUIKHANDEL: d, kaçakçılık -SLUIKHARIG: s, düz saçlı -SLUIKREKLAME: d, el altından reklam, çaktırmadan yapılan reklam -SLUIMEREN: f, gs, (sluimerde, h, gesluimerd) 1 uyuklamak, kestirmek, pineklemek, 2 (v, talent enz,) keşfedilmemiş (yeteneği) olmak, bulunmak -SLUIPEN: f, gs, (sloop, is geslopen) gizlice sokulmak, gizlice yaklaşmak, ergens binnen - gizlice içeri girmek -SLUIPMOORD: d, (- en) suikast, gizlice öldürme -SLUIPROUTE: d, (-s) kestirme yol -SLUIPSCHUTTER: d, (-s) pusuda yatan nişancı -SLUIPWEG: d, (- en) (heimelijke weg) gizli yol -SLUIPWESP: d, (- en) zo, tırtılsineği -SLUIS: d, (sluizen) savak, de - sluiten savağı kapatmak -SLUISDEUR: d, (- en) savak kapağı -SLUISWACHTER: d, (-s) savak bekçisi -SLUITEN: f, g, (sloot, h, gesloten) 1 (dicht doen) kapamak, kapatmak, örtmek, de ogen - gözleri kapatmak, 2 (op slot doen) kilitlemek, kitlemek, het huis - evi kapatmak, evi kilitlemek, iets met gesloten deuren behandelen bir şeyi kapalı kapılar ardında görüşmek, een vogel in de kooi - kuşu kafese kapatmak, kafese koymak, 3 een vergadering - toplantıyı kapatmak, 4 (tot stand brengen) yapmak, akdetmek, een huwelijk - evlilik yapmak, (beéindigen) kapatmak, bitirmek, son vermek, * de deur sluit niet kapı kapanmıyor, de jurk sluit goed elbise iyi oturuyor, zich - kapanmak, een contract - kontrat yapmak/imzalamak -SLUITEND: s, dengeli, een - e begroting açıksız bütçe, dengeli bütçe -SLUITING: d, (- en) 1 kapanış, de - van bedrijven işyerleri kapanışı, 2 (wat dient om te sluiten) kapak, tapa -SLUITINGSTIJD: d, (- en) kapanış saati -SLUITPOST: d, (- en) (bütçeyi, hesabı dengeleyen) son kalem, hesabın son bölümü, kapanış kaydı, als - dienen önemsiz bulunmak, pek gerekli görülmemek -SLUITREDE: d, (- s, - nen) log/man tasım, kıyas -SLUITSPIER: d, (- en) anat, büzgen kas -SLUITSTEEN: d, (...stenen) bouwk/mim kemer taşı, kilit taşı -SLUITSTUK: h, (- ken) son parça/bölüm -SLUIZEN: f, g, (sluisde, h, gesluisd) fig/mec sevketmek, kanalize etmek, geld naar onderwijs - parayı eğitime kanalize etmek -SLUNGEL: d, ince ve uzun boylu kimse -SLURF: d, (slurven) (v, olifant) hortum -SLURPEN: f, g, (slurpte, h, geslurpt) şapırdatarak içmek, höpür höpür içmek, şapır şupur içmek -SLUW: s, z, (- er, - st) kurnaz, şeytan, şeytani, uyanık, saman altından su yürüten -SLUWHEID: d, (...heden) kurnazlık, şeytanlık -SMAAD: d, iftira, ad lekeleme, çamur atma, karalama -SMAADSCHRIFT: h, (- en) yergi, hiciv -SMAAK: d, (smaken) 1 tat, lezzet, 2 (eetlust) zevk, iştah, 3 (kunstzin) zevk, met - eten zevkle yemek, over - valt niet te twisten zevkler tartışılmaz, een fijne - hebben fig/mec (persoon) ince zevkli olmak, ağzının tadını bilmek, dat is niet naar mijn - zevkime göre değil, zonder - tatsız tuzsuz, in de - vallen zevke uygun düşmek, -SMAAKLOOS: s, z, (...lozer, - t) 1 tatsız, 2 fig/mec zevksiz -SMAAKSTOF: d, tat maddesi -SMAAKVOL: s, zarif, ince -SMACHTEN: f, gs, (smachtte, h, gesmacht) erimek, eriyip gitmek, sararıp solmak, in de gevangenis - cezaevinde çürümek, - van dorst susuzluktan ölmek, - naar -(y)a/e erimek, yanıp tutuşmak, -(y)a/e susamak -SMADELIJK: s, z, hakaret dolu, hor, hakir, tahkir edici, - lachen aşağılayarak gülmek -SMAK: d, (- ken) (met lippen) şapırtı, şupurtu, (plof) gümbürtü, patırtı, pat sesi -SMAKELIJK: I s, lezzetli, tatlı, nefis, enfes, II z, zevkle, afiyetle, - eten! afiyet olsun! -SMAKELOOS: s, z, (...lozer, - t) 1 tatsız, 2 fig,/mec, zevksiz -SMAKELOOSHEID: d, (...heden) zevksizlik -SMAKEN: f, gs, (smaakte, h, gesmaakt) tadı olmak, tat vermek, lezzetli olmak, dat smaakt goed iyi tadı var, naar iets - bir şeyin lezzetini vermek, bir şeyin tadında olmak, dat smaakt lezzetli, tatlı, smaakt het u? beğendiniz mi? hoe smaakt het? tadı nasıl? tadını nasıl buldunuz? -SMAKKEN: I f, gs, (smakte, h, gesmakt) 1 (met lippen) şapırdatmak, höpürdetmek, 2 tegen de grond - pattadak düşmek, güm diye düşmek, II g, atmak, fırlatmak, atıvermek, çarpmak -SMAKKER: d, (-s) 1 şapır şupur yemek yiyen kimse, 2 (kusje) şapur şupur öpüş, -SMAKKERD: d, (-s) 1 şapır şupur yemek yiyen kimse, 2 (kusje) şapur şupur öpüş, -SMAL: s, z, (- ler, - st) 1 (niet breed) dar, ensiz, Holland op zijn - st a) Hollandalı pintiliği, b) (kleingeestigheid) Hollandalı dar kafalılığı, 2 (mager) zayıf, ince, er - uitzien zayıf görünmek, 3 (armoedig) fakir, parasız, yoksul -SMALDEEL: h, (...delen) scheep/den filo, küçük donanma -SMALEN: f, g, (smaalde, h, gesmaald) küçümseyerek söylemek, küçümseyerek konuşmak -SMALFILM: d, (-s) 8 veya 16 mmlik film -SMALSPOOR: h, (...sporen) dar hat, dar demiryolu -SMARAGD: d, (- en) zümrüt -SMARAGDEN: s, zümrütten, zümrütlü -SMARAGDGROEN: I s, zümrüt yeşili, II h, zümrüt yeşili -SMART: d, (- en) 1 (pijn) acı, ağrı, sancı, sızı, 2 (verdriet) üzüntü, keder, elem, acı, met - sabırsızlıkla, dört gözle, met - op iemand wachten birini sabırsızlıkla beklemek, gedeelde - is halve - acı paylaşılarak azalır (mutluluk paylaşılarak büyür) -SMARTENGELD: h, (- en) manevi tazminat, -SMARTELIJK: s, z, acı, dokunaklı, acıklı, üzüntülü, üzüntü veren, ağır, hazin, (pijnlijk) ağrılı, acı verici -SMARTLAP: d, (- pen) çok duygusal şarkı -SMASH: d, (- es) sp, smaş yapmak, yukarıdan topa şiddetle vurmak -SMEDEN: f, g, (smeedde, h, gesmeed) 1 (demiri ısıtıp) işlemek, çekiçle şekil vermek, het ijzer - als het heet is demir tavında dövülür, 2 fig/mec (verzinnen) uydurmak, 3 (plan, komplot) hazırlamak, kurmak -SMEDERIJ: d, (- en) demirhane, demir atölyesi -SMEEDBAAR: s, dövülür, işlenir, dövülebilen -SMEEDIJZER: h, dövme demir -SMEEKBEDE: d, (-n) yakarış, niyaz -SMEEKSCHRIFT: h, (- en) arzuhal, istida -SMEER: h, d, 1 yağlı ve yapışkan madde, 2 (v, dieren) yağ, gres -SMEERBOEL: d, yağlı ve dağınık şeyler, pislik yığını -SMEERGELD: h, rüşvet -SMEERKAAS: d, yumuşak peynir, sürme peynir -SMEERKEES: d, (...kezen) pasaklı kimse -SMEERLAP: d, (- pen) alçak, adi herif, dürzü, pasaklı, pisbıyık -SMEERLAPPERIJ: d, (- en) 1 (vuiligheid) pislik, pasak, 2 alçaklık, namussuzluk, üçkağıtçılık, adilik -SMEERMIDDEL: h, (- en) makine yağı, yağlayıcı madde -SMEEROLIE: d, (...olien) makine yağı, gres yağı -SMEERPOETS: d, (- en) pasaklı, pis kimse -SMEERSEL: h, (-s) yağ gibi sürülen şey, yağlama maddesi -SMEERWORST: d, (- en) sucuk ezmesi -SMEERWORTEL: d, (-s) bot, karakafes -SMEKEN: f, g, (smeekte, h, gesmeekt) yalvarmak, yakarmak, niyaz etmek, eline ayağına kapanmak -SMELTEN: I f, g, (smolt, h, gesmolten) eritmek, ergitmek, II gs, (-, is -) erimek, nat/fiz ergimek, het ijs smelt buz eriyor -SMELTERIJ: d, (- en) dökümhane -SMELTKROES: d, (...kroezen) döküm potası -SMELTMIDDEL: h, (- en) eritici madde, eritme maddesi -SMELTOVEN: d, (-s) eritme fırını -SMELTPUNT: h, (- en) erime/ergime noktası -SMELTWATER: h, erimiş kar veya buz suyu -SMEREN: I f, g, (smeerde, h, gesmeerd) (met boter, olie) sürmek, yağlamak, yağ sürmek, boter op het brood - ekmeğe yağ sürmek, de keel - boğazı ıslatmak, çok içmek, II (-, is v) spreekt/kd m - gitmek -SMERIG: s, z, 1 (vuil) pis, yağlı, pasaklı, kirli, 2 (vuil makend) pis, pasaklayıcı, 3 pis, iğrenç, kötü, adi, alçak, - e woorden pis sözler -SMERIS: d, (- sen) (plat/argo) aynasız, fruko, polis -SMET: d, (- ten) leke -SMETSTOF: d, (- fen) virüs, enfeksiyon mikrobu -SMETTELOOS: s, z, (...lozer, - t) lekesiz, fig/mec temiz -SMETTEN: f, g, (smette, h, gesmet) lekelemek, kirletmek, pisletmek -SMEUIG: s, 1 (zacht) cıvık, yumuşak ve kaygan, 2 (smakelijk) iştah açıcı -SMEULEN: f, gs, (smeulde, h, gesmeuld) 1 için için yanmak, korlanmak, 2 fig/mec (isyan vb,) için için kaynamak, kızışmak -SMID: d, (smeden) demirci, koper- bakırcı -SMIDSE: d, (-n) demirhane, nalbanthane -SMIECHT: d, (- en) adi herif, pis herif -SMIESPELEN: f g, (smiespelde, h, gesmiespeld) fısıldamak, fısıl fısıl konuşmak -SMIEZEN: iets in de - hebben bir şeyde gözü olmak, iemand in de - hebben birinin niyetini anlamak -SMIJTEN: f, g, (smeet, h, gesmeten) atmak, fırlatmak, savurmak, met de deuren - kapıları çarpmak -SMIKKELEN: f, gs, (smikkelde, h, gesmikkeld) zevkle yemek -SMOEL: d, (- en) (plat/argo) 1 (mond) ağız, houd je -! kapa çeneni! 2 (gelaat) surat -SMOES: d, (smoezen) (uitvlucht) bahane, sözde sebep, sözde neden -SMOESJE: h, (-s) (uitvlucht) bahane, sözde sebep, sözde neden -SMOEZELIG: s, z, kirli, lekeli -SMOEZEN: f, gs, (smoesde, h, gesmoesd) fısıldamak, fısıldaşmak -SMOG: d, dumanlı sis -SMOKING: d, (-s) smokin -SMOKKEL: d, kaçakçılık -SMOKKELAAR: d, (-s) kaçakçı -SMOKKELARIJ: d, (- en) kaçakçılık -SMOKKELEN: I f, g, (smokkelde, h, gesmokkeld) gümrükten kaçırmak, II gs, 1 kaçakçılık yapmak, 2 (bedriegen) hile/dalavere yapmak -SMOKKELHANDEL: d, kaçakçılık -SMOKKELWAAR: d, (...waren) kaçak mal -SMOOK: d, duman, sis, -SMOOR: d, de - in hebben over iets bir şeye somurtmak -SMOORHEET: s, bunaltıcı sıcak, boğucu sıcaklık -SMOORKLEP: d, (- pen) tech/tek gaz kelebeği, gaz kısma vanası, drosel kapağı, kelebek valf -SMOORVERLIEFD: s, karasevdalı, abayı yakmış, sevdalanmış -SMOREN: I f, g, (smoorde, h, gesmoord) 1 (iemand) boğmak, boğup öldürmek, 2 (vlees) hafif pişirmek, 3 tech/tek (benzine, gas) kısmak, ayar etmek, 4 (onderdrukken)fig/mec bastırmak, II gs, (-, is -) (stikken) boğulmak, het is hier om te - burası insanı boğacak kadar sıcak -SMOUS: d, (- en, smouzen) uzun kıllı bir tür köpek -SMOUT: h, eritme yağ -SMULLEN: f, gs, (smulde, h, gesmuld) 1 zevkle yemek, afiyetle yemek, 2 van iets - bir şeyden zevk almak, bir şeyin zevkine varmak -SMULPAAP: d, (...papen) ağzının tadını bilen kimse -SMULPARTIJ: d, (- en) ziyafet -SMURF: d, (- en) çizgi hikaye figürü, cüce -SMURRIE: d, pis ve yapışkan çamur -SMYRNA: Izmir -SMYRNATAPIJT: h, Izmir halısı -SNAAIEN: f, g, (snaaide, h, gesnaaid) spreekt/kd (başkasından önce) kapmak, almak -SNAAK: d, (snaken) şakacı, nükteci, güldürücü, komik -SNAAKS: s, z, komik, güldürücü, muzip, mizahi -SNAAR: d, (snaren) tel, een instrument met zes snaren altı telli bir çalgı, een gevoelige - raken bam teline dokunmak, birinin hassas damarına basmak, geen - van begrijpen/snappen hiç mi hiç anlamamak, çakmamak -SNAARINSTRUMENT: h, (- en) telli çalgı -SNACK: d, (-s) hafif yiyecek, bir iki lokmalık yemek, -SNACKBAR: d, (-s) hazır yiyeceklerin satıldığı lokanta, -SNAKKEN: f, gs, (snakte, h, gesnakt) (verlangen) - naar -(y)i özlemek, -(y)a/e can atmak, - naar een kopje thee bir bardak çaya can atmak -SNAPPEN: f, g, (snapte, h, gesnapt) (begrijpen) anlamak, kavramak, hij snapt er niets van ondan anlamaz, (plat/argo) ondan çakmaz, snapje het? anlıyor musun? anladın mı? tamam mı? -SNARS: geen - hiç, zerre kadar, hij weet er geen - van zerre kadar çakmaz, hiç anlamaz -SNATER: d, hou je -! kapat çeneni! çeneni tutsana! -SNATEREN: f, gs, (snaterde, h, gesnaterd) gevezelik etmek, çene çalmak, çene yarıştırmak, çan çan etmek -SNAUW: I d, (- en) ağır söz, ters laf, hırlama II d, (- en) scheep/den küçük ve uzun gemi -SNAUWEN: f, gs, (snauwde, h, gesnauwd) çıkışmak, azarlamak, - tegen karşı çıkışmak -SNAVEL: d, (-s) gaga, ağız, houje -! kapa çeneni! sus! -SNEDE: d, (-n) 1 kesme, kesiş, kesim, goud op - yaldızlı kesim, 2 (wond) kesik, kesik yarası, een - in de neus hebben çakırkeyf olmak, 3 (v, mes) ağız -SNEE: d, (- en) 1 kesme, kesiş, kesim, goud op - yaldızlı kesim, 2 (wond) kesik, kesik yarası, een - in de neus hebben çakırkeyf olmak, 3 (v, mes) ağız -SNEDIG: s, z, uyanık, een - antwoord hazır cevap, kestirme cevap -SNEE: d, (- en) 1 kesme, kesiş, kesim, goud op - yaldızlı kesim, 2 (wond) kesik, kesik yarası, een - in de neus hebben çakırkeyf olmak, 3 (v, mes) ağız -SNEDE: d, (-n) 1 kesme, kesiş, kesim, goud op - yaldızlı kesim, 2 (wond) kesik, kesik yarası, een - in de neus hebben çakırkeyf olmak, 3 (v, mes) ağız -SNEER: d, (sneren) alay, iğneli söz -SNEEUW: d, kar, zo wit als - kar gibi beyaz, bembeyaz, natte - sulu kar -SNEEUWBAL: d, (- len) kar topu, bot, kartopu -SNEEUWBALEFFECT: h, fig/mec çığ gibi büyüme -SNEEUWBLIND: s, kar körü, kardan gözleri kamaşan -SNEEUWBLINDHEID: d, kar körlüğü -SNEEUWBRIL: d, (- len) kar gözlüğü -SNEEUWBUI: d, (- en) tipi, kar tipisi -SNEEUWEN: f, gs, (het sneeuwde, h, gesneeuwd) kar yağmak, het sneeuwt kar yağıyor -SNEEUWGRENS: d, (...grenzen) kar hattı, karlı yer -SNEEUWJACHT: d, rüzgârlı tipi, kar fırtınası -SNEEUWKETTING: d, (- en) kar zinciri, araba zinciri -SNEEUWKLOKJE: h, (-s) bot, kardelen -SNEEUWLAWINE: d, (-s) çığ, kar kümesi -SNEEUWLUCHT: d, (- en) kar havası -SNEEUWMAN: d, (- nen) kardan adam -SNEEUWPLOEG: d, (- en) kar pulluğu -SNEEUWPOP: d, (- pen) kardan adam -SNEEUWRUIMER: d, (-s) kar temizleyici -SNEEUWSTORM: d, (- en) kar fırtınası -SNEEUWVAL: d, kar yağışı -SNEEUWWIT: s, kar beyazı, kar gibi beyaz -SNEEUWWITJE: h, Pamuk Prenses -SNEL: s, z, (- ler, - st) 1 hızlı, süratli, seri, (haastig) çabuk, tez, acele, pire gibi, - spreken hızlı konuşmak, acele konuşmak, al is de leugen nog zo -, de waarheid achterhaalt hem wel yalancının mumu yatsıya kadar yanar, arife günü yalan söyleyenin, bayram günü yüzü kara çıkar, iemand te - af zijn birinden elini çabuk tutmak, birinden erken davranmak, 2 (modern) modern, güne uygun -SPELBINDER: d, (-s) bagaj bağlama kayışı -SNELBUFFET: h, (- ten) büfe, snekbar -SNELDICHT: h, (- en) nükteli yergi, hiciv -SNELHEID: d, (...heden) hız, sürat, begin- başlangıç hızı, lees- okuma hızı -SNELHEIDSBEPERKING: d, (- en) hız sınırlaması, sürat tahdidi -SNELHEIDSCONTROLE: d, (-s) hız/sürat kontrolu -SNELHEIDSLIMIET: d, (- en) hız limiti -SNELHEIDSMANIAK: d, (- ken) hız manyağı -SNELHEIDSMETER: d, (-s) hızölçer, spidometre -SNELKOKER: d, (-s) hızlı pişirme kabı -SNELKOOKPAN: d, (- nen) düdüklü tencere -SNELLEN: f, gs, (snelde, is gesneld) ivmek, acele etmek, tezlenmek -SNELLOPEND: s, hızlı giden -SNELRECHT: h, seri mahkeme usülü -SNELTEKENAAR: d, (-s) sokak ressamı -SNELTREIN: d, (- en) hızlı tren, ekspres tren -SNELVERKEER: h, hızlı trafik, motorlu araçlar trafiği -SNELVOETIG: s, hızlı koşan, ayağına tez, çevik -SNELVUUR: h, mil/ask seri atış -SNELWANDELEN: h, sp, hızlı yürüme -SNELWEG: d, (- en) otoban, otoyolu -SNELWERKEND: s, çabuk etki gösteren -SNERPEN: f, gs, (snerpte, h, gesnerpt) een - de kou(de) yakıcı soğuk, kavurucu soğuk -SNERT: d, 1 bezelye çorbası, 2 (rotzooi) ıvırzıvır şey -SNERTEER: h, kötü hava -SNEU: s, z, (biri için) yazık, üzücü, dat was - voor hem ona yazık oldu -SNEUVELEN: f, gs, (sneuvelde, is gesneuveld) şehit olmak, savaşta kalmak, (plat/argo) (breken) kırmak -SNIBBIG: s, z, sert, ters, küstah -SNIJBLOEM: d, (- en) vazo çiçeği -SNIJBOON: d, (...bonen) 1 çalı fasulyesi, 2 (persoon) sırık gibi kimse -SNIJBRANDER: d, (-s) tech/tek kesme hamlacı, kesme ütleci -SNIJDEN: I f, g, (sneed, h, gesneden) kesmek, brood - ekmeği kesmek, vlees - eti kesmek, eti doğramak, zich - bir yerini kesmek, kendini yaralamak, zich in eigen vlees - fig /mec kendi etini kesmek, zararı kendine dokunmak, kendine zarar vermek, iets in stukken - bir şeyi kesip parçalara ayırmak, parça parça kesmek, dilimlemek, ik heb mij in mijn vingers gesneden parmağımı kestim, II gs, 1 (v, mes) kesmek, dat mes snijdt niet bıçak kesmiyor, 2 (v, lijnen) kesişmek -SNIJDEND: s, keskin, şiddetli, een - e wind kavurucu rüzgâr, içe işleyen rüzgâr, een - e pijn şiddetli acı -SNIJDER: d, (-s) terzi, -SNIJKAMER: d, (-s) anatomi laboratuvarı -SNIJLIJN: d, (- en) geom, kesişme hattı, ara kesit -SNIJMACHINE: d, (-s) kesme makinası -SNIJPLANK: d, (- en) (broodplank) ekmek kesme tahtası, (vleesplank) et kıyma tahtası, (v, groente) sebze doğrama tahtası -SNIJPUNT: h, (- en) geom, kesişme noktası -SNIJTAND: d, (- en) anat, kesici diş -SNIJWERK: h, oyma işi -SNIJWOND: d, (- en) kesik, kesik yarası -SNIK: I d, soluk, nefes, de laatste - geven son nefesini vermek, ölmek II s, niet goed - zijn üşütük olmak, bir tahtası eksik olmak, oynatık olmak -SNIKHEET: s, boğucu sıcak, bunaltıcı sıcak -SNIKKEN: f, gs, (snikte, h, gesnikt) hıçkırarak ağlamak, iç çekerek ağlamak, -SNIP: d, (- pen) zo, çulluk -SNIPPER: d, (-s) kırpıntı, kırıntı, papier- s kâğıt kırıntıları -SNIPPERDAG: d, (- en) idari izin günü -SNIPPEREN: f, g, (snipperde, h, gesnipperd) kıymak, kırpmak, ufak ufak kesmek, ufak doğramak -SNIPVERKOUDEN: s, iliklerine kadar üşütmüş, çok soğuk almış -SNIT: d, (- ten) (v, kleren) kesim,biçim, model -SNOB: d, (-s) züppe -SNOBISTISCH: s, züppe, züppece -SNOEIEN: f, g, (snoeide, h, gesnoeid) kesmek, budamak, kırpmak, een boom - ağacı budamak -SNOEIHARD: s, taş gibi sert, kaskastı -SNOEIMES: h, (- sen) bıçkı, budama bıçağı -SNOEISCHAAR: d, (...scharen) budama makası, bahçıvan makası -SNOEK: d, (- en) zo, turnabalığı -SNOEKBAARS: d, (- en) tatlı su levreği -SNOEKDUIK: d, (- en) süzülerek dalış -SNOEP: d, şeker, bonbon, şekerleme, tatlı şey -SNOEPACHTIG: s, tatlı seven -SNOEPEN: f, g, (snoepte, h, gesnoept) 1 şekerli şeyler yemek, tatlı yemek, 2 (heimelijk eten) gizlice yemek -SNOEPER: d, (-s) şeker/tatlı düşkünü kimse -SNOEPERIG: s, z, sevimli, hoş, şirin -SNOEPERIJ: d, (- en) şeker, bonbon, şekerleme, tatlı şey -SNOEPJE: h, (-s) şeker, bonbon -SNOEPGOED: h, (- eren) şeker, bonbon, şekerleme, tatlı şey -SNOEPREISJE: h, (-s) harcırahlı iş seyahati -SNOEPWINKEL: d, (-s) şekerci dükkânı -SNOER: h, (- en) (koord) ip, sicim -SNOEREN: f, g, (snoerde, h, gesnoerd) bağlamak, iemand de mond - birini susturmak -SNOES: d, (snoezen) tatlı çocuk, yumurcak -SNOESHAAN: rare - tuhaf kimse -SNOET: d, (- en) 1 (v, dier) burun ve ağız, 2 hou je -! kapa çeneni! 3 (gezicht) yüz, -SNOEVEN: f, gs, (snoefde, h, gesnoefd) övünmek, - over -(y)a/e övünmek, ile övünmek -SNOEVER: d, (-s) övüngen, palavracı -SNOEVERIG: s, övüngen -SNOEZIG: s, z, çok sevimli, şirin, hoş -SNOL: d, (- len) sokak kadını, orospu, fahişe -SNOOD: s, (snoder, - st) adi, kötü, alçak, hain -SNOODAARD: d, (- en) cani, şirret, bulaşkan -SNOOKER: h, sp, Ingiliz bilardosu -SNOR: I d, (- ren) (v, mensen, dieren) bıyık, een - laten staan bıyık bırakmak II s, dat zit wel - yolunda, halloldu, iyidir -SNORKEL: d, (-s) su altında soluma hortumu -SNORKEN: f, gs, (snorkte, h/is gesnorkt) fig/mec (opscheppen) övünmek, atmak, tıraş etmek, ağzıyla aslan tutmak -SNORREN: f, gs, (snorde, h, gesnord) vırıldamak, vınlamak, vızlamak -SNOT: h, d, sümük -SNOTAAP: d, (...apen) velet, toy, çaylak, ağzı süt kokan, sümüklü burun -SNOTJONGEN: d, (-s) velet, toy, çaylak, agzı süt kokan, sümüklü burun -SNOTLAP: d, (- pen) spreekt/kd mendil, burun bezi -SNOTNEUS: d, (...neuzen) 1 akan burun, sümüklü burun, 2 fig/mec (snotjongen) toy, çaylak, sümüklü burun -SNOTTEREN: f, gs, (snotterde, h, gesnotterd) burun çekmek, (huilen) burnunu çeke çeke ağlamak -SNUFFELAAR: d, (-s) fig/mec her şeyi merakla araştıran, meraklı araştırıcı -SNUFFELEN: f, gs, (snuffelde, h, gesnuffeld) 1 koklamak, kokusunu almak, 2 (zoeken) köşe bucak araştırmak, kurcalayıp aramak, arayıp taramak, (doorkijken) göz atmak -SNUFFELPAAL: d, (...palen) hava kirliliği dedektörü -SNUFFERD: d, (-s) volkst/hd 1 (neus) burun, 2 (gezicht) yüz, surat, op zijn - vallen yüz üstü düşmek -SNUFJE: h, (-s) de nieuwste - en son şey, en moda şey -SNUGGER: s, z, (- der, - st) (schrander) uyanık, açıkgöz -SNUIF: d, enfiye, burunotu -SNUIFDOOS: d, (...dozen) enfiye kutusu, burunotu kutusu -SNUIFTABAK: d, enfiye tütünü, burunotu -SNUISTERIJ: d, (- en) biblo, küçük ve değersiz şey, ıvır zıvır -SNUIT: d, (- en) (v, dieren) ağız ve burun, (neus) burun, (plat/argo) (mond) ağız -SNUITEN: f, g, (snoot, h, gesnoten) 1 ucunu kesmek, kırpmak, 2 zijn neus - sümkürmek, sümkürüp burnunu temizlemek -SNUITER: d, (-s) een rare - garip bir adam -SNUIVEN: I f, gs, (snoof, h, gesnoven) burnundan solumak, - van woede hıncından burnundan solumak II f, gs, (snoof, h, gesnofen) enfiye çekmek, burunotu kullanmak -SNUIVER: d, (-s) (v, snuiftabak) enfiyeci, enfiyekeş -SNURKEN: f, gs, (snurkte, h, gesnurkt) (uykuda) horlamak -SOBER: s, z, (- der, - st) 1 (eenvoudig) sade, basit, iets in - e woorden vertellen bir şeyi sade bir şekilde anlatmak, 2 (niet overvloedig) ölçülü, idareli, sade, lükssüz, (karig) az, kıt, dar, sınırlı, -SOCIAAL: s, z, (...cialer, - st) sosyal, toplumsal, içtimai, toplumla ilgili, sociale controle toplumsal denetim, sosyal kontrol, de sociale academie sosyal akademi, sociale politiek sosyal siyaset, sociale vernieuwing toplumsal/sosyal yenileşme, sociale voorzieningen sosyal yardımlar, sociale verzekering sosyal sigorta, sociale wetenschappen toplum bilimleri, sosyal bilimler, sociale wetgeving sosyal güvenlik yasası, Sociale Dienst Zaken Sosyal Hizmetler/Güvenlik Kurumu, - werk sosyal hizmet, sosyal görev -SOCIAAL-DEMOKRAAT: d, (...craten) sosyal demokrat -SOCIAAL-ECONOMISCH: s, sosyo- ekonomik, sosyal ve ekonomik -SOCIAAL-GEOGRAAF: d, (...grafen) sosyal coğrafyacı -SOCIALISATIE: d, (-s) kamulaştırma, toplumlaştırma -SOCIALISEREN: f, g, (socialiseerde, h, gesocialiseerd) sosyalleştirmek, kamulaştırmak -SOCIALISME: h, sosyalizm, toplumculuk -SOCIALIST: d, (- en) sosyalist -SOCIALISTISCH: s, z, sosyalizme ait, sosyalist -SOCIETEIT: d, (- en) kulüp, cemiyet -SOCIOLINGUISTIEK: d, sosyodilbilim -SOCIOLOGIE: d, sosyoloji, toplumbilim -SOCIOLOGISCH: s, z, sosyolojik, toplumbilimsel, toplumbilimle ilgili -SOCIOLOOG: d, (...logen) sosyolog, toplumbilimci -SOCIOTHERAPIE: d, sosyoterapi -SODA: d, scheik/kim soda -SODAWATER: h, sodalı su, soda -SODEMIETER: d, 1 (kerel) herif, adam, 2 (lichaam) vücut, als de - hemen, derhal, çabucak -SODOMIE: d, cinsel sapıklık -SOEBATTEN: f, gs, (soebatle, h, gesoebat) om iets - bir şeye yalvarıp yakarmak -SOEDAN: Sudan -SOEDANEES: I d, (...nezen) Sudanlı, II s, Sudana ait, -SOELAAS: - bieden teselli etmek, avuntu vermek, avutmak, dat biedt geen - teselli etmiyor, çözüm getirmiyor -SOENNA: d, sünnet -SOENNIET: d, (- en) Sünni -SOEP: d, (- en) çorba, groente- sebze çorbası, dat is niet veel - s pek önemi yok, in de - lopen suya düşmek, yatmak, başarısızlıkla sonuçlanmak, linke soep tehlikeli durum -SOEPBORD: h, (- en) çorba tabağı -SOEPEL: s, z, yumuşak ve esnek, (persoon) ılımlı, esnek -SOEPGROENTE: d, (- n, - s) çorbalık sebze -SOEPJURK: d, (- en) geniş ve modelsiz elbise -SOEPKETEL: d, (-s) çorba tenceresi -SOEPKOM: d, (- men) çorba tası, çorba kasesi -SOEPLEPEL: d, (-s) çorba kepçesi -SOEPPAN: d, (- nen) çorba tavası -SOEPVLEES: h, çorbalık et -SOEPZOOTJE: h, karmakarışıklık, dağınıklık -SOERA: d, (-s) sure -SOES: d, (soezen) puf böreği -SOESA: d, zahmet, külfet, sıkıntı, telaş -SOEVEREIN: I s, hükümran, egemen, bağımsız, müstakil, een - e staat bağımsız devlet, müstakil devlet, II d, (- en) hükümdar -SOEVEREINITEIT: d, egemenlik, hükümranlık, hakimiyet -SOEZEN: f, gs, (soesde, h, gesoesd) uyuklamak, pineklemek, dalmak -SOEZERIG: s, uykulu, mahmur, uyku sersemi -SOF: d, spreekt/kd fiyasko, başarısızlık -SOFA: d, (-s) sedir, kanepe,divan, sofa -SOFIA: Sofya -SOFISME: h, (-n) bilgicilik, sofizm -SOFIST: d (- en) bilgicilik taraftarı, sofist, safsatacı -SOFT: s, yumuşak -SOFTWARE: d, bilgisayar programı ve bilgisayara girilen veriler -SOIGNEREN: f, g, (soigneerde, h, gesoigneerd) 1 dış görünüşe önem vermek, 2 sp, bedensel kondisyona özen göstermek -SOIGNEUR: d, (-s) sporcu bakımcısı -SOIREE: d, (-s) akşam eğlencesi -SOJA: d, soya -SOJABOON: d, (...bonen) bot, soya fasulyesi -SOK: I d, (- ken) kısa çorap, wollen - ken yün çorap, held op - ken ödlek, korkak, laf yiğidi II d, (- ken) tech/tek boru bileziği, ek bileziği, manson -SOKKEL: d, (-s) (zuilvoet) sütun tabanı, ayaklık -SOKOPHOUDER: d, (-s) jastiyer çorap bağı -SOLARIUM: h, (-s) solaryom, bronzlaşma aygıtı, güneş banyosu aygıtı -SOLDAAT: d, (soldaten) asker, - worden asker olmak, iets - maken bir şeyi yiyip (içip) bitirmek, tepeye dikmek -SOLDATENLEVEN: h, asker hayatı, askerlik yaşamı -SOLDEER: h, d, lehim -SOLDEERBOUT: d, (- en) havya -SOLDEERIJZER: h, (-s) havya -SOLDEREN: f, g, (soldeerde, h, gesoldeerd) lehimlemek, kaynaklamak -SOLDIJ: d, (- en) asker ödeneği, asker maaşı -SOLEREN: f, gs, (soleerde, h, gesoleerd) solistlik yapmak -SOLIDAIR: s, z, dayanışık, zich - verklaren met ile dayanışma içinde olduğunu açıklamak -SOLIDARITEIT: d, dayanışma, birlik -SOLIDARITEITSGEVOEL: h, dayanışma duygusu -SOLIDARITEITSSTAKING: d, (- en) dayanışma grevi -SOLIDE: s, z, (solider, meest -) (vast) sağlam, dayanıklı, berk, (betrouwbaar) itibarlı, güvenilir, muteber, hatırı sayılır, hand/tic itibarlı, kredili -SOLIST: d, (- en) (erkek) solist -SOLISTE: d, (-n) (bayan) solist -SOLISTISCH: s, solist gibi, soliste özgü -SOLITAIR: s, z, yalnız, tek, tek başına -SOLLEN: f, g, (solde, h, gesold) met iemand - birini rahat bırakmamak, oradan oraya sürüklemek, niet met zich laten - oyuna gelmemek -SOLLICITANT: d, (- en) (erkek) başvuran, müracaatçı, talip, aday, namzet -SOLLICITANTE: d, (- n, - s) (bayan) başvuran, müracaatçı, talip, aday, namzet -SOLLICITATIE: d, (-s) iş başvurusu, başvuru -SOLLICITATIEBRIEF: d, (...brieven) iş başvurusu mektubu -SOLLICITATIEGESPREK: h, (- ken) iş başvurusu görüşmesi -SOLLICITATIEPLICHT: d, (- en) iş arama/başvurusu zorunlulugu, işe müracaat mecburiyeti -SOLLICITATIEPROCEDURE: d, (-s) işe başvurma işlemleri -SOLLICITEREN: f, gs, (solliciteerde, h, gesolliciteerd) - naar (bir işe) başvurmak, müracaat etmek -SOLO: I d, h, (-s) solo parça, II z, solo olarak -SOLOZANGER: d, (-s) solist, solo şarkıcı -SOLSLEUTEL: d, (-s) muz/müz sol anahtar -SOLUTIE: d, (-s) sulüsyon, yapıştırıcı -SOLVABILITEIT: d, borçları ödeyebilirlik -SOM: d, (- men) 1 toplam, yekfin, de - van 2 en 5 is 7 iki ile beşin toplamı yedidir, 2 (bedrag) miktar, tutar, wisk/mat problem -SOMALIE: Somali -SOMALIER: d, (-s) Somalili -SOMATISCH: s, vücutsal, bedensel, fiziki -SOMBER: s, z, (- der, - st) 1 (duister) karanlık, loş, koyu, kasavetli, iç sıkıcı, 2 (v, gezicht) çatık, asık -SOMMA: d, (para) tutar, meblag -SOMMEREN: f, g, (sommeerde, h, gesommeerd) 1 yapmaya zorlamak/çagırmak, talep etmek, iemand - te betalen birinden ödemenin yapılmasını talep etmek, 2 (v, rechtbank) celp etmek -SOMMIGE: I bls, za, Bazı, II - n bazıları -SOMS: z, 1 bazen, ara sıra, arada bir, kimi zaman, 2 (misschien) belki, her halde, weet u dat -? herhalde biliyorsunuzdur? -SONANT: d, (- en) taalk/dilb selenli -SONATE: d, (- s, - n) muz/müz sonat -SONDEREN: f, g, (sondeerde, h, gesondeerd) med/tıb, sonda ile yoklamak -SONGFESTIVAL: h, (-s) şarkı festivali -SONNET: h, (- ten) lit/edeb sone -SONOOR: s, z, tınılı, tınlayan -SOORT: d, h, (- en) 1 çeşit, nevi, tür, 2 biol/biyo tür, zon - ding bu tür şey, van dezelfde - aynı türden, - zoekt derviş dervişi tekkede, hacı hacıyı Mekkede bulur, herkes kendi özelliğinde birini arar, nerde Ese (Ísa) orada köse -SOORTELIJK: s, z, özgül, - gewicht özgül ağırlık -SOORTGELIJK: s, benzer, bu gibi, böyle, bu türden, bu kabilden -SOORTGENOOT: d, (...noten) aynı türden/cinsten -SOORTNAAM: d, (...namen) tür adı -SOOS: d, (sozen) kulüp, gazino -SOP: h, (- pen) (zeepwater) sabunlu su, köpüklü su, ze zijn met een - overgoten al birini vur ötekine -SOPPEN: f, g, (sopte, h, gesopt) ıslatmak, suya batırmak, bandırmak -SOPRAAN: d, (sopranen) muz/müz soprano -SOPRAANPARTIJ: d, (- en) soprano faslı -SOPRAANSTEM: d, (- men) soprano ses -SORBET: h, d, (-s) şerbet -SORES: d, mv/çoğ sorun, problem, endişe, - hebben sorunu olmak -SORRY: ünl, özür dilerim! pardon! kusura bakmayın! -SORTEREN: f, g, (sorteerde, h, gesorteerd) ayırmak, tasnif etmek, tanzim etmek -SORTERING: d, (- en) (verscheidenheid) çeşit -S.O.S afk/kıs imdat, S.O.S -SOUFFLE: d, (-s) (yemek) sufle -SOUFFLEREN: f, gs, (souffleerde, h, gesouffleerd) sufle etmek, kulağına fısıldamak, -SOUFFLEUR: d, (-s) suflör -SOUPER: h, (-s) akşam ziyafeti, akşam yemeği -SOUPLESSE: d, esneklik -SOUTANE: d, (-s) papaz cüppesi -SOUTENEUR: d, (-s) pezevenk, kadın simsarı, muhabbet tellalı -SOUTERRAIN: h, (-s) bodrum kat -SOUVENIR: h, (-s) armağan, yadigâr -SOUVENIRWINKEL: d, (-s) hediyelik eşya dükkanı -SOVJET: d, (-s) sovyet, meclis -SOVJETUNIE: d, Sovyetler Birligi -SOWIESO: z, ne olursa olsun, mutlaka -SPA: d, (-s) zielbkz, spade -SPAAK: I d, (spaken) tekerlek parmağı, een - in het wiel steken birinin işine çomak sokmak II z, - lopen yatmak, suya düşmek, ters gitmek, çıkmaza girmek, ilerleyememek, başarısız olmak -SPAAKBEEN: h, (...deren...,benen) anat, önkol kemiği -SPAAN: d, (spanen) 1 yonga, talaş, (v, ijzer) demir kırpıntısı, 2 (roeispaan) kürek, geen - heel laten paramparça etmek, (kritiek) yerden yere vurmak, çok kötü eleştirmek -SPAANDER: d, (-s) yonga, waar gehakt wordt, vallen - s yumurta kırılmadan omlet olmaz, hata yapmamanın ölçüsü hiçbir şey yapmamaktır -SPAANPLAAT: d, (...platen) talaş tahta -SPAANS: I s, Íspanyaya ait, Ispanyol, - e griep Íspanyol nezlesi, - e vlieg kuduzböceği, het - benauwd hebben korkudan altına etmek, ödü patlamak, II h, Íspanyolca -SPAANSE: d, (-n) (bayan) Ispanyol -SPAARBANK: d, (- en) tasarruf bankası -SPAARBANKBOEKJE: h, (-s) tasarruf hesabı cüzdanı -SPAARDEPOSITO: h, (-s) tasarruf mevduatı -SPAARDER: d, (-s) tasarruf sahibi, para biriktiren -SPAARGELD: h, (- en) birikmiş para -SPAARPOT: d, (- ten) kumbara -SPAARTEGOED: h, tasarruf hesabı kredisi -SPAARZAAM: s, z, (...zamer, - st) tasarruflu, idareli, iktisadi, ekonomik, tutumlu, - zijn met - de tutumlu olmak -SPAARZEGEL: d, (-s) ikramiye kuponu -SPADE: d, (-n) bel, bahçıvan beli -SPAGAAT: d, (spagaten) bir bacagı öne diğerini arkaya açarak yapılan jimnastik figürü -SPAGHETTI: d, spageti, ince makarna -SPALK: d, (- en) med/tıb, kırık tahtası, cebire -SPALKEN: f, g, (spalkte, h, gespalkt) kırık tahtasına sarmak, cebireye almak, -SPAN: I d, (- nen) 1 (v, hand) karış, 2 (tijdruimte) müddet, süre, een korte - ne tijds kısa bir süre/müddet II h, (- nen) 1 (trekdieren) iki veya üç koşum hayvanı, 2 (paar) çift, -SPANDOEK: d, (- en) pankart -SPANJAARD: d, (- en, - s) Íspanyol -SPANJE: Íspanya -SPANJOOL: d, (Spanjolen) hist/ar Íspanyol -SPANKRACHT: d, gerilme gücü, elastiklik -SPANNE: I d, (-n) 1 (v, hand) karış, 2 (tijdruimte) müddet, süre, een korte - ne tijds kısa bir süre/müddet II h, (- nen) 1 (trekdieren) iki veya üç koşum hayvanı, 2 (paar) çift, -SPANNEN: I f, g, (spande, h, gespannen) 1 germek, gerginleştirmek, een touw - ipi germek, 2 de haan (van een geweer) - horozu kaldırmak, tetiği kaldırmak, kurmak, 3 (v, trekdieren) koşmak, II gs,1 de paarden achter de wagen - işe tersinden başlamak, 2 met iemand op gespannen voet staan biriyle anlaşamamak, ihtilâfa düşmek -SPANNEND: s, sürükleyici, heyecanlı, enteresan, gerilimli, een - e roman sürükleyici bir roman -SPANNING: d, (- en) 1 (v, touw) gerginlik, 2 (v, zenuwtoestand) gerilim, gerginlik, tansiyon, 3 elek, gerilim, voltaj, hoog- yüksek gerilim, 4 (v, gas) basınç -SPANNINGSVELD: h, (- en) gerilim sahası/alanı -SPANRAAM: h, (...ramen) gergef, gergi -SPANT: h, (- en) 1 scheep/den gemi kaburgası, 2 (dakbint) çatı bağlantısı -SPANWIJDTE: d, (- n, - s) kemer açıklığı, (v, vleugel) kanat genişligi/eni, -SPAR: I d, (- ren) bot, köknar, witte - beyaz çamsakızı ağacı, gewone - ladin ağacı II d, (- ren) (v, dak) çatı kirişi -SPARAPPEL: d, (- s, - en) kozalak, -SPAREN: f, g, (spaarde, h, gespaard) 1 biriktirmek, tasarruf etmek, artırmak, bir kenara koymak, geld - para biriktirmek, 2 (spaarzaam gebruiken) idareli kullanmak, 3 (ontzien) esirgemek, korumak, bağışlamak, de dood spaart niemand ölüm kimseyi bağışlamaz, 4 (uitsparen) kurtarmak, kazandırmak, dat spaart tijd zaman kazandırır, zich - kendini esirgemek -SPARRENBOOM: d, (...bomen) bot, köknar, witte - beyaz çamsakızı ağacı -SPARREN: f, g, (sparde, h, gespard) (boks, judo vb,) antreman yapmak -SPARRENBOS: h, (- sen) çam ormanlığı -SPARTAANS: s, katı, disiplinli, een - e opvoeding katı bir eğitim -SPARTELEN: f, gs, (spartelde, h, gesparteld) tepinmek, yerinde duramamak, deprenmek, (v, vis) çırpınmak -SPASTISCH: s, z, spazmla ilgili, kasılmalı, spazmodik, -SPAT: d, (- ten) leke, benek, çamur izi -SPATADER: d, (- s, - en) şişmiş damar, varisli damar -SPATBORD: h, (- en) çamurluk -SPATEL: d, (-s) spatul, mablak, kazıma veya karıştırma bıçağı -SPATIE: d, (-s) aralık, ara, tuş arası, harf arası -SPATIEREN: f, g, (spatieerde, h, gespatieerd) açmak, ayırmak, woorden - sözcüklerin arasını açmak -SPATJES: spreekt/kd - hebben kendini bir bok sanmak -SPATLAP: d, (- pen) (v,fiets) çamurluk, çamurluk lastiği, -SPATTEN: I f, gs, (spatte, is gespat) sıçramak, II g, (-, h, -) vonken kıvılcım saçmak -SPAWATER: h, maden suyu -SPECERIJ: d, (- en) baharat -SPECHT: d, (- en) zo, ağaçkakan, -SPECIAAL: s, z, özel, hususi, has, - tarief özel tarife, een speciale vriend has arkadaş, een speciale zaak özel iş -SPECIAALZAAK: d, (...zaken) (belli bir dalda) uzman mağaza -SPECIAL: d, (-s) (radyoda, televizyonda) özel program -SPECIALISATIE: d, (-s) uzmanlık, uzmanlık dalı -SPECIALISEREN: f, g, (specialiseerde, h, gespecialiseerd) ayrı ayrı göstermek, bölümlemek, zich - in iets bir şeyde uzmanlaşmak, ihtisas yapmak -SPECIALISME: h, (-n) uzmanlık -SPECIALIST: d, (- en) uzman, mütehassıs, een oog - göz mütehassısı -SPECIALITEIT: d, (- en) 1 (v, wetenschap) uzmanlık, uzmanlık dalı, 2 (produkt) spesiyalite, bir yere özgü şey, een beurs - borsa uzmanı -SPECIALISTISCH: s, uzmanca, uzmana özgü -SPECIE: d, (- s, ...cien) 1 (metsel-) harç, yapı harcı, 2 (gemunt geld) bozuk para, demir para -SPECIFICATIE: d, (- s, ...tien) 1 (opgave) tayin, ayrıntılı tanım, döküm, 2 jur/huk şartname -SPECIFICEREN: f, g, (specificeerde, h, gespecificeerd) dökümünü yapmak, ayrı ayrı göstermek -SPECIFIEK: s, z, 1 özgü, has, muayyen, mahsus, 2 (soortelijk) özgül, - gewicht özgül ağırlık -SPECIMEN: h, (- s, ...cimina) (voorbeeld) örnek, numune, model, -SPECTACULAIR: s, sansasyonel, hayret verici -SPECTRUM: h, (- s, ...tra) tayf, izge, spektrum -SPECULAAS: d, h, kuru pasta -SPECULANT: d, (- en) vurguncu, spekülatör, madrabaz -SPECULATIE: d, (-s) 1 hand/tic vurgun, vurgunculuk, spekülasyon, 2 fil/fel kurgu -SPECULATIEF: s, z, (...tiever, - st) 1 fil/fel kurgusal, nazari, 2 hand/tic spekülatif, vurgunla ilgili, -SPECULEREN: f, gs, (speculeerde, h, gespeculeerd) 1 hand/tic spekülasyon yapmak, 2 (overdenken) zihinde tartmak, düşünmek, ergens op - bir şeye umut bağlamak -SPEECH: d, (- es, - en) konuşma, nutuk, söylev -SPEECHEN: f, gs, (speechte, h, gespeecht) nutuk çekmek, söylev yapmak -SPEEDBOOT: d, (...boten) sürat teknesi, hız botu -SPEEKSEL: h, tükürük, salya -SPEEKSELKLIER: d, (- en) salgı bezi, tükürük bezi -SPEELBAL: d, (- len) 1 beyaz top, 2 fig/mec (slachtoffer) oyuncak, kurban -SPEELDOOS: d, (...dozen) oyuncak kutusu, muz/müz çalgı kutusu, laterna -SPEELFILM: d, (-s) sinema filmi -SPEELGOED: h, (- eren) oyuncak -SPEELGOEDWINKEL: d, (-s) oyuncakçı dükkanı -SPEELHOL: h, (- en) kumarhane -SPEELHUIS: h, (...huizen) kumarhane -SPEELKAART: d, (- en) iskambil kağıdı -SPEELKAMER: d, (-s) oyun odası -SPEELKAMERAAD: d, (...raden) oyun arkadaşı -SPEELKWARTIER: h, (- en) teneffüs, ders arası -SPEEL-O-THEEK: d, (...theken) oyuncak kütüphanesi -SPEELPLAATS: d, (- en) oyun sahası, oyun alanı -SPEELRUIMTE: d, (- n, - s) 1 oyun yeri, 2 tech/tek oynama payı -SPEELS: s, z, (- er, meest -) oyun seven -SPEELSCHULD: d, (- en) oyun borcu, -SPEELTAFEL: d, (-s) kumar masası, oyun masası -SPEELTERREIN: h, (- en) oyun meydanı, oyun sahası -SPEELTIJD: d, (- en) oyun zamanı -SPEELTUIG: h, (- en) oyuncak -SPEELTUIN: d, (- en) oyun bahçesi, oyun parkı, -SPEELUUR: h, (...uren) oyun saati, -SPEELVELD: h, (- en) oyun sahası, spor sahası -SPEELZAAL: d, (...zalen) oyun salonu -SPEEN: d, (spenen) 1 meme ucu, 2 (v, zuigflessen) emzik, biberon lastiği -SPEENKRUID: h, bot, basurotu -SPEENVARKEN: h, (-s) domuz yavrusu -SPEER: d, (speren) kargı, harbe, mızrak, cirit, als een - hızlıca, yıldırım gibi -SPEERPUNT: d, (- en) 1 mızrak ucu, 2 fig/mec, öncelikli nokta/konu -SPEERWERPEN: h, sp, cirit atma, mızrak atma, kargı atma -SPEK: h, içyağ, voor - een bonen meedoen/erbij zitten iş olsun diye katılmak/bulunmak, gerçek anlamda katılmamak -SPEKGLAD: s, kaygan -SPEKKEN: f, g, (spekte, h, gespekt) fig/mec paraya boğmak -SPEKNEK: d, (- ken) yağlı boyun, fig/mec kalın boyun, boynu kalın kimse -SPEKSLAGER: d, (-s) domuz kasabı -SPEKSTEEN: h, d, (...stenen) sabuntaşı -SPEKTAKEL: h, gürültü, patırtı, şamata, yaygara, velvele -SPEL: h, (- en) 1 oyun, 2 kaartspel/isk (- len) oyun, parti, de Olympische - en Olimpiyat oyunları, buiten - ofsayt, alles op het - zetten her şeyi tehlikeye atmak, varını yoğunu ortaya koymak, de handen in het - hebben büyük etkisi olmak, kaderini belirlemek, zijn leven op het - zetten hayatını tehlikeye atmak, hayatıyla oynamak, biljart- bilardo oyunu, schaak- satranç oyunu, gelijk- berabere oyun -SPELBEDERF: h, oyun bozma -SPELBEDERVER: d, (-s) oyunbozan -SPELBREKER: d, (-s) oyunbozan -SPELD: d, (- en) topluiğne, geen - tussen te krijgen turşu diyememek, arada bir laf edememek, er was geen - tussen te krijgen turşu dedirtmedi, alsof je een - kunt horen vallen çıt yok, een - in een hooiberg zoeken samanda iğne aramak -SPELDENKNOP: d, (- pen) topluiğne başı, -SPELDEN: f, g, (speldde, h, gespeld) topluiğneyle tutturmak, iemand iets op de mouw - birine bir şeyi yutturmak -SPELDENGELD: h, (kadına verilen) cep harçlığı -SPELDENKOKER: d, (-s) iğnelik, topluiğne kutusu -SPELDENKUSSEN: h, (-s) iğnelik, tuplu iğne yastığı -SPELDENPRIK: d, (- ken) iğne batması, - ken uitdelen/geven iğnelemek, iğneleyici söz söylemek, kızdırmak -SPELEN: I f, gs, (speelde, h, gespeeld) 1 oynamak, met vuur - ateşle oynamak, het stuk speelt in Amsterdam oyun Amsterdamda oynanıyor, om geld - parasına oynamak, met zijn gezondheid - sağlığıyla oynamak, - tegen -(y)a/e karşı oynamak, 2 uit het hoofd - ezbere çalmak, II g, 1 oynamak, thea/tiy temsil etmek, canlandırmak, hij speelt Hamlet Hamleti oynuyor, Hamleti temsil ediyor, biljart - bilordo oynamak, open kaart - açık kart oynamak, açıkyürekli davranmak, piano - piyano çalmak, 2 (zich voordoen als) rolünü yapmak, gibi davranmak, süsü vermek, de baas - patronluk taslamak, directeurtje - kendine müdürlük süsü vermek, 3 - op kötüye kullanmak, suistimal etmek, -SPELENDERWIJS: z, oyun yollu, oynar gibi, oynayarak, iets - leren bir şeyi oynayarak öğrenmek -SPELER: d, (-s) 1 film/sin thea/tiy oyuncu, aktör, 2 muz/müz çalgıcı, 3 kaartspel/isk kumarbaz, kumarcı -SPELEOLOGIE: d, mağaralar bilimi -SPELFOUT: d, (- en) imla hatası, yazım hatası, hece hatası -SPELING: d, (- en) 1 tech/tek oynama payı, 2 een - van de natuur doğanın cilvesi, -SPELLEIDER: d, (-s) oyun yöneticisi -SPELLEN: f, g, (spelde, h, gespeld) hecelemek, (lezen) özenle okumak, -SPELLETJE: h, (-s) oyun -SPELLING: d, (- en) yazım, imla -SPELONK: d, (- en) mağara -SPELREGEL: d, (-s) 1 (spellingregel) yazım kuralı, heceleme kuralı, 2 oyun kuralı -SPELT: d, bot, kaplıca buğdayı, kılçıksız buğday -SPENDEREN: f, g, (spendeerde, h, gespendeerd) geld/tijd aan iets - bir şeye para/zaman harcamak -SPENEN: f, g, (speende, h, gespeend) memeden kesmek, sütten kesmek, een kind - çocuğu memeden kesmek -SPERMA: h, sperma, meni, belsuyu -SPERMABANK: d, (- en) sperma bankası -SPERTIJD: d, (- en) (op straat) sokağa çıkma yasağı, (v, elektriciteit) kullanma yasağı -SPERVUUR: h, sürekli ateş, bombardıman, - van vragen soru bombardımanı, soru yağmuru -SPERWER: d, (-s) zo, atmaca -SPERZIEBOON: d, (...bonen) bir tür yeşil fasulye -SPETTEN: f, g, (spette, h, gespet) parçalanıp dağılmak, (water) sıçramak -SPETTER: d, (-s) spreekt/kd 1 (spat) sıçrayan su, 2 (meisje) fıstık, (jongen) yakışıklı -SPEURDER: d, (-s) dedektif, polis hafiyesi -SPEUREN: f, g, (speurde, h, gespeurd) izini araştırmak, iz aramak, (merken) kokusunu almak, sezmek -SPEURHOND: d, (- en) iz sürme köpeği -SPEURNEUS: d, (...neuzen) hafiye -SPEURTOCHT: d, (- en) iz sürme, arama gezisi -SPEURZIN: d, iz sürme kabiliyeti -SPICHTIG: s, z, (mager) zayıf ve uzun, ince uzun -SPIE: d, (- en) pim, saplama, kıskı -SPIEGEL: d, (-s) 1 ayna, achteruitkijk- dikiz aynası, binnen- iç ayna, 2 (water-) su seviyesi, 3 scheep/den gemi kıçı, pupa -SPIEGELBEELD: h, (- en) akseden görüntü, yansıma görüntü -SPIEGELEI: h, (- eren) bir tür omlet -SPIEGELEN: f, gs, (spiegelde, h, gespiegeld) zich - in (içinde) yansımak, zich - (aynada) görünmek, zich - aan iemand birini örnek almak, die zich aan een ander spiegelt, spiegelt zich zacht başkasının hatası diğerine derstir -SPIEGELGLAD: s, ayna gibi, dümdüz, pürüzsüz -SPIEGELGLAS: h, (...glazen) ayna camı -SPIEGELING: d, (- en) yansıma, ışık aksi -SPIEGELKAST: d, (- en) aynalı dolap -SPIEGELREFLEXCAMERA: d, (-s) refleksli kamera -SPIEKEN: I f, gs, (spiekte, h, gespiekt) (okulda) kopya çekmek, II g, kopya etmek, III h, kopyacılık -SPIER: d, (- en) anat, kas, adale, hij vertrok geen - kılını kıpırdatmadı -SPIERBAL: d, (- len) kas yumağı, toplanmış kas -SPIERBUNDEL: d, (-s) kas demeti -SPIERING: d, (- en) zo, eperlan balığı, een - uitwerpen om een kabeljauw te vangen kaz gelen yerden tavuk esirgememek -SPIERKRACHT: d, adale gücü, kas kuvveti -SPIERKRAMP: d, (- en) adale kasılması, kramp -SPIERNAAKT: s, anadan doğma, çırılçıplak, üryan -SPIERPIJN: d, (- en) kas ağrısı -SPIERSTELSEL: h, (-s) kas sistemi -SPIERVERREKKING: d, (- en) kas burkulması -SPIERWIT: s, bembeyaz, tebeşir gibi -SPIES: d, (- en) kargı, mızrak, zıpkın, harbe -SPIETS: d, (- en) kargı, mızrak, zıpkın, harbe -SPIETSEN: f, g, (spietste, h, gespietst) zıpkınla vurmak -SPIJBELAAR: d, (-s) (erkek) okul kaçağı -SPIJBELEN: f, gs, (spijbelde, h, gespijbeld) okulu asmak -SPIJKER: d, (-s) çivi, mıh, de - op de kop slaan üstüne basmak, - s met koppen slaan kararlı davranmak, - s op laag water zoeken her şeye kusur bulmak, öküz altında buzağı aramak, armudun sapı var üzümün çöpü var demek, -SPIJKERBAK: d, (- ken) çivi kutusu -SPIJKERBROEK: d, (- en) blucin, kot -SPIJKEREN: f, g, (spijkerde, h, gespijkerd) çivilemek, mıhlamak -SPIJKERSCHRIFT: h, çivi yazısı -SPIJKERTJE: h, (-s) küçük çivi -SPIJL: d, (- en) çit parmaklığı, parmaklık -SPIJS: d, (spijzen) yiyecek, yemek -SPIJSKAART: d, (- en) yemek listesi, menü -SPIJSVERTERING: d, sindirim, hazım -SPIJT: d, üzüntü, esef, (berouw) pişmanlık, - van iets hebben bir şeyden pişmanlık duymak, bir şeye pişman olmak, - hebben als haren op zijn hoofd (bir şansı kaçırdığına) saçını başını yolmak, başını taşlara vurmak, dizini dövmek, kafasını taştan taşa çarpmak/vurmak, çok pişman olmak -SPIJTEN: f, g, (speet, h, gespeten) het spijt me çok üzgünüm, özür dilerim, het spijt me dat... üzgünüm ki... het zal hem - pişman olacak -SPIJTIG: s, z, (onaangenaam) sevimsiz, iğneleyici, batıcı, een - antwoord sevimsiz bir cevap -SPIJTOPTANT: d, (- en) önceki kararından pişmanlık duyan kimse, tercihinden dolayı üzülen kimse -SPIJZIGEN: f, g, (spijzigde, h, gespijzigd) yiyecek vermek, beslemek -SPIKES: d, mv/çoğ ince demir topuklu ayakkabı -SPIKKEL: d, (-s) benek, nokta -SPIKSPLINTERNIEUW: s, gıcır gıcır, yepyeni -SPIL: I d, (- len) 1 (as) mil, dingil, eksen, şaft, 2 sp, santrahf, orta saha oyuncusu/haf, II h, (- len) (wm , das) iğ, cehre, yün eğrilen alet, -SPILLEBEEN: I h, (...benen) ince uzun bacak, çıta bacak, II d, çıta bacaklı -SPILZIEK: s, müsrif, savurgan, tutumsuz -SPILZUCHT: h, müsriflik, savurganlık -SPIN: d, (- nen) zo, örümcek, zo nijdig als een - kızgın, öfkeli, (jaloers) kıskanç, çekemez -SPINAZIE: d, bot, ıspanak -SPINNENKOP: d, (- pen) 1 (spin) örümcek, 2 (bits meisje) hırçın kız, huysuz kız -SPINNEN: I f, g, (spon, h, gesponnen) eğirmek, bükmek, (ineendraaien) sarmak, dolamak, II gs, (poes) mırıldamak, mırlamak -SPINNER: d, (-s) eğirici, ip bükücü -SPINNERIJ: d, (- en) (werkplaats) iplikhane, filatür -SPINNENWEB: h, (- ben) örümcek ağı -SPINNEWIEL: h, (- en) çıkrık -SPINNIJDIG: s, çok öfkeli -SPINRAG: h, örümcek ağı, örümcek ipliği -SPINSEL: h, (-s) eğrilmiş iplik, bükülmüş iplik -SPION: d, (- nen) casus, ajan, hafiye -SPIONAGE: d, casusluk, hafiyelik -SPIONEREN: f, gs, (spioneerde, h, gespioneerd) casusluk yapmak, hafiyelik yapmak -SPIRAAL: d, (...ralen) 1 helezon, spiral, 2 (spiraaltje) spiral -SPIRAALTJE: h, (-s) spiral -SPIRAALVEER: d, (...veren) helezoni yay -SPIRAALVORMIG: s, helezoni, helezon biçiminde -SPIRIT: d, ruh, enerji, manevi güç, can -SPIRITISME: h, ispiritizma -SPIRITIST: d, (- en) ispiritizmaya inanan kimse -SPIRITISTISCH: s, z, ispiritizma ile ilgili -SPIRITUALIEN: d, mv/çoğ alkollü içkiler -SPIRITUALIA: d, mv/çoğ alkollü içkiler -SPIRITUALITEIT: d, ruhanilik, manevilik, -SPIRITUEEL: s, z, (...tueler, - st) tinsel, ruhsal, manevi -SPIRITUS: s, ispirto -SPIT: I h, (- ten) (speten) ızgara şişi, şiş II h, (pijn) ani ağrı -SPITS: I s, z, (- er, - t) 1 sivri, een - potlood sivri bir kurşun kalem, - maken sivriltmek, 2 (scherpzinnig) zeki, akıllı, II d, (- en) sivri uç, (top) zirve, doruk, tepe III het (de) - afbijten baş(ı) çekmek, ön ayak olmak, en zor olana başlayan olmak, cesaret gerektiren bir işi ilk yapan olmak -SPITSBOOG: d, (...bogen) bouwk/mim sivri kemer -SPITSEN: f, g, (spitste, h, gespitst) 1 (puntig maken) sivriltmek, ucunu açmak, inceltmek, 2 gespitst zijn op/zich - op iets meraklı olmak, istekli olmak, de oren - bir şeye kulak kabartmak, dikkatle dinlemek -SPITSMUIS: d, (...muizen) zo, sivri burunlu fare, soreks -SPITSSPELER: d, (-s) ileri oyuncu -SPITSUUR: h, (...uren) (iş, trafik vb,) en yoğun saat, trafiğin vb, en yoğun olduğu işten çıkış saati -SPITSVONDIG: s, z, kurnaz(ca), dahice düşünülmüş, ince, derin -SPITTEN: f, g, (spitte, h, gespit) kazmak, bellemek -SPLEET: d, (spleten) yarık, ayrık, çatlak, aralık -SPLIJTBAAR: s, yarılır, ayrılır, ayrılabilir, bölünebilir -SPLIJTEN: I f, g, (spleet, h, gespleten) yarmak, ayırmak, bölmek, çatlatmak, II gs, (-, is -) çatlamak, yarılmak, bölünmek, parçalanmak -SPLIJTING: d, (- en) parçalanma, bölünme, ayrılma -SPLIJTZWAM: d, (- men) (dağılıp çoğalan) bakteri -SPLINTER: d, (-s) kıymık, de - in het oog van een ander zien en niet de balk in dat van zichzelf elin gözündeki çöpü görüp de kendi gözündeki merteği görmemek -SPLINTEREN: f, gs, (splinterde, h/is gesplinterd) yarılmak, parçalanmak -SPLINTERNIEUW: s, gıcır gıcır, yepyeni -SPLIT: h, (- ten) (in kleren) yırtmaç -SPLITERWTEN: d, mv/çoğ kuru bezelye -SPLITSEN: f, g, (splitste, h, gesplitst) ayırmak, yarmak, bölmek, de groep werd in tweeen gesplitst grup ikiye ayrıldı, grup ikiye bölündü, zich - ayrılmak, -SPLITSING: d, (- en) 1 (v, weg) yol ayrımı, çatallaşma yeri, 2 (v, atoom enz,) parçalanma, dağılma -SPOED: d, 1 hız, sürat, ivedilik, acele, ivedi, - maken acele etmek, - vereisen ivedi olmak, met - aceleyle, ivedi olarak, haastige - is zelden goed acele iş şeytan karışır, 2 (v, schroef) adım, vida adımı -SPOEDBEHANDELING: d, (- en) acil müdahele, ivedi müdahele -SPOEDBESTELLING: d, (- en) ivedi sipariş, acil sipariş -SPOEDCURSUS: d, (- sen) hızlandırılmış kurs, hızlı kurs, hızlı öğrenim -SPOEDEISEND: s, acil, ivedi, ivedilik gerektiren -SPOEDEN: f, (spoedde, h, gespoed) zich - acele etmek, ivmek -SPOEDGEVAL: h, (- len) acil durum -SPOEDIG: s, z, acele, tez, hızla, hızlıca, acilen, çabuk, zo - mogelijk mürnkün olduğu kadar acele, çabuk -SPOEDOPERATIE: d, (-s) acil ameliyat -SPOEDVERGADERING: d, (- en) acil toplantı, olağanüstü toplantı -SPOEDZITTING: d, (- en) acil oturum, olağanüstü toplantı -SPOEL: d, (- en) bobin, makara, sargı -SPOELBAK: d, (- ken) bulaşık kabı, yıkama teknesi -SPOELEN: I f, g, (spoelde, h, gespoeld) (garen, makaraya) sarmak, dolamak II f, g, (spoelde, h, gespoeld) yıkamak, çalkalamak, durulamak, sudan geçirmek, de mond - ağız çalkalamak, de keel - boğazı ıslatmak, içki içmek -SPOELING: d, (- en) 1 durulama, sudan geçirme, çalkalama, 2 (v, w,c,) sifon -SPOELMACHINE: d, (-s) tech/tek sarma makinası -SPOELWATER: h, çalkama suyu -SPOELWORM: d, (- en) bağırsak solucanı -SPOKEN: f, gs, (spookte, h, gespookt) hortlak gibi gezinmek, het spookt in huis evde hortlaklar var -SPON: d, (- nen) (v, vat) tapa, ukaç -SPONGAT: h, (- en) tapa deliği, fıçı ağzı -SPONNING: d, (- en) yiv,oluk, yuva -SPONS: d, (- en, sponzen) sünger, haal de - erover! üzerine sünger çek! unut onu! -SPONSEN: f, g, (sponste, h, gesponst) süngerle temizlemek, süngerle silmek -SPONSOR: d, (-s) spor kulübüne veya kuruluşlara mali destek sağlayan kimse/şirket -SPONSOREN: f, g, (sponsorde, h, gesponsord) mali olarak desteklemek, reklam vb, karşılığı para yardımında bulunmak -SPONSORING: d, bir kuruluşa (reklam karşılığı) yardım -SPONTAAN: s,z, (...taner, - st) kendiliğinden, ihtiyari, içten -SPONTANITEIT: d, kendiliğindenlik, içten gelme -SPONZEN: f, g, (sponste, h, gesponst) süngerle temizlemek, süngerle silmek, -SPOOK: h, (spoken) ruh, hortlak, cin, hayalet, umacı -SPOOKACHTIG: s, z, hayalet gibi, hortlak gibi -SPOOKBEELD: h, (- en) hayalet -SPOOKHUIS: h, (...huizen) perili ev, hortlaklı ev -SPOOKRIJDER: d, (-s) geliş yoluna giren şoför -SPOOR: I d, (sporen) 1 (v, ruiters) mahmuz, 2 (v, planten) çiçeklerin salgı çıkıntısı II h, (sporen) 1 iz, sporen van honden in de sneeuw kardaki köpek izleri, rem - fren izi, iemand op het - komen birinin izini bulmak, het - volgen izini sürmek, izini takip etmek, 2 (teken) iz, eser, 3 (rails) ray, hat, demiryolu hattı, uit het - raken raydan çıkmak, fig/mec yoldan çıkmak, 4 (spoorbreedte) ray açıklığı, ray genişliği, 5 (spoorweg) tren, demiryolu, iets per - verzenden bir şeyi demiryoluyla göndermek, trenle göndermek -SPOORBAAN: d, (...banen) demiryolu -SPOORBOEKJE: h, (-s) tren rehberi, demiryolu seyir kitapçığı -SPOORBOOM: d, (...bomen) hemzemin/demiryolu geçit direği, -SPOORBRUG: d, (- gen) demiryolu köprüsü -SPOORKAARTJE: h, (-s) tren kartı -SPOORLIJN: d, (- en) demiryolu hattı -SPOORLOOS: s, z, izsiz, iz bırakmaksızın -SPOORSLAGS: z, alelacele, tezelden -SPOORVERBINDING: d, (- en) demiryolu bağlantısı -SPOORWEG: d, (- en) demiryolu -SPOORWEGARBEIDER: d, (-s) demiryolu işçisi -SPOORWEGEN: d, mv/çoğ demiryolu işletmesi -SPOORWEGMAATSCHAPPIJ: d, (- en) demiryolları işletmesi -SPOORWEGNET: h, (- ten) demiryolu ağı, demiryolları şebekesi -SPOORWEGONGELUK: h, (- ken) tren kazası -SPOORWEGOVERGANG: d, (- en) hemzemin/demiryolu geçiti -SPOORWEGPERSONEEL: h, demiryolu personeli -SPOORWEGSTAKING: d, (- en) demiryolu grevi, -SPOORWEGSTATION: h, (-s) istasyon, tren istasyonu -SPOORWEGVERKEER: h, demiryolu trafigi -SPORADISCH: s, z, nadiren, ender, tek tük, ender rastlanan -SPOREN: I f, gs, (spoorde, h/is gespoord) trenle gezmek, trenle gitmek II f, gs, (spoorde, h, gespoord) (v, wiel) iz yapmak, iz bırakmak -SPORT: I d, (- en) (v, ladder) basamak, parmak II d, (- en) spor -SPORTACCOMMODATIE: d, (-s) spor tesisi -SPORTARTIKELEN: d, mv/çoğ spor malzemeleri -SPORTAUTO: d, (-s) spor oto -SPORTBEOEFENING: d, spor yapma -SPORTBERICHTEN: d, mv/çoğ spor haberleri -SPORTCLUB: d, (-s) spor kulübü -SPORTDAG: d, (- en) spor günü -SPORTEN: f, gs, (sportte, h, gesport) spor yapmak -SPORTER: d, (-s) sporcu, -SPORTEVENEMENT: h, (- en) spor olayı -SPORTFIETS: d, (- en) spor bisiklet, yarış bisikleti -SPORTHAL: d, (- len) spor salonu -SPORTIEF: s, z, (...tiever, - st) sportif, sporla ilgili -SPORTIVITEIT: d, sportmenlik -SPORTKEURING: d, (- en) spora uygunluk konlrolü -SPORTLIEFHEBBER: d, (-s) sporsever -SPORTMAN: d, (- nen, ...lieden, ...lui) sporcu, atlet -SPORTNIEUWS: h, spor haberi -SPORTTAS: d, (- sen) spor çantası -SPORTTERREIN: h, (- en) spor sahası -SPORTVROUW: d, (- en) sporcu bayan -SPORTWERELD: d, spor dünyası -SPOT: I d, alay, dalga, istihza, iğneleme, de - drijven met ile alay etmek, makaraya sarmak, maytaba almak, bittere - iğneleyici alay, II (-s) 1 (kortfilmbeeld) reklam, reklam filmi, 2 (lamp) spot, projectör -SPOTDICHT: h, (- en) yergi, taşlama, hiciv -SPOTGOEDKOOP: s, z, sudan ucuz, nerdeyse bedava, ölü fiyatına -SPOTLACH: d, alaycı gülüş -SPOTLIGHT: h, (-s) (tiyatroda, stüdyoda) projektör ışığı -SPOTLUST: d, alaycılık -SPOTNAAM: d, (...namen) lakap, takma ad -SPOTPRENT: d, (- en) karikatür -SPOTPRIJS: d, (...prijzen) sudan ucuz fiyat, ölü fiyat, voor een - yok pahasına -SPOTSCHRIFT: h, (- en) yergi, hiciv -SPOTTEN: f, gs, (spotte, h, gespot) - met ile alay etmek, ile dalga geçmek, ile zevklenmek, daarmee valt niet te - şakası yok, dalga geçilecek şey değil, met hem valt niet te - onunla dalga geçmeye gelmez -SPOTTEND: s, alaycı, alaylı, alay eden, iğneleyici -SPOTTER: d, (-s) alaycı, şakacı, - s huisje brandt ook wel eens gülme komşuna gelir başına -SPOTTERNIJ: d, (- en) alay, alaycı söz, alaycılık, dalga geçme -SPOUWMUUR: d, (...muren) çift katlı duvar -SPRAAK: d, 1 konuşma kabiliyeti, de - verliezen konuşma kabiliyetini yitirmek, 2 (manier) konuşma tarzı, konuşma şekli, üslup, een aangename - hebben hoş bir konuşma tarzına sahip olmak, 3 (het spreken) konuşma, -SPRAAKGEBREK: h, (- en) konuşma özürü, konuşma bozukluğu, pelteklik -SPRAAKGEBRUIK: h, 1 (dialect) şive, 2 (wijze v, taalgebruik) ifade biçimi, genel kullanım -SPRAAKKUNST: d, (- en) dilbilgisi, gramer -SPRAAKLES: d, (- sen) konuşma dersi -SPRAAKORGAAN: h, (...organen) konuşma organı -SPRAAKVERMOGEN: h, konuşma kabiliyeti -SPRAAKVERWARRING: d, dil kargaşası -SPRAAKWATERVAL: d, geveze, çenesi düşük kimse, çançan -SPRAAKZAAM: s, (...zamer, - st) konuşkan, dilli, çeneli -SPRAAKZAAMHEID: d, konuşkanlık -SPRAKE: d, er is - van een vergissing yanılgı var, er is - van - dan/den bahsediliyor, geen - van! olmaz! imkansız! lafı bile yok! ter - brengen gündeme getirmek, ortaya koymak, ter - komen görüşülmek, değinilmek -SPRAKELOOS: s, dilsiz gibi, suskun, sessiz, dili tutulmuşcasına -SPRANK: d, (- en) kıvılcım, çakım, çakın -SPRANKELEN: f, gs, (sprankelde, h, gesprankeld) kıvılcım saçmak -SPRANKJE: h, (beetje) birazcık, bir miktar -SPRAY: d, (-s) sprey -SPREEKBEURT: d, (- en) konferans, konuşma, een - houden/vervullen konferans vermek, konuşma yapmak -SPREEKBUIS: d, (...buizen) fig/mec sözcü -SPREEKKAMER: d, (-s) konuşma odası, (v, dokter) muayene odası -SPREEKTAAL: d, (...talen) konuşma dili -SPREEKTIJD: d, konuşma zamanı/vakti/süresi -SPREEKTRANT: d, konuşma tarzı -SPREEKUUR: h, (...uren) konuşma saati, görüşme saati, kabul saati -SPREEKVAARDIGHEID: d, konuşma yetenegi -SPREEKVERBOD: h, (- en) (bir görev vb, hakkında) konuşma yasagı -SPREEKWIJS: d, (...wijzen) konuşma tarzı -SPREEKWIJZE: d, (...wijzen) konuşma tarzı -SPREEKWOORD: h, (- en) atasözü -SPREEKWOORDELIJK: s, z, atasözü kabilinden, atasözü gibi -SPREEUW: d, (- en) zo, sığırcık, çekirgekuşu -SPREI: d, (- en) yatak örtüsü -SPREIDEN: f, g, (spreidde, h, gespreid) 1 (bed enz,) sermek, yaymak, yazmak, 2 (mest over het land -) serpmek, yaymak, 3 (geur) yaymak, saçmak, koku salmak -SPREIDING: d, 1 yayma, 2 (v, vakantie) düzenleme -SPREIDSTAND: d, (- en) bacaklar ayrık duruş -SPREKEN: f, g, (sprak, h, gesproken) 1 konuşmak, Engels - Ingilizce konuşmak, Turks - Türkçe konuşmak, spreekt u Turks ? Türkçe biliyor musunuz? kan ik mijnheer x -? bay xle konuşabilir miyim? 2 söylemek, een woord - söz söylemek, als je nog een woord spreekt dan ... ağzından bir kelime daha çıksın, o zarnan ... 3 met wie spreek ik? kiminle konuşuyorum? kiminle görüşüyorum? over iemand (iets) - biri (bir şey) hakkında konuşmak, birinden bahsetmek, tegen iemand - birine konuşmak, birine hitap etmek, tot het hart - kalplere hitap etmek, dat spreekt (vanzelf/voor zich) belli, gün gibi ortada, açıklama/söylemek gerekmez, met iemand - biriyle konuşmak, spreek op! konuş! söyle! bij wijze van - tabiri caizse, -SPREKEND: s, z, 1 sesli, een - e film sesli film, 2 (duidelijk) açık, belli, 3 (vol uitdrukking) manalı, anlamlı -SPREKER: d, (-s) 1 (woordvoerder) sözcü, 2 (iemand die een lezing houdt) konferansçı -SPRENKELEN: f, g, (sprenkelde, h, gesprenkeld) 1 (uitstrooien) serpmek, saçmak, 2 (natmaken) su çiseletmek, ıslatmak -SPREUK: d, (- en) özdeyiş, vecize, ulusöz -SPRIET: d, (- en) 1 scheep/den yan seren, gönder, 2 (v,plant) sap, 3 (v, insekten) dokunaç, duyarga -SPRINGEN: f, gs, (sprong, h/is gesprongen) 1 sıçramak, fırlamak, atlamak, zıplamak, hij sprong in het water suya atladı, over de tafel - masanın üstünden atlamak, - van vreugde sevincinden zıplamak, 2 (v, vloeistoffen) fışkırmak, 3 (-, is -) (barsten) patlamak, (v, huid) çatlamak, yarılmak, (v,fietsband) yırtılmak, patlamak, yarılmak, (v, snaren) kopmak, de brug laten - köprüyü havaya uçurmak, de mijn laten - maden ocagını patlatmak, 4 (failliet gaan) iflas etmek, (platlargo) topu dikmek, -SPRING-IN-T-VELD: d, (- en) kıvıl kıvıl çocuk, -SPRINGLADING: d, (- en) patlayıcı madde miktarı -SPRINGLEVEND: s, hayat dolu, cıvıl cıvıl -SPRINGNET: h, (- ten) atlama agı, kurtarma filesi -SPRINGPLANK: d, (- en) sıçrama tahtası -SPRINGSTOF: d, (- fen) patlayıcı madde -SPRINGTIJ: h, (- en) (denizde) şiddetli met -SPRINGTOUW: h, (- en) atlama ipi -SPRINGVEER: d, (...veren) helezoni yay -SPRINGVLOED: d, yüksek met -SPRINGZEIL: h, (- en) atlama bezi -SPRINKHAAN: d, (...hanen) zo, çekirge -SPRINT: d, (- en, - s) kısa mesafeli koşu -SPRINTEN: f, g, (sprintte, h, gesprint) koşmak, hızlı gitmek/yürümek, -SPROEIEN: f, g, (sproeide, h, gesproeid) su serpmek, sulamak -SPROEIER: d, (-s) püskürteç, (v, auto) karbüratör memesi, karbüratör jiklörü -SPROEIWAGEN: d, (-s) sulama arabası, sokak sulama aracı -SPROET: d, (- en) çil -SPROETERIG: s, çilli -SPROKKELEN: f, g, (sprokkelde, h, gesprokkeld) odun toplamak, kuru dal toplamak -SPROKKELHOUT: h, toplanmış tahta, toplanmış odun -SPROKKELMAAND: d, (- en) şubat, -SPRONG: d, (- en) sıçrayış, atlama, atlayış, zıplama, een - van 5 meter 5 metrelik atlayış, een - in het duister doen sonu belirsiz iş yapmak -SPRONGSGEWIJS: z,sıçrayarak, sıçrar gibi, sıçramalı, fırlar gibi -SPRONGSGEWIJZE: z,sıçrayarak, sıçrar gibi, sıçramalı, fırlar gibi -SPROOKJE: h, (-s) masai, mesel, je moet me geen - s vertellen bana masal anlatma, bana yutturmaya kalkma -SPROOKJESACHTIG: s, z, masal gibi, (mooi) masallardaki gibi -SPROOKJESPRINSES: d, (- sen) masal perisi -SPROT: d, (- ten) zo, çaçabalığı -SPRUIT: d, (- en) bot, sürgün, filiz, fidan II d, (- en) (afstammeling) evlât, çocuk -SPRUITEN: f, gs, (sproot, is gesproten) filizlenmek, filiz sürmek, sürgün vermek, (afstammen uit) (- den) doğmak, gelmek, çıkmak -SPRUITJES: d, mv/çoğ bot, Brüksel lahanası -SPRUW: d, med/tıb pamukçuk -SPUGEN: f, g, (spoog/spuugde, h, gespogen/gespuugd) 1 tükürmek, - op de grond yere tükürmek, iemand in het gezicht - birinin yüzüne tükürmek, 2 (overgeven) kusmak, istifrağ etmek, bloed - kan kusmak -SPUI: h, (- en) su bendi, büget, de - gaten uitlopen (te ver gaan) ileri gitmek, çok olmak, (erg) şiddetlenmek, çok fenalaşmak -SPUIEN: f, g, (spuide, h, gespuid) 1 (v, kanalen enz,) suyunu degiştirmek, boşaltıp yeniden doldurmak, savakla boşaltıp doldurmak, 2 (uiten) ifade etmek, kritiek - eleştiri yapmak -SPUIT: d, (- en) 1 (voor verf enz,) püskürteç, pülverizatör, 2 (injectie-) şırınga, iğne, 3 (brand-) yangın tulumbası, 4 (paraplu) şemsiye, - elf çalçene, çenesi düşük -SPUITBUS: d, (- sen) püskürteç -SPUITEN: I f, g, (spoot, h, gespoten) fışkırtmak, püskürtmek, serptirmek, (tuin) sulamak, su serpmek, (v, drugs) şırınga etmek, enjekte etmek, iğne ile uyuşturucu yapmak, II gs, (-, is -) fışkırmak, het water spuit eruit su fışkırıyor -SPUITER: d, (-s) (drugsgebruiker) şırınga ile uyuşturucu kullanan kimse -SPUITFLES: d, (- sen) püskürtmeli şişe, piset, fışkırdak -SPUITGAST: d, (- en) tulumbacı, itfaiyeci -SPUITWATER: h, sodalı su, maden suyu -SPUL: h, (- len) 1 malzeme, araç, alet, schoonmaak- len temizlik malzemeleri, 2 (kleren) elbise, giysi, 3 (waardeloze dingen) pılı pırtı, ıvır zıvır, 4 (dingen) eşya -SPURT: d, (-s) hamle, hızlanış -SPURTEN: f, gs, (spurtte, h, gespurt) tezlenmek, tezlenivermek, ivmek, çabuklaşıvermek -SPUTTEREN: f, gs, (sputterde, h, gesputterd) 1 (bij het spreken) ağzı köpürmek, 2 tegen iets - bir şeye homurdanmak, mrın kırın etmek -SPUTUM: h, (ciğerden gelen) salgı, salya -SPUUGZAT: s, iets - zijn gına getirmek, bir şeyden bıkmak, ik ben het - gırtlağıma geldi, bıktım -SPUWEN: f, g, (spuwde, h, gespuwd) 1 tükürmek, 2 (v, vulkaan) püskürmek, vuur en vlam - ateş püskürmek -SQUASH: h, duvara raketle çarpılarak oynanan top oyunu -SRI -LANKA: Sri lanka, Seylan -SRILANKAAN: d, (...kanen) Sri Lankalı, Seylanlı -ST. afk/kıs Sint -STAAF: d, (staven) 1 (v, goud) külçe, 2 (v, hout) değnek, çubuk, sopa, asa, (spoorstaaf) ray -STAAFIJZER: h, çubuk demir -STAAK: d, (staken) direk, sırık, (paal) kazık -STAAKT-HET-VUREN h, ateşkes, - afkondigen atteşkes ilan etmek -STAAL: h, (stalen) 1 (patroon) model, patron, örnek, 2 (monster) numune, eşantiyon, numunelik II h, (metaal) çelik -STAALBLAUW: s, çelik mavisi -STAALDRAAD: d, (...draden) çelik tel -STAALDRAADKABEL: d, (-s) çelik kablo -STAALHARD: s, çelik gibi, çelik gibi sert -STAALKAART: d, (- en) numune kartonu -STAALPIL: d, (- len) demir vitaminli hap -STAALWAREN: d, mv/çoğ çelik eşyalar -STAAN: f, gs, (stond, h, gestaan) 1 (persoon) ayakta durmak, dikilmek, (ding) dik durmak, (stilstaan) durmak, niet op zijn benen kunnen - ayakta duramamak, 2 (passen) uymak, yakışmak, de trui staat je goed kazak sana yakışıyor, kazak sana iyi duruyor, dat staat niet uymuyor, 3 (zijn) olmak, 4 (zich bevinden) bulunmak, (geschreven) yazılı olmak, 5 (met infinitieven) - te praten konuşup durmak, - te luisteren dinleyip durmak, - te kijken bakıp durmak, (na infinitieven) - blijven a) duruyor olmak, b) durmak, 6 iemand achter - birinin arkasında olmak, birini desteklemek, iets - de houden bir şeyi savunmayı sürdürmek, met iemand in relatie - biriyle ilişki içinde olmak, iemand - de houden birini yolda eğlemek, birini yolda durdurmak, daar staat (gevangenis) straf op ona ceza var, dat staat zo in de krant gazetede öyle yazıyor, hoe - de zaken? işler nasıl gidiyor? hoe staat het ermee? nasıl gidiyor? (işler) ne alemde? onder iemands invloed - birinin etkisi altında olmak, laten - bırakmak, dokunmamak, zijn baard laten - sakalını kesmemek, sakal bırakmak, iemand naar het leven - birinin hayatına kastetmek, op zichzelf (op eigen benen) kunnen - kendi yağıyla kavrulmak, op wacht - nöbette olmak, nöbet beklemek, verbaasd - over -(y)ale şaşırıp kalmak, onder water - su altında kalmak, zeggen waar het op staat açıkça gerçeği söylemek -STAAND: s, dik duran, ayakta duran, - e kraag dik yaka, - schrift dik yazı, - leger tetikte ordu, hazır ordu -STAANDE: ilg, süresinde, esnasında, - de vergadering toplantı esnasında -STAANDER: d, (-s) payanda, destek, dayak -STAANGELD: h, 1 konaklama parası, 2 (marktgeld) pazar yeri parası -STAANPLAATS: d, (- en) (op de markt) tezgâh yeri, seri yeri -STAAR: d, med/tıb de grauwe - katarakt, perde, aksu, aksu basma -STAART: d, (- en) kuyruk, met de - tussen de benen weglopen kuyruğunu kıstırıp gitmek -STAARTBEEN: h, (- deren, ...benen) anat, Kuyruk sokumu, kuyruk kemiği -STAARTLOOS: s, kuyruksuz -STAARTSTER: d, (- ren) kuyruklu yıldız -STAARTSTUK: h, (- ken) 1 (v, dieren) kuyruk tarafından et, 2 (v, instrumenten) tellik, kuyruk -STAAT: d, (staten) 1 (toestand) hal, vaziyet, durum, in - van oorlog savaş halinde, in treurige - acınacak halde, 2 in zijn (om) te ... ...meye uygun durumda olmak, iyi durumda olmak, 3 (rang) derece, rütbe, mevki, hoge staten yüksek mevkiler, 4 (rijk) devlet, een onajhankelijke - bağımsız devlet, 5 (tabel) liste, cetvel, 6 hal, burgerlijke - medeni hal, de gehuwde - evlilik hali, 7 de - van beleg afkondigen sıkıyönetim ilan etmek, örfi idare ilan etmek -STAATHUISHOUDKUNDE: d, ekonomi -STAATKUNDE: d, siyaset, politika -STAATKUNDIG: s, z, 1 siyasetle ilgili, politik, - evenwicht politik denge, 2 politikaya uygun -STAATKUNDIGE: d, (-n) politikacı, siyasetçi -STAATLOOS: s, tebaasız, -STAATLOZE: d, (-n) tebaasız kimse -STAATSAANGELEGENHEID: d, (...heden) devlet meselesi -STAATSALMANAK: d, (- ken) devlet yıllığı -STAATSAMBT: h, (- en) (yüksek düzeyde) devlet memurluğu -STAATSAMBTENAAR: d, (...naren, - s) devlet memuru -STAATSBEDRIJF: h, (...bedrijven) devlet teşekkülü, devlet kuruluşu -STAATSBEGROTING: d, (- en) devlet bütçesi -STAATSBEHEER: h, devlet idaresi -STAATSBELANG: h, (- en) devlet çıkarı,devlet menfaati -STAATSBELEID: h, devlet politikası, hükümet politikası -STAATSBESTEL: h, devlet düzeni -STAATSBESTUUR: h, (...besturen) 1 devlet yönetimi, devlet idaresi, 2 (personen) devlet yöneticileri, devlet erkânı -STAATSBEZOEK: h, devlet ziyareti -STAATSBLAD: h, (- en) resmi gazete -STAATSBOSBEHEER: h, devlet orman işletmesi -STAATSBURGER: d, (-s) yurttaş, vatandaş -STAATSBURGERSCHAP: h, yurttaşlık, vatandaşlık -STAATSCOURANT: d, (- en) devlet gazetesi, resmi gazete -STAATSDOMEIN: h, (- en) devlet malı, mili arazi -STAATSDRUKKERIJ: d, (- en) devlet basımevi -STAATSEIGENDOM: h, devlet malı, devlet mülkü -STAATSEXAMEN: h, (-s) devlet sınavı, üniversite giriş sınavı -STAATSGEHEIM: h, (- en) devlet sırrı -STAATSGEVAARLIJK: s, devlete zararlı -STAATSGEVANGENIS: d, (- sen) siyasi cezaevi siyasi tutuklular için cezaevi -STAATSGODSDIENST: d, (- en) devlet dini -STAATSGREEP: d, (...grepen) hükümet darbesi -STAATSHOOFD: h, (- en) devlet başkanı -STAATSIE: d, (-s) 1 gösteriş, debdebe, 2 (optocht) geçit, tören -STAATSIEBEZOEK: h, (- en) resmi ziyaret, törenli resmi ziyaret -STAATSINKOMSTEN: d, mv/çoğ devlet gelirleri -STAATSINRICHTING: d, (- en) hükümet şekli -STAATSINSTELLING: d, (- en) devlet kuruluşu, devlet müessesesi, kamu kuruluşu, amme müessesesi -STAATSKAS: d, (- sen) devlet hazinesi/kasası -STAATSKAPITALISME: h, devlet kapitalizmi -STAATSLENING: d, (- en) devlet istikrazı, devlet borçlanması -STAATSLOTERIJ: d, (- en) milli piyango -STAATSMACHT: d, devlet gücü -STAATSMAN: d, (- nen, ...lieden) devlet adamı, politika adamı -STAATSMONOPOLIE: h, (-s) devlet tekeli -STAATSPARTIJ: d, (- en) devlet partisi -STAATSRAAD: d, (...raden) devlet şurası -STAATSRECHT: h, kamu hukuku -STAATSRECHTELIJK: s, z, kamu hukukuna uygun, kamu hukuku ile ilgili -STAATSRUIF: d, uit de - eten devletin cebinden yemek -STAATSSCHULD: d, (- en) devlet borcu, - en devlet borçları -STAATSSECRETARIS: d, (- sen) bakan vekili -STAATSSPOORWEG: d, (- en) devlet demiryolu -STAATSTOEZICHT: h, devlet denetimi ve kontrolü -STAATSVORM: d, (- en) devlet şekli -STAATSWEGE: z, van - devlet tarafından, devlet adına, devlet namına -STAATSZAKEN: d, mv/çoğ devlet işleri -STABIEL: s, dayanıklı, bozulmaz, istikrarlı -STABILISATIE: d, istikrar, dengeleştinne, stabilizasyon -STABILISATOR: d, (- s, en) tech/tek stabilizatör, dengeleştirici -STABILISEREN: f, g, (stabiliseerde, h, gestabiliseerd) istikrara kavuşturmak, stabilize etmek, sabitleştirmek -STABILITEIT: d, istikrar, dengelilik, kararlılık -STACARAVAN: d, (-s) sabit karavan -STACCATO: h, (-s) z, muz/müz stakato, kesik ve ayrı olarak -STAD: d, (steden) 1 şehir, kent, il, belde, (kleine) kasaba, ilçe, handels- ticaret şehri, haven- liman şehri, hoofd- başkent, başşehir, in de - şehirde, 2 hist/tar site -STADGENOOT: d, (...genoten) hemşeri, memleketli -STADHOUDER: d, (-s) hist/tar genel vali -STADHUIS: h, (...huizen) belediye, belediye binası -STADHUISTAAL: d, resmi dil -STADION: h, (-s) stadyum -STADIUM: h, (- s, stadia) devre, dönem, evre, safha, aşama, in het eerste - birinci devrede, in dit - bu aşamada, een kritiek - kritik bir dönem -STADS: s, şehirli -STADSBESTUUR: h, (...besturen) belediye meclisi -STADSBEWONER: d, (-s) şehir sakini -STADSBUS: d, (- sen) belediye otobüsü, şehiriçi otobüsü -STADSCENTRUM: h, (...centra) şehir merkezi -STADSDEEL: h, (...delen) (şehirde) mahalle -STADSGEWEST: h, (- en) (belediyeler arası işbirliği yapılan) şehir bölgesi -STADSGEZICHT: h, (- en) şehir manzarası/ görünüşü -STADSKERN: d, şehir merkezi -STADSLEVEN: h, şehir hayatı, şehir yaşamı -STADSLICHTEN: d, mv/çoğ park lambaları, yan lambalar -STADSMENSEN: d, mv/çoğ şehir halkı -STADSPLANNING: d, şehir planlaması/plancılığı, şehircilik -STADSREINIGING: d, şehir temizliği -STADSSCHOOL: d, (...scholen) şehir okulu -STADSSCHOUWBURG: d, (- en) şehir tiyatrosu -STADSSTAAT: d, (...staten) şehirdevleti -STADSVERNIEUWING: d, şehir yenile(ştir)me -STADSWAL: d, (- len) şehir suru -STADSWAPEN: h, (-s) şehir arması -STADWAARTS: z, şehre doğru, şehir yönüne -STAF: d, (staven) 1 çubuk, değnek, sopa, çomak, (voor het lopen) baston, asa, (v, herder) değnek, mil/ask asa, 2 mil/ask (personen) de generale - genel kurmay, erkanıharbiye, 3 (leidende medewerkers enz,) yönetici kadro, yönetici grup, idare heyeti, yönetim, idare, de - van een oorlogsschip harp gemisi erkânı, kaptan ve subaylar -STAFCHEF: d, (-s) mil/ask kurmay şef -STAFKAART: d, (- en) kurmay haritası -STAFOFFICIER: d, (- en) kurmay subay -STAFRIJM: h, (- en) taalk/dilb ses tekrarı, aliterasyon -STAFVERGADERING: d, (- en) idare heyeti toplantısı -STAG: h, (- en) scheep/den istralya, larmo -STAGE: d, (-s) tecrübe kazanmak için geçirilen devre, staj, - lopen staj yapmak/görmek -STAGEPLAATS: d, (- en) staj yeri -STAGFLATIE: d, ekonomik durgunluk ve yüksek etlasyon -STAGIAIR: d, (-s) (erkek) stajer, tecrübe kazanacak olan, stajer erkek -STAGIAIRE: d, (-s) (bayan) stajer, tecrübe kazanacak olan, stajer bayan -STAGNATIE: d, (-s) durgunluk, (v, verkeer) tıkanıklık -STAGNEREN: f, gs, (stagneerde, h, gestagneerd) durgunlaşmak, durmak, -STA-IN-DE-WEG: d, (-s) (persoon) ayakbağı, (dingen) engel, mâni -STAKEN: I f, g, (staakte, h, gestaakt) 1 (ophouden met) durdurmak, ara vermek, de betalingen - ödemeyi durdurmak, 2 grev yapmak, işi durdurmak, het werk - işi durdurmak, II gs, (v, werknemers) greve gitmek, grev yapmak, de arbeiders hebben vijf maanden gestaakt işçiler beş ay grev yaptı, de stemmen - oylar eşit -STAKER: d, (-s) grevci, honger- açlık grevcisi -STAKETSEL: h, (-s) çit, kazık -STAKING: d, (- en) (v, arbeiders) grev, algemene - genel grev, honger- açlık grevi, solidariteits- dayanışma grevi, in - gaan greve gitmek, in - zijn grevde olmak -STAKINGBREKER: d, (-s) grev kırıcısı -STAKINGSACTIE: d, (-s) grev eylemi/hareketi -STAKINGSCOMITE: h, (-s) grev komitesi -STAKINGSGOLF: d, (...golven) grev dalgası, dalga dalga grev -STAKINGSKAS: d, (- sen) grev kasası -STAKINGSLEIDER: d, (-s) grev lideri -STAKINGSRECHT: h, grev hakkı -STAKINGSVERBOD: h, (- en) grev yasağı -STAKKERD: d, (-s) zavallı, biçare, sefil kimse -STAL: d, (- len) (voor dieren) ahır, ağıl -STALACTIET: d, (- en) sarkıt, istalaktit -STALAGMIET: d, (- en) dikit -STALDEUR: d, (- en) ahır kapısı, -STALEN: I s, 1 (v, staal) çelikten, - messen çelik bıçaklar, 2 (zeer sterk) çelik gibi II f, g, (staalde, h, gestaald) çelikleştirmek, fig/mec sertleştirmek, kuvvetlendirmek, çelik gibi yapmak, güçlendirmek -STALGELD: h, (- en) emanet parası -STALHOUDER: d, (-s) at veya payton kiraya veren kimse -STALJONGEN: d, (-s) ahır bakıcısı, (v,paarden) seyis -STALKNECHT: d, (- en) ahır bakıcısı, (v,paarden) seyis, atoğlanı -STALLEN: f, g, (stalde, h, gestald) (fietsen) emanete vermek -STALLES: d, mv/çoğ film/sin ön sıra, birinci -STALLETJE: h, (-s) tezgâh, satış masası -STALLING: d, (- en) 1 bisiklet/motosiklet garajı, emanet yeri, 2 (het stallen) emanet, emanete verme -STAM: d, (- men) 1 (v, boom) gövde, hout op - verkopen dalında satmak, 2 (stamvader) ata, ced, (geslacht) soy, nesil, nesep, 3 (volk) halk, oymak, kabile, aşiret, 4 taalk/dilb kök -STAMBOEK: h, (- en) şecere kayıt defteri -STAMBOOM: d, (...bomen) soyagacı, hayatağacı, şecere -STAMCAFE: h, (-s) devamlı uğrak kahvesi, devamlı gidilen kahve -STAMELEN: I f, gs, (stamelde, h, gestameld) pepelemek, kekelemek, II g, (stamelend zeggen) pepeleyerek söylemek -STAMGAST: d, (- en) devamlı müşteri -STAMHOOFD: h, (- en) aşiret reisi, kabile başı, oymak başı -STAMHOUDER: d, (-s) soyu devam ettiren erkek çocuk, ailenin devamını sürdüren erkek -STAMKAPITAAL: h, (...talen) esas sermaye, ana sermaye -STAMMEN: f, gs, (stamde, is gestamd) - uit (van) soyundan gelmek, (afkomstig) - dan/den gelmek, -STAMOUDERS: d, mv/çoğ ilk atalar, -STAMPEI: d, yaygara, gürültü, - maken om/over iets bir şey hakkında yaygara yapmak -STAMPEN: I f, gs, (stampte, h, gestampt) 1 ayağını yere vurmak, tepinmek, 2 scheep/den baş kıç vurmak, II g, 1 (stukstampen) ayakla ezmek, ayakla ufalamak, (aarde) vurarak sıkıştırmak, 2 iets in zijn kop - bir şeyi ögrenmeye çalışmak, kafaya doldurmak, ezberlemek -STAMPER: d, (-s) 1 (werktuig) tokmak, tokaç, 2 (v, bloem) pistil, dişi organ -STAMPPOT: d, bol patatesli türlü yemeği -STAMPVOETEN: f, gs, (stampvoette, h, gestampvoet) ayagını yere vurmak, tepinmek -STAMPVOL: s, tıklım tıklım dolu, tıka basa dolu, ağzına kadar dolu -STAMVADER: d, (-s) ata -STAMVERWANT: I s, aynı kökten, aynı soydan, II d, (- en) akraba, aynı soydan kimse -STAMWOORD: h, (- en) taalk/dilb kök sözcük, kök kelime, -STAND: I d, (- en) 1 (houding) duruş, vaziyet, 2 (toestand) durum, hal, vaziyet, 3 (v, geld) kur, oran, rente- faiz oranı, 4 (hoogte) seviye, yükseklik, water- su seviyesi, 5 (maatschappelijk) a) sınıf, zürnre, tabaka, b) konum, mevki, de maatschappelijke - en toplumsal katmanlar, hoge - yüksek mevki, 6 (standplaats) durak, yer, 7 (ligging) konum, pozisyon, 8 de burgerlijke- nüfus dairesi, tot - brengen meydana getirmek, gerçekleştirmek, in - houden durumu sürdürmek, devam ettirmek, tot - komen meydana gelmek, gerçekleşmek II d, (-s) (op tentoonstelling) satış tezgâhı, satış yeri -STANDAARD: d, (- en, - s) 1 (banier) sancak, tlama, 2 (balk) direk, destek, 3 (criterium) kriter, ölçüt, ölçün, 4 miyar, mikyas, standart, ölçü birimi, ayar, de dubbele - çifte standard, gouden - altın standardı, altın ayarı -STANDAARDAFWIJKING: d, (- en) standart sapma -STANDAARDFORMAAT: h, (...maten) standart boy/ebat -STANDAARDISATIE: d, (-s) ayarlama, standaardiseren f, g, (standaardiseerde, h, gestandaardiseerd) standartlaştırmak, normlamak, (belli bir) norma uydurmak -STANDAARDMAAT: d, (...maten) standart ölçü -STANDAARDMODEL: h, (- len) standart model -STANDAARDPRIJS: d, (...prijzen) standart fiyat -STANDAARDWERK: h, (- en) standart eser/kitap -STANDBEELD: h, (- en) heykel, boy heykeli, -STAND-BY: s, yedek, -STANDER: d, (-s) 1 (balk) direk, dayak, destek, sütun, 2 (kapstok) askı, (v,fototoestel) ayaklık, 3 (stellage) ayaklık, sehpa -STANDHOUDEN: f, gs, (hield stand, h, standgehouden) dayanmak, direnmek, karşı koymak, mukavemet etmek, kaçmamak, (blijven bestaan) durmak, kalmak, varlık göstermek, sürmek -STANDING: d, itibar, een man van - itibarlı adam -STANDJE: h, (-s) 1 (v, coitus) vaziyet, duruş, 2 (berisping) azar, haşlama, iemand een - geven birini azarlamak, kınamak, kulağını çekmek, kulağının tozunu almak, paylamak, een - krijgen azar işitmek, azarlanmak, paylanmak, 3 een opgewonden - velveleci, hareketli ve tedirgin kimse -STANDPLAATS: d, (- en) 1 (v, taxi enz,) durak, 2 (v, ambtenaren) mevki, makam -STANDPUNT: h, (- en) bakış açısı, görüş açısı, noktainazar, (uitgangspunt) çıkış noktası, - tegenover -(y)a/e karşı yaklaşım, tutum, van uw - beschouwd sizin bakış açınızdan -STANDRECHT: h, askeri mahkemelerce seri mahkeme usülü, kanuni duruşmasız yargılama -STANDRECHTELIJK: s, seri mahkeme usülüne göre -STANDVASTIG: s, z, (onwankelbaar) kesin, (niet veranderend) sabit, değişmez, sarsılmaz, sağlam, dayanıklı, sürekli, istikrarlı, kararlı, - weigeren tereddütsüz reddetmek -STANDVOGEL: d, (-s) yerleşik kuş, göçmez kuş -STANG: d, (- en) çubuk, değnek, sırık, iemand op - jagen birini kızdırmak/sinirlendirmek -STANGEN: f, g, (stangde, h, gestangd) spreekt/kd iemand - birini ızdırmak/sinirlendirmek -STANK: d, (- en) pis koku, - voor dank iyiliğe kötülük, iyiliğe nankörlük, besle kargayı oysun gözünü -STANLEYMES: h, (- sen) ayarlı bıçak, -STANTE PEDE: z, gecikmeden, hemen, derhal, şu anda -STAP: d, (- pen) adım, fig/mec adım, teşebbüs, girişim, met grote - pen büyük adımlarla, - voor - adım adım, de eerste - tot -(y)a/e ilk adım, ilk çaba, ilk girişim, de eerste - doen tot -(y)a/e ilk adımı atmak, -STAPEL: I d, (-s) 1 yığın, küme, iets op - zetten bir şeyi yığmak, 2 (in strijkinstument) can direği, 3 scheep/den gemi tezgâhı, gemi kızağı, iets op - zetten bir şeye başlamak, 4 (v, vee) sürü, II s, stapelgek tamamen deli, kafadan kontak, -STAPELBED: h, (- den) ranza -STAPELEN: f, g, (stapelde, h, gestapeld) yığmak, istif etmek -STAPELGEK: s, zır deli, zırzop, çılgın -STAPELPLAATS: d, (- en) antrepo -STAPELWOLK: d, (- en) küme bulut -STAPPEN: f, gs, (stapte, h/is gestapt) yürümek, adımlamak, uit de politiek - politikadan çekilmek, op de fiets - bisiklete binmek -STAPVOETS: z, adım adım, yavaş yavaş, ağır ağır -STAR: s, z, dik, sabit, hareketsiz, dik dik, - naar iets kijken bir şeye dik dik bakmak, -STAREN: f, gs, (staarde, h, gestaard) dik dik bakmak, gözünü dikip bakmak, gözleri takılmak, gözlerini dikmek, -START: d, (-s) 1 başlama, başlangıç, 2 (plaats) başlama yeri, een valse - yanlış başlama -STARTBAAN: d, (...banen) kalkış pisti, uçuş pisti -STARTBLOK: h, (- ken) ayak direme takozu -STARTEN: I f, gs, (startte, is gestart) 1 (v, motor) çalışmak, işlemek, 2 (beginnen) başlamak, II g, (-, h, -) çalıştırmak, işletmek, de motor - motoru çalıştırmak, (wedstrijd) başlatmak -STARTER: d, (-s) 1 başlatıcı, 2 tech/tek marş, çalıştırma tertibatı -STARTKLAAR: s, başlamaya hazır -STARTNUMMER: h, (-s) sp, katılma numarası, sporcu numarası -STARTSCHOT: h, (- en) başlatma atışı -STARTSIGNAAL: h, (...nalen) başlama sinyali, -STATENBOND: d, (- en) devletler konfederasyonu -STATEN-GENERAAL: d, mv/çoğ parlamento, Hollanda parlamentosu -STATIEF: h, (...tieven) (v, fototoestel enz,) ayaklık, sehpa, üçayak -STATIEGELD: h, depozito, depozit -STATIG: s, z, görkemli, heybetli, gösterişli, vakur, azametli, (plechtig) resmi, törenli -STATION: h, (-s) (spoorweggebouw) istasyon, gar, tech/tek istasyon, busotobüs garajı, eind- son istasyon, son durak, benzine- benzinlik, benzin istasyonu, ruimte- uzay istasyonu, een meteorologisch - meteoroloji istasyonu -STATIONAIR: s, 1 (stilstaand) durgun, durağan, 2 (niet veranderend) değişmez, sabit, tech/tek sabit, - e motoren sabit motorlar -STATIONEREN: f, g, (stationeerde, h, gestationeerd) yerleştirmek, yer göstermek -STATIONSBOEKHANDEL: d, (-s) istasyon kitapevi -STATIONSCHEF: d, (-s) istasyon şefi -STATIONSHAL: d, (- len) istasyon salonu -STATIONSPLEIN: h, (- en) istasyon alanı/meydanı -STATIONSRESTAURATIE: d, (-s) istasyon lokantası/restorantı -STATISCH: s, statik, durağan, durgun hareketsiz, -STATISTICUS: d, (...ci) istatistik uzmanı -STATISTIEK: d, istatistik, sayıbilim, de opmaken van... - nin istatistiğini yapmak, Centraal Bureau voor de Statistiek Istatistik Enstitüsü -STATISTISCH: s, z, istatistiğe ait, istatistiksel, (volgens statistiek) istatistiğe göre, - e gegevens istatistiksel bilgiler/veriler -STATTEN: f, gs, (statte, h, gestat) spreekt/kd çarşıya gitmek, çarşıya alışverişe gitmek -STATUS: d, hal, durum, vaziyet, sociale - toplumsal durum, sosyal statü, -STATUS-QUO: d, h, statüko, sürerdurum -STATUSSYMBOOL: h, (...bolen) statü sembolü, övünme sembolü/payı, -STATUUT: h, (...tuten) tüzük, statü, het - van een vereniging dernek tüzüğü, de statuten van een maatschappij şirket esasmukavelesi, şirket anasözleşmesi, het sociaal - sosyal statü, het personeels- personel statüsü -STAVAST: een man van - karakterli bir adam -STAVEN: f, g, (staafde, h, gestaafd) pekiştirmek, güçlendirmek, ispatlamak, sağlamlaştırmak, iets met - bewijzen bir şeyi ispatlarla pekiştirmek -STEARINE: d, scheik/kim stearin, ispenneçet -STEARINEKAARS: d, (- en) stearin mumu -STEDENBOUWKUNDE: d, kentbilim, şehircilik -STEDENBOUWKUNDIGE: d, (-n) şehirbilim uzmanı -STEDELIJK: s, 1 şehire ait, 2 şehirli, kentli, de - e bevolking kent nüfusu -STEDELING: d, (- en) kentli, şehirli, -STEEDS: I z, daima, devamlı, her zaman, sürekli, mütemadiyen, nog - hala II s, z, şehre ait, -STEEG: d, (stegen) dar yol, patika, (straatje) dar sokak, -STEEK: d, (steken) 1 (brei-) ilmik, (naai-) dikiş, iğnenin bir geçişi, 2 (v, insekten) sokma, ısırma, de - van een bij arı sokması, 3 (pijnlijke aandoening) sancı, ağrı, batıcı sancı, 4 (wonde) yara, 5 (stoot met een voorwerp) batırma, sokma, saplama, darbe, (met mes) bıçak darbesi, 6 (hoed) üç köşeli şapka, 7 igneleyici söz, iemand een - onder water geven birine iğneleyici bir şey söylemek, 8 scheep/den düğüm, volta, 9 een - opnemen ilmiği atmak, het kan me geen - schelen beni zerre kadar ırgalamaz, een - laten vallen ilmiği kaçırmak, iemand in de - laten birini zor durumda bırakmak, yüzüstü bırakmak, birini ortada bırakmak, darda bırakmak, iets in de - laten bir şeyi yanda bırakmak, -STEEKBEITEL: d, (-s) ağaç keskisi, -STEEKHOUDEND: s, sağlam, kabul görür, çürütülemez, - e argumenten sağlam ispatlar, -STEEKMUG: d, (- gen) zo, sivrisinek -STEEKPENNING: d, (- en) rüşvet -STEEKPROEF: d, (...proeven) örnekleme, een - nemen ömekleme almak, representatieve - temsil edici örnekleme -STEEKSPEL: h, (- en) cirit -STEEKVLAM: d, (- men) sivri alev, sivri ve uzun alev -STEEKWAPEN: h, (-s) bıçaklama aleti -STEEKWOND: d, (- en) bıçak yarası -STEEL: d, (stelen) sap, kulp, tutamaç, (v, geweer) kol, kabza, (v, bloem) sap, de - van een hamer çekiç sapı, een - van een schop kürek sapı -STEELPAN: d, (- nen) saplı tava -STEELS: s, z, kaçamak, sinsi, çaktırmadan, gizlice, een - e blik kaçamak bakış, göz ucuyla bakış -STEEN: d, h, (stenen) 1 taş, 2 (bak-) tuğla, zo hard als - taş gibi sert, er bleef geen - op de andere taş üstünde taş kalmadı, - en been klagen dağı taşı inletmek, acı acı yakınmak, een domino- domino taşı, kostbare stenen değerli taşlar, een dam- dama taşı, nier- böbrek taşı, al moet de onderste - boven komen altı üstüne gelsede, ne pahasına olursa olsun, 3 (pit) çekirdek, volkst/hd çiğit steenachtig s, (met steen) taşlı, taşı çok, taştan ibaret, (gelijkende op steen) taşa benzer, taş gibi -STEENAREND: d, (- en) zo, kaya kartalı, altın kartal -STEENBAKKER: d, (-s) tuğlacı -STEENBAKKERIJ: d, (- en) tuğla ocağı, tuğla fabrikası -STEENBOK: d, (- ken) 1 zo, dağ keçisi, 2 astr, oğlak burcu -STEENBOKSKEERKRING: d, astr, oğlak dönencesi -STEENBREEK: d, (...breken) bot, taşkıran çiçeği -STEENDRUK: d, 1 taşbasması, litografi, litografya, 2 (- ken) (afbeelding) taşbasması resim -STEENDRUKKER: d, (-s) litografyacı, taşbasmacı -STEENDRUKKUNST: d, taşbasma sanatı, litografyacılık -STEENFABRIEK: d, (- en) tuğla fabrikası -STEENGOED: s, (zeer goed) çok çok iyi, harika -STEENGROEVE: d, (-n) taş ocağı -STEENGRUIS: h, taş tozu, grit -STEENHARD: s, z, 1 taş gibi sert, 2 (ongevoelig) taşyürekli, hissiz, duygusuz, zalim -STEENHOOP: d, (- en) taş yığını -STEENHOUWER: d, (-s) taşçı -STEENKOLENMIJN: d, (- en) maden kömürü ocağı -STEENKOOL: d, taş kömürü, maden kömürü -STEENKOUD: s, buz gibi, çok soğuk, soğukkanlı, taşyürekli, hissiz, duygusuz -STEENOVEN: d, (-s) tuğla fırını -STEENPUIST: d, (- en) med/tıb çıban, kan çıbanı -STEENRIJK: s, çok zengin -STEENROOD: s, kiremit rengi, tuğla rengi -STEENSLAG: h, çakıl, kırma taş, balast -STEENTIJDPERK: h, taşdevri -STEENTJE: h, (-s) çakıl, ufak taş, een - bijdragen ufak bir katkıda bulunmak, çorbada tuzu bulunmak -STEENUIL: d, (- en) zo, kukumav -STEEVAST: s, z, sürekli, devamlı, daimi, düzenli -STEG: d, ergens heg noch - weten bir yeri hiç bilmemek, bir yerin yabancısı olmak -STEGGELEN: (steggelde, h, gesteggeld) spreekt/kd hileli oynamak, hile yapmak -STEIGER: d, (-s) iskele -STEIGEREN: f, gs, (steigerde, h, gesteigerd) (v, paarden) şaha kalkmak, şahlanmak, (van mensen) şahlanmak, kızmak -STEIL: s, z, dik, sarp, yalçın -STEILTE: d, sarplık, diklik -STEK: d, (- ken) fidan, dikme, fide, dikmelik dal -STEKEBLIND: s, tamamen kör, hepten kör -STEKEL: d, (-s) diken, (v, insekten) diken, iğne -STEKELBAARS: d, (...baarzen) zo, dikence balığı -STEKELIG: s, z, dikenli, iğneli, fig/mec iğneleyici, batıcı, dokunaklı -STEKELVARKEN: h, (-s) zo, oklu kirpi -STEKEN: I f, gs, (stak, h, gestoken) batmak, batarcasına yanmak, acımak, sızlamak, mijn ogen - gözlerim acıyor, de wonde steekt yara batarcasına acıyor, de zon steekt güneş yakıyor, in de schulden - borçlu olmak, borca batmak, II g, 1 (met naalden) iğnelemek, batırmak, sokmak, de wesp heeft hem gestoken arı onu soktu, 2 (met messen) yaralamak, bıçaklamak, saplamak, batırmak, 3 (ergens uit) çıkarmak, het hoofd buiten het raam - başını pencereden çıkarmak, de neus ergens in - bir şeye burnunu sokmak, 4 koymak, sokmak, in zijn zak - cebine koymak, steek dat geld in je zak parayı cebine koy, 5 (geld investeren) yatırmak, yatırım yapmak, (tijd, zaman) ayırmak, (zaman) vermek, 6 iemand in de hoogte - birini yağlamak, övmek, een ring aan de vinger - yüzüğü parmağına geçirmek, in de modder blijven - çamura saplanıp kalmak, daar steekt geen kwaad in bunda bir kötülük yok, dat steekt hem in de ogen gözüne batıyor, zich in de schulden - gırtlağına kadar borca girmek, II gs, (-, is, -) (ergens in vastzitten) saplanmak, sıkışıp kalmak, -STEKEND: s, (blik) keskin, delici, batan, içe işleyen, (pijn) sızılı, batıcı, sancılı -STEKKEN: f, g, (stekte, h, gestekt) fidan dikmek, fide dikmek -STEKKER: d, (-s) elek, fiş, -STEL: I d, (- len) 1 takım, een bed- yatak takımı, een bank- koltuk takımı, koltuk, 2 (paar) çift, 3 (gaskookstel) ocak II d, op - zijn düzen içinde olmak, düzene girmek, op - en sprong hemen, derhal -STELEN: f, g, (stal, h, gestolen) çalmak, (plat/argo) aşırmak, yürütmek, araklamak, iemands geld - birinin parasını çalmak, een fiets - bisiklet çalmak, iemands hart - birinin kalbini çalmak -STELKUNDE: d, cebir -STELLAGE: d, (-s) (steiger) iskele -STELLEN: f, g, (stelde, h, gesteld) 1 (plaatsen, monteren) yerleştirmek, monte etmek, takmak, (yerine) koymak, 2 tech/tek (regelen) ayarlamak, ayar etmek, kurmak, düzeltmek, een kijker - dürbünü ayarlamak, 3 (veronderstellen) farz etmek, varsaymak, stel dat je niet kunt komen ... farz et ki gelemeyeceksin... stel u in mijn plaats kendinizi benim yerime koyunuz, 4 (vaststellen) belirlemek, tayin etmek, tespit etmek, een termijn - süreyi tespit etmek, de gestelde prijs belirlenmiş fiyat, 5 (verklaren) ifade etmek, (redigeren) kaleme almak, yazılı hale getirmek, yazıya dökmek, te boek - kitap yazmak, kitap haline getirmek, 6 zich aansprakelijk - voor iets bir şeyin sorumluluğunu üzerine almak, alles in het werk - her şeyi işe seferber etmek, iemand als borg - birini kefil göstermek, het goed met iemand kunnen - biriyle arası iyi olmak, yağlı ballı geçinmek, in dienst - işe almak, hizmete almak, iemand in de gelegenheid - birine imkan sağlamak, iemand kandidaat - birini aday göstermek, iets op een lijn - bir şeyi bir hizaya getirmek, terzijde - bir şeyi kullanmamak, hesaba almamak, göz önüne almamak, iemand iets voor ogen - bir şeyi birinin gözleri önüne sermek, paal en perk - sınırlamak, sınırlannı belirlemek, iemand tevreden - birini menınun etmek, zich - in -(y)a/e dayanmak, zich in gevaar - kendini tehlikeye atmak, ik wil er iets tegenover - karşılığında bir şey yapmak istiyorum, altında kalmak istemiyorum, een vraag - soru sormak, -STELLER: d, (-s) (v, geschrift) yazar -STELLIG: s, z, 1 (beslist) kesin, kati, kesinlikle, katiyetle, een - e belofte kesin söz, kesin vaat, (zeer waarschijnlijk) pek muhtemel, muhakkak, hij zal - komen muhakkak gelecek, 2 (wezenlijk) gerçek, hakiki, asıl, var olan, gerçekte, pozitif, müspet, de - e wijsbegeerte positivizm, olguculuk -STELLIGHEID: d, kesinlik, katiyet -STELLING: d, (- en) 1 (steiger) iskele, 2 mil/ask mevzi, mevki, 3 (positie) pozisyon, konum, vaziyet, durum, 4 (bewering) tez, sav, log/man önerme, teorem, een - verdedigen bir önermeyi savunmak, * de probleem- problemin konuşu, problemin konuş biçimi, - nemen tegen -(y)a/e karşı tezini savını belirlemek, -(y)a/e karşı tavır almak, -STELLINGNAME: d, tutum, tavır, pozisyon, zijn - in deze kwestie onun bu konudaki tutumu, -STELLINGOORLOG: d, (- en) mevzi harbi, siper savaşı -STELPEN: f, g, (stelpte, h, gestelpt) durdurmak, akmasını önlemek, het bloed - kanı durdurmak -STELREGEL: d, (-s) prensip, esas kaide, temel kural, maksim, ilke -STELSCHROEF: d, (...schroeven) tech/tek ayar somunu -STELSEL: h, (-s) sistem, düzen, zenuw- sinir sistemi, een economisch - ekonomik sistem, belasting- vergi sistemi -STELSELMATIG: s, z, sistemli, sisteme uygun, sistematik -STELT: d, (- en) sırık ayaklık, fig/mec - en uzun bacaklar, alles op - en zetten her şeyi arap saçına çevirmek, karmakarışık etmek, altüst etmek -STEM: d, (- men) 1 ses, seda, een krachtige - güçlü bir ses, iemand kennen aan zijn - birini sesinden tanımak, zijn - kwijt zijn sesini kaybetmek, sesi kararmak, een mooie - güzel bir sesi olmak, de - van het volk halkın sesi, 2 (kiesstem) oy, rey, de - men tellen oyları saymak, meerderheid van - men oy çokluğu, met algemene - men genel oyla, meeste - men gelden! oy çokluğu geçerli! çoğunluk kararlaştırır! 3 taalk/dilb ses, -STEMADVIES: h, (...viezen) seçim tavsiyesi -STEMBAND: d, (- en) anat, ses teli -STEMBILJET: h, (- ten) oy pusulası -STEMBRIEF: h, (...brieven) oy pusulası -STEMBUIGING: d, (- en) muz/müz modülasyon -STEMBUREAU: h, (-s) 1 seçim kurulu, 2 (stemlokaal) seçim sandığı dairesi -STEMBUS: d, (- sen) seçim sandığı -STEMDISTRICT: h, (- en) seçim bölgesi, -STEMGELUID: h, (- en) ses -STEMGERECHTIGD: s, oy hakkı olan -STEMHEBBEND: s, 1 oy hakkı olan, 2 taalk/dilb titreşimli -STEMHOKJE: h, (-s) oy kabini -STEMLOKAAL: h, (...lokalen) seçim sandığı lokali, seçim sandık mahalli -STEMLOOS: s, taalk/dilb titreşimsiz -STEMMEN: I f, g, (stemde, h, gestemd) 1 (kiezen) oylamak, oyla seçmek, 2 muz/müz akort etmek, een piano - piyanoyu akort etmek, iemand verdrietig - birini kederlendirmek, II gs, 1 oy vermek, oy atmak, - op iemand birine oy vermek, - tegen karşı oy vermek, op een politieke partij - bir politik partiye oy vermek, over een voorstel - bir öneriyi oylamak, - voor iets bir şeyi desteklemek, 2 muz/müz (gelijke klank hebben) uymak, sesleri tutmak, -STEMMER: d, (-s) seçmen -STEMMIG: s, z, (ernstig) ciddi, ağırbaşlı, vakur, sakin, (gepast) sade, cafcafsız, gösterişsiz -STEMMING: d, (- en) 1 oylama, seçim, een geheime - gizli oylama, een hoofdelijke - isim çağrılarak yapılan oylama, 2 muz/müz (v, instrumenten) akort, düzen, 3 (humeur) ruh durumu, ruh hali, ruhsal durum, haletiruhiye, huy, mizaç, hava, feest- eğlenti havası, in de beste - zijn neşesi yerinde olmak, havasında olmak, havasına girmek, 4 (v, publiek) kamuoyu, efkarumumiye, - tegen iets maken bir şeye karşı kamuoyu meydana getirmek, 5 hand/tic (vraag) talep, istek -STEMMINGMAKERIJ: d, olumsuz kamuoyu meydana getirme, -STEMPEL: d, h, (-s) 1 mühür, damga, kaşe, een - van rubber lastik mühür, 2 fig/mec het - van iets dragen bir şeyin damgasını taşımak, van de oude - örümcek kafalı, geri kafalı, çağdışı kimse, zijn - drukken op fig,/mec, -(y)a/e damgasını basmak, 3 bot, Tepecik, -STEMPELAAR: d, (-s) damgacı, damga memuru -STEMPELEN: f, g, (stempelde, h, gestempeld) damgalamak, mühürlemek, damga basmak, brieven - mektupları damgalamak, iemand tot verrader - birine hain damgası vurmak -STEMPELINKT: d, damga mürekkebi -STEMPELKUSSEN: h, (-s) ıstampa -STEMPLICHT: d, oy kullanma mecburiyeti/zorunluluğu -STEMRECHT: h, oy kullanma hakkı -STEMSPLEET: d, (...spleten) ses kirişleri arasındaki açıklık, mizmar -STEMVERHEFFING: d, (- en) sesi yükseltme, yüksek ses, met - spreken yüksek sesle konuşmak -STEMVORK: d, (- en) muz/müz diyapazarı -STEMVORMING: d, ses eğitimi, ses terbiyesi -STENCIL: h, d, (-s) mumlu kağıt -STENCILEN: f, g, (stencilde, h, gestencild) mumlu kağıtla çoğaltmak -STENCILINKT: d, çoğaltma makinası mürekkebi -STENCILMACHINE: d, (-s) teksir makinesi, çoğaltma makinesi -STENEN: s, taştan, (als van steen) taş gibi, een - hart taşyürekli -STENGEL: d, (-s) 1 (v, planten) sap, bitki sapı, 2 çubuk şeklinde bisküvi -STENIG: s, taş gibi, taşlı, taş halinde olan -STENIGEN: f, g, (stenigde, h, gestenigd) taşlamak, taşa tutmak -STENIGING: d, (- en) taşlama, taşlayarak öldürme -STENNIS: d, yaygara, velvele, gürültü, - maken/schoppen yaygara yapmak, gürültü patırtı çıkarmak -STENO: h, steno -STENOGRAAF: d, (...graven) stenograf -STENOGRAFEREN: I f, gs, (stenografeerde, h, gestenografeerd) steno yazmak, II g, steno ile yazmak, konuşmaları kısaltmalı yazı sistemi ile kaydetmek -STENOGRAFIE: d, stenografi, steno, konuşmaları kaydetmekte kullanılan kısaltmalı yazı sistemi -STENOGRAFISCH: s, z, stenografiye ait, steno ile ilgili, konuşmaları kısaltmalı yazı sistemi ile kaydetmekli ilgili, -STENOGRAM: h, (- men) steno ile yazılmış yazı, konuşmaları kısaltmalı yazı sistemi ile kaydedilmiş yazı, stenografik not -STENOTYPIST: d, (- en) (erkek) stenograf, stenocu -STENOTYPISTE: d, (-n) (bayan) stenograf -STENTORSTEM: d, (- men) gür ses -STEP: d, (-s) trotinet -STEPPE: d, (-n) bozkır, step -STER: d, (- ren) yıldız, de pool- kutup yıldızı, een val/ende - kayanyıldız -STERALLURES: d, mv/çoğ kaprisli yıldız davranışı, kaprisli şöhret davranışı -STEREO: s, stereo -STEREOFONIE: d, stereofoni -STEREOFONISCH: s, stereofonik -STEREOMETRIE: d, uzay geometri -STEREOPLAAT: d, (...platen) stereo plak -STEREOSCOOP: d, (...scopen) stereoskop -STEREOSCOPISCH: s, z, stereokopik, üçboyutlu -STEREOTIEP: s, stereotip, basmakalıp, değişmez, sabit, een - e vorm basmakalıp şekil -STEREOTOREN: d, (-s) müzik seti, radyo, pikap ve müzik seti üçlüsü -STERFBED: h, ölüm döşeği -STERFDAG: d, (- en) ölüm günü -STERFELIJK: s, ölümlü, geçici, fani -STERFGEVAL: h, (- len) ölüm, vefat, wegens - ölümden dolayı -STERFHUIS: h, (...huizen) ölü evi, ölüsü olan ev -STERFHUISCONSTRUCTIE: d, (-s) büyük bir şirketi iflastan kurtarmak için kâr ve zarar eden departmanları birbirinden ayırma -STERFKAMER: d, (-s) ölüm odası -STERFTE: d, ölüm -STERFTECIJFER: h, (-s) ölüm oranı, het gemiddelde - ortalama ölüm oranı -STERIEL: s, 1 (onvruchtbaar) kısır, ürün vermeyen, verimsiz, 2 steril, mikropsuz -STERILISATIE: d, 1 (v, personen) kısırlaştırma, 2 med/tıb sterilize etme, sterilizasyon -STERILISEREN: f, g, (steriliseerde, h, gesteriliseerd) sterilize etmek, mikroplardan arındırmak, (v, personen) kısırlaştırmak -STERK: I s, 1 (duurzaam) sağlam, dayanıklı, 2 (krachtig) güçlü, kuvvetli, dirençli, çelik gibi, wie niet - is, moet slim zijn akıl kişiye sermayedir, gücü olmıyan aklını kullanmalı 3 (v, wind) sert, şiddetli, 4 (v, boter) acılaşmış, bozulmuş, kokmuş, 5 - e drank sert içki, çok alkollü içki, - e thee sert çay, 6 taalk/dilb - e werkwoorden kuralsız fiiller, II z, - overdreven aşırı abartılmış, ik maak me - dat ... kesinlikle biliyorum ki... öylesine eminim ki ... -STERKEDRANK: d, alkollü içki, sert içki -STERKEN: f, g, (sterkte, h, gesterkt) güçlendirmek, kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak, güç vermek, kuvvet vermek -STERKGEBOUWD: s, sağlam yapılı -STERKTE: d, 1 (duurzaamheid) dayanıklılık, sağlamlık, 2 (kracht) güç, kuvvet, kudret, -! a) başarılar! bol şanslar! Allah kolaylık versin! b) (bijoverlijden) Allah sabır versin! başın sağ olsun! c) (beterschap) geçmiş olsun! 3 mil/ask güç, mevcut, troepen- birlik mevcudu, vredes- barış gücü, -STERKWATER: h, scheik/kim asit nitrik, kezzap, -STERRENKIJKER: d, (-s) yıldız dürbünü, teleskop -STERRENBEELD: h, (- en) astr, takımyıldız, burç -STERRENHEMEL: d, yıldızlı gökyüzü, yıldızlı sema -STERRENHOTEL: h, (-s) yıldızlı otel -STERRENKAART: d, (- en) yıldız haritası, gök haritası -STERRENKUNDE: d, astronomi, gökbilim -STERRENKUNDIGE: d, (-n) astronom, gök bilgini -STERRENLICHT: h, yıldız ışığı -STERRENREGEN: d, (-s) meteortaşı yağmuru -STERRENWACHT: d, (- en) (gebouw) yıldız kulesi, gökevi -STERRENWICHELAAR: d, (-s) astrolog, müneccim, yıldız falcısı -STERRENWICHELARIJ: d, astroloji, müneccimlik, yıldız falcılığı -STERRETJE: h, (-s) 1 küçük yıldız, 2 (teken) yıldız, yıldız işareti -STERRIT: d, (- ten) ralli -STERVELING: d, (- en) insan, insanoğlu, geen - hiç kimse -STERVEN: f, gs, (stierf, is, gestorven) ölmek, vefat etmek, göçmek, hayata gözlerini yummak, canı çıkmak, (plat/argo) imamın kayığına binmek, tahtalıyı boylamak, kuyruğu titremek, - aan een ziekte bir hastalıktan ölmek, van honger - açlıktan ölmek -STERVENDE: d, (-n) ölü, ölen kimse -STERVENSKOUD: spreekt/kd çok soğuk, buz gibi -STERVENSUUR: h, (...uren) ölüm saati -STERVORMIG: s, yıldız şeklinde -STETHOSCOOP: d, (...scopen) steteskop, kalp ve ciğer dinleme cihazı -STEUN: d, (- en) 1 (voorwerp) destek, dayanak, payanda, mesnet, 2 (ondersteuning) destek, dayanak, yardım, 3 (uitkering) ödenek, van de - leven işsizlik ödeneğiyle geçinmek -STEUNBALK: d, (- en) payanda, destek -STEUNCOMITE: h, (-s) yardım komitesi, -STEUNEN: I f, g, (steunde, h, gesteund) desteklemek, destek olmak, destek sağlamak, een voorstel - bir öneriyi desteklemek, (helpen) yardım etmek, iets financieel - bir şeyi maddi olarak desteklemek, II gs, - op - (y)a/e dayanmak, tegen iets - bir şeye yaslanmak, dayanmak II f, gs, (steunde, h, gesteund) inlemek, sızlanmak -STEUNFONDS: h, (- en) yardım fonu -STEUNMAATREGEL: d, (- en) destekleme önlemi -STEUNMUUR: d, (...muren) destek duvar -STEUNPILAAR: d, (...laren) dayanak, bel kemiği, de - van ons bedrijf işyerimizin bel kemiği, een - van de maatschappij toplumun dayanağı -STEUNPUNT: h, (- en) dayanak noktası, dayanma noktası -STEUNTREKKER: d, (-s) işsizlik ödeneği alan -STEUR: d, (- en) zo, mersin balığı -STEVEN: d, (-s) scheep/den bodoslama -STEVENEN: f, gs, (stevende, is, gestevend) (büyük adımlarla) gitmek, yönelmek, op iemand/ iets - büyük adımlarla birine/bir şeye doğru gitmek -STEVIG: s, z, 1 (degelijk) dayanıklı, sağlam, een - bed sağlam bir yatak, 2 (krachtig) güçlü, kuvvetli, sıkı, sıkıca, iemand - omarmen birini sıkıca kucaklamak, 3 (voedzaam) besinli, gıdalı, besleyici, 4 (groot van omvang) iri yapılı, boylu boslu, - gebouwd boylu boslu, 5 een - e prijs yüksek fiyat, -STEVIGHEID: d, dayanıklılık, sağlamlık, kuvvetlilik, güçlülük -STEWARD: d, (-s) erkek hostes, (v, schip) kamarot -STEWARDESS: d, (- sen) hostes stichtelijk s, z, dini, dindar, -STICHTEN: f, g, (stichtte, h, gesticht) 1 (bouwen) kurmak, tesis etmek, temelini atmak, een vereniging - dernek kurmak, een stad - şehir kurmak, 2 (doen ontstaan) sebep olmak, meydan vermek, işlemek, yapmak, brand - yangın çıkarmak, vrede - barış getirmek, 3 (dini) yetiştirmek, -STICHTER: d, (-s) 1 kurucu, 2 (veroorzaker) işleyici, brand- kundakçı, yangın çıkarıcı -STICHTING: d, 1 (oprichting) tesis etme, kurma 2 (- en) (rechtspersoon) kurum, vakıf -STICKIE: h, (-s) esrarlı sigara -STICKER: d, (-s) küçük etiket -STIEF: een - kwartiertje bir süre -STIEFBROER: d, (-s) üvey erkek kardeş -STIEFDOCHTER: d, (-s) üvey kız -STIEFELEN: f, gs, (stiefelde, h, gestiefeld) hızlı yürümek -STIEFKIND: h, (...eren) üvey çocuk, üvey evlat -STIEFMOEDER: d, (-s) üvey anne, üvey ana -STIEFMOEDERLIJK: s, sevgisiz, şefkatsiz, duygusuz, hissiz, üvey ana gibi -STIEFVADER: d, (-s) üvey baba -STIEFZOON: s, (- s, ...zonen) üvey oğul -STIEFZUSTER: d, (-s) üvey kızkardeş -STIEKEM: z, gizlice, belli etmeden, sinsice, çaktırmadan -STIEKEMERD: d, (-s) sinsi, yere bakan yürek yakan -STIER: d, (- en) boğa, astr, Boğa burcu -STIERENNEK: d, (- ken) kalın boyun/ense -STIERENGEVECHT: h, (- en) boğa güreşi -STIERLIJK: z, aşırı derecede, çok aşırı, zich - vervelen sıkıntıdan patlamak -STIFT: d, (- en) 1 keçeli kalem, (v, vulpotlood) kalem kömürü, kurşun kalem içi, 2 (puntig voorwerp) iğne, çivi, broş -STIFTTAND: d, (- en) takma diş -STIGMA: h, (- s, ...mata) 1 (schandvlek) namus lekelesi, 2 (wondteken) yara izi, (brandmerk) dağ, dağlama izi, 3 biol/biyo tepecik, stigma -STIGMATISEREN: f, g, (stigmatiseerde, h, gestigmatiseerd) (brandmerken) leke sürmek, damga vurmak, rezil etmek -STIJF : s, z, (stijver, - st) 1 (onbuigzaam) bükülmez, sert, katı, het been - houden direnmek, vazgeçmemek, 2 eğilmez, pek, (verstijfd) donmuş, uyuşmuş, kaskatı, - van de kou soğuktan donmuş, 3 (stevig) şiddetli, güçlü, sert, 4 (stijfhoofdig) dik kafalı, inatçı -STIJFHEID: d, katılık, sertlik -STIJFHOOFDIG: s, z, inatçı, dik kafalı, dik başlı, serkeş, direngen, söz dinlemez -STIJFJES: s, içtenliksiz, resmi, soğuk, sevimsiz -STIJFKOP: d, (- pen) dik kafalı, inatçı kimse -STIJFSEL: d, h, (plakmiddel) zamk, (voor het stijven) kola -STIJFSELKWAST: d, (- en) zamk fırçası -STIJGBEUGEL: d, (-s) 1 üzengi, 2 anat, üzengi kemiği -STIJGEN: f, gs, (steeg, is gestegen) 1 hoog - yükselmek, havalanmak, yukarı çıkmak, 2 (hoger worden) artmak, çıkmak, yükselmek, tırmanmak, çoğalmak, de prijzen - fiyatlar tırmanıyor, het water stijgt su yükseliyor, te paard - ata binmek, van het paard - attan inmek, naar het hoofd - başına vurmak, (bloed) başına yürümek -STIJL: I d, (- en) biçem, üslup, tarz, stil, de Gotische - Gotik tarzı, (levenswijze) hayat tarzı, het is geen - yakışmaz, yakışır bir şey değil II d, (- en) 1 (v, deur) kapı dikmesi, 2 bot, boyuncuk, stil -STIJLBLOEMPJE: h, (-s) gülünç ifade tarzı, gülünç ifade hatası -STIJLDANS: d, (- sen) stil dansı -STIJLDANSEN: h, stil dansı yapma -STIJLFOUT: d, (- en) üslup/stil hatası -STIJLLEER: d, stilistik, deyişbilim -STIJLLOOS: s, z, 1 üslupsuz, stilsiz, 2 (ongepast) yakışmaz, uygunsuz -STIJLOEFENING: d, (- en) üslup alıştırması -STIJVEN: f, g, (steef, h, gesteven) (linnengoed) kolalamak -STIKDONKER: I s, kapkaranlık, zifiri karanlık, II h, in het - zifiri karanlıkta -STIKHEET: s, boğucu sıcak, nefes kesici sıcak, çok sıcak -STIKJALOERS: s, çok kıskanç -STIKKEN: I f, g, (stikte, is gestikt) 1 boğulmak, havasızlıktan ölmek, onder de dekens - yatakta boğulmak, 2 (benauwd worden) boğulmak, bunalmak, nefes alamamak, çatlamak, van de warmte - sıcaktan çatlamak, 3 - van het lachen gülmekten patlamak, gülmekten çatlamak, - in het geld para içinde yüzmek, çok parası olmak, - van woede öfkeden/hınçtan patlamak II f, g, (stikte, h, gestikt) yüz yüze dikmek -STIKNAALD: d, (- en) nakış iğnesi -STIKSEL: h, (-s) nakış -STIKSTOF: d, scheik/kim azot, nitrojen -STIKWERK: h, nakış -STIL: I s, z, (- ler, - st) 1 sessiz, sakin, durgun, hareketsiz, sütliman, (niet druk) ıssız, tenha, sakin, de Stille Oceaan Pasifik Okyanusu, de zee is - deniz çarşaf gibi, - leven sakin bir yaşam sürmek, de markt is - pazar durgun, een - le vennoot hand/tic komanditer, waarom ben je zo -? neden bu kadar durgunsun? - le waters hebben diepe gronden durgun sular derin olur, 2 (geheim) gizli, II ünl, -! susun! Süküneti muhafaza edin, -STILAAN: z, yavaş yavaş, ağırdan ağırdan -STILEREN: f, g, (stileerde, h, gestileerd) üsluplaştırmak, stil vermek, üslup vermek, (brief enz,) kaleme almak -STILETTO: d, (-s) sustalı bıçak -STILHOUDEN: I f, gs, (hield stil, is stilgehouden) durmak, II g, (-, h, -) durdurmak, oynatmamak, kımıldatmamak, iets - bir şeyi durdurmak -STILIST: d, (- en) üslupçu -STILISTISCH: s, deyişbilimle ilgili -STILLEGGEN: f, g, (legde stil, h, stilgelegd) (grevle) durdurmak, faaliyetini kesmek, het verkeer - trafiği durdurmak -STILLEN: f, g, (stilde, h, gestild) (honger) yatıştırmak, hafifletmek, (pijn) teskin etmek, hafifletmek -STILLETJES: z, sessizce, (onopgemerkt) çaktırmadan, (heimelijk) gizlice, sinsice -STILLEVEN: h, (-s) ölüdoğa -STILLIGGEN: f, gs, (lag stil, h, stilgelegen) hareketsiz durmak, kımıldamamak, kımıldamadan yatmak -STILSTAAN: f, gs, (stond stil, h, stilgestaan) (dik, ayakta) hareketsiz durmak, kımıldamamak, yerinde durmak, de klok staat stil saat durmuş, - doet achteruitgaan işlemeyen demir pas tutar, durmak düşmek demektir, - d water durgun su -STILSTAND: d, durma, durgunluk, hareketsizlik, sakinlik, hand/tic durgunluk, kesat -STILTE: d, (- n, - s) hareketsizlik, durgunluk, sakinlik, (afwezigheid van geluid) sessizlik, süküt, sakinlik, de - voor de storm fırtına öncesi sessizligi, in - gizlice, sessizce, belli etmeden -STILZITTEN: f, gs, (zat stil, h, stilgezeten) sessiz sessiz oturmak, uslu uslu oturmak -STILZWIJGEN: h, süküt, suskunluk, het - bewaren süküneti muhafaza etmek, iemand het - opleggen konuşmasını yasaklamak, birini susturmak -STILZWIJGEND: s, z, sessiz, (niet genoemd) kapalı, zımni, anılmayan -STIMULANS: d, (- en, ...lantia) uyaran, uyarıcı ilaç, uyandırıcı ilaç, fig/mec teşvik, teşvik edici şey, uyarıcı şey -STIMULATIE: d, (-s) uyarım, teşvik, stimüle -STIMULEREN: f, g, (stimuleerde, h, gestimuleerd) stimüle etmek, harekete geçirmek, uyartmak, özendirmek, - de middelen uyarıcı ilaçlar -STIMULUS: d, (stimuli) uyaran -STINKBOM: d, (- men) koku bombası -STINKDIER: h, (- en) zo, kokarca -STINKEN: f, gs, (stonk, h, gestonken) kötü kokmak, pis kokmak, burun kırmak -STINKEND: s, kokan, kokucu -STINKER: d, (-s) 1 kokuk, 2 (gemene vrouw/man) adi herif, alçak herif, rijke - s kirli çıkılar, zenginler, para babaları -STINKERD: d, (-s) 1 kokuk, 2 (gemene vrouw/man) adi herif, alçak herif, rijke - s kirli çıkılar, zenginler, para babaları -STINKSTOK: d, (- ken) spreekt/kd kötü puro -STIP: d, (- pen) nokta, leke, benek -STIPENDIUM: h, (- s, ...dia) burs -STIPPEL: d, (-s) (stip) nokta, benek -STIPPELEN: f, g, (stippelde, h, gestippeld) beneklemek, noktalamak, çiziklemek -STIPPELLIJN: d, (- en) nokta nokta çizgi -STIPPEN: f, g, (stipte, h, gestipt) 1 beneklemek, noktalamak -STIPT: s, z, tam, dakik, saat gibi, vaktinde, özenle -STIPTHEID: d, dakiklik, titizlik, özenlilik -STIPTHEIDSACTIE: d, (-s) kırtasiyecilik protesto eylemi, bürokrasi protestosu -STIPULEREN: f, g, (stipuleerde, h, gestipuleerd) şart koşmak, koşula bağlamak -STOBBE: d, (-n) çotuk, kütük, kök -STOCK: d, (-s) hand/tic stok, mevcut, depo, yıgım, (kapitaal) esas sermaye -STOCKDIVIDEND: h, (- en) karın hisse senedi olarak verilmesi -STOEIEN: f, gs, (stoeide, h, gestoeid) oynaşmak, boğuşarak oynaşmak -STOEIPOES: d, (...poezen) seksi kadın/kız -STOEL: d, (- en) 1 sandalye, iskemle, de elektrische - elektrikli sandalye, een arm- koltuk, draai- döner sandalye, kinder- çocuk sandalyesi, preek- mimber, neem een -! oturun! iets niet onder - en of banken steken bir şeyi gizlememek/saklamamak, apaçık sergilemek, op het puntje van zijn - zitten heyecanla/merakla beklemek, van zijn - vallen van verbazing felegini şaşırmak, şaşkına dönmek, 2 (ambt) makam, koltuk, sandalye, leer- kürsü -STOELEN: (stoelde, h, gestoeld) ergens op - bir şeye dayanmak, bir şeyi temel olarak almak -STOELENDANS: d, (- en) iskemle kapmaca oyunu -STOELGANG: d, boşaltım, tuvalet ihtiyacı, tuvalete çıkma -STOELKUSSEN: h, (-s) sandalye minderi -STOELPOOT: d, (...poten) sandalye bacağı -STOELTJESLIFT: d, (- en) teleferik -STOEP: d, (- en) 1 basamak, eşik önü, 2 (trottoir) yaya kaldırımı -STOEPRAND: d, (- en) kaldırım taşı -STOER: s, z, (stoerder, - st) 1 güçlü, ve cesur, gözüpek, 2 (groot) iri yapılı, - e schouder geniş omuzlar -STOET: d, (- en) 1 kortej, sıra, alay, een bruilofts- gelin alayı, een feest- eğlenti alayı, een begrafenis- cenaze alayı, 2 (gevolg) maiyet, koşuntu -STOETERIJ: d, (- en) har, at çiftliği -STOETHASPEL: d, (-s) sakar, çolpa, beceriksiz kimse -STOF: I h, 1 toz, - aftnemen toz almak, toz silmek, onder het - zitten toz altında kalmak, veel - opjagen fig/mec dedikodusunu yapmak, dat heeft heel wat - doen opwaaien dedikodusu ayyuka çıktı II d, (- fen) 1 nat/fiz (materie) özdek, madde, cevher, unsur, 2 (weefsel) kumaş, dokuma, katoenen - fen pamuklu kumaşlar, wollen - fen yünlü kumaşlar, 3 (grondstof) madde, malzeme, materyal, brand- yakacak, 4 fig/mec (onderwerp) konu, tema, mevzu, lees- okuma konusu, kort van - zijn kestirmeci olmak, lang van - zijn yılan hikayesine benzemek, dallı budaklı olmak, (vertellen) uzatmak, uzun uzadıya konuşmak -STOFBRIL: d, (- len) toz gözlüğü -STOFDOEK: d, (- en) toz bezi -STOFFEERDER: d, (-s) döşemeci, meubel- mobilya döşemecisi -STOFFEERDERIJ: d, (- en) döşemeci atölyesi -STOFFELIJK: s, z, maddi, maddeden, özdeksel, fig/mec - e belangen maddi çıkarlar, een - bijvoeglijk naamwoord sıfat olarak kullanılan isim -STOFFEN: I f, g, (stofte, h, gestoft) (stof aftnemen) tozunu almak, tozunu süpürmek II s, kumaştan, bezden -STOFFER: d, (-s) toz fırçası, toz süpürgesi -STOFFEREN: f, g, (stoffeerde, h, gestoffeerd) 1 (met stofbekleden) yüz geçirmek, yüzlemek, 2 (v, gordijnen enz voorzien) (yer) döşemek, (perde) takmak, 3 fig/mec (opsmukken) süslemek, süs vermek, renk katmak, ballandırmak -STOFFERING: d, (- en) örtü, kılıf, yüz -STOFFIG: s, tozlu, toz dolu, toz kaplamış -STOFGOUD: h, altın tozu -STOFKAM: d, (- men) toz tarağı -STOFNAAM: d, (...namen) madde adı -STOFNEST: h, (- en) toz yuvası, toz yatağı -STOFOMSLAG: d, h, (- en) kitap kabı -STOFREGEN: d, (-s) çisinti, çise, sulusepken, ahmak ıslatan -STOFWISSELING: d, biol/biyo metabolizma, özümlenme, anabolizma -STOFWOLK: d, (- en) toz bulutu -STOFZUIGEN: f, g, (stofzuigde, h, gestofzuigd) (elektrikli süpürge ile) tozunu almak, tozunu çekmek -STOFZUIGER: d, (-s) elektrik süpürgesi -STOICIJN: d, (- en) stoacı, stoik -STOICIJNS: s, z, 1 stoik, stoacılığa ait, 2 (onverstoorbaar) sarsılmaz, metanetli, metin -STOK: d, (- ken) 1 çubuk, sopa, değnek, (dunne stam) ince kütük, spring- atlama sırığı, (wandelstok) baston, het met iemand aan de - hebben biriyle bozuşmak, biriyle kavga etmek, een - achter de deur zorlayıcı bir neden, 2 (in kippenhok) tünek, 3 bil, istaka, 4 (v, agent) cop, 5 (v, vlag) gönder, -STOKBROOD: h, (...broden) uzun somun/ekmek -STOKDOOF: s, tamamen sağır -STOKEN: f, g, (stookte, h, gestookt) 1 (v, kachel enz,) yakmak, tutuşturmak, alevlendirmek, een vuur - ateşi alevlendirmek, hout- tahta yakmak, 2 (distilleren) damıtmak, destille etmek, 3 fig/mec (twist enz,) kışkırtmak, parmaklamak, alevlendirmek, tahrik etmek -STOKER: d, (-s) 1 (in een stokerij) yakıcı, ateşçi, kömür atıcı, 2 (distilleerder) imbikçi, damıtıcı, 3 (opruier) parmakçı, karaçalı, fitneci, fesatçı, tahrikçi -STOKERIJ: d, (- en) imbikhane, içki imalathanesi -STOKKEN: f, gs, (stokte, is gestokt) durmak, durgunlaşmak, (stem) tutulmak, kesilmek, zijn adem stokte nefesi kesildi, nefesi tutuldu, -STOKOUD: s, çok yaşlı, (plat/argo) moruklamış -STOKPAARDJE: h, (-s) fig/mec düşkü, hobi, en çok sevilen konu/şey -STOKROOS: d, (...rozen) bot, gülhatmi -STOKSNIJBOON: d, (...bonen) sırık fasulyesi -STOKSTIJF: s, z, dimdik, kütük, kaskatı, kazık gibi, - staan dimdik durmak -STOKVIS: d, (- sen) kurutulmuş morina balığı -STOLA: d, (-s) 1 omuz atkısı, papaz atkısı, 2 şal -STOLLEN: f, gs, (stolde, is gestold) donmak, pıhtılaşmak -STOLLING: d, pıhtılaşma, donma -STOLSEL: h, (-s) pıhtı -STOLP: d, (- en) cam kapak, fanus -STOM: s, z, (- mer, - st) 1 (sprakeloos) dilsiz, 2 een - me film sessiz film, 3 taalk/dilb telaffuz edilmeyen, söylenmeyen, okunmayan, een - me letter telaffuz edilmeyen harf, 4 (dom) aptal, budala, kaz beyinli, kuş beyinli, düşüncesiz, sersem, mankafa, een - me fout aptalca bir hata, geen - woord zeggen ağzını açmamak, tek kelime bile söylememek -STOMA: d, (-s) med/tıb stoma, karında açılan ağız -STOMDRONKEN: s, zilzurna, körkütük sarhoş -STOMEN: I f, gs, (stoomde, h /is gestoomd) (water) buharlaşmak, buğulanmak, II g, 1 buğulamak, buharda pişirmek, 2 (reinigen) buharla temizlemek -STOMERIJ: d, (- en) kuru temizleme atölyesi -STOMHEID: d, met - geslagen zijn şaşkınlıktan dilini yutmak, -STOMMELEN: f, gs, (stommelde, h/is gestommeld) gürültü patırtı yapmak, (stommelend lopen) paldır küldür yürümek -STOMMELING: d, (- en) ahmak, budala, dangalak, ebleh -STOMMERIK: d, (- en) ahmak, budala, dangalak, -STOMMIGHEID: d, (...heden) budalalık, aptallık, pot, eşeklik, een - begaan aptallık yapmak, pot kırmak, çam devirmek -STOMMITEIT: d, (- en) budalalık, aptallık, pot, eşeklik, een - begaan aptallık yapmak, pot kırmak, çam devirmek -STOMP: I d, (- en) (geknot voorwerp) kök, kütük, kalan kalın parça II d, (- en) (vuiststoot) vuruş, yumruk (atış) III s, z, 1 kör, küt, kesik, een - e hoek geniş açı, een - e neus küt burun, kesik burun, 2 (niet scherp) kör, kesmez, küt, een - mes kör bıçak, kesmez bıçak -STOMPEN: f, g, (stompte, h, gestompt) (yumrukla vb,) vurmak -STOMPHOEKIG: s, geom, geniş açılı -STOMPJE: h, (-s) kütük, kök, kalan kalın parça -STOMPZINNIG: s, z, çok aptal, zır budala, kalın kafalı, mankafalı, süper ahmak, hepten dangalak -STOMTOEVALLIG: z, tamamen şans eseri, tamamen tesadüfen -STOMVERBAASD: s, şaşkınlıktan dilini yutmuş, şaşırmış, feleği şaşmış -STOMVERVELEND: s, aşırı can sıkıcı, bıktırıcı, patlatıcı, çekilmez, dayanılmaz -STONED: s, uyuşturucu etkisinde -STOOF: d, (stoven) 1 kurutucu fırın, 2 (voetverwarming) ayak ısıtıcısı -STOOFPAN: d, (- nen) türlü tenceresi, güveç -STOOFPEER: d, (...peren) kompostuluk armut -STOOKGAT: h, (- en) soba kapak deliği, kömür atma deliği -STOOKGELEGENHEID: d, (...heden) ocaklık, ocak yeri -STOOKOLIE: d, (...olien) akaryakıt, yağyakıt -STOOKPLAATS: d, (- en) 1 ocak, şömine, 2 (plaats) külhan ağzı, ocak yeri, -STOOL: d, (stolen) (papazın) omuz atkısı -STOOM: d, buhar, buğu, istim, (walm) is, duman, - afblazen duygularını açığa vurmak, içini rahatlatmak -STOOMBAD: h, (- en) buhar banyosu -STOOMBOOT: d, (...boten) buharlı vapur -STOOMCURSUS: d, (- sen) hızlandırılmış kurs, hızlı kurs -STOOMFLUIT: d, (- en) vapur düdüğü -STOOMKETEL: d, (-s) buhar kazanı -STOOMKRAAN: d, (...kranen) buhar musluğu -STOOMLOCOMOTIEF: d, (...tieven) buharlı lokomatif -STOOMMACHINE: d, (-s) buhar makinesi -STOOMSCHIP: h, (...schepen) buharlı vapur -STOOMSTRIJKIJZER: h, (-s) buharlı ütü -STOOMTRACTIE: d, buharlı makineyle çekme -STOOMTRAM: d, (- s, - men) buharlı tramvay -STOOMWALS: d, (- en) buharlı silindir -STOORNIS: d, (- sen) 1 rahatsızlık, sıkıntı, düzensizlik, 2 (gebrek) özür, ademhalings- nefes darlığı, solunum rahatsız, communicatie- iletişim bozukluğu, yanlış anlama, geheugen- hafıza bozukluğu, zenuw- sinir bozukluğu, 3 tech/tek arıza, bozukluk, sakatlık, engel, 4 (v, radio, radyoda) parazit -STOORZENDER: d, (-s) başka radyo istasyonlarını bozucu istasyon -STOOT: d, (stoten) 1 itiş, kakış, dürtüş, vuruş, elleboog- dirsekleme, 2 (massa) yığın, sürü, 3 spreekt/kd (v, vrouw) lokum gibi kadın, fıstık -STOOTBLOK: h, (- ken) çarpma tamponu, durdurucu tampon -STOOTJE: h, (-s) hafif itiş, dürtüş, tegen een - kunnen dayanabilmek, hij kan wel tegen een - acı patlıcanı kırağı çalmaz -STOOTKUSSEN: h, (-s) tampon, yastık -STOOTTROEPEN: d, mv/çoğ hücum birlikleri, hücum kıtası -STOP: I d, (- pen) 1 tapa, tıkaç, tıpa, 2 elek, (zekering) sigorta, 3 hand/tic dondurma, sınırlama, loon- maaş sınırlaması, II ünl, dur! durun! -STOPBORD: h, (- en) dur işareti, dur levhası -STOPCONTACT: h, (- en) elek, piriz -STOPFLES: d, (- sen) tıkaçlı şişe -STOPLAP: d, (- pen) fig/mec şiirde yama sözcük -STOPLICHT: h, (- en) trafik lambası/ışığı -STOPNAALD: d, (- en) örme iğnesi -STOPPEL: d, (-s) anız, ekin dibi -STOPPELBAARD: d, (- en) tıraşsız kısa sakal, anız gibi sakal -STOPPELIG: s, tıraşsız sakal gibi, (veld) anızlı -STOPPEN: I f, g, (stopte, h, gestopt) 1 (laten ophouden) durdurmak, een machine - makineyi durdurmak, 2 doldurmak, kussens - yastık dodurmak, een pijp - pipoyu doldurmak, 3 (in iets duwen) sokmak, koymak, iets in zijn zak - bir şeyi cebine koymak, iemand onder de grond - birini gömmek, iemand geld in de hand - birinin eline para tutuşturmak, birine gizlice para vermek, rüşvet vermek, 4 (dichtmaken) tıkamak, kapatmak, tıpalamak, (met naald enz,) yamamak, örmek, örüp tamir etmek, II gs, (-, is -) 1 durmak, de bus stopt hier niet otobüs burada durmuyor, 2 - met iets bir şeyi bırakmak, ik ben gestopt met roken sigarayı bıraktım -STOPPLAATS: d, (- en) durak, durak yeri -STOPSEIN: h, (- en) dur işareti -STOPTEKEN: h, (-s) dur işareti -STOPTREIN: d, (- en) tüm istasyonlarda duran tren -STOPVERF: d, camcı macunu, tahta macunu -STOPWATCH: d, (- es) duraklı saat -STOPWOORD: h, (- en) yama söz -STOPZETTEN: f, g, (zette stop, h, stopgezet) durdurmak, kapatmak, (verkeer) durdurmak, tıkamak, aksatmak, felce uğratmak -STOREN: f, g, (stoorde, h, gestoord) rahatsız etmek, rahatını bozmak, engellemek, mani olmak, (rust, vrede) bozmak, kaçınnak, stoor ik u? sizi rahatsız ediyor muyum? iemand in zijn slaap - birini uykusunda rahatsız etmek, zich - aldırmak, aldırış etmek, hij stoort zich aan niets hiçbir şeye aldırış etmiyor, hiçbir şeyden rahatsız olmuyor, -STORING: d, (- en) rahatsızlık, sıkıntı, tech/tek arıza, bozukluk, sakatlık, radio- radyo arızası, een - in het verkeer trafiği engel, trafikte karışıklık -STORINGSDIENST: d, (- en) (telefon, telgraf) arıza servisi -STORM: d,(- en) 1 fırtına, een - in een glas water bir bardak suda fırtına (koparmak), sneeuw- kar fırtınası, zand- kum fırtınası, 2 mil/ask hücum, -STORMAANVAL: d, (- len) mil/ask yıldırım harekatı -STORMACHTIG: s, z, fırtınalı, fig/mec rüzgar gibi, hızlı -STORMEN: f, gs, (stormde, h/is gestormd) 1 fırtına esmek, fırtına kopmak, 2 fig/mec (lopen) fırtına gibi gitmek -STORMENDERHAND: z, akınla, akın yaparak -STORMKLOK: d, (- en) alarm çanı -STORMKRACHT: d, rüzgar şiddeti -STORMLOOP: d, (...lopen) akın, koşuşma -STORMLOPEN: f, gs, (liep storm, h, stormgelopen) 1 (aanvallen) şiddetle hücum etmek, saldırmak, 2 akın etmek, doluşmak -STORMRAM: d, (- men) koçbaşı, kazıkçakan, şahmerdan -STORMSCHADE: d, fırtına zararı/hasarı -STORMSEIN: h, (- en) fırtına işareti -STORMTROEP: d, (- en) mil/ask hücum birliği, baskın birliği -STORMVOGEL: d, (-s) zo, fırtınakuşu, denizördeği -STORMWEER: h, fırtınalı hava -STORMWIND: d, (- en) şiddetli fırtına, bora -STORT: h, d, (- en) çöplük, çöp yeri -STORTBAD: h, (- en) duş -STORTBAK: d, (- ken) (tuvalette) su deposu, sarnıç -STORTBUI: d, (- en) sağanak, şiddetli yağmur -STORTEN: I f, g, (stortte, h, gestort) 1 dökmek, akıtmak, tranen - gözyaşı dökmek, beton - beton dökmak, 2 (betalen) yatırmak, hesaba geçirmek, havale etmek, geld - bir hesaba para transfer etmek, er is 50 op uw rekening gestort hesabınıza 50 gulden transfer edildi, het geld bij een bank - parayı banka yoluyla ödemek, zich in het gevaar - kendini tehlikeye atmak, 3 (v, zand, graan enz,) saçmak, II gs, (-, is -) (vallen, yukarıdan aşağı) düşmek -STORTGOEDEREN: d, mv/çoğ scheep/den ambalajlı yük, istifli yük -STORTING: d, (- en) (geld) transfer, havale -STORTINGSBEWIJS: h, (...bewijzen) transfer makbuzu, havale makbuzu -STORTPLAATS: d, (- en) çöplük, çöp yeri -STORTREGENEN: f, gs, (het stortregende, h, gestortregend) bardaktan boşanırcasına yağmak, şiddetli yağmak -STORTVLOED: d, (- en) sel, şiddetli akıntı, fig/mec sürü, yığın, een - van woorden bir sürü kelime, bir sürü laf -STOTEN: I f, g, (stootte/stiet, h, gestoten) 1 çarpmak, vurmak, zijn hoofd tegen de muur - kafasını duvara çarpmak, vurmak, 2 (duw geven) itmek, dürtmek, kakmak, elkaar met de elleboog - dirsekleşmek, birbirini dirsekle itmek, iemand voor het hoofd - birini rencide etmek, II gs, 1 (v, geweer) tepmek, itmek, 2 (met horens) boynuzlamak, toslamak, 3 (- -, is -) ergens op - bir şeyi tesadüfen bulmak, bir şeyle tesadüfen karşılaşmak -STOTEND: s, ağır, akıcı olmayan, aksak -STOTTERAAR: d, (-s) (erkek) kekeme, pepe -STOTTEREN: f, gs, (stotterde, h, gestotterd) kekelemek, pepelemek -STOUT: s, (kind) haylaz, yaramaz, asi, laf dinlemez -STOUTERD: d, (-s) haylaz çocuk, yaramaz, asi, afacan çocuk -STOUTERIK: d, (- en) haylaz çocuk, yaramaz, asi, afacan çocuk -STOUTMOEDIG: s, z, çok cesur, yılmaz, gözü kara, yürekli, gözü pek, korkusuz -STOUWEN: f, g, (stouwde, h, gestouwd) scheep/den (pakken) istif etmek, ambara yerleştirmek, 2 (veel eten) çok yemek ve içmek -STOVEN: I f, g, (stoofde, h, gestoofd) buğulayarak pişirmek, II gs, (-, is -) buğulanarak pişmek -STRAAL: I d, (stralen) 1 ışın, şua, zonne- güneş ışını, fig/mec een - van hoop ümit ışığı, 2 water- su fışkırtısı, 3 nat/fiz laser- lazer ışını, 4 (v, cirkel) yarıçap II s, z, (volkomen) tamamen, hepten, büsbütün, (zonder te zien) öylesine görmeden, hij liep mij - voorbij beni görmemezlikten geldi, beni öylesine görmeden geçti -STRAALAANDRIJVING: d, tech/tek jet tahriki -STRAALBEZOPEN: s, körkütük sarhoş -STRAALBREKING: d, (- en) nat/fiz ışın kırılması -STRAALJAGER: d, (-s) jet uçağı, tepkili uçak -STRAALMOTOR: d, (- en, - s) jet motoru -STRAALSGEWIJS: z, ışın şeklinde -STRAALSGEWIJZE: z, ışın şeklinde -STRAALVLIEGTUIG: h, (- en) jet uçağı -STRAAT: d, (straten) 1 sokak, ara yol, (weg) yol, cadde, op - lopen sokakta yürümek, op - komen te staan a) evsiz barksız kalmak, b) (ontslag krijgen) işten atılmak, iemand op (de) - zetten birini sokağa atrnak, (uit dienst) birini (işten) atmak, dat past precies in zijn - je tam onun istediği gibi, tam onun istediğı şeye uygun, 2 (zeeéngte) boğaz, geçit -STRAATARM: s, son derece fakir, çok yoksul -STRAATBEELD: h, (- en) sokak görünüşü! manzarası -STRAATDEUR: d, (- en) sokak kapısı -STRAATGEVECHT: h, (- en) sokak kavgası -STRAATHANDEL: d, seyyar satıcılık, çerçicilik -STRAATHOEKWERKER: d, (-s) sokak gençleri sosyal çalışmanı -STRAATHOND: d, (- en) sokak köpeği -STRAATJONGEN: d, (-s) serseri, sokak çocuğu -STRAATKEI: d, (- en) kaldırım taşı, parke taşı -STRAATLANTAARN: d, (-s) sokak lambası -STRAATLANTAREN: d, (-s) sokak lambası -STRAATMAKER: d, (-s) kaldırımcı, yol işçisi -STRAATMUZIEK: d, sokak müziği -STRAATMUZIKANT: d, (- en) sokak müzikçisi -STRAATNAAM: d, (...namen) sokak adı -STRAATNAAMBORDJE: h, (-s) sokak levhası -STRAATROOF: d, sokak hırsızlığı -STRAATROVER: d, (-s) mahalle hırsızı, sokak hırsızı -STRAATSCHENDER: d, sokak serserisi -STRAATSCHENDERIJ: d, (- en) sokak serseriliği -STRAATSTEEN: d, (...stenen) sokak taşı, iets aan de straatstenen niet kwijt kunnen bir şeyi satamamak, bir şey başında kalmak, bir şeyi elinden çıkaramamak -STRAATTERREUR: d, sokak terörü -STRAATVEGER: d, (-s) çöpçü, sokak süpürgecisi -STRAATVENTER: d, (-s) seyyar satıcı, çerçici, sergici -STRAATVERLICHTING: d, sokak ışıklandırması -STRAATVUIL: h, sokak pisliği -STRAATWEG: d, (- en) büyük yol -STRAF: I d, (- fen) ceza, cel- hücre cezası, dood- ölüm cezası, een disciplinaire - disiplincezası, gevangenis- hapis cezası, - krijgen cezalanmak, ceza almak, - verdienen cezayı hak etmek, vermindering van - ceza indirimi, ceza tenzili II s, z, (- fer, - st) 1 (strak) gergin, 2 (sterk) şiddetli, sert, een - fe wind şiddetli rüzgâr, 3 (streng) sert, keskin, sıkı, een - fe maatregel sert bir önlem, 4 (energiek) enerjik, dinamik -STRAFBAAR: s, z, (- der, - st) cezalandırılır, cezai, cezayı gerektiren -STRAFBEPALING: d, (- en) ceza tespiti -STRAFBLAD: h, (- en) polis kaydı, sabıka kaydı, een blanco - hebben sabıkası olmamak, sabıkasız olmak -STRAFEXPEDITIE: d, (-s) cezalandırma seferi -STRAFFELOOS: s, z, cezasız, cezadan muaf -STRAFFEN: f, g, (strafte, h, gestraft) ceza vermek, cezalandırmak, met boete - para cezasına çarptırmak, met de dood - ölüm cezasına çarptırmak, (het) kwaad straft zichzelf keskin sirke küpüne zarar verir, öfkeyle oturan zararla kalkar -STRAFGEVANGENIS: d, (- sen) cezaevi, hapishane -STRAFHEID: d, (...heden) katılık, sertlik, sıkılık -STRAFMAAT: d, (...maten) mahkumiyet, ceza -STRAFMAATREGEL: d, (- s, - en) cezai önlem -STRAFMIDDEL: h, (- en) cezalandırma aracı -STRAFPORT: h, d, taksa, cezalı pul ücreti -STRAFPUNT: h, (- en) ceza puanı -STRAFRECHT: h, ceza kanunu, ceza hukuku -STRAFRECHTELIJK: s, ceza kanunu ile ilgili, cezai -STRAFRECHTER: d, (-s) ceza hâkimi -STRAFREGISTER: h, (-s) adli sicil -STRAFSCHOP: d, (- pen) sp, penaltı, ceza vuruşu -STRAFSCHOPGEBIED: h, (- en) sp, penaltı sahası -STRAFTIJD: d, (- en) ceza süresi -STRAFWERK: h, ceza ödevi -STRAFWET: d, (- ten) ceza kanunu -STRAFWETBOEK: h, (- en) ceza kanunu kitabı -STRAFZAAK: d, (...zaken) cezai dava -STRAK: s, z, (- ker, - st) 1 (gespannen) gergin, sıkı, (kleding) dar, 2 (star) dik, sabit, iemand - aankijken birine dik dik bakmak, 3 (v, gezicht) ifadesiz -STRAKJES: z, 1 birazdan, biraz sonra, az sonra, bir süre sonra, tot -! birazdan görüşmek üzere! 2 (zoeven) demin, biraz önce, az önce, deminden -STRAKS: z, 1 birazdan, biraz sonra, az sonra, bir süre sonra, tot -! birazdan görüşmek üzere! 2 (zoeven) demin, biraz önce, az önce, deminden -STRALEN: f, gs, (straalde, h, gestraald) 1 ışın saçmak, ışın yaymak, ışın vermek, ışımak, 2 fig/mec zijn ogen straalden van vreugde sevinçten gözleri parlıyordu, 3 (-, is -) (v, examen) çakmak, çuvallamak, -STRALEND: s, 1 pırıl pırıl, ışıyan, ışın veren, 2 (mooi) parlayan, çok güzel -STRALENKRANS: d, (- en) hale, ayla -STRALING: d, (- en) ışınım, ışın yayılması, radyasyon -STRALINGSGEVAAR: h, radyasyon tehlikesi -STRAM: s, z, (- mer, - st) (onbuigzaam) katı, gerilmiş, gergin, bükülmeyen -STRAMIEN: h, etamin, kanava, kanaviçe -STRAND: h, (- en) kumsal, plaj, sahil, (kust) kıyı, sahil, yalı, op het - zetten (gemiyi) karaya oturtmak -STRANDBOULEVARD: d, (-s) sahil bulvarı -STRANDEN: f, gs, (strandde, is gestrand) karaya oturmak, fig/mec (v, goederen) sahile vurmak, ergens - bir yere takılıp kalmak, een gestrand huwelijk başarısız evlilik, karaya oturmuş evlilik -STRANDJUTTER: d, (-s) sahil hırsızı, (v, schepen) enkaz hırsızı -STRANDSCHOEN: d, (- en) sahil ayakkabısı, sandalet -STRANDSTOEL: d, (- en) sahil sandalyesi -STRANG: d, (- en) nehir ölü kolu -STRATEEG: d, (...tegen) strateji uzmanı -STRATEGIE: d, strateji -STRATEGISCH: s, z, stratejik -STRATENMAKER: d, (-s) kaldırımcı, sokak döşeyici, - op zee başarısızlığa mahkum kimse, emeği boşa gidecek kimse -STRATOSFEER: d, katyuvan -STREBER: d, (-s) kariyerist, hırslı kimse -STREEFBEDRAG: h, hedeflenen miktar -STREEFDATUM: d, (- s, ...data) hedeflenen tarih -STREEFGETAL: h, (- len) hedef sayı, ulaşılacak sayı -STREEFTIJD: d, (- en) hedeflenen tarih -STREEK: d, (streken) 1 (poets) oyun, hile, dolap, marifet, azizlik, een stomme - begaan eşeklik etmek, wat een gemene -! ne azizlik be! ne kötü azizlik! 2 (met pen enz,) vuruş, darbe, 3 (gebied) bölge, mıntıka, 4 (kompas-) pusula kertesi, 5 van - zijn/raken feleğini şaşırmak -STREEKPLAN: h, (- nen) bölge planı -STREEKROMAN: d, (-s) yöresel roman -STREEKTAAL: d, (...talen) lehçe, diyalekt -STREEKVERVOER: h, yerel/mahalli taşımacılık -STREEP: d, (strepen) çizgi, çizik, (bij schrijven) tire, (op stoffen) çizgi, çubuk, yol, şerit, (op uniform) tırtıl, şerit, kaytan, bij hem loopt er een - door kafadan biraz noksan, een - door iets halen bir şeye çizgi çekmek, bir şeyi dikkate almamak, op zijn strepen staan çizgisini sürdürmek, (hakkı vb,alana kadar) diretmek, ergens een - onder zetten bir şeyi noktalamak, bir şeye bitmiş gözüyle bakmak -STREEPJESCODE: d, çizgikot, çizgilerle gösterilen kot -STREKKEN: I f, gs, (strekte, h, gestrekt) 1 uzanmak, yayılmak, 2 (toereikend zijn) yetişmek, yetmek, II g, 1 germek, uzatmak, yaymak, de armen - kolları germek, 2 even de benen - biraz yürümek -STREKKING: d, (- en) (tendens) eğilim, meyil, mahiyet, içerik, anlam -STRELEN: f, g, (streelde, h, gestreeld) okşamak, sıvazlamak, zijn haar - saçını sıvazlamak -STRELEND: s, hoş, okşayıcı, tatlı -STRELING: d, (- en) okşayış, okşayıcı söz -STREMMEN: I f, gs, (stremde, is gestremd) (dik worden) koyulaşmak, pıhtılaşmak, (melk) kesilmek, II g, (-, h, -) (melk) kesmek, koyulaştırmak, (beletten) engellemek, durdurmak, mâni olmak, iets - bir şeyi engellemek -STREMMING: d, (- en) (v, verkeer) tıkanıklık -STREMSEL: h, peynir mayası, volkst/hd damızlık -STRENG: I d, (- en) 1 (v, kabel) tel, (koord) kordon, 2 (v, haar) belik, 3 çile een - breiwol bir çile örgü yünü II s, z, 1 (persoon) bürokrasi hastası, titiz, kural hastası, katı, sert, zalim, amansız, - zijn voor iemand birine acımasız olmak, birine katı davranmak, - e heren regeren niet lang zalimin saltanatı kısa olur, eşkiya dünyaya hükümdar olmaz, een - e man çok sert adam, 2 (hevig) sert, şiddetli, acı, çetin, - e kou dondurucu soğuk, şiddetli soğuk, een - klimaat sert iklim, een - e winter çetin kış, karakış -STREPEN: f, g, (streepte, h, gestreept) çizmek, (v, stoffen) çizgilemek -STRESS: d, psych/psik stres -STRESSBESTENDIG: s, strese dayanıklı -STREVEN: I f, gs, (streefde, h, gestreefd) çabalamak, çaba sarf etmek, gayret göstermek, didinmek, naar iets - bir şeye gayret göstermek, II h, amaç, hedef, gaye, dat is mijn - benim gayem budur -STRIEM: d, (- en) 1 (slag) kırbaç ve benzeri ile vuruş, 2 (streep) iz, sıyrık, de - en van de zweep kırbaç/kamçı ızı -STRIEMEN: f, g, (striemde, h, gestriemd) vurup çizmek, kamçılamak, fig/mec incitmek, - de woorden incitici laflar -STRIJD: d, (- en) 1 mücadele, savaş, de - om het bestaan yaşama mücadelesi, varolma savaşı, 2 fig/mec (zielstrijd) çatışma, inwendige - iç çatışması, in - zijn met iets bir şeyle çelişmek, çelişki içinde olmak, uyuşmazlık içinde olmak, uyuşmamak, 3 (gevecht) kavga, (met woorden) münakaşa, çekişme, 4 (oorlog) savaş, de - opgeven savaştan vazgeçmek, mücadeleyi bırakmak, - voeren tegen karşı mücadele etmek -STRIJDBAAR: s, mücadeleye hazır, mücadelcci, kavgacı, savaşkan -STRIJDBIJL: d, (- en) cenk baltası, teber, de - begraven barışmak -STRIJDEN: f, gs, (streed, h, gestreden) 1 (met vijand) savaşmak, çarpışmak, dövüşmek, - voor vrijheid özgürlük için savaşmak, 2 mücadele etmek, uğraşmak, - tegen karşı mücadele etmek, karşı mücadele vermek, karşı savaşmak, - over üzerinde münakaşa etmek, tartışmak, - voor için çarpışmak, mücadele etmek, 3 (wedstrijd houden) mücadele etmek, 4 (v, opvattingen) - met ile çelişmek, çatışmak, uyuşmamak -STRIJDER: d, (-s) mücadeleci, (krijgsman) savaşçı, mücahit -STRIJDIG: s, çelişkili, çelişik, çelişen, ihtilaflı, - met ile çelişkili, ile çatışan, - e belangen çelişen çıkarlar -STRIJDGEWOEL: h, savaş karışıklığı -STRIJDKRACHTEN: d, mv/çoğ (levende) kuvvetler, kıtalar -STRIJDKREET: d, (,,kreten) savaş çığlığı, saldırı çığlığı, hücum haykırışı, savaş sloganı -STRIJDLUSTIG: s, savaş hırslı, mücadeleye istekli, savaşkan, militan -STRIJDMAKKER: d, (-s) silah arkadaşı, -STRIJDMIDDEL: h, (- len) savaş aracı -STRIJDPERK: h, (- en) 1 arena, 2 (v, slagveld) savaş meydanı, met iemand in het - treden birine karşı mücadeleye/rekabete girişmek -STRIJDTONEEL: h, (...tonelen) savaş/mücadele sahnesi -STRIJDVAARDIG: s, (gereed voor) savaşa hazır -STRIJDVRAAG: d, (...vragen) münakaşalı mesele, çekişmeli konu -STRIJK: I - en- zet tekrar tekrar, ardı ardına, her seferinde, her an yeniden II d, ütüleme, (strijkgoed) ütülenecek şey -STRIJKBOUT: d, (- en) ütü -STRIJKCONCERT: h, (- en) yaylı sazlar konseri -STRIJKEN: I f, g, (streek, h, gestreken) 1 (v, linnengoed) ütülemek, ütü yapmak, 2 (laten vallen) indirmek, de vlag - bayrağı indirmek, de zeilen - yelkenleri indirmek, 3 (met hand) sürmek, sıvamak, kalk op de muur - duvara sıva yapmak, verf op de muur - duvara boya sürmek, duvarı boyamak, II gs, sürmek, (yüzeyinde) gezdirmek, sıvazlamak, met de hand over het haar - elini saçlarında gezdirmek, met de prijs - ödülle gitmek, ödülü alıp gitmek, ödül almak -STRIJKGOED: h, ütülenecek elbiseler -STRIJKIJZER: h, (-s) ütü, een elektrisch- elektrikli ütü -STRIJKINSTRUMENT: h, (- en) yaylı çalgı -STRIJKJE: h, (-s) muz/müz (küçük) yaylı çalgılar orkestrası -STRIJKKWARTET: h, (- ten) muz/müz yaylı çalgılar kuarteti -STRIJKMUZIEK: d, muz/müz yaylı çalgılar müziği -STRIJKORKEST: h, (- en) muz/müz yaylı çalgılar orkestrası -STRIJKPLANK: d, (- en) ütü masası -STRIJKSTOK: d, (- ken) muz/müz yay, er blijft veel aan de - hangen aracı da aradan alır payını, insanlar başka amaca ayrılan parayı çoğu kez cebe indirirler -STRIK: d, (- ken) 1 düğüm, ilmik, 2 (valstrik) kapan, tuzak, iemand een - spannen birine tuzak kurmak, 3 (v, lint) papiyon, foyonk papyon, (das) kravat, kelebek kravat -STRIKKEN: f, g, (strikte, h, gestrikt) 1 kelebek şeklinde bağlamak, 2 (vangen) tuzağa düşürmek -STRIKT: s, z, (zorgvuldig) özenli, titiz, (streng) sıkı, katı, kesin, - geheim kesin saklı sır, - genomen ciddiyetle ele alındığında, titizlikle bakıldığında -STRIKVRAAG: d, (...vragen) şaşırtıcı soru, tuzak soru -STRINGENT: s, zorlayıcı, bağlayıcı -STRIP: d, (- s, - pen) 1 şerit, landings- iniş şeridi, 2 (beeldroman) resimli hikaye serisi -STRIPBOEK: h, (- en) çizgi hikaye kitabı -STRIPFIGUUR: h, (...guren) çizgi hikaye kahramanı -STRIPPEN: I f, gs, (stripte, h, gestript) striptizlik yapmak, II g, kullanılmayan şeyleri atmak -STRIPPENKAART: d, (- en) (kullanıldıkça mühürlenen) otobüs bileti, tramvay bileti, metro bileti -STRIPTEASE: d, striptiz -STRIPVERHAAL: h, (...halen) çizgi hikaye, resimli öykü -STRO: h, saman -STROACHTIG: s, saman gibi, samanımsı -STROBLOEM: d, (- en) bot, samançiçeği -STROBREED: iemand geen - in de weg leggen birinin işine karışmamak, birinin tavuğuna kış dememek -STRODAK: h, (- en) saz dam, kamış dam -STRODEKKER: d, (-s) damlara saz/kamış döşeyici -STROEF: s, z, (stroever,- st) 1 (v, oppervlakte) pürüzlü, pürtüklü, pütürlü, 2 (niet glijdend) ağır, ağır kayan, hand/tic durgun, hareketsiz, 3 (niet vlot) zor, akıcı olmayan, ağır dilli, 4 (onvriendelijk) haşin, sert, sevimsiz, asık, een - gezicht asık surat -STROFE: d, (-n) (şiirde) kıta, bent -STROFISCH: s, kıtalara ayrılmış, bentlere ayrılmış -STROGEEL: s, saman sarısı -STROHALM: d, (- en) saman çöpü, saman sapı, zich aan een - vasthouden (vastklampen) denize düşüp yılana sarılmak -STROHOED: d, (- en) hasır şapka -STROKARTON: h, saman karton -STROKEN: f, gs, (strookte, h, gestrookt) - met uymak, uyuşmak, dat strookt niet met elkaar birbirine uymuyor -STROMAN: d, (- nen) korkuluk, bostan korkuluğu, fig/mec kukla, maşa -STROMATRAS: d, h, hasır yatak -STROMEN: f, gs, (stroomde, h/is gestroomd) 1 (v, rivier) çağlaya çağlaya akmak, sel gibi akmak, het bier stroomde op het feestje eğlencede bira su gibi akıyordu, (tranen) bulgur bulgur göz yaşı dökülmek, çeşme gibi akmak, 2 (v,personen) akın etmek, kitle halinde gitmek -STROMEND: s, akar, akan, - water akarsu -STROMING: d, (- en) 1 (v, water) akıntı, (v, lucht) cereyan, 2 fig/mec (heersende denkwijze) akım -STROMPELEN: f, gs, (strompelde, h/is gestrompeld) sendelemek, sendeleyerek yürümek/gitmek, yampiri yampiri gitmek, -STRONK: d, (- en) (v, plant) koçan, kök, (v, boom) kütük -STRONT: d, (plat/argo) 1 (faecalién) bok, pislik, dışkı, - kever bokböceği, 2 (ruzie) kavga, hırgür, dalaş -STRONTEIGENWIJS: s, süper dik kafalı, okunun doğrusuna giden -STRONTJE: h, (-s) (gözde) arpacık -STRONTVERVELEND: s, çok sıkıcı -STROOIBILJET: h, (- ten) el ilanı -STROOIEN: I s, hasırdan II f, g, (strooide, h, gestrooid) saçmak, serpmek, dağıtmak, suiker over iets - bir şeyin üzerine şeker serpmek -STROOISEL: h, serpilen şey, (stro) saman, ot -STROOIZOUT: h, (buz ve kar için) serpilen yol tuzu -STROOK: d, (stroken) (v, stof) uzun şerit, sırım, fırfır, dar parça, een - land dar ve uzun arazi, een rok met stroken fırfırlı etek, de middelste - iki yol arasında uzanan çimenlik -STROOM: d, (stromen) 1 (v, water) sel, akıntı, de - volgen akıntıya kapılmak, tegen de - oproeien akıntıya karşı kürek çekmek, 2 elek, akım, ceryan, magnetische - manyetik akım, 3 fig/mec akın, sel, een - van vluchtelingen ilticacı akını, een - van mensen insan seli, -STROOMAFWAARTS: z, akıntıya doğru -STROOMKRING: d, (- en) elek, devre -STROOMLIJNEN: f, g, (stroomlijnde, h, gestroomlijnd) akış çizgisi biçimi vermek, aerodinamik şekil vermek -STROOMOPWAARTS: z, akıntıya karşı, akıntıya yukarı -STROOMRICHTING: d, (- en) akıntı yönü -STROOMSNELHEID: d, (...heden) akıntı hızı -STROOMSTORING: d, (- en) cereyan kesilmesi -STROOMVERBRUIK: h, elektrik tüketimi -STROOMVERSNELLING: d, (- en) (plaats) hızlı akıntı yeri -STROOMWISSELAAR: d, (-s) elek, çevirgeç, komütatör -STROOP: d, (stropen) pekmez, pelte, meyve ezmesi, (vloeibaar) şurup, şerbet, iemand - om de mond smeren birinin ağzına bir parmak bal çalmak, ağzına bir parmak bal sürmek -STROOPLIKKER: d, (-s) dalkavuk, el etek öpen, yaltakçı, yağcı -STROOPPOT: d, (- ten) pekmez kavanozu, pekmezlik -STROOPTOCHT: d, (- en) haydutluk/yol kesme seferi -STROOTJE: h, (-s) saman çöpü, over een - vallen kıyameti koparmak, kıyametler koparmak -STROP: d, (- pen) 1 ip, darağacı ipi, tot de - veroordelen idama makum etmek, (voor wild) kement, 2 (tegenvaller) zarar, dejavantaj -STROPAPIER: h, saman kağıt -STROPDAS: d, (- sen) kravat -STROPEN: I f, g, (stroopte, h, gestroopt) (huid) yüzmek, soymak, kavlatmak, sıyırmak, II gs, (jagen, vissen) yasak bölgede avlanmak, (zwerven) çapul etmek, talan etmek -STROPER: d, (-s) 1 izinsiz avcı, 2 (rover) çapulcu, talancı, yağmacı -STROPERIJ: d, (- en) izinsiz avcılık, (roverij) çapulculuk, talancılık -STROPOP: d, (- nen) korkuluk, bostan korkuluğu, fig/mec kukla, maşa -STROPPEN: f, g, (stropte, h, gestropt) tuzağa düşürmek, tuzakla yakalamak -STROT: d, (- ten) anat, boğaz, gırtlak, iemand bij de - grijpen birini gırtlaklaınak, birinin gırtlağına sarılmak, het komt me de - uit gırtlağıma geldi, bıktım -STROTTENHOOFD: h, (- en) anat, (arneks) gırtlak, hançere -STROZAK: d, (- ken) ot minder -STRUBBELING: d, (- en) 1 (moeite) zahmet, külfet, 2 (twist) problem, uyuşmazlık, sorun -STRUCTUREEL: s, z, yapısal, yapıyla ilgili, de structurele taalwetenschap yapısal dilbilim -STRUCTUREREN: f, g, (structureerde, h, gestructureerd) yapısal bir bütünlük kazandırmak, yapılandırmak, kurmak, -STRUCTUUR: d, (...turen) yapı, strüktür, bünye -STRUCTUURPLAN: h, (- nen) (planologie) ana plan, (v, stad) şehir planı, econ/ekon ekonomik kalkınma planı -STRUCTUURVERF: d, pürtüklü duvar boyası, kalın duvar boyası -STRUIF: d, (struiven) omlet, yumurtalı kaygana -STRUIK: d, (- en) bot, çalı -STRUIKELBLOK: h, (- ken) engel, mania -STRUIKELEN: f, gs, (struikelde, h/is gestruikeld) 1 düşeyazmak, sendelemek sürçmek, tökezlemek, - over een steen taşa tökezlemek, tökezleyip düşeyazmak, fig/mec - over zijn woorden pepelemek, dili tutuklaşmak, 2 (bij examen) takılmak, kalmak,çakmak, 3 fig/mec (fout maken) yanılmak, hata yapmak -STRUIKELING: d, (- en) sendeleme, tökezleme -STRUIKGEWAS: h, 1 çalılık, fundalık, 2 (plantesoort) çalı -STRUIKHEIDE: d, bot, süpürge otu -STRUIKROVER: d, (-s) yol kesen, haydut, karmanyolacı, soyguncu -STRUINEN: f, gs, (struinde, h, gestruind) arayarak dolaşmak, arayarak gezmek -STRUIS: s, z, (- er, - t) sağlam yapılı, iri, boylu boslu, heybetli II d, (-s) zo, devekuşu -STRUISVEER: d, (...veren) devekuşu tüyü -STRUISVOGEL: d, (-s) zo, devekuşu -STRUISVOGELPOLITIEK: d, devekuşu politikası -STRUMA: d, med/tıb guatr, guşa -STRUWEEL: h, (...welen) çalılık -STRYCHNINE: d, scheik/kim striknin, kargabüken özü -STUC: h, sıva harcı, sıva -STUDEERKAMER: d, (-s) çalışma odası -STUDEERVERTREK: h, (- ken) çalışma odası -STUDENT: d, (- en) öğrenci, talebe, mektepli -STUDENTENALMANAK: d, (- ken) öğrenci yıllığı -STUDENTENCORPS: h, (...corpora) öğrenciler birliği, öğrenci derneği -STUDENTENFLAT: d, (-s) öğrenci yurdu -STUDENTENHAVER: d, badem ve kuruüzüm karışımı -STUDENTENKORPS: h, (...corpora) öğrenciler birliği, öğrenci derneği -STUDENTENLEVEN: h, öğrencilik yaşamı, öğrenci hayatı -STUDENTENSOCIETEIT: d, (- en) öğrenciler kulübü -STUDENTENVERENIGING: d, (- en) öğrenci derneği -STUDENTIKOOS: s, z, öğrenci gibi, öğrenciye özgü -STUDEREN: f, gs, (studeerde, h, gestudeerd) 1 (als student) okumak, tahsil etmek, yüksek okula devam etmek, hij studeert voor ingenieur mühendislik dalında okuyor, mühendislik tahsili yapıyor, rechten - hukuk okumak, hukuk tahsili yapmak, voor leraar - öğretmenlik eğitimi yapmak, een gestudeerde vrouw okumuş bir bayan, kendini yetiştirmiş bir bayan, 2 (voor examen) çalışmak, ders hazırlamak, ders yapmak, 3 incelemek, araştırmak, çalışmak, (in de) letteren - edebiyatla ilgili inceleme yapmak, 4 alıştırma yapmak (op de) piano - piyano öğrenmek, 5 (peinzen) üzerinde düşünmek, üzerinde kafa yormak, okumak, öğrenimini yapmak, geschiedenis - tarih tahsili yapmak, tarih öğrenimi yapmak, -STUDIE: d, (- s, ...dien) 1 (op school) öğrenim, tahsil, de medische - tıp öğrenimi, 2 (onderzoek) inceleme, tetkik, araştırma, çalışma, een - maken van iets bir şeyi incelemek, - over de islam islam üzerine incelemeler, 3 (v, les) hazırlık, çalışma -STUDIEBEURS: d, (...beurzen) öğrenim bursu, öğrenci bursu -STUDIEBOEK: h, (- en) ders kitabı -STUDIEDAG: d, (- en) bir konuyu inceleme toplantısı -STUDIEFINANCIERING: d, eğitim finansmanı -STUDIEFONDS: h, (- en) öğrenci fonu -STUDIEHOOFD: h, (- en) başarılı öğrenci -STUDIEJAAR: h, (...jaren) öğretim yılı, öğrenim yılı, tahsil yılı, in het tweede - zijn ikinci sınıfta olmak, ikinci sınıfta okumak -STUDIEKOSTEN: d, mv/çoğ öğrenim giderleri, tahsil masrafları -STUDIEPAKKET: h, (- ten) ders paketi -STUDIEREIS: d, (...reizen) inceleme/araştırma gezisi -STUDIERICHTING: d, (- en) branş, dal, öğrenim dalı -STUDIETIJD: d, öğrenim/tahsil süresi -STUDIO: d, (-s) stüdyo -STUDIO-OPNAME: d, (n, - s) stüdyoda çekim -STUF: h, lastik, silgi -STUFF: d, uyuşturucu maddeler -STUG: s, z, (- ger, - st) 1 (v, materiaal) sert, katı, pek, eğilmez, bükülmez, esnemez, işlenmesi zor, 2 (v, weer) kötü, elverişsiz, 3 (v, personen) çekingen, uzak duran, geçinilmez, 4 (flink) enerjik, hamarat, hareketli, gayretli, - doorwerken hamaratça çalışmak, 5 hand/tic durgun, cansız, ölü, hareketsiz, 6 (moeilijk te geloven) inanılması zor/güç -STUIFMEEL: h, çiçek tozu -STUIFZAND: h, 1 ince kum, 2 (- en) kumluk, kumsal -STUIFZWAM: d, (- men) bot, kurtmantarı -STUIP: d, (- en) kramp, kas kasılması, adale gerilmesı, zich een - lachen gülmekten katılmak, katıla katıla gülmek, gülmekten kasıkları çatlamak, iemand de - en op het lijf jagen birinin ödünü patlatmak -STUIPTREKKING: d, (- en) adale kasılması -STUIT: d, (- en) anat, kıç, makat, op zijn - vallen kıçının üstüne düşmek -STUITBEEN: h, (...deren) anat, kuyruksokumu kemiği, kuyruk kemiği -STUITEN: I f, g, (stuitte, h, gestuit) (tegenhouden) engellemek, durdurmak, önlemek, kösteklemek, önünü almak, II gs, (-, is -) 1 (ontmoeten) - op -(y)a/e rastlamak, karşılaşmak, op verzet - direnmeyle karşılaşmak, op moeilijkheden - zorluklarla karşılaşmak, ik stuitte op moeilijkheden zorluklarla karşılaştım, 2 - tegen -(y)a/e çarpmak, çarpıp sıçramak, çarpıp sekmek, de bal stuit niet meer top artık sıçramıyor, dat stuit mij tegen de borst hoşuma gitmiyor, zıddıma gidiyor -STUITEND: s, gücendirici, gıcık -STUITER: d, (-s) bilye -STUITEREN: f, gs, (stuiterde, h, gestuiterd) bilye/misket oynamak -STUITLIGGING: d, (- en) çocuğun dölyatağında ters dönmesi -STUIVEN: I f, gs, (stoof, h/is gestoven) 1 tozmak, uçuşmak, tozumak, 2 fig/mec hij stoof uit het huis evden toz oldu, II g, (-, h, -) (doen opwaaien) tozutmak, toza boğmak, ortalığı toza vermek -STUIVER: d, (-s) 1 beş kuruş, 2 (geld) para, een aardige - verdienen epeyce para yapmak, ik heb geen - beş parasızım, züğürtüm -STUK: I h, (- ken) 1 parça, kısım, bölüm, in - ken scheuren parça parça yırtıp parçalamak, een - vlees parça et, - voor - parça parça, didik didik, 2 (lap) yama, parça, ek, 3 (kanon) top, 4 schaak/satr taş, 5 (geschrift, akte) belge, delil, hand/tic senet, tahvil, kıymetli evrak, met - ken bewijzen belgelerle kanıtlamak, 6 (schilderstuk) resim, tablo, 7 thea/tiy een toneel- tiyatro oyunu, een muziek- müzik parçası, kompozisyon, eser, 8 bij - jes en beetjes adım adım, yavaş yavaş, ağır ağır, biraz biraz, een lekker - parça, fıstık, yosma, het is - ken beter biraz daha iyi, hij is nu een - verder şimdi biraz daha ileride, het is hier - ken goedkoper burası biraz daha ucuz, een - of tien aşağı yukarı on, een - in zijn kraag hebben zilzurna sarhoş olmak, pilot olmak, leyla olmak, kör kütük sarhoş olmak, twee gulden per- parça başı iki gulden, per - verkopen parça parça satmak, van zijn - raken şaşkına dönmek, feleği şaşmak, kendinden geçmek, op zijn - blijven staan vazgeçmemek, direnmek, - voor yavaş yavaş, adım adım, tek tek II s, z, (kapot) kırık, bozuk, (gescheurd) yırtık, delik -STUKADOOR: d, (-s) sıvacı -STUKADOORSWERK: h, sıva işi -STUKBREKEN: I f, g, (brak stuk, h, stukgebroken) kırmak, parçalamak, parçalara ayırmak, II gs, (-, is -) parçalanmak, kırılmak, parça parça olmak -STUKEN: (stuukte, h, gestuukt) sıvamak, sıva vurmak -STUKGAAN: f, gs, (ging stuk, is stukgegaan) parçalanmak, ufalanmak, kırılmak -STUKGOEDEREN: d, mv/çoğ parça mallar -STUKGOOIEN: f, g, (gooide stuk, h, stukgegooid) atıp parçalamak, atıp kırmak -STUKLOON: h, parça başı ücret -STUKLOPEN: I f, gs, (liep stuk, h, stukgelopen) (misgaan) bozulmak, II g, yürüyerek eskitmek/yırtmak -STUKMAKEN: f, g, (maakte stuk, h, stukgemaakt) kırmak, parçalamak, parça parça yapmak, ufalamak, parçalara bölmek -STUKSCHEUREN: f, g, (scheurde stuk, h, stukgescheurd) yırtmak, yırtıp parçalamak -STUKSGEWIJS: z, parça parça, tek tek -STUKSLAAN: f, g, (sloeg stuk, h, stukgeslagen) vurup parçalamak, fig/mee veel geld - çok para harcamak, çok para ezmek -STUKVALLEN: f, gs, (viel stuk, is stukgevallen) düşüp parçalanmak, düşüp kırılmak -STUKWERK: h, parça başı iş, parça iş -STUKWERKER: d, (-s) parça başı iş yapan kimse -STULP: d, (- en) kulübe ev, fakirhane -STUMPER: d, zavallı, garip -STUMPERT: d, zavallı, garip -STUMPERIG: s, z, zavallı, perişan, sefil -STUNT: d, (-s) spekülasyon iş, hüner/maharet gösterisi -STUNTAANBIEDING: d, (- en) büyük indirim -STUNTEL: d, (-s) sakar, çolpa, beceriksiz kimse -STUNTELEN: f, gs, (stundelde, h, gestunteld) beceriksizce iş görmek, beceriksizce uğraşmak -STUNTELIG: s, (onhandig) sakar, beceriksiz, çolpa, elinden iş gelmez -STUNTEN: f, gs, (stuntte, h, gestunt) (ilgi çekmek için tehlikeli) hüner gösterisi yapmak -STUNTMAN: d, (- nen) tehlikeli sahne dublörü -STUNTPRIJS: d, (...prijzen) sudan ucuz fiyat, çok ucuz fiyat -STUPIDE: s, aptal, budala, gerzek, salak -STUREN: I f, g, (stuurde, h, gestuurd) 1 (zenden) göndermek, yollamak, naar school - okula yollamak, 2 (auto) sürmek, hij stuurde zijn auto naar rechts arabasını sağa sürdü, scheep/den sevk etmek, dümen kullanmak, bir yöne sevketmek, II gs, 1 scheep/den dümen tutmak, - naar -(y)a/e dümeni çevirmek, 2 mag ik -? ben sürebilir miyim? ben kullanabilir miyim? -STUT: d, (- ten) 1 (balk) kiriş, payanda, destek, direk, 2 (steun) fig/mec dayanak, destek -STUTTEN: f, g, (stutte, h, gestut) dayamak, desteklemek, diremek, payanda vurmak -STUUR: h, (sturen) 1 (voorwerp) direksiyon, 2 scheep/den dümen, fig/mec het - in handen nemen idareyi ele almak -STUURAS: d, (- sen) direksiyon mili -STUURBEKRACHTIGING: d, (- en) kuvvetli direksiyon, servo direksiyon -STUURBOORD: h, scheep/den geminin sağ tarafı -STUURCABINE: d, (-s) sürücü kabini, scheep/den kaptan kabini, (uçakta) pilot kabini -STUURGROEP: d, (- en) tavsiye ve yönlendirme grubu/komitesi -STUURHUT: d, (- ten) 1 scheep/den kaptan kabini, 2 (uçakta) pilot kabini -STUURINRICHTING: d, (- en) kumanda mekanizması -STUURLOOS: s, kontrolsuz, kontrol dışı, kontroldan çıkmış -STUURMAN: d, (...lieden, ...lui) scheep/den dümencı -STUURMANSKUNST: d, dümencilik -STUURS: s, z, (- er, meest -) asık, turşu gibi, haşin, sert, somurtkan, sevimsiz, een - gezicht turşu gibi surat -STUURSCHAKELING: d, (- en) vites kolu, vites -STUURSTOEL: d, (- en) (uçakta) pilot koltuğu -STUW: d, (- en) su bendi, baraj -STUWADOOR: d, (-s) scheep/den yükleme veya boşaltma işçisi, istifçi -STUWAGE: d, scheep/den istif -STUWDAM: d, (- men) baraj, su bendi, -STUWEN: f, g, (stuwde, h, gestuwd) 1 (voortstuwen) ileriye sürmek, sevketmek, (bloed) tazyik etmek, pompalamak, 2 scheep/den istif etmek, yığmak, yerleştirmek -STUWING: d, (- en) itme, itici güç -STUWER: d, (-s) scheep/den istifçi -STUWKRACHT: d, (- en) itici güç -STUWMEER: h, (...meren) bent gölü, büğet göl -STUWWAL: d, (- len) buzultaş -SUBAFDELING: d, (- en) altbölüm -SUBAGENT: d, (- en) hand/tic yardımcı temsilci, acente yardımcısı -SUBALTERN: s, ast, alt -SUBCATEGORIE: d, (- en) alt kategori -SUBCOMITE: h, (-s) alt komite -SUBCOMMISSIE: d, (-s) alt komisyon -SUBCULTUREEL: s, altkültürel, altkültüre ait, altkültürsel -SUBCULTUUR: d, (...turen) altkültür, altekin -SUBGROEP: d, (- en) alt grup -SUBIET: s, z, 1 aniden, birden, ansızın, apansız, 2 (dadelijk) hemen, derhal -SUBJECT: h, (- en) taalk/dilb fil/fel fail, yapan, eden, işleyen, amil -SUBJECTIEF: s, 1 sübjektif, nesnelerin kendi gerçeği yerine, failin düşünce ve duygularına dayanan, şahsi, ferdi -SUBJECTIVITEIT: d, failiyet, yapanın işleyenin hali, -SUBJUNCTIEF: d, (...tieven) taalk/dilb isteme kipi -SUBLIEM: s, z, yüce, ulu, ulvi -SUBLIMAAT: h, (...maten) scheik/kim süblime, aksülümen -SUBLIMEREN: f, g, (sublimeerde, h, gesublimeerd) 1 psych/psik yüceltmek, asilleştirmek, 2 scheik/kim süblimleştirmek, gaza dönüştürmek -SUBSIDIAIR: s, yerine, karşılık olan, mukabil -SUBSIDIE: d, h, (-s) mali yardım, parasal destek -SUBSIDIEREN: f, g, (subsidieerde, h, gesubsidieerd) mali yardım yapmak, parasal destek olmak, finanse etmek -SUBSTANTIE: d, (-s) 1 fil/fel töz, cevher, 2 (stof) madde, özdek, 3 (kern) asıl, öz, esas, in - esasen, özünde -SUBSTANTIEEL: s, (...tieler, - st) 1 fil/fel tözel, 2 (hoofdzakelijk) önemli, esaslı -SUBSTANTIEF: h, (...tieven) taalk/dilb isim -SUBSTANTIVEREN: f, g, (substantiveerde, h, gesubstantiveerd) isimleştirmek -SUBSTITUEREN: f, g, (substitueerde, h, gesubstitueerd) 1 (vervangen) yerine geçmek, 2 jur/huk (persoon) vekil tayin etmek, vekil etmek -SUBSTITUTIE: d, (-s) yerini alma, yerine geçme, ikame -SUBSTITUUT: I d, (...tuten) vekil, muavin, II h, (vervangmiddel) yerine geçen şey -SUBSTRAAT: h, (...straten) alttabaka -SUBTIEL: s, fark edilmesi zor, anlaşılması hassaslık gerektiren, (fijn) ince, çok küçük, een - verschil ince bir fark -SUBTROPEN: d, mv/çoğ astropika -SUBTROPISCH: s, astropikal -SUBVERSIEF: s, yıkıcı, otorite sarsıcı -SUCCES: I h, (- sen) başarı, muvaffakiyet, met - başarıyla, - hebben başarılı olmak, geen - hebben başarısız olmak, II ünl, -! başarılar! -SUCCESFILM: d, (-s) başarılı film -SUCCESNUMMER: h, (-s) başarılı şarkı vb, -SUCCESSIE: d, (-s) ardıllık, silsile, sıra -SUCCESSIEBELASTING: d, (- en) veraset ve intikal vergisi, kalıt vergisi -SUCCESSIEF: s, ardıl, birbirini izleyen, silsile halinde olan -SUCCESSIERECHT: h, (- en) veraset ve intikal vergisi, kalıt vergisi -SUCCESSIEVELIJK: z, sıra ile, birbiri ardından -SUCCESVOL: s, z, başarılı, başarı dolu -SUDDEREN: f, g, (sudderde, h, gesudderd) ağır ağır pişmek -SUDDERLAPJE: h, (-s) yavaş pişecek et -SUEDE: h, süet -SUFS: z, (- fer, - st) miskin, uyuşuk, sersem -SUFFEN: f, gs, (sufte, h, gesuft) 1 (dof v, geest zijn) ruhu ölmek, ruhu körelmek, miskinleşmek, uyuşuklaşmak, 2 (peinzen) uyuklamak, dalgınlaşmak, pineklemek, wat zit je daar te -? midye mi çıkarıyorsun? -SUFFERD: d, (-s) dalgın, miskin, uyuşuk -SUFFIG: s, z, dalgın, miskin, uyuşuk -SUFFIX: h, (- en) taalk/dilb sonek, sontakı -SUFKOP: d, (- pen) dalgın, miskin, uyuşuk -SUGGEREREN: f, g, (suggereerde, h, gesuggereerd) 1 telkin etmek, aklına sokmak, aşılamak, 2 (opperen) önermek, teklif etmek -SUGGESTIE: d, (-s) 1 telkin, aşılama, 2 (voorstel) teklif, öneri -SUGGESTIEF: s, z, 1 telkine yönelik, 2 (beelden oproepend) manalı, imalı -SULCIDE: d, intihar -SUIKER: d, (-s) 1 şeker, je bent toch niet van - şekermisin eriyecek! 2 (ziekte) şeker hastalığı - hebben şekeri olmak, şeker hastalığı olmak -SUIKERBAKKER: d, (-s) şekerci, tatlıcı -SUIKERBIET: d, (- en) şeker pancarı -SUIKERBOON: d, (...bonen) (gesuikerde amandel) badem şekeri -SUIKERFABRIEK: d, (- en) şeker fabrikası -SUIKERGEHALTE: h, şeker miktarı, şeker oranı -SUIKERGOED: h, şekerleme -SUIKERKLONTJE: h, (-s) kesme şeker -SUIKERLEPELTJE: h, (-s) şeker kaşığı -SUIKEROOM: d, (-s) zengin amca -SUIKERPATIENT: d, (- en) şeker hastası -SUIKERPOT: d, (- ten) şekerlik -SUIKERRAFFINADERIJ: d, (- en) şeker rafinesi, şeker fabrikası -SUIKERRIET: h, şekerkamışı -SUIKERSPIN: d, (- nen) pamuk helva -SUIKERTANTE: d, (-s) zengin teyze, miraslı teyze -SUIKERVRIJ: s, şekersiz -SUIKERWATER: h, şerbet -SUIKERZAKJE: h, (-s) şeker paketi -SUIKERZIEKTE: d, med/tıb şeker hastalığı, diyabet -SUIKERZOET: s, şeker gibi, tatlı -SUITE: d, (-s) muz/müz süit, (kamers) küçük daire -SUIZELING: d, (- en) 1 çınlama, 2 (duizeligheid) sersemlik, baş dönmesi -SUIZEN: f, gs, (suisde, h, gesuisd) çınlamak, vınlamak, (wind) vızıldamak, cıvlamak -SUIZING: d, (- en) çınlama, - in de oren kulak çınlaması -SUJET: h, (- ten) birey, fert -SUKADE: d, şekerlenmiş limon kabuğu -SUKKEL: d, (-s) (onhandig persoon) beceriksiz, sakar, çolpa, aciz, zavallı, aan de - zijn hastalıklı olmak -SUKKELAAR: d, (-s) beceriksiz, sakar, çolpa, zavallı, aciz herıif -SUKKELDRAF: d, ağır, op een - je ağır ağır -SUKKELEN: f, gs, (sukkelde, h, gesukkeld) 1 (ziek zijn) hasta gibi olmak, hastalıktan kurtulamamak, sürekli hasta olmak, 2 zorlukla karşılaşmak, bocalamak, zorluk çekmek, güçlük çekmek, - met wiskunde matematikte güçlük çekmek, - met de talen dil dersleriyle sorunu olmak, 3 (-, is -) (lopen) ağır ağır ilerlemek, yavaş yavaş yürümek -SUKKELGANGETJE: h, (-s) ağır ağır gidiş -SUL: d, (- len) safdil, ahmak, budala, bön, hıyar -SULFAAT: h, (...faten) scheik/kim sülfat -SULLIG: s, z, aptal, budala, hıyar, dangalak -SULTAN: d, (-s) sultan, padişah -SULTANAAT: h, (...naten) sultanlık, padişahlık, saltanat -SULTANE: d, (-s) hanım sultan, valide sultan -SUMAK: d, bot, sumak, somak -SUMERIE: Sümer -SUMMIER: s, z, kısa özetlenmiş, kısaca -SUMMUM: h, doruk, zirve, het is het - van gerigheid cimriliğin daniskası -SUPERBENZINE: d, süper benzin -SUPERIEUR: I s, z, daha yüksek, daha üstün, (uitstekend) iyi, pek iyi, şahane, ala, II d, (- en) şef, rütbece üstün olan -SUPERIORITEIT: d, üstünlük -SUPERIORITEITSGEVOEL: h, (- ens) üstünlük duygusu -SUPERLATIEF: d, (...tieven) taalk/dilb en üstünlük derecesi -SUPERMACHT: d, (- en) süper güç, süper devlet -SUPERMARKT: d, (- en) süperrnarket -SUPERNATURALISME: h, doğaüstücülük -SUPERNATURALIST: d, (- en) doğaüstücü -SUPERSONISCH: s, z, sesüstü, sesten hızlı -SUPERVISIE: d, denetleme, teftiş, kontrol -SUPPLEMENT: h, (- en) 1 ek, ilave, ilave sayfa, 2 geom, bütünler açı -SUPPLEMENTAIR: s, tamamlayıcı, bütünleyici -SUPPLETIE: d, (-s) ek -SUPPOOST: d, (- en) müze bekçisi -SUPPORT: h, (-s) destek, yardım -SUPPORTER: d, (-s) taraftar, destekçi -SUPREMATIE: d, yücelik, ululuk, en yüksek otorite -SURFEN: f, gs, (surfte, h, gesurft) su kayağı yapmak -SURFER: d, (-s) (erker) su kayakçısı, -SURFPLANK: d, (- en) su kayağı -SURFSTER: d, (-s) (bayan) su kayakçısı -SURINAAMS: I Surinam dili, Surinama ait, II h, -SURINAAMSE: d, (-n) (bayan) Surinamlı -SURINAME: Surinam -SURINAMER: d, (-s) (erkek) Surinamlı -SURPLUS: h, fazlalık, fazla miktar, artık, kalan -SURPRISE: d, (-s) sürpıiz, sürpriz hediye -SURREALISME: h, gerçeküstücü!ük, sürrealizm -SURREALIST: d, (- en) gerçeküstücü, sürrealist -SURROGAAT: h, (...gaten) düşük kalitede bir şeyin yerine yapılmış madde, taklit madde, yerine geçen şey, een - voor koffie kahve taklidi, taklit kahve -SURSEANCE: d, (-s) moratoryum, erteleme, geri bırakma -SURVEILLANCE: d, gözetim, nezaret -SURVEILLANT: d, (- en) gözetçi, nöbetçi, yatılı yurt gözetçisi -SURVEILLEREN: f, g, (surveilleerde, h, gesurveilleerd) gözetlemek, nezaret etmek, kontrol altında bulundurmak, denetlemek -SUSSEN: f, g, (suste, h, gesust) fig/mec sakinleştirmek, yatıştırmak, teskin etmek -S.V.P afk/kıs sil vous plait lütfen -SWASTIKA: d, (-s) Nazilerin sembolü -SWEATER: d, (-s) süveter -SWINGEN: f, gs, (swingde, h, geswingd) sving yapmak, sving dansı yapmak -SWITCHEN: f, gs, (switchte, h, geswitcht) 1 sp, yer değiştirmek, 2 (omschakelen) van ene onderwerp naar de andere - bir konudan diğerine geçmek -SYFILIS: d, med/tıb frengi, sifilis -SYLLABE: d, (-n) hece, seslem -SYLLABUS: d, (...labi) kitap veya ders özeti -SYMBIOSE: d, biol/biyo ortakyaşama, simbiyoz -SYMBOLIEK: d, sembolik, simgecilik -SYMBOLISCH: s, z, sembolik, sembolik olarak, simgesel, simge kabilinden, -SYMBOLISEREN: f, g, (symboliseerde, h, gesymboliseerd) simgelemek, simgelerle ifade etmek, sembolize etmek, -SYMBOOL: h, (...bolen) sembol, simge, rumuz, işaret, nişan -SYMFONIE: d, (...nieen) muz/müz senfoni -SYMFONIEORKEST: h, (- en) senfoni orkestrası -SYMFONISCH: s, z, senfonik -SYMMETRIE: d, simetri, bakışım -SYMMETRISCH: s, z, simetrik, bakışımlı -SYMPATHIE: d, (...thieen) sempati, yakınlık, (medegevoel) duygudaşlık -SYMPATHIEK: s, z, sempatik, hoş, sevimli, hoşa giden, cana yakın -SYMPATHISANT: d, (- en) sempatizan, duygudaş -SYMPATHISEREN: f, gs, (sympathiseerde, h, gesympathiseerd) - met iemand birine sempati duymak, birine yakınlığı olmak -SYMPOSIUM: h, (...posia) sempozyum, sunulu tartışma -SYMPTOMATISCH: s, semptomik -SYMPTOOM: h, (...tomen) araz, belirti, semptom -SYNAGOGE: d, (-n) yahudi tapınagı, sinagog, havra -SYNCHRONISATIE: d, (-s) eşzamanlılık, eşsürem -SYNCHRONISEREN: f, g, (synchroniseerde, h, gesynchroniseerd) eşlemek, eşzamanlamak, eşzamana uydurmak -SYNCHROON: s, z, eşzamanlı, eşsüremli, eşlemeli -SYNCOPE: d, (- s, - n) 1 muz/müz senkop, 2 taalk/dilb içses düşmesi -SYNDICAAT: h, (...caten) 1 kartel, 2 (vakvereniging) vero/eski sendika, birlik -SYNDROOM: h, (...dromen) hastalık belirtilerinin bütünü, -SYNONIEM: I s, z, eşanlamlı, eşmanalı, II h, eşanlamlı sözcük -SYNTAXIS: d, sözdizim, sentaks -SYNTHESE: d, (- n, - s) 1 sentez, 2 scheik/kim bireşim -SYNTHETISCH: s, z, sentetik, suni, yapay, bireşimli -SYRIE: Suriye -SYRIER: d, (-s) (erkek) Suriyeli -SYRISCHE: s, Suriyeye ait, -SYRISCHE: d, (-n) (bayan) Suriyeli -SYSTEEM: h, (systemen) sistem, dizge, düzen, zonder - werken sistemsiz çalışmak, -SYSTEMATIEK: d, sistem bilgisi, -SYSTEMATISCH: s, z, sistematik, sistemli, sisteme göre, usule uygun, -SYSTEMATISEREN: f, g, (systematiseerde, h, gesystematiseerd) sistemleştirmek, sistematize etmek -T: d, (-s) t harfi, -TAAI: s, z, 1 (niet zacht) kart, sert, zo - als leer kösele gibi sert, 2 (v, vloeistoffen) yapışkan, koyu, fig/mec (saai) sıkıcı, çetin, cansıkıcı, het is een - boek sıkıcı bir kitap, 3 (volhoudend) dayanıklı, dirençli, sırım gibi, hij is - sırım gibi biridir, een - geduld büyük sabır, hou je-! dayan! kendini koyverme! kendini bırakma! ouwe - e eski toprak, yaşlı ve dinç kimse -TAAITAAI: h, d, (- en) zencefilli çörek -TAAK: d, (taken) vazife, iş, görev, ödev, iemand een - opleggen (opgeven) birini bir işle görevlendirmek, birine görev vermek, dat is mijn - o benim işim, benim görevim, -TAAKOMSCHRIJVING: d, (- en) görev tarifi, görev tanımı -TAAKVERDELING: d, (- en) görev bölümü/dağılımı -TAAL: d, (talen) 1 dil, lisan, computer- bilgisayar dili, kompütür dili, een dode - ölü dil, moderne talen modern diller, de Nederlandse - Hollandaca, een rijke - zengin bir dil, de Turkse - Türkçe, Türk dili, de vreemde talen yabancı diller, - noch teken van iemand vernemen birinden hiç haber alamamak, 2 (wat iemand zegt) ifade, dil, de - van het lichaam bedenin dili -TAALATLAS: d, (- sen) dil atlası -TAALACHTERSTAND: d, dil geriliği -TAALBARRIERE: d, (-s) dil engeli, dil sorunu -TAALBEHEERSING: d, dile hakim olma -TAALBOEK: h, (- en) dil bilgisi kitabı -TAALCURSUS: d, (- sen) dil kursu -TAALEIGEN: h, dil özelliği -TAALFAMILIE: d, (-s) dil ailesi -TAALFOUT: d, (- en) dil yanlışı -TAALGEBIED: h, taalk/dilb dil alanı, -TAALGEBRUIK: h, dil kullanışı -TAALGELEERDE: d, (-n) dilbilimci, filolog -TAALGEVOEL: h, dil hissi, dil duygusu -TAALGIDS: d, (- en) dil kılavuzu/rehberi -TAALGRENS: d, (...grenzen) diller arası sınır, farklı dilleri konuşan bölgeler arası sınır -TAALGROEP: d, (- en) dil grubu -TAALKENNER: d, (-s) dilci -TAALKUNDE: d, dilbilim, filoloji, lengüistik -TAALKUNDIG: s, dilbilimsel, dilbilimi ile ilgili, - e ontleding dilbilimsel inceleme -TAALKUNDIGE: d, (-n) dilbilimci, filolog, lengüist, -TAALOEFENING: d, (- en) dil alıştırması -TAALONDERWIJS: h, dil eğitimi, -TAALONTWIKKELING: d, (- en) dil gelişimi -TAALPOLITIEK: d, dil politikası -TAALPSYCHOLOGIE: d, psikodilbilim -TAALREGEL: d, (-s) dil kuralı -TAALSCHAT: d, (- ten) söz varlığı, sözcük hazinesi -TAALSOCIOLOGIE: d, sosyodilbilim -TAALSTRIJD: d, dil çatışması -TAALSTUDIE: d, (- s,diën) dil çalışması -TAALUITING: d, (- en) yazılı/sözlü dille ifade -TAALVERARMING: d, dil fakirleşmesi -TAALVERGELIJKING: d, dil karşılaştırması -TAALVERRIJKING: d, dili zenginleştirme -TAALVERWANTSCHAP: d, dil akrabalığı -TAALVERWERVING: d, dil kazanımı -TAALWET: d, (- ten) dil yasası -TAALWETENSCHAP: d, (- pen) dilbilim, filoloji, lengüistik -TAALZUIVERAAR: d, (-s) arı dilci, özleştirmeci -TAALZUIVERING: d, ana dilcilik, dili özleştirme -TAAN: d, mazı tozu, tanen -TAANKLEURIG: s, açık kahverengi, esmer -TAART: d, (- en) 1 yaş pasta, 2 een oude - moruk kadın -TAARTJE: h, (-s) pasta -TABAK: d, (- ken) tütün, ergens - van hebben bir şeyden bıkmak, gına getirmek, gına gelmek, bıkkınlık gelmek, -TABAKSBELASTING: d, (- en) tütün vergisi -TABAKSCULTUUR: d, (...culturen) tütün yetiştirme, tütün kültürü -TABAKSBLAD: h, (- eren) tütün yaprağı -TABAKSDOOS: d, (...dozen) tütün kutusu -TABAKSFABRIEK: d, (- en) tütün fabrikası -TABAKSHANDEL: d, tütüncülük, tütün ticareti, -TABAKSMONOPOLIE: h, tütün tekeli -TABAKSPIJP: d, (- en) pipo -TABAKSPLANT: d, (- en) tütün bitkisi -TABAKSPLANTAGE: d, (-s) tütün tarlası -TABAKSPLANTER: d, (-s) tütün yetiştiricisi, tütün üretici -TABAKSPOT: d, (- ten) tabaka, tütün kutusu -TABAKSPRUIM: d, (- en) bir çiğnemelik tütün -TABAKSVEILING: d, (- en) tütün satışı -TABAKSZAK: d, (- ken) tütünlük, tütün kesesi -TABBAARD: Tabberd: d, (- s, - en) cüppe -TABEE: ünl, hoşça kal! -TABEL: d, (- len) tablo, cetvel -TABELLARISCH: s, z, cetvel gibi, cetvel halinde -TABELLEREN: f, g, (tabelleerde, h, getabelleerd) cetvel haline getirmek -TABERNAKEL: h, d, (- s, - en) kilisede kutsal ekmek dolabı, het feest der - en gül bayramı -TABLEAU: h, (-s) tablo, manzara, - vivant canlı resim -TABLET: d, h, (- ten) tablet -TABLETVORM: in - tablet halinde -TABOE: I s, dokunulması ve kullanılması uğursuz ve yasak sayılan şey, - verklaren yasak ilan etmek, een - doorbreken yasakları yıkmak, II h, d, (-s) yasak, uğursuz, -TABOERET: Tabouret: d, (- ten) tabure (arkasız ve küçük orta iskemlesi) -TABULATOR: d, (-s) cetvelleyici, -TACHOGRAAF: d, (...grafen) hız kaydedici, takograf -TACHOMETER: d, (-s) takometre, hız ölçer, -TACHTIG: sa, seksen -TACHTIGER: d, (-s) seksenlik -TACHTIGJARIG: s, sekseninde olan, seksen yaşında, seksenlik -TACHTIGSTE: sı, sa, sekseninci -TACKELEN: f, g, (tackelde, h, getackeld) çelme takmak -TACKLE: d, (-s) çelme -TACT: d, incelik, zarafet, zariflik, met - incelikle, nezaketle, kimseyi incitmeden -TACTICUS: d, (...tici) taktikçi -TACTIEK: d, (- en) taktik, van - veranderen taktik değiştirmek -TACTISCH: s, 1 taktik, taktiksel, taktiksel olarak, 2 (met tact) ince, iyi düşünülmüş, özenli -TACTLOOS: s, z, (...lozer, - t) patavatsız, kaba, nezaketten yoksun -TACTVOL: s, z, ince, nazik, zarif -TADZJIKISTAN: Tacikistan -TAF: d, h, (- fen) tafta, bir tür kumaş -TAFEL: d, (-s) 1 masa, een - reserveren in een restaurant bir lokantada masa ayırtmak, een ronde - yuvarlak masa, iets ter - brengen masaya getirmek, gündeme getirmek, een voorstel ter - brengen bir öneriyi gündeme getirmek, iets onder de - vegen/schuiven bir şeyi hasır atlı etmek, 2 (maaltijd) yemek, sofra, aan -! sofraya! yemeğe! de - afnemen sofrayı kaldırmak, de - dekken masayı açmak, sofrayı sermek, hazırlamak, om de - gaan zitten sorunun nasıl çözüleceğini görüşmek, 3 wisk/mat tablo, indeks, de - s van vermenigvuldiging çarpım tablosu, 4 (werk-) tezgâh, 5 scheiding van - en bed mal bölüşümü kesinleşmemiş boşanma, beslenme ve barınma ayrılığı, iaşe ve ibate ayrılığı, iemand onder de - drinken beraber içerek birini körkütük sarhoş etmek, de kaarten op - leggen kartlarını masaya açmak, niyetini ortaya koymak, aan de groene - zitten yönetimde bulunmak, bakanlık koltuğunda oturmak -TAFELBLAD: h, (- en) masa üstü -TAFELDAME: d, (-s) masa arkadaşı bayan -TAFELDEKKEN: h, masa kurma, masa hazırlama, -TAFELEN: f, gs, (tafelde, h, getafeld) masada yemek, masada yemek yemek -TAFELGAST: d, (- en) yemek konuğu, yemekli konuk -TAFELGESPREK: h, (- ken) masa sohbeti -TAFELGOED: h, (...eren) sofra örtüsü ve peçete, masa takımı -TAFELHEER: d, (...heren) (bay) masa arkadaşı, -TAFELKLEED: h, (...kleden) masa örtüsü -TAFELLAKEN: h, (-s) sofra bezi, sofra örtüsü, hij is te klein voor het - en te groot voor het servet ne eşek olduğu belli ne sıpa, -TAFELMANIEREN: d, sofra göreneği -TAFELMATJE: h, (-s) tencere altlığı -TAFELPOOT: d, (...poten) masa bacağı, masa ayağı -TAFELRONDE: d, de - yuvarlak masa, Kral Arthurun süvarilerini topladığı masa -TAFELTENNIS: h, masa tenisi -TAFELTENNISSEN: (tafeltenniste, h, getafeltennist) masa tenisi oynamak -TAFELWIJN: d, sofra şarabı -TAFELZILVER: h, gümüş sofra takımı -TAFELZOUT: h, sofra tuzu -TAFEREEL: h, (...relen) canlı tablo, resim, görüntü, manzara -TAFFEN: s, taftadan, taftla kumaşından -TAFZIJDE: d, tafta ipeği -TAILLE: d, (-s) anat, bel, een dunne - ince bel, de - van een kledingstuk elbisenin beli -TAILLEREN: f, g, (tailleerde, h, getailleerd) bele uydurmak -TAILLEUR: d, (-s) terzi -TAIWAN: Tayvan -TAIWANEES: d, (...nezen) Tayvanlı -TAK: d, (- ken) 1 (v, boom, wetenschap) dal, 2 (v, rivier) kol, 3 (afdeling) şube, dal, - van sport spor dalı, iets met wortel en - uitroeien bir şeyin köküne kibrit suyu dökmek, kökünü kurutmak/kazımak, van de hak op de - springen daldan dala atlamak -TAKEL: d, h, (-s) tech/tek palanga -TAKELAGE: d, scheep/den gemi donanımı -TAKELEN: f, g, (takelde, h, getakeld) 1 (optuigen) donatmak, teçhiz etmek, 2 (ophijsen) yukarı kaldırmak -TAKELING: d, teçhizat, donanım -TAKELLOODS: d, (- en) (gemi) donanım -TAKELWAGEN: d, (-s) vinçli oto kamyonu -TAKELWERK: h, gemi donanımı teçhizatı, gemi -TAKENPAKKET: h, (- ten) görev paketi -TAKJE: h, (-s) ince dal, sürgün -TAKKENBOS: d, (- sen) ince dal demeti -TAKS: I d, (- en) kısa bacaklı bodur alman köpeği II d, (- en) (hoeveelheid) hisse, pay, üleş -TAL: h, (- len) miktar, sayı, doden- ölü sayısı, jaar- (rakam) yıl, sene, zonder - sayısız, - van bir hayli, (van dingen/mensen) (şeyler, insanlar) hadsiz hesapsız, sayısız, birçok, bir sürü, az buz değil -TALEN: f, gs, (taalde, h, getaald) vero/eski naar iets - bir şeye istek duymak, bir şeye önem vermek, aldırmak, bir şeyi istemek, hij taalt er niet naar ona hiç istek duymuyor -TALENKENNIS: d, dil bilgisi, een grote - hebben birçok dil bilmek -TALENKNOBBEL: d, (-s) dil yeteneği, hij heeft een - o doğuştan dil yeteneğine sahip -TALENPRACTICUM: h, (- s, ...tica) lisan laboratuvarı -TALENSTUDIE: d, (-s) dil öğrenimi -TALENT: h, (- en) 1 hüner, beceri, kabiliyet, maharet, yetenek, istidat, - voor talen hebben dilde yeteneği olmak, zijn - en onun hünerleri, 2 (persoon) becerikli, hünerli kimse -TALENTENJACHT: d, (- en) yetenek avı, yetenekli şarkıcı avı -TALENTVOL: s, hünerli, çok becerikli, yetenekli -TALG: d, ten ilacı, pudra -TALGKLIER: d, (- en) yağ bezi -TALIE: d, (-s) scheep/den Palanga, -TALING: d, (- en) zo, bağırlak, -TALISMAN: d, (-s) tılsım, tılsımlı şey -TALK: d, donyağı, (talg) pudra -TALKACHTIG: s, talk gibi, talklı yağ gibi -TALKPOEDER: Talkpoeier: h, talk pudrası -TALKSHOW: d, (-s) tartışma programı -TALLOOS: s, z, sayısız, hesapsız, hadsiz hesapsız -TALMEN: f, gs, (talmde, h, getalmd) oyalanmak, ağır davranmak, ağırdan almak, tereddüt etmek, - met iets bir şeyi sallamak, bir şeyi ağırdan almak -TALON: d, (-s) hand/tic dipkoçanı, koçan -TALRIJK: s, z, sayısız, pek çok, haddi hesabı yok -TALSTELSEL: h, (-s) sayı sistemi -TALUD: h, (-s) eğim, meyil -TAM: s, z, (- mer, - st) 1 (v, dieren) uysal, evcil, evcilleşmiş, ıslah olmuş, 2 (mak) uysal, munis, alışkın, een - me hond uysal bir köpek, 3 (slap, kalm) ılımlı, sakin, yumuşak, mülayim, fig/mec - - maken evcilleştirmek, uslandırmak, ıslah etmek, met veel - bir sürü yaygara ile -TAMARINDE: d, (- s, - n) bot, demirhindi -TAMARISK: d, (- en) bot, ılgın, tamaris -TAMBOER: d, (-s) trampetçi -TAMBOEREN: f, gs, (tamboerde, h, getamboerd) fig/mec - op iets bir şeye ısrar etmek, aynı davulu çalmak -TAMBOERIJN: d, (- en) muz/müz tef -TAMBOER-MAJOOR: d, (-s) mil/ask mızıka şefi -TAMELIJK: s, z, 1 (nogal groot) bayağı büyük, oldukça büyük, 2 (goed) oldukça iyi, orta ölçüde, 3 (vrij) hayli, oldukça, - vervelend oldukça sıkıcı, - laat oldukça geç -TAMHEID: d, uysallık, evcillik -TAMPON: d, (-s) tampon, destek, tıkaç -TAMPONNEREN: f, g, (tamponneerde, h, getamponneerd) tampon yapmak, destek yapmak, tıpalama -TAMTAM: d, (-s) tamtam -TAND: d, (- en) 1 anat, diş, - en poetsen dişleri fırçalamak, 2 (v, werktuig) diş, çıkıntı, de - en van een zaag testere dişi, de - en van een kam tarak dişi, de - des tijds zaman çarkı, de - en laten zien diş göstermek, iemand aan de - voelen birinin yeteneğini denemek birini sorgudan geçirmek, met lange - en eten iştahsız yemek, lokması ağzında büyümek, oog om oog, - om - göze göz dişe diş, op de - en bijten dişini sıkmak, dayanmak, je moet op je - en bijten sık dişini, tot de - en gewapend zijn tepeden tırnağa silahlı olmak, van de hand in de - leven har vurup harman savurmak, de - des tijds zaman çarkı -TANDARTS: d, (- en) dişçi, diş doktoru, diş tabibi, diş hekimi -TANDARTSASSISTENTE: d, (-n) diş doktoru asistanı/yardımcısı -TANDBEDERF: h, diş çürümesi -TANDBEEN: h, diş kemiği -TANDELOOS: s, dişsiz -TANDEM: d, (-s) çift pedallı bisiklet -TANDEN: f, g, (tandde, h, getand) tech/tek diş yapmak, diş açmak, kenarını oymak, dişlemek, çentiklemek -TANDENBORSTEL: d, (-s) diş fırçası -TANDENKNARSEN: f, gs, (tandenknarste, h, getandenknarst) diş gıcırdatmak -TANDENSTOKER: d, (-s) kürdan -TANDHEELKUNDE: d, dişçilik bilimi -TANDHEELKUNDIG: s, dişçiliğe ait, diş hekimliğine ait -TANDHEELKUNDIGE: d, (-n) diş tedavi uzmanı -TANDKAS: d, (- sen) diş yeri, diş yuvası -TANDPASTA: d, h, (-s) diş macunu -TANDPIJN: d, diş ağrısı -TANDPLAK: d, (-s) dişe yapışarak oluşan pislik -TANDPOEDER: h, d, diş pudrası -TANDRAD: h, (- eren) tech/tek dişli çark -TANDSTEEN: h, d, diş taşı -TANDVLEES: h, diş eti, op zijn - lopen ölesiye yorgun olmak, bitkin düşmek -TANDVULLING: d, (- en) dolgu, diş dolgusu -TANDWIEL: h, (- en) dişli çark -TANDWORTEL: d, (-s) diş kökü -TANDZENUW:d, (- en) diş siniri -TANEN: I f, g, (taande, h, getaand) 1 (zeil) tabaklamak, 2 fig/mec donuklaştırmak, II gs, (-, is -) (minder worden) azalmak, zayıflamak -TANG: d, (- en) 1 maşa, kıskaç, (nijptang) kerpeten, 2 (feeks) şirret, cadaloz kadın, dat slaat als een - op een varken Dam başında saksağan vur beline kazmayı, saçma, hiç ilgisi yok, met geen - aan te pakken zijn iğrenilecek kadar pis olmak, maşa ile bile tutulamamak, iemand in/tussen de - nemen birini kıskaca almak -TANGA: d, (-s) üçgen mayo, (onderbroek) üçgen külot -TANGENS: d, (- en) wisk/mat tanjant -TANGO: d, (-s) tango -TANIG: s, esmer, kumral, açık kahverengi -TANK: d, (-s) 1 mil/ask tank, 2 (v, auto) benzin deposu -TANKAANVAL: d, (- len) tank saldırısı -TANKEN: f, gs, (tankte, h, getankt) (benzine innemen) benzin doldurmak, benzin almak -TANKER: d, (-s) scheep/den tanker -TANKGRACHT: d, (- en) mil/ask tanksavar hendeği -TANKSCHIP: h, (...schepen) scheep/den tanker -TANKSTATION: h, (-s) benzinlik, benzin istasyonu, benzinci -TANKWAGEN: d, (-s) tanker, tankerli araç/kamyon -TANTALUSKWELLING: d, (- en) Tantalus eziyeti -TANTE: d, (-s) (zus van moeder) teyze, (zus van vader) hala, je -! hadi sende ya! sen onu külahıma anlat! -TANTIEME: h, (-s) kürdan verilen pay -TAP: d, (- pen) 1 tıkaç, tapa, (kraan) musluk, 2 tech/tek doğramacılıkta erkek geçme, yuva dili, 3 (v, geweer) muylu -TAPIJT: h, (- en) halı, kilim, onder het - schuiven hasır altı etmek, gizlemek -TAPIJTWEVER: d, (-s) halı dokumacı, -TAPIR: d, (-s) zo, tapir -TAPISSERIE: d, (- en) halı -TAPISSIERE: d, (-s) eşya taşıma vagonu -TAPPELINGS: z, musluktan akar gibi -TAPPEN: f, g, (tapte, h, getapt) 1 akıtmak, 2 (v, boom) suyunu akıtmak, 3 moppen - gır gır şeyler anlatmak, 4 (verkopen) alkollü içki satmak, uit een ander vaatje - başka yol denemek -TAPPERIJ: d, (- en) meyhane, birahane -TAPS: s, z, konik, gittikçe incelen -TAPTEMELK: d, yağsız süt, kaymağı alınmış süt -TAPTOE: d, (-s) mil/ask koğuş borusu, yat borusu, kalk borusu -TAPUIT: d, (- en) zo, kuyrukkakan -TAPVERBOD: h, (- en) umumi yerlerde içki satma yasağı -TAPVERGUNNING: d, (- en) içki satma izni -TARANTULA: d, (-s) zo, rütelya, bir çeşit büyük örümcek -TARBOT: d, (- ten) zo, kalkan, kalkan balığı -TARIEF: h, (tarieven) 1 (prijslijst) tarife, fiyat listesi, 2 (lijst van goederen) gümrüğe tabi mallar listesi, 3 (bedrag) tarife, ücret, verhoging van tarieven tarife artışı, post- posta tarifesi, posta ücreti, vervoers- taşıma bedeli -TARIEFLIJST: d, (- en) tarife, tarife listesi -TARIEFVERHOGING: d, (- en) tarife yükselmesi -TARRA: d, hand/tic dara, de - bepalen darayı belirlemek, gemiddelde - ortalama dara -TARTEN: f, g, (tartte, h, getart) 1 (aandurven) meydan okumak, iemand - birine hodri meydan demek, 2 (prikkelen) kızdırmak, sinirlerine dokunmak, 3 (te boven gaan) tarif edilememek, ötesine geçmek, aşmak, het tart alle beschrijving anlatılamaz -TARWE: d, bot, buğday -TARWEBLOEM: d, buğday unu -TARWEBROOD: h, (...broden) buğday ekmeği -TARWEMEEL: h, buğday unu -TAS: I d, (- sen) çanta, boeken- kitap çantası, boodschappen- alışveriş çantası, school- okul çantası II d, (- sen) (hoop) yığın, küme -TASSEN: f, g, (taste, h, getast) yığmak, kümelemek, istif etmek -TAST: d, op de iets - zoeken bir şeyi el yordamıyla aramak -TASTBAAR: s, (- der, - st) somut, dokunulur, fig/mec hissedilir, fark edilir, anlaşılır -TASTBAARHEID: d, hissedilirlik, dokunulabilirlik -TASTEN: I f, g, (tastte, h, getast) 1 dokunarak hissetmek, dokunarak farketmek, 2 dokunmak, iemand in zijn eer - birinin şerefine dokunmak, II gs, in de zak - cebe dokunmak, çok para ödemek, in het duister - emin olmamak, bilememek, iemand in zijn zaak - birinin zayıf yanına dokunmak -TASTORGAAN: h, (...organen) dokunma organı, -TASTZIN: d, dokunum -TATAAR: d, (Tataren) Tatar -TATOEAGE: d, (-s) dövme -TATOEEREN: f, g, (tatoeeerde, h, getatoeeerd) (deriye) dövme yapmak -TATOEERING: d, (- en) dövme -TAUGE: d, bezelye filizi -TAURUSGEBERGTE: h, Toros dağları -TAUTOLOGIE: d, (- en) gereksiz söz tekrarı -TAUTOLOGISCH: s, aynı şeyi gereksiz tekrarlayan, gereksiz tekrarlanan -T.A.V afk/kıs ten aanzien van ile ilgili, (y) e/a gelince, açısından, adına, -TAXATEUR: d, (-s) tahminci, değer biçici, değer tespitçisi -TAXATIE: d, (-s) değer biçme, değer takdiri, tahmin, değerlendirme, volgens mijn - benim değerlendirmeme göre -TAXATIEKOSTEN: d, mv/çoğ değer biçme masrafları -TAXEREN: f, g, (taxeerde, h, getaxeerd) değerini biçmek, değerini belirlemek -TAXI: d, (-s) taksi -TAXIBEDRIJF: h, (...drijven) taksi işletmesi -TAXICHAUFFEUR: d, (-s) taksi şoförü -TAXIMETER: d, (-s) taksimetre -TAXISTANDPLAATS: d, (- en) taksi durağı -TAXUS: d, (- sen) (...bomen) bot, porsuk ağacı, -TAXUSBOOM: d, (...bomen) bot, porsuk ağacı, -T.B d, med/tıb verem, tüberküloz -T.B.C d, med/tıb verem, tüberküloz -T.B.R d, ıslahevine alma (terbeschikkingstelling van de regering) -T.B.V afk/kıs ten behoeve van - nin yararına -TE: I ilg, 1 (in, op) - da/de, içinde, - Nijmegen Nijmegende, - bed liggen yatakta yatmak, yatakta olmak, geboren - Rotterdam Rotterdam doğumlu, Rotterdamda doğmuş, hier ter stede bu şehirde, water en - land suda ve karada, 2 (met het doel van) amacıyla/için, - koop satılık, - huur kiralık, 3 -(y)a/e, - paard stijgen ata binmek, - Ankara komen Ankaraya varmak, - boven gaan -(y)a/e baskın gelmek, -(y)a/e üstün gelmek, aşmak, 4 - enen male tamamen het is te enen male onmogelijk tamamen imkansız, 5 (voor infinitieven) a) komen - vallen düşmek, b) - mek için, - meye, - meyi proberen - begrijpen anlamaya çalışmak, het is niet - verstaan anlaşılacak gibi değil, anlaşılmaz, het is niet - vinden bulunmaz, bulunması zor, c) -ı/ip, - u/üp, hij zit - praten konuşup duruyor, zij zit - huilen ağlıyor, ağlayıp duruyor, hij zit - roken sigara içip duruyor, ik zit - denken düşünüyorum, - weten yani, şöyleki II z 1 (v, graad) fazla, (- veel) - mayacak/meyecek kadar, - laat çok geç, - klein çok küçük, het is mij (veel) - duur satın alamayacağım kadar pahalı, 2 des - beter öyle daha iyi, 3 iemand - snel/vlug afzijn birinden erken davranmak, elini birinden çabuk tutmak, iemand - slim af zijn birinden oldukça kurnaz davranmak -TEAKHOUT: h, bot, tik ağacı -TEAM: h, (-s) takım -TEAMSPORT: d, takım sporu, -TECHNICUS: d, (,,ici) teknisyen, tekniker, geluid - ses teknisyeni, onderhouds - bakım teknisyeni, televisie- televizyon teknisyeni -TECHNIEK: d, (- en) teknik, uygulayım, computer- kompütür tekniği, de wonderen der techniek tekniğin harikaları -TECHNISCH: s, z, teknik, tekniğe ait, - e termen teknik terimler, - e school teknik okul, - moeilijkheden teknik zorluklar -TECHNOCRAAT: d, (...craten) teknokrat -TECHNOCRATIE: d, teknokrasi -TECHNOLOGIE: d, (...gieen) teknoloji, uygulayımbilim, landbouw- tarım teknolojisi -TECHNOLOGISCH: s, z, teknolojik -TEDER: s, z, (- der, - st) 1 (broos) nazik, kolay incinir, zayıf, dayanıksız, 2 (gevoelig) duyarlı, hassas, 3 (zacht en liefdevol) narin ve sevgi dolu, şefkatle, içten, candan -TEDERHEID: d, (...heden) hassaslık, zariflik -TEEF: d, (teven) (hond) dişi köpek, kancık köpek -TEEK: d, (teken) zo, kene, sakırga -TEELBAL: d, (- len) haya, testis -TEELBALONTSTEKING: d, haya iltihabı -TEELT: d, (- en) 1 (cultuur) kültür, kültürleme, yetiştirme, üretme, bloemen- çiçek yetiştirme, groente- sebze yetiştirme, 2 (het geteelde) ürün -TEEN: I d, (tenen) sepetçi söğüdü dalı II d, (tenen) anat, ayak parmağı, hij is gauw op zijn tenen getrapt çabuk alınır, çok alıngandır, daar gaan mijn tenen van krullen/krom van staan Bana utanç verici geliyor, lange tenen hebben burnundan kıl aldırmamak, buluttan nem kapmak, çok çabuk alınmak/ gücenmek, incinmek, op zijn tenen lopen birçok zahmetle ayak uydurmak, elinden geleni yapmak, (onhoorbaar lopen) ayakları ucunda yürümek, van top tot - tepeden tırnağa, iemand op de - trappen incitmek, birini kırmak, -TEENGANGER: d, (-s) ayak uçlarında yürüyen hayvan, -TEENTJE: h, (-s) een - knoflook bir diş sarmısak, -TEER: I s, z, 1 nazik, zayıf, dayanıksız, (gevoelig) duyarlı, hassas (broos) nazik, zayıf, dayanıksız, kırılır, kolay incinir, 2 (delicaat) hassas, duyarlı, nazik, zayıf, een - punt aanraken hassas/zayıf bir noktaya dokunmak, 3 (zacht) narin II d, h, katran -TEERACHTIG: s, katran gibi, katranlı -TEERBEMIND: s, çok sevilen -TEERGEVOELIG: s, çok hassas, çok duyarlı, çabuk incinir -TEERGEVOELIGHEID: d, çok hassaslık, incelik, duyarlılık -TEERHARTIG: s, hassas, yufka yürekli -TEERHARTIGHEID: d, hassaslık, yufka yüreklilik -TEERKWAST: d, (- en) katran fırçası -TEERLING: d, (- en) 1 oyun zarı, de - is geworpen a) kesin karar verildi, b) (te laat) iş işten geçti, ok yaydan çıktı -TEERTON: d, (- nen) katran fıçısı, katran varili -TEERZEEP: d, katranlı sabun -TEGEL: d, (-s) 1 (geglazuurd) fayans, çini, 2 (trottoir-) tuğla, sokak taşı, kaldırım taşı, - s lichten gizli bir şeyi gün ışığına çıkarmak, -TEGELIJK: z, aynı zamanda, bir anda, beraber, birlikte, niet allemaal - hepsi bir arada değil, hepsi birden değil -TEGELIJKERTIJD: z, zie/bkz tegelijk -TEGELVLOER: d, (- en) döşenmiş taban, fayans taban -TEGELWAND: d, (- en) fayans duvar -TEGELWERK: h, fayans -TEGELZETTER: d, (-s) fayansçı -TEGEMOET: z, karşı, doğru, iemand - gaan birine doğru gitmek, iemand - komen in zijn eisen birinin isteklerini kısmen kabul etmek, kısmen karşılmak -TEGEMOETKOMING: d, (- en) 1 (concessie) ödün, taviz, 2 (geldelijke schadeloosstelling) telafi, katkı, mali yardım, -TEGEMOETZIEN: f, g, (zag tegemoet, h, tegemoetgezien) beklemek, -TEGEN: I ilg, 1 (richting) -(y)a/e karşı, - de stroom op roeien akıntıya karşı kürek çekmek, 2 (gericht zijn naar) -(y)a/e karşı, -(y)a/e doğru, 3 (vijandig) karşı, aleyhte, aleyhinde, aleyhine, iemand - strijden birine karşı mücadele etmek, - windmolens vechten akıntıya kürek çekmek, 4 (voor) ile, karşı, - 6% rente yüzde altı faizle, yüzde altı faiz karşılığında, 5 (v, tijd) doğru, sularında, - vijf uur saat beşe doğru, - de avond akşama doğru, akşam üzeri, 6 (contra) karşı, aykırı, ik ben - uw voorstel teklifinize karşıyım, ergens iets op - hebben bir şeye karşı itirazı olmak, - de wet kanuna karşı, kanuna aykırı, - de regels kurala karşı, wie is er -? karşı? aleyhte olanlar? II s, de wind is - rüzgar karşıdan esiyor, het is honderd - een dat ... yüzde bir ihtimal ki,, III h, (-s) het voor en - lehte ve aleyhte olanlar, * het is goed - brandwonden yanıklara iyi gelir, acht - een bire karşı sekiz, ik vertel het - je moeder annene söylerim, - de muur zetten duvara dayamak, - elkaar spelen karşılaşmak, met het hoofd - de muur lopen imkansızı istemek -TEGENAAN: z, karşı, ergens - lopen bir şeye çarpmak, ergens - zitten kijken bir şeye bakıp durmak, başlamaya cesaret edememek -TEGENAANVAL: d, (- len) mil/ask karşı saldırı -TEGENARGUMENT: h, (- en) karşı ispat/delil, -TEGENBERICHT: h, (- en) karşı haber -TEGENBEVEL: h, (- en) karşı emir -TEGENBEWIJS: h, (...wijzen) karşı delil, karşı ispat -TEGENBEZOEK: h, (- en) iadei ziyaret -TEGENBOD: h, hand/tic karşı teklif -TEGENDEEL: h, (...delen) aksi, karşıt, in - aksine, bilakis, tersine, het - is waar karşıtı doğru -TEGENDRAADS: zıt, aksi -TEGENDRUK: d, karşı baskı, direnç -TEGENEIS: d, (- en) karşı talep, karşı istek -TEGENGAAN: f, g, (ging tegen, is/h, tegengegaan) fig/mec (verhinderen) engel olmak, karşı mücadele etmek -TEGENGAS: h, - geven karşı koymak -TEGENGESTELD: s, ters, aksi, karşı, het - e zıddı, tersi, in - e richting karşı yönde -TEGENGIF: h panzehir, çare -TEGENHANGER: d, (-s) eş, benzer, denk -TEGENHOUDEN: I f, g, (hield tegen, h, tegengehouden) 1 (ophouden) durdurrnak, engellemek, tutmak, alıkoymak, 2 (verhinderen) karşı koymak, II gs, (lang duren) dayanmak, eskimemek, aşınmamak tegenin ergens - gaan bir şeye karşı direnmek, bir şeye karşı koymak -TEGENKANDIDAAT: d, (...daten) muhalefet adayı, karşı taraf adayı -TEGENKANTING: d, (- en) direniş, muhalefet -TEGENKOMEN: f, g, (kwam tegen, is tegengekomen) 1 (ontmoeten) rastlamak, karşılaşmak, 2 (ondervinden) karşı karşıya gelmek, yüz yüze gelmek, karşılaşmak, 3 zie/bkz tegemoet -TEGENLICHTOPNAME: d, (-n) güneşe karşı resim -TEGENLIGGER: d, (-s) (auto) karşıdan gelen taşıt -TEGENLOPEN: f, g, (liep tegen, is tegengelopen) karşı yürümek, alles loopt hem tegen her şey ona karşı gelişiyor -TEGENMAATREGEL: d, (- en) karşı tedbir -TEGENMAKEN: f, g, (maakte tegen, h, tegengemaakt) nefret ettirrnek -TEGENNATUURLIJK: s, z, tabiata aykırı, gayri tabi, doğal olmayan -TEGENOFFENSIEF: h, (...sieven) mil/ask karşı saldırı, mukabil hücum -TEGENOFFERTE: d, (-s) hand/tic karşı teklif, -TEGENOP: ergens - zien bir şeyi gözünde büyütmek, gözü kesmemek/yememek -TEGENOVER: ilg, karşıda, - nin karşısında, daar staat - dat ... diğer taraftarı, öte yandan, het is - het station istasyonun karşısında, - de station wonen istasyonun karşısında oturmak, -TEGENOVERGESTELD: s, zıt, aksi, ters, in - e richting zıt yönde, fig/mec tamamen faklı, ik heb een - e mening tamamen farklı düşünüyorum -TEGENOVERSTAAND: s, karşı duran -TEGENOVERSTELLEN: f, g, (stelde tegenover, h, tegenovergesteld) karşısına koymak, karşıt olarak ileri sürmek -TEGENPARTIJ: d, (- en) karşı taraf, muhalefet -TEGENPOOL: d, (...polen) 1 karşı kutup, 2 (persoon) karşı kutup, karşı kimse -TEGENPRESTATIE: d, (-s) karşılık, karşı hizmet -TEGENSLAG: d, (- en) çapraşık durum, aksilik, terslik -TEGENSPARTELEN: f, gs, (spartelde tegen, h, tegengesparteld) karşı mücadele etmek, karşı koymak, dayatmak, direnmek -TEGENSPELER: d, (-s) karşı oyuncu, rakip oyuncu -TEGENSPOED: d, (- en) şanssızlık, talihsizlik, aksilik, kötü talih, felaket, bela, in vooren - iyi ve kötü günlerde -TEGENSPRAAK: d, 1 itiraz, 2 (ontkenning) inkar, 3 çelişme, çelişki, in - met ile çelişerek, ile çelişki halinde, in - komen met zichzelf kendisiyle çelişmek -TEGENSPREKEN: f, g, (sprak tegen, h, tegengesproken) 1 karşı gelmek, itirazda bulunmak, - karşı koymak, 2 (ontkennen) reddetmek, aksini iddia etmek, yalanlamak, inkâr etmek, elkaar - birbiri ile çelişmek, zich - kendiyle çelişmek -TEGENSPUTTEREN: f, gs, (sputterde tegen, h, tegengesputterd) muhalefet etmek, homurdanarak itiraz etmek, söylenmek, direnmek -TEGENSTAAN: f, g, (stond tegen, h, tegengestaan) hoşuna gitmemek, nefret etmek, zıddına gitmek, dat staat mij tegen hoşuma gitmiyor -TEGENSTAND: d, direniş, engel, mani, geen - bieden direnç gösterrnemek, -TEGENSTANDER: d, (-s) aleyhtar, muhalif, rakip, düşman, karşı kimse, karşı taraf -TEGENSTELLING: d, (- en) zıtlık, karşıtlık, tezatlık, aykırılık, in - met ile çelişerek -TEGENSTEM: d, (- men) karşı oy -TEGENSTEMMEN: f, gs, (stemde tegen, h, tegengestemd) karşı oy kullanmak -TEGENSTOOT: d, (...stoten) karşı darbe -TEGENSTREVEN: f, gs, (streefde tegen, h, tegengestreefd) karşı koymak, engellemeye çalışmak, engellemek -TEGENSTRIBBELEN: f, gs, (stribbelde tegen, h, tegengestribbeld) (hafif bir) direniş gösterrnek, direnmek, karşı koymak -TEGENSTRIJD: d, met elkaar in - zijn birbirleriyle çelişmek -TEGENSTRIJDIG: s, z, çelişik, çelişkili, çelişen, uyumsuz, aykırı, çatışan, çarpışan, tutarsız, - e belangen çatışan çıkarlar, - e berichten çelişik haberler -TEGENSTRIJDIGHEID: d, (...heden) zıtlık, tezat, aykırılık, -TEGENSTROOM: d, (...stromen) ters/karşı akıntı -TEGENVALLEN: f, gs, (viel tegen, is tegengevallen) ters düşmek, denk düşmemek, het zal u - hayal kırıklığına uğrayabilirsin, umduğun gibi çıkmayabilir, dat valt mij tegen işime gelmiyor, düşündüğümden daha zor, daha kötü, dat valt mij tegen van hem ondan beklemezdim, -TEGENVALLER: d, (-s) (teleurstelling) hayal kırıklığı, sükütu hayal, yanlış hesap, dat was een - hayal kırıklığıydı -TEGENVOETER: d, (-s) antipot, yer yüzünün aksi tarafında oturan kimse -TEGENVOORSTEL: h, (- len) karşı öneri, karşı teklif -TEGENWAARDE: d, karşı değer, eşdeğer -TEGENWERKEN: f, g, (werkte tegen, h, tegengewerkt) engellemek, engellemeye çalışmak, önlemeye çalışmak, kösteklemek -TEGENWERKING: d, (- en) engel, mani, köstek -TEGENWERPEN: f, g, (wierp tegen, h, tegengeworpen) itiraz etmek, tepki göstermek, -TEGENWERPING: d, (- en) itiraz, tepki -TEGENWICHT: h, (- en) karşı ağırlık, mukabil ağırlık, eşağırlık -TEGENWIND: d, (- en) ters rüzgâr -TEGENWOORDIG: I s, şimdiki, günümüz, günümüzdeki, var olan, güncel, hali hazırdaki, - e tijd taalk/dilb şimdiki zaman, onder de - e omstandigheden var olan koşullar altında, II z,günümüzde, bugünlerde, şimdilerde, de mensen van - günümüz insanları -TEGENWOORDIGHEID: d, huzur, varlık, in - van - nin huzurunda, karşısında, zijn - was daar nodig orada bulunması gerekliydi, - van geest hebben serinkanlı davranmak, soğukkanlı olmak, -TEGENZIN: d, hoşlanmama, antipati, isteksizlik, met - in iets toestemmen istemeyerek izin vermek -TEGENZITTEN: f, gs, (zat tegen, h, tegengezeten) (durum vb,) olumsuz olmak, ayakbağı olmak, engeleyici nitelikte olmak, -TEGOED: h, (- en) hand/tic kredi, alacak, ik heb een - bij de bank bankada daha param var -TEGOEDBON: d, (- nen) kredi kuponu, -TEHERAN: Tahran -TEHUIS: h, (...huizen) 1 ev, ev bark, 2 (inrichting) yurt, barınak, (in samenstellingen) - yurdu, -TEIL: d, (- en) (bak) tekne, gerdel, leğen -TEINT: d, h, yüz rengi, ten -TEISTEREN: f, g, (teisterde, h, geteisterd) tahrip etmek, ağır zarar vermek, hasar vermek, tahribat yapmak, kırıp geçirmek, canına okumak -TEKEERGAAN: f, g, (ging tekeer, is tekeergegaan) etrafı gürültüye boğmak, yaygara koparmak, ortalığı velveleye boğmak, kıyameti koparmak, (v, wind) kudurmak, tegen iemand - birini kızdırmak, çileden çıkarmak, -TEKEN: h, (-s) 1 işaret, belirti, levens- hayat belirtisi, geen - van leven meer geven hiçbir hayat belirtisi göstermemek, aanhalings- alıntı işareti, een goed/een slecht - iyi/kötü işaret, iyiye/kötüye alamet, gelijk- eşit işareti, merk- marka, plus- artı işaretı, stop- dur işareti, vermenigvuldigings- çarpı işareti, vraag- soru işareti, in het - staan van iets bir şeye adanmış olmak, bir şeyi bayrak edinmek, 2 (sein) sinyal, (voorteken) alamet, - en van ongeduld sabırsızlık belirtileri, 3 (symbool) sembol, letters zijn - s harf1er semboldür, ten - van ... - nin belirtisi olarak, 4 (verschijnsel, symptoom) araz, belirti, -TEKENAAR: d, (-s) çizer, teknikresimci, teknik ressam, (karikatuur) karikatürist, karikatürcü, patroon- desinatör -TEKENBEHOEFTEN: d, mv/çoğ çizim araçları ve gereçleri -TEKENBOEK: h, (- en) resim kitabı -TEKENDOOS: d, (...dozen) resim kutusu -TEKENEN: f, g, (tekende, h, getekend) 1 (natekenen) çizmek, resmini yapmak, resmetmek, een portret - portre çizmek, 2 (ondertekenen) imzalamak, 3 (merken) işaretlemek, markalamak, 4 (beschrijven) tanımlamak, tasvir etmek, iemands karakter - birinin karakterini tasvir etmek, dat tekent hem bu onu tasvir eder, -TEKENFILM: d, (-s) çizgi film -TEKENHAAK: d, (...haken) T - cetveli, -TEKENING: d, (- en) 1 (schets) model, plan, 2 (afbeelding) resim, iets in - brengen bir şeyin resmini yapmak, 3 (ondertekening) imza, 4 (beschrijving) tasvir, tanım, er komt - in işler bir şekil alıyor, -TEKENKAMER: d, (-s) çizim odası -TEKENKRIJT: h, tebeşir -TEKENKUNST: d, resim sanatı -TEKENPAPIER: h, resim kâğıdı, çizim kâğıdı, -TEKENPOTLOOD: h, (...potloden) resim kalemi -TEKENVOORBEELD: h, (- en) resim örneği, model tekort h, (- en) açık, yetersizlik, eksiklik, noksanlık, kıtlık, azlık, darlık, een - van f 500 beş yüz guldenlik açık, een - aan werklieden işçi yetersizliği, onderwijzers - öğretmen açığı, - aan begrip anlayış kıtlığı, anlayışsızlık, -TEKORTKOMING: d, (- en) noksanlık, eksiklik, yetersizlik, kusur -TEKST: d, (- en) tekst, metin, yazı parçası, muz/müz güfte, bij de - blijven lafında/görüşünde direnmek, iemand - en uitleg geven birini iğneden ipliğe anlatmak, harfi harfine anlatmak -TEKSTBOEKJE: h, (-s) opera kitabı, opera güftesi, -TEKSTSCHRIJVER: d, (-s) senarist, metin yazarı -TEKSTVERKLARING: d, (- en) metin açıklaması -TEKSTVERVALSING: d, (- en) metnin tahrifi, metni bozma -TEKSTVERWERKER: d, (-s) tekst bilgisayarı, daktilo olarak kullanılan biligisayar -TEL: I d, sayı, de - kwijt zijn sayıyı kaybetmek, sayıyı unutmak, op zijn - len passen söz ve hareketlerine dikkat etmek, niet in - zijn (achting) sayılmamak, II afk/kıs telefon -TELAATKOMER: d, (-s) geç gelen kimse -TELECOMMUNICATIE: d, telekomünikasyon -TELEFAX: faks, -TELEFAXBERICHT: h, (- en) faks haberi -TELEFONEREN: f, g, (telefoneerde, h, getelefoneerd) telefon etmek, telefonla bildirmek -TELEFONIE: d, ses nakli -TELEFONISCH: I s, telefona ait, II z, telefon aracılığıyla, telefonla -TELEFONIST: d, (- en) telefon santralı görevlisi, -TELEFONISTE: d, (- s, - n) telefon santralı memuresi -TELEFOON: d, (-s) telefon, aan de - telefonda, aan de - blijven hattı açık tutmak, kop- kulaklık, huis- ev telefonu, er is - voor u size telefon var, de - aannemen telefona bakmak, de - opnemen telefonu almak, telefona bakmak, een - tje plegen telefon etmek -TELEFOONAANSLUITING: d, (- en) telefon bağlantısı -TELEFOONABONNEE: d, (-s) telefon abonesi -TELEFOONBOEK: h, (- en) telefon defteri/kitabı, -TELEFOONCEL: d, (- len) telefon kulübesi -TELEFOONCENTRALE: d, (-s) telefon santralı -TELEFOONDRAAD: d, (...draden) telefon kablosu -TELEFOONGESPREK: h, (- ken) telefon konuşması -TELEFOONGIDS: d, (- en) küçük telefon rehberi -TELEFOONJUFFROUW: d, (- en) telefon memuresi -TELEFOONNET: h, (- ten) telefon ağı, telefon şebekesi -TELEFOONNUMMER: h, (-s) telefon numarası -TELEFOONPAAL: d, (...palen) telefon direği -TELEFOONTOESTEL: h, (- len) telefon aleti -TELEFOTO: d, (-s) telefoto, -TELEGRAAF: d, (...grafen) telgraf, per - telgrafla -TELEGRAAFKABEL: d, (-s) telgraf kablosu -TELEGRAAFNET: h, (- ten) telgraf şebekesi, telgraf ağı -TELEGRAFEREN: f, g, (telegrafeerde, h, getelegrafeerd) telgraf çekmek, telgrafla bildirmek -TELEGRAFIE: d, telgraf -TELEGRAFISCH: I s, telgrafa ait, II z, telgrafla -TELEGRAFIST: d, (- en) telgraf memuru -TELEGRAM: h, (- men) telgraf, telgrafla gelen haber -TELEGRAMADRES: h, (- sen) telgraf adresi -TELEGRAMFORMULIER: h, (- en) telgraf kâgıdı -TELEGRAMSTIJL: d, telgraf üslubu -TELELENS: d, (...lenzen) telelens, uzak mesafeli mercek -TELEN: f, g, (teelde, h, geteeld) büyütmek, yetiştirmek, üretmek, -TELEPAAT: d, (...paten) telepatiye inanan, uzakta meydana gelen bir olayı anında hissetmeye inanan, -TELEPATHIE: d, telepati, -TELEPATHISCH: s, z, telepati türünden, telepatik -TELER: d, (-s) yetiştirici, üretici -TELESCOOP: d, (...scopen) teleskop, uzakgörür -TELESCOPISCH: I s, teleskoba ait, II z, teleskopla -TELETEKST: d, teleteks -TELEURGESTELD: s, hayal kırıklığına uğramış -TELEURSTELLEN: f, g, (stelde teleur, h, teleurgesteld) hayal kırıklığına uğratmak, ümitleri boşa çıkarmak, düş kırıklığına uğratmak, -TELEURSTELLING: d, (- en) hayal kırıklığı, düş kırıklığı, sükütu hayal, -TELEVISIE: d, (-s) televizyon -TELEVISIECAMERA: d, (-s) televizyon kamerası -TELEVISIEGIDS: d, (- en) televizyon dergisi, televizyon broşürü -TELEVISIEKIJKER: d, (-s) televizyon izleyicisi, -TELEVISIEOMROEPSTER: d, (-s) televizyon spikeri, televizyon sunucusu -TELEVISIEPRESENTATOR: d, (- en) (erkek) televizyon sunucusu -TELEVISIEPRESENTATRICE: d, (-s) (bayan) televizyon sunucusu -TELEVISIEPROGRAMMA: h, (-s) televizyon programı -TELEVISIESCHERM: h, (- en) televizyon ekranı -TELEVISIESTUDIO: d, (-s) televizyon stüdyosu -TELEVISIETOESTEL: h, (- len) televizyon -TELEVISIE-UITZENDING: d, (- en) televizyon yayını -TELEVISIEZENDER: d, (-s) televizyon vericisi -TELEX: d, (- en) teleks, -TELEXBERICHT: h, (- en) teleks haberi -TELFOUT: d, (- en) sayma yanlışı, -TELG: d, (- en) 1 (lak) ince dal, ağaç piçi, 2 (boompje) fidan, 3 fig/mec (afstammeling) torun, evlat -TELGANGER: d, (-s) rahvan at -TELKENS: z, 1 (herhaaldelijk) tekrar tekrar, devamlı, sürekli, mütemadiyen, 2 (elke keer) her seferde, her seferinde, her defasında, - als, wanneer her ne zaman, - als ik het doe... her ne zaman onu yapsam -TELLEN: I f, g, (telde, h, geteld) saymak, de hoofden - kelle saymak, dat telt hij niet onu saymıyor, iemand onder zijn vrienden - birini arkadaşları arasında saymak, zijn geld - parasını saymak, zijn dagen zijn geteld günleri sayılıdır, II gs, sayılmak, dat telt niet mee bu sayılmaz, bu geçerli değil, tot 100 - yüze kadar saymak -TELLER: d, (-s) (werkluig) numaratör, sayaç, kilometer kilometre sayacı -TELLING: d, 1 sayma, sayılma, 2 (- en) (aantal) sayı -TELMACHINE: d, (-s) sayma dizme makinası -TELOORGAAN: f, gs, (ging teloor, is teloorgegaan) kaybolmak, gitmek, yok olmak -TELOORGANG: d, kayıp, kaybolma, kayboluş, yok oluş -TELWOORD: h, (- en) sayı, hoofd- esas sayı, rang- sıra sayısı -TEMEER: z, daha çok, - omdat özellikle çünkü -TEMEN: f, gs, (teemde, h, geteemd) dır dır etmek, baş ağrıtmak -TEMMEN: f, g, (temde, h, getemd) evcilleştirmek, ehlileştirmek, uysallaştırmak, alıştırmak, uslandırmak, fig/mec (beteugelen) boyun eğdirmek, baskı altına almak, frenlemek, gem vurmak -TEMMER: d, (-s) hayvan terbiyecisi -TEMP: afk/kıs temperutuur, ısı, sıcaklık -TEMPEL: d, (-s) tapınak, mabet -TEMPERAMENT: h, (- en) mizaç, yaradılış, huy, iemand met veel - çok ateşli biri, ihtiraslı biri -TEMPERATUUR: d, (...turen) sıcaklık, ısı, ısı derecesi, de - opnemen vücut ısısını ölçmek, op - brengen kıvamına getirmek -TEMPERATUURVERHOGING: d, (- en) ısı artışı, ateş, hararet -TEMPERATUURVERSCHIL: h, (- len) ısı farkı -TEMPEREN: f, g, (temperde, h, getemperd) 1 (verzachten) yumuşatmak, hafifletmek, yatıştırmak, teskin etmek, (licht) azaltmak, donuklaştırmak, 2 (staal) tavlamak, tav vermek, kıvamına getirmek, 3 (mengen) katmak -TEMPO: h, (-s) tempo, hız, in een snel - hızlı bir tempoda -TEMPORAIR: s, z, geçici, geçici bir süre -TEMPOREEL: s, z, 1 (wereldlijk) fani, 2 (lijdelijk) geçici -TEMPTATIE: d, (-s) ıstırap, sıkıntı -TEN: ilg, 1 - da/de, - huize van - nin evinde, 2 - bate van - nin yararına, - aanzien van ile ilgili, -(y)a/e gelince, açısından, - algemenen nutte kamu yararına, - behoeve van - nin yararına, için, - dele kısmen, - enenmale tamamen, büsbütün, - einde son, - eerste ilk olarak, birincisi, - tweede ikinci olarak, ikincisi, - goede komen aan -(y)a/e ayrılmak, için olmak, - goede keren iyiye gitmek, hou me - goede ...kusura bakrnayın ama ... afedersiniz ama ... - gevolge van - nin neticesinde, - gunste van - nin lehinde, - koste van - nin pahasına, - nadele van zaran pahasına, zaranna, - name van - nin adına, - zuiden güneyde -TENDENS: d, (- en) eğilim, yatkınlık, yönseme, meyil -TENDENTIE: d, (-s) zie/bkz tendens -TENDENTIEUS: s, z, eğilimli, niyetli, hedefli -TENDER: d, (-s) 1 kömür vagonu, 2 (schip) yardımcı gemi -TEN EINDE: bağ, amacıyla, - mak/mek için -TENEN: s, sepetçi söğüdünden, sazdan -TENEUR: d, mahiyet, eğilim, -TENGEL: d, (-s) 1 (lat) çıta, 2 spreekt/kd (vinger) parmak -TENGER: s, (- der, - st) küçük ve zayıf, narin, çıtkırıldım, ince, -TENGEVOLGE: - van yüzünden, - dan/den dolayı, - dan/den ötürü, sonucu olarak -TENIETDOEN: f, g, (deed teniet, h, tenietgedaan) yıkmak, mahvetmek, (v, maatregel enz,) bozmak, iptal etmek, feshetmek, ilga etmek, geçersiz kılmak -TENIETGAAN: f, gs, (ging teniet, is tenietgegaan) kaybolmak, yok olmak, batmak, sonu gelmek -TENLASTELEGGING: d, (- en) suçlama, itham -TENMINSTE: z, en azından, hiç olmazsa, hiç değilse -TENNIS: h, tenis -TENNISARM: d, (- en) tenisten ileri gelen kol ağrısı, iyi çalışmayan kol -TENNISBAAN: d, (...banen) tenis sahası -TENNISBAL: d, (- len) tenis topu -TENNISSEN: f, gs, (tenniste, h, getennist) tenis oynamak -TENOR: d, (- s, - en) muz/müz tenor -TENORSTEM: d, (- men) tenor ses -TENSLOTTE: z, nihayet, sonunda -TENT: d, (- en) 1 çadır, otağ, 2 (zonnescherm) tente, ergens zijn - en opslaan bir yere çadır kurmak, iemand uit zijn - lokken birinin düşüncesini/görüşünü öğrenmeye çalışmak, birine düşüncesini söyletmek -TENTAKEL: d, (-s) kavrama örgeni/uzvu, dokungaç -TENTAMEN: h, (- s, ...mina) (ara) sınav, imtihan, -TENTBEWONER: d, (-s) çadırda oturan kimse -TENTDEK: h, (- ken) scheep/den güneşlikli güverte, tenteli güverte -TENTDOEK: h, d, (- en) çadır bezi, tente bezi -TENTENKAMP: h, (- en) çadır kampı -TENTOONSPREIDEN: f, g, (spreidde tentoon, h, tentoongespreid) göz önüne sermek, teşhir etmek, göstermek, sergilemek -TENTOONSTELLEN: f, g, (stelde tentoon, h, tentoongesteld) sergiye koymak, sergilemek, -TENTOONSTELLING: d, (- en) 1 sergi, 2 (gebouw) sergi, galeri -TENUE: h, d, (- n, - s) üniforma -TENUITVOERBRENGING: d, (- en) infaz, yürütüm, icra, uygulama -TENZIJ: bağ, - medikçe ... - madıkça ... meğer ki, - madığı takdirde,- se, ik ga uit, - het regent yağmur yağmadığı takdirde dışarı çıkarım, -TEPEL: d, (-s) meme başı, meme ucu, -TER: ilg, 1 - da/de, - aarde dünyada, 2 - tafel brengen gündeme getirmek, - dood veroordelen ölüme mahkum etmek, een zaak - hand nemen bir işi ele almak -TERAARDEBESTELLING: d, (- en) defin, gömme -TERBESCHIKKINGSTELLING: d, ıslahevine alma -TERDEGE: z, uygun bir şekilde, tamamen, adamakıllı -TERECHT: z, 1 (met recht) haklı olarak, adaletle, doğru olarak, een - e waarschuwing yerinde bir uyarı, haklı bir uyarı, zij protesteren - haklı olarak protesto ediyorlar, de straf is - ceza yerindedir, 2 het boek is weer - kitap tekrar bulundu -TERECHTBRENGEN: f, g, (bracht terecht, h, terechtgebracht) yerine getirmek, ergens niets van - bir şeyi iyi yapmamak -TERECHTKOMEN: f, gs, (kwam terecht, is terechtgekomen) 1 (op de juiste plaats komen) varmak, ulaşmak, 2 (ergens toevallig aankomen) kazara varmak, 3 fig/mec (in orde komen) düzene girmek, düzen almak, yoluna girmek, dat zal wel - düzene girecek, hij zal wel - bir yolunu bulur, başeder, daar komt niks van terecht yoluna girmeyecek, er is niets van terechtgekomen her şey arap saçına döndü, çok kötü sonuçlandı, de zaak komt terecht iş düzeliyor, yoluna giriyor, 4 in de gevangenis - cezaevine düşmek, op zijn pootjes - iyi bitmek, iyi sonuçlanmak, -TERECHTSTAAN: f, gs, (stond terecht, h, terechtgestaan) mahkemeye çıkmak, yargılanmak, wegens diefstal - hırsızlıktan yargıç önüne çıkmak -TERECHTSTELLEN: f, g, (stelde terecht, h terechtgesteld) idam etmek, ölüm cezasmı yerine getirmek, iemand - birinin ölüm cezasını yerine getirmek -TERECHTSTELLING: d, (- en) idam -TERECHTWIJZEN: f, g, (wees terecht, h, terechtgewezen) iemand - birinin hatasını yüzüne vurmak, birini hatasından dolayı paylamak -TERECHTWIJZING: d, (- en) (hatadan dolayı) paylama, azar -TERECHTZITTING: d, (- en) jur/huk (mahkemede) oturum, duruşma -TEREN: I f, g, (teerde, h, geteerd) katranlamak II f, gs, (teerde, h, geteerd) - op idare etmek, geçinmek, ile yaşamak -TERGEN: f, g, (tergde, h, getergd) kızdırmak, kızdırana kadar uğraşmak, zıvanadan çıkarmak, çileden çıkarmak, tahrik etmek, iemands geduld - birinin sabrını tüketmek, een hond - köpeği hırçınlaştırmak -TERGEND: s, z, kızdıran, galeyana getiren, çileden çıkaran, - langzaam çileden çıkaracak kadar yavaş -TERING: d (- en) 1 (tuberculose) verem, erime illeti, fig/mec krijg de -! geber! canın cehenneme! 2 de - naar de nering zetten ayağını yorganına göre uzatmak -TERLOOPS: I z, arada, II s, (oppervlakkig) üstünkörü, yüzeysel -TERM: d (- en) 1 terim, technische - teknik terim, in bedekte - en üstü kapalı, imalı, 2 d, mv/çoğ (reden) neden, sebep, daar zijn geen - en voor ona hiç bir sebep yok -TERMIET: d, (- en) zo, beyaz karınca -TERMIJN: d, (- en) 1 (tijdruimte) süre, müddet, mühlet, vade, de uiterste - hand/tic son gün, een - vaststellen vadeyi belirlemek, tayin etmek, binnen de vastgestelde - belirli bir süre içinde, op lange - uzun vadeli, krediet op korte - kısa vadeli kredi, op korte - kısa vadeli, 2 (afbetalingssom) taksit, in vier - en betalen dört taksitte ödemek, in - en betalen taksitler halinde ödemek -TERMIJNBETALING: d, (- en) taksit, iets op - kopen taksitle almak -TERMIJNHANDEL: d, hand/tic sonradan teslimli ticaret -TERMIJNMARKT: d, hand/tic taksitli satış pazarı, taksitli satış piyasası -TERMINAAL: s, sonda/uçta bulunan -TERMINAL: d, (-s) terminal -TERMINOLOGIE: d, (- en) terminoloji -TERNAUWERNOOD: z, zor bela, güçbela, zoru zoruna, ancak, güçlükle -TERNEERGESLAGEN: s, cesaretsiz, cesareti kırık -TERP: d, (- en) köy, tepe, yamaç, tepecik -TERPENTIJN: d, terementi, terbentin -TERRACOTTA: d, 1 (pottenbakkersklei) pişmiş toprak, 2 (voorwerp) çömlek -TERRARIUM: h, (- s, ...ria) bazı hayvanlar için hazırlanmış suni yer -TERRAS: h, (- sen) 1 teras, taraça, 2 aardr/coğr seki -TERRASVORMIG: s, seki şeklinde, teras şeklinde -TERREIN: h, (- en) arsa, saha, alan, parsel, bos- orman sahası, fabrieks- fabrika sahası, kampeer- kamp sahası, mil/ask saha, alan, meydan, open- açık saha, daar was je op gevaarlijk - hassas yerdeydiniz, op internationaal - uluslararası alanda, - verliezen gerilemek (achteruitgaan), başarısız olmak, nüfuzunu yitirmek, - winnen başarı kazanmak, gelişmek, nüfuz kazanmak -TERREINVERLIES: h, toprak kaybı -TERREINWINST: d, toprak kazanımı -TERREUR: d, terör, tedhiş, daden van - terör eylemleri, staats- devlet terörü -TERRIER: d, (-s) teriyer, bir köpek tipi -TERRINE: d, (-s) (soepkom) çorba kasesi, çorba tası -TERRITORIAAL: s, z, mıntıkasal, ülke toprağma ait -TERRITORIUM: h, (- s, ...ria) toprak, arazi, idari bölge -TERRORISATIE: d, (-s) yıldırma, şiddet eylemi, dehşet -TERRORISEREN: f, g, (terroriseerde, h, geterroriseerd) şiddet kullaninak, tedhiş etmek, terör estirmek, dehşet saçmak -TERRORISME: h, terörizm, tedhişçilik, şiddetçilik -TERRORIST: d, (- en) terörist, tedhişçi, şiddet eylemcisi terroristisch s, z, terör türünden, şiddetsel, terörsel tersluiks z, gizlice, sinsice, hissettirmeden terstond z, hemen, derhal, direkt tertiair s, üçüncü terts d, (- en) muz/müz üçlü -TERUG: z, 1 geri, geriye, çıkış noktasına doğru, (achteruit) geriye doğru, 2 (weder) geriye, je krijgt nog f 5 daha beş gulden alacaksın, 10 jaar - on yıl geriye, on yıl önceye, ze zijn - döndüler, je krijgt je boek - kitabını geri alacaksın, - naar af başlangıç noktasına, başlama noktasına geri -TERUGBELLEN: f, g, (belde terug, h, teruggebeld) tekrar telefon etmek, tekrar aramak -TERUGBETALEN: f, g, (betaalde terug, h, terugbetaald) geri ödemek -TERUGBETALING: d, (- en) geri ödeme -TERUGBEZORGEN: (bezorgde terug, h terugbezorgd) geri götürmek -TERUGBLIK: d, (- ken) geriye bakış, geriye bir göz atış, maziye bakış -TERUGBLIKKEN: f, gs, (blikte terug, h, teruggeblikt) geçmişe bir göz atmak -TERUGBRENGEN: f, g, (bracht terug, h, teruggebracht) 1 geri getirmek, (teruggooien) geri götürmek, iade etmek, 2 (reduceren) azaltmak, indergemek, düşürmek, -TERUGDEINZEN: f, gs, (deinsde terug, is teruggedeinsd) 1 irkilmek, 2 fig/mec - voor iets bir şeye cesaret edememek, bir şeyden çekinmek -TERUGDENKEN: f, gs, (dacht terug, h, teruggedacht) geçmişi düşünmek, aan de kinderjaren - çocukluk yıllarrını düşünmek, doen - aan de kindertijd çocukluk dönemini düşündürmek, - aan vroeger - geçmiş yıllara dalmak/gitmek -TERUGDOEN: f, g, (deed terug, h, teruggedaan) iets - bir şeyi karşılık olarak yapmak -TERUGDRAAIEN: f, g, (draaide terug, h, teruggedraaid) geri çevirmek -TERUGDRIJVEN: f, g, (dreef terug, h, teruggedreven) geri püskürtmek -TERUGEISEN: f, g (eiste terug, h, teruggeeist) geri talep etmek, geri istemek -TERUGFLUITEN: f, g, (floot terug, h, teruggefloten) 1 düdükle geri çağırmak, düdükle geri çağırmak, 2 fig/mec (yapmaması için) uyarmak, sorumluluğa dikkat çekmek -TERUGGAAN: f, gs, (ging terug, is teruggegaan) 1 (achteruitgaan) gerilemek, geri gitmek, 2 (in de tijd) gerilere gitmek, maziye gitmek, geçmişe dönmek, geçmişi hatırlamak, enige jaren - birkaç yıl geri gitmek, 3 (prijzen) düşmek, gerilemek, inmek, 4 (verzwakken) azalmak, zayıflamak, 5 (terugkeren) geri dönmek, geri gitmek -TERUGGANG: d, 1 geri gidiş, 2 (verval) gerileme, gerileyiş, harap olma, 3 hand/tic (prijs) düşüş, iniş -TERUGGAVE: d, (-s) iade, -TERUGGETROKKEN: s, (eenzaam) münzevi, yalnız, dünyadan el çekmiş, -TERUGGEVEN: f, g, (gaf terug, h, teruggegeven) 1 geri vermek, iade etmek, 2 (betalen) geri ödemek -TERUGGRIJPEN: f, gs, (greep terug, h, teruggegrepen) - op öncekine dönmek, -TERUGGROETEN: f, g, (groette terug, h, teruggegroet) selamla karşılık vermek -TERUGHALEN: f, g, (haalde terug, h, teruggehaald) (gidip) geri getirmek, geri almak -TERUGHOUDEN: f, g, (hield terug, h, teruggehouden) alıkoymak, engellemek, iemand van iets - birini bir şeyden alıkoymak -TERUGHOUDEND: s, çekingen, sakıngan, kaçıngan, soğuk -TERUGKAATSEN: f, g, (kaatste terug, h, teruggekaatst) 1 (terugwerpen) geri fırlatmak, geri sıçratmak, 2 (licht) yansıtmak, geri vurmak -TERUGKEER: d, geri dönüş, geri dönme -TERUGKENNEN: f, g, (kende terug, h, teruggekend) tekrar tanımak -TERUGKEREN: f, gs, (keerde terug, is teruggekeerd) geri dönmek, geri gitmek, op zijn schreden - adımlarının izinden geri dönmek -TERUGKIJKEN: (keek terug, h, teruggekeken) 1 geri bakmak, 2 fig/mec geçmişe bakmak -TERUGKOMEN: f, gs, (kwam terug, is teruggekomen) 1 geri gelmek, 2 - op iets bir şeye geri dönmek, 3 (nogmaals komen) tekrar gelmek, kom morgen maar eens terug yarın gene gel -TERUGKOMST: d, geri geliş, tekrar geliş -TERUGKOPEN: f, g, (kocht terug, h, teruggekocht) geri satın almak, (inlossen) rehinden kurtarmak, -TERUGKOPPELEN: f, g, (terug koppelde, h, teruggekoppeld) eski haline getirmek, een voorstel naar iemand - teklifi getirenle veya teklif sahibiyle görüşmek -TERUGKOPPELING: d, geridönüm -TERUGKRABBELEN: f, gs, (krabbelde terug, is teruggekrabbeld) vazgeçmek, geri çekilmek -TERUGKRIJGEN: f, g, (kreeg terug, h, teruggekregen) geri almak -TERUGLEGGEN: (legde terug, h, teruggelegd) 1 geri koymak, tekrar yerine koymak, 2 sp, geri pas vermek, -TERUGLOPEN: f, gs, (liep terug, is teruggelopen) 1 geri yürümek, geri gitmek, mil/ask geri çekilmek, 2 (vloeistoffen) geri akmak, çekilmek, 3 hand/tic düşmek, inmek -TERUGNEMEN: f, g, (nam terug, h, teruggenomen) 1 geri almak, zijn woorden - lafını geri almak, (plat/argo) tükürdüğünü yalamak, 2 (verminderen) azaltmak, geri çekmek, snelheid - hızı azaltmak -TERUGREIS: d, (...reizen) geri seyahat -TERUGROEPEN: f, g, (riep terug, h, teruggeroepen) geri çağırmak, een zanger - şarkıcıyı geri çağırmak, teruggeroepen worden geri çağrılmak, in het geheugen - anımsamak, akla getirmek, iemand iets in het geheugen - birine bir şeyi hatırlatmak -TERUGSCHAKELEN: I gs, (schakelde terug, h, teruggeschakeld) (v, auto) vitesi düşürmek, küçük vitese almak, II g, - naar de studio stüdyoya bağlamak -TERUGSCHRIJVEN: f, g, (schreef terug, h, teruggeschreven) cevap yazmak -TERUGSCHRIKKEN: f, gs, (schrok terug, is teruggeschrokken) irkilmek, (bang zijn voor) - dan/den korkmak -TERUGSCHROEVEN: (schroefde terug, h, teruggeschroefd) düşürmek, indirmek, -TERUGSLAAN: I f, g, (sloeg terug, h, teruggeslagen) 1 geri itmek, geri tepmek, geri vurmak, een bal - topu geri vurmak, 2 een leger - geri püskürtmek, II gs, 1 tech/tek geri tepmek, 2 - op iets bir şeyle ilişkili olmak, bir şeye değinmek -TERUGSLAG: d, (- en) sıçrama, tech/tek geri tepme, fig/mec (reaktie) tepki -TERUGSPOELEN: f, g, (spoelde terug, h, teruggespoeld) geri sarmak -TERUGSPRINGEN: f, gs, (sprong terug, is teruggesprongen) geri sıçramak -TERUGSTOOT: d, geri tepme, -TERUGSTOTEN: f, gs, (stootte terug, h, teruggestoten) geri itmek, geri tepmek, -TERUGSTUREN: f, g, (stuurde terug, h, teruggestuurd) geri göndermek -TERUGTOCHT: d, (- en) 1 dönüş, dönüş seyahati, 2 mil/ask çekilme, -TERUGTRAPPEN: I f, g, (trapte terug, h, teruggetrapt) geri tepmek, II gs, (met fiets) geriye pedal çevirmek -TERUGTRAPREM: d, (- men) pedal freni, ayak freni -TERUGTREDEN: f, gs, (trad terug, is teruggetreden) geri adım atmak, gerilemek -TERUGTREKKEN: I f, g, (trok terug, h, teruggetrokken) 1 geri çekmek, (naar zich toe) kendine doğru çekmek, 2 (beloften) geri almak, vazgeçmek, 3 mil/ask geri çekmek, de troepen - birlikleri geri çekmek, 4 zich - çekilmek, II gs, (-, is -) (achterwaarts gaan) geri çekilmek -TERUGTREKKING: d, çekilme -TERUGVALLEN: f, gs, (viel terug, is teruggevallen) 1 eski haline dönmek, 2 - op iemand (iets) birinde (bir şeyde) yardıma güvenmek, 3 in iets - bir şeye yeniden kapılmak, 4 (minder goed presteren) gerilemek, geriye gitmek, kötüye gitmek -TERUGVAREN: f, gs, (voer terug, is teruggevaren) scheep/den geri seyretmek -TERUGVERDIENEN: f, g, (verdiende terug, h, terugverdiend) tekrar kazanmak, tekrar elde etmek, -TERUGVERLANGEN: f, gs, (verlangde terug, h, terugverlangd) geçmişi özlemek -TERUGVINDEN: f, g, (vond terug, h, teruggevonden) tekrar bulmak, een boek - kitabı tekrar bulmak -TERUGVOEREN: f, g, (voerde terug, h, teruggevoerd) geri taşımak, geri nakletmek -TERUGVORDEREN: f, g, (vorderde terug, h, teruggevorderd) geri istemek, geri talep etmek, iadesini istemek -TERUGVORDERING: d, (- en) iadesini talep, -TERUGVRAGEN: f, g, (vroeg terug, h, teruggevraagd) geri istemek -TERUGWEG: d, (- en) dönüş yolu, gidiş yolu -TERUGWERKEND: s, geriye dönük, geçmişe etkili olan, - e kracht hebben jur/huk makable şamil olmak, geriye dönük etkisi olmak, salarisverhogingen met - e kracht verlenen eski maaşlarıda kapsayan artışları vermek, met - e kracht vanaf 6 januari altı ocaktan geçerli olarak -TERUGWERPEN: f, g, (wierp terug, h, teruggeworpen) geri atmak, op zichzelf teruggeworpen zijn yapayalnız kalmak, tek başına kalmak, tek başına yapmak zorunda olmak -TERUGWIJKEN: f, gs, (week terug, is teruggeweken) geri çekilmek, gerilemek -TERUGWIJZEN: f, g, (wees terug, h, teruggewezen) işaret etmek, öncekini göstermek -TERUGZENDEN: f, g, (zond terug, h, teruggezonden) geri göndermek -TERUGZETTEN: f, g, (zette terug, h, teruggezet) 1 geri koymak, yerine geri koymak, 2 (uurıverk) geri almak -TERUGZIEN: I gs, (zag terug, h, teruggezien) geçmişe göz atmak, II g, (weer zien) tekrar görmek, -TERWIJL: bağ, 1 (in de tijd dat) (ar)ken, -(er)ken, - dığı sırada, - wij sliepen, ...biz uyurken, - je werkt, ga ik een hapje eten sen çalışırken, bir şeyler atıştırayım, 2 (ofschoon) - dığı halde, -TER WILLE: - van için, adına, uğruna, hatırına -TER ZAKE: zie/bkz zaak -TERZET: h, (- ten, - s) muz/müz üç seslik parça -TERZIJDE: z, bir yana, bir tarafa -TERZIJDESTELLING: d, (- en) ihmal, önemsememe, bir kenara bırakma, met - van önemsemeyerek -TEST: I d, (- en, - s) 1 (schotel) güveç, çömlek tabak, 2 volkst/hd (hoofd) kafa, baş II d, (- en) test, een intelligentie - zeka testi -TESTAMENT: h, (- en) 1 vasiyet, vasiyetname, zijn - maken vasiyetname hazırlamak, hij kan zijn - wel maken vasiyetini yazsa iyi olur, 2 het Oude - Tevrat, het Nieuwe - Incil, bij - vermaken aan vasiyetle bırakmak, zonder - vasiyetnamesiz, vasiyetsiz -TESTAMENTAIR: s vasiyete dayanan, vasiyetli -TESTATEUR: d, (-s) (erkek) miras bırakan -TESTATRICE: d, (-s) (bayan) miras bırakan, vasiyet -TESTBAAN: d, (,,banen) deneme sahası, deneme pisti, -TESTCASE: d, (-s) deney olay -TESTEN: f, g, (testte, h, getest) denemek, testen geçirmek, deneyden geçirmek -TESTIKEL: d, (-s) anat, haya, testis -TESTIMONIUM: h, (- s, ...nia) şahadetname, belge -TESTIS: d, (testes) anat, erbezi, testis, haya -TETANUS: d, med/tıb tetanos, -TêTE-à-TêTE h, (-s) iki kişi arasında gizli konuşma, görüşme -TETTEREN: f, gs, (tetterde, h, getetterd) spreekt/kd bağıra bağıra konuşmak -TEUG: d, (- en) (lucht) soluk, (drank) yudum, in een - het glas drinken bardağı bir yudumda/dikişte içmek, met volle - en van iets genieten bir şeyden çok zevk almak, bir şeyin tadına varmak, -TEUGEL: d, (-s) (v, trekdier) gem, dizgin, yular, de - afwerpen gem almamak, laf dinlememek, de - strak houden dizginleri sıkı tutmak, de vrije - laten dizginleri salıvermek, kendini kontrol etmemek, iemand de - vrije laten birini serbest bırakmak, de - s laten vieren dizginleri gevşetmek/yumuşatmak -TEUGELLOOS: s, z, dizginsiz, gemsiz, serbest, başıboş, azgın -TEUGJE: h, (-s) yudumcuk, met - s drinken yudum yudum içmek, yudumlamak -TEUT: d, (- en) uyuşuk, mıymıntı, üşengeç, -TEUTEN: f, gs, (teutte, h, geteut) mıymıntılık etmek, ağırdan almak, uyuşukluk etmek, oyalanmak -TEVEEL: h, (tevelen) fazlalık, artık -TEVENS: z, 1 (tegelijk) aynı zamanda, 2 (bovendien) ayrıca, bundan başka, üstelik, ve hem de, ve de -TEVERGEEFS: I s, boşuna, nafile, II z, boş yere, boşu boşuna, nafile, beyhude, iets - proberen bir şeyi boşu boşuna denemek -TEVOREN: z, 1 önce, een jaar - bir yıl önce, 2 van - önceden, daha evvel, ik heb je van - gewaarschuwd seni daha önceden uyardım -TEVREDEN: s, z, memnun, hoşnut, hij is er mee - ondan memnun, iemand - stellen birini memnun etmek, zich - stellen met - dan/den memnun olmak, over iemand - zijn birinden memnun olmak, over zichzelf - zijn halinden memnun olmak, hij kwam - terug uit Turkije Türkiyeden memnun döndü -TEVREDENHEID: d, memnuniyet, hoşnutluk -TEVREDENSTELLEN: f, g, (stelde tevreden, h, tevredengesteld) memnun etmek, hoşnut etmek, gönlünü yapmak -TEWATERLATING: d, (- en) scheep/den kızaktan inme, kızaktan suya indirme -TEWEEGBRENGEN: f, g, (bracht teweeg, h, teweeggebracht) neden olmak, meydan vermek, sebep olmak, sebebiyet vermek, işlemek, sensatie - sansasyon yaratmak -TEWEERSTELLEN: (stelde teweer, h, teweergesteld) karşı koymak, direnmek, direnç göstermek, -TEWERKSTELLEN: f, g, (stelde tewerk, h, tewerkgesteld) istihdam etmek, işe yerleştirmek, -TEXTIEL: I s tekstil, dokuma, tekstille ilgili, II d, h, (geweven stoffen) dokunmuş kumaş, III d, tekstil, mensucat, manifatura, dokumacılık -TEXTIELFABRIEK: d, (- en) dokuma fabrikası, tekstil fabrikası -TEXTIELINDUSTRIE: d, tekstil sanayi, dokuma sanayi, dokumacılık, -TEZAMEN: z, birlikte, beraber, -T.G.V. afk/kıs ten gevolge van - nin sonucu olarak, ten gunste van - nin yararına -THANS: z, şimdi, halen, bugünlerde -THEATER: h,(-s) tiyatro, zie/bkz schouwburg -THEATERSCHOOL: d, (...scholen) tiyatro okulu -THEATRAAL: s, z, (...raler, - st) fig/mec tiyatroluk, gösterişli -THEE: d,(- en) çay, kamille- kamelya çayı, na de - çaydan sonra, - drinken çay içmek, ze zijn aan het - drinken onlar çay içiyorlar, - zetten çay koymak, çay yapmak, sterke - sert çay, slappe - açık çay, paşa çayı, twee -! iki çay! -THEEBLAD: h, 1 (- eren, ...blaren) çay yaprağı, 2 (- en) (schenkblad) çay tepsisi -THEEBUS: d (- sen) çay kutusu -THEECULTUUR: d, çay yetiştirme -THEEDOEK: d, (- en) kurulama bezi -THEEFABRIEK: d, (- en) çay fabrikası -THEEGEREI: h, çay takımı -THEEHANDEL: d, çay ticareti -THEEHUIS: h, (...huizen) çay ocağı, çayhane, kahvehane, kahve -THEEKETEL: d, (-s) çaydanlık, demlik -THEEKISTJE: h, (-s) çay kutusu, çaylık -THEEKOPJE: h, (-s) çay fincanı -THEELEPELTJE: h, (-s) çay kaşığı -THEELICHTJE: h, (-s) çaydanlık mumu -THEEMUTS: d, (- en) çaydanlık örtüsü, çaydanlık külahı -THEEPAUZE: d, (- s, - n) çay molası, çay arası, çay saati -THEEPLANTAGE: d, (-s) çay tarlası -THEEPOT: d, (- ten) demlik, çaydanlık -THEEROOS: d, (...rozen) bot, çay gülü, sarı gül -THEESALON: d, (-s) çay salonu, kahvehane, volkst/hd kahve -THEESCHOTELTJE: h, (-s) çay tabağı -THEESERVIES: h, (...serviezen) çay servisi takımı, çay takımı -THEETAFEL: d, (-s) çay masası, çay sehpası -THEETANTE: d, (-s) dedikoducu bayan, -THEETUIN: d, (- en) çay bahçesi -THEEVISITE: d, (-s) çay ziyareti -THEEWATER: h, çay suyu, boven zijn - zilzurna sarhoş olmak, pilot olmak, leyla olmak, kör kütük sarhoş olmak -THEEZAKJE: h, (-s) çay poşeti -THEEZEEFJE: h, (-s) çay süzgeci, süzek -THEMA: (-s) d, 1 (schoolopgave) çeviri ödevi, 2 h, (onderwerp) konu, tema, mevzu, esas görüş, muz/müz tema, motif -THEMATIEK: d, (seçilmiş tüm) tema, temalar -THEMATISCH: s, z, temayla ilgili, konuyla ilgili, temaya dayalı, teması olan -THERMIEK: d, termik -THEOCRAAT: d, (...craten) teokrat, -THEOCRATIE: d, (...tieen) teokrasi, kendini ilâh sayan veya ilâhların temsilcisi olarak görenlerin idaresi: Firavunların idaresi teokrasidir, -THEOLOGIE: d, ilahiyat -THEOLOGISCH: s, z, ilahiyata ait, -THEOLOOG: d, (...logen) ilahiyatçı, -THEOREMA: h, (-s) teorem -THEORETICUS: d, (...tici) teorisyen, nazariyeci -THEORETISCH: I s, teorik, een - e kwestie teorik bir sorun, II z, kuramsal olarak, teoride, - heb je gelijk, maar in de praktijk... teorik olarak haklısın, ama pratikte... -THEORETISEREN: f, gs, (theoretiseerde, h, getheoretiseerd) teori kurmak -THEORIE: d, (- en) teori, kuram, nazariye -THEOSOFIE: d, teozofi, mistik felsefe sistemi -THEOSOOF: d, (...sofen) mistik felsefeci -THERAPEUT: d, (- en) terapist -THERAPEUTISCH: s, z, tedavi ile ilgili -THERAPIE: d, (- en) terapi, tedavi, psycho- psikoterapi, röntgen- röntgen tedavi -THERMIEK: d, meteo, yükselen hava kütlesi/akımı -THERMOMETER: d, (-s) termometre, sıcakölçer -THERMOSFLES: d, (- sen) termos -THERMOSTAAT: d, (...staten) termostat, ısı ölçeği, -THESE: d (-n) tez -THESIS: d, (- sen, theses) tez, sav, iddia -THOMAS: ongelovige - şüpheci kimse, külyutmaz, bir şeye kolay inanmayan kimse -THORA: d, Tevrat -THRACIE: Trakya -THUIS: z, 1 evde, 2 (naar huis) eve, - blijven evde kalmak, iemand niet - kunnen brengen birini nereden tanıdığını çıkaramamak, - zijn evde olmak, doe of je - bent evindeymiş gibi rahat et, niet - geven cevap vermemek, ses vermemek, aldırmazlıktan gelmek, ergens goed in - zijn bir konuyu iyi bilmek, bir konuda kendini rahat hissetmek, handen -! bana dokunma! elini sürme! Oost, west - best bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş, ev gibi yer (ana gibi yar) olmaz, ne ora ne bura, bülbüle saraydır yuva -THUISBEZORGEN: f, g, (bezorgde thuis, h, thuisbezorgd) eve teslim etmek, eve göndermek, -THUISBRENGEN: f, g, (bracht thuis, h, thuisgebracht) eve getirmek -THUISCLUB: d, (-s) sp, ev sahibi kulüp -THUISFRONT: h, sivil cephe -THUISHOREN: f, gs, (hoorde thuis, h, thuisgehoord) daar - oraya ait olmak, dat hoort hier niet thuis yerinde değil, uymuyor, ik geloof dat ze in Amsterdam - a) sanırım onlar Amsterdama ait, b) (v, manier enz,) Amsterdamlı gibiler -THUISHOUDEN: (hield thuis, h, thuisgehouden) 1 evde tutmak, de kinderen - çocukları evde tutmak, 2 (bij zich houden) yanında bulundurmak/tutmak, zijn handen niet thuis kunnen houden eline sahip olamamak -THUISKOMEN: f, gs, (kwam thuis, is thuisgekomen) eve dönmek, eve gelmek, eve geri dönmek, -THUISKOMST: d, eve dönüş, yuvaya dönüş -THUISREIS: d, eve dönüş seyahati, op de - eve dönerken -THUISWEDSTRIJD: d, (- en) sp, kendi sahasında maç, kendi sahasıda karşılaşma -THUISWERKER: d, (-s) (erkek) evde dışarıya iş yapan -THUISWERKSTER: d, (-s) (bayan) evde dışarıya iş yapan -TIARA: d, (-s) üç katlı papa tacı -TIBET: h, Tibet -TIBETAAN: d, (...tanen) Tibetli -TIBETAANSE: s, Tibete ait -TIC: d, (-s) 1 (yüzde vb,) tik, 2 (aanwensel) adet, huy, 3 (drankje, meşrubata katılan) içki -TICHEL: d, (-s) tuğla, parke taşı -TICHELAARTJE: d, tuğla toprağı, tuğla harcı -TICHELBAKKER: d, (-s) tuğlacı -TICHELBAKKERIJ: d, (- en) tuğla fabrikası, parke taşı fabrikası -TICHELOVEN: d, (-s) tuğla fırını -TICHELWERK: h, (- en) tuğla işi -TICKET: h, (-s) (gemi ve uçak için) bilet -TIEN: I sa, on, les - ders on, onuncu ders, II d, (- en) 1 (op rapport) on, wij waren met ons tienen on kişiydik, het is - uur saat on, het is voor - ona on var -TIEND: d, h, (- en) aşar vergisi -TIENDAAGS: s, on günlük, (tien dagen durend) on gün süren, on günlük -TIENDE: sı, sa, 1 onuncu, 2 h, (-n) onuncu kısım -TIENDELIG: s, wisk/mat ondalık, - e getallen ondalık sayılarla -TIENDUBBEL: s, on katlı -TIENDUIZEND: sa, onbin, - en onbinlerce -TIENER: d, (-s) 13 ile 19 yaş arasındaki genç -TIENJARIG: s, on yaşında olan, (tienjaar durend) on yıl süren, on yıllık -TIENTAL: h, on, - len onlarca -TIENTALLIG: s, wisk/mat ondalık -TIENTJE: h, (-s) on gulden, (briefje) onluk -TIENVOUD: h, (- en) on katı -TIENVOUDIG: s, z, on katlı, on misli -TIERELANTIJNTJE: h, (-s) (ornamentje) süs -TIERELIEREN: f, gs, (tierelierde, h, getierelierd) (kuşlar) şakımak, ölmek -TIEREN: I f, gs, (tierde, h, getierd) (groeien) büyümek, gelişmek, gelişip serpilmek II f, gs, (tierde, h, getierd) (schreeuwen) bağırmak, yaygarayı basmak, kıyameti koparmak, (razen) kudurmak, ortalığı velveleye boğmak -TIET: d, (- en) spreekt/kd (vrouwenborst) ampul, greyfurt, meme -TIG: spreekt/kd onlarca, ik heb het al - keer gezegd onlarca kez söyledim -TIGRIS: d, Dicle -TIJ: h, (- en) gelgit, met ve cezir, dood - alçalma ile yükselmenin en az olduğu gelgit -TIJD: d, (- en) 1 zaman, vakit, süre, 2 (seizoen) devre, sezon, mevsim, 3 (tijdperk) devir, çağ, ten - e van Napoleon Napolyon devri, 4 taalk/dilb zaman, de tegenwoordige- şimdiki zaman, de verleden- geçmiş zaman, 5 alles heeft zijn - her şeyin zamanı var, bijde - zijn a) (modern zijn) modern olmak, çağa uymak, b) (slim zijn) kurnaz olmak, bij - en fırsat düştükçe, ara sıra, bij - en wijle ara sıra, bazen, arada bir, de - doden zaman/vakit öldürmek, het zal mijn - wel duren (o konuya) pek aldırmıyorum, takmıyorum, gedurende de - dat ... - dığı esnasında, -(y)iken, - is geld vakit nakittir, wij zijn aan geen - gebonden zamanla yarışmıyoruz, de - is de beste heelmeester zaman her şeyin üstesinden gelir, het is hoog - vakit dar, het is - vakit tamam, süre bitti, het heeft de - aceleye gerek yok, hij heeft de - zamanı var, acelesi yok, de laatste - heb ik hoofdpijn son zamanlarda başım ağrıyor, bende son zamanlarda baş ağrısı var, een hele (lange) - uzun bir süre, de - zal het leren zaman gösterecek, in de loop van de - zamanla, zaman geçtikçe, in - (en) van nood acil hallerde, in - (en) van oorlog savaş zamanında, in de - van een maand bir aylık sürede, bir ay içinde, in mijn jonge - gençlik günlerimde, gençliğimde, in onze - günümüzde, in vroeger(e) - daha önceleri, eskiden, met de - meegaan zamana uymak, çağa ayak uydurmak, çağına uymak, - maken zaman ayırmak, na kortere of langere - er geç, morgen om deze - yarın bu vakitlerde, op - vaktinde, tam zamanında, op - beginnen vaktinde başlamak, de trein kwam precies op - tren tam zamanında geldi, op bepaalde - belirli bir zamanda, plaatselijke - yerel saat, yerel zaman, komt -, komt raad gün ola devran döne, zamanla yoluna girer, her şeyin uygun bir çözüm zamanı vardır, sedert die - o zamandan beri, uit de - zijn modası geçmiş olmak, modadan düşmek, vrije - boş zaman, van die - af o zamandan itibaren, van - tot - zaman zaman, ara sıra, voor de - van 2 maanden iki aylık bir süre için, voor korte (lange) - kısa (uzun) bir süre için, voor een tijdje kısa bir süre için, geçici olarak, voor zijn - vaktinden önce, - winnen zaman kazanmak -TIJDBEPALING: d, (- en) zaman belirleme -TIJDBESPARING: d, (- en) zaman tasarrufu -TIJDBOM: d, (- men) saatli bomba -TIJDELIJK: I s, 1 (voor zekere tijd) geçici, muvakkat, geçici bir süre olan, belirli bir süre için, een - maatregel geçici önlem, 2 (vergankelijk) geçici, kalıcı olmayan, dünyevi, fani, - goederen geçici mallar, het - met het eeuwige verwisselen fani dünyadan ebedi dünyaya gitmek, terki diyar etmek, ölmek, II z, geçici olarak, -TIJDENS: ilg, esnasında, süresinde, müddetince, boyunca, zarfında, - da/de, - de les ders esnasında, derste, - de oorlog savaş müddetince -TIJDGEBONDEN: s, çağa ait/bağlı, belli bir zamana ait, zeer - zijn tam çağın ürünü olmak, -TIJDGEBREK: h, zamansızlık, zaman yetersizliği -TIJDGEEST: d, dönemin anlayışı, asrın ruhu -TIJDGENOOT: d, (,,genoten) çağdaş, muassır, çağdaş olan kimse -TIJDIG: s, z, 1 vakitli, vaktinde, erkenden, erken, hij komt altijd - hep vaktinde gelir, 2 (vroegtijdig) - opstaan erkenden kalkmak -TIJDING: d, (- en) vero/eski (beklenilen) haber, havadis -TIJDLANG: een - bir süre, bir ara, een - hadden ze niets gezegd bir süre konuşmadılar -TIJDMELDING: d, (- en) zaman bildirme -TIJDMETER: d, (-s) kronometre, zamanölçer -TIJDNOOD: d, zamansızlık, zaman yetersizliği, zaman darlığı, zaman meselesi, in - verkeren zaman yetersizliği içinde olmak, zaman darlığı çekmek -TIJDOPNAME: d, (- s, - n) zaman kaydı -TIJDOPNEMER: d, (-s) sp, süre ölçücü, kronometreci, saat tutucu -TIJDPASSERING: d, (- en) eğlence, eğlenme, şenlik -TIJDPERK: h, (- en) devir, çağ, het stenen - taş devri -TIJDREKENING: d, (- en) de christelijke - miladi takvim, de islamitische - hicri takvim -TIJDRIT: d, (- ten) sp, zamana karşı yarışma -TIJDROVEND: s, vakit alan, zaman isteyen, vakit tüketen, zaman gerektiren, een - onderzoek zaman isteyen araştırma -TIJDRUIMTE: d, (- s, - n) süre -TIJDSBEELD: h, (- en) çağın potresi, çağın karakteri/imgesi -TIJDSBESTEK: h süre, -TIJDSCHEMA: h, (-s) zaman çizelgesi -TIJDSDUUR: d, müddet, süre -TIJDSCHRIFT: h, (- en) dergi, magazin, mecmua, periyodik yayın -TIJDSEIN: h, (- en) zaman sinyali, saat sinyali -TIJDSGEWRICHT: h, (- en) dönüm noktası -TIJDSLIMIET: d, (- en) zaman sınırı, süre limiti -TIJDSTIP: h, (- pen) (ogenblik) an, süre -TIJDSVERLOOP: h, zaman akışı -TIJDSVERSCHIL: h, (- len) zaman farkı -TIJDVAK: h, (- ken) devir, çağ, dönem -TIJDVERDRIJF: h, eğlence, eğlenme, şenlik, -TIJDVERLIES: h, zaman kaybı -TIJDVERSLINDEND: s, çok zaman isteyen, vakit gerektiren -TIJDVERSPILLING: d, zaman öldürme, zaman israfı, zaman kaybı -TIJDWINST: d, zaman/vakit kazanma -TIJGEN: f, gs, (toog, is getogen) gitmek -TIJGER: d, (-s) zo, kaplan -TIJGERIN: d, (- nen) dişi kaplan -TIJGERJACHT: d, (- en) kaplan avı -TIJGERKAT: d, (- ten) benekli tekir, vaşak, orman kedisi -TIJGERLELIE: d, (-s) bot, pars zambağı -TIJGERVEL: h, (- len) kaplan derisi -TIJK: d, (- en) 1 (overtrek) yüz, kılıf, örtü, kussen - yastık yüzü, 2 h, kumaş, dimi -TIJLOOS: d, (...lozen) bot, acı çiğdem, güz çiğdemi -TIJM: d, bot, kekik -TIK: d, (- ken) 1 hafif vuruş, tıklayış, 2 (slag) şamar, iemand een - om de oren geven fig/mec birini paylamak, ergens een - van meekrijgen bir şeyin kötü/olumsuz etkisinde kalmak -TIKFOUT: d, (- en) daktilo hatası, -TIKJE: h, (-s) hafif şamar, fig/mec çok az şey, cüzi şey, een - birazcık -TIKKELTJE: h, (-s) azıcık bir şey, birazcık, een - meer birazcık fazla -TIKKEN: I f, gs, (tikte, h, getikt) 1 tıklamak, aan de deur - kapıyı tıklatmak, kapıya vurmak, (v, horloge) tıklamak, tık tık ses vermek, 2 (typen) daktilo yazmak, II g, 1 iemand op de schouder - birinin omzuna vurmak, 2 eieren - yumurtaları birbirine vurup kırmak, 3 fig/mec iemand op de vingers - birini cezalandırmak, paylamak, azarlamak, 4 (typen) daktilo ile yazmak, een brief - mektubu daktilo etmek -TIKKERTJE: h, elim sende oyunu -TIKTAK: I h, d, tik- tak sesi, II ünl, tik tak -TIL: I d, (het tillen) kaldırma, er is iets op - eli kulağında, geliyor, yaklaşıyor, er zijn veranderingen op - değişiklikler geliyor II d, (- len) (duiventil) güvercinlik -TILLEN: f, g, (tilde, h, getild) 1 kaldırmak, yükseltmek, yukarı çıkarmak, 2 spreekt/kd (oplichten) dolandırmak -TILT: d, op - slaan (v, personen) öfkeden kendini kaybetmek, afyonu başına vurmak -TIMBRE: h, (-s) ses özelliği, -TIMEN: f, g, (timede, h, getimed) 1 zamanı iyi ayarlamak, zamanı iyi hesaplamak, zamanını iyi seçmek, 2 (tijdsduur opnemen) zamanını ölçmek -TIMING: d, zaman ayarlama, zaman seçimi -TIMMEREN: I f, g, (timmerde, h, getimmerd) 1 (houtwerk vervaardigen) yapmak, (met spijkers) çivilemek, çiviyle tutturmak, een kast - dolap yapmak, 2 (bouwen) inşa etmek, yapmak, çatmak, een huis - ev inşa etrnek, ev yapmak, II gs, marangozluk yapmak, doğramacılık yapmak, iemand in elkaar - birinin ağzını burnunu dağıtmak, birini iyice ıslatmak/dövmek -TIMMERGEREEDSCHAP: h, (- pen) doğramacılık takımı -TIMMERHOUT: h, kereste, doğramalık tahta alle hout is geen - herkesten aynı beceri beklenemez -TIMMERMAN: d, (,,lieden, ,,lui) marangoz, doğramacı -TIMMERWERF: d, (...werven) şantiye, doğramacı şantiyesi -TIMMERWERK: h, marangozluk, doğramactlık, (voor een timmerman) marangoz işi, -TIN: h, 1 scheik/kim kalay, 2 (tinnen goed) kalay şey, teneke işi -TINCTUUR: d, (...turen) bitki eriyiği, bitki özü -TINERTS: h, kalay cehveri özü -TINFOELIE: h, kalay yaprağı, (ayna arkasma sürülen) stanyol -TINKELEN: f, gs, (tinkelde, h, getinkeld) çınlamak, tınlamak -TINNE: d, (-n) (v, kasteel) mazgallı siper, mazgal dişi -TINNEGIETER: d, (-s) kalaycı -TINNEN: s, kalaydan -TINT: d, (- en) hafif renk -TINTELEN: f, gs, (tintelde, h, getinteld) 1 (flonkeren) pırıldamak, parlamak, ışıl ışıl olmak, 2 (v, kou) sızlamak, karıncalanmak -TINTEN: f, gs, (tintte, h, getint) renklenmek, blauw getint maviye boyanmış -TINTJE: h, (-s) hafif renk -TIP: I d, (- pen) 1 uç, uç nokta, köşe, 2 fig/mec een - van de sluier oplichten bir sırrı kısmen açı-ğa vurmak II d, (-s) 1 (advies) tavsiye, öğüt, (inlichting) bilgi, ipucu, 2 (fooi) bahşiş -TIPPEL: d, gezinti, aan de - zijn gezmek -TIPPELEN: f, gs, (tippelde, h, getippeld) 1 hızlı yürümek, tırıs gitmek, (wandelen) gezmek, yürüyüş yapmak, 2 (van hoeren, hayat kadını) sokakta müşteri avlamak -TIPPEN: f, g, (tipte, h, getipt) 1 (inlichtingen geven) bilgi vermek, 2 aan iets niet kunnen - bir şeye ayak uyduramamak, bir şeyin dengi olamamak -TIPSY: s, çakırkeyf, sarhoş -TIPTOP: z, mükemrnel, şahane, harika, ala, kusursuz, en iyi kalite -TIRADE: d, (-s) thea/tiy tirat -TIRAN: d, (- nen) tiran, despot, istibdatçı, diktatör, zalim, gaddar -TIRANNIE: d, (- en) istibdat, zulüm, gaddarlık -TIRANNIEK: s, z, zalim, gaddar, despotça -TIRANNISEREN: f, g, (tiranniseerde, h, getiraniseerd) zulmetmek, despotça idare etmek, zalimlik etmek, kasıp kavurmak -TISSUE: d, (-s) kağıt mendil -TITAN: d, Titan (silisyuma benzeyen, çok sert, parlak beyaz maden) -TITANIUM: h, scheik/kim titan (silisyuma benzeyen, çok sert, parlak beyaz maden) -TITANENSTRIJD: d, büyük mücadele -TITEL: d, (-s) 1 (v, boeken) başlık, 2 (ambtelijk) resmi sıfat, ünvan, paye, 3 sp, şampiyonluk, 4 (v, wetboek) bölüm -TITELBLAD: h, (- en) baş sahife, başlık sayfası -TITELHOUDER: d, (-s) sp, ünvanını koruyan, şampiyon -TITELPAGINA: d, (-s) baş sayfa/sahife, başlık sayfası -TITELROL: d, (- len) thea/tiy oyuna adını veren baş oyuncu rolü -TITULAIR: s, ünvandan ibaret -TITULARIS: d, (- sen) ünvan sahibi -TITULATUUR: d, ünvan, sıfat -TJEE: ünl, ya! şey! -TJALK: d, (- en) scheep/den eski model bir yelkenli -TJILPEN: f, gs, (tjilpte, h, getjilpt) cıvıldamak -TJOKVOL: s, dopdolu, ağzına kadar dolu, tıklım tıklım -TL-BUIS: d, (...buizen) floresan ışık -T.N.V afk/kıs ten name van - nin adına -T.O afk/kıs tegenover karşısında -TOBBE: d, (- n, - s) tekne, gerdel, yarım fıçı -TOBBEN: f, gs, (tobde, h, getobd) 1 (zwaar werken) çok çalışmak, çabalamak, uğraşmak, ter dökmek, kendini yıpratmak, 2 ergens over - bir şeyden endişe duymak, bir şeye kafasına takmak, tasalanmak, bir şeyi evirip çevirmek, over zijn toekomst - geleceğinden endişe duymak, 3 ergens mee - bir şeyle başı dertte olmak, bir şeyle sorunu olmak -TOBBER: d, (-s) (piekeraar) kuruntulu kimse, -TOCH: z, 1 (desondanks) yine de, yine, gene, gene de, mamafih, hal böyle iken, buna rağmen, het was verboden, maar hij heeft het - gedaan yasak olmasına rağmen yaptı, yasaktı ama yine de yaptı, 2 (werkelijk) gerçekten, hakikaten, 3 (immers) değil mi, je bent - ziek hastasın değil mi? je bent - een mens! sen de insansın! zij heeft er - nog een onun bir tane daha var, değil mi? 4 (ongeduld) je komt -? geliyor musun, gelmiyor musun? waar zit je -? nerdesin yahu? 5 (verbaasd) is het - waar? gerçekten doğru mu? 6 (nieuwsgierig) waar zou het kind zijn? çocuk nerede acaba? * het is - erg gerçekten çok kötü, hij komt - niet a) kesin gelmiyor, b) gelmiyor ki, dat doet hij - niet kesinlikle yapmıyor, wij vertrekken morgen - Nee ? (verbaasd) yarın hareket ediyoruz, - deme?/ - yok ya! -TOCHT: d, (- en) 1 (reis) seyahat, gezi, gezinti, auto - araba gezisi, fiets - bisiklet gezisi, 2 scheep/den mil/ask sefer, kruis - haçlı seferi, 3 (zuigwind) cereyan, op de - zitten cereyanda oturmak -TOCHTBAND: h, d, hava cereyanı bandı, tıkama bandı -TOCHTDEUR: d, (- en) iç kapı, cereyan önleme kapısı -TOCHTEN: f, gs, (tochtte, h, getocht) het tocht hier burası cereyan yapıyor -TOCHTGAT: h, (- en) hava deliği, cereyan deliği -TOCHTGENOOT: d, (...noten) yolculuk arkadaşı, gezinti arkadaşı -TOCHTIG: s, (winderig) cereyanlı -TOCHTJE: h, (-s) kısa gezinti -TOCHTLAT: d, (- ten) hava cereyanını önleyici çıta -TOCHTRAAM: h, (...ramen) çift pencere -TOCHTSTRIP: d, (- pen) (cereyan) sızdırmaz band -TOE: I z, -(y)a/e, doğru, yönüne doğru, - kadar, değin, hij kwam naar mij - bana doğru geldi, fig/mec waar wil hij naar -? ne demek istiyor? -, werk door! haydi, çalışmaya devam et! naar de stad - kasabaya doğru, dat doet er niet - fark etmez, ogen - gözler kapalı, tot nu - şu ana kadar, şimdiye kadar, şimdiye değin, aan iets - zijn bir şeye gereksinimi olmak, ik ben aan vakantie - tatile gereksinimim var, ik weet niet waar ik aan - ben ne yapacağımı bilmiyorum, de resultaten tot nu - şimdiye kadar alınan sonuçlar, II ünl, - maar! a) (ter aanmoediging) haydi! hadi! hadi bakalım! b) (uiting v, verwondering) vay canına! vay anasını! -TOEBEDELEN: f, g, (bedeelde toe, h, toebedeeld) tahsis etmek, hissesi olarak vermek -TOEBEHOREN: I f, gs, (behoorde toe, h, toebehoord) ait olmak, - nin malı olmak II h, ek, aksesuar, eklentiler, yedek -TOEBEREIDEN: f, g, (bereidde toe, h, toebereid) hazırlamak, hazır hale getirmek -TOEBEREIDING: d, (- en) hazırlama -TOEBEREIDSELEN: d, mv/çoğ hazırlıklar, de - voor een reis seyahat için hazırlıklar, - maken voor için hazırlık yapmak -TOEBIJTEN: f, g, (beet toe, h, toegebeten) 1 iyice ısırmak, diş geçirmek, dişlemek, 2 fig/mec (aannemen) kabul etmek -TOEBRENGEN: f, g, (bracht toe, h, toegebracht) iemand schade - birine zarar vermek, iemand een slag - birine tokat atmak, een wonde - yara açmak, yaralamak -TOEDEKKEN: f, g, (dekte toe, h, toegedekt) 1 örtmek, kaplamak, 2 fig/mec (bemantelen) kılık de-ğiştirmek -TOEDENKEN: f, g, (dacht toe, h, toegedacht) iemand iets - birine bir şey vermeye niyetlenmek, vermeyi tasarlamak -TOEDICHTEN: f, g, (dichtte toe, h, tocgedicht) isnat etmek, (haksızca) yüklemek, iemand iets - birine bir şey atfetmek -TOEDIENEN: f, g, (diende toe, h, toegediend) (medicijnen) verrnek -TOEDOEN: I f, g (deed toe, h, toegedaan) 1 kapamak, kapatmak, ölmek, ik kan geen oog - gözümü kapayamıyorum, uyku tutmuyor, 2 aan iets - etki yapmak, hij kan er niets aan - onun etkisi olmaz, onun yapacağı bir şey yok, wat jij denkt doet er niet toe? senin ne düşündüğün önemli değil, het doet er niets toe ziyanı yok, önemli değil II h, 1 (hulp) yardım, destek, katkı, buiten mijn - benim katkım olmadan, 2 (medewerking) işbirliği, door zijn - a) onun yüzünden b) onun aracılığıyla -TOEDRAAIEN: f, g, (draaide toe, h, toegedraaid) çevirerek kapatmak -TOEDRACHT: d, oluş, oluş şekli, akış şekli, de - van het ongeluk kazanın oluşu, kazanın oluş biçimi -TOEDRAGEN: f, g (droeg toe, h, toegedragen) (v gevoelens) beslemek, taşımak, duymak, iemand achting - birini saymak, birine saygı göstermek, ze dragcn elkaar geen goed hart toe aralarında bir sevgi yok, biribirini sevmezler, zich - olmak, meydana gelmek, ortaya çıkmak, gelişmek -TOE-EIGENEN: f, g, (eigende toe, h, toegeeigend) zich iets - bir şeyi kendine mal etmek, mülkiyetine geçirmek, bir şeyin üstüne yatmak -TOE-EIGENING: d, (- en) mülküne alma, mülküne geçirme, iktisap -TOEF: d, (- en) (hoopje) birazcık, bir topak, (v, haar) tutam, demet -TOEFLUISTEREN: f, g, (fluisterde toe, h, toegefluisterd) fısıldamak, fısıl fısıl söylemek, iemand iets - birinin kulağına bir şey fısıldamak -TOEGAAN: f, gs, (ging toe, is toegegaan) 1 (dichtgaan) kapanmak, örtülmek, (v, wond) kapanmak, 2 (gebeuren) olmak, meydana gelmek -TOEGANG: d, (- en) giriş, verboden - girilmez, - verboden giriş yasak, - voor alle leeftijden her yaşa serbest giriş, vrije - serbest giriş, iemand - verlenen birini kabul etmek -TOEGANGSBILJET: h, (- ten) giriş bileti -TOEGANGSKAART: d, (- en) giriş kartı -TOEGANGSPRIJS: d, (...prijzen) giriş fiyatı -TOEGANGSWEG: d, (- en) giriş yolu -TOEGANKELIJK: s, 1 girilebilir, açık, alleen voor leden - sadece üyelere açık, 2 (persoon) yaklaşılabilir, yanına varılır -TOEGANKELIJKHEID: d, girilebilirlik, yaklaşılabilirlik -TOEGEDAAN: s, iemand - zijn birinden hoşlanmak, birini sevmek, ik ben hem zeer - ondan hoşlamam, ik ben deze mening - bu görüşten yanayım, benim görüşüm bu -TOEGEEFLIJK: s, z, hoşgörülü, tahammüllü, müsamahakar, içi geniş -TOEGEEFLIJKHEID: d, hoşgörülülük -TOEGENEGEN: s, seven -TOEGEPAST: s, uygulamalı -TOEGEVEN: I f, g, (gaf toe, h, toegegeven) 1 (meer geven) üste vermek, fazladan vermek, katmak, 2 fig/mec (erkennen) kabul etmek, daar heb je gelijk in, dat geef ik toe o konuda haklı olduğunu kabul ediyorum, zoals iedereen - zal herkesin kabul edeceği gibi, 3 (inwilligen) razı olmak, müsaade etmek, hoş görmek, men moet kinderen wat - çocuklar biraz hoşgörülmelidir, zij geeft hem te veel toe ona (karşı) çok hoşgörülüdür, II gs, (zich inschikkelijk tonen) alttan almak, boyun eğmek, karşı koymamak, aan zijn hartstochten - hırsına boyun eğmek, iradesine hakim olamamak -TOEGEWIJD: s bağlı, sadık, düşkün -TOEGIFT: d, (- en) (bij muziek uitvoering) program dışı müzik parçası -TOEGOOIEN: f, g, (gooide toe, h, toegegooid) atmak, (dichtgooien) çarpıp kapamak, (een gat) doldurrnak -TOEGRENDELEN: f, g, (grendelde toe, h, toegegrendeld) sürgülemek -TOEHAPPEN: f, gs, (hapte toe, h, toegehapt) 1 dişlemek, dişleri ile kapmak, 2 fig/mec kabul etmek -TOEHOORDER: d, (-s) dinleyici -TOEHOREN: f, gs, (hoorde toe, h, toegehoord) 1 dinlemek, 2 (toebehoren) ait olmak, - nin malı olmak, -TOEJUICHEN: f, g, (juichte toe, h, toegejuicht) (met applaus) alkışlamak, alkış tutmak, fig/mec iyi karşılamak -TOEJUICHING: d, (- en) alkış -TOEKENNEN: f, g, (kende toe, h, toegekend) (iemand iets) (birine bir şeyi) tanımak, hak görmek, layık görmek, vermek, een voorrecht - öncelik tanımak, iemand een recht - birine bir hak tanımak -TOEKEREN: f, g, (keerde toe, h, toegekeerd) dönmek, fig/mec iemand de rug - birine sırt çevirmek, yüz çevirmek -TOEKIJKEN: f, gs, (keek toe, h, toegekeken) bakmak, seyretmek, scherp - dik dik bakmak -TOEKIJKER: d, (-s) seyirci -TOEKNIJPEN: (kneep toe, h, toegeknepen) sıkıp kapatmak, een oogje - göz yummak, görmemezlikten gelmek -TOEKNIKKEN: f, g, (knikte toe, h, toegeknikt) baş eğerek selamlamak -TOEKOMEN: f, gs, (kwam toe, is toegekomen) 1 ergens aan - bir şeye vakti olmak, bir şeye başlayabilmek, 2 doen - göndermek, iemand iets doen - birine bir şey göndermek, 3 (toebehoren) ait olmak, dat komt ons toe bize ait, 4 met iets - bir şeyle idare etmek, (rondkomen) geçinmek, met zijn salaris - maaşla geçinmek -TOEKOMEND: s, (aanstaande) gelecek, - e tijd taalk/dilb gelecek zaman kipi -TOEKOMST: d, gelecek, istikbal, in de - gelecekte, ilerde, die zaak heeft geen - işin geleceği yok, işin istikbali yok -TOEKOMSTBEELD: h, (- en) gelecek ideali/hayali -TOEKOMSTDROOM: d, (...dromen) gelecek rüyası, gelecek düşü -TOEKOMSTIG: s, gelecek, beklenen, müstakbel -TOEKOMSTMUZIEK: d, fig/mec gelecek umudu, gelecek düşü, dat is nog - daha çok beklersin -TOEKOMSTPLAN: h, (- nen) gelecek planı -TOEKRUID: h, (- en) tat bitkisi, çeşni bitkisi -TOEKUNNEN: f, gs, (kon toe, h, toegekund) 1 (deur) kapanmak, 2 (rondkomen) idare etmek, met ieis - bir şeyle idare etmek -TOELAATBAAR: s, kabul edilebilir, kabul görür, caiz -TOELAATBAARHEID: d, kabul edilirlik, kabule şayanlık -TOELACHEN: f, g, (lachte toe, h, toegelachen) 1 gülerek bakmak, 2 fig/mec gülmek, het fortuin lachte hem toe şansı güldü -TOELAGE: d, (-n) ek ödenek, maaş zammı -TOELATEN: f, g, (liet toe, h, toegelaten) (dulden) izin vermek, müsaade etmek, hoş görmek, göz yummak, (binnenlaten) içeri almak, içeri girmesine izin vermek, (aannemen) kabul etmek, almak, als het weer het toelaat,, hava iyi olursa,, -TOELATING: d, (- en) (het binnenlaten) giriş izini, müsaade, kabul -TOELATINGSEXAMEN: h, (-s) giriş sınavı, kabul imtiham -TOELEG: d, plan, amaç -TOELEGGEN: f, g, (legde toe, h, toegelegd) 1 zich - op -(y)a/e kendini vermek, gayretle uğraşmak, 2 ergens geld op - para katmak, para eklemek -TOELEVERINGSBEDRIJF: h, (...drijven) malzeme veren şirket, müteahhit şirket -TOELICHTEN: f, g, (lichtte toe, h, toegelicht) aydınlatmak, açıklamak, açıklık kazandırmak, izah etmek, iets met voorbeelden - bir şeyi örneklerle aydınlatmak -TOELICHTING: d, (- en) açıklama, aydınlatma, izah -TOELIJKEN: f, gs, (leek toe, h, toegeleken) görünmek, gibi gelmek -TOELOOP: d, akın, toplaşma, sökün -TOELOPEN: f, gs, (liep toe, is toegelopen) 1 (bir yere) yürümek, 2 (toestromen) akın etmek, sökün etmek, hij kwam op mij - bana doğru geldi, 3 puntig - sivrilerek bitmek, incelerek gitmek -TOELUISTEREN: f, gs, (luisterde toe, h, toegeluisterd) dinlemek -TOEMAKEN: f, g, (maakte toe, h, toegemaakt) (dichtmaken) kapamak, örtmek -TOEMETEN: f, g, (mat toe, h, toegemeten) ayırmak, tahsis etmek, iemand iets - birine bir şey ayırmak -TOEN: I z, 1 (op die tijd) o zaman, o vakit, van - af o zamandan itibaren, ik was - in Turkije o zaman Türkiyedeydim, 2 (daarna) sonra, peşinden, arkasından, bilahara, - begonnen zij weer te huilen sonra tekrar ağlamaya başladılar, en -? ve sonra? - e? II bağ, -(i)ken, - da/de, - dığı anda, - ik hem zag, ... onu gördüğüm anda, onu gördüğümde, - ik op school was ben okuldayken, - hij kwam, was het al te laat o geldiğinde çok geçti -TOENAAM: d, (...namen) lakap, takma ad, met naam en - bütün detaylarıyla, ik zal je alles vertellen, met naam en - her şeyi sana bütün detaylarıyla anlatacağım -TOENADERING: d, (- en) figmec uzlaşma, uzlaşı, - zoeken uzlaşma aramak -TOENADERINGSPOGING: d, (- en) uzlaşma çabası -TOENAME: d, (-n) büyüme, (uitbreiding) gelişme, (v, bevolking) artış -TOENDRA: d, (-s) tundra, kutup bozkırı -TOENEMEN: f, gs, (nam toe, is toegenomen) 1 (talrijker worden) artmak, çoğalmak, fazlalaşmak, büyümek, de bevolking is toegenomen nüfus arttı, 2 (koorts) yükselmek, 3 (sterker worden) güçlenmek -TOENEMING: d, büyüme, (uitbreiding) gelişme, (v, bevolking) artış, -TOENMALIG: s, o zamanın, - e voorzitter o zamanın başkanı -TOENTERTIJD: z, o zaman, o vakitler -TOEPASBAAR: s, z, uygulanabilir, kullanılabilir, kullanışlı, uygun, münasip, -TOEPASSELIJK: s, z, uygulanabilir, kullanılabilir, kullanışlı, uygun, münasip, dat is hier niet - buraya uygun değil -TOEPASSELIJKHEID: d, uygulanabilirlik, uygunluk -TOEPASSEN: f, g, (paste toe, h, toegepast) uygulamak, tatbik etmek, hayata geçirmek, toegepaste taalkunde uygulamalı dilbilim -TOEPASSING: d, (- en) uygulama, tatbik, hayata geçirrne -TOER: d, (- en) 1 (draai) devir, tur, dönüş, 100 - en per minuut dakikada yüz tur, op volle - en var gücüyle, bütün gücüyle, yoğun bir şekilde, 2 (reis) kısa seyahat, gezinti, tur, een - maken tur atmak, 3 (kunststuk) hüner, marifet, numara, 4 (v, breiwerk) tur, nog een - breien bir tur daha örmek, 5 fig/mec over zijn - en zijn dengesizleşmiş olmak, sinirleri rayından çıkmak, kafası karmakarışık olmak -TOERBEURT: d, (- en) bij - sırayla, nöbetleşe -TOEREIKEN: f, gs, (reikte toe, h, toegereikt) (voldoende zijn) yeterli olmak, kafi olmak -TOEREIKEND: s, yeterli, kafi -TOEREKENBAAR: s, jur/huk sorumlu, mesul, sorumlu tutulabilir -TOEREKENEN: f, g, (rekende toe, h, toegerekend) üzerine atmak, yüklemek -TOEREKENING: d, sorumlu tutma -TOEREKENINGSVATBAAR: s, sorumlu, mesul, iemand - verklaren birini eyleminden sorumlu görmek, birinin eyleminden mesul olduğunu açıklamak -TOEREN: f, gs, (toerde, h, getoerd) tur atmak, tur yapmak -TOERENTAL: h, (- len) tur sayısı, devir sayısı -TOERENTELLER: d, (-s) devir/tur sayacı -TOERISME: h, turizm, het - bevorderen turizmi desteklemek -TOERIST: d, (- en) turist, gezgin, seyyah, -TOERISTENSEIZOEN: h, turist sezonu -TOERISTISCH: s, turistik, turizme ait, turizmle ilgili, het - verkeer turizm trafiği -TOERNOOI: h, (- en) turnuva -TOEROEPEN: f, g, (riep toe, h, toegeroepen) çağırmak, seslenmek -TOERUSTEN: f, g, (ruste toe, h, toe gerust) 1 (schip) teçhiz etmek, donatmak, kuşatmak, 2 (klaarmaken) hazırlamak, zich - voor için hazırlanmak, zich voor een vakantie - tatile hazırlanmak -TOERUSTING: d, (- en) harp teçhizatı, savaş hazırlığı, donanım -TOESCHIETELIJK: s, lütufkar, yardımsever, hayırsever, iyicil, dostane -TOESCHIETELIJKHEID: d, yardımseverlik -TOESCHIETEN: f, gs, (schoot toe, is toegeschoten) (toesnellen) hızla gelmek, hızla koşmak, - op yanına hızla gelmek -TOESCHIJNEN: f, gs, (scheen toe, h, toegeschenen) görünmek, gelmek, het schijnt mij toe dat ... bana öyle geliyor ki,, -TOESCHOUWER: d, (-s) izleyici, seyirci -TOESCHRIJVEN: f, g, (schreef toe, h, toegeschreven) yüklemek, atfetmek, isnat etmek, iets ergens aan - bir şeyi bir şeye yüklemek, bir şeyin bir şeyden kaynaklandığını söylemek, iets aan iemand - bir şeyi birine yüklemek, bir şeyi birinin yaptığını söylemek -TOESLAAN: I f, g, (sloeg, h, toegeslagen) 1 (dichtslaan) vurup kapatmak, de deur - kapıyı vurup kapatmak, çarpıp kapatmak, een boek - kitabı vurup kapatmak, 2 iemand de bal - topu birine doğru vurmak, II gs, 1 (v, deur) çarpıp kapanmak, 2 (kans benutten) fırsattan yararlanmak -TOESLAG: d, (- en) 1 (in geld) ek para, zam, artış, fazla ücret, 2 (toevoegsel) ilave, ek -TOESNAUWEN: f, g, (snauwde toe, h, toegesnauwd) hırlar gibi söylemek, çıkışarak söylemek -TOESNELLEN: f, gs, (snelde toe, is toegesneld) hızla gitmek, op iemand - birine doğru hızla gitmek -TOESNIJDEN: f, g, (sneed toe, h, toegesneden) 1 keserek istenilen şekli vermek, 2 fig/mec (isteğe, beklentiye vb,) uydurmak, ayarlamak, denk düşürrnek -TOESPELEN: f, g, (speelde toe, h, toegespeeld) iets - bir şeyi çaktırmadan vermek, 2 elkaar de bal - paslaşmak -TOESPELING: d, (- en) imleme, ima, işaret etme, nişan koyma, een - maken ima etmek, dolaylı olarak belirtmek -TOESPIJS: d, (...spijzen) vero/eski tatlı -TOESPITSEN: I f, g, (spitste toe, h, toegespitst) 1 (spits maken) sivriltmek, 2 (intensiveren) yo-ğunlaştırmak, II (- -, h, -) 1 zich - (erger worden) kızışmak, şiddetlenmek, gerginleşmek, 2 zich - op -(y)a/e yönelmek, - da/de uzmanlaşmak, - da/de kendini geliştirmek -TOESPRAAK: d, (...spraken) nutuk, konuşma, hitabe, een - houden nutuk çekmek, hitap etmek, -TOESPREKEN: f, g, (sprak toe, h, toegesproken) konuşmak, nutuk çekmek, hitap etmek, -TOESPRINGEN: f, gs, (sprong toe, is toegesprongen) ileri atlamak -TOESTAAN: f, g, (stond toe, h, toegestaan) (veroorloven, toelaten) izin vermek, müsaade etmek, (verlenen) vermek -TOESTAND: d, (- en) durum, hal, vaziyet, konum, de - van de zieke hastanın durumu, de economische - ekonomik durum, in een slechte - verkeren kötü bir durumda bulunmak -TOESTEKEN: f, g, (stak toe, h, toegestoken) iemand de handen - birine el uzatmak fig/mec dostluk eli uzatmak -TOESTEL: h, (- len) 1 alet, aygıt, cihaz, makina, foto- fotoğraf makinası, een optisch- optik alet, 2 dahili telefon - 321 dahili numara 321 -TOESTEMMEN: f, gs, (stemde toe, h, toegestemd) in iets - bir şeyde mutabık olmak, bir şeye razı olmak, wie zwijgt, stemt toe süküt ikrardan gelir -TOESTEMMING: d, (- en) onay, rıza, kabul, met - van - nin izniyle, - nin rızasıyla zonder - van - nin izni/rızası olmaksızın -TOESTOPPEN: f, g, (stopte toe, h, toegestopt) 1 (dichtmaken) tıkamak, kapatmak, gaten - delikleri kapatmak, iemand - birinin ağzını tıkamak, fig/mec ağzına bal sürmek, rüşvet vermek, 2 (heimelijk geven) gizlice vermek -TOESTROMEN: f, gs, (stroomde toe, is toegestroomd) (v, mensen) akmak, küme küme akın etmek, sökün etmek -TOESTUREN: f, g, (stuurde toe, h, toegestuurd) göndermek, (geld) havale etmek -TOET: d, (- en) 1 (gezicht) yüz, surat, een lief - je sevimli bir yüz, een lelijke - çirkin bir surat, (mond) ağız, hou je -! ağzını kapa! 2 (dot) bağ, düğüm -TOETAKELEN: f, g, (takelde toe, h, toegetakeld) 1 (mishandelen) kötü davranmak, (misvormen) zarar vermek, bozmak -TOETASTEN: f, gs, (tastte toe, h, toegetast) kendi kendine servis yapmak, alıp yemek -TOETEN: f, gs, (toette, h, getoet) ötmek, öttürmek, hij weet van - noch blazen (plat/argo) hiç bir şey bilmiyor, Hanyayı Konyayı bilmiyor -TOETER: d, (-s) düdük, (v, auto) kalkson, düdük -TOETEREN: f, gs, (toeterde, h, getoeterd) düdük çalmak, klakson çalmak -TOETJE: h, (-s) (yemek sonrası) tatlı -TOETREDEN: f, gs, (trad toe, is toegetreden) - tot een vereniging bir derneğe üye olmak -TOETREDING: d, (- en) (v, leden) katılma -TOETS: d, (- en) 1 (test) test, sınav, imtihan, 2 (v, piano, schrijfmachine) tuş, 3 (proej) deney, deneme, 4 de - der kritiek kunnen doorstaan eleştiriye göğüs germek -TOETSEN: f, g, (toetste, h, getoetst) (beproeven) denemek, sınamak, tecrübe etmek, (goud enz,) değerini araştırmak -TOETSENBORD: h, (- en) klavye -TOETSINSTRUMENT: h, (- en) tuşlu müzik aleti -TOETSSTEEN: d, (...stenen) (altın) deneme taşı, mihenk -TOEVAL: h, (- len) 1 rastlantı, şans, tesadüf, tesadüfen, bij - kazara, şans eseri, 2 med/tıb sara nöbeti, aan - len lijden saralı olmak, een - krijgen sara tutmak -TOEVALLEN: f, g, (viel toe, is toegevallen) 1 (dichtvallen) uykudan gözleri kapanmak, 2 (ten deel vallen) hissesine düşmek -TOEVALLIG: I s, 1 şans eseri, tesadüfi, een - e ontmoeting tesadüfi bir karşılaşma, II z, tesadüfen, kazara, - zag ik het onu kazara gördüm -TOEVALLIGHEID: d, (...heden) tesadüf, rastlantı -TOEVALSTREFFER: d, (-s) şans eseri, de oplossing was een - çözüm şans eseriyidi -TOEVEN: f, gs, (toefde, h, getoefd) (bir süre) kalmak, -TOEVERLAAT: d, fig/mec koruyucu, hâmi, mijn steun en - destek ve dayanağım -TOEVERTROUWEN: f, g, (vertrouwde toe, h, toevertrouwd) iemand zijn geld - birine para emanet etmek, iemand een geheim - birine bir sır açmak -TOEVLOED: d, 1 bolluk, 2 (menigte v,mensen) insan kalabalığı, insan seli, insan akını -TOEVLOEIEN: f, gs, (vloeide toe, is toegevloeid) akmak, içeri doğru akmak -TOEVLUCHT: d, (- en) sığınak -TOEVLUCHTSOORD: h, (- en) sığınak yeri -TOEVOEGEN: f, g, (voegde toe, h, toegevoegd) 1 (bijvoegen) eklemek, katmak, ilave etmek, een beetje water aan iets - bir şeye birazcık su katmak, ik heb er niets aan toe te voegen ekleyecek bir şeyim yok, 2 (als helper) yardımcı olarak vermek, mahiyetine vermek, 3 (zeggen) eklemek, söylemek -TOEVOEGING: d, (- en) ilave, ek -TOEVOEGSEL: h, (-s) ek, ilave -TOEVOER: d, (- en) ikmal, sevk, nakil -TOEVOERBUIS: d, (...buizen) sevk borusu, nakil borusu -TOEVOEREN: f, g, (voerde toe, h, toegevoerd) sevk etmek, nakletmek -TOEVRIEZEN: f, gs, (vroor toe, h, toegevroren) donmak, buz bağlamak -TOEWEG: d, (- en) daha kısa yol, kestirme yol -TOEWENSEN: f, g, (wenste toe, h, toegewenst) dilemek, dilekte bulunmak -TOEWIJDEN: f, g, (wijdde toe, h, toegewijd) Allaha adamak, vakfetmek, hasretmek, adamak, zich - aan -(y)a/e kendini vermek, kendini -(y)a/e adamak -TOEWIJDING: d, (- en) (ijver) gayret, fedakârlık -TOEWIJZEN: f, g, (wees toe, h, toegewezen) iets aan iemand - bir şeyin birinin hakkı olduğunu belirlemek, bir şeyi birinin hakkı olarak göstermek, tanımak, hakkı görmek, de eis is hem toegewezen talebi haklı görüldü, het kind aan de moeder - çocuğu anneye vermek, aandelen - hisse vermek, hisseleri dağıtmak, de eerste prijs is hem toegewezen birincilik ödülü ona layık görüldü -TOEZEGGEN: f, g, (zei/zegde toe, h, toegezegd) vaat etmek, söz vermek -TOEZEGGING: d, (- en) söz, vaat, - en doen söz vermek -TOEZENDEN: f, g, (zond toe, h, toegezonden) (birine) göndermek, (geld) postalamak, havale etmek -TOEZICHT: h, teftiş, denetleme, kontrol, nezaret, onder - van - nin denetimi altında -TOEZICHTHOUDER: d, (-s) kontrolör, denetçi -TOEZIEN: f, gs, (zag toe, h, toegezien) - op -(y)i denetlemek, -(y)a/e göz kulak olmak, dikkat etmek -TOEZWAAIEN: f, g, (zwaaide, h, toegezwaaid) fig/mec iemand lof - birini övmek, göklere çıkarmak -TOF: s, z, (- fer, - st) spreekt/kd güvenilir, sağlam, kaliteli, (leuk) hoş, şirin -TOFFEE: d, (-s) karamela, şekerleme -TOGA: d, (-s) cüppe -TOILET: h, (- ten) 1 (kleding) elbise, tuvalet, bal- balo elbisesi, 2 W,C, tuvalet, volkst/hd helâ, ayakyolu, yüznumara, kenef -TOILETARTIKEL: h, (- en) tuvalet malzemesi -TOILETDOOS: d, (...dozen) tuvalet malzeme kutusu -TOILETPAPIER: h, tuvalet kâğıdı -TOILETSPIEGEL: d, (-s) tuvalet aynası -TOILETTAFEL: d, (-s) süslenme masası, tuvalet masası -TOILETTAS: d, (- sen) tuvalet çantası -TOILETZEEP: d, (...zepen) tuvalet sabunu -TOKKELEN: f, g, (tokkelde, h, getokkeld) (saz teline) dokunmak, tıngırdatmak -TOKIO: Tokyo -TOKO: d, (-s) Endonezya ve Çin dükkânı -TOL: I d, (- en) (köprü, kanal, yol) geçiş ücreti, fig/mec hij betaalde de - aan de natuur öldü, nalları dikti II d, (- len) (kinderspeeltuig) maymun, topaç, fırıldak -TOLBOOM: d, (...bomen) geçiş ücretli yolu kapama direği -TOLBRUG: d, (- gen) geçiş ücretli köprü -TOLERABEL: s, hoşgörülür, müsamaha edilir -TOLERANT: s, z, hoşgörülü, müsamahakâr -TOLERANTIE: d, 1 tolerans, hoşgörü, müsamaha, 2 tech/tek (marj, tolerans) oynama payı, sapma derecesi -TOLEREREN: f, g, (tolereerde, h, getolereerd) hoş görmek, göz yummak, müsaade etmek, sabırlı davranmak, katlanmak -TOLGELD: h, (- en) geçiş ücreti, giriş harcı, duhuliye, giriş vergisi -TOLHEFFING: d, (- en) geçiş ücreti alma -TOLHUIS: h, (...huizen) geçiş ücreti ödenen yer -TOLK: d, (- en) 1 tercüman, mütercim, als - fungeren/optreden tercümanlık yapmak, tercüman olarak çalışmak, 2 fig/mec sözcü -TOLKEN: f, gs, (tolkte, h, getolkt) tercümanlık yapmak, mütercim olarak çalışmak -TOLKANTOOR: h, (...kantoren) geçiş ücreti ödenen yer, -TOLLEN: f, gs, (tolde, h, getold) topaçla oynamak, (ronddraaien) yuvarlanmak, dönmek -TOLLENAAR: d, (- s, ...naren) hist/tar vergi tahsildarı/toplayan -TOLTARIEF: h, (...tarieven) geçiş tarifesi -TOLVLUCHT: d, (- en) (havacılık) diklemesine iniş -TOLWEG: d, (- en) paralı yol, geçiş ücretli yol -TOMAAT: d, (...maten) domates, (plant) domates fidanı -TOMATENKETCHUP: d, domates ketçabı, domates sosu -TOMATENPUREE: d, domates püresi -TOMATENSAP: h, domates suyu -TOMATENSAUS: d, (- en, ...sauzen) domates sosu -TOMATENSLA: d, çoban salatası, domates salatası -TOMATENSOEP: d, domates çorbası -TOMBE: d, (- s, - n) gömüt, kabir -TOMBOLA: d, (-s) tombala -TOMELOOS: s, z, (...lozer, - t) azgın, gemsiz, kontrolsüz, taşkın, dizginsiz, ölçüsüz, aşırı, uçarı, azgınca -TOMEN: f, g, (toomde, h, getoomd) 1 gem vurmak, başlık vurmak, dizgin takmak, 2 fig/mec kontrol altına almak, sınırlamak, baskı altına almak, dizginlemek -TOMPOES: d, (...poezen) (gebakje) kremalı bir tür pasta -TON: d, (- nen) 1 (vat) fıçı, varil, als haringen in een - zitten balık istifi gibi dolmak/olmak/ oturmak, 2 (maat) een - bier 150 litre bira, 3 (gewichtsmaat) ton, 1000 kg, een schip van 15000 - 15 bin tonluk bir gemi, 4 (gulden) yüz bin gulden -TONDEL: h, kav -TONDELDOOS: d (...dozen) kav kutusu -TONDER: h, kav -TONDEUSE: d, (-s) saç kesme makinası, (voor schapen) kırklık makinası -TONEEL: h, d, (...nelen) 1 sahne, podyum, op het - verschijnen sahnede görünmek, ten tonele voeren sahnelemek, sahneye koymak, van het - verdwijnen sahneden kaybolmak, 2 (deel v, bedrijf) oyundan bir bölüm, sahne, perde, 3 fig/mec (v, oorlog) sahne, meydan, alan, mahal, van het - van de oorlog savaş sahnesi, - spelen (oyun) oynamak, bij het - sahnede, 4 (geschreven toneelstukken) tiyatro oyunu -TONEELAANWIJZING: d, (- en) sahneleme talimatı, düzen açıklaması -TONEELBENODIGDHEDEN: d, mv/çoğ sahne malzemeleri -TONEELBEWERKING: d, (- en) sahneye uyarlama -TONEELCRITICUS: d, (...tici) oyun eleştirmeni -TONEELGEZELSCHAP: d, (- pen) tiyatro topluluğu, kumpanya -TONEELKIJKER: d, (-s) tiyatro dürbünü, seyir dürbünü -TONEELKNECHT: d, (- en) sahne görevlisi -TONEELKRITIEK: d, (- en) oyun eleştirisi -TONEELKUNST: d, sahneleme sanatı -TONEELMATIG: s, z, oyunsal, temsili -TONEELSCHOOL: d, (...scholen) tiyatro okulu -TONEELSCHRIJVER: d, (-s) oyun yazarı, tiyatro yazarı, senarist -TONEELSPEELSTER: d, (-s) tiyatro aktrisi, bayan oyuncu -TONEELSPEL: h, (- en) tiyatro oyunu -TONEELSPELER: d, (-s) tiyatro aktörü -TONEELSTUK: h, (- ken) tiyatro oyunu, piyes -TONEELVOORSTELLING: d, (- en) tiyatro gösterisi -TONEN: f, g, (toonde, h, getoond) 1 (laten zien) göstermek, 2 (te kennen geven) işaret etmek, göstermek, moed - cesaret göstermek, zijn hoofd - dik kafalılık etmek, 3 zich - kendini göstermek, zich bang - korkar görünmek -TONG: d, (- en) 1 anat, dil, over de - gaan dilden dile dolaşmak, dile düşmek, dillerde dolaşmak, iemand over de - laten gaan biri hakkında konuşmak, dedikodusunu yapmak, het hart ligt haar op de - fikri neyse zikri de odur, düşündüğünü söyler, voor op de - liggen dilinin ucunda olmak, hatırlamakta zorluk çekmek, hij heeft een lange - dili uzundur, çok konuşur, een losse - hebben çenesi durmamak, dilini tutamamak, de - en losmaken dilini çözmek, zijn - slaat dubbel sarhoşluktan dili dolaşıyor, zijn - uitsteken tegen -(y)a/e dil uzatmak, dil çıkarmak, het ligt voor op mijn - dilimin ucunda, heb je je - verloren? dilini mi yuttun? 2 zo, (platvis) dilbalıgı -TONGRIEM: d, (- en) anat, dil lifi, dil bağı, goed van de - gesneden zijn iyi konuşabilmek -TONGVAL: d, (- len) lehçe, şive, ağız, diyalekt -TONIC: d, (-s) tonik -TONICUM: h, (- s, ...ca) kuvvet ilacı, iştah ilacı -TONIJN: d, (- en) zo, tonbalığı, orkinos -TONNAGE: d, scheep/den tonaj, taşıma kapasitesi -TONSUUR: d, (...suren) papazın kafasındaki tıraşlı yer -TOOG: d, (...togen) (v, priester) cüppe -TOOI: d, (- en) süs, ziynet, bezek -TOOIEN: f g (tooide, h, getooid) 1 süslemek, donatmak, çeki düzen vermek, 2 zich - süslenmek, donanmak -TOOM: d, (tomen) gem, dizgin, at başlığı, in - houden kontrol altında tutmak, dizginlemek. -TOON: d, (tonen) 1 (ses vb,) ton, 2 muz/müz ton, perde, 3 (manier v, praten) ton, tarz, 4 (v, kleur) ton, renk tonu, de aangeven - fig/mec yol göstermek, ana sesi vermek, (leider enz zijn) lider/önder olmak, yol gösteren olmak, op hoge - yüksek tonla, yüksek sesle, op zachte - yumuşak tonla, je hoeft tegen mij niet zon - aan te slaan bana karşı böyle bir tonla konuşmaman gerekir, ten - spreiden göstermek, zijn kwaliteit ten - spreiden kalitesini göstermek, van - veranderen tavır değiştirmek, ağız değiştirmek, de juiste - treffen yerinde söz söylemek, taşı gediğine koymak, een - tje lager zingen ağız değiştirmek, politika değiştirmek -TOONAANGEVEND: s, örnek, model, een - e kunstenaar örnek bir sanatçı -TOONAFSTAND: d, (- en) muz/müz enterval, aralık -TOONBAAR: s, eline yüzüne bakılır, güzel -TOONBANK: d, (- en) satış tezgahı, dükkân/sergi tezgahı -TOONBEELD: h, (- en) örnek, numune, model, misal -TOONDEMPER: d, (-s) muz/müz surdin, kısma aleti -TOONDER: d, (-s) hand/tic sahip, hamil, betaalbaar aan - hamiline ödenebilir -TOONHOOGTE: d, (- n, - s) muz/müz tizlik -TOONKAMER: d, (-s) gösteri odası, sergi salonu -TOONKUNST: d, müzik, musiki -TOONLADDER: d, (-s) muz/müz gam, nota dizisi -TOONLOOS: s, tonsuz -TOONSCHAAL: d, (...schalen) muz/müz gam, nota dizisi -TOONSOORT: d, (- en) gam türü -TOONVAST: s, muz/müz ahankli, nagmeyi sürdüren, ahengi uyduran -TOONZAAL: d, (...zalen) sergi salonu, galeri -TOONZETTING: d, (- en) beste, kompozisyon -TOORN: d, hiddet, kızgınlık, öfke, hınç, hışım, gazap -TOORNIG: s, z, öfkeli, kızgın, hiddetli -TOORTS: d, (- en) (fakkel) meşale -TOOST: d, (- en) 1 tost, kızarmış ekmek, 2 (sıhhatine, şerefine) kadeh tokuşturma, kadeh kaldırma, een - uitbrengen bir şeye içmek, kadeh tokuşturmak -TOOSTEN: f, gs, (toostte, h, getoost) kadeh tokuşturmak, içmek -TOP: I d, (- pen) 1 (v, berg enz,) zirve, doruk, tepe, 2 (v, neus, vinger) uç, 3 (v, driehoek) tepe, ten - stijgen doruğa çıkmak, zirveye yükselmek, van - tot teen tepeden tırnağa, baştan ayağa, - snelheid son hız, en yüksek hız, discussie in de - zirve tartışması, liderler arası tartışma II d, op en - tevreden çok memnun, her yönden memnun III ünl, (akkoord) okey! tamam! -TOPAAS: d, h, (topazen) geol/jeo topaz, sarı yakut -TOPCONDITIE: d, (-s) in - zijn formunun doruğunda olmak, -TOPCONFERENTIE: d, (-s) zirve konferansı -TOPFUNCTIE: d, (-s) en yüksek mevki -TOPHIT: d, (-s) liste başı şarkı, en çok satan plak -TOPHOEK: d, (- en) geom, dikey açı -TOPIC: d, (-s) konu -TOPJAAR: h, (...jaren) zirve yılı, doruk yılı -TOPLESS: s, (bayan) göğsü açık, memeler açık, - zonnebaden göğüs açık güneş banyosu -TOPLICHT: h, (- en) scheep/den gabya direği larnbası, tepe feneri -TOPOGRAAF: d, (...grafen) topoğrafyacı, -TOPOGRAFIE: d, topoğrafya, bir yerin şeklini arazi şekilleri ile birlikte kâğıt üzerinde gösterme sanatı ve bilgisi, -TOPOGRAFISCH: s, z, topoğrafik, -TOPOLOGIE: d, topoloji, geometrinin bir dalı -TOPPEN: f, g, (topte, h, getopt) (v, boom) tepesini kesmek -TOPPRESTATIE: d, (-s) rekor, tech/tek randıman -TOPPUNT: h, (- en) 1 zirve, uç nokta, doruk noktası, het - van onbeschaamdheid utanmazlığın daniskası, het - bereiken doruğa ulaşmak, op het - van zijn (haar) roem ününün doruğunda, 2 astr, yücelim, -TOPSALARIS: h, (- sen) en yüksek maaş -TOPSNELHEID: d, (...heden) en yüksek hız, azami sürat -TOPSPORT: d, zirve spor -TOPVORM: d, in - zijn formunun doruğunda olmak -TOPZWAAR: s, havaleli, üst tarafı yüklü -TOR: d, (- ren) kırıkanatlılardan bir böcek -TOREN: d, (-s) 1 kule, 2 mil/ask döner taret, hoog van de - blazen mangalda kül bırakmamak, övünmek, yüksekten atmak, leven in een ivoren - fildişi kulesinde yaşamak, klokke- saat kulesi -TORENFLAT: d, (-s) gökdelen, yüksek apartman -TORENHOOG: s, kule kadar yüksek, çok yüksek -TORENKLOK: d, (- ken) kule saati -TORENSPITS: d, (- en) kulenin sivri tepesi -TORENSPRINGEN: h, kule atlaması, (yüzmede) yüksekten atlama -TORENTJE: h, (-s) ufak kule -TORENVALK: d, (- en) zo, kerkenez -TORNADO: d, (-s) tornado, kiklon, siklon, hortum -TORNEN: I f, g, (tornde, h, getornd) dikiş almak, gevşetmek, sökmek, II gs, daar valt niet aan te - o değiştirilemez, aan deze overeenkomst valt niet te - bu anlaşma değiştirilemez -TORPEDEREN: f, g, (torpedeerde, h, getorpedeerd) 1 torpillemek, 2 (doen mislukken) fig/mec başarısızlığa uğratmak, felce uğratmak, -TORPEDO: d, (-s) d, mil/ask torpil -TORPEDOBOOT: d, (...boten) scheep/den torpidobot -TORPEDOJAGER: d, (-s) mil/ask muhrip, torpil avcısı, destroyer -TORS: d, heykel gövdesi, kırık heykel, fig/mec güdük şey, eksik şey, tamamlanmamış şey, -TORSEN: f, g, (torste, h, getorst) (dragen) güçlükle taşımak, zor taşımak -TORSO: d, (-s) heykel gövdesi, kırık heykel, fig/mec güdük şey, eksik şey, tamamlanmamış şey, -TORTEL: d, (-s) zo, üveyik, -TORTELDUIF: d, (...duiven) zo, üveyik -TOSS: d, yazı tura atma -TOSSEN: f, gs, (toste, h, getost) yazı tura atmak -TOSTI: d, (-s) tost -TOT: I ilg, 1 (v,plaats, tijd) kadar, dek, -(y)a/e dek, değin, -(y)a/e değin, ik blijf hier - dinsdag salıya kadar kalıyorum, - 5 uur saat beşe kadar, saat beşe dek, -1960 1960a kadar, - daar oraya kadar, - hier buraya kadar, - je verjaardag doğum gününe kadar, - dinsdag salıya kadar, - middernacht gece yarısına kadar, gece yarısına dek, - het plein meydana değin, meydana kadar, - nog toe şimdiye dek, henüz, - nu toe şimdiye kadar, şimdiye dek, şimdiye değin, - Rotterdam Roterdama kadar, van hier - daar buradan oraya kadar, van 2 - 10 ikiden ona kadar, 2 - liğe, olarak, iemand - direkteur bevorderen birini müdürlüğe terfi ettirmek, II bağ, ... kadar, ...(ceye) dek, - hij komt o gelene kadar, gelinceye dek, wacht - ik terug kom ben gelene kadar bekle, * - aan de knieén diz boyuna kadar, dizlere kadar, - de laatste cent son kuruşuna kadar, - elke prijs herhangi bir fiyata, fig/mec ne pahasına olursa olsun, - en met (kadar) ve de dahil, - en met 10 ona kadar (ve on dahil), - in de dood ölüme doğru, spreken - iemand birine hitap etmek, - morgen! yarın görüşmek üzere! - straks! birazdan görüşmek üzere! - volgende week! haftaya görüşürüz! - voor enkele jaren birkaç yıl öncesine kadar, - zover buraya kadar, bu kadar, bitti, -TOTAAL: I s, z, 1 bütün, tam, yekun, hepten, baştan sona, tamamen, - anders tamamen başka, ik ben - op tamamen bitkinim, iets - vergeten bir şeyi hepten unutmak, totale invoer tüm ithalat, totale uitvoer tüm ihracat, - gek zır deli, het totale bedrag toplam miktar, 2 (v, oorlog) topyekun, büsbütün, de totale oorlog topyekun savaş, II h, (totalen) toplam, yekun, tutar, (het geheel) hepsi, bütünü -TOTAALBEDRAG: h, (- en) toplam miktar, yekun -TOTALISATOR: d, (-s) 1 (atyarışında) bahis toplama makinası, 2 (toto) toto -TOTALITAIR: s, bütüncül, totaliter -TOTALITEIT: d, bütünlük, tümlük -TOTALLOSS: d, tam hasar -TOTDAT: bağ, -(y)a/e kadar, -(y)a/e dek, -(y)a/e değin, wacht - ik kom ben gelene kadar bekle, -TOTEM: d, (-s) totem, ongun -TOTEMPAAL: d, (...palen) totemli direk -TOTO: d, (-s) sport - sportoto, -TOTSTANDBRENGING: d, hayata geçirme, gerçekleştirme -TOTSTANDKOMEN: f, gs, (kwam tot stand, is totstandgekomen) gerçekleşmek, hayatı geçmek, meydana gelmek -TOTSTANDKOMING: d, gerçekleşme, hayata geçme -TOUCHEREN: f, g, (toucheerde, h, getoucheerd) 1 iets - bir şeye hafifçe dokunmak, ellemek, 2 iemand - birini parmakla muayne etmek, 3 geld - para almak -TOUPET: d, (-s) küçük peruka -TOURINGCAR: d, (-s) lüks seyahat arabası -TOURNEE: d, (-s) turne, gösteri gezisi, dolaşı, op - gaan turnye çıkmak -TOURNIQUET: d, (-s) turnike -TOUW: h, (- en) ip, (zeer dun) kınnap, sicim (dik) urgan, (scheeps-) halat, urgan, palamar, er is geen - aan vast te knopen insan ondan bir şey çıkaramaz, aralarında ilişki/bağlantı kurmak imkansız, ipe sapa gelmez, moeilijk de - tjes aan elkaar kunnen knopen darı darına geçinmek, kıt kanaat geçinmek, iki yakasını bir araya zor getirmek, iets op - zetten bir şeye girişmek, bir şeyi organize etmek, başlatmak, in - zijn çok meşgul olmak, işi olmak, ik ben de hele dag in - geweest bütün gün işim vardı, iş başındaydım, -TOUWLADDER: d, (-s) ip merdiven, -TOUWSLAGER: d, (-s) urgancı, ipçi, halatçı -TOUWTJE: h, (-s) kısa ip, ipcik -TOUWTJESPRINGEN: h, ip atlama -TOUWTREKKEN: h, sp, halat çekme oyunu, urgan çekme oyunu, -T.O.V afk/kıs ten opzichte van zie/bkz opzicht, -TOVENAAR: d, (-s) (erkek) sihirbaz, büyücü, afsuncu -TOVENARIJ: d, zie/bkz toverij -TOVERBOEK: h, (- en) büyücü kitabı, sihirbaz kitabı -TOVERDRANK: d, (- en) büyülü içki, afsunlu içki -TOVEREN: I f, gs, (toverde, h, getoverd) büyü yapmak, hokkabazlık yapmak, ik kan niet - sihirbaz degilim, II g, büyüyle yapmak -TOVERFEE: d, (- en) sihirli peri -TOVERFLUIT: d, (- en) sihirli düdük -TOVERFORMULE: d, (-s) sihir formülü, büyü formulü -TOVERHEKS: d, (- en) büyücü kadın -TOVERIJ: d, (- en) büyücülük, afsunculuk, sihircilik -TOVERKOL: d, (- len) büyücü kadın -TOVERKRACHT: d, (- en) büyü gücü, büyüleme gücü -TOVERKUNST: d, (- en) büyücülük, sihircilik -TOVERLANTAARN: d, (-s) slayt projektörü, ışıldak -TOVERRING: d, (- en) sihirli yüzük -TOVERSLAG: d, (- en) als bij - apansızın, ansızın, beklenmedik bir anda, -TOVERSPIEGEL: d, (-s) sihirli ayna -TOVERSTAF: d, (...staven) sihirli değnek, büyücü değneği -TOVERWOORD: h, (- en) sihirli söz, -TOXICOLOGIE: d, toksikoloji, ağılarla uğraşan bilim dalı -TOXINE: d, (- n, - s) toksin -TRAAG: s, (trager, - st) 1 (langzaam) yavaş, ağır 2 (v,persoon) ağır, üşengen, uyuşuk, mızmız, hımbıl, (lui) tembel -TRAAGHEID: d, ağırlık, tembellik, üşengenlik -TRAAN: I d, (tranen) gözyaşı, zijn ogen stonden vol tranen gözleri yaş doluydu, hij zal er geen - om laten ona hiç gözyaşı dökmeyecek, tranen met tuiten huilen hüngür hüngür ağlamak, iki gözü iki çeşme ağlamak II d, balina yağı -TRAANBUIS: d, (...buizen) anat, gözyaşı kanalı -TRAANGAS: h, göz yaşartıcı gaz -TRAANKLIER: d, (- en) anat, gözyaşı bezi -TRAANZAKJE: h, (-s) anat, gözyaşı torbası -TRACE: h, (-s) 1 (weg) işaretli yol, 2 (proje) plan, proje -TRACEREN: f, g, (traceerde, h, getraceerd) 1 (ontwerpen) planını çizmek, krokisini yapmak, 2 (afbakenen) hattı işaretlemek, güzergâhı belirlemek, een weg - yol güzergâhını işaretlemek -TRACHTEN: f, g, (trachtte, h, getracht) denemek, çabalamak, uğraşmak, elde etmeye çalışmak, çaba/gayret göstermek, iets - te grijpen bir şeyi yakalamaya çalışmak -TRACTIE: d, (yük, vagon) çekme, çekiş -TRACTOR: d, (- en, - s) traktör, -TRADITIE: d, (-s) gelenek, anane, de nationale - ulusal gelenek, milli anane, görenek, -TRADITIEGETROUW: gelenek gereği, geleneksel -TRADITIONALISME: d, gelenekçilik -TRADITIONALIST: d, (- en) gelenekçi -TRADITIONEEL: s, z, geleneksel, ananevi -TRAGEDIE: d, (-s) trajedi, -TRAGIEK: d, trajedi, felaket, facia -TRAGIKOMEDIE: d, (-s) trajedi komedi -TRAGIKOMISCH: s, z, trajikomik, hem üzücü hem güldürücü -TRAGISCH: s, z, trajik, facia türünden -TRAINEN: f, g, (trainde, h, getraind) (oefenen) alıştırmak, alıştırma yaptırmak, zich - talim etmek, antrenman yapmak -TRAINER: d, (-s) sp, antrenör, çalıştırıcı, eğitici -TRAINEREN: I f, gs, (traineerde, h, getraineerd) sürüncemede kalmak, uzayıp gitmek, netice vermemek, de zaak traineert iş sürüncemede, II g, uzatmak, sürüncemede bırakmak, dat traineert de zaak o işi uzatıyor -TRAINING: d, (- en) alıştırma, antrenman -TRAININGSPAK: h, (- ken) eşofman, antrenman elbisesi, -TRAIT DUNION: h, d, (-s) 1 (koppelteken) tire, 2 fig/mec (tussenpersoon) aracı, -TRAITE: d, (-s) hand/tic poliçe, trata -TRAJECT: h, (- en) 1 hat, demiryolu hattı, 2 sp, etap -TRAKTAAT: h, (...taten) (verdrag) sözleşme, anlaşma, antlaşma -TRAKTAATJE: h, (-s) dinsel içerikli risale -TRAKTATIE: d, (-s) tatlı yiyecek, tatlı bir şey, dat was een - voor mij benim için çok tatlı bir yiyecekti -TRAKTEMENT: h, (- en) vero/eski maaş, aylık -TRAKTEREN: f, g, (trakteerde, h, getrakteerd) 1 ikram etmek, (iemand) op taartjes - (birine) pasta ikram etmek, ik trakteer ben ısmarlıyorum, 2 (onthalen) ağırlamak, hoş vakit geçirtmek, yedirip içirmek, 3 (bejegenen) davranmak, iemand slecht - birine kötü davranmak, -TRALIE: d, (-s) parmaklık, - s kafes, achter de - s zitten cezaevinde olmak -TRALIEDEUR: d, (- en) ızgara kapı, parmaklıklı kapı -TRALIEN: f, g, (traliede, h, getralied) kafes yapmak, parmaklık takmak, ızgara takmak -TRALIEVENSTER: h, (-s) ızgaralı pencere, parmaklıklı pencere -TRALIEWERK: h, ızgara, parmaklık -TRAM: d, (-s) tramvay -TRAMCONDUCTEUR: d, (-s) tramvay kondüktörü, -TRAMHALTE: d, (- s, - n) tramvay durağı -TRAMHUISJE: h, (-s) tramvay bekleme kulübesi -TRAMKAARTJE: h, (-s) tramvay bileti -TRAMLIJN: d, (- en) tramvay hattı -TRAMMELANT: h, spreekt/kd bela, problem, sorun -TRAMMEN: f, gs, (tramde, h/is getramd) tramvay ile gitmek -TRAMRAILS: d, tramvay rayı -TRAMVERBINDING: d, (- en) tramvay bağlantısı -TRAMVERKEER: h, tramvay trafigi -TRANCE: d, (-s) dalınç, kendinden geçme -TRANEN: f, gs, (traande, h, getraand) yaşarmak, fig/mec - de ogen yaşlı göz -TRANENDAL: h, gözyaşı vadisi -TRANQUILLIZER: d, (-s) sakinleştirici ilaç, yatıştırıcı ilaç, teskin edici ilaç -TRANS: d, (- en) 1 (v, toren) koridor, şerefe 2 fig/mec (hoogstepunt) doruk, zirve, yüksek nokta -TRANSACTIE: d, (- s, ...tien) ticari muamele -TRANSATLANTISCH: s, Atlantik aşırı -TRANSCENDENT: s, zie/bkz transcendentaal, -TRANSCENDENTAAL: s, deney üstü, doğaüstü duyu dışı -TRANSCRIPT: h, (- en) ikinci kopya/nüsha/suret -TRANSCRIPTIE: d, (-s) çevriyazı, transkripsiyon -TRANSEPT: h, (- en) bouwk/mim çapraz sahanlık -TRANSFER: d, h, (-s) transfer -TRANSFORMATIE: d, (-s) dönüşüm, şekil değişimi -TRANSFORMATOR: d, (- en, - s) elek, transformatör, dönüştürücü -TRANSFORMEREN: f, g, (transformeerde, h, getransformeerd) dönüştürmek, biçimini degiştirmek, şeklini değiştirmek -TRANSFUSIE: d, (-s) 1 aktarma, 2 med/tıb kan nakli, kanaktarım -TRANSISTOR: d, (-s) elek, transistör -TRANSISTORRADIO: d, (-s) transistörlü radyo, -TRANSITIEF: s, taalk/dilb geçişli, nesneli, nesne olan, - werkwoorden geçişli fiiller -TRANSITO: h, hand/tic transit -TRANSITOHANDEL: d, transit ticaret -TRANSITOIR: s, geçici -TRANSMISSIE: d, (-s) nakil, intikal, transmisyon -TRANSPARANT: I s, saydam, şeffaf, cam gibi, II h, (- en) cam üzerine yapılmış resim -TRANSPARANTIE: d, saydamlık, şeffaflık -TRANSPIRATIE: d, ter, terleme -TRANSPIREREN: f, gs, (transpireerde, h, getranspireerd) terlemek -TRANSPLANTATIE: d, (-s) med/tıb doku nakli -TRANSPLANTEREN: f, g, (transplanteerde, h, getransplanteerd) doku nakletmek -TRANSPORT: h, (- en) 1 transport, nakliyat, taşıma, sevk, nakliye, 2 bhk/muh nakil, yekun nakli -TRANSPORTABEL: s, taşınır, taşınabilir, nakledilebilir -TRANSPORTBAND: d, (- en) sürekli şerit, konveyör -TRANSPORTEREN: f, g, (transporteerde, h, getransporteerd) 1 taşımak,nakletmek, 2 bhk/muh (v, bedragen) hesabı nakletmek -TRANSPORTEUR: d, (-s) 1 nakliyeci, taşımacı, 2 (graadmeter) iletki -TRANSPORTKABEL: d, (-s) teleferik -TRANSPORTKOSTEN: d, mv/çoğ nakliyat masrafları -TRANSPORTSCHIP: h, (...schepen) nakliyat gemisi -TRANSPORTVERZEKERING: d, (- en) nakliyat sigortası -TRANSPORTVLIEGTUIG: h, (- en) nakliyat uçağı -TRANSSEKSUEEL: d, (...suelen) transseksüel -TRANSSYLVANIE: Transilvanya -TRANT: d, (manier) (alışılmış) hal, tavır, (stijl) uslup, tarz, yöntem, in de - van - nin tarzında -TRAP: I d, (- pen) 1 (schop) tekme, 2 (trede) basamak, 3 taalk/dilb (graad) derece, kademe, overtreffende - (sıfatın) enüstünlük derecesi, vergrotende - artıklık derecesi, 4 (fase) aşama, op de hoogste - van beschaving uygarlığın en yüksek aşamasında, op de eerste - van de maatschappelijke ladder toplumsal hiyerarşinin ilk basamağında, 5 muz/müz aralık II d, (- pen) (al de treden samen) merdiven, ben je van de - gevallen? saçlannı mı kestirdin? -TRAPAS: d, (- sen) bisiklet pedal dingili -TRAPEZE: d, (-s) trapez, cambaz trapezi -TRAPEZIUM: h, (- s, ...zia) geom, yamuk -TRAPJE: h, (-s) küçük merdiven -TRAPLADDER: d, (-s) seyyar merdiven -TRAPLEER: d, (...leren) seyyar merdiven -TRAPLEUNING: d, (- en) merdiven parmaklığı, trabzan -TRAPLOPER: d, (-s) yolluk, merdiven halısı -TRAPNAAIMACHINE: d, (-s) ayaklı dikiş makinası -TRAPPELEN: f, gs, (trappelde, h, getrappeld) tepinmek, ayaklarını yere vurmak, - van ongeduld sabırsızlıktan tepinmek, -TRAPPEN: I f, g, (trapte, h, getrapt) 1 (met de voet treden) ayakla sıkıştırmak, çiğnemek, 2 (schoppen) tekmelemek, tekme vurmak, tekme atmak, 3 (naaimachine enz,) ayakla işletmek: 4 (zwaar onderdrukken) ezmek, eziyet etmek, II gs, (-, h/is -) 1 (fietsen) bisiklet sürmek, erin - yutmak, tuzağa düşmek, op de pedalen - pedallamak, 2 ayak basmak -TRAPPENHUIS: h, (...huizen) merdiven boşluğu -TRAPPER: d, (-s) pedal, ayaklık -TRAPPORTAAL: h, (...talen) merdiven sahanlığı -TRAPROEDE: d, (...roeden) merdiven halısı çubuğu, yolluk çubuğu -TRAPSGEWIJS: s, yavaş yavaş, basamak basamak, adım adım, kademe kademe, -TRAPSGEWIJZE: s, yavaş yavaş, basamak basamak, adım adım, kademe kademe, -TRAPTREDE: d, (...treden) merdiven basamağı, -TRAUMA: d, (- s, ...mata) psych/psik sarsıntı, şok -TRAUMATISCH: s, yaraya ait, yaradan oluşan -TRAVERS: d, (- en) 1 (dwarsbalk) çapraz kiriş, 2 (lijn) çapraz çizgi, 3 tech/tek ters bağlantı -TRAVERSE: d, (-n) 1 (dwarsbalk) çapraz kiriş, 2 (lijn) çapraz çizgi, 3 tech/tek ters bağlantı -TRAVESTIE: d, (...tieen) karşı cins kıyafeti, karşı cinsin kıyafetini giyme, -TRAVESTIET: d, (- en) karşı cinsin kıyafetini giyen kimse -TRAWANT: d, (- en) 1 (lijfwacht) muhafız, 2 fig/mec uydu, uşak, işbirlikçi, x en zijn - en x ve xin uşakları, -TRAWLER: d, (-s) (torba ağ kullanan) balıkçı gemisi -TRECHTER: d, (-s) huni, een molen- değirmen hunisi -TRECHTERVORMIG: s, huni şeklinde, -TRED: d, (- en) yürüyüş, gelijke houden (met) -(y)a/e ayak uydurmak, atbaşı gitmek -TREDE: d, (-n) 1 (v,trap) basamak, 2 (v, naaimachine) ayak pedalı -TREED: (- s, - en) 1 (v,trap) basamak, 2 (v, naaimachine) ayak pedalı -TREDEN: I f, gs, (trad, is getreden) (stappen) adım atmak, adımlamak, yürümek, in bijzonderheden - detaylara girmek, in dienst - işe/göreve başlamak, in het huwelijk - evlenmek, dünya evine girmek, baş göz olmak, in de plaats - van - nin yerine geçmek, in de openbaarheid - açığa çıkmak, ortaya çıkmak, II g, (-, h, -) de wet met voeten - yasayı çiğnemek -TREDMOLEN: d, (-s) 1 ayaklıdeğirmen, 2 fig/mec sıkıcı ve yeknesak iş -TREE: d, (-n) 1 (v,trap) basamak, 2 (v, naaimachine) ayak pedalı -TREEFTJE: h, (-s) üç ayak, sacayağı, sacayak, nihale -TREEPLANK: d, (- en) basamak, ayak basacak yer -TREFFEN: I f, g, (trof, h, getroffen) 1 (raken, schieten) isabet ettirmek, rast getirmek, vurmak, (bereiken) ulaşmak, (het) doel - hedefe ulaşmak, 2 (aandacht trekken) ilgi çekmek, dikkat çekmek, het trof mij, dat hij niet gekomen is gelmemesi dikkatimi çekti, 3 (overkomen) yüz yüze gelmek, karşılaşmak, başına gelmek, hij is door een ongeluk getroffen başına bir kaza gelmiş, 4 (regeling enz, önlem vb,) almak, hazırlamak, yapmak, (uitvoeren) hayata geçirmek, uygulamak, maatregelen - önlem/tedbir almak, 5 (ontmoeten) bulmak, rastlamak, waar kan ik je - seni nerede bulabilirim? wij troffen hem toevallig te Nijmegen ona kazara Nijmegende rastladık, 6 (ontroeren) etkilemek, içine işlemek, * de juiste toon - a) (zingen) iyi şarkı söylemek, b) fig/mec etkili konuşmak, (v, toehoorders) dinleyicilerin nabzını elinde tutmak, je treft het goed! şansm var! şanslısın! je treft het slecht! şanssızsın! şansın yokmuş! dit portret is slecht getroffen resim kötü olmuş, II gs, dat treft goed daha iyisi olamaz, şans, dat treft! isabet! III h, (gevecht) çatışma, (wedstrijd) mücadele, yarışma, -TREFFEND: s, z, çarpıcı, göze çarpan, - e gelijkenis çarpıcı benzerlik, -TREFFER: d, (-s) 1 isabet, 2 (gelukstoeval) şans eseri, şans, talih -TREFPUNT: h, (- en) buluşma yeri -TREFWOORD: h, (- en) giriş sözcüğü, madde başı kelimesi -TREIL: d, (- en) deniz tarama ağı -TREILER: d, (-s) scheep/den (trawler, torba ağ kullanan) balıkçı gemisi, -TREIN: d, (- en) 1 tren, de - van 9 uur saat dokuz treni, 2 (reeks) dizi -TREINBOTSING: d, (- en) tren çarpışması -TREINCONDUCTEUR: d, (-s) kondüktör -TREINCOUPE: d, (-s) tren kompartımanı -TREINKAARTJE: h, (-s) tren bileti -TREINONGEVAL: h, (- len) tren kazası -TREINPERSONEEL: h, tren personeli -TREINRAMP: d, (- en) tren faciası -TREINREIS: d, (...reizen) tren seyahati -TREINREIZIGER: d, (-s) tren yolcusu/seyahatçisi -TREINVERBINDING: d, (- en) tren bağlantısı -TREINVERKEER: h, tren trafiği -TREITERAAR: d, (-s) kızdıran, kızdırıcı, çileden çıkancı -TREITEREN: f, g, (treiterde, h, getreiterd) kızdırmak, çileden çıkarmak, zıvanadan çıkarmak, dalına binmek, -TREK: d, (- ken) 1 (ruk, haal) çekme, çekiş, - ken aan zijn sigaar purodan nefes çekmek, 2 (tocht) cereyan, 3 (v, vogels) göç, hicret, 4 (met een pen) kalem darbesi, çizgi, 5 (v, geweer) yiv, 6 (v, gelaat) yüz çizgisi, çehre hattı, 7 (lust) istek, (eetlust) iştah, hand/tic revaç, in trek zijn revaçta olmak, geen - (in iets) hebben iştahı olmamak, -TREKDIER: h, (- en) koşum hayvanı, yük hayvanı -TREKHAAK: d, (...haken) çeki demiri -TREKKEBEKKEN: f, gs, (trekkebekte, h, getrekkebekt) gagalaşmak -TREKKEN: f, g, (trok, h, getrokken) 1 (rukken) çekmek, 2 (v, klanten) çekmek, 3 (v, degen, pistool) çekmek, iemand aan de oren - kulağını çekmek, een tand - diş çekmek, het zwaard - kılıç çekmek, kılıcı sıyırmak, 4 de aandacht - ilgi/dikkat çekmek, conclusies - sonuç çıkarmak, gezichten - yüz buruşturmak, yüzünü ekşitmek, de hoofdprijs - büyük ödülü çekmek, kazanmak, leringen wekken, voorbeelden - bir örnek bin laftan iyidir, een kromme lıjn - çizgi çekmek, een lijn met iemand - biriyle aynı amacı gütmek, biriyle aynı çizgiyi izlemek, rente - faiz almak, steun - yardım almak, de wortel uit een getal - sayının kökünü almak, II gs, 1 (-, is -) (v, vogels) göçmek, 2 (v, thee) demlenmek, thee laten - çayı demlendirmek, de thee staat te - çay demleniyor, 3 (-, h/is -) (reizen) geziye çıkmak, zij trokken naar het westen batıya hareket ettiler, (kromtrekken) çekmek, kasılmak, büzülmek, 4 aan zijn pijp - pipodan çekmek, die jurk trekt op de schouders elbise omuzlardan çekiyor, 5 (binnendringen) içine işlemek, de inkt trekt in het papier kâğıt boyayı çekiyor, mürekkep kâğıda işliyor, 6 het trekt cereyan yapıyor, -TREKKER: d, (-s) 1 çeken kimse, 2 sp, yürüyüşçü, 3 (wissel) keşideci, 4 (v, geweer) tetik, 5 (landbouwtractor) traktör, 6 (v, w,c,) sifon -TREKKING: d, (- en) 1 çekme, çekiş, 2 (v, loterij) çekiliş -TREKKINGSLIJST: d, (- en) çekiliş listesi -TREKKRACHT: d, (- en) çekim gücü, (trekkende kracht) çekici güç -TREKNET: h, (- ten) serpme ağ -TREKPAARD: h, (- en) koşum atı, çekim atı -TREKPEN: d, (- nen) çizgi kalemi -TREKPLEISTER: d, (-s) 1 yakı, 2 fig/mec sevgili, gözde -TREKSCHAKELAAR: d, (-s) elek, çekme anahtar, zemberekli anahtar -TREKTOCHT: d, (- en) seyahat, gezi, göç, hicret -TREKVAART: d, (- en) su yolu, kanal -TREKVOGEL: d, (-s) göçmen kuş -TREKZAAG: d, (...zagen) tomruk testeresi, hızar -TREMA: h, (-s) taalk/dilb ikilenme -TREMMER: d, (-s) scheep/den kömürcü -TREND: d, (-s) 1 eğilim, gelişim çizgisi, gelişim yönü, 2 (mode) yeni moda -TRENDSETTER: d, (-s) moda belirleyici, eğilim belirleyici/yönlendirici -TRENDY: s, moda izleyen, modacı -TREPAAN: d, (...panen) med/tıb cerrah testeresi, kafatası testeresi -TRES: d, (- sen) şerit, kaytan -TREURDICHT: h, (- en) mersiye, ağıt, -TREURDICHTER: d, (-s) mersiyeci, matem şairi, ağıtçı -TREUREN: f,gs, (treurde, h, getreurd) - over -(y)a/e hüzünlenmek, üzülmek, kederlenmek, fig/mec - om yasını tutmak, matemini tutmak -TREURIG: s, z, 1 kederli, üzgün, mahzun, hüzünlü, 2 (droefheid veroorzakend) acıklı, üzücü, acı veren -TREURIGHEID: d, (...heden) keder, hüzün, üzüntü, -TREURKLEED: h, (...klederen) yas kıyafeti, matem elbisesi -TREURLIED: h, (- eren) yas türküsü, ağıt, mersiye -TREURMARS: d, (- en) muz/müz cenaze marşı -TREURMUZIEK: d, yas müziği -TREURSPEL: h, (- en) trajedi, drama, acıklı tiyatro oyunu -TREURSPELDICHTER: d, (-s) trajedi yazarı -TREURWILG: d, (- en) bot, salkımsöğüt -TREUZEL: d, (-s) mıymıntı, ağır, üşengeç, uyuşuk -TREUZELAAR: d, (-s) (erkek) mıymıntı, ağır, uyuşuk -TREUZELEN: f, gs, (treuzelde, h, getreuzeld) mıymıntılık etmek, ağır davranmak, ağırdan almak, uyuşukluk etmek -TRIANGEL: d, (-s) muz/müz üçköşe, triyangel -TRIATLON: d, sp, yüzme, bisiklet ve maraton yarışı, -TRIBUNAAL: h, (...nalen) halk mahkemesi -TRIBUNE: d, (-s) tribün -TRIBUUN: d, (...bunen) hist/tar halkı temsil eden sulh hakimi -TRICOT: 1 h, triko, jarse, 2 d, h, (-s) (kleding) triko giysi -TRICOTAGE: d, (-s) trikotaj -TRIEST: s, hüzünlü, kederli, üzücü, (v, weer) kasavetli, kapalı -TRIGONOMETRIE: d, trigonometri -TRIGONOMETRISCH: s, z, trigonometrik -TRIJP: h, sahte kadife, kadifemsi kumaş -TRIKTRAK: h, sp, tavla gibi bir oyun -TRILJOEN: h, (- en) sa, Trilyon, -TRILLEN: f, gs, (trilde, h, getrild) 1 titremek, tirildemek, tir tir titremek, - van schrik korkudan titremek, 2 nat/fiz titreşmek -TRILLER: d, (-s) muz/müz ses titremesi -TRILLING: d, (- en) titreyiş, titreme -TRILOGIE: d, (- en) triloji, üçlü eser, üçlük -TRIMESTER: h, (-s) üç aylık süre -TRIMLOOP: d, (...lopen) idman koşusu -TRIMMEN: I f, g, (trimde, h, getrimd) 1 (hond, paard) tüyleri kırpmak, kırkmak, 2 (vliegtuig) dengelemek, II gs, (zich fit houden) form sporu yapmak, (buiten) idman koşusu yapmak -TRIMMER: d, (-s) idmancı -TRIO: h, (-s) 1 muz/müz üçlü, triyo, üçlü takım, 2 (seks) üçlü seks -TRIOLET: d, h, (- ten) sekiz mısralı şiir kıtası -TRIOMF: d, (- en) 1 zafer, - en vieren zafer kutlamak, başarı kutlamak, 2 (v, kunstenaar) büyük başarı -TRIOMFANTELIJK: s, z, muzaffer, muzafferane -TRIOMFBOOG: d, (...bogen) zafer takı, zafer kemeri -TRIOMFEREN: f, gs, (triomfeerde, h, getriomfeerd) 1 - over -(y)a/e galip gelmek, yenmek, 2 zafer kutlamak, şenlik yapmak -TRIOMFMARS: d, (- en) zafer marşı -TRIOMFTOCHT: d, (- en) zafer alayı -TRIP: d, (-s) 1 (reis) seyahat, yolculuk, 2 uyuşturucu etkisi -TRIPLEXHOUT: h, kontrplak -TRIPLO: in - üç katlı -TRIPOLI: Trablusgarp, Trablusşam -TRIPPELEN: f, gs, (trippelde, h, getrippeld) küçük adımlarla yürümek -TRIPTIEK: d, (- en) triptik, otomobil geçici gümrük belgesi -TRIUMVIRAAT: h, (...raten) üçler gurubu, üç kişilik yönetim -TRIVIAAL: s, z, sıradan, önemsiz, beylik -TRIVIALITEIT: d, (- en) sıradanlık, beylik -TROEBEL: s, z, bulanık, donuk, in - water vissen bulanık suda balık avlamak, in - water is het goed vissen kurt dumanlı havayı sever -TROEF: d, (- troeven) iemand een - in handen spelen birine koz verrnek, zijn laatste - uitspelen son kozunu oynamak, son kozunu kullanmak -TROEL: d, (- en) (kızlara) cici -TROELA: d, (-s) bela kimse -TROEP: d, (- en) 1 mil/ask birlik, 2 (bende) çete, 3 (toneelgezelschap) kumpanya, 4 (menigte) grup, takım, (v, dieren) sürü, 5 ong/ols yığın, sürü, papier- kâğıt yığını -TROEPENMACHT: d, askeri birlik gücü, askeri güç -TROEPENVERVOER: h, mil/ask birlik nakli -TROETELBEEST: h, (- en) sevilen hayvan -TROETELKIND: h, (- eren) gözde çocuk, sevimli çocuk -TROETELNAAM: d, (...namen) okşayıcı isim -TROEVEN: I f, gs, (troefde, h, getroefd) koz oynamak, II g, kozla almak, kozla kesmek -TROFEE: d, (- en) yadigar, hatıralık, -TROFFEL: d, (-s) mala -TROG: d, (- gen) tekne, yalak, oluk -TROJAAN: d, (...janen) Truvalı -TROJE: Truva -TROLLEYBUS: d, (- sen) troleybüs -TROM: d, (- men) davul, (kleinere) trampet, fig/mec de grote - roeren davul çalmak, reklam yapmak, met stille - vertrekken sessizce terk etmek, çaktırmadan gitmek -TROMBONE: d, (-s) muz/müz trombon -TROMBONIST: d (- en) muz/müz tromboncu -TROMBOSE: d, med/tıb tromboz -TROMMEL: d, (-s) 1 muz/müz (kleinere) trampet, 2 (doos) kutu, beschuit- bisküvi kutusu, 3 tech/tek kasnak, tromel, 4 anat, kulak davulu -TROMMELAAR: d, (-s) trampetçi -TROMMELEN: f, gs, (trommelde, h, getrommeld) trampet çalmak -TROMMELREM: d, (- men) kasnaklı fren -TROMMELSLAG: d, (- en) davul çalma, iets bij - bekend maken bir şeyi davul çalarak duyurmak -TROMMELSTOK: d, (- ken) davul çomağı -TROMMELVLIES: h, (...vliezen) anat, kulak davulu, kulak zarı -TROMMELVLIESONTSTEKING: d, ortakulak iltihaplanması, timpan zarı iltihabı -TROMPET: d, (- ten) muz/müz boru, perdeli borazan, trompet -TROMPETBLAZER: d, (-s) borazancı, trompetçi -TROMPETGESCHAL: h, boru sesi -TROMPETTER: d, (-s) borucu, borazancı, trompetçi -TROMPETTIST: d, (- en) muz/müz troınpetçi -TRONEN: I f, gs, (troonde, h, getroond) tahta çıkmak, tahtta olmak II f, g, (troonde, h, getroond) cezbetmek, kendine çekmek -TRONIE: d, (-s) surat, yüz, çehre, een lelijke - çirkin surat, surat değil çarşamba çanağı -TRONK: d, (- en) (v, boom) kütük, kesilmiş ağaç gövdesi -TROON: d, (tronen) taht, fig/mec iemand van de - stoten birini tahtından indirmek, -TROONBESTIJGING: d, tahta çıkma -TROONOPVOLGER: d, (-s) veliaht, taht varisi -TROONOPVOLGING: d, taht silsilesi -TROONREDE: d, (-s) kraliyet nutku -TROONSAFSTAND: d, tahtan çekilme -TROONWISSELING: d, (- en) taht değişimi -TROONZAAL: d, (...zalen) taht salonu -TROOST: d, teselli, avunç, avuntu, woorden van - avunç sözcükleri, dat is tenminste één - en azından bir tesellidir, dat zal een - voor je zijn senin için bir teselli olacak, - vinden teselli bulmak, een bakje - bir fincan kahve -TROOSTELOOS: s, z, teselli götürmez, çok hazinli, hüzünlü, ümitsiz -TROOSTEN: f, g, (troostte, h, getroost) teselli etmek, avuntu vermek, avundurmak, avutmak, zich - avunmak -TROOSTPRIJS: d, (...prijzen) teselli ödülü, teselli mükafatı -TROOSTRIJK: s, teselli edici, teselli verici -TROOSTVOL: s, teselli edici, teselli verici -TROPEN: d mv/çoğ tropikal kuşak, tropika, tropikal bölge -TROPISCH: s, z, tropikal -TROPOSFEER: d, troposfer -TROS: d, (- sen) 1 salkım, een - druiven bir salkım üzüm, 2 (bos) demet, 3 scheep/den palamar -T.R.O.S d, afk/kıs Televisie en Radio Omroep, Stichting, Radyo ve Televizyon yayım Kurumu -TROTS: I d, 1 iftihar, gurur, övünç, kıvanç, de - van de familie ailenin kıvancı, 2 (hoogmoed) kibir II s, z, (- er, - t) 1 op iets zijn bir şeyle gurur duymak, bir şeyle iftihar etmek, bir şeyden kıvanç duymak, bir şeye kıvanmak, bir şeyle övünmek, bir şeve göğsü kabarmak, - op iemand zijn biriyle iftihar etmek, biriyle kıvanç duymak, zo - als een pauw koltukları kabarmak, tavus gibi kabarmak, 2 (hoogmoedig) gururlu, kibirli, kendini beğenmiş, met - e houding kibirle -TROTSEREN: f, g (trotseerde, h, getrotseerd) meydan okumak, kafa tutmak, hiçe saymak, tınlamamak, het gevaar - tehlikeye meydan okumak, iemand - birini hiçe saymak, gözü görmemek -TROTSHEID: d, ( heden) gurur, kibir, kibirli davranış -TROTTOIR: h, (-s) kaldırım -TROTTOIRBAND: d, (- en) kaldırım kıyısı -TROUBADOUR: d, (-s) hist/tar ozan -TROUW: I s, 1 (getrouw) sadık, bağlı, vefakar, te goeder - zijn dürüst ve açık olmak, iyi niyetli olmak, 2 (v, vriendschap) gerçek, hakiki, güvenilir, - aan -(y)a/e sadık, -(y)a/e bağlı, II z, sadakatle III d, bağlılık, sadakat -TROUWAKTE: d, (- n, - s) evlilik cüzdanı -TROUWBREUK: d, evliliğin bozulması -TROUWDAG: d, (- en) evlilik günü -TROUWELOOS: s, z, (...lozer, - st) güvenilmez, sadakatsiz -TROUWELOOSHEID: d, sadakatsizlik -TROUWEN: I f, gs, (trouwde, is getrouwd) evlenmek, dünya evine girmek, volkst/hd baş göz olmak, - met ile evlenmek, zo zijn wij niet getrouwd bu pazarlıkta yoktu, wanneer zijn jullie getrouwd? ne zaman evlendiniz? zij is laat getrouwd geç evlendi, ik ben met mijn werk getrouwd işimle evliyim, II g, (-, h, -) nikah kıymak, evlenmek -TROUWEN: h, evlilik, evlenme -TROUWENS: z, esasen, zaten, hatta -TROUWFEEST: h, (- en) düğün -TROUWHARTIG: s, güvenilir, açık kalpli, dürüst -TROUWHARTIGHEID: d, temiz yüreklilik, (openhartig) güvenilirlik, açık kalplilik, dürüstlük -TROUWJAPON: d, (- nen) gelinlik -TROUWPAK: h, (- ken) damatlık, damat elbisesi -TROUWPARTIJ: d, (- en) düğün eğlencesi -TROUWPLECHTIGHEID: d, (...heden) evlilik töreni -TROUWRING: d, (- en) evlilik yüzüğü -TROUWZAAL: d, (...zalen) düğün salonu -TRUC: d, (-s) hüner, hile, marifet, dolap, düzen -TRUCAGE: d, (-s) hile, hilekarlık -TRUCK: d, (-s) kamyon -TRUFFEL: d, (-s) bot, yermantarı, domalan -TRUI: d, (- en) kazak, hırka -TRUKENDOOS: de - opentrekken hile ve kurnazlıklarını ortaya dökmek -TRUST: d, (-s) hand/tic tröst -TRUT: d, (- ten) huysuz kız, orospu, baş belası kız -TRUTTIG: s, iç karartıcı, sevimsiz -TSAAR: d, (tsaren) çar -TSARINA: d, ( s) çariçe -TJONGE: ünl vay vay! vay hele! -T-SHIRT: h, (-s) tişört -TSJECH: d, ( en) Çek, Çekoslovakyalı -TSJECHISCH: I s, Çek, II h, Çek dili -TSJECHO-SLOWAAKS: s, Çekoslovakyaya ait -TSJECHO-SLOWAKIJE: Çekoslovakya -TUBA: d, (-s) muz/müz tuba -TUBE: d, (-s) tüp -TUBERCULEUS: s, tüberkülozlu, veremli -TUBERCULOSE: d, med/tıb tüberküloz, verem -TUCHT: d, disiplin, nizam, school- okul disiplini -TUCHTHUIS: h. (...huizen) hapishane -TUCHTIGEN: f. g. (tuchtigde, h, getuchtigd) cezalandırmak, terbiyesini vermek -TUCHTIGING: d, (- en) ceza, terbiye -TUCHTMIDDEL: h, (- en) ceza aracı, ıslah aracı -TUCHTRECHT: h, disiplin yasası -TUCHTROEDE: d, (-n) falaka değneği, sopa -TUCHTSCHOOL: d, (...scholen) ıslahevi -TUF: h. süngertaşı, tüf, çökelti taşı -TUFFEN: f, gs, (tufte, h/is getuft) (rijden) arabayla gitmek, arabayla gezmek -TUFSTEEN: h. süngertaşı, tüf, çökelti taşı -TUI: d, (- en) ip, sicim, -TUIEN: f, g, (tuide, h, getuid) iple bağlamak, örklemek -TUIG: h, (- en) 1 araç, werk- alet, araç, 2 scheep/den (v, schip) donanım, 3 (v, trekdieren) koşum, koşum takımı, 4 (gemeen volk) ayaktakımı, avam, yıgın, sürü, -TUIGAGE: d, scheep/den donanım, -TUIGEN: f, g, (tuigde, h, getuigd) koşum takmak, een paard - ata koşum takmak, een schip - gemiyi donatmak -TUIGHUIS: h, (...huizen) teçhizat deposu -TUIL: d, (- en) demet, çiçek demeti -TUIMELAAR: d, (-s) 1 (duif) taklacı güvercin, 2 (vis) domuz balığı, 3 (hefboom) tech/tek kumanda esnek kolu, mafsallı levye -TUIMELEN: f, gs, (tuimelde, is getuimeld) düşmek, tepe taklak devrilmek -TUIMELING: d, (- en) takla, tepe taklak düşüş -TUIMELRAAM: h, (...ramen) döner pencere -TUIN: d, (- en) bahçe, iemand om de - leiden birinin gözünü boyamak, birini aldatmak, kandırmak -TUINAARDE: d, bahçe toprağı -TUINBANK: d, (- en) bahçe divanı -TUINBED: h, (- den) bitki yatağı -TUINBOON: d, (...bonen) acıbakla, atbaklası -TUINBOUW: d, bahçecilik -TUINBOUWONDERWIJS: h, bahçıvanlık eğitimi -TUINBOUWSCHOOL: d, (...scholen) bahçıvanlık okulu -TUINBOUWTENTOONSTELLING: d, (- en) bahçe ürünleri sergisi -TUINDER: d, (-s) bahçeci, meyve ve sebze üreticisi -TUINDEUR: d, (- en) bahçe kapısı -TUINEN: f, gs, (tuinde, h, getuind) spreekt/kd erin - faka basmak -TUINFEEST: h, (- en) bahçe eğlencesi -TUINFLUITER: d, (-s) zo, ötleğengillerden bir kuş -TUINGEREEDSCHAP: h, (- pen) bahçe araç takımı -TUINGEWAS: h, (- sen) bahçe bitkisi -TUINHEK: h, (- ken) bahçe çiti -TUINHUIS: h, (...huizen) kameriye -TUINIER: d, (-s) bahçe işçisi, bahçıvan -TUINIEREN: f, gs, (tuinierde, h, getuinierd) bahçede çalışmak, bahçe bakmak -TUINMAN: d, (...lieden, ...lui) bahçıvan, bahçe bakıcısı -TUINPARASOL: d, (-s) güneşlik, bahçe şemsiyesi -TUINPLANT: d, (- en) bahçe bitkisi -TUINSCHUURTJE: h, (-s) bahçe barakası -TUINSLANG: d, (- en) bahçe hortumu -TUINSTOEL: d, (- en) bahçe sandalyesi -TUIT: d, (- en) 1 ağız, uç, meme, 2 (v, theepot enz,) ibik, emzik -TUITEN: f, gs, (tuitte, h, getuit) uğuldamak, tınlamak, mijn oren - kulaklarım uğulduyor -TUK: s, - op düşkün, müptela, - op iets zijn bir şeye düşkün olmak, bir şeye bayılmak, bir şeyi çok sevmek, ik heb je - ! seni iyi makaraya aldım! seninle iyi kafa buldum! -TUKJE: h, (-s) kestirme, şekerleme, een - doen kestirmek, şekerleme yapmak, biraz uyumak -TULBAND: d, (- en) sarık -TULE: d, tül -TULEN: s, tülden -TULP: d, (- en) bot, Lâle, -TULPENKWEKER: d, (-s) lâle yetiştiricisi, lâleci -TUMOR: d, (- s, - en) tümör, şiş, yumru -TUMULT: h, (- en) kargaşa, karışıklık, curcuna, dağdağa -TUMULTUEUS: s, kargaşalı, gürültülü, patırtılı -TUNE: d, (-s) tanıtma nıelodisi -TUNER: d, (-s) hoparlörsüz ve amplifikatörsüz radyo -TUNESIE: Tunus -TUNESIER: d, (-s) (erkek) Tunuslu -TUNESISCHE: s, Tunusa ait -TUNIEK: d, (- en) uzun bluz, mil/ask uzun ceket -TUNNEL: d, (-s) tünel -TURBINE: d, (-s) nat/fiz türbin -TURBOMOTOR: d, (- en, - s) türbinli motor -TURBULENT: s, çalkantılı, dalgalı, karışık -TURELUURS: s, çılgın, deli, mecnun -TUREN: f, gs, (tuurde, h, getuurd) dik dik bakmak, - naar -(y)a/e dik dik bakmak -TURF: d, (turven) turba, yer kömürü -TURFGAS: h, turba gazı, odun kömürü gazı -TURFGRAVER: d, (-s) kömür kazıcı -TURFSCHIP: h, (...schepen) kömür gemisi -TURFSCHUIT: d, (- en) kömür gemisi -TURFSCHUUR: d, (...schuren) turba barakası -TURFSTROOISEL: h, kömür süprüntüsü -TURK: d, (- en) (erkek) Türk -TURKISTAN: Türkistan -TURKIJE: Türkiye -TURKMENISTAN: Türkmenistan -TURKOLOGIE: d, Türkoloji -TURKOLOOG: d, (...logen) türkolog -TURKOOIS: d, h, (...kooizen) (edelsteen) firuze, degerli bir mineral -TURKS: I s, Türk, Türkiyeye ait, Türklere ait, een - bad Türk hamamı, een - e krant Türkçe gazete, een - paspoort Türk pasaportu, een - staatsburger Türk vatandaşı, - e trom davul II h, (taal) Türkçe -TURKSE: d, (-n) (bayan) Türk -TURNEN: f, gs, (turnde, h, geturnd) cimnastik yapmak, kültür fizik yapmak, idman yapmak, -TURNER: d, (-s) cimnastikçi -TURNGEBOUW: h, (- en) cimnastik salonu -TURVEN: f, gs, (turfde, h, geturfd) (wijze v,tellen) (beşli) çetele çekmek -TUSSEN: ilg, (v, tijd) arasında, (v,plaats) ortada, ortaya, aralannda, arasında, fig/mec dat blijft - ons aramızda kalsın, er niet van - kunnen bir şeyden kurtulamamak, içinden çıkamamak, - twee vuren zitten iki ateş arasında olmak, hij komt - vier en vijf saat dörtle beş arası geliyor, wat is het verschil - (x) en (y)? (x) ile (y) arasında ne fark var? -TUSSENBEIDE: z, 1 orta, orta halli, şöyle böyle, ne iyi ne kötü, 2 (soms) ara sıra, bazen, arada bir, 3 - komen araya girmek -TUSSENDEK: h, (- ken) scheep/den ara güverte, kasara altı -TUSSENDEUR: d, (- en) ara kapı -TUSSENDOOR: z, 1 arasından, aralarından, ortasından, ortalarından, 2 (tussentijds) bu/o/arada -TUSSENDOORTJE: h, (-s) 1 yemek arası yenen şey, lokma, 2 (vluggertje) kısa ve hızlı iş/birleşme -TUSSENGELEGEN: s, aradaki, arada olan -TUSSENGEVOEGD: s, araya eklenmiş, araya ekli -TUSSENHANDEL: d, aracılık, madrabazlık -TUSSENHANDELAAR: d, (-s) madrabaz, aracı tüccar -TUSSENHAVEN: d, (-s) ara liman -TUSSENIN: z, arasında, aralarında, ortasında -TUSSENKOMST: d, karışma, müdahale, (bemiddeling) aracılık -TUSSENLANDING: d, (- en) ara iniş -TUSSENLIGGEND: s, arada olan -TUSSENMUUR: d, (...muren) ara duvar, -TUSSENPERSOON: d, (...personen) aracı, arabulucu, (commissionair) komisyoncu -TUSSENPOOS: d, (...pozen) ara, fasıla, mola, bij tussenpozen ara sıra, yer yer -TUSSENREGERING: d, (- en) ara hükümet, geçici hükümet, erksiz dönem -TUSSENRUIMTE: d, (- n, - s) aralık, ara yer, ara mesafe, ara -TUSSENSCHOT: h, (- ten) bölme, ara duvar -TUSSENSPEL: h, (- en) muz/müz ara fasıl -TUSSENSTAND: d, (- en) ara durum, -TUSSENSTATION: h, (-s) ara istasyon -TUSSENTIJD: d, (- en) ara, aradaki süre, iki olay arasındaki zaman, in die - arada -TUSSENTIJDS: I s, ara, - e verkiezingen ara seçimler, II z, arada -TUSSENUIT: z, arasından, er - zijn bir şeyden kurtulmak -TUSSENVOEGEN: f, g, (voegde tussen, h, tussengevoegd) araya sokmak, araya ilave etmek, araya eklemek -TUSSENVOEGSEL: h, (-s) ara ek -TUSSENWEG: d, (- en) orta yol, ortası, er is geen - ortası yok (ya o ya bu) -TUSSENWERPSEL: h, (-s) taalk/dilb ünlem, nida -TUSSENZIN: d, (- nen) ara tümce -TUT: d, (- ten) huysuz kız, bela kız -TUTOYEREN: f, g, (tutoyeerde, h, getutoyeerd) sen diye hitap etmek -TUTTEN: f, gs, (tutte, h, getut) uyuşuk davranmak -TUTTIFRUTTI: d, kuru mcyva karışımı -TUTTIG: s, uyuşuk, yavaş, ağır, -TV: d, afk/kıs televisie televizyon, -T.W afk/kıs te weten yani, şöyleki, -TWAALF: sa, on iki -TWAALFDE: sı, sa, oni kinci -TWAALFHONDERD: sa, bin iki yüz -TWAALFTAL: h, (- len) on iki tane, düzine -TWAALFUURTJE: h, (-s) öğle ekmeği, öğlenlik -TWAALFVOUDIG: s, on iki katlı -TWEE: I sa, iki, met - as iki a ile, - aan - ikişer ikişer, wij waren met zijn - n iki kişiydik, deel dit onder jullie - n ikiniz aranızda paylaşın, II d, (- en) (op rapport) iki -TWEEBENIG: s, iki bacaklı -TWEEDAAGS: s, iki günlük, iki gün süren -TWEEDE: I sı, sa, ikinci, ten - ikinci olarak, de - wereld doğu bloku, II h, ikinci bölüm, ikinci kısım, - Kamer d, Millet Meclisi, Mebuslar Meclisi, - dehands s, ikinci el, ikinci elden, kullanılmış, -TWEEDEKKER: d, (-s) çift kanatlı uçak, -TWEEDEKLASPASSAGIER: d, (-s) ikinci sınıf kompartıman yolcusu -TWEEDELIG: s, iki bölümlü, iki bölümden oluşan -TWEEDERANGS: s, ikinci sınıf, een - restaurant ikinci sınıf lokanta -TWEEDRACHT: d, ayrılık, aykırılık, (twist) nifak, ihtilaf, geçimsizlik -TWEEERLEI: s, iki türlü, iki türden -TWEEGEVECHT: h, düello -TWEEHANDIG: s, iki elli -TWEEHOOFDIG: s, iki başlı -TWEEKLANK: d, (- en) taalk/dilb iki ünlü, çift ünlü -TWEELEDIG: s, z, çift, fig/mec iki anlamda -TWEELETTERGREPIG: s, iki heceli -TWEELING: d, (- en) ikiz, astr, ikizler -TWEELINGBROER: d, (-s) ikiz erkek kardeş -TWEELINGZUS: d, (-s) ikiz kız kardeş -TWEEMAAL: z, iki kere, iki kez, iki sefer, iki defa -TWEEMAANDELIJKS: s, iki aylık, iki ay süren, iki ayda bir olan -TWEEMASTER: d, (-s) scheep/den iki direkli gemi -TWEEMOTORIG: s, iki motorlu -TWEEPERSOONS: s, iki kişilik -TWEEPERSOONSKAMER: d, (-s) iki kişilik oda -TWEESLACHTIG: s, 1 iki cinsiyetli, çift cinsiyetli, tweeslachtige bloemen çift cinsiyetli çiçekler, 2 (amfibisch) iki yaşayışlı, amfibi, hem karada hem suda yaşayabilen -TWEESNARIG: s, muz/müz iki telli -TWEESNIJDEND: s, iki ağızlı -TWEESPALT: d ihtilaf, ayrılık, uyuşmazlık, ikilik -TWEESPRAAK: d, (...spraken) diyalog -TWEESPRONG: d, (- en) (v, weg) çatal, fig/mec yol ayrımı -TWEESTEMMIG: s, muz/müz iki seslik, iki sesli -TWEESTRIJD: d, kararsızlık, ikircik, ikircim, in - staan kararsızlık içinde olmak, in - verkeren ikircim içinde olmak -TWEESTROMENLAND: h, Mezopotamya -TWEETAKTMOTOR: d, (- en) iki zamanlı motor -TWEETAL: h, (- len) iki, çift, ikiz -TWEETALIG: s, iki dilli, iki lisanlı -TWEETALIGHEID: d, iki dillilik -TWEEVERDIENERS: d, çalışan çiftler, iki gelirli eşler -TWEEVOUD: h, (- en) çift kat, iki kat, in - çift nüsha halinde -TWEEVOUDIG: s, iki katı, iki misli -TWEEZIJDIG: s, iki taraflı, çift taraflı -TWIJFEL: d, (-s) 1 şüphe, kuşku, buiten - kuşkudan uzak, daar is geen - aan o konuda kuşkumuz yok, iemands - wegnemen birinin şüphesini yok etmek, - koesteren şüphelenmek, işkillenmek, kuşkulanmak, - wekken şüphe uyandırmak, zonder - kuşkusuz, 2 (besluiteloosheid) kararsızlık, tereddüt -TWIJFELAAR: d, (-s) 1 (erkek) şüpheci, kuşkucu, 2 (bed) (bir kişilikten büyük iki kişilikten küçük) büyük yatak -TWIJFELACHTIG: s, şüpheli, kati olmayan -TWIJFELEN: f, gs, (twijfelde, h, getwijfeld) 1 şüphe etmek, kuşkulanmak, kuşku duymak, aan - dan/den kuşku duymak, 2 (besluiteloos zijn) kararsız olmak -TWIJFELGEVAL: h (- len) şüpheli hal, orta durum, sallantılı durum -TWIJG: d, (- en) ince dal, sürgün -TWIJN: d, sicim, ibrişim, iplik -TWINKELEN: f, gs, (twinkelde, h, getwinkeld) parıldamak, pırıldamak -TWINTIG: sa, yirmi, de jaren - yirmili yıllar -TWINTIGER: d, (-s) yirmilik, yirmisinde biri -TWINTIGJARIG: s, yirmilik, yirmisinde, yirmi yaşında -TWINTIGSTE: sı, sa, yirminci, de - e eeuw yirminci yüzyıl -TWINTIGVOUD: h, (- en) yirmi kat -TWINTIGVOUDIGE: s, yirmi katlı, -TWIST: d, (- en) 1 ihtilaf, uyuşmazlık, anlaşmazlık, (ruzie) çekiş, ağız dalaşı, - zaaien nifak tohumları saçmak, 2 (dans) twist dansı -TWISTAPPEL: d, (-s) 1 myth/mit altın elma 2 (punt v, geschil) uyuşmazlık konusu, çekişmeli konu, -TWISTEN: f, gs, (twistte, h, getwist) tartışmak, çene yapmak, çekişmek, atışmak, polemik yapmak -TWISTGESCHRIFT: h, (- en) polemik, kalem çekişmesi -TWISTGESPREK: h, (- ken) çekişme, polemik tartışma, çene yarışı -TWISTPUNT: h, (- en) çekişme konusu, tartışma noktası -TWISTZIEK: s, polemikçi, çekişme düşkünü -TYFOON: d, (-s) şiddetli kasırga -TYFUS: d, med/tıb tifo, karahumma, (vlek-) lekelihumma, tifüs -TYPE: h, (- n, - s) 1 (model) örnek, numune, model, tip, wat een -! ne tip! tam tip! 2 druk/matb (drukletter) matbaa harfi -TYPEDIPLOMA: h, (-s) daktilo diploması -TYPEFOUT: d, (- en) yazım hatası, yazma hatası -TYPEMACHINE: d, (-s) daktilo -TYPEN: f, g, (typte, h, getypt) daktilo etmek, een getypte brief daktilo edilmiş mektup -TYPEREN: f, g, (typeerde, h, getypeerd) karakterize etmek -TYPEREND: s, karakterize edici -TYPEVAARDIGHEID: d, daktilo becerisi -TYPEWERK: h, daktilo işi -TYPISCH: s, z, tipik, karakteristik, - e gewoonten tipik adetler, (vreemd) garip, acayip, tuhaf -TYPIST: d, (- en) daktilocu -TYPISTE: d, (- en) (bayan) daktilocu -TYPOGRAAF: d, (...grafen) tipograf -TYPOGRAFIE: d, tipografi, yüksekbaskı, tipobaskı -TYPOGRAFISCH: s, z, basımla ilgili, matbaacılığa ait -TYPOLOGIE: d, tipoloji -TYPOMETRIE: d, harita basımı, -TYRREENSE -ZEE d, Tireniyen Denizi, -T.Z afk/kıs ter zake, -! konuya! konuya gel! -T.Z.T afk/kıs te zijner tijd zamanı gelince,
-PAARDENBLOEM: d, (- en) bot, karahindiba
-PAARDENMARKT: d, (- en) at pazarı
-PADDESTOELVERGIFTIGING: d, (- en) mantar zehirlenmesi
-PAKKAMER: d, (-s) paketleme yeri, paket odası
-PALING: d, (- en) zo, yılanbalığı
-PAPPOT: d, (- ten) lapa tavası, moeders - anakuzusu
-PARAFEREN: f, g, (parafeerde, h, geparafeerd) paraf etmek, parafe etmek,
-PARELHOEN: h, (- ders) zo, Afrikatavuğu, beçtavuk
-PARKEERGELD: h, (- en) park parası, park ücreti
-PARTIJGEEST: d, particilik, parti ruhu
-PASSEMENT: h, (- en) sırma, kaytan
-PASTILLE: d, (-s) 1 med/tıb tablet, pastil, 2 bir tür şekerleme
-PENDULE: d, (-s) pendüllü saat
-PERIKEL: h, (- en) 1 (moeilijkheid) sorun, problem, 2 (gevaar) tehlike
-PETEKIND: h, (...deren) vaftiz çocuğu
-PICKNICK: d, (-s) piknik, kır yemeği
-PIEPER: d, (-s) 1 zo, incirkuşu, 2 (aardappel) patates, volkst/hd kumpir, 3
-PIJNSTILLER: d, (-s) ağrı kesici ilaç/hap
-PIMPELMEES: d, (...mezen) zo, fanta (mavimsi renkte serçegillerden küçük
-PLAAGSTOOT: d, (...stoten) meydan okuma, meydan okuyucu hareket
-PLAMUUR: d, h, astar boya
-PLATO: Plato Eflatun
-PLAVEISEL: h, (-s) sokak taşı/asfalt vb,
-PLEITER: d, (-s) avukat, savunmacı, dava vekili
-PLEMPEN: f, g, (plempte, h, geplempt) (toprakla) doldurmak
-PLENGEN: f, g, (plengde, h, geplengd) dökmek, akıtmak, tranen - gözyaşı
-PLEURITIS: d, h, (- sen) med/tıb göğüs zarı iltihabı, krijg de pleuris verem
-PLEVIER: d, (- en) zo, yağmur kuşu
-PLUTOCRATIE: d, (...tieen) zenginler hakimiyeti, plütokrasi
-PNEUMONIE: d, med/tıb zatüre, akciğer iltihabı
-POLAROID: d, polaroit
-POLIS: d, (- sen) poliçe
-POLYGAMIE: d, çokeşlilik, poligami
-POOLSE: d, (-n) (bayan) Polonyalı
-PORTUGAL: Portekiz
-POSITIONEREN: f, g, (positioneerde, h, geposisioneerd) yerleştirmek
-POSTUUR: h, (posturen) bünye, endam, yapı, groot van - bünyeli, yapılı
-POTVERDOMME: ünl, hey mübarek! hay aksi şeyten! hay Allah!
-POULE: d, (-s) sp, grup, takım
-PREMIE: d, (- s, ...mien) 1 prim, 2 (in de loterij) ikramiye
-PRESIDENT: d, (- en) cunıhurbaşkanı, devlet başkanı, (voorzitter) başkan
-PRESIDEREN: f, g, (presideerde, h, gepresideerd) başkanlık etmek, yönetmek,
-PRIEMGETAL: h, (- len) mat, asal sayı
-PRIMA: s, z, (beste) mükemmel, güzel, çok iyi, alâ, fevkalade, enfes,
-PROBAAT: s, z, başarıyla denenmiş, en iyi
-PROEFLES: d, (- sen) öğretmenlik deneme dersi
-PROGNOSE: d, (-s) tahmin, prognoz
-PROPSCHIETER: d, (-s) oyuncak tüfek
-PROVISIEKAMER: d, (-s) erzak odası, kiler
-PUNTKOMMA: d, (-s) noktalı virgül
-PUZZEL: d, (-s) bilmece, een kruiswoord- bulmaca
-QUAESTUUR: d, (...turen) (üniversitede veya kilisede) saymanlık,
-QUARANTAINE: d, karantina, een schip in - plaatsen gemiyi karantinaya almak
-QUASI: z, güya, sanki, adeta
-RAAF: d, (raven) zo, kuzgun, een witte - bulunmaz hintkumaşı, ender bulunan
-RAAKLIJN: d, (- en) geom, teğet
-RAAM: h, (ramen) 1 pencere, cam, uit het - kijken pencereden dışarı bakmak,
-RACEFIETS: d, (- en) yarış bisikleti
-RACEWAGEN: d, (-s) yarış arabası
-RAKEN: I f, g, (raakte, h, geraakt) 1 (treffen) vurmak, isabet ettirmek,
-RANKHEID: d, incelik
-RAPPORT: h, (- en) 1 rapor, een - over iets uitbrengen bir şey hakkında
-RATJETOE: d, h, fig/mec karmakarışıklık
-REACTOR: d, (- s, - en) scheik/kim reaktör
-REALISME: h, gerçekçilik, realizm
-RECENSIE: d, (-s) eleştiri, tenkit, eleştirel değerlendirme
-RECHTSINGANG: d, - aan een klacht geven şikayetin görüşülebileceğini tebliğ
-RECHTSSTAAT: d, (...staten) hukuk devleti
-RECHTSZAAK: d, (...zaken) dava
-RECLAME: d, (-s) reklam, - maken voor een artikel bir malm reklamını
-REDENERING: d, (- en) 1 (gedachtengang) muhakeme, 2 (bewijsvoering) ispat,
-REDUCTIE: d, 1 (v,prijs) düşüş, iniş, indirim, 2 scheik/kim redüksiyon, 3
-REGELRECHT: s, z, direkt, doğru, dosdogru
-REGENTIJD: d, (- en) yağmur mevsimi, yağmur zamanı
-REGIME: h, (-s) 1 rejim, perhiz, 2 (bestuur) rejim, sistem, idare
-REKVERBAND: h, (- en) kırık/çıkık sargısı
-REPRESENTATIEF: s, 1 (vertegenwoordigend) temsili, temsil eden, 2
-REPRODUCEREN: f, g, (reproduceerde, h, gereproduceerd) 1 (opnieuw
-REQUIEM: h, (-s) ölü ruhu için yapılan bir Hıristiyan töreni
-RESERVEBAND: d, (- en) yedek teker, istetme, yedek lastik
-RESULTAAT: h, (...taten) sonuç, netice, tot een - komen bir sonuca varmak
-RESULTANTE: d, (-n) nat/fiz bileşke
-REVELATIE: d, (-s) keşif
-REVOLVER: d, (-s) tabanca
-RIJMELAAR: d, (-s) değersiz şair
-RINKELEN: f, gs, (rinkelde, h, gerinkeld) şıngırdamak, tıngırdamak, met
-RISSEN: f, g, (riste, h, gerist) 1 salkım yapmak, ipe dizmek, 2 (van de
-RIVAAL: d, (...valen) rakip, yarışçı
-RODDELEN: f, gs, (roddelde, h, geroddeld) dedikodu yapmak, gaybet yapmak,
-ROEMEEN: d, (...menen) Romen, Romanyalı
-ROME: h, Roma, alle wegen leiden naar - bütün yollar Romaya çıkar Romeins
-RONDDWALEN: (dwaalde rond, h, rondgedwaald) (göz vb,) gezinmek, dolaşmak,
-RONDGAAN: f, gs, (ging rond, is rondgegaan) 1 daire çizmek, dairesel
-RONDGANG: d, (- en) gezinti, dolaşma, tur, een - maken tur atmak, gezinti
-RONDRIJDEN: I f, gs, (reed rond, h/is rondgereden) arabayla dolaşmak,
-ROOKARTIKELEN: d, sigara ve sigara ile ilgili şeyler
-ROTGANG: d, spreekt/kd aşırı hız, met een - tabakhaneye bok götürür gibi
-ROTJE: h, (-s) kâğıt fişek, patlangaç, zich een - lachen gülmekten göbeği
-ROYEMENT: h, (- en) iptal
-RUBRIEK: d, (- en) 1 (opschrift) başlık, serlevha, 2 (v, krant) kolon,
-RUILHANDEL: d, mübadele usülü ticaret, trampa ticareti
-RUKKEN: f, g, (rukte, h, gerukt) kuvvetle çekmek, koparmak
-RUSTJAAR: h, (...jaren) nadas yılı
-SALUUTSCHOT: h, (- en) saygı atışı
-SAMENGEPERST: s, sıkıştırılmış
-SAMENVATTING: d, (- en) özet
-SANCTIONEREN: f, g, (sanctioneerde, h, gesanctioneerd) onamak, tasdik
-SAVOOIENKOOL: d, (...kolen) milano lahanası
-SCHANDE: d, ayıp, namussuzluk, yüzkarası, rezalet, het is een -! yazık!
-SCHARRELAAR: d, (-s) (sjacheraar) bezirgan
-SCHARRELKIP: d, (- pen) otlak tavuğu, başıboş tavuk
-SCHEUR: d, (- en) yırtık, yarık
-SCHEURING: d, (- en) (scheiding) kopma, ayrılma, ayrılış
-SCHIETGEBED: h, (- en) kısa dua
-SCHIK: s, zevk, tat, haz, memnuniyet, - hebben in het leven hayattan zevk
-SCHIMMELEN: f, gs, (schimmelde, h, geschimmeld) küflenmek, küf tutmak, küf
-SCHLAGER: d, (-s) (liedje) günün şarkısı, liste başı şarkı
-SCHOFFIE: h, (-s) sokak çocuğu, puşt
-SCHOLLEVAAR: d, (-s) zo, karabatak
-SCHOOLVERLATER: d, (-s) mezun
-SCHOORSTEEN: d, (...stenen) baca, daar kan de - niet van roken o baca
-SCHORTEN: f, (schortte, h, geschort) (mankeren) wat schort eraan? ne var?
-SCHOUWING: d, (- en) teftiş, yoklama, kontrol, bakım
-SCHRIJFBEHOEFTEN: d, çoğ/mv kırtasiye, yazı malzemeleri
-SCHRIJNEND: s, üzücü, içler acısı, acı verici, yürek parçalayıcı,
-SCHROKKEND: d, (-s) obur, pisboğaz, açgözlü, boğaz düşkünü
-SCHUIMSPAAN: d, (...spanen) kevgir, köpük kepçesi
-SCHULDEISER: d, (-s) alacaklı
-SCHUT: d, (- ten) 1 (scherm) çerçeveli perde, paravana, 2 (voor water) savak
-SCOUTING: d, izcilik kurumu
-SEKSUOLOGIE: d, seksoloji, cinsel yaşam bilimi
-SEPTEMBER: d, eylül, eylül ayı
-SIMPLISTISCH: s, z, basit, basitçe
-SIRE: (aanspreek titel) haşmetli, majesteleri, devletli, sultan,
-SKAI: h, yapay deri
-SKELTER: d, (-s) küçük motorlu yarış arabası
-SLAKKENHUISJE: h, (-s) sümüklüböcek kabuğu
-SLEEPHELLING: d, (- en) gemi tamir kızağı, tersane kızağı
-SLIMMERD: d, (-s) kurnaz, şeytan, uyanık kimse
-SLINGER: d, (-s) 1 (v, klok) sarkaç, pandül, rakkas, 2 (werptuig) sapan, 3
-SLIPSTREAM: d, araç/oto arkasındaki hava cereyanı
-SLOOPAUTO: d, (-s) hurdalık araba
-SLUIKHANDEL: d, kaçakçılık
-SLUITREDE: d, (- s, - nen) log/man tasım, kıyas
-SMEULEN: f, gs, (smeulde, h, gesmeuld) 1 için için yanmak, korlanmak, 2
-SNELHEIDSBEPERKING: d, (- en) hız sınırlaması, sürat tahdidi
-SNUFFELEN: f, gs, (snuffelde, h, gesnuffeld) 1 koklamak, kokusunu almak, 2
-SOKKEL: d, (-s) (zuilvoet) sütun tabanı, ayaklık
-SOLLICITATIE: d, (-s) iş başvurusu, başvuru
-SPANWIJDTE: d, (- n, - s) kemer açıklığı, (v, vleugel) kanat genişligi/eni,
-SPAR: I d, (- ren) bot, köknar, witte - beyaz çamsakızı ağacı, gewone -
-SPECIALISME: h, (-n) uzmanlık
-SPEELDOOS: d, (...dozen) oyuncak kutusu, muz/müz çalgı kutusu, laterna
-SPEENKRUID: h, bot, basurotu
-SPETTER: d, (-s) spreekt/kd 1 (spat) sıçrayan su, 2 (meisje) fıstık,
-SPIEGELGLAD: s, ayna gibi, dümdüz, pürüzsüz
-SPIERBAL: d, (- len) kas yumağı, toplanmış kas
-SPIJKERBAK: d, (- ken) çivi kutusu
-SPILZIEK: s, müsrif, savurgan, tutumsuz
-SPOELING: d, (- en) 1 durulama, sudan geçirme, çalkalama, 2 (v, w,c,) sifon
-SPOELMACHINE: d, (-s) tech/tek sarma makinası
-SPONSOR: d, (-s) spor kulübüne veya kuruluşlara mali destek sağlayan
-SPOOK: h, (spoken) ruh, hortlak, cin, hayalet, umacı
-STAATSGODSDIENST: d, (- en) devlet dini
-STADSGEZICHT: h, (- en) şehir manzarası/ görünüşü
-STATUS-QUO: d, h, statüko, sürerdurum
-STAVAST: een man van - karakterli bir adam
-STEDELING: d, (- en) kentli, şehirli,
-STEENOVEN: d, (-s) tuğla fırını
-STEKEND: s, (blik) keskin, delici, batan, içe işleyen, (pijn) sızılı,
-STELLIGHEID: d, kesinlik, katiyet
-STEMBUS: d, (- sen) seçim sandığı
-STEMMER: d, (-s) seçmen
-STENIG: s, taş gibi, taşlı, taş halinde olan
-STENOGRAFIE: d, stenografi, steno, konuşmaları kaydetmekte kullanılan
-STERALLURES: d, mv/çoğ kaprisli yıldız davranışı, kaprisli şöhret davranışı
-STEREO: s, stereo
-STERKWATER: h, scheik/kim asit nitrik, kezzap,
-STEVIGHEID: d, dayanıklılık, sağlamlık, kuvvetlilik, güçlülük
-STIEFVADER: d, (-s) üvey baba
-STINKEND: s, kokan, kokucu
-STOCKDIVIDEND: h, (- en) karın hisse senedi olarak verilmesi
-STOKBROOD: h, (...broden) uzun somun/ekmek
-STOKVIS: d, (- sen) kurutulmuş morina balığı
-STOOL: d, (stolen) (papazın) omuz atkısı
-STOORZENDER: d, (-s) başka radyo istasyonlarını bozucu istasyon
-STOPBORD: h, (- en) dur işareti, dur levhası
-STORTGOEDEREN: d, mv/çoğ scheep/den ambalajlı yük, istifli yük
-STRAMIEN: h, etamin, kanava, kanaviçe
-STREPEN: f, g, (streepte, h, gestreept) çizmek, (v, stoffen) çizgilemek
-STROT: d, (- ten) anat, boğaz, gırtlak, iemand bij de - grijpen birini
-STUITBEEN: h, (...deren) anat, kuyruksokumu kemiği, kuyruk kemiği
-STUKEN: (stuukte, h, gestuukt) sıvamak, sıva vurmak
-SUBSTITUEREN: f, g, (substitueerde, h, gesubstitueerd) 1 (vervangen) yerine
-SULCIDE: d, intihar
-SUPERBENZINE: d, süper benzin
-SYFILIS: d, med/tıb frengi, sifilis
-SYMBOLISEREN: f, g, (symboliseerde, h, gesymboliseerd) simgelemek,
-TALON: d, (-s) hand/tic dipkoçanı, koçan
-TANDENSTOKER: d, (-s) kürdan
-TANDVULLING: d, (- en) dolgu, diş dolgusu
-TEEN: I d, (tenen) sepetçi söğüdü dalı II d, (tenen) anat, ayak parmağı,
-TEGEMOETKOMING: d, (- en) 1 (concessie) ödün, taviz, 2 (geldelijke
-TENIETDOEN: f, g, (deed teniet, h, tenietgedaan) yıkmak, mahvetmek, (v,
-TENIETGAAN: f, gs, (ging teniet, is tenietgegaan) kaybolmak, yok olmak,
-TERAARDEBESTELLING: d, (- en) defin, gömme
-TERMINAAL: s, sonda/uçta bulunan
-TERUGBRENGEN: f, g, (bracht terug, h, teruggebracht) 1 geri getirmek,
-TERUGDOEN: f, g, (deed terug, h, teruggedaan) iets - bir şeyi karşılık
-TERUGGROETEN: f, g, (groette terug, h, teruggegroet) selamla karşılık
-TERUGSLAAN: I f, g, (sloeg terug, h, teruggeslagen) 1 geri itmek, geri
-TERUGSPOELEN: f, g, (spoelde terug, h, teruggespoeld) geri sarmak
-TERUGVERDIENEN: f, g, (verdiende terug, h, terugverdiend) tekrar kazanmak,
-TERUGVINDEN: f, g, (vond terug, h, teruggevonden) tekrar bulmak, een boek -
-TERUGWIJZEN: f, g, (wees terug, h, teruggewezen) işaret etmek, öncekini
-TEUG: d, (- en) (lucht) soluk, (drank) yudum, in een - het glas drinken
-THUISWERKER: d, (-s) (erkek) evde dışarıya iş yapan
-TIENTAL: h, on, - len onlarca
-TIEREN: I f, gs, (tierde, h, getierd) (groeien) büyümek, gelişmek, gelişip
-TIGRIS: d, Dicle
-TIKKELTJE: h, (-s) azıcık bir şey, birazcık, een - meer birazcık fazla
-TINTJE: h, (-s) hafif renk
-TOCHTGAT: h, (- en) hava deliği, cereyan deliği
-TOEKOMST: d, gelecek, istikbal, in de - gelecekte, ilerde, die zaak heeft
-TOELICHTEN: f, g, (lichtte toe, h, toegelicht) aydınlatmak, açıklamak,
-TOEMETEN: f, g, (mat toe, h, toegemeten) ayırmak, tahsis etmek, iemand iets
-TOESTROMEN: f, gs, (stroomde toe, is toegestroomd) (v, mensen) akmak, küme
-TOEVERTROUWEN: f, g, (vertrouwde toe, h, toevertrouwd) iemand zijn geld -
-TOEVLUCHT: d, (- en) sığınak
-TOEWIJDING: d, (- en) (ijver) gayret, fedakârlık
-TONGRIEM: d, (- en) anat, dil lifi, dil bağı, goed van de - gesneden zijn
-TORSO: d, (-s) heykel gövdesi, kırık heykel, fig/mec güdük şey, eksik şey,
-TOTALITAIR: s, bütüncül, totaliter
-TRALIEDEUR: d, (- en) ızgara kapı, parmaklıklı kapı
-TRANENDAL: h, gözyaşı vadisi
-TRANSPORT: h, (- en) 1 transport, nakliyat, taşıma, sevk, nakliye, 2 bhk/muh
-TRAPTREDE: d, (...treden) merdiven basamağı,
-TREIN: d, (- en) 1 tren, de - van 9 uur saat dokuz treni, 2 (reeks) dizi
-TRENDSETTER: d, (-s) moda belirleyici, eğilim belirleyici/yönlendirici
-TROMPET: d, (- ten) muz/müz boru, perdeli borazan, trompet
-TROUWAKTE: d, (- n, - s) evlilik cüzdanı
-TUINMAN: d, (...lieden, ...lui) bahçıvan, bahçe bakıcısı
-TUSSEN: ilg, (v, tijd) arasında, (v,plaats) ortada, ortaya, aralannda,
-TUSSENWERPSEL: h, (-s) taalk/dilb ünlem, nida